SAHİH-İ MÜSLİM

Konular        Numaralar  

İMAM NEVEVİ ŞERHİ

751 - 752 NOLU HADİSLER İÇİN

 

(751) "Ebu Hubeyş kızı Fatıma (r.anha): Ey Allah'ın Resulü ... dedi ve namaz kıl" buyurdu. Bu babta daha başka hadisler de vardır.

 

Daha önce istihazanın kadının fercinden kanın zamansız akması olduğunu ve bunun el-azil adındaki bir damardan çıktığını, ay hali kanının böyle olmayıp, rahmin dip tarafından çıkıp geldiğini belirtmiştik.

 

İstihazalı (müstehaza) kadının hükmü ise fıkıh kitaplarında en güzel bir şekilde genişçe açıklanmıştır. Ben bununla ilgili ana meselelere işaret edeceğim.

 

Öncelikle bilmek gerekir ki, istihazalı kadının hükmü hükümlerin birçoğunda temiz kadınların hükmü ile aynıdır. Bizim mezhebimizde de, ilim adamlarının büyük çoğunluğuna göre de kanının gelmesi halinde kocasının onunla ilişki kurması caizdir. Bunu İbnu'l-Münzir el-İşraj adlı eserinde, İbn Abbas, İbnu'l-Müseyyeb, Hasan-i Basrl, Ata, Said b. Cubeyr, Katade, Hammad b. Ebi Süleyman, Bekr b. Abdullah el-Müzenı, el-Evzai, es-Sevri, Malik, İshak ve Ebu Sevr'den de nakletmiş bulunmaktadır. İbnu'l-Münzir, ben de böyle diyorum, demiştir.

Ayrıca şunları da eklemektedir: Aişe (r.anha)'dan "kocası ona yaklaşmaz" dediğini de rivayet etmiş bulunuyoruz. Nehaı ve Hakem de böyle demiş olup, İbn Sirin ise kocasının ona yaklaşmasını mekruh görmüştür. Ahmed ise bu halinin uzun süre devam etmesi dışında kocası ona yaklaşmaz, demiştir. Yine ondan gelen bir başka rivayete göre ise, kocasının harama düşmekten korkması hali dışında ona yaklaşması caiz değildir. Ancak tercih olunan görüş cumhurun az önce kaydettiğimiz görüşüdür. Buna delil ise İkrime'nin, Cahş kızı Hamne (radıyallahuanh}'dan yaptığı şu rivayettir: Hamne istihazalı bir kadın idi, kocası da onunla cima ediyordu. Bunu Ebu Davud, Beyhaki ve başkaları bu lafızia, hasen bir isnad ile rivayet etmişlerdir. Buhari de sahihinde şöyle demektedir: İbn Abbas dedi ki: İstihazalı olan kadına kocası yaklaşır, namaz kıldığına göre bu daha büyük bir iştir çünkü istihazalı kadın namaz, oruç ve diğer ibadetlerde temiz kadın gibidir. O halde cimada da onun gibidir çünkü haram oluş ancak şeriat ile sabit olur, şeriatte ise haram olduğunu belirten bir hüküm varid olmamıştır. Allah en iyi bilendir.

 

Namaz, oruç, itikaf, Kur'an okumak, mushafa dokunmak, mushafı taşımak, tilavet secdesi, şükür secdesi yapmak, ibadetlerin ona farz olması gibi bütün bu hususlarda temiz kadın hükmündedir. Bu üzerinde icma olmuş bir husustur.

