MUĞNİ’L-MUHTAC

ALIM-SATIM – RÜKÜNLER

 

3. AKDİN KONUSUNA İLİŞKİN ŞARTLAR

 

Nevevi akdi yapan kişi konusunu bitirdikten sonra satım akdinin konusu olan şeye ilişkin şartları ele almaya başlamıştır ki satım akdinin konusu da satılan mal ve satım bedelidir.

 

Satılan malda bulunması gereken şartlar -er-Ravda'da belirttiği üzere- beştir. Nevevi birazdan bunları sayacaktır. Barizi bu beş şarta "satılan şeyi görmek" şartını da eklemiştir.

Veliyyü'l-Iraki şöyle demiştir: "İşin aslı şudur ki satılan şeyi görme şartı, satılan şeyi bilme şartının içinde bulunmaktadır; çünkü satılan şeyi bilmek görmeden olmaz. Satılan mal kişiye anlatılsa bile anlatmakla tarif edilemeyecek bir takım özellikler vardır."

 

[İtiraz]  Faizin söz konusu olduğu mallarda burada sayılan şartlar dışında şartlar da aranmaktadır.

 

[Cevap]  Burada faizin söz konusu olmadığı mallara ilişkin şartlardan bahsedilmektedir, faizle ilgili malların ele alındığı özel bir bölüm bulunmaktadır.

 

[İtiraz]  Bir mülkün harimi burada sayılacak şartların tümüne sahip olduğu halde tek başına harimin satımı caiz değildir.

 

[Cevap]  Mülk için bir başka harım yapılması mümmkün ise önceki harimin satımı sahihtir, aksi takdirde harımin satımının caiz olmaması teslimine imkan bulunmamasına bağlı olur.

Bu kesildiğinde eksilen muayyen bir şeyin satılması gibidir.

 

Subki şöyle demiştir: Bu şartlar "mülke elverişli olmak" ve "kendisinde bir yarar bulunmak" şeklinde özetlenebilir. Satılan malda bunlar dışında bir şeyin bulunması şart değildir. Malın dinen temiz olması "mülke elverişli olmak" şartına dahildir; çünkü necis olan bir şey mülk edinilemez. Teslimin mümkün olması, satılan malın bilinmesi ise aslında akdi yapan kişide bulunması gereken şarttır. Yine malın mülkiyetinin akdi yapan kişiye ait olması da akdi yapanla ilgili bir şarttır.

 

Nevevi bu beş şartı şu şekilde açıklamıştır:

 

A. AKİD KONUSU ŞEYİN YAPISI İTİBARİYLE DİNEN TEMİZ OLMASI

B. SATIMI YAPILAN MALDAN YARARLANMANIN MÜMKÜN OLMASI

C. SATILAN MALIN TESLİMİNİN MÜMKÜN OLMASI

D. ADINA AKİT YAPILAN KİŞİNİN MALA MALİK OLMASI

E. SATILAN MALI BİLMEK

 

A. AKİD KONUSU ŞEYİN YAPISI İTİBARİYLE DİNEN TEMİZ OLMASI

 

Akit konusu şeye ilişkin bir takım şartlar vardır.

 

Bu şartların birincisi akit konusu şeyin yapısı [aynı] itibanyla dinen temiz olmasıdır.

 

Buna göre köpek ve domuz satımı, necis hale gelmiş ve temizlenmesi mümkün olmayan sirke ve süt gibi maddelerin satımı sahih değildir. Daha doğru görüşe göre necis hale gelmiş yağın satımı da sahih değildir.

 

Satılan malda bulunması gereken şartların birincisi malın yapısal olarak [aynı itibarıy[a] dince temiz sayılmasıdır.

 

 

SATIMI SAHİH OLMAYAN MALLAR:

 

Bu şart gereğince şu malların satımı sahih değildir:

 

1. Necisü'l-ayn [Yapısı Bakımmdan Necis Kabul Edilen Şeyler]

 

Yapısı itibarıyla dince necis sayılan maddelerin [necisü'l-ayn] satım ı sahih değildir. Bu malların ölmüş hayvanın derisinde olduğu gibi başkalaşım sonucu [mesela tabaklanarak] temiz hale dönüşmesi mümkün da veya gübre [hayvan dışkısı] gibi dönüşmesi mümkün olmasa da hüküm böyledir.

 

2. Köpek

 

Köpek av için eğitimli bile olsa satım ı sahih değildir.

 

3. Şarap

 

Şarap -dince dokunulmaz konumda kabul edilse bile olsa satımı sahih değildir.

