MUĞNİ’L-MUHTAC

TEYEMMÜM HÜKÜMLERİ

 

C. TEYEMMÜMLE KILINAN NAMAZIN SONRADAN ABDEST ALINARAK KAZA EDİLMESİNİN GEREKLİ OLDUĞU VE OLMADIĞI DURUMLAR

 

[Abdest almak için] su ve [teyemmüm yapmak için] toprak bulamayan kimsenin; Şafii' nin yeni görüşüne göre farzı kılması gerekir. Daha sonra [su veya toprak bulunca bu şekilde kıldığı namazı] iade eder.

 

Su bulunmadığı için teyemmüm yapan mukim kişi kıldığı namazı [suyu bulduktan sonra] kaza eder, yolcu ise kaza etmez. Ancak daha sahih olan görüşe göre günah bir yolculukta olan kişi kaza eder.

 

Daha güçlü görüşe;

 

1) Kişi [suyun] soğuk olması sebebiyle teyemmüm yapsa daha sonra bu şekilde kıldığı namazı kaza eder.

2) Taharet organlarının tümünde veya bir kısmında su kullanılmasını engelleyen bir durum sebebiyle teyemmüm yapan kişinin, organını örten bir şey yoksa teyemmümle kıldığı namazı kaza etmesi gerekmez.

 

Ancak yarasında çok kan varsa o zaman kaza etmesi gerekir.

Şayet yaranın üzerinde örtü varsa daha güçlü olan görüşe göre örtüyü abdestli iken koymuşsa bu şekilde kıldığı namazı kaza etmesi gerekmez. Örtüyü abdestsiz olarak koymuşsa örtünün kaldırılması gerekir. Bu imkansız ise meşhur olan görüşe göre bu şekilde yapılan teyemmümle kılınan namazı kaza eder.

 

A. SU VE TOPRAK BULAMAYAN VE O HALİYLE NAMAZ KILAN KİMSENİN [SU VEYA TOPRAK BULDUKTAN SONRA] NAMAZINI KAZA ETMESİ

B. SU BULUNMADlĞI İÇİN TEYEMMÜM YAPAN KİMSENİN TEYEMMÜMLE KILDlĞI NAMAZI SONRADAN KAZA ETMESİ

C. SOĞUK SEBEBİYLE TEYEMMÜM YAPARAK NAMAZ KILAN KİMSENİN NAMAZINI KAZA ETMESi

 

A. SU VE TOPRAK BULAMAYAN VE O HALİYLE NAMAZ KILAN KİMSENİN [SU VEYA TOPRAK BULDUKTAN SONRA] NAMAZINI KAZA ETMESİ

 

[Abdest almak için] su ve [teyemmüm yapmak için] toprak bulamayan kimsenin; Şafil'nin yeni görüşüne göre farzı kılması gerekir.

 

[Abdest için su, teyemmüm için toprak bulamayan kimsenin namaz kılmasının gerekli olup olmadığı konusunda farklı görüşler vardır]:

 

1. Şafii'nin yeni görüşü

 

Şafii' nin yeni görüşüne göre farzı kılması gerekir. Su ve toprağın bulunmaması iki şekilde olabilir:

 

> Su ve toprağın gerçekten [hissen] bulunmaması: Örneğin kişinin toprak ve su bulunmayan bir yerde hapsedilmesi durumu böyledir.

 

> Su ve toprağın şer'an [dinen] bulunmaması: Örneğin su bulunsa bile kişinin içmek için buna ihtiyaç duyması veya kişinin ıslak toprak bulduğu halde bunu kurutmak için ateş yakma imkanının olmaması durumları böyledir.

 

İşte su ve toprağın gerçekten veya şer' an yok olduğu durumlarda İmam Şafii {r.a.)'nin yeni görüşüne göre, vaktin saygınlığı sebebiyle kişinin vaktin farzını kılması gerekir.

 

Ezral'nin dediği üzere zahir olan görüşe göre kişi su veya topraktan birini bulmayı ümit ediyorsa vakit daralmadıkça namaz kılması caiz değildir.

 

Bu namaz hakkında "sahih" ifadesi kullanılır. Bu sebeple el-Mecmu'da bu namazın; abdesti bozan şeyler, konuşmak vb. fiillerle bozulacağı söylenmiştir. Nevevİ'nin sözünden anlaşıldığına göre abdest kendiliğinden bozulsa bile hüküm böyledir.

