|
İMAM
NEVEVİ ŞERHİ |
753 – 757 NOLU HADİS İÇİN
(753)
"Cahş kızı Ümmü Habibe Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) 'den fetva
sordu," (756) diğer rivayette "Cahş kızı" diyerek Ümmü Habibe'yi
zikretmemiş;
(754)
Abdurrahman b. Avf'ın nikahı altında olup, "ResuluIlah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'in baldızı Cahş kızı Ümmü Habibe" diyerek hadisi
zikretmektedir.
Aynı
hadiste: "Aişe dedi ki ... yıkanırdı." Diğer rivayette (756):
"Cahş kızı istihaza kanı görüyordu" denilmektedir.
Bu
lafızlar asıl nüshalarda bu şekilde sabittir.
Kadi
İyaz son rivayet ile ilgili olarak şunları nakletmektedir: Ebu'l-Abbas
er-Razi'nin nüshasında "Cahş kızı Zeynep" olarak geçmektedir. Kadi
İyaz der ki: Muvatta ravileri de bu hususta Malik'ten rivayeti farklı
nakletmişlerdir. Çoğunluğu Cahş kızı Zeynep derken, birçok ravi de "Cahş kızı"
demişlerdir. Doğrusu da budur. Böyle diyerek "Abdurrahman b. Avf'ın nikahı
altında" ibaresinin bir yanılma olduğunu açıklamıştır çünkü Zeynep
müminlerin annesi olup, kesinlikle Abdurrahman b. Avf onunla evlenmemiştir.
Ondan önce onunla Zeyd b. Harise evlenmişti sonra ResuluIlah (s.a.v.) onunla
evlendi. Abdurrahman b. Avf'ın zevcesi ise Zeyneb'in kızkardeşi olan Ümmü
Habibe'dir. Nitekim (754) "ResuluIlah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
baldızı ve Abdurrahman b. Avf'ın zevcesi" ifadesi doğru bir şekilde
açıklamalı olarak gelmiştir. Aynı şekilde "kızkardeşi Zeyneb'in evinde
yıkanırdı" sözlerinde de bu açıklama yapılmış olmaktadır.
Ebu
Ömer b. Abdilberr -yüce Allah'ın rahmeti ona- dedi ki: Denildiğine göre Cahş'ın
Zeynep, Ümmü Habibe ve Talha b. UbeyduIlah'ın zevcesi Hamne adındaki kızlarının
üçü de istihaza kanı görüyorlardı. Aralarında Ümmü Habibe dışında istihazalı
olan olmadığı da söylenmiştir. Kadi Yunus b. Muğis de el-Mev'ib fi
Şerhi'l-Muvatta adlı kitabında da bunun gibi bir rivayet nakletmiş ve onların
üçünün de adının aynı şekilde Zeynep olduğunu onlardan birisinin lakabının
Hanne, diğerinin künyesinin Ümmü Habibe olduğunu da belirtmiştir. Eğer bu durum
böyle ise o takdirde Malik, Ümmü Habibe'ye Zeynep adını vermekte hata etmekten
kurtulmuş olur. Buhari de Aişe (r.anha)'nın rivayet ettiği bir hadiste Nebi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden bir kadın diye zikretmiş, bir
diğer rivayetinde "müminierin annelerinden birisi" bir başkasında da
"Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) istihazalı olduğu halde hanımlarından
birisiyle birlikte itikafa girdi" diye rivayette bulunmuştur. Kadi İyaz'ın
ifadeleri bunlardır.
"Um
Habibe" sözü hakkında Darakutni şöyle demektedir: İbrahim el-Harbi dedi
ki: Doğrusu adının sonunda he olmaksızın "Um Habib" olduğudur.
Kendisinin adı ise Habibe'dir. Darakutni: el-Harbi'nin bu sözü doğrudur. O bu
işi insanlar arasında en iyi bilendi, demiştir. Başkası da şöyle demektedir: Bu
Amre'den, o Aişe'den rivayete göre Um Habib ... diye rivayet edilmiştir. Ebu
Ali el-Gassani dedi ki: Sahih olan adının Habibe olduğudur. Aynı şekilde
Humeydi de Süfyan'dan bunu böyle rivayet etmiştir. İbnu'l-Esir der ki: Ona Ümmü
Habibe denilir, Ümmü Habib de söylenmiştir ama birincisi daha çok kullanılır,
istihaza gören bir kadın idi. Siyer alimleri der ki: İstihaza gören kadın onun
kızkardeşi Cahş kızı Hamne'dir. İbn Abdilberr dedi ki: Doğrusu her ikisinin de
istihaza gördükleridir.
"Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in baldızı" (baldızı anlamındaki)
"hatene" kelimesi Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zevcesinin
yakın akrabası demektir.
Dilbilginleri
der ki: Haten kocaya nispetle karısının akrabalarına denilir.
Hamu
ise kadına nispetle kocanın akrabalarına denilir. Bıhr ise hepsi hakkında
kullanılır.
"Abdurrahman
b. Avf'ın nikahı altında" ibaresi ise o'nun zevcesi demektir. Böylelikle
iki husus ile onu tanıtmış olmaktadır. Birincisi müminlerin annesi, Nebi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Cahş kızı Zeyneb'in kızkardeşi olduğu,
ikincisi ise Abdurrahman'ın zevcesi olduğudur .
(754)
Muhammed b. Seleme el-Muradl'nin rivayetinde "İbn Vehb'den, o Amr b.
el-Haris'den ... Aişe'den." Bu rivayette bu şekilde Urve b. ez-Zubeyr ve
Amre'den diye gelmiştir ki doğrusu budur. Bunu İbn Ebu Zi'b de ez-Zührl'den, o
Urve ve Amre'den diye rivayet etmiştir. Yahya b. Said el-Ensari de Urve ve
Amre'den diye rivayet etmiştir. Aynı şekilde ez-Zühri de böyle rivayet etmiş
olmakla birlikte el-Evzai onlara muhalefet etmiş, bunu ez-Zühri'den, o Urve b.
Amre'den diye "an" lafzı ile rivayet etmiş ve böylelikle Urve'yi,
Amre'den rivayet nakleden birisi yapmıştır.
Müslim'in
bundan sonra (756) "bize Muhammed b. el-Müsenna tahdis etti. ..
Aişe'den" şeklindeki rivayetinin senedi asıl nüshalarda bu şekildedir.
Kadi İyaz da bunu es-Semerkandi dışında- Müslim'in bütün ravilerinden böylece
rivayet etmiştir. Burada Amre yerine Urve'yi koymuştur. Allah en iyi bilendir.
(754)
''Ama bu bir damardır ... " Diğer rivayette (757) "daha önce ay hali
seni alıkoyduğu kadar bekle sonra gusledip namaz kıl" ibarelerinde istihazalı
kadının ay hali süresi bittikten sonra gusletmesinin vacip olduğuna delil
vardır. İsterse kanı akmakta olsun. Bu üzerinde icma edilmiş bir husustur. Daha
önce bunun açıklaması da geçti.
(754)
"Bir leğende yıkanırdı." (Leğen anlammı verdiğimiz) mirken, içinde
elbiselerin yıkandığı leğene (büyükçe leğen, bazı yörelerde tast denilen leğen)
demektir.
"Hatta
suyun üzerine kanın kırmızı rengi çıkardı." Yani o leğende yıkanırdı.
Leğen içinde oturur, üzerine su dökerdi. Ondan dökülen su kana karışır ve su
kırmızı bir renk alırdı. Bununla birlikte daha sonra bu rengi değişmiş ve
kendisiyle yıkanılmış sudan da ayrıca kendisini temizlediğinde şüphe
yoktur.
(757)
"Onun leğenini kanla dolu gördüm." Bizim diyarımızdaki asıl
nüshalarda bu şekildedir. Kadi İyaz'ın belirttiği üzere "mel'an
(dolu)" lafzının "mel'a" olarak da rivayet edildiğini
zikretmektedir ki, her iki rivayet de doğrudur çünkü birincisi müzekker olan
(mirken) lafzma göredir, ikincisi de onunla aynı anlamı taşıyan "el-iccane"
lafzına göre gelmiştir. Allah en iyi bilendir.