 

[*] - Bunun delili Buhari ve Müslim'in rivayet ettiği şu hadistir: Hz. Peygamber (s.a.v.) köpek satımından elde edilen parayı yasaklamış ve şöyle buyurmuştur: Allah şarap, ölmüş hayvan ve domuz satımını yasaklamıştır. (Buhari, Buyu', 2236; Müslim, Müsakat, 4024)

 

Bunlarla aynı özellikte olanlar da bunlara kıyas edilmiştir.

 

4. Temizlenmesi Mümkün Olmayacak Şekilde Necis Hale Gelmiş Olan Mallar

 

Temizlenmesi mümkün olmayacak şekilde necis hale gelmiş; sirke, süt, boya, içine gübre katılarak yoğrulmuş tuğla gibi malların satımı da sahih değildir. Çünkü bunlar yapısı itibarıyla necis olan mallara benzemiştir.

 

Necis hale gelmiş kumaş, necis suyla yoğrulmuş tuğla gibi temizlenmesi mümkün olan necis maddelerin satımı ise -temizlenmesi mümkün olduğundan- sahihtir.

 

Necis hale gelen zeytinyağı vb. sıvı yağların satım i [sahih midir?

 

Bu konuda mezhep içinde iki görüş bulunmaktadır:]

 

[Birinci görüş]

 

Daha doğru görüşe göre sahih değildir. Çünkü bunları temizlemek mümkün değildir.

 

[*] -Necis hale gelen sıvıyağı temizlemek mümkün olsaydı İbn Hibban'ın rivayet ettiği şu hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.) içine necaset düşen yağın dökülmesini emretmezdi: Hz. Peygamber (s.a.v.)'e içinde fare ölmüş bulunan yağı ne yapmak gerektiği sorulunca o şöyle cevap verdi: Yağ katıysa fareyi ve etrafındaki yağları atın, yağ sıvıysa dökün. (Sahih-i İbn Hibban, Taharet, 1393)

 

[İkinci görüş]

 

Böyle bir yağın yıkanarak temizlenmesi mümkündür. Şöyle ki bu yağ iki kulle miktarındaki suyun içine dökülür veya yağın içine onu dibe batıracak kadar su konulur, su yağın bütün kısımlarına ulaşacak şekilde iyice çalkalanır.

 

Bu mesele Nevevi tarafından tekrarlanmıştır; çünkü o daha önce bunu necasetler bölümünde de zikretmişti.

 

Nevevi'nin sözünden "bu yağın yıkanmakla temizlenebileceği" görüşünü kabul ediyorsak satımının sahih olacağı anlamı çıkmaktadır ki bu konudaki görüşlerden biri budur. Daha doğru görüşe göre ise yukarıda geçen hadis sebebiyle bu satım sahih olmaz.

 

Bununla necis hale gelmiş elbisenin arasında nasıl bir fark olduğu konusu bir problem teşkil etmektedir; çünkü necis hale gelen elbisenin satımı kesin olarak caizdir.

 

Rafii şöyle demiştir: Bu konuda ileri sürülen iki görüş necis hale gelen suyun satımı konusunda da geçerlidir.

 

Bu görüşü su meselesinde de kabul ettiğimizde su satımının da yasak olması gerekir ki Nevevi el-Mecmu'da bunu açık olarak ifade etmiştir.

 

İsnevi şöyle demiştir: Tuğla satımının yasaklanması, o tuğlalardan yapılmış evin satımının da fasid olmasını gerektirir.

 

Buna şöyle cevap verilmiştir.

 

Arazi satımında binanın satıma girmesi taş ve ahşap kısımlar gibi temiz kısımlara tabi olarak gerçekleşmektedir. Bu yüzden bu kadarına göz yumulmuştur. Çünkü bu, evin maslahatı gereğidir. Bu tıpkı karnında necaset bulunan hayvanın satım i gibidir. Alimlerin tuğla ile ilgili görüşleri tek başına tuğla satımı konusunda dikkate alınır.

 

Bu cevap, sonrakilerden birinin de dediği gibi itiraza açıktır. Burada şöyle denilmesi daha uygundur: Evin satımı ihtiyaç sebebiyle sahih görülmüştür.

 

Bu hüküm gübrelenmiş arazi satımında da uygulanabilir; çünkü araziyi ancak içine konulan gübreyi temizlemek suretiyle temizlemek mümkün olabilir. Temiz olan kısım ise gözle görülmemektedir.

 

Ezrai şöyle demiştir: Böyle bir arazinin satımının dUz olduğu konusunda fiili bir icma vardır.

