AHMED
DAVUDOĞLU
519 -
525 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:
Bu hadisi Buhari
«Kitabu'r-Rikak» da rivayet etmiştir. Hadisi Şerif Allah Teala'nın Nebi
{Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ümmetine son derece ikram ve ihsanda
bulunduğunu göstermektedir. Görülüyor ki; hadisin bazı rivayetlerinde hesaba
çekilmeksizin cennete gireceklerin sayısı yetmişbin bazılarında yediyüzbin
hatta bazı rivayetlerde Yetmişbinin her neferi ile birlikte yetmişbin kişi daha
gireceği bildirilmektedir.
Ukkaşe yahut Ukaşe
(Radiyallahu anh)'ın ricası kabul edilip öteki zatın kabul edilmemesine gelince
bu hususta Kaadî İyaz şunları söylemektedir: «İkinci zat'ın Ukkaşe derecesinde
ve cennete sorgusuz sualsiz girecek sıfatta olmadığı söyleniyor. Hatta münafık
olduğunu bile söyleyenler var. Onun için Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
kendisine ihtimallî bir cevap vermiş : «Sen onlardan değilsin.» diye tasrihi
doğru bulmamıştır. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in güzel ahlakı
buna manidir. Bazıları Ükkaşe hakkındaki duasının kabul edileceği Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sel!em)'e vahiy ile bildirilmiştir. Öteki için vahiy
gelmemiştir diyorlar.»
Hatib-i Bağdadî İkinci
zatın Sa'd b. Ubade (Radiyallahu anh) olduğunu rivayet etmiştir. Bu rivayet
sahih ise o zat hakkında münafık diyenlerin sözü batıl olur. Fakat o zatın Sa'd
b. Ubade olması ihtimalden uzak görülmüş; Sa'd b. Umara olabileceği ihtimali
üzerinde durulmuştur. Bu takdirde hadisi nakleden, tashif yapmış demektir.
Nevevi: «Doğrusu ve
muhtar olan da budur» diyor. İbnu'l Cevzî: «Bana öyle geliyor ki Ukkaşe
ricasını hulus-u kalb ile yapmış ve kabul edilmiştir. Ötekinin ise, sözü kesmek
için müracaat etmiş olması muhtemeldir. Çünkü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) ona da evet cevabını verse şüphesiz ki; üçüncü, dördüncü zevat kalkarak
aynı şeyi isterler dileklerin sonu gelmezdi. Bittabî herkes soruşsuz sualsiz
cennete girmeyi hak edemez» demiştir.
Süheylî'de: «Bana öyle
geliyor ki; o saat bir icabet saati imiş. İkinci zat Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in duasını o saat geçtikten sonra istemiş olacak» diyor.
Zümre: Biribııi arkasına
takılmış cemaat demektir.
523 numarada geçen İmran
hadisinde soruşsuz sualsiz cennete gireceklerin kim olduğu sorulduğu zaman
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in:
«Onlar vücutlarını
(kızgın demirle) dağlamayanlar; efsun yapmayanlar ve ancak Rablerine tevekkül
edenlerdir.» buyurduğu rivayet edilmektedir. Bu hadisin manası hakkında ulema
ihtilaf etmişlerdir. Ebu Abdillah Mazirî şöyle demektedir: «Bazı kimseler
tedavinin mekruh olduğuna bu hadisle istidlal etmişlerdir. Fakat ekseri
ulemanın kavli bunun hilafınadır. Onlar Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'in bir çok hadislerde ilaç ve yemeklerin faydasından bahsettiğini ileri
sürerek bu hadisle ihticac ederler. Bir de Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) bizzat ilaç kullanmıştır. Hz. Aişe (Radıyallahu Anha)'nın rivayet
ettiği ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bir çok defalar ilaç
kullandığını gösteren haberlerde onlara delildir. Keza okumak sureti ile
istişfası malumdur, ulema sahabeden bazılarının hasta okumak için ücret aldıklarını
bildiren hadisle de istidlal etmişlerdir. Bu cihet sabit olunca; buradaki
hadisi ilaçların tabiatı icabı fayda verdiğine inanıp şifa meselesini Allah'a
havaleetmeyenler manasına hamletmek gerekir...» Kaadî İyaz 'da şunları
söylemiştir: «Bu hadis üzerinde söz edenlerden bir çokları bu te'vile sahib
olmuşlardır. Fakat bu te'vil doğru değildir. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) sualsiz cennete girenleri onlara has bir meziyyet ve fazilet olmak
üzere haber vermiş yüzlerinin bedir gecesindeki ay gibi parlayacağını beyan
buyurmuştur. Mesele, bu zevatın te'vil ettiği gibi olsaydı soruşsuz cennete
girenler bu hususiyeti haiz olamazlardı. Çünkü şifayı Allah'tan beklemek bütün
mu'minlerin itikad ettikleri bir şeydir. Aksine inanmak küfürdür. Ulema ve Maani
sahipleri bu mesele üzerinde söz etmiş Ebu Süleyman Hattabî ile başkaları hadisten murad ilaç kullanmayı
Allah'a tevekkül ederek, kaza ve belasına rıza göstererek terkedenlerdir.»
demişlerdir. Hattabî : «Bu derece, hakikî iman sahiplerinin en yüksek derecesidir.
Ulemadan bir cemaatin mezhebi de budur.» demiş ve isimlerini saymıştır. Hadisin
zahirî ve muktezasma göre zikri geçen dağlamak, okumak v.s. tedavi nevileri
arasında bir fark yoktur. Davudî: «Bu hadisten murad sağlamken ilaç
kullanandır. Çünkü hastalığı olmayana bu mekruhtur. Fakat hastalığı olan
hakkında caizdir» diyor. Bazıları bir
manadan dolayı hasta okumakla dağlamayı tedavi nevilerinden tahsis etmişlerdir.
Onlara göre sair tedavi nevileri tevekküle mani değildir. Çünkü Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile selefin büyükleri tedavi görmüşlerdir.
Beslenmek için yemek içmek gibi kat'î olan sebepler bu babta kelam ulemasına
göre tevekküle dokunmazlar. Bundan dolayıdır ki; ilaç kullanma hadis-i şerifte
nefyedilmemiştir ve yine bundan dolayıdır ki; ulema bir kimsenin gerek
kendisinin gerekse çoluk çocuğunun rızkını kazanmasını tevekküle zararlı
saymamışlardır. Çünkü rızık kazanan kimse o rızkı kendinden bilmez onu
temamiyle Allah Tealaya havale eder. Tedavi ile dağlamak arasındaki fark hususunda
söz uzundur. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunların ikisini de mubah
kılmış ikisini de övmüştür. Ben ancak bir nüktecik anlatacağım ki; o da
kafidir; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hem kendisi ilaç kullanmış hem
başkasını tedavi buyurmuştur. Fakat kendisi dağlanmamış başkaları dağlanmıştır.
Sahih rivayete göre Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ümmetini
dağlamak sureti ile tedaviden nehiy etmiş ve dağlanmayı sevmediğini beyan
buyurmuştur.» Kaadî İyaz'ın sözleri burada sona erer.
Nevevî diyor ki: «Bu
hadisin zahir olan manası,, Hattabî ile ona muvafakat edenlerin ihtiyar
ettikleri kavildir, ki hasılı şudur: Hesaba çekilmeden cennete girecek
olanların Allah'a tevekkülleri tamdır. Onun için de Allah'ın takdir ve kazası
île giriftar oldukları musibetten kurtulma çaresini aramazlar. Bu halin bir
fazilet olduğunda ve böyle bir hal sahibinin tercih edileceğinde ise şüphe
yoktur. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in tedavisine gelince: O bunu
bizlere caiz olduğunu beyan için yapmıştır.»
Ülema-i Kiram,
Tevekkülün hakikati hususunda da ihtilaf etmişlerdir. İmam Ebu Cafer Taberi ile
diğer bazı selef-i salihinden bir cemaatin : «Tevekkül ismi kalbine Allah
korkusundan başka yırtıcı hayvan veya düşman korkusu gibi şeyler karışmayan ve
Allah'ın tekeffülüne i'timad ederek rızk peşinde koşmayı terk edenden başkasma
layık değildir.» dediklerini nakletmişlerdir. Bu zevat, bu hususta varid olan
eserlerle istidlal etmişlerdir. Bir takım ulema da : «Tevekkülün ta'rifi: Allah
Teala'ya güvenmek, kaza ve kaderinin nafiz olunduğunu yakinen inanmak, yiyecek
içecek gibi zarurî olan şeyleri tedarik ve düşmandan korunma hususunda Nebi
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sünnetine tabî' olmaktır. Nitekim bütün
Nebilerin yaptığı da budur.» demişlerdir. Kaadî İyaz, umumiyetle fukahanın
mezhebi bu olduğunu, Taberî'nin de bunu ihtiyar ettiğini söylemiş: «Birinci
kavil bazı mütesavvifenin mezhebidir; Maamafih Mutasevvifenin muhakkikları da
cumhurla beraberdir. Şu farkla ki; onlara göre esbaba gönül bağlanmaya tevekkül
ismi verilmez. Esbab, Allah'ın sünnet ve hikmetleridir. Kul hod behod ne bir
faydayı celb, ne de bir zararı def edebilir. Bunların hepsi Allah
Teala'dandır.» demiştir.
Kuşeyrî diyor ki
tevekkülün yeri kalbdir. İtimadın Allah tarafından geldiğini bildikten sonra
zahiri azanın hareketi kalbine tevekkülüne mani değildir. Bir şeyin yapılması
mümkün olmazsa o Allah'ın takdiri ile mümkün olmaz. Yapılması müyesser olan şey
de Allah'ın teysiri ile olur.»
Bazıları tevekkülü:
«Allah'ın dilediğine rıza göstermektir» diye tarif etmiş diğer bazıları da:
«Tevekkül kulun nazarında azla çoğun müsavi olmasıdır» demişlerdir.
Hadisin bazı
rivayetlerinde bir de «tetayyur» zikredilmiştir. Bunun manası: Kuşlarla teşe'üm
etmek yani kuş bu tarafa uçarsa hayır, bu tarafa uçarsa şer gelir diye
inanmaktır. Bazı cahillerin bacanın üzerine baykuş konarsa o haneden ölü çıkar;
arabanın önünden tavşan geçerse mutlaka bir uğursuzluk zuhur eder, gibi bir çok
batıl inançları bu kabildendir. Bunlar
cahiliyet devrinden kalma
hurafelerdir. İşte hadisi
şerifte hesaba çekilmeden cennete girecekleri bildirilen bahtiyarlar bu
gibi teşe'ümlerden de sakınanlardır. Teşe'ümün zıddı tefe'üldüf, ki; bir şeyi
hayıra yormaktır. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tefe'ülü severdi. Bazıları
hesap vermeden cennete gireceklerin hadiste beyan Duyurulanlardan daha çok
olacağını söyleyerek hadisde bildirilen miktara itirazkar bir tavır
takınmışlarsa da kendilerine cevaben:
«Orasını ancak, Allah bilir yetmiş adediyle çokluk murad edilmiş olması
muhtemeldir» denilmiştir. Nitekim lisanımızda da : «Bunu sana yüz defa söyledim» denilirse,
bundan: «Sana çok defalar söyledim» manası kasdedilir. Yüz adedinin kendisi murad
değildir.
Ukaşe (Radiyallahu'anh)
ashab-ı kiramın büyüklerindendir. Onun hakkında Resulullah (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem): Arabm en hayırlı binicisi bizdendir» buyurmuş kim olduğu sorulunca
«Ukaşetü'bnü Mihsan» dır. demiştir. Hz.Ukkaşe'nin Bedir gazasındaki
yararlıkları meşhurdur. Harb esnasında kılıcı kırılınca Resulullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) kendisine bir odun parçası vermiş Ukkaşe (Radiyallahu anh)
sallayınca odun kılıç olmuş harb kazanılıncaya kadar da onunla çarpışmıştır.
«Avn ismi verilen bu kılıçla Hz. Ukaşe Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem}
ile birlikte iştirak ettiği bütün gazalarda cenk etmiş vefatına kadar onu
muhafaza eylemiştir.
526, 527. nolu Hadis-i
şerif’i ve izahını da okuyun.!