 

Daha sonra [su veya toprak bulunca bu şekilde kıldığı namazı] iade eder.

 

Daha sonra [su veya toprak bulunca bu şekilde kıldığı namazı] iade eder. Çünkü bu nadir olan bir özürdür, devamlı da değildir.

 

Nevevİ el-Mecmu'da alimlerimizden naklederek şunu söylemiştir: Kişi farzın [kaza edilmesi yükümlülüğünün] düştüğü durumda teyemmüm ile iade yapar. Çünkü kaza yükümlülüğünün düşmediği durumda teyemmüm ile kaza yapmanın bir yararı yoktur.

 

Nevevİ Nüket adlı eserinde farklı görüş belirtse de et-Tahkik'te bunu tek görüş olarak belirtmiştir.

 

Kişi bu şekilde namaz kılarken su veya toprak görürse namazı batılolur.

 

Zerkeşı teyemmümün namazın kazasını düşürmediği yerde toprağın bulunması durumunda namazın batıl olmayacağını söylemiştir. Oysa ifadenin zahirinden anlaşıldığına göre; toprağın bulunduğu yerin "teyemmümün namazın kazasını düşürdüğü" veya "düşürmediği" bir yer olması arasında bir fark yoktur; çünkü ayetle "su bulamazsanız teyemmüm yapın." [Maide, 6] buyrulmuş, teyemmümün kazayı düşürmesi şartı konulmamıştır.

 

El-Ubab yazarı şöyle demiştir: Bazıları şöyle demiştir: "Su ve toprak bulamayan kişinin yanında kaya vb. bir şey varsa bununla teyemmümü caiz görenlerin görüş ayrılığından kurtulmak üzere teyemmüm yapması menduptur. Daha sonra bu namazı abdest alarak veya -şayet kazası teyemmüm ile düşüyorsa- teyemmüm alarak kaza eder." Bir kimse bir namazı bilerek kılmaz ve daha sonra [elindeki] su ve toprağı da kaybederse, teselsül sebebiyle bu namazı [söz konusu durumda] kaza etmesi haram olur.

 

2. Diğer görüşler

 

Şafii'nin yeni görüşünün karşısında farklı görüşler vardır. Bu farklı görüşleri şu şekilde ifade etmek mümkündür:

 

[Birinci görüş]: Namazı bu halde kılmak farzdır, namazın iadesine gerek yoktur. Bu, vakit içinde farz olan ve bir kusurla [halel] birlikte kılınan namazlara kıyas edilmiştir. Bu Müzenı'nin görüşü olup Nevevİ el-Mecmu'da bu görüşü tercih etmiş ve şöyle demiştir: "Çünkü kişi vaktin görevini yerine getirmiştir. Kaza, yeni bir emirle farz olur. (Genel kural)

 

[İkinci görüş]: Kişinin bu durumda iken namaz kılması mendup, kılmışsa iade etmesi farzdır.

 

[Üçüncü görüş]: Kişinin bu durumda iken namaz kılması menduptur, iade etmesi gerekmez.

 

[Dördüncü görüş]: Bu durumda iken namaz kılmak haramdır.

 

[*] - Çünkü Müslim'de yer alan bir hadiste Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: Taharetsiz namaz kabul edilmez. (Müslim, taharet 534)

 

Kişi bu durumda taharetten acizdir; bu kişinin durumu hayızlı kadının durumuna benzer.

 

[Mesele]

 

> Bedeninde necaset bulunan ve bunu yıkaması halinde -teyemmümü mübah kılan özürler bölümünde geçen- tehlikelerden korkan kimse,

> veya necis bir yerde hapsedilen kimse,

 

Bu iki kimsenin namaz kılması gerekir. Necis bir yerde hapsedilen kimse secdeyi ıma ile yapar. Yani normal secde yaptığında necasete temas ediyorsa, necasete temas etmeyecek kadar eğilerek secde yapar. Aslü'r-Ravda'nın ifadesinden alnı yere koymak anlaşılıyorsa da el-Mecmu' ve et-Tahkik'te bu tek görüş olarak belirtilmiştir. İtimad edilecek görüş de budur.