 

Kişi zilyedliğini başkasına devretmek amacıyla aydınlanmak vb. şeylerde kullanılmak üzere necis hale gelmiş yağı tasadduk etse bu caiz olur. Hibe etmek, vasiyet etmek vb. tasarruflar da tasadduk etmek gibidir. Gübre, köpek gibi varlıklar da bu konuda necis hale gelmiş yağ ile aynı hükme tabidir.

 

Not:

1. Subki'ye ele yapılmış olan ve giderilmesi mümkün olmayan necis dövmenin temizlenmesi mümkün olmayan necis şeylerde olduğu gibi satım ın sıhhatine engelolup olmayacağı soruldu o şöyle cevap verdi: "Bana göre bu satım akdi kesinlikle sahihtir, necis olan dövme satım akdinin sahih olmasını engellemez."

 

2. Nevevi'nin sözünden ilk anda "temizlenmesi mümkün olmayacak şekilde necis hale gelen şeyin satımının yasak olması" hükmünün "satılan şeyin temiz olması" şartının bir uzantısı olduğu anlaşılmaktaysa da bu kastedilmemiştir; çünkü "temizlenmesi mümkün olmayacak şekilde necis hale gelen şey" asıl yapısı itibarıyla temizdir, bununla birlikte satımı sahih değildir. Bu yüzden el-Havi' de aslen temiz olmasını dikkate almayarak "temiz olan veya yıkamakla temizlenen" denilmiştir. Söz konusu eserde yalnızca yıkanmakla temiz olmayacak şekilde necis olmayı dikkate almıştır.

 

3. Daha doğru görüşe göre kendisinden misk elde edilen hayvanı satmak temiz olduğu için sahihtir.

 

İçinde -ölü bile olsa- ipekböceği bulunan koza satımı sahihtir; çünkü ipekböceğinin kozanın içinde bulunması ipeğin yararı içindir. Bu, karnında necaset bulunan hayvanın satılması gibidir. Er-Ravda ve diğer eserlerde belirtildiğine göre ipek kozası hem götürü usulde hem de tartıya vurularak satılabilir. Kozanın içindeki ipekböceği tıpkı hurmanın içindeki çekirdek gibidir. İfadeden ilk anda anlaşıldığına göre tartılarak satılmanın sahih olması açısından satım ın zimmette olup olmaması arasında fark yoktur, ki doğrusu da budur.

El-Kifaye' de ise farklı görüş belirtilmiştir.

 

Gübre edinmek ve ekini gübrelemek caizdir, ancak mekruhtur.

 

Köpekle av yapmak için, hayvan sürüsünü, ekinleri veya geçidi korumak için köpek edinmek caizdir. Bu işleri yaptırmak için köpek eğitmek üzere köpek yavrusu edinmek de caizdir. İleride hayvan sürüsü edindiğinde onu korumak için köpek edinmek caiz değildir, yine ileride av yapmak istediğinde kullanmak üzere av köpeği edinmek de caiz değildir.

Nevevi bunu er-Ravda ve el-Mecmu'da açık olarak ifade etmiştir.

 

Domuz edinmek hiçbir durumda caiz değildir.

 

Pars, maymun ve fil gibi hayvanları edinmek caizdir.

 

 

B. SATIMI YAPILAN MALDAN YARARLANMANIN MÜMKÜN OLMASI

 

Satılan malda bulunması gereken ikinci şart, kendisinden yararlanmanın mümkün olmasıdır.

 

Bu şarta göre haşeratın, yararı bulunmayan her türlü yırtıcı hayvanın, buğday vb. ekinlerin danelerinin bir tanesinin satımı, eğlence [müzik] aletlerinin satımı sahih değildir. [Zayıf] bir görüşe göre eğlence aletlerinin kırık halini malolarak kabul etmek mümkünse satımı sahihtir.

 

Nehir kıyısında su satmak, çölde toprak satmak daha doğru görüşe göre sahihtir.

 

 

1. SATILAN ŞEYİN YARARlNIN BULUNMASI

 

Satılan malda bulunması gereken şartların ikincisi dinen kendisinden yararlanmanın mümkün olmasıdır. Sıpa satımında olduğu gibi satılan şeyden ileride yararlanmak mümkün olsa bile satım sahihtir.

 

Bu şart gereğince kendisinde bir yarar olmayan şeyin satım i sahih değildir; çünkü böyle bir şey mal sayılmaz. Bunun karşılığında satanın bir mal alması "dinde malı zayi etmenin yasak olması" sebebiyle yasaktır.

