SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

537 nolu Hadis’in İzahı:

 

«Vâ sükle ümmiyah» ta'bîri esâs itibârı ile «Vay yavrusunu kaybeden annemin hâline» ma'nâsına gelirse de maksad söyleyenin kendi acınacak hâlini beyândır. Biz bu makamda vay hâlime yahut başıma gelenlere gibi ta'bîrler kullanırız. Sükl kelimesi seke şeklinde dahî okunabilir.

 

Hz. Muâviye'nin namazda konuşması üzerine ashâb-ı kirâm'ın uyluklarına vurmak suretiyle onu susturmaya çalışmaları bu husus için tesbîhde bulunmak meşru' olmazdan önceye hamlolunmuşdur.

 

Görülüyor ki namazdan sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hz. Muâviye'ye kendisine hâs olan terbiye ve nezâketi ile nasihatta bulunmuş, namazda konuşmanın onu bozacağını bildirmişdir. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in bu görülmedik terbiye ve nezâketine hayran kalan Muâviye (Radiyallahû anh) kendisinin yeni müslüman olduğundan bahsederek özür dilemiş; bu meyânda kavm-ü kabilesi arasında hâlâ kâhinlere inananlar, kuşlarla teşe'ümde bulunanlar ve resimcilik yapanlar bulunduğunu arzetmişdir. Fahr-i Kâinat (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz ona kâhinlere gitmemesini tenbîh buyurmuşdur.

 

Kâhin: Zu'münce ileride olacak şeyleri haber veren ve esrârı bildiğini iddia eden kimsedir. Bir de arrâf vardır. Bunun kâhinden farkı marifetinin çalınan ve kaybolan şeylere mahsûs olmasıdır. Câhiliyet devrinde araplar arasında bir çok kâhinler bulunurdu. Bunların bir takımı cinlerle münâsebeti bulunduğunu ve gaibe âid haberleri onlardan aldıklarını iddia ederlerdi. Bâzıları ise bu hususu cinlerden değil kendisine mahsûs bir zekâ ve firâsetle bildiklerini iddia ederlerdi. Müneccimlere kâhin deyenler de bulunurdu. Zâten müneccim kâhinin bir nev'îdir. O da yıldızlara bakarak ileride ne olacağına istidlal eder. İslâmiyetde bu gibi şeyleri yapmak ve yapanlara inanmak haram kılınmışdır. Ulemâ bunun sebebini şöyle izah ederler: «Çünkü bu adamlar gâib hakkında söz ederler, olur da söylediklerinden bâzısı hakikat çıkarsa bir çok insanların fitneye düçâr olmasına ve i'tikâdlarının bozulmasına sebebiyet verirler.»

 

Kâhinlere müracaat ve söylediklerini tasdîkden nehy eden, kâhinlere verilen ücretin haram olduğunu bildiren bir çok sahîh hadîsler vardır. Bu husûsda icmâ bulunduğunu bir çok ulemâ rivayet etmişlerdir. Begavî: «Kâhine verilen ücretin haram olduğunda bütün ulemâ müttefikdir. Çünkü kehânet, bâtıl bir işdir. Onun karşılığında ücret almak caiz olamaz.» demişdir. Müneccim ve arrâf gibilere ücret vermek dahî haramdır. Çünkü onların fiilleri de bâtıldır. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu bâbda:

 

«Her kim bir kâhine giderde söylediklerini tasdik ederse o kimse Allah'ın; Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'e İndirdiği şeylerden berîdir.»  buyurmuşdur.

 

Tetayyûr: Kuşlarla teşe'ümde bulunmak, şu tarafa doğru uçarsa bu işde hayır var; aksi istikâmete giderse hayır yok diye i'tikâd etmekdir. Hz. Muâviye'nin: «Aramızda tetayyûr yapan kimseler de var.» demesi üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :

 

 

«Bu onların içinden gelen bir şeydir. Ama sakın onları yoldan çıkarmasın I..» buyurmuşdur. Ulemâ bu cümleye şöyle ma'nâ vermişlerdir: «Teşe'üm denilen şey sizin içinizden doğar. Uğraşıp iktisap ettiğiniz bir şey olmadığı için bundan dolayı size bir mes'ûliyet yokdur. Lâkin oriun sebebi ile işlerinize bakmadan geri kalmayın! Sizin yapabileceğiniz  budur ve bununla mükellefsiniz.»                         

 

-Filhakika «tetayyur» ve «tıyara» denilen teşe'ümlerle âmel etmekden men eden birçok sahîh hadîsler vârid olmuşdur. Bunlardan murâd hatırdan gelip geçmeleri değil, muktezâsı ile âmeldir. Ya'nî hatırdan gelip geçen teşe'ümün hükmü yokdur. Fakat o teşe'ümün muktezâsı ile âmel etmek haram'dır. Bu husûsda inşallah ileride de izâhât gelecekdir.

 

Hadîsde bahsedilen çizgi çizmekden murâd falın bir nev'i olan remil'dir. Onunla meşgul olan Nebi rivayete nazaran İdrîs (A.S.) 'dır. Danyal (Aleyhisselam) olduğunu söyleyenler de vardır. Remil ona verilen bir mu'cize idi.

 

«Nebilerden biri çizgi çizerdi. Her kim onun çizgisine uygun düşürürse isabet etmiş olur,» ibaresinin ma'nâsı hususunda da ulemâ ihtilaf etmişlerdir. Sahih olan kavle göre bu ibarenin ma'nâsı şudur:

 

«Kimin çizgisi o Nebiin çizgisine muvafık düşerse o çizgiyi çizmek mubah dır. Lâkin muvafık düşüp düşmediğini yüzde yüz bilmeye bizim için yol yokdur. Binâenaleyh remilcilik bize mubah değil haramdır.»

 

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in doğrudan doğruya «Remilcilil: demeyip: «Kimin çizgisi o Nebiin çizgisine muvâfrk düşerse o çizgiyi çizmek mubâhdır.» buyurması remille meşgul olan Peygamberin de bu nehyde dâhil olduğu anlaşılmasın diyedir. Çünkü onun hakkında remli haram' değildir. İhtimâl ki bizim şeriatımızda nesh edilmişdir.

 

Hâsılı remilciliğin dahî haram olduğuna bütün ulemâ İttifak etmişlerdir.

 

Câriye mes'elesine gelince: Görülüyor ki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cariyeye:

 

«Allah nerededir?» diye sormuş, câriye: «Göktedir.» cevâbını vermiş; «Ben kimim?» suâline de: «Sen Resulullahsın» mukabelesinde bulunmuşdur. Hadîsin bu kısmı îmânın sıfatına âitdir. Bu husûsda ulemânın iki mezhebi vardır:

 

1- Allah'a İman, onun ve sıfatlarının nasıl olduğuna düşünmeden benzeri bulunmadığına ve mahlûkat alâmetlerinden münezzeh olduğuna inanmakdır.

 

2- Allah'ın sıfatları kendine lâyık olduğu şekilde te'vîl edilir. Buna kail olanlara göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) İn cariyeye sorduğu suâllerden murâd cariyeyi imtihan etmek ve bir Allah'a inanıp inanmadığını anlamakdır. Câriye «Allah göktedir.» deyince onun bir Allah'a inandığını anlamışdır. Bu sözden o cariyenin müslümân olduğu anlaşılmışdır. Gerçi sözün zahiri Allah'a cihet ve mekân isbâtını gösteriyorsa da tevîl edilerek: semâ duanın kıblesidir. Nitekim Kabe'de namaz kılanın kiblesidir. Binâenaleyh câriye bu sözle Allah'a cihet ve mekân isbâtını kasdetmemiş; duaların kıblesini kasdetmişdir. Onun için de Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu sözüyle onun müslümân olduğunu kabul etmişdir» denilir.