SAHİH-İ MÜSLİM

Bablar Konular Numaralar

AHMED DAVUDOĞLU

675 – 676 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:

 

  Bu hadîsi Eimme-i Sitte 'nin hepsi ve diğer bir çok ulema rivayet etmişlerdir. Buharî onu Abdest ve Taharet bahislerinin müteaddit yerlerinde Cenaze bahsinde ve «Kitabu'I Hac» da Ebu Davud, Tirmîzî ve Nesaî Taharet bahsinde yine Nesai Tefsir ve Cenaze bahislerinde, İbni Mace Taharet bahsinde muhtelif ravilerden tahriç etmişlerdir. İbni Mace 'nin rivayetinde: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iki yeni kabrin yanına uğradı» denilmiştir. Bu kayıd vakanın cahiliyet devrinde geçmediğini gösterdiği gibi İmam Ahmed'in tahric ettiği Ebu Ümame hadisinde «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Bakî kabristanına uğradı da: Bugün buraya kimi defnettiniz? diye sordu.» denilmesi de ölenlerin müslüman olduğuna delalet eder. Çünkü Bakî müslüman kabristanıdır. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Hem büyük bir şeyden dolayı azab görmüyorlar.»   buyurmuştur.

 

Ulema bu cümleyi iki türlü te'vil etmişlerdir. Birinci te'vile göre cümlenin manası: «Kabirde yatanların telakkilerince büyük bir şey sayılmayan sebeplerden dolayı azab görüyorlar.» demektir. İkinciye görede: «sakınması kendilerine büyük bir şey sayılmayacak sebeblerden dolayı azab görüyorlar.» demektir. Kaadi Iyaz üçüncü bir te'vil daha yapmıştır. Ona göre bu cümlenin manası: en büyük günahlardan sayılmayan sebeplerle azap görüyorlar demektir. «Bu takdirde cümleden murad başkalarını men' ve tahzir olur. Yani zannedilmesin ki azap edilmek yalnız büyük günahlara mahsustur. Küçük günahlardan dolayı da azab edilir, demek olur.

 

Fahr-i Kainat (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hadisin üçüncü cümlesinde kabirdekilerin azabına sebep birinin kovuculuk yapması diğerinin de bevlden korunmaması olduğunu beyan buyurmuştur. Kovuculuk; yerinde gördüğümüz vecihle insanlar arasında laf taşımaktır. Nevevî: «Kovuculuk zarar getirmek kastiyle sözü başkasına taşımaktır ki kabahatlarm en çirkinlerinden biridir.» diyor. Fakat Kirmani buna itiraz etmiş ve: «Fukahanın kaidesine göre bu söz doğru değildir. Çünkü onlar: Büyük günah haddi şer'iyi îcab eden suçtur derler. Halbuki kovuculuk yapana had vurulmaz. Ancak kovuculukta devam etmek onu büyük günah yapar denilirse o başka. Çünkü küçük günahı ısrarla yapmanın hükmü büyük günahın hükmü gibidir. Yahut buradaki kebîreden lstilahi manası kasdedilmemiştir» demiştir.

 

Bazıları: « Kirmanî'nin fukahadan naklettiği söz bütün fukahanın sözü değildir. Lakin Rafiî bu sözü tercih ettiğine işaretle büyük günahın ta'rifinde iki vecih rivayet etmiştir. Vecihlerin biri budur. İkinci veche göre irtikabından dolayı şiddetli azab tehdidi varid olan günaha büyük günah derler. Rafiî: «Fukaha daha ziyade birinci veche meylederlersede ikinci vecih büyük günahlar hakkında tafsilat verirken onların söylediklerine daha muvafıktır» demiştir. Maamafih Kirmanî'nin sözü umumi manada söylendiği için hakkında yapılan bu tenkîd yersiz görülmüştür.

 

Bevlden sakınmamanın kabir azabına sebep olacak kadar büyük günah olması namazın butlanını icap ettiği içindir. Çünkü namaz sahih olabilmek için necasetten temizlenmek şarttır. Binaenaleyh bevlden sakınmayan namazsız kalacak demektir. Namazın terki ise şüphesiz büyük günahtır. Kovuculuk yapan dahi insanları birbirine katarak düşman ettiği ve bir çok vahim neticelere sebeb olduğu cihetle en çirkin kabahatlardan biridir.

 

Ulemanın beyanına göre Fahr-i alem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) efendimizin hurma dallarını kabirlerinin üzerine dikmesi onlara şefaat içindir. O bu hususta Allah Teala'dan şefaat izni istemiş niyazı kabul edilerek o dallar kuruyuncaya kadar azaplarının hafifletileceği va'ad buyurulmuştur. Müslim'in kitabının sonunda Hz. Cabir (R.A.)'dan tahriç ettiği uzun bir hadiste Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Şefaat niyazım kabul edildi ve bu dallar yaş kaldıkça azablarının hafifletileceği va'd  buyuruldu.» demiştir.

 

Bazıları: «İhtimal Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara bu müddet zarfında dua etmiştir» demiş bir takımları da «yaş dalların dikilmesi kuruyuncaya kadar teşbih edecekleri içindir. Kuruduktan sonra teşbih kalmaz» mütaleasmda bulunmuşlardır. Ekseri ulemanın mezhebi de budur. Çünkü müfessirinin ekserisine göre Allah Teala'nın

 

«Hiç bir şey yoktur ki, Allah'ın hamdine bürünerek ona teşbih etmesin! Lakin siz onların teşbihini anlamazsınız.» ayet-i kerimesinin manası diri olan herşey Allah'a tesbihte bulunurlar demektir. Yine müfessirinin beyanına göre her şeyin hayatı kendine göredir. Mesela ağaç kurumadıkça, taş yerinden kırılıp çıkarılmadıkça diridirler.

 

Muhakkikini ulemaya göre ayet-i kerime umumu üzerine caridir. Acaba bütün canlılar hakikaten tesbih ederlermi yoksa onlar varlıkları ile Allah'ın birliğine delalet ettikleri için lisan-i halleri ilemi tesbih etmiş sayılırlar? Bu cihet ihtilaflı isede muhakkikini ulemaya göre canlılar Allah'a hakikaten tesbîh ederler.

 

Allah Teala bir çok taşların Allah korkusundan çatlayarak yere düştüklerini haber vermiştir. Akıl Allah'ın canlılara temyiz kuvveti verdiğini İmkansız kabul etmediğine, nass-i ilahi de bunu natık bulunduğuna göre canlıların hakikaten Allah'a tesbih ettiklerine inanmak farzdır.

 

Kabir azabı hakkında eshab-ı kiramın bir çoklarından hadisler rivayet edilmiştir. Bezzar'ın zararsız bir senetle Ubadetü'bnü Samit (R.A.)'dan tahriç ettiği bir hadis ile Müslim'in buradaki rivayeti, Ebu Davud 'un rivayet ettiği Ebu Muse'l-Eşarî hadisi, Ebu Muse'l-Medinî'nin «et-Tergîb ve't-Terhîb» nam eserinde rivayet ettiği Ebu Ümame ve Ebu Rafi' hadîsleri, İbni Mendeh'in «Kitabu't-tahara»da rivayet ettiği Meymune hadisi bunlardandır.