 

 

2. YARARI BULUNMAYAN ŞEYLER NELERDİR?

 

Bir malın yararsız olması çeşitli sebeplerden kaynaklanabilir:

 

[a] - Haşeratm Satımı

 

Bu sebeplerden birisi malın değersiz / düşüklüğüdür.

 

Bu sebepledir ki bokböceği, yılan, akrep, fare ve karınca gibi haşerat cinsinden olan hayvanların satımı sahih değildir. Bu hayvanlardan bazı özel yararların elde edilebileceği şeklindeki söylentiler dikkate alınmaz.

 

Yine aslan ve kurt gibi yırtıcı hayvanlarla dölengeç kuşu, karga gibi eti yenmeyen kuşların satımı da sahih değildir. Aslan, kaplan gibi hayvanların ölümlerinden sonra derilerinden yararlanılabilmesi dikkate alınmaz. Yine okların kuyruk kısmında yırtıcı kuşların kullanılmasına, bazı kıralların heybet gösterisinde bulunmak ve siyaset icabı bu kuşları edinmesine de itibar edilmez.

 

Pars gibi avcılıkta, fil gibi savaşlarda, maymun gibi bekçilikte, arı gibi bal elde etmede, bülbül gibi sesiyle rahatlamada, tavus gibi rengiyle rahatlamada, sülük gibi kirli kanı emdirmede yararlanılan hayvanların satımı ise sahihtir.

 

Aynı şekilde felçli olan kölenin satımı da, kişi bunu azat ederek Allah'a yaklaştıracak bir mı yapabileceği için sahihtir.

 

Felç olmuş eşeğin satımı ise sahih değildir; çünkü ondan yararlanılmaz. Öldüğünde derisinden istifade edilebilmesi dikkate alınmaz.

 

[b] - Buğday, Arpa Gibi Ürünlerin Bir İki Tanesinin Satımı

 

Bir şeyden yarar elde edilememesinin ikinci sebebi az olmasıdır.

 

Bu yüzdendir ki buğday, arpa ve üzüm gibi ürünlerin bir-iki tanesinin satımı sahih değildir.

 

"Bu satın alınanı diğerlerinin yanına koymak" veya "bunları tuzağa koyarak yararlanmak" özelliği dikkate alınmaz. Bununla birlikte bir iki tane de olsa bunları gasp etmek haramdır, geri verilmesi gerekir. ~elef edilirse tazmin edilmez, çünkü malolma özelliği yoktur.

 

Imam Şafii (r.a.)'den nakledilen "başkasının tahtaları içinden bir iki kürdan parçası almak caizdir" şeklinde rivayet edilen görüş "sahibinin razı olacağı bilindiğinde" şeklinde yorumlanmalıdır.

 

[c] - Öldürücü Maddeler

 

Çoğu ve azı öldürücü olan zehirin satımı haramdır. Ancak sakamonya ve afyon gibi çoğu öldürmekle birlikte azı yararlı olan şeylerin satımı caizdir.

 

[d] - Kullanımı Haram Olan Şeylerin Satımı

 

1. Tanbur, zil, flüt, keman, ud gibi kullanılması haram olan müzik aletlerinin satımı da sahih değildir.

 

2. Yine putlar, heykellerin satımı da haramdır.

 

Bu sayılanlar altın-gümüşten yapılmış olsa bile haramlık söz konusudur. Çünkü bu sayılan şeylerde dini açıdan [dinin meşru gördüğü] bir yararlanma söz konusu değildir.

 

[Zayıf] bir görüşe göre müzik aletleri ve onunla birlikte zikredilen diğer şeylerin kırılmış hale malolarak değerlendiriliyorsa bunların satımı sahih olur; çünkü bu durumda elde edilmesi umulan bir yarar bulunmaktadır. Bu küçük sıpanın satımına benzer.

 

Bu görüş "bu aletlerden bulunduğu halleriyle günah olan fiil dışında bir şeyelde edilemez" denilerek reddedilmiştir.

 

3. Tavla satımı da sahih değildir. Ancak tavlanın taşları satranç oyununda piyon olarak kullanılabilecek durumdaysa bu durumda -tıpkı satranç satın almanın mekruh olması gibi- bunun satımı da mekruh olmakla birlikte sahih olur.

 

4. Altın ve gümüşten kap-kacak alım-satımı sahihtir; çünkü bu satımda altın ve gümüşün kendisinin satımı amaçlanmaktadır.