 

Her iki durumda da kişinin namazı kaza etmesi gerekir.

 

[Mesele]

 

> Su ve toprak bulamayan kimse,

> Bedeninde necaset bulunan ve bunu yıkaması halinde tehlike ile karşılaşmaktan korkan kimse,

> Necis bir yerde hapdesilen kimse,

 

Bu üç kişi vaktin saygınlığı sebebiyle yalnızca farz namaz kıladar, nafile namaz kılmazlar. Çünkü bu konuda bir zaruret yoktur.

 

Daha önce geçtiği üzere, farz namazia birlikte tek bir teyemmümle kılınabilmesi açısından cenaze namazı nafile namaz gibidir. Buna kıyasla bahsi geçen üç kişi nafile namaz kılamazlar. (Kıyas)

 

Zahir olan da budur. Zerkeşi ve başka bazıları da su ve toprak bulamayan kimseler konusunda bunu esas almışlardır. Nevevi bunu nafile namazlar bölümünde "Kaffal'in sözünden çıkan sonuç" olarak ifade etmiştir.

 

el-Ubab'da ise şöyle denilmiştir: Cüreimi çıplak kimsenin nafile namaz kılamayacağını söylemiştir. Bu, itiraza açık bir görüştür.

 

İtimad edilen görüşe göre çıplak kimse nafile namaz kılabilir; çünkü nafilenin iadesi şart değildir. Ayrıca bu kişi, sonraki alimlerden muhalif görüş belirtenlerin aksine rükCı ve secdeyi tam olarak yapar.

 

Yukarıda geçen üç kişinin nafile namaz kılamamalarından anlaşılıyor ki bunlar içinden büyük abdestsizlik durumunda olanların mushafa dokunmaları, taşımaları, mescitte oturmaları da yasaktır. Büyük abdestsizlik durumunda olan kişi Nevevi'ye göre namazda Fatiha suresinden başka bir şey okumaz. Rafii'ye göre cünüp kişinin namaz dışında Kur'an okuması yasak olduğu gibi yukarıda geçen üç kişinin namaz içinde Fatiha okumaları da yasaktır.

 

Nevevl'nin ifadesinde yer alan "iade" sözcüğü kaza etmek anlamına gelir. Nitekim el-Muharrer'de "kaza" sözcüğü kullanılmıştır. Bu iade sözcüğü ile usulcülerin terminolojisindeki "iade" kastedilmemektedir. Bilindiği gibi "iade"nin gerçek anlamı vakit içinde tekrar yapılan ibadettir. Kaza ise vakit çıktıktan sonra yapılandır. Burada bahsi geçen namaz vakti içinde iade edilmez; çünkü -geçtiği üzerekişi bu namazı vaktin en sonunda kılar. [Geriye vakit içinde iade yapmak için zaman kalmaz].

 

 

B. SU BULUNMADlĞI İÇİN TEYEMMÜM YAPAN KİMSENİN TEYEMMÜMLE KILDlĞI NAMAZI SONRADAN KAZA ETMESİ

 

1. Su bulamadığı için teyemmümle namaz kılan mukim kişinin namazını kaza etmesi gerekip gerekmediği

 

[Bu konuda üç görüş vardır]:

 

[Birinci görüş]: Su bulunmadığı için teyemmüm yapan mukım kişi kıldığı namazı [suyu bulduktan sonra] kaza etmesi farzdır. Çünkü ikamet halinde iken suyu bulamamak nadirdir ve bu özür devamlı değildir.

 

[İkinci görüş]: [Zayıf] bir görüşe göre ise kişi bu namazı kaza etmez. Nevevİ bu görüşü tercih etmiştir. Çünkü kişi gücünün yettiği şeyi yapmıştır.

 

[Üçüncü görüş]: Bir başka görüşe göre bu durumda iken kişinin namaz kılması gerekmez; su buluncaya kadar bekler.

 

İlk görüşü kabul ettiğimizde; kişinin büyük abdestsizliği [yani guslü gerektiren bir durumu] varsa; kişi Fatiha suresini okur mu yoksa su ve toprak bulamayan kimsenin durumunda olduğu gibi "herhalükarda kaza'nın gerekli olması" gerekçesinden hareketle Fatiha suresini okumaz mı? Rafii ve Nevevl'nin ifadelerinden Fatiha suresinin okunması gerektiği anlaşılmaktadır. Kadı'nın ve el-Kafı yazarının ifadelerinin zahirinden ise Fatiha suresinin okunmayacağı anlaşılmaktadır. Birincisi daha güçlüdür.

 

2. Su bulamadığı için teyemmümle namaz kılan yolcu kişinin namazını kaza etmesinin gerekip gerekmediği

 

[Su bulamadığı için teyemmümle namaz kılan] yolcu ise [suyu

bulduktan sonra teyemmümle kıldığı namazı] kaza etmez.

 

Ancak daha sahih olan görüşe göre günah bir yolculukta olan kişi kaza eder.

 

a. Günah olmayan bir yolculukta teyemmümle kılınan namaz

 

Su bulamadığı için teyemmüm yaparak namaz kılan kişi, yolculukta iken kısaltarak da namazını kılmış olsa, meşhur olan görüşe göre bu namazını daha sonra kaza etmez. Çünkü yolculukta suyun bulunmaması sıklıkla karşılaşılan genel bir durumdur.

 

b. Günah olan bir yolculukta teyemmümle kılınan namaz

 

Ancak; efendisinden kaçan köle, kocasının evini izinsiz olarak terk etmiş olan kadın gibi günah bir yolculuğa çıkan veya boş yere kendisini ve bineğini yormak için yolculuğa çıkan kimse su bulunmadığı için teyemmüm yaparak namazını kılsa [onun namazını kaza etmesinin gerekli olup olmadığı konusunda üç görüş vardır]:

 

[Birinci görüş]: Daha doğru olan görüşe göre bu kimselerin namazlarını teyemmümle kılmaları ve sonra da kaza etmeleri gerekir. Çünkü bunlar ruhsata ehil kimseler değildir.

 

[İkinci görüş]: Bunlar namazlarını kaza etmezler; çünkü bu namaz onlara farz olduğunda namaz artık azimete dönüşmüştür.

 

[Üçüncü görüş]: Bu durumda söz konusu kimselerin teyemmüm yapması mübah değildir. Bu kişilere şöyle denilir: "Günahından dönersen teyemmüm yapman mübah olur, aksi takdirde namazı terk etmen sebebiyle günahkar olursun" .

 

İkamet etmesi günah olan kimsenin durumu da günah olan yol

culuğa çıkan kimsenin durumu gibidir.

 

Cuma namazı kaza edilmez; böyle bir durumda -Demlrl'nin belirttiği üzere- kişi Cuma namazını kılar, öğle namazını kaza eder.

 

Not:

[1] - Metindeki "ikamet halinde iken kazanın gerekli olması, yolculukta gerekli olmaması" şeklindeki ifade yaygın duruma göre söylenmiştir. Kişi [şehir dışında] boş arazide uzun süreli ikamet etse, bu kişi teyemmüm ile namaz kıldığında kaza etmesi gerekmez. Buna karşın yolcu, yolculuk sırasında bir köye uğrasa ve orada su bulamasa, teyemmüm yaparak namaz kılsa, bunu kaza etmesi gerekir. Her iki durum, yani suyun bulunması ile bulunmaması eşit olsa, sonraki bazı alimlerin de ifade ettiği üzere zahir olan görüşe göre kaza gerekmez.

 

[2] - Kişi, suyun çoğunlukla bulunduğu bir yerde teyemmüm yapsa ve suyun nadiren bulunduğu yerde namazını kılsa veya bunun tersi olsa; namaz kılınan yer mi yoksa teyemmüm yapılan yer mi dikkate alınır? Bu konuda açık bir ifade görmedim. Hocam Remli bana ilk görüşe uygun [namaz kılınan yerin dikkate alınacağına dair] fetva verdi. Rafii, Nevevi ve diğer bazı kitaplarda geçen kimi ifadeleri de buna delil olarak gösterdi. Bunları burada zikretmek konuyu uzatır. Bundan istifade et, bu değerli bir meseledir!

 

 

C. SOĞUK SEBEBİYLE TEYEMMÜM YAPARAK NAMAZ KILAN KİMSENİN NAMAZINI KAZA ETMESi

 

Daha güçlü görüşe; kişi soğuk sebebiyle teyemmüm yapsa daha sonra bu şekilde kıldığı namazı kaza eder.

