SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

543 nolu Hadis’in İzahı:

 

Bu hadîsi Buhârî «Namaz» ve «Edeb» bahislerinde; Ebu Dâvûd ile Nesâî dahî «Namaz» bahsinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

 

Hz. Ümâme, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in en büyük kerîmesi Zeyneb (Radiyallahû anha) nın kızı idi.

 

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin Hz. îbrâhimden başka bütün çocukları ilk zevcesi Hadîcetü'l-kübrâ (Radiyallahû anha) 'dan dünyâya gelmişlerdir. İbrahim ise Mâriye-i Kiptîye'den doğmuşdur. Bâzıları evlendiği zaman Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in yirmibir yaşında olduğunu; birtakımları yirmibeş, daha başkalarıda otuz yaşlarında olduğunu söylerler. Hz. Hadîce'nin dahî evlendiği zaman kırk ve kırkbeş yaşlarında olduğunu söyleyenler vardır. Fahr-i Kâinat (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin Hz. Hatice 'den Zeyneb, Rukîye, Ümmü Gülsüm ve Fâtıme isminde dört kızı ile Kasim ve Tâhir isimlerinde iki oğlu dünyâya gelmişdir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in künyesi Kaasim'in ismi ile Ebu'l-Kaasim'dir.

 

îşte Hadîs-i şerîfde ismi geçen Ümâme Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in torunu ve en büyük kerimesi Zeyneb'in kızıdır. Ümâme'nin babası Ebu'l-Âs b. Rabî 'dir. Bu zât'ın ismi ihtilaflıdır. Bâzıları Yâsir, bâzıları Lakît; bir takınılarıda Kaasim olduğunu söylerler. Hz. Ebu'l-Âs, Hadîcetü'l-Kübrâ (Radiyallahû anha) 'nın kızkardeşi oğludur. Ebu'l-As (Radiyallahû anh) mal, emânet ve ticâret hususunda Mekke'nin sayılı eşrâfındandı. Kızını onunla evlendirmek isteyen, Hz. Hadîce olmuş; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de bu işe rızâ göstermişdir. Hz. Zeyneb'in evlenmesi islâmiyetden öncedir. Ebu'l-Âs (Radiyallahû anh) Mekke'nin fethinden önce müslüman olmuşdur. Bedir gazasında henüz müşrikler tarafında idi; hattâ onlarla beraber esir düşmüşdü. Mekke müşrikleri esirlerini kurtarmak için ResûIuIIah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) efendimize onların fidyelerini göndermişlerdir. Bu meyanda Zeyneb binti Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de zevci 'Ebû'l-Âs'ı malla kurtarmak için bir gerdanlık göndermişdi. Bu gerdanlığı kendisine annesi Hadîce (Radiyallahû anha) izdivaç hediyesi olmak üzere zifaf gecesi takmışdı. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) gelen fidyeler arasında bu gerdanlığı görünce son derece rikkata gelmiş ve kendini tutamıyarak ağlamışdı. Fahr-i Kâinat (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin o anda neler hatırladığını ve ne derece teessür ve heyecan içinde kaldığını bizim kalemimizle tasvire imkân yoktur. Yalnız şunu arzedelim-ki bir yâd-i hazinin en sarîh ifâdesi olan mübarek gözyaşları bütün Ashâb-ı Kiramı teessüre garketmiş; onlarda ağlamışlardı. Neticede Ashâb-ı Kiramı ile bu husûsda istişare ederek münâsip görürlerse damadını serbest bırakmalarını onun nâmına fidye gönderilen bir anne yadigârının da gerisi geriye sahibine iade edilmesini teklif etti. Ashâb-ı Kiram bir ağızdan razı olduklarını ifâde ettiler ve Ebu'l-As'ı serbest bıraktılar. Gerdanlığı da iade ettiler. Yalnız Hz. Zeyneb (Radiyallahu anha) müslüman olduğu için Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Medine'ye hicretine müsâde etmesini şart koşmuştu. Ebu'l-Âs bü; şartı kabul ve ifâ etti. Ebu'l-As, Hz. Zeyneb'i Medine'ye babasının yanına gönderdikten sonra bir sene kadar bir müddet Mekke'de müşrik olarak yaşadı. Nihayet o da Müslüman olarak Medîne-i Mûnevvere'ye geldi. Fahr-i Kâinat (Sallallahu Aleyhi ve Seüem) efendimiz zevcesini tekrar ona iade etti.

 

Ulemâ bu hadîsin hükmü hakkında bir hayli söz etmişlerdir. Nevevi  şöyle demektedir:

 

"Bu hadîs Şafiî'nin mezhebi ile ona muvafakat edenlere delîldir. Onlarca gerek erkek ve kız çocukların, gerekse hayvanlardan bâzılarını farz veya nafile namazlarda üzerinde bulundurmak caizdir. Bu husûsda imam, cemâat ve yalnız kılan müsavidir.»

 

Hanefîler'e gelince: »Elbedâyı» sahibinin âmel-i kesir bâbında beyân ettiğine göre âmel-i kesîr iki eli kullanmaya ihtiyâç mess eden şeydir. İki eli kullanmaya hacet olmayan şey'e amel-i kalîl derler. Amel-i kesîr namazı bozar. Amel-i kalîl ise bozmaz. «Bedayı'» sahibi bu husûsda misaller verdikten sonra şunları söyler: «Keza bir kadın çocuğunu kucağına alsa da emzirse namaz bozulur. Çünkü bunda amel-i kesîr vardır. Ama emzirmeden çocuğu kucağına almak namazın bozulmasını îcab etmez, «Bedâyi'» sahibi ondan sonra buradaki hadîsi rivayet etmiş ve: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in böyle yapması mekruh değildir. Çünkü çocuğu muhafaza edecek başka kimse bulunmadığı için o böyle hareket etmeye mecburdu. Yahut bunun meşru' olduğunu; namazı bozmadığını fiilen göstermek için öyle yapmıştır. Böyle bir hareket bizim zamanımızdada ihtiyâcdan dolayı yapılıyorsa mekruh değildir. Fakat hacet olmaksızın yapılırsa mekrûhdur.» demişdir.

 

Eşheb'in imam-ı Mâlik 'den rivayetine göre Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in kıldığı bu namaz nafile idi. Farz namazda böyle bir şey caiz olamaz.

 

Nevevî diyor ki: «Bu te'vîl fasittir. Çünkü (cemaata imamdı) sözü farz namaz kıldırdığı hususunda sarih yahut sarih gibidir.» Nevevî'nin bu sözü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ekseriyetle farz namazlarda imam olduğuna bakarak söylenmişdir. Nitekim Ebu Dâvûd'un Hz. Ebî Katâde 'den rivayet ettiği bir hadîs'de bunu te'yîd etmektedir. Mezkûr hadîsde Ebu Katâde: «Bir defa biz öğlede veya ikindide namaz için Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i bekliyorduk. Bilâl kendisini namaza davet de etmişdi. Anîden yanımıza çıktı. Ebul-Âs'ın kızı Ümâme ya'nî kızının kızı boynunda idi, O hâlde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mihraba geçti; bizde arkasında saff olduk. İla ahir...» denilmektedir. Ancak Nevevi'nin beyânına göre Mâlikîler'den bâzıları bunun nıensûh olduğunu söylemişlersede neshe imkân yokdur. İmam Mâlik 'den bir rivayete göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in namazda üzerinde çocuk bulundurması zarûretden dolayı idi. Hattâ Mâlikîler'den bâzıları onun Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e mahsûs olduğunu bile söylemişlerdir.

 

Nevevî: «Bu dâvaların hepsi bâtıl ve merdûdtur. Çünkü hiç birinin delili yokdur. Bunlara bir zaruret de bulunmamaktadır. Bilâkis hadîs sahîhdir ve namazda çocuk taşımanın caiz olduğu da sarîhdir. Sonra bunda şeriat kaidelerine muhalif bir şey de yokdur. Çünkü insan temizdir. Karnındaki necaset ise. mâdeninde yânî yerinde bulunduğu için hükümsüzdür. Çocukların elbise ve vücûtları temizdir. Bu gibi fiiller az olursa yahut ara vererek yapılırsa namazı bozmıyacağına şeriatın delilleri çokdur. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de bunu caiz olduğunu bildirmek için yapmışdır...» diyor.

 

Nevevî 'nin bu izahatına mukabil Aynî de şunları söylemişdir: «Ulemâdan bâzısı böyle bir şey yapanın namazı yeniden kılması îcâb etmiyeceğini söylemiş ve bu hadisle istidlal etmişdir. Ma'mâfih namazda böyle bir şey yapılmasını hoş görmediğini de sözlerine ilâve etmişdir. İmam-ı Ahmed b. Hanbel bunu caiz görürmüş. Hattâbî: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu işi kasden yapmamışa benzijyor. Gâlibâ çocuk namaz hâricinde ona alıştığı için namazda İkende kendisine takılmış ve boynuna sarmaşmış o da onu defetmemişdir. Çocuk omuzunda İken secde etmek istedimi onu yere koymuş; kalkmak istediği zaman yavru yine üzerine tırmanmış; Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de ona manî olmomışdır. Bence hadîsin vechi budur. Resulullah (Sallallahu lleyhi ve Sellem)'in namazda defâatle tutup kapması, kucağına alması hemen hemen ihtimâl verilecek bir şey değildir. Zîrâ bu husûsdaki amel çok olur ve tekerrür eder. Sonra bu hâl namaz kılanı namazından da alıkor. Fahri Kâinat (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) efendimizi çizgili bir seccade namazında meşgul eder de başkasını değiştirirse bu keyfîyetde bir iş onu nasıl meşgul etmez...» diyor.

 

Nevevî, Hattâbî 'nin bu sözünü hulâsa ettikden sonra onun için dahî: Bâtıl ve mücerred bir da'vâdır...» demişdir. O seccade meselesi ile Umâme'nin kucağa alınması arasında fark görmekde ve: Seccadenin hiçbir faydası olmaksızın kalbi meşgul ettiğini, çocuğu taşımanın ise birçok fâideleri mütezammin olduğunu; bu suretle aralarında fark bulunduğunu söylemekde ve: «Doğrusu bu hadîs namazda çocuk yüklenmenin caiz olduğunu beyân için vârid olmuşdur.» demektedir.

 

Mâlikiler'den bâzıları: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çocuğu yere bıraksa ağlar; ve bu suretle onu kucağına almakdan daha ziyade meşgul ederdi.» demişlerdir. Bâzıları bu husûsda farz ile nafile namazlar arasında fark görmüşlerdir. Ekseri ulemâ ise bu işin tevali etmediğini, çünkü namaz erkânı arasında tume'nînet bulunduğunu söylemişlerdir.

 

Fâkihânî diyor ki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in Umâme'yi namazda kucağında bulundurmasının sırf araplarm kız çocuklarına karşı gösterdikleri haşîn muameleyi reddetmekdir. Onlara bu husûsda son derece muhalif olduğunu göstermek için namazda bile kız çocuğunu bağrına basmışdır.»