 

Bu hüküm, yukarıda geçen "altın ve gümüşten yapılmış müzik aletleri ve heykellerin satımının yasak olması" hükmüyle çelişmez; çünkü altın kap-kacağı ihtiyaç durumunda kullanmak caiz olduğu halde diğer eşyaları kullanmak hiçbir şekilde caiz değildir.

 

5. Altından haç alınıp satılır mı?

 

İsnevi "bunun kap-kacak gibi mi yoksa put gibi mi değerlendirilmesi gerektiği konusunda iki ihtimal de söz konusudur" demiştir.

 

Sonraki alimlerden bazılarının da esas aldıkları üzere bunların put gibi kabul edilmesi daha uygundur.

 

6. Şarkıcı cariye, dövüşçü keçi ve horoz satımı -sahip oldukları özellikler sebebiyle bunların satım bedelleri normalinden yüksek olsa bile- sahihtir. Kişi bununla şarkı söyletmeyi ve dövüştürmeyi amaçlamış olsun ya da olmasın satım sahihtir; çünkü burada satın alınan şeyin aslen canlı olması özelliği dikkate alınır [ondaki özellik dikkate alınmaz].

 

7. Üzerinde hayvan resimleri bulunan tabak, kumaş / elbise ve halıları / yaygıları satın almak sahihtir.

 

8. Kendisine geçilecek yolu bulunmaması sebebiyle veya geçiş yolu bulunsa bile satım akdinde geçiş yolunun satılmayacağının belirtilmesi sebebiyle geçiyyolu bulunmayan bir evin satımı sahih değildir; çünkü evden bu şekilde [gelip-geçmeden] yararlanmak mümkün değildir. Alimlerin çoğunluğuna göre bu satım akdinde müşteri caddeye kadar veya kendi mülküne kadar geçiş yolu elde etme imkanına sahip olsa da olmasa da hüküm aynıdır. Beğavı ise akdin sahih olmaması için kişinin bu imkana sahip olmamasını şart koşmuştur.

 

[İtiraz]  Nevevi er-Ravda' da şunu açık olarak ifade etmiştir: Kişi müştemilatıyla birlikte köşkünü satsa ancak içinden bir evi istisna etse ve yine geçiş yolunu da satım akdinden istisna etse, satın alan kişinin başka geçiş yolu edinmesi mümkün ise satım akdi sahih olur. Bu imkan yoksa satım akdi sahih olmaz.

 

Buna kıyasla bizim meselemizde de hüküm böyle olmalıdır.

 

[Cevap]  Mülkiyetin devamında buna göz yumulur. Belirtilen durumda mülkiyetin devamı vardır. Ancak mülkiyet ilk olarak elde edilirken buna göz yumulmaz.

 

9. Nevevi'nin el-Mecmu'da tek görüş olarak belirttiğine göre içinde inkarcılık, sihir, astroloji, hakkabazlık ve felsefenin yer aldığı kitapların alım-satımı sahih değildir. Nevevi "hatta bunlarla meşgul olmak haram olduğu için bu kitapların itlaf edilmesi gerekir" demiştir.

 

[e] - Kıyıda su, çölde toprak satımının yararı var mıdır? [Deniz, göl, akarsu gibi su kaynaklarının] kıyısındaki suyı, dağdaki taşı, çöldeki toprağı kendi mülkiyetine geçirmiş olan bir kimsenin bunları satrnası [sahih midir? Bu konuda mezhep içinde iki görüş bulunmaktadır: ]

 

[Birinci görüş]

 

Daha doğru görüşe göre bu eşyalarda da menfaat özelliği bulunduğundan bunların satımı sahihtir.

 

[İkinci görüş]

 

[Bunların satımı sahih değildir, çünkü bunları herhangi bir yorulma ve masraf söz konusu olmaksızın elde etmek mümkündür].

 

[İlk görüş sahipleri buna şöyle cevap vermiştir:] Karşı görüş sahiplerinin "bunları herhangi bir yorulma ve masraf söz konusu olmaksızın elde etmek mümkündür" diye ileri sürdükleri gerekçe buna engel olmaz.

 

Not:  "Kıyı" ifadesi Nevevi'nin el-Muharrer'e eklediğibir fazlalıktır. Bu kelime es-Sıhah adlı sözlükte belirtildiğine göre vadi ve nehir kenan için kullanılır.

 

Nevevi'nin sözünden sanki "su, kıyıdan alınmış olmazsa satımı mutlak sahihtir" gibi bir anlam anlaşılmaktaysa da bu kastedilmemiştir. "Suya sahip olunmaz" şeklinde bir görüş de bulunduğundan suyu satmanın sahihliği mezhep içinde bir görüştür.

 

Kadın sütünün satımı sahