SAHİH-İ MÜSLİM

Konular        Numaralar  

İMAM NEVEVİ ŞERHİ

450 NOLU HADİS İÇİN

 

Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Dolunay gecesinde ayı görmekte itişir kakışır, (3/17) birbirinize zarar verir misiniz?" Bir başka rivayette: "(....) Birbirinizi sıkıştırır mısınız, izdiham olur mu" şeklindedir. (ZıJ~~) lafzı da re harfi şeddeli ve şeddesiz olarak rivayet edilmiş olmakla birlikte, te harfi her iki şekilde de ötrelidir.

 

Şeddeli okunuşun anlamı, ayın ilk günlerinde yaptığımız gibi iyice görünmediği için kalabalık görmekte, ihtHaf ve anlaşmazlık ya da başka bir sebep dolayısıyla başkalanna zarar verir misiniz, demektir. Şeddesiz okuyuş da: Onu görmekte herhangi bir zarar ve sıkıntı ile karşılaşır mısınız, demektir. Aynı şekilde (Zı;~) rivayeti de mim harfi şeddeli ve şeddesiz olarak rivayet edilmiştir. Mim harfini şeddeli okuyanlar başındaki te harfini üstün okurlar. Şeddesiz okuyanlar ise te harfini ötreli okurlar.

 

Şeddeli okuyuş, onu görmek için oldukça dikkatinizi harcar ve birbirinizi sıkıştırır mısınız demektir. Şeddesiz okuyuş da, bu hususta bir meşakkat ve zorlukla karşılaşır mısınız, demektir.

 

Kadı lyaz -Allah'ın rahmeti ona- dedi ki: Bazı dilbilginleri bu hususta her iki kelimenin başındaki te harfi fethalı olup, birisindeki re ve diğerindeki mim harfleri ise şeddelidir, derler.

Bu sözleriyle Kadı lyaz, böyle diyen dilbilginleri dışında kalanların bu iki kelimeyi diğer harfleri ister şeddeli, ister şeddesiz okusun te harfini ötreli olarak söylediğine işaret etmektedir. Bu da doğru ve anlamı açık okuyuştur. Buhari'deki bir rivayette ise her iki kelime arada "ev: yahut" lafzı ile şüphe ifade eden tabirle rivayet edilmiştir ki bu da: Bu hususta siz şüpheye düşmez ve herhangi bir tereddüde kapllmazsınlZ, dolayısıyla da onun görülüp görülmediği hususunda birbirinize itirazınız olmaz, demektir. Allah en iyi bilendir.

 

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "İşte siz de onu böylece göreceksiniz" buyruğu ile açıklık, şüphe ve tereddüdün, meşakkatin, zorluğun ve görüş ayrılığının sözkonusu olmaması bakımından bir görmenin diğerine benzetilmesi demektir.

 

"Tağutlar: tavağıt" buyruğu "tağut"un çoğuludur. Leys, Ebu Ubeyde, Kisai ve dilbilginlerinin büyük çoğunluğu şöyle demektedir: Tağut yüce Allah'ın dışında kendisine ibadet edilen her bir şeydir. İbn Abbas, Mukatil, el-Kelbı ve başkaları da: Tağut şeytandır demişlerdir. Tağutun putlar demek olduğu da söylenmiştir. el-Vahidı dedi ki: Tağut kelimesi hem tekil, hem çoğulolarak kullanılır. Müennes ve müzekker hali de budur. Yüce Allah: "Kendisini inkar etmekle emrolundukları halde tağutun hükmüne başvurmak istiyorlar." (Nisa, 4/60) Burada tekil olarak kullanılmıştır. "Kafirlerin dostları ise tağuttur, onları nurdan karanlıklara çıkarırlar." (el-Bakara, 2/257) buyruğu da bu lafzın çoğul olarak kullanıldığına örnektir. Müennes olarak kullanımına da: "Tağuta ibadet etmekten sakınıp ... " (ez-Zümer, 39/17) buyruğu örnektir. el-Vahidı dedi ki:

İsimler arasında "felek" ismi de bunun gibidir. O da (bu haliyle) tekil ve çoğul olarak da kullanılır, müzekker ve müennes olarak da. Nahivciler bunun vezninin "fealut" olduğunu, te harfinin de zaid olduğunu, "tağa: tuğyan etmek, azmak"tan türemiş olduğunu, bunun "tağavut" takdirinde olup, sonradan vav'ın elif'e kalb edildiğini söylemişlerdir. Allah en iyi bilendir.

"Aralarında münafıkları da bulunduğu halde bu ümmet kalır. " İlim adamları der ki: Münafıkların da müminler arasında kalmalarının sebebi, dünyada iken onların arkasına saklanıp, gizlendiklerinden dolayıdır. Ahirette de onların arasına saklanarak gizlenmek isteyip, onların yolunu izleyecek (3/18), onları takip edecek, onların nurlarında yürüyeceklerdir. Nihayet aralarına bir sur konulacaktır. Bu surun iç tarafında rahmet, dışının ön tarafında ise azap olacaktır. Böylelikle müminlerin onları aydınlatan nurlan da gitmiş olacaktır. Bazı alimlerin dediklerine göre, bunlar kendilerine uzak durun, uzak olun denilecek ve Havzın etrafından kovulup, uzaklaştırılacak kimselerdir, demişlerdir.

 

Sıfat Ayetleri ve Sıfat Hadislerinin Anlaşılması

 

''Allah kendilerine tanıdıkları suretinden başka bir surette gelecek ... Sen bizim Rabbimizsin diyecekler ve ona uyacaklar. " Şunu bilelim ki, sıfat ayetleri ve hadisleri ile ilgili ilim adamlarının iki görüşü vardır:

 

1- Selefin çoğunluğunun ya da tamamının görüşü olup, buna göre bu sıfatların anlamları hakkında söz söylenmez. Aksine: Bizim bunlara iman etmemiz ve yüce Allah'ın celal ve azametine yakışır bir anlamının olduğuna inanmamız gerekir. Bununla birlikte de şanı yüce Allah'ın hiçbir şeye benzemediğini, hiçbir şeyin onun gibi olmadığını da, ayrıca onun cisme bürünmekten, intikal etmekten herhangi bir cihette yer edinmekten ve yaratılmışların diğer sıfatlarından münezzeh olduğuna da kesinlikle inanmak gerekir. Aynı zamanda bu görüş kelamcılardan bir topluluğun da benimsediği görüş olup, onların muhakkikleri arasından bir topluluk da bu görüşü tercih etmiştir ve bu daha selametli bir yoldur.

 

2- Kelamcıların çoğunluğunun kabul ettiği görüş: Buna göre bu gibi buyruklar bulundukları yere uygun olarak tevil edilirler. Ancak bu tevilin ehil kimseler tarafından yapılması gerekir. Bu da Arapçayı, usul ve furu' ile ilgili kuralları, ilimde maharet sahibi birisi olmakla gerçekleşir. Bu mezhebe göre Resulullah {Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Allah onların yanına gelir" buyruğu hakkında şöyle denilir: Gelmesi onların onu görmelerinden ibarettir. Çünkü adeten başkasının önünden kaybolan bir kimseyi görmek ancak dönüp gelmesi ile mümkündür. İşte burada da görmekten mecaz olarak gelmek tabiri kullanılmıştır. "Gelmek"in yüce Allah'ın fiillerinden bir fiil olduğu da söylenmiştir. ''Allah onlara gelir" buyruğu ile Allah'ın bazı meleklerinin yanlarına gelmesinin kastedildiği de söylenmiştir.

 

Kadı İyaz (Allah'ın rahmeti ona): Bu açıklama bana göre hadise daha uygun olan açıklamadır, demektedir. Kadı İyaz şunları da ekler: Onların tanımadıkları bir surette kendilerine gelen bu melekte, meleğin ve yaratılmışın üzerinde açıkça görülen sonradan yaratılmışlık özellikleri bulunur. (Ondan dolayı onu tanımadıklarını söylerler.) Yahut ''Allah onlara tanımadıkları bir surette gelir" ifadesinin anlamı şu olabilir: (3/19) Onlara bir suret getirir ve kendilerine onları sınamak için mutlak ilahın sıfatlanna benzemeyen meleklerinden ve mahıo.katından birtakım suretler onlara görünür. Bu da müminlerin son sınanmasıdır. İşte bu melek yahut bu suret kendilerine: Ben Rabbinizim diyecek olursa, onda doğru bulmadıkları yaratılmışın alametlerini görecekler ve Rablerinin olmadığını bilip, ondan Allah'a sığınacaklardır.

 

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sonra Allah kendilerine onu tanıdıkları suretinde gelecek" buyruğunda geçen "suret"ten maksat sıfat ve niteliktir. Yani şanı yüce Allah kendilerine bildikleri ve onu kendisiyle tanıyacakları bir sıfatta tecelli edecek. Onlar zatını sıfatıyla tanıyacaklar. Daha önce onu görmemiş olsalar bile; çünkü onun yarattıklarından hiçbir şeye benzemediğini göreceklerdir. Önceden de onun yarattıklarından hiçbir şeye benzemediğini biliyorlardı. Böylelikle onun Rableri olduğunu bilecekler ve:

Evet, sen Rabbimizsin diyecekler.

 

Burada "sıfat"ın "suret" ile ifade edilmesi, aralarındaki benzerlik dolayısıyla ve anlatımda cinasın devam ettirilmesi içindir. Çünkü daha önceden de suret sözkonusu edilmişti.

Müminlerin söyleyecekleri "senden Allah'a sığınırız" sözleri hakkında da Hattabi şu açıklamayı yapmaktadır: Bu sığınmayı özelolarak münafıkların yapacak olmaları ihtimali vardır. Ancak Kadı lyaz bunu kabul etmeyerek: Bunun münafıkların söyleyecekleri bir söz olması doğru olamaz, bu açıklama ile de ifadeler doğru dürüst anlaşılamaz, demiştir.

 

Kadı lyaz'ın bu söyledikleri doğrunun kendisidir, hadisin lafzı da zaten bunu açıkça ortaya koymaktadır ya da açıkça ondan anlaşılan budur. Ondan sığınacak olmalarının tek sebebi daha önce açıkladığımız gibi, yaratılmışın alametlerini onda görecek olmalarıdır.

"Onun arkasından giderler, ona tabi olurlar" buyruğu da şu demektir:

Cennete gitmek suretiyle kendilerine verdiği emre uyarlar yahut kendilerini cennete götürecek meleklerine uyarlar. Allah en iyi bilendir.

"Sırotta cehennemin üzerine kurulur. " Sırat onun üzerine boydan boya uzatılır. Bu ifadeler ise Sıratı ispat etmektedir. Hak ehlinin mezhebi de onun sabit olduğunu kabul etmektir. Selef de onun sabit olduğunu icma ile benimsemişlerdir. Sırat cehennem üzerindeki bir köprüdür, bütün insanlar üzerinden geçeceklerdir. Müminler durumlarına yani konumlarına göre kurtulurlar, diğerleri ise onun içine -kerim Rabbimiz Allah bizi ondan korusun- düşerler. Mezhebimize mensup kelam bilginleri ve onların dışındaki selef alimleri Sırat kıldan ince, kılıçtan keskindir derler. Nitekim Ebu Said (r.a.) da burada bu kitapta zikredilmiş diğer rivayetinde böyle ifade etmiştir. Yüce Allah en iyi bilendir.

"Ben ve ümmetim (üzerinden) ilk geçecekler olacağız." Sıratın üzerinden ilk olarak geçip, onu kat edecekler biz olacağız.

"O gün Resullerden başka kimse konuşmayacaktır." Oehşetlerin şiddetinden dolayı böyle olacaktır, demektir. Yani Sıratın üzerinden geçiş halinde onlardan başka kimse konuşmayacaktır. Yoksa kıyamet gününde insanların konuşacakları ve her bir nefsin kendisi için mücadele edeceği, birbirlerine soru soracakları, birbirlerini kınayacakları, (3/20) uyanların uydukları kimseler ile davalaşacakları çeşitli konular olacaktır. Allah en iyi bilendir.

"O gün Resullerin duası Allah 'ım esenlik ver esenlik ... olacaktır." Bu ise onların yaratılmışlara mükemmel şefkat ve merhametlerinden dolayıdır. Buradan da duaların içinde bulunulan yer ve konumlara göre olacağı ve her bir yer ve konumda ona uygun bir şekilde dua yapılacağı hükmü anlaşılmaktadır. Allah en iyi bilendir.

"Cehennemde sa'dan dikeni gibi kancalar vardır." (Kancalar anlamını verdiğimiz) "el-kelalib" kelimesi "kellCıb"un çoğuludur. Bu da ucu bükülmüş ve etin asılıp, tandıra bırakıldığı bir demirin adıdır. el-Metali' sahibi şöyle diyor: Bu, başında bükülmüş demir bir çubuk bulunan bir sopadır. Bazı hallerde hepsi de demir olabilir. Buna da aynı şekilde kellab denilir. Sa'dan ise bütün yönlerinde çuvaldız gibi büyük dikenleri olan bir bitkidir.

'1\mellerine göre insanları yakalar. " Bunun am elleri sebebiyle onları yakalar anlamında olması mümkün olduğu gibi, amelleri miktarına göre onları alıp yakalar anlamında olması da mümkündür. Allah en iyi bilendir.

"Onların kimisi ameliyle kalan bir mümin, kimisi de kurtarılıncaya kadar ceza görecektir." Kadı İyaz'ın zikrettiğine göre "(~ ~ .:r.rJ! ~): Onlardan kimisi ameliyle kalan bir mümindir" ibaresi üç şekilde rivayet edilmiştir. Birincisi: (~ ~ .:r.rJ!): Mümin ameli ile korunur, şeklindedir, ikincisi (j."jı): mümin ameli sayesinde korunacak, demektir, üçüncüsü ise (~."jı ~: ~): Bazısı da ameli sebebiyle helak olacaktır, demektir.

 

Kadı İyaz: Bunların en sahih olanı da budur demektedir. el-Metali' sahibi de: Bu üçüncüsü doğru alandır, demektedir. İkinci rivayette (~) kelimesi baştaki ye harfi be olarak da kaydedilmiştir ki ye ile korunmak anlamındadır, be ile de ameli ile kalır anlamındadır. Bizim diyarımızdaki asıl yazmaların çoğunluğunda ise be harfi iledir.

"Kimileri de cezalandırılır. " (3/21) Bu anlamdaki lafız "mücazat: cezalandırılmak, karşılık vermek"ten gelen bir lafız olarak cim ve ze harfi ile kaydetmiş bulunmaktayız. Bu kelime burada bizim diyarımızdaki asıl yazmalarda bu şekildedir. Kadı İyaz (Allah'ın rahmeti ona) ise bu kelimenin tespitinde farklılıktan söz etmekte ve şunları söylemektedir: Bu kelimeyi el-Uzr! ve başkaları -bizim de zikrettiğimiz gibi- rivayet etmiş olmakla birlikte bazıları bunu "el-muhardel" diye rivayet etmiş, bazıları da bunu Buhari'de cim harfi ile "elmucerdel" olarak rivayet etmişlerdir. Birincisi parça parça edilmiş anlamındadır. Yani kancalarla parça parça edilecek. Bunun yere yıkmak anlamında olduğu da söylenmiştir. el-Mucerdel ise helak olmak ve düşmek üzere olan kimse anlamındadır.

 

"Cehennem ateşi Ademoğlunu secde izleri dışında yer ... " buyruğunun zahirinden anlaşıldığı üzere, cehennem ateşi insanın üzerinde secde yaptığı yedi secde organının tamamını yemeyecektir. Bu yedi organ ise alın, eller, dizler ve ayaklardır. Bazı ilim adamları böyle demiş olmakla birlikte, Kadı İyaz (Allah'ın rahmeti ona) bunu kabul etmeyip, şöyle demektedir: Secde izinden kasıt özelolarak alındır. Ancak tercih edilen birinci görüştür.

 

Eğer, Müslim bundan sonra merfu olarak: "Cehennemde yüzlerinin etrafı dışında yanmış birtakım kimselerin çıkartılacağı"na dair bir hadis zikretmiş bulunmaktadır, denilecek olursa, buna şöyle cevap verilir: Bunlar cehennemden çıkacaklar arasından özel birtakım kimselerdir. Bunların cehennem ateşinde yanmaktan kurtulacak tek yerleri yüzlerinin çevresidir. Başkalarının ise bütün secde organları yanmaktan kurtulacaktır. Hadisin geneli ile amel etmek bunu gerektirmektedir. Buna göre bu hadis umumi, öbür hadis hastır. Böyle bir durumda tahsis edilen kısmı dışında genel anlam ihtiva eden nas ile amel edilir. Allah en iyi bilendir.

'~teşten iyice yanmış olduklan halde çıkacaklar." Buradaki "iyice yanmış olarak" anlamındaki (I~I ~) lafzı rivayetlerde bu şekilde (te ve ha fethalı) olup, Kadı İyaz (Allah'ın rahmeti ona) rivayetleri sağlam üstatlarından böylece nakletmiş ve sözün açıklanabilecek şekli de böyledir, demiştir. Hatlabı ve Herevı de bu lafzı böylece rivayet etmiş ve yanmış oldukları halde anlamındadır demişlerdir. Kadı İyaz dedi ki: Bazı hocalarımız te harfini ötreli, ha harfini kesreli olarak okumuşlardır.

"Selin sürükledikleri arasında bir tanenin bitmesi gibi biterler." Tane (hibbe) aslında çölde ve sel yatakları kenarlarında yetişen bakliyat ve atların çekirdekleri (tohumları) demektir. "Selin taşıdığı" ise seli n beraberinde getirdiği çamur yahut köpük, çörçöptür. Anlatılmak istenen ise bitip, yetişmenin hızına, güzelliğine ve tazeliğine benzetmektir.

"Kokusu beni helak etti. .. " Beni zehirledi, bana eziyet verip, rahatsız etti, beni helak etti, demektir. Dil ve hadisteki garip lafızlar bilginlerinin çoğunluğu böyle açıklamışlardır. Davudi; derimi ve şeklimi değiştirdi, diye açıklamıştır. "Cehennemin alevi" anlamındaki (L,;.jL5~) lafzı hadisin bütün rivayetlerinde bu şekilde med ile ve zel harfi fethalı olarak gelmiştir. Bunun med'siz kullanıldığı da söylenmiştir, daha meşhur olan bu olmakla birlikte birçok kimse de med'li ve kasırlı olarak iki söyleyiş olduğunu zikretmişlerdir.

"Cennetin kapısında durunca cennet ona açılacak. Cennetteki hayn görecek. " Rivayet yollarında ve asıl yazmalarda bilinen, sahih olan "hayr" kelimesinin noktalı hı ve ye ile yazılmasıdır. Kadı İyaz (Allah'ın rahmeti ona)'ın naklettiğine göre ise Müslim'de bazı rivayetler bunu "el-habr" diye rivayet etmişlerdir ki bu da sevinç anlamındadır. Metali' sahibi dedi ki: Her ikisi de doğrudur ama ikincisi daha açık ve güçlü bir anlam ihtiva eder demektedir. Buhari de bu kelimeyi bu şekilde rivayet etmiştir,.

"Yüce Allah'a dua edip durur sonra yüce Allah ona güler." İlim adamları: Allah'ın ona gülmesi kulunun yaptığı işten razı olması, onu sevmesi, nimetin i onun üzerinde izhar edip göstermesi ve ona nimetini ihsan etmesidir, demişlerdir. Allah en iyi bilendir.

"Sonra Rabbinden dilekte bulunur ve temenniler eder. Hatta yüce Allah kendisine şunu şunu da hatırlatır. " Yani yüce Allah ona filan şeyi de temenni et, başka şeyden de iste ve temenni et, diyerek ona temenni edeceği şeylerin türlerini ismen söyler. Bu ise şanı yüce Allah'ın pek büyük rahmetinin bir neticesidir.

 

Ebu Hureyre'nin rivayetinde geçen "sana bu ve onunla birlikte bir misli daha vardır" ifadesi ile Ebu Said'in rivayetinde 'cm misli daha vardır" hakkında ilim adamları şöyle demişlerdir: Bu iki rivayetin bir arada telif edilmesinin yolu şudur: Önce Ebu Hureyre'nin hadisinde geçeni bildirdi, sonra yüce Allah lütfunu arttırarak Ebu Said'in rivayetindeki gibi daha da arttırdı. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de bunu haber vermiş olmakla birlikte Ebu Hureyre bunu duymadı. (3/24)