2189 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbü't-Tıb»'da tahrîc etmiştir.
Hâdise hicretin yedinci
senesinde Medîne'de geçmiştir. Lebid münafıklardandı. Bir rivayette sihri
meydana çıktıktan sonra onu itiraf etmiş. Fakat Resûlullah (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem) iş büyümesin diye kendisine birşey dememiştir. Yine bir rivayette
kuyudan çıkarilan hurma tomurcuğunda Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in
balmumundan yapılmış bir timsâli bulunmuş, timsâlin üzerinde saplanmış
iğnelerle, üzerinde on bir düğüm bulunan bir iplik çıkmış. Derken Cebrail
(Aleyhisselâm) Muavvizeteyn sûrelerini indirerek okumasını söylemiş. Resûlullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de bu sûrelerin onbir âyetini onbir düğümün üzerine
okumuş. Her âyeti okudukça bir düğüm çözülmüş ve timsâlden her bir iğne
çıkarıldıkça rahatlık hissetmiş.
Sihir kötü nefislerden
sâdır olan hârikadır. Buna karşı gelmek imkânsızdır. Sihrin hakikati
olmadığını, sihir nâmına görülen şeylerin bâtıl bir takım hayaller olduğunu
söylemişlerdir. Şâfiîler'den Ebü Cafer Esterâbâzî ile Hanefîler'den Ebû Bekri
Râzî'nin ve Zahirîler'den İbni Hazım bu kavli tercih etmişlerdir. Fakat gerek
«Müslim» şârihi Nevevî'nin, gerekse Hanefîler'den «Buhârî» şârihi Aynî'nin beyanlarına
göre sahîh olan kavil cumhur ulemânm kavlidir. Onlara göre sihrin hakikati
vardır. Buna kitap ve sünnetten birçok deliller şahittir.
İmam-ı Mâzirî bu babda
şunları söylemiştir: «Ehl-i Sünnetin ve cumhur ulemânın mezhebine göre sihir
sabittir. Onun da sâir sabit eşya gibi hakikati vardır.» Mâzirî tu babda sözü
bir hayli uzun tutmuş, bid'atçılarm bu hadîsi muhtelif sebeplerle inkâr
ettiklerini söylemiştir. O sebeplerden biri de sihrin nübüvvet makamını
küçültmesi hattâ şüpheye düşürmesi ve Şerîafa itimatsızlık doğurmasıdır. Lâkin
bu iddia bâtıldır. Sihrin hakikat olduğunu gösteren kat'î deliller vardır. Bu
delillerden anlaşıldığına göre sihir vâkîdir. Ancak Nebilerin ümmetlerine
tebliğ ettikleri ilâhî hükümlere müteallik husûsata bir tesîri yoktur. Mucize
buna şahittir. Bu kat'î delilin şehâdet ettiği hususun hilafını iddia bâtıldır.
Dünya umurundan bâzı husûsatta sihrin Nebilere tesir etmesi ihtimalden uzak
değildir. Çünkü Nebi ne dünya işlerini tanzim için gönderilmiştir, ne de bundan
dolayı sâir insanlardan faziletli kılınmıştır. Bir insan olması cihetiyle
hakikati olmayan bazı dünya işlerinin ona hakikati varmış da oluyormuş gibi
görünmesi mümkündür. Nitekim Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
Efendimize cima'da bulunuyormuş gibi hayal geçirdiği, hakikatte ise böyle
birşey olmadığı rivayet olunmuştur.
Nebi (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem) kendisine bir hayâl geldiğini, fakat hakîkatta ortada bir şey
olmadığını beyân buyurmuştur. Şu halde itikadı sağlam olup, sihr ona tesir
edememiş demektir. Kaadî İyad bu hadîsin bütün rivayetlerinin beyânına göre
sihirin Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sâdece cesedine ve dış uzuvlarına
musallat olduğunu, aklına, kalbine ve itikadına hiç bir tesir icra etmediğini
söylemiştir.
