567 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîs Hz. Ömer (Radiyallahû
anh)ın bir hutbesine âiddir. Fakat sonunda sarımsakla soğan yemenin hükümlerini
de beyân ettiği için Müslim onu buraya almışdır.
Hadîs'in senedi üzerinde
Dâre Kutnî söz etmiş ve Katâde'-nin bu hadîsde üç tane hafıza yâni Mansûr b.
Mu'temir, Husayn b. Abdirrahmân ve Ömer b. Murraya muhalefet ettiğini
söylemişdir. Filhakika bu üç râvî hadîsin senedinde Ma'dân'ı zikretmeden
rivayet etmişlerdir. Katade 'nin rivayetinde ise Ma'dân'da vardır.
Dâre Kutnî, Katâde 'nin
müdellis olmasına bakarak bu hadîs üzerine Müslim'e karşı istidrâkde bulunmuşsa
da İstidrâki Nevevî tarafından reddedilmişdir. Çünkü müdellis olan râvînin
rivayeti hangi şartlar dâhilinde kabul edileceğini imam Müslim en iyi
bilenlerden biridir. Bu husûsda önce münâsebet düştükçe söz geçmişdi.
Hz. Ömer'in cum'â günü
okuduğu bu hutbenin namaz hutbesi olduğu anlaşılıyor. Böyle bir hutbede
sarımsak ve soğan yemenin v.s.'nin hükmünden bahsetmesi dînî bir takım
maslahatlara şâmil olduğu için lağıv yânî lüzumsuz addedilemez.
Ömer (Radiyallahû anh)
rüyâ'sında bir horozun kendisine üç gaga vurduğunu görmüş ve bunu ecelinin
yaklaştığına yormuşdu. Hakîkatda da öyle oldu. Hz. Mugîratü'bnü Şu'be 'nin Ebu
Lü'lü' isminde mecûsî bir kölesi vardı. îşte Hz. ömer'e üç hançer vurarak şehid
eden bu köledir.
Müslim sarihlerinden
Ubbî'nin beyânına göre Ömer (Radiyallahû anh) bir gün sırtüstü yatarak ellerini
kaldırmış ve: «Allâhım, artık yaşım ilerledi; kuvvetim zayıfladı. Bana tâbi'
olan raiyyem uzaklara dağıldı. Binaenaleyh kazandıklarımı zayi etmeden biran
evvel benim ruhumu kabzet!» diye dua etmiş. Birkaç gün sonra da horoz rüyasını
görmüş ve bunu şehâdete yorarak; «Beni arap olmıyan bir adam ödürecek...»
demiş.
Hz. Ömer arap olmayan
bir kimsenin Medine'ye girmesine müsâde etmiyordu. O sıralarda Kufe'de vali
bulunan Mugîra (Radiyallahû anh) kendisine mektup yazarak elinde Medine halkına
hizmeti dokunacak demirci ve doğramacı bir köle bulunduğunu, şayet tensîb
buyurursa onu hemen kendisine göndereceğini yazmışdı. Ömer (Radiyallahû anh)
kölenin gönderilmesine izin verdi; ve köle Medine'ye geldi. Ancak Hz, Mugîra bu
köleye yüz yahut yüzyirmi dirhem haraç bağladığı için köle hâlini Hz. Ömer'e
şikâyet etmiş fakat Ömer (Radiyallahu anh)
«Senin san'âtına karşı
bu haraç çok değildir.» diyerek şikâyetini kabul etmemişdi. Köle buna
içerlemişdi. Bir gün Hz. Ömer 'e tesadüf etti.
Ömer (Radiyallahu anh) kendisine:
Senin: istersen rüzgârla
un öğüten değirmen yaparım; dediğini işitmedimmi sanıyorsun?» demiş. Bu söz
üzerine köle Hz. ömer'e kızgın kızgın bakarak:
«Sana hakîkaten öyle bir
değirmen yapacağımki şarkla garbın diline destan olacak!» demiş. Hz. Ömer bu
menhus kölenin kötü niyetini sezerek: «Bu köle beni tehdîd etti» demişdir.
Filhakika bir kaç gece sonra köle hançerini ve okunu alarak onu öldürmeye
hazırlandı. Hz. Ömer sabahleyin erkenden kalkmış; âdeti vecîhle halkı sabah
namazına uyandırıyordu. Köleye yaklaştığı sırada alçak herif üzerine atlayarak
onu üç yerinden yaraladı. Bunlardan biri göbeğine tesadüf etmişdi kî vefâtınada
bu sebep oldu. Cânî köle kaçarken onüç kişi yaralamış ve bunlardan yedisi şehîd
olmuşdu. Nihayet mel'ûn köle, üzerine aba atılmak suretiyle yakalanmış o anda
da kendi hançeri ile intihar etmişdir. Hz. Ömer, Abdurrahman b. Avf
(Radiyallahu anh)'in elinden tutarak onu namaza geçirmiş. Hz. Abdurrahman o gün
sabah namazını en kısa sûrelerden Asır ve Kevser ile kıldırmışdır. Hz. Ömer 'in
yaralarını tedavi için bir iki hekim getirildiyse de tedavisine imkân
bulunamadı. Tafsilât siyer ve târih kitaplarındadır.
Hz. Ömer'in: «Bir takım
kimseler benden halife tâyin etmemi istiyorlar...» sözünün mânâsı halîfe tâyin
edersen iyi olur ama etmezsen de fena olmaz; çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) halîfe tâyin etmemişdir. Ve çünkü Allah Teâlâ dînini zayi etmeyecekdir;
demekdir.
Şûra: Meşveret meclisi
demekdir. Bu meclis altı kişiden mürekkep idi. İsimleri şunlardır: Osman, Alî,
Tâlha, Zübeyr, Sa'd b. Ebî Vakkâs ve Abdurrahman b. Avf. (Radiyallahu anhûm)
Saîd b. Zeyd cennetle müjdelenenlerden olmakla beraber şûraya girememişdi.
Çünkü Hz. Ömer'in akrabâsındandı. Oğlu Abdullah b. Ömer 'in dahî şûraya
girememesi aynı sebeptendir.
Hz. Ömer'in: «Bâzı
kimselerin bu hilâfet işine dil uzatacaklarını pekâlâ bilirim.» sözü ile
kimleri kasdettiği malûm değildir. İlk devirlerde hilâfet mes'elesi hakkında müslümanlar
arasında muhalefet eden bulunmamışdır. «İmam lâzım değildir.» sözü çok sonra
bâzı mu'tezile tarafından söylenmişdir.
Sayf âyetinden murâd:
Nisa' sûresinin son âyetidir. Mezkûr âyet yazın nazil olduğu için Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona sayf âyeti demişdir. Sayf: yaz demekdir. Bu
âyet-i kerîme Hz. Ömer'in son derece ehemmiyetle üzerinde durduğu kelâle
mes'elesinden bahseder.
Kelâle: ölen bir
kimsenin babası ve çocuğu bulunmamakdır. Sûre-i Nisâ'nın son âyetinde böyle bir
kimsenin hükmünden bahis ile:
«Senden fetva
istiyorlar. De ki; Kelâle hakkında size fetvayı Allah verir (Şöyle kî) Eğer bir
kimse ölür de çocuğu olmaz, yalnız bir kız kardeşi bulunursa bıraktığı mîrasdan
o'na yarı verilir... ilâ ahir...» buyurulmaktadır.