 

İstihazalı kadın namaz kılmak isterse hadesten taharet ve necasetten taharet hususlarında ihtiyatlı olması emrolunarak abdestten ve eğer teyemmüm yapıyorsa teyemmümden önce fercini yıkamalı ve fercine necaseti durdurmak ya da azaltmak maksadıyla bir pamuk ya da bir bez koymalıdır. Şayet kanı yalnız bununla önlenecek kadar az miktarda akıyorsa bundan başka bir şey yapmak yükümlülüğü yoktur. Eğer bununla önü alınamıyorsa bununla birlikte fercinin üzerine bir bez bağlar. Bunu da beline uçkur gibi bir ip ve benzeri bir şey bağlar ondan sonra iki ucu kesilmiş başka bir bez alır ve bunu uylukları ile kaba etlerinin arasına yerleştirir ve her iki ucunu belindeki beze {uçkura} bağlar. Bu bezin bir ucu göbeği yanında önünde, diğeri ise arkasında kalır ve bunu iyice bağlar, uylukları arasında bağladığı bu bezi fercinin üzerindeki pamuğa iyice yapıştırır. İşte bu uygulamaya teleccum, istisfar ve ta'sib adı verilir.

Mezhep alimlerimiz der ki: Bu şekilde bağlamak ve teleccum şu iki yer dışında vaciptir. Eğer onu bağlamaktan dolayı rahatsız oluyor ve kanın toplanması onu yakıyorsa zararlı olacağından ötürü böyle yapması gerekmez. İkincisi ise oruçlu olması halidir. Gündüzün fercine pamuk veya bez koymaz sadece bağlamakla yetinir.

 

Mezhep alimlerimiz der ki: Bez bağlayıp teleccum yapma işinin abdestten önce olması gerekir. Bu şekilde bağladıktan hemen sonra ara vermeden abdest almalıdır. Eğer bez bağlayıp, teleccum edip de abdest almayı geciktirir ve arada zaman uzarsa abdestinin sahih olup olmayacağı ile ilgili iki görüş vardır. Daha sahih olan görüşe göre abdesti olmaz ama belirttiğimiz şekilde sağlam bir şekilde bezini bağladıktan sonra herhangi bir kusuru olmaksızın kendisinden kan çıkacak olursa abdesti de, namazı da bozulmaz, farzını kıldıktan sonra dilediği kadar da nafile namaz kılabilir çünkü onun kusuru bulunmamaktadır ve böyle bir işten kaçınmak da imkansızdır ama bezi bağlamaktaki bir kusuru dolayısıyla kan çıkacak olursa yahut bağladığı bez iyice bağlı olmadığından yerinden kayar ve bu sebeple de daha çok kan çıkarsa abdesti bozulur. Şayet bu hal namaz esnasında olursa namazı bozulur. Farzını kıldıktan sonra olursa nafile namaz kılamaz çünkü onun taksiri vardır.

 

Her bir farz için ferci yeniden yıkayıp, oraya yeniden pamuk ya da bez koyup bağlamaya gelince, duruma bakılır. Eğer bağladığı bez yerinden etkileyecek şekilde ayrılmış yahut kan bezin kenarlarına taşmış ve dışarı çıkmış ise bunu yenilemesi icap eder. Eğer bağladığı bez yerinden ayrılmamış ve dışarıya kan da çıkmamışsa bu hususta mezhep alimlerimizin iki görüşü vardır. Daha sahih olan görüşe göre abdesti yenilemesi icap ettiği için, bağını da yenilemesinin icap ettiğidir.

 

Bizim mezhebimizde istihazalı kadın bir abdestle ister eda, ister kaza olsun ancak farz bir namaz kılabilir. Onunla birlikte ise farzdan önce de, sonra da dilediği kadar nafile kılabilir. Mezhebimizdeki bir diğer görüşe göre nafile kılmak zorunlu olmadığından ötürü hiçbir şekilde nafile kılması mübah olmaz. Ancak doğrusu birincisidir.

 

Urve b. ez-Zubeyr, Süfyan es-Sevri, Ahmed ve Ebu Sevr'den bizim mezhebimizdeki görüş gibi kanaat nakledilmiştir.

Ebu Hanife ise bu durumdaki bir kadının temizliği vakte bağlıdır. O bir vakit içerisinde tek bir abdest ile dilediği kadar kaza namazı kılabilir.

Rabia, Malik ve Davud (ez-Zahirı) da şöyle demektedir: İstihaza kanı abdesti bozmaz. Abdest alacak olursa o abdestiyle istihaza dışındaki bir sebeple abdesti bozuluncaya kadar dilediği sayıda farz namaz kılar. Allah en iyi bilendir.

Mezhep alimlerimiz der ki: İstihazalı bir kadının vakti girmeden önce farz bir namaz için abdest alması sahih değildir. Ebu Hanife ise caizdir demiştir. Bizim delilimiz bunun zaruri bir taharet (abdest) olmasıdır. Dolayısıyla ihtiyaç duyulacak zamandan önce alınması caiz değildir. Mezhep alimlerimiz şöyle der: Abdest aldıktan sonra abdestinin hemen arkasında ilk olarak namazını kılar. Eğer vaktin başında abdest alıp, ortasında namaz kılacak şekilde gecikirse durumuna bakılır. Şayet bu gecikme avretini örtmek, ezan okunması, kamet getirilmesi, kıbleyi tayin etmek, büyük mescide ve şerefli yerlere gitmek, karşısında namaz kılacağı bir sütre bulmak için yürümek, cumayı ve cemaati beklemek ve buna benzer namaz ile ilgili herhangi bir sebeple uğraştığından dolayı gecikmişse sahih ve meşhur görüşe göre caizdir. Mezhebimizde bunun caiz olmayacağı görüşü de vardır ki, bunun hiçbir değeri yoktur.

Şayet namazı bu sebeple ve bunlar gibi benzer sebepler dışındaki sebeplerle geciktirecek olursa üç görüş vardır. Bunların en sahih olanına göre caiz olmaz ve tahareti (abdesti) batıl olur, ikincisi caizdir, abdesti batıl olmaz ve vaktin çıkmış olmasından sonra dahi o abdestiyle namaz kılabilir.

 

Üçüncü görüş: Farz namazın vakti çıkmadığı sürece namaz kılmayı geciktirme hakkı vardır. Vakit çıkacak olursa o abdest ile namaz kılamaz. En sahih olanı kabul edip, geciktirmesi halinde farz namaz kılması mübah olmaz, görüşünü kabul etsek, bunun için kendisi erken davranıp farzı kılacak olursa vakit devam ettiği sürece dilediği kadar nafile namaz da kılabilir. Farzın vakti çıkacak olursa bu husustaki iki görüşün daha sahih olanına göre aynı abdestle bundan sonra nafile namaz kılamaz. Allah en iyi bilendir.

Mezhep alimlerimiz der ki: İstihazalı kadın abdest alırken kendisi için namaz kılmanın mübahlığını niyet eder, yalnızca hadesi kaldırmak ile niyet etmekle yetinmez. Mezhebimizdeki bir diğer görüşe göre, hadesi kaldırmak üzere niyet etmesi de onun için yeterlidir. Üçüncü bir görüşe göre ise hem namaz kılmayı mübahlaştırmak, hem hadesi kaldırmak üzere niyet etmesi gerekir. Ancak sahih olan birincisidir.

 

İstihazalı kadın abdest aldıktan sonra artık namaz kılmayı kendisi için mübah kılmış olur. Hadesi de kalkmış olur denilebilir mi? Bu hususta mezhep alimlerimizin farklı görüşleri vardır. Sahih olana göre hadesinden herhangi bir şey kalkmış olmaz, sadece hades ile birlikte bu abdesti ile namaz kılması ona mübah olmuş olur. Nitekim teyemmüm yapmış bir kimse de bize göre hadesli (abdestsiz)dir. İkinci görüşe göre ise gelecekteki hades hali değil de önceki hadesi ve abdestini aldığı esnadaki hadesi kalkmış olur. Üçüncü görüşe göre ise yalnız geçmişteki hadesi kalkmış olur.

 

İstihazalı kadının herhangi bir namaz için ya da herhangi bir vakit dolayısıyla gusletmesi gerekmez. Yalnızca ay halinin kesildiği zaman gusletmesi gerekir. Selefiyle halefiyle ilim adamlarının cumhuru bu kanaattedir. Bu görüş, Ali, İbn Mesud, İbn Abbas ve Aişe (r.anhum)'dan rivayet edildiği gibi, Urve b. Zübyr, Ebu Seleme b. Abdurrahman, Malik, Ebu Hanife ve Ahmed de bu görüştedir.

 

İbn Ömer, İbn ez-Zübeyr ve Ata b. Ebu Rebah'tan, her bir namaz için gusletmesi gerekir, dedikleri rivayet edilmiştir. Bu görüş Ali ve İbn Abbas'tan da rivayet edilmiş bulunmaktadır.

Aişe (r.anha)'nın her gün bir defa gusleder, dediği rivayet edilmiştir.

Müseyyeb ile Hasan'dan ise, her zaman için öğle namazından öğle namazına gusleder, dedikleri rivayet edilmiştir. Allah en iyi bilendir.

 

Cumhurun delili şudur: Asılolan (guslün) vacib olmamasıdır. Çünkü ancak Şeriatte varid olan vacib olur. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den ise ona yalnızca bir defa gusletmesini emrettiği sahih olarak rivayet edilmiştir. Bu emir de onun: '~y hali vaktin geldi mi namazı bırak, bitti mi guslet" buyruğudur. Bu buyrukta gusletmesini tekrar etmesini gerektiren bir ifade bulunmamaktadır.

 

Ebu Davud'un Süneni, Beyhaki ve başka kaynaklarda rivayet edilmiş bulunan Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in istihazalı kadına gusletmesini emretmiş olduğuna gelince, bu hususta sabit olmuş bir rivayet yoktur. Beyhaki de, ondan öncekiler de bu rivayetin zayıf olduğunu açıklamışlardır ama bu hususta Buhari ve Müslim'in sahihlerinde naklettikleri şu rivayet sahihtir: Cahş kızı Ümmü Habibe (r.anha) istihaza kanı gördü, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona: "Bu ancak bir damar( dan gelen bir kanYdır. Guslet, sonra namaz kıl" buyurduğu ve kendisinin de her namaz vakti için guslettiği sahih olarak sabit olmuştur.

Şafii-yüce Allah'ın rahmeti ona- dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona gusledip, namaz kılmasını emir buyurdu. Burada her bir namaz için gusletmesini emrettiği ifadesi yoktur. Onun her bir namaz için gusletmesinin ise kendisine verilen emri n dışında tatavvu (nafile) olarak yaptığında -inşallah- hiçbir şüphe yoktur. Onun için böyle yapmak imkan dahilinde idi. Şafiinin ifadeleri kelimesi kelimesine böyledir. Hocası Süfyan b. Uyeyne, Leys b. sad ve başkaları da böyle demişlerdir. Kullandıkları ibareleri de birbirine yakındır.

İstihazalı kadın iki türlüdür. Bir türü, gördüğü kan ay hali kanı olmayan ve onunla karıştırılmayan bir kan görür. Bir günden az bir süre kan görmesi gibi.

Diğer tür ise, bir kısmı ay hali kanı olan, bir kısmı böyle olmayan kanlar görür. Bu da kesintisiz olarak her zaman kan görmesi ya da ay hali süresinin azamisini aşan bir süre kan görmeye devam etmesi ile olur.

 

Bu durumdaki kadının üç hali söz konusudur:

 

1. Mübtede denilen yeni ay hali görmeye başlamış birisi olması. Bu da daha önce kan görmemiş alandır. Bu gibileri hakkında Şafiinin iki görüşü vardır. Bunların daha sahih olanına göre, bunun bir tam gün ay hali olduğunun kabul edilmesi, ikincisi ise altı ya da yedi gün ay hali olduğunun kabul edilmesidir.

 

2. İddeti bilinen birisi olması. O da istihaza olmadan önceki ay hali süresi ne kadar ise~ kadar bir süre ay hali olarak değerlendirilir.

3. Kanların birini diğerinden ayırd edebilecek bir durumda olması hali.

Bazı günler çokça kan görmesi, bazı günler de az görmesi, siyah ve kırmızı kan görmesi gibi. Bu durumda siyaha çalan (koyu renkli) kan gördüğü günler adet günleri olur. Ancak bu şekilde gördüğü kan bir gün ve bir geceden az, on beş günden de fazla olmamalıdır. Kırmızı renkli kan da onbeş günden az olmamalıdır.

 

Bütün bunlara dair bildik etraflı açıklamalar vardır. Burada biz konu ile ilgili geniş açıklamalarda bulunmayı uygun görmüyoruz çünkü bu kitap bu maksatla yazılan bir kitap değildir.

 

İşte bunlar, istihazalı kadın ile ilgili temel bazı meselelere dair kısa bilgilerdir, onlara değinmiş olduk. Bunları delilleriyle ve bunlarla ilgili diğer pek çok fer'i mesele ile Şerhu'l-Mühezzeb'de genişçe açıklamış bulunmaktayım. Allah en iyi bilendir.

"Ebu Hubeyş kızı Fatıma" Ebu Hubeyş'in adı Kays b. el-Muttalib b. Esed b. Abduluzza b. Kusayy'dır.

 

Diğer (752) rivayette "Ebu Hubeyş b. Abdulmuttalib b. Esed kızı Fatıma" denilmektedir. Asıl nüshalarda bu şekilde b. Abdulmuttalib diye geçmektedir ama ilim adamları ittifakla bunun bir yanılgı olduğunu kabul etmişlerdir. Doğrusu ise "abd" lafzını zikretmeksizin Ebu Hubeyş b. el-Muttalib kızı Fatıma'dır. Allah en iyi bilendir.

"Bizden bir kadın" sözünün anlamı Esed oğullarından demektir. Bunu söyleyen ise Hişam b. Urve yahut onun babası Urve b. ez-Zubeyr b. el-Avvam b. Huveylid b. Esed b. Abduluzza'dır. Allah en iyi bilendir.

(751) "Ben: Ey Allah'ın Resulü dedim ... hayır buyurdu."

 

Hadisten Şu Hükümler Anlaşılmaktadır:

 

1- Ay hali kanı olduğuna hüküm verilen süre dışında istihazalı kadın her zaman için namazını kılar. Daha önce de belirttiğimiz gibi bu üzerinde icma olunmuş bir husustur.

2- Sorması gereken bir husus u olan bir kimsenin fetva sorması caizdir. 3- Kadının bizzat ve erkeklerle muhatap olarak taharet (gusül, abdest) ve kadınların hadesleri (abdest bozucu halleri) ile ilgili fetva sorması caizdir.

4- İhtiyaç halinde kadının sesini duymak caizdir.

"Bu bir damarıdan gelen kan) dır, ay hali değildir." Daha önce bu damara el-azil denildiği geçmiş bulunmaktadır. Ay hali anlamındaki lafzın "elhıyda" ve "el-hayda" diye telaffuz edilmesinin mümkün olduğu daha önce defalarca geçti. Hıyda söyleyişi Hattabl'nin benimsediği görüştür, ikincisi ise daha güçlü olup hayda söyleyişidir. Ay hali demektir. Bu söyleyişi Hattabi muhaddislerin çoğunluğundan ya da -daha önce kendisinden naklettiğimiz gibi- hepsinden nakletmiştir. Dolayısıyla bu yerde bu lafız muayyen olarak böyle söylenir ya da ona yakın olarak söylenir çünkü anlam bunu gerektirmektedir. Zira Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) istihazayı tespit etmek, ay halinin olmadığını anlatmak istemiştir. Allah en iyi bilendir.

 

Pek çok fıkıh kitabında görülen "o kopan ve kan boşaltan bir damardır" ifadesi ise hadiste yer aldığı bilinmeyen bir fazlalıktır. Belli bir anlam ifade etse dahi bu böyledir. Allah en iyi bilendir.

"Ay hali vaktin gelince namazı bırak." Burada da "hayda" lafzının fethalı ve kesreli okunması caizdir.

