736 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsi Buhârî «Sabah namazının
sünnetinden sonra sağ tarafa yaslanma» babında tahrîc etmişdir. Onun
rivayetinde, gece namazına ve keza vitr'e dâir söz yokdur. Müslim'in buradaki
rivayetinde, Hz. Âişe (Radiyallahû anha) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in
geceleri onbir rek'ât namaz kıldığı, bunların bir tanesi ile vitr yaptığı,
ondan sonra sabah namazı için müezzin gelinceye kadar sağ tarafına yaslandığı
bildirilmektedir.
Nevevî diyor ki: «Hz.
Âişe'nin (Bu namazların bir rek'âtı ile vitr yapardı.) sözü, vitr namazının en
az bir rek'ât kılınacağına ve keza bir rek'ât namaz kılmanın caiz olduğuna
delildir. Bizim mezhebimizle cumhûr-u ulemânın mezhebi de budur. Ebû Hanîfe:
Bir rek'âtla vitr yapmak sahîh değildir. Bir rek'ât namaz asla namaz değildir;
demişse de sahîh hadîsler, onun bu kavlini reddetmektedir.»
Fakat Ebû Hanîfe'nin
delilleri tedkîk edilirse görülür ki, Hz. İmam vitir namazı bir selâmla üç
rek'ât olarak kılınır; demekde haklıdır. Hâkim 'in, Buhârî ile Müslim'in
şartlarına' uygun olarak rivayet ettiği bir hadîsde, Hz. Âişe (Radiyallahû
anha) :
«Resûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem), üç rek'ât ile vitr yapar, bunların yalnız sonunda selam
verirdi.» demişdir. Nesâî'nin yine Aişe (Radiyallahû anha)'dan rivayet ettiği
bir hadîsde, Hz. Âişe :
«Nebi (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem) Vitr'in iki rek'âtında selâm vermezdi.» demektedir.
Tahâvî 'nin İbni Abbâs
(Radiyallahû anhûma) 'dan tahrîc ettiği bir hadîsde: «Resûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) üç rek'âtla vitr yapar; birincide (Sebbih) sûresini okurdu
ilâ ah...» denilmişdir. Bu hadîs «Sünen-i Erbea» ile İbni Hibbân'in -Sahîh»inde
ve Hâkim'in «MÜstedrek» inde rivayet olunan Hz. Âişe hadîsine uymaktadır. Âişe
(Radiyallahû anha) hadisinde:
«Nebi (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem) Vitr'in ilk rek'âtında (Fâtiha) ile (A'lâ) sûresini, ikincide
(Kâfirûn) ve üçüncüde İhlâs) ile (Muavvizeteyn) i; okurdu.» buyurulmuşdur. Bu
hadîsin zahiri üç rek'âti birden kıldığını gösterir. Çünkü Âişe (Radiyallahû
anha) mezkûr namazın ilk rek'âtını vitir'den saymışdır. Eğer vitir namazı, bir
selâmla, üç rek'ât birden kılınmasaydı, Hz. Âişe, ona vitr demez; ayrıca bir
rek'ât da vitir namazı kıldı; derdi. Gerçi rivayetlerin birinde Âişe
(Radiyallahû anha) :
«Nebi (Sallallahu Aleyhi
ve Sellem) in gece namazı on rek'ât idi; bir rek'âtla da vifr yapardı.» demiş.
Burada dahî gece namazını onbir rek'ât kıldığını, bunların bir tanesi ile vitr
yapğını; söylemiş hattâ ikinci rivâyetde her iki rek'âtda bir selâm verdiğini;
bir rek'âtla da vitr yapdığını tasrîh etmiş ise de, bunların hiç birinde mezkûr
bir rek'âtın ayrı niyetle ayrıca kılınan bir namaz olduğuna delâlet yokdur.
Binâenaleyh vitr'in ayrıca bir rek'ât olarak kılınmış olması, mücerred bir
ihtimâlden öteye geçemez. Hâl böyle olunca da Hanefîlerin istidlal ettikleri
sarih hadîsler muârazadan salim kalırlar. Ashâb-ı kirâm'ın ekserisi vitr'in bir
selâmla üç rek'ât olarak kılındığını bildirmişlerdir, Tahâvî'nin rivayet ettiği
bir hadîsde râvîlerden Ebû Hâlid: «Ebû'l-Aliye'ye vitr'i sordum :
Bize, Resûlullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ashabı, vitr'in akşam namazı gibi olduğunu
öğrettiler. Bu gecenin vitr'i; o da gündüzün vitr'idir; cevâbını verdi.»
demişdir.
îmam A'zam'ın
«Müsned»inde rivayet ettiği Âişe (Radiyallahû anha) hadîsinde (Muavvizeteyn)
kaydı yokdur. Hadîsin lâfzı şöyledir:
«Resûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem), üç rek'ât ile vitr yapar; ilk rek'âtda {A'lâ) sûresini,
ikincide (Kâfirûn)'u, üçüncüde de İhlâs) sûresini okurdu.»
Vitr'in bir selâmla üç
rek'ât kılındığı fukahâ-i seb'a denilen yedi fakîh'den yâni
Saîdü'bnü'l-Müseyyeb, Urvetü'bnü'z-Zübeyr, Kasim b. Muhammed, Ebû Bekir b.
Abdirrahmân, Hâricetü'bn-ü Zeyd, Ubey dullah b. Abdillâh ve Süleyman b. Yesâr
hazerâtından da rivayet edilmişdir.
Gece namazından sonra sağ
tarafa uzanma mes'elesine gelince: Buhârî şârihi Aynî, bu bâbda birkaç nev'î
söz olduğunu bildiriyor. Şöyle ki:
1- Buharî'nin
rivayetinde, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sabah namazının
sünnetinden sonra, Müslim'in bir rivayetinde ise, gece namazından sonra
uzandığı bildiriliyor. Bu gösteriyor ki, Resûl-ü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) bazen sabah namazının sünnetinden evvel; bazen de sonra uzanıyormuş.
Hattâ hadîsin bir rivayetinde Hz Aişe 'nin : «Eğer ben uyanıksam benimle
konuşur; uyanık değilsem uzanır yatardı.» demesine bakılırsa hiç uzanmadığı
zamanlar da olurmuş.
Bu rivayetlerin arası
şöyle bulunur: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in gece namazını
kıldıkdan sonra sağ tarafına yaslanması, sabah namazının sünnetinden sonra
yatmamasını istilzam etmediği gibi sabah namazının sünnetinden sonra yatması
dahî daha önce yatmamış olmasını gerektirmez. Bazen gece namazından sonra,
bazen de sabah namazının sünnetinden sonra uzanarak bunların ikisinin de caiz
olduğunu göstermek istemesi de muhtemeldir.
2- Gece namazından yahut
sabahın sünnetinden sonra sağ tarafa uzanıp yatmak vâcibmidir, değilmidir
mes'elesi Sahabe, Tabiîn devirlerinde ve daha sonra gelen ulemâ arasında
ihtilaflıdır. Bu husûsda altı kavi vardır:
a) Sağ tarafa yaslanmak
sünnetdir. İmam Şafiî ile sâir Şâfiiyye ulemâsının mezhepleri budur. Nevevî:
«Sahîh yahut doğrusu şudurki, sabah namazının sünnetinden sonra uzanmak
sünnetdir.» diyor.
Kaadı İyâz ise bilâkis
bu hadîsde Şâfiîler'in aleyhine delîl olduğunu söylemekde ve: «Bu hadîsde Şafiî
ile ashabı aleyhine redd cevâbı vardır. Onlar sabah namazının iki rek'ât
sünnetinden sonra, uzanıp yatmayı sünnet sayarlar. îmam Mâlik ile cumhûr-u
ulemâ'ya ve Sahabe'den bir cemâta göre, namazdan sonra yatmak bid'atdır...»
demektedir.
b) îdticâ': adı verilen
yan üstü yatma müstehabdır. Bu kavil ashâb-ı kiram'dan Ebû Mûse'l-Eş'arî, Râfi' b. Hadîc, Enes b.
Mâlik ve Ebû Hureyre (Radiyallahu anhûm) hazerâtının da dâhil oldukları bir
cemaatla tabiînden Muhammedü'bnü Sîrin,
Urve, Saîdü'bnü'l-Müseyyeb, Kasim b. Muhammed, Ebû Bekir b. Abdirrahmân,
Hâricetü'bnü Zeyd, Ubeydullah b. Abdillâh ve Süleyman b. Yesâr'ın
mezhepleridir. Bu zevat, sabah namazının farzı ile sünneti arasında sağ
taraflarına yaslanarak yatarlarmış.
c) Yaslanmak farz'dır.
Muhammed İbni Hazm'in kavli budur.
d) Yaslanmak bid'atdir.
Ashâb-ı kirâm'dan Abdullah b. Mes'ûd ile Abdullah b. Ömer'in kavileri budur.
Tabiînden Esved b. Zeyd ile İbrahim Nehâî, Saîdü'bnü'I-Müseyyeb ve Saîd b.
Cübeyr, imamlardan Mâlik b. Enes ile Cumhûr-u ulemânın mezhepleri dahî budur.
e) Yaslanmak hilâf-ı
evlâ'dır. Hasan-ı Basrî'nin bunu iyi görmediği rivayet olunur.
f) Yaslanmak, bizzat
maksûd değildir. Burada maksad sünnetle farzın arasını ayırmakdır. Bu da ya sağ
tarafa yaslanmakla yahut birisiyle konuşmakla veya başka bir şey'le olur. İmam
Şafiî'nin bir kavli budur.
3- Yaslanmayı müstehâb
veya sünnet görenlerce onun sağ tarafa yapılması gerekir. Çünkü hadîsde
Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Setlem)'in, sağ tarafına yaslandığı
bildirilmişdir. Acaba sol tarafa yaslanılsa sünnet yerini bulurmu? Zahire
bakılırsa sağ tarafa yaslanmağa kudreti olan bir kimsenin, sol tarafına
yaslanması ile sünnet yerini bulmaz. Fakat sağ tarafında bir elemi olan
kimsenin, sol tarafına yatması ile sünnet yerini bulmuş olur.
4- Sağ tarafa
yaslanmanın hikmeti, kalbin sol tarafda bulunmasıdır, însan sol tarafına
yatınca uykuya dalar. Çünkü sol tarafa yatmak daha rahat olur. Sağ tarafa
yattığında ise uykuya dalmaz.
5- Hadîs-i şerif ayrıca
câmi'lere maaşlı müezzin ta'yîn etmenin müstehâb olduğuna, müezzinin namaz
vaktini imama bildirmesinin cevazına ve keza sabah namazının sünnetinin hafif
kılınacağına delildir.