 

1. Yolculukta iken soğuk sebebiyle teyemmüm yapan kimse

Kişi yolculukta iken soğuk sebebiyle teyemmüm yapsa ve bu şekilde namaz kılsa, [bu namazı kaza etmesinin gerekip gerekmediği konusunda iki görüş vardır]:

 

[Birinci görüş]: Daha güçlü görüşe göre bu namazı kaza eder. Çünkü soğuk, nadiren görülen bir teyemmüm sebebi değilse bile suyu ısıtacak bir şey bulamamak, abdest / gusülden sonra ısınacak bir elbise bulamamak nadiren karşılaşılan ve devamlı olmayan bir durumdur.

 

[İkinci görüş]: Bu durumda namazı kaza etmez. Bu görüşün delili daha önce geçen Ammar b. Yasir'den rivayet edilen hadistir. Ebu Hanife ve Ahmed b. Hanbel de bu görüştedir. Daha önce geçen Nevevi' den [naklettiğimiz] tercih edilen görüş de buna uymaktadır. Çünkü Nebi (s.a.v.), Ammar'a namazı kaza etmesini emretmemiştir.

 

İlk görüş sahipleri buna şu şekilde cevap vermişlerdir:

 

[1] - Namazı kaza etmek [derhal yerine getirilmesi gereken bir görevolmayıp] sonra da yapılabilir. Bir konu ile ilgili açıklamanın, o konuya ihtiyaç duyulduğu zamana kadar geciktirilmesi caizdir. (Genel kural)

 

[2] - Ayrıca Ammar bunu kaza etmenin gerekli olduğunu bildiğinden Nebi (s.a.v.)'in bunu ayrıca söylememiş olması da mümkündür.

 

2. Mukim iken soğuk sebebiyle teyemmüm yapan kimse

 

Mukim, soğuk sebebiyle teyemmüm yaparak namaz kılarsa -Rafii'nin belirttiği üzere- meşhur olan bunu kaza etmenin kesin olarak farz olduğudur.

 

Nevevi el-Mecmu'da şöyle demiştir: Alimlerin çoğunluğu tüm tariklerde / rivayetlerde bunun farz olduğunu tek görüş olarak belirtmişlerdir.

 

D. HASTALIK SEBEBiYLE TEYEMMÜM YAPAN KİMSENİN, TEYEMMÜMLE KILDlĞI NAMAZİ KAZA ETMESİ

 

Taharet organlarının tümünde veya bir kısmında su kullanılmasını engelleyen bir durum sebebiyle teyemmüm yapan kişinin, organını örten bir şey yoksa teyemmümle kıldığı namazı kaza etmesi gerekmez.

 

Ancak yarasında çok kan varsa o zaman kaza etmesi gerekir.

 

Şayet yaranın üzerinde örtü varsa daha güçlü olan görüşe göre örtüyü abdestli iken koymuşsa bu şekilde kıldığı namazı kaza etmesi gerekmez. Örtüyü abdestsiz olarak koymuşsa örtünün kaldırılması gerekir. Bu imkansız ise meşhur olan görüşe göre bu şekilde yapılan teyemmümle kılınan namazı kaza eder.

 

1. Organın örtülü olmaması

 

a. Taharet organlarında çok kan bulunmaması

 

Taharet organlarının tümünde veya bir kısmında su kullanılmasını engelleyen bir durum sebebiyle teyemmüm yapan kişinin, organını örten sargı vb. bir şey yoksa, ister mukim ister yolcu olsun teyemmümle kıldığı namazı kaza etmesi gerekmez.

 

Çünkü hastalık genel bir özür olup, genel bir özür ile birlikte namazı iade etmede zorluk vardır. Oysa Allah (celle celalühü) "sizin için dinde bir zorluk kılmadı." [Hac, 78] buyurmuştur. Burada "hastalık"tan kastedilen zorluk ve sıkıntıdan daha genel bir durumdur.

 

b. Taharet organlarında çok kan bulunması

 

Kişinin taharet organında dinen mazur görülmeyecek kadar çok ve yıkanması halinde -daha önce geçen- mahzurların söz konusu olacağı nitelikte kan bulunsa kişi bu durumda iken namaz kılar, ancak daha sonra kaza eder. Çünkü "namazın şartları" bahsinde geleceği üzere Rafi!'nin tercih ettiği görüşe göre çok miktardaki kan affedilmez. Çünkü ısıtılmış su vb. ile bu kanı gidermenin mümkün olmama-

ş sı nadiren görülen ve devamlı olmayan bir durumdur.

 

Nevevi "kan varsa" ifadesinin başına "çok" sözcüğünü kendisi eklemiştir. Ed-Dekaik'te bu ifadeyi koymanın şart olduğunu söylemiştir.

 

Şarih Celaleddin el-Mahalli, Rafii'nin az miktardaki kanı affetmekle ve "Namazın şartları" bölümünde geleceği üzere bunu yabancı kana benzetmekle -ki bu daha doğru olan görüşe göre affedilmez kastetliğinin "yerinden ayrılan kan" olduğunu söylemiştir. Nevevİ o konuda miktarı az ve çok olan kanın affedileceği görüşünü tercih etmiştir.

 

Hocamız Zekeriya el-Ensarı şöyle demiştir:

 

Bu meselede çok miktarda kan affedilmemiştir; çünkü abdestin aksine teyemmüm zorunlu hallerdeyapılan bir taharettir. Teyemmümde istincanın teyemmümden sonraya bırakılması affedilmediği gibi çok miktardaki kan da affedilmez.

 

Burada "çok kan" sözünü "çıktığı bölgenin dışına taşan" veya "kişinin kendi fiili ile çıkan kan" şeklinde anlamak da mümkündür. Böyle anlaşıldığında bu hüküm ile "namazın şartları" konusunda gelecek hüküm arasında farklılık bulunmamış olur.

 

Üstelik bazı alimler "el-Mecmu' ve et-Tahkik'te bu konuda çok kanın affedilmemesinin sahih görüş olarak belirtilmesinden hareketle, daha doğru olan görüşe göre namazın şartlarında da çok miktarda kan affedilmez" demişlerdir.

 

Şarih Celaleddin el-Mahalli'nin yaptığı yorum daha yerindedir.

"Çok miktarda kanın affedilmesi" meselesi kendi bölümünde gelecektir.

 

Nevevİ "çok" sözü ile "az miktardaki kanı" dışarıda bırakmıştır.

Çünkü bunun bir zararı olmaz. Ancak kan az miktarda da olsa teyemmüm organında bulunursa ve toprağın tene temas etmesine engelolacak yoğunlukta olursa bunun zararı olur. Bu durumda "kanın necis olmasından dolayı" değil, "bedel [meshetme] ve onun bedel olduğu şeyin [mübdel] noksanlığından dolayı" namazı kaza etmesi gerekir. Bu mesele, teyemmüm organında sargının bulunması meselesinde geçmişti.

 

2. Teyemmüm yapılacak organın örtülü olması

 

Teyemmüm organlarının tümünde veya bir kısmında sargı vb. bir örtü varsa [burada iki ihtimal sözkonusudur]:

 

a. Birinci ihtimal: Örtünün taharetli iken konulmuş olması

 

Şayet kişi sargıyı taharetli iken koymuşsa [bu teyemmümle kılınan namazın sonradan kazasının gerekip gerekmediği konusunda iki görüş vardır]:

 

[Birinci görüş]: Daha güçlü olan görüşe göre kaza gerekmez.

Çünkü burada zorunluluk bulunduğundan burada meshetmek, mestler üzerine meshetmekden daha önceliklidir.

 

[İkinci görüş]: Bu namazı kaza etmek gerekir; çünkü bu nadir rastlanılan ve sürekli olmayan bir özürdür.

 

Bu görüş ayrılığı, sargı teyemmüm organının üzerinde olmadığında söz konusudur. Şayet sargı teyemmüm organının üzerinde ise o zaman o teyemmümle kılınan namazın kazası kesin olarak gerekli olur.

 

Nevevİ er-Ravda' da şöyle demiştir: Bu konuda görüş ayrılığı yoktur. Çünkü hem bedel ve hem de onun bedelolduğu şeyde noksanlık vardır. Nevevİ bu görüşü el-Mecmu'da, -tıpkı Rafii'nin yaptığı gibialimlerin çoğundan nakletmiş sonra şöyle demiştir:

 

"Çoğunluğa göre" ifadesi bu konuda fark olmadığını gösterir.

Er-Ravda' daki ifade -yukarıda belirtilen gerekçe ile- daha yerindedir.

 

b. İkinci ihtimal: Örtünün taharetsiz iken konulmuş olması

 

Gerek teyemmüm organlarında olsun gerekse diğer organlarda olsun, kişi örtüyü taharetsiz iken koymuş ise [burada iki durum söz konusudur]

 

[Birinci durum]: Bir zarar olmaksızın örtüyü çıkarmanın mümkün olması

 

Şayet bir zarar söz konusu olmaksızın örtüyü çıkarmak mümkün ise bunun çıkarılması gerekir. Çünkü bu, "örtü üzerine yapılan bir mesh" olduğundan, mestler üzerine meshte olduğu gibi bunda da taM.redi iken örtünün konulmuş olması şartı vardır.(Kıyas)

 

Bir görüşe göre ise, burada zorunluluk olduğundan örtüyü çıkarmak gerekli değildir.

 

"Taharetli iken konulmuş olması"ndan kasıt yalnızca o organın temiz olmasıdır. Bu, "mestlerde olduğu gibi" ifadesi ile çelişmez.(1) Çünkü benzeyen şeye, benzetilenin tüm hükümleri verilmeyebilir. Sargı zorunluluk sebebiyle konulmuştur.

1 Bilindiği gibi mestler üzerine mesh yapabilmek için, abdest organların tümünün temizlenmiş olması, yani abdestli olunması şarttır. Burada ise yalnızca söz konusu organın temiz olması yeterlidir. (Çev.)

 

Kişinin örtünün tümünü meshetmesi gerekir.

 

Kişi organ üzerinde bulunan iki sargıdan birini çıkardığında, -mestlerde olduğunun aksine- diğer sargıyı da çıkarması gerekmez.

 

"Örtünün abdestsiz konulması halinde çıkarılması gerektiği"ni söylediğimizde bundan sanki abdestli olarak konulduğunda ve çıkarılmasında bir zorunluluk bulunmadığında çıkarmanın gerekli olmadığı anlaşılmaktadır. Oysa bu ifade ile kastedilen o değildir; çünkü diğer durumda da sargının çıkarılması gerekir. Abdestli koyma ile abdestsiz koyma arasındaki fark, sargıyı çıkarmanın mümkün olmaması halinde kazanın gerekli olup olmaması meselesindedir. Nitekim Nevev! aşağıdaki ifadesi ile buna dikkat çekmiştir.

 

[İkinci durum]: Örtüyü çıkarmanın mümkün olmaması

 

Şayet örtüyü çıkarmak mümkün olmazsa [bu şekilde yapılan teyemmümle namaz kılındığında, namazı kaza etmenin gerekli olup olmadığı konusunda iki görüş vardır]:

 

[Birinci görüş]: Meşhur olan görüşe göre kişi bu şekilde kıldığı namazı kaza eder; çünkü "abdestli olarak örtüyü koymuş olma" şartı bulunmamaktadır. Bu durumda örtünün mestlere benzemesi durumu ortadan kalkmıştır.

 

[İkinci görüş]: Özür sebebiyle bu şekilde kılınan namazın kaza edilmesi gerekli değildir.

 

Bu görüşlerin tümü İmam Şafii'nin yeni görüşü esas alınarak ileri sürülmüştür.

 

Nevevi'nin tercih ettiği, İmam Şafii {r.a.}'nin eski görüşüne göre ise kaza gerekmez.

 

Nevevl'nin burada "mezhepte esas alınan görüşe göre" demesi gerekirdi; çünkü -daha doğru olan görüşe göre- burada kaza kesin olarak gereklidir.

 

Şarih Celaleddin el-Mahalli şöyle demiştir: Nevevl'nin "meşhur" sözcüğünü kullanması buna gerek bırakmamıştır. Çünkü bu sözcük karşı görüşün zayıf olduğunu gösterir. Nevevi, el-Muharrer ve Şerh'teki "iki tarikten daha sahih olanına göre" ifadesini bırakarak "meşhur" sözcüğünü kullanmıştır.

 

Yani Nevevi'nin terminolojisinde "meşhur" sözcüğünün karşısında yer alan görüş zayıf görüştür. Dolayısıyla bu sözcük, fetvada hangi görüşün esas alınacağı konusunda başka bir ifadeye gerek bırakmamakta, bunun karşısında bir görüşün bulunduğunu ve o görüşün de zayıf olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte bu ifade görüş ayrılığının iki tarık olduğunu ortaya koymakta yetersiz kalmaktadır. Nevevi'nin bu ifadeyi seçme gerekçesini yukarıdaki şekilde ortaya koymak zayıftır.

 

Teyemmüme ilişkin son hatırlatmalar:

 

1. Gusletmesi gerekli olan bir kişi, bu durumu kaldırmak için teyemmüm yapsa, sonra abdesti bozacak bir fiil yapsa onun küçük tahareti bozulmuş olur, büyük tahareti bozulmuş olmaz. (Yani guslü değil abdesti bozulur.) Abdestsiz kişiye haram olan fiiller bu kişiye de haram olur. Su buluncaya ve suyu kullanmaya engel bir durum kalmayıncaya kadar kişinin teyemmümü gusül yerine geçmeye devam eder.

 

2. Kişi su içmek üzere yola bırakılmış büyük bir bidon su bulsa bu suyu taharetle kullanması caiz değildir, bu durumda teyemmüm yapar. Çünkü o su içilmek üzere konulmuştur. Şayet kişi bu suyun içmek için bırakılıp bırakılmadığını bilmiyorsa, çoğunlukla bu su içmek için bırakıldığından yine bunu abdestle kullanması caiz olmaz, teyemmüm yapar. Bu durumda teyemmümle namaz kılan kişi namazını kaza etmez. Bu, yanında su olduğu halde içmek için ona ihtiyaç duyan ve bu sebeple teyemmüm yaparak namaz kılan kişi gibidir.

 

3. Cünüp vb. durumda olan [hayızlı, lohusa] kişi ayakları dışında tüm bedenini yıkadıktan sonra suyu kalmasa ve bu esnada abdestini bozacak bir fiil yapsa, bundan dolayı teyemmüm yapsa sonra yalnızca ayaklarını yıkamaya yetecek kadar su bulsa suyu ayaklarını yıkamada kullanması gerekir, teyemmümü geçersiz hale gelmez.

 

4. [Bir önceki meselede] kişi önce guslünü tamamlamak için [yani yıkanmayan ayakları için] teyemmüm yapsa sonra abdesti bozan fiillerden birini yapsa sonra bunun için teyemmüm yapsa, sonra ayaklarına yetecek kadar su bulsa ilk teyemmümü bozulur.

 

5. Kişi namaz vakti geldiğinde suyun olmayacağını bilse bile eşi ile cinsel ilişkide bulunabilir. Bu durumda teyemmüm yapar ve namazını kılar. Sonradan namazı iade etmesi de gerekmez.

 

6. Kişi abdest almak istediğinde bir başka şahıs onun sıra ile [tertibe uygun olarak] abdest almasına engelolsa, o kişi sıralamanın tam aksi şekilde abdest alır. Böylece abdestin bir kısmını yapmış olur. Söz konusu durumda [en son yüzünü yıkamış olacağı için] yüzü yıkaması geçerli olur. Diğer organlar için su kalmamışsa onlar için teyemmüm yapar. Bu şekilde kıldığı namazı kaza etmesi gerekmez. Çünkü o, suyu gasp edilen kişi durumundadır. Bundan farklı olarak kişiyi bir başkası abdestsiz olarak namaz kılmaya zorlasa bu durumda namazı iade etmesi gerekir. Çünkü ilk meselenin aksine burada abdest yerine başka bir bedel yerine getirmemiştir.

 

7. e!-Ubab'ta şöyle denilmiştir: Kişinin namazda iken burnu kanasa ve yalnızca kanı yıkayacak kadar su bulsa teyemmümü bozulur.

 

Bu, itiraza açık bir hükümdür. Zahir olan bu durumda teyemmümün bozulmamış olmasıdır.

 

BİR SONRAKİ SAYFA İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNK’E TIKLAYIN

 

KADINLAR’A İLİŞKİN HÜKÜMLER: GİRİŞ, KAVRAM VE TANIMLAR