|
İMAM
NEVEVİ ŞERHİ |
539 – 544 NOLU HADİSLER İÇİN
(539)
"Mescidin yakınında iken" mescidin önünde, mescidin civarında
demektir. Allah en iyi bilendir.
"Allah'a
yemin ederim ki, size bir hadis nakledeceğim" ifadesinden yemin etme
zorunluluğu olmadan yemin etmenin caiz olduğu anlaşılmaktadır.
"Allah'ın
kitabında bir ayet olmasayd1. .. " Sonra (541 numaralı hadiste) Urve dedi
ki: Bu ayet: "Muhakkak indirdiğimiz apaçık ayetlerimizi. ..
gizleyenler" (Bakara, 2/159) ayetidir.
Bunun
da anlamı şudur: Yani eğer yüce Allah bir bilgiyi bilen bir alime onu tebliğ
etmeyi vacip kılmamış olsaydı (3/110) size bu hadisi nakletmek için özel bir
gayretim olmazdı, size fazla hadis nakletmezdim, demektir.
Bütün
bu açıklamalar bizim ülkemizdeki asıl nüshalarda ve onların dışında diğer
kimselerin elindeki nüshaların birçoğunda "bir ayet olmasaydı"
şeklindeki ifadeye göredir. Kadı İyaz der ki: Her iki hadiste de raviler
"ayet" lafzını zikretmişlerdir. Ancak el-Bac! bunu birinci hadiste
"ayet"teki ye harfi yerine "nun" ile "ennehu"
şeklinde rivayet etmiştir. Malik'in ravileri de bu iki lafzın rivayetinde
ihtilaf etmişlerdir. Müslim'de Urve'nin: "Bu ayet yüce Allah'ın:
"Muhakkak indirdiğimiz apaçık ayetlerimizi. .. gizleyenler"
(el-Bakara, 2/159) ayetidir, dediği yer almaktadır. Buna göre bunun nun harfi
ile "ennehu" şeklindeki rivayeti sahih olamaz.
Muvatta'
da ise şöyle denilmektedir: Malik dedi ki: Görüşüme göre o şu:
"Gündüzün
iki tarafında, gecenin de birbirine yakın saatlerinde dosdoğru namazı kıl"
(Hud, 114) ayetini kastetmektedir. Buna göre ise her iki rivayet de sahih olur
ve nun ile rivayet: Eğer benim size nakledeceğim hadisin anlamı yüce Allah'ın
kitabında da bulunmamış olsaydı gereksiz yere güvenip, bel bağlamamanız için
size ben bunu tahdis etmeyecektim, demek olur.
Kadı
İyaz (devamla) der ki: Urve'nin görüşüne göre değindiği ayet-i kerime ise her
ne kadar kitap ehli hakkında nazil olmuş ise de onların işlerini yapıp,
yollarını izleyen kimseler için bir uyarı ve bir sakındırmadır. Bununla
birlikte Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de meşhur olan hadiste: "Her
kim bir ilmi gizleyecek olursa, Allah ona ateşten bir gem takar" buyurarak
bunun genel bir hüküm olduğunu beyan etmiştir. Kadı İyaz'ın ifadeleri burada
sona ermektedir.
Sahih
olan Urve'nin tevilidir. Allah en iyi bilendir.
"Güzelce
abdest alırsa" yani abdesti tam nitelik ve adabı ile eksiksiz alırsa. Bu
hadis ile abdestin edeplerini, şartlarını öğrenmek için gerekli itinanın
gösterilmesine, bunun ameli olarak uygulanıp, bu hususta ihtiyatlı olunmasına
bütün ilim adamlarına göre sahih kabul edilecek şekilde bir abdest alıp,
ihtilaflardan hareket ederek ruhsatları bulmaya çalışmamasına gayret göstermesi
gerektiği teşvik edilmektedir. Bundan dolayı besmele çekmeye, niyet etmeye,
mazmazaya, istinşaka, istinsara, başın tamamını mesh edip, kulakları mesh etmeye,
abdest organlarını ovmaya, organları sırasıyla arka arkaya yıkamaya ve buna
benzer hakkında ihtilaf edilmiş diğer hususlara oldukça dikkat göstermeli ve
icma ile kabul edilmiş bulunan temiz suyu bunun için elde etmelidir. Şanı yüce
Allah en iyi bilendir.
"Onun
o namazı ile ondan sonraki namaz arası (günahları) ona bağışlanır."
Muvatta'da ise "ondan sonraki
namazı da kılıncaya kadar" ifadesi yer almaktadır.
(541)
"Salih'ten dedi ki: İbn Şihab dedi ki: Ama Urve ... " Bu biri
diğerinden rivayet nakleden Medineli tabiinden dört kişinin bir arada bulunduğu
bir isnadtır. Bunda bir diğer incelik daha vardır ki, bu da yaşça büyük
olanların, yaşça küçüklerden rivayetidir; çünkü Salih b. Keysan, ez-Zühri'den
yaşça daha büyüktür. Hadisteki "ama" ifadesi bundan önceki hadis ile
ilgilidir.
(542)
"Büyük günah işlemedikçe ondan önceki günahlar için kefaret olur ...
" Yani bütün küçük günahları mağfiret olunur, büyük günahlar müstesnadır.
Onlar mağfiret olunmaz. Maksat da büyük günah olmadıkça, küçük günah mağfiret
olunur ama büyük günah işlenirse, küçük günahlardan hiçbirisinin de
bağışlanmayacağını ifade etmek değildir. Bu anlam her ne kadar ihtimal
dahilinde ise de hadisin siyakı böyle bir anlam çıkarmaya elverişli değildir.
Kadı
lyaz der ki: Hadis-i şerifte sözkonusu edilen büyük günah işlenmediği sürece
küçük günahların bağışlanacağı ehl-i sünnetin benimsediği kanaattir. Büyük
günahlara ise ancak tövbe etmek yahut yüce Allah'ın rahmet ve lütfu kefaret
olur. Allah en iyi bilendir.
"Bu
bütün zaman böyle devam eder. " Yani bu bütün zamanlarda böyle sürüp
gider. Ayrıca hadiste: "Bir Müslüman farz bir namazın vaktine erişip de
abdestini, huşuunu ve rükuunu güzel bir şekilde yerine getirecek olursa ...
" ifadesi yer almaktadır. Bundan önceki (538 numaralı) rivayette de
"kim benim bu abdestim gibi abdest alırsa ... " diğer (541 numaralı)
rivayette "o namaz ile ondan sonraki namaz arası. .. " öbür (543
numaralı) hadiste "kim bu şekilde abdest alırsa ... " (549 numara ile
gelecek): "Beş vakit namaz aralarındakiler için bir kefarettir." (550
numaralı) öbür hadiste ise: "Beş vakit namaz ve iki Cuma arası ile ...
" buyurulmaktadır.
Bütün
bu lafızları Müslim bu bapta zikretmiş bulunuyor. Şöyle denilebilir: Abdest
küçük günahlara kefaret ise peki namaz neyin kefareti, cumalar ve ramazan neyin
kefareti olacaktır? Aynı şekilde arafe günü orucu da iki yılın günahları için,
aşure günü orucu da bir yılın günahı için kefarettir. Bu nasıl açıklanır? Yine
imama uyan kimsenin amin demesi, meleklerin amin demesine denk düşerse geçmiş günahları
da affedilir, denilmiştir.
Buna
cevap ilim adamlarının cevaplandırdığı şekilde şöyledir: Sözü geçen bu
amellerin her birisi günahlara kefaret olmaya elverişlidir. Eğer bu amelin
kefaret olacağı herhangi bir küçük günah varsa ona kefaret olur. Eğer kefaret
olacağı küçük büyük herhangi bir günah yoksa bu ameli dolayısıyla ona haseneler
yazılır ve onun sebebiyle de dereceleri yükseltilir. Şayet bir ya da daha çok
büyük günahları olup, küçük herhangi bir günahı yoksa büyük günahların
vebalinin hafifletileceğini ümit ederiz. Allah en iyi bilendir.
(544)
"Ebu'n-Nadr'dan, o Ebu Enes'ten rivayet ettiğine göre ... Ebu Kuteybe
rivayetinde şunu eklemiştir ... " Senette geçen Ebu'n-Nadr'ın adı Salim b.
Umeyye el-Medeni el-Kureşi et-Teymi olup, Ömer b. Abdullah et-Teyml'nin
azatlısı ve katibidİr.
Ebu
Yunus'un adı Malik b. Ebu Amir el-Asbah1 el-Medenl'dir. İmam Malik b. Enes'in
dedesi Malik'in amcası Ebu Suheyl'in de babasıdır.
"el-Mekaid
(otumlacakyerler)" denildiğine göre burası Osman b. Aftan'ın evinin yakınında
birtakım dükkanlar (satış tezgahları) idi. Bazı merdivenlerdir diye söylendiği
gibi, mescidin yakınında insanların ihtiyaçlarını görmek, abdest almak ve
benzeri maksatlarla oturmak için yaptığı bir yer olduğu da söylenmiştir.
(544)
"(Azalarını) üçer üçer yıkayarak abdest aldı." Bu abdestte sünnet
olan sayının üçer defa olduğu hususunda pek büyük bir asıl dayanaktır. Bunun
sünnet olduğu üzerinde icma bulunduğunu, farz olanın ise yalnız bir defa
yıkamak olduğunu belirtmiştik. Bunda -aynı zamanda- İmam Şafil ile ona
muvafakat edenlerin baş hakkında -diğer organlarda müstehap olduğu gibi- üç
defa mesh edilmesidir, kanaatlerinin lehine bir delalet bulunmaktadır. Bu
hadise yakın çok sayıda hadis de gelmiştir. Bunları el-Müzehheb Şerhinde
açıklamaları ile birlikte bir araya getirdim ve bunların sahih olanlarını,
zayıf olanlarından ayırt ederek ve hadislerin neresinin delil olduğuna dikkat
çektim.
"Yanımda
da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından bazı kimseler vardı."
Yani Osman (r.a.) bu sözlerini ashabtan bazı kimseler onun yanında iken
söylediği halde ona muhalefet etmediler. Beyhaki ve başkasının naklettiği bir
rivayette de şöyle denilmektedir: Osman (r.a.) organlarını üçer defa yıkayarak
abdest aldı, sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabına:
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in böyle yaptığını gördünüz mü,
sormuş, onlar da evet demişlerdir. Allah en iyi bilendir.
"Bize
Veki', Süfyan'dan tahdis etti. O Ebu'n-Nadr'dan, onun Enes'ten rivayetine göre
Osman abdest aldı." Bu isnadta Darakutni ve başkalarının "bazı
noktalarda dikkat çektiği bir isnadtır. Ebu Ali el-Gassaniel-Ceyyani dedi ki:
Veki' b. Cerrah'ın bu hadisin isnadında "Ebu Enes" demekle yanıldığı
zikredilmektedir; çünkü bu hadisi Ebu'n-Nadr, Busr b. Said'den, o Osman
b.
Affan'dan diye rivayet etmektedir. Biz bu hususu Ahmed b. Hanbel'den ve
başkalarından rivayet etmiş bulunmaktayız. Nitekim Darakutni de böyle demiştir:
Bu Veki" in, Sevri hakkında yanılgıya düştüğü hususlardandır. Sevri'nin
hafız olan ravileri de ona muhalefet etmişlerdir. el-Eşcai, Abdullah ile
Abdullah b. Velid ve Yezid b. Ebi Hakim, el-Firyabi, Muaviye b. Hişam, Ebu
Huzeyfe ve başkaları bunlar arasındadır. Bunlar bu hadisi es-Sevri' den, o Ebu'
n-Nadr'dan, o Busr b. Said'den, Osman ... diye rivayet etmişlerdir. Doğrusu da
budur. Ebu Ali'nin ifadeleri burada sona ermektedir.