 

Bu hadiste, ay hali zamanında namaz kılması yasaklanmaktadır. Bu haram kılmak anlamında bir yasaktır. Burada Müslümanların icmaı ile namazın fasid olmasını gerektirmektedir. Bu hüküm farz namaz ile nafile namaz arasında farklılık arz etmez çünkü hadisin zahiri bunu gerektirmektedir. Aynı şekilde ay hali olan kadının Kabe'yi tavaf etmesi, cenaze namazı kılması, tilavet secdesi ve şükür secdesi yapması da haramdır. Bütün bunlar ittifakla kabul edilmiş hususlardır. İlim adamları bu halde iken namaz kılmakla mükellef olmadığını ve kazasını yapmakla da yükümlü olmadığını icma ile kabul etmişlerdir. Allah en iyi bilendir.

'~y halin bitince de kanını yıka ve namaz kıl." Ay halinin bitmesinden maksat ay halinin kesilmesi, sona ermesidir. Bu sebeple dikkat edilmesi gereken bir husus da ay halinin kesildiğinin alametini bilmektir. Bu husus u açıklayanlar da çok azdır. Mezhep alimlerimizden bir topluluk buna gereken itinayı göstermiş bulunmaktadır. Bu husustaki açıklamaların özü de şudur: Ay halinin sona erdiğinin ve temizlik halinin başladığının alameti, kanın sarımtırak rengin ve bulanıklığın çıkmasının da kesilmesidir. Beyaz renkli bir sıvının çıkması ile hiçbir şey çıkmaması arasında da fark yoktur.

 

Beyhaki, İbnu's-Sabbağ ve mezhep alimlerimizden başkaları da şöyle demektedir: Teriyye denilen iz, sarımtırak rengi de, bulanıklığı da bulunmayan, pamuk üzerinde renksiz bir iz bırakan azıcık bir nemdir. Bu ise ay hali kanının kesilmesinden sonra görülür. Aişe (r.anha)'dan Buhari'nin sahihinde zikrettiği şu rivayet sahih olarak gelmiştir: Buna göre Aişe kadınlara şöyle demiştir: "O beyaz akıntı izini görmeden (temizlenmiş olduğunuza hüküm vermekte) acele etmeyiniz." Bununla kastettiği ise temizlik hallerine hüküm vermeleridir.

Mezhep alimlerimiz der ki: İstihazalı kadının ay hali zamanı geçtikten sonra vakti giren ilk namaz için derhal gusletmesi icap eder. Bundan sonra artık herhangi bir namazı ya da farz orucu terk etmesi caiz olmaz. Kocası da onunla ilişki kurmaktan imtina etmez, kendisi de temiz olan birisinin yaptığı hiçbir şeyi yapmamazlık etmez. Kesinlikle kendisinin ay hali olduğu izlenimini verecek hiçbir tutum takınmaz. Ancak Malik (r.anh)'dan gelen bir rivayete göre adetinden sonra üç gün süre ile bu gibi hususlardan uzak durduğunu izhar eder. Allah en iyi bilendir.

 

Bu hadiste:

1- Necasetin giderilmesi emredilmekte 2- Kanın necis olduğu

3- Yalnızca ay halinin kesilmesi ile namazın vacip olduğu anlaşılmaktadır. (752) "Hammad b. Yezid'in hadisinde bir fazlalık vardır. Biz onu zikret-

medik."

Kadi İyaz (rahimehullah) dedi ki: Zikretmediği fazlalık "üzerindeki kanı yıka ve abdest al" ibaresidir. Bu fazlalığı Nesai ve başkaları zikretmiş ama Müslim bunu kaydetmemiştir çünkü bu yalnızca Hammad'ın naklettiği lafızlardandır. Nesai dedi ki: Biz bu hadiste Hammad'ın dışında bir kimsenin "ve abdest al" dediğini bilmiyoruz. Allahu a'lem kastettiği de Hişam'ın bu hadisi rivayeti ile ilgilidir çünkü Ebu Davud ve başkaları Adiyy b. Ebu Sabit, Habib b. Ebu Sabit ve Eyyub b. Mekki'nin rivayetinde abdesti zikretmiş bulunmaktadırlar. Ebu Davud: Bütün bu rivayetler zayıftır demiştir. Allah en iyi bilendir.