Sihrin insana ne derece tesir
ettiği meselesi de ulemâ arasında ihtilaflıdır. Bâzıları en ziyâde karı-kocayı
birbirinden ayıracak kadar tesir ettiğini söylemişlerdir. Eş'arîler'e göre
bundan daha büyük tesiri de olabilir. Mâzirî: «Aklen sahîh olan da budur.»
demiştir. Burada şöyle bir sual hatıra gelebilir :
— Eş'arîler sihirbazın
elinde hârikalar zuhur edeceğine cevaz verdiğine göre sihirbazla Nebiin farkı
ne olacaktır?
Cevâb: Hârika yalnız
Nebiin değil, evliyanın ve sihirbazların elinde de zuhur edebilir. Ancak Nebi
göstereceği hârikayı va'd ettiği zaman da gösterir. Eğer daasında yalancı
olsaydı Cenâb-ı Hak o hârikayı onun elinde yaratmazdı. Nitekim Nebi'in
muarızları kin ve garazlarından çatladıkları halde onların mucizelerine karşı
hiç bir hârika gösterememişlerdir. Allah yalancının elinde hârika yaratmış
olsa, onlara da böyle bir şey nasîb olurdu. Evliya ile sihirbazlara gelince:
Onlar insanlara meydan okuyamazlar; size şu hârikayı veya bu hârikayı
göstereceğiz, diye iddia bile etmiş olsalar hüsranla karşılaşırlar. Çünkü istenildiği
vakit hârika göstermek ellerinde de değildir. O ancak Nebiler'e mahsûstur.
Evliya ile sihirbazlar arasında ise iki cihetten fark vardır. Şöyle ki :
1- Meşhur olan kavle
göre sihir ancak fâsık bir kimsenin elinde zuhur eder. Keramet fâsık elinde değil,
veliyyullâhın elinde zuhur eder.
2- Sihir bir takım
ilaçlan birbirine karıştırmakla ve birşeyler yapmakla olur. Kerâmetse böyle bir
şeye muhtaç değildir. O ekseriyetle veliyyullâhın elinde tesadüfen zuhur eder.
Meselenin fıkhı cihetine
gelince; sihir yapmak bilicmâ büyük günahlardandır. Hattâ bazen küfre de varır.
Binâenaleyh onu öğrenmek ve öğretmek de haramdır. Eğer yapılan sihir küfrü
iktizâ ediyorsa yapan kâfir olur. Küfrü îcâb etmiyorsa Şâfîler'e göre ta'zîr
olunur ve tevbe etmesi istenilir. Tevbe ederse kabul olunur. İmam Mâlik: «Sihir
yapan kâfirdir. Sihrinden dolayı öldürülür. Tevbe etmesi istenilmez, etse bile
kabul olunmaz. Mutlaka öldürülür.» demiştir.
Kaadî İyad'ın beyânına
göre Imam-ı Ahmed b. Hanbel'in de mezhebi budur. Bu kavil birçok ashab ve
tabiinden rivayet olunmuştur.
Hanefîler'in «Fetevây-ı
Suğra» adlı eserinde: «İmam-ı Azam'la Muhammed'in kavline göre sihri yapan
kimsenin tevbe etmesi istenilmez. İmam Ebu Yûsuf'a göre tevbe etmesi istenir.»
denilmektedir.
Zındığın tevbesi dahî
ihtilaflıdır.
İbni Sad'in bir
rivayetine göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelen iki zât Cebrail ile
Mikâil (Aleyhisselâm)'dır. Baş ucunda duran Cebrail, ayak ucunda duran
Mikâil'dir. Bu geliş bazılarına göre uykuda olmuştur. Uyur uyanık bir halde
iken geldiğini söyleyenler de vardır.
Zûervan Medine'de Benî
Züreyk kabilesinin bahçesinde bulunan bir kuyudur. Hadîs-i şerif büyük zararın
karşısında küçük yararın terk edileceğine delildir. Ki bu mesele İslâm'ın en
mühim kaidelerinden biridir.