|
İMAM
NEVEVİ ŞERHİ |
534 – 536 NOLU HADİSLER İÇİN
(534)
"Ebu Kamil el-Cahderi"nin adı el-fudayl b. Huseyn'dir. Adı Cahder
olan dedesine nispet edilmiştir. Oah..1 önce defalarca açıklanmış
bulunmaktadır. Senette ayrıca "Ebu Avane" de vardır ki onun da adı
Vaddah b. Abdullah'lır.
''Allah
abdestsiz bir namazı, ganimetten çalınmış bir sadakayı kabul etmez." Bu
hadis namaz için abdest (taharet)in vacip olduğu hususunda açık bir naslır.
Ümmet de namazın sahih olması için taharetin şart olduğu üzerinde icma
etmiştir.
Kadı
lyaz der ki: Namaz için taharetin ne zaman farz kılındığı hususunda ihtilaf
etmişlerdir. İbnu'l-Cehm abdestin İslam'ın ilk dönemlerinde sünnet olduğu, onun
farziyetinin ise daha sonra teyemmüm ayetinde nazil olduğu kanaatindedir.
Cumhur
ise şöyle demektedir: Hayır, abdest bundan önce de farz idi. (Kadı lyaz
devamla) dedi ki: Abdest almanın namaz kılmak üzere kalkan her kişiye mi yoksa
özelolarak hadesli olan (abdestsiz olan) kimseye mi farz olduğu hususunda
ihtilaf etmişlerdir. Seleften bazı kimseler her bir namaz için abdest almanın
farz olduğunu kabul etmişler ve yüce Allah'ın: "Namaz için kalktığınız
takdirde" (Maide, 5/6) ayetini delil göstermişlerdir.
Başka
bir grup ise bunun önce böyle olmakla birlikte sonradan nesh edildiği
kanaatindedir.
Her
namaz için abdest alma emrinin mendubluk anlamında olduğu söylendiği gibi;
hayır, ancak hadesli (abdestsiz) olan kimse için abdest almak meşrudur ama her
bir namaz için abdestin yenilenmesi (tazelenmesi) müshetabtır, denilmiştir.
Bundan sonra da fetva vermek ehliyetine sahip kimseler bu kanaat üzerinde icma
etmiş ve bu hususta aralarında görüş ayrıiığı kalmamıştır. Onlara göre de ayet:
Eğer abdestsiz iseniz ... demektir. Kadı lyaz (rahimehullah)'ın açıklamaları
bunlardır.
Bizim
mezhep alimlerimizin ise abdest almayı icap ettiren hususun ne olduğu hakkında
üç ayrı görüşü bulunmaktadır:
1-
Abdest almak hades (abdestin bozulması) sebebiyle vakti geniş olmak üzere
vaciptir.
2-
Abdest almak ancak namaz kılmak için kalkınca vacip olur.
3-
Her iki sebep dolayısıyla abdest almak icap eder. Mezhep alimlerimiz nezdinde
tercih edilen kanaat budur.
Su
ya da toprak ile taharet almaksızın namaz kılmanın haram olduğu üzerinde ümmet
icma etmiştir. Kılınacak namazın farz ya da nafile olması arasında fark
olmadığı gibi, tilavet secdesi, şükür secdesi, cenaze namazı kılmak arasında da
bir fark yoktur. Ancak Şa'bı ile Muhammed b. Cerir etTaberi' den taharetsiz
olarak cenaze namazı caizdir diye nakledilen kanaat bundan müstesnadır ama bu
da batıl bir görüştür, ilim adamları bunun aksi üzerinde icma etmişlerdir.
Mazeretsiz olarak kasten ve abdestsiz namaz kılan bir kimse günahkar; olur ama
bize göre de, büyük çoğunluğa göre de kafir olmaz. Ebu Hanife
(rahimehullah)'dan böyle bir• kimsenin ciddiyetsiz hareketi dolayısıyla kafir
olduğunu söylediği nakledilmiştir.
Bizim
delilimiz şudur: Küfür itikat edilen hususlar hakkında sözkonusu olur. Bu
şekilde namaz kılan kimsenin ise akidesi sahihtir. Bütün bu hükümler ise
abdestsiz olarak namaz kılan bir kimsenin herhangi bir mazeretinin bulunmaması
halinde sözkonusudur. Ama su ve toprak bulamayan kimse gibi mazereti bulunan
kişi hakkında İmam Şafii'nin (rahimehullah) dört görüşü bulunmaktadır. Bu dört
görüş de çeşitli ilim adamlarının kabul ettikleri görüştür, bunların her
birisini birtakım ilim adamları dile getirmişlerdir. Bizim (Şafii) mezhebimiz
alimlerine göre bu dört görüşün en sahih olanı ise böyle bir kimsenin durumu
nasılsa öylece namaz kılmasının vacip olduğu ve taharet alma imkanı bulduğu
takdirde onu iade etmesi icap ettiğidir.
İkincisi
ise namaz kılması haram olur ama kazasını yapması kap eder. Üçüncüsü namaz
kılması müstehap, kaza yapması vaciptir.
Dördüncüsü
namaz kılması vacip, kaza yapması vacip değildir. Bu görüş ise el-Müzenl'nin
tercih ettiği görüştür. Delil itibariyle en güçlü görüş de budur.
Namazın
vacip (farz) oluşuna gelince, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu
buyruğu bunu gerektirmektedir: "Size herhangi bir emir verecek olursam
gücünüz yettiği kadarıyla onu yapınız." Bu durumda namazın iade edilmesi
ise yenilenen bir emir ile icap eder, aslolan ise böyle bir emrin olmayışıdır.
Aynı şekilde Müzenı de şöyle diyor: Bir tür ihlal ile birlikte vakit içerisinde
yerine getirmekle emrolunduğu her bir namazın kazası da kap etmez. Allah en iyi
bilendir.
İkinci
hadiste Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sizden birinizin
abdesti bozulursa, abdest almadıkça Allah namazını kabul etmez" buyruğu,
su ya da toprak ile taharetlenmedikçe (temizlenmedikçe) namazı kabulolmaz
demektir. Resulullah (sallallahu aIeyhi ve selIem)'in yalnızca abdesti
sözkonusu etmesi ise aslolanın ve çoğunlukla yapılanın o olmasından dolayıdır.
Allah en iyi bilendir.
"Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Ganimetten çalınan maldan sadakayı
da" (kabul etmez). Gulul hainlik etmek demektir. Asıl anlamı ise payIaştırıImadan
önce ganimet malından çalmaktır.
"İbn
Amir'in: Bana dua et, demesi üzerine İbn Ömer (radıyalIahu anh)'ın:
Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyIe buyururken dinIedim ... '1\llah ... kabul
etmez" hem sen Basra'nın üzerinde emir idin" sözIerinin manası şudur:
Yani sen ganimetten çaImaktan kurtuIabilmiş değilsin çünkü sen Basra valisi
idin. (3/103) DolayısıyIa sende yüce AlIah'ın birtakım hakları da, kulların
birtakım hakları da kaImıştır. Bu nitelikte oIan kimseye yapıIan dua ise kabuI
edilmez. Tıpkı namaz ve sadakanın da ancak kendisini belirtilen hallerden
koruyan kimseden kabuI edilmesi gibi.
Zahiren
göründüğü kadarıyIa -Allah en iyi bilendir- İbn Ömer bu sözIeriyle İbn Amir'i
yaptıklarından vazgeçirmek istemiş, onu tövbeye teşvik etmiş, emirlere
muhalefet etmekten vazgeçirmek için onu şevklendirmiştir. Yoksa duanın
fasıklara faydası oImayacağını kesin oIarak söylemek istememiştir. Çünkü Nebi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de, selef de, halef de kafirIere ve masiyet
işIeyen kimseIere hidayet bulmaIarı ve tövbe etmeIeri için hep dua etmişIerdir.
AlIah en iyi bilendir.
(535)
"Bize Muhammed b. Müsenna ve İbn Beşşar tahdis edip dediler ki ... Simak
b. Harb'den" Müslim'in: "Hepsi" sözünden kastı Şu'be, Zaide ve
İsrail' dir.
"Ebu
Bekr dedi ki: Vekl' de bize tahdis etti" sözü de şu demektir: Ebu Bekr b.
Ebi Şeybe bunu Huseyn b. Ali' den, o Zaide' den diye rivayet etmiştir. Bunu
yine Ebu Bekr, Veki" den, o İsrail' den diye rivayet etmiş, Ebu Bekr ile
Vekl' had dese na (bize tahdis etti) demişIerdir. Bu da "haddesena Veki':
Bize Veki' tahdis etti" sözüyIe aynı anlamdadır. Bazı asıI nüshalarda
"haddesena" kelimesi düşmüş ve sadece "Ebu Bekir ve Veki',
İsrail' den" kısmı kaImıştır. Bu da sahihtir. Bu durumda Ebu Bekr'in ilk
oIarak söyIediği bize Huseyn tahdis etti sözüne atfedilmiş oIur. Yani bize
Veki' de İsrail' den tahdis etti demektir. Bazı asıllarda da şu şekildedir: Ebu
Bekr dedi ki: Bize Ve ki' de tahdis etti.
Hepsi
de doğrudur. AlIah en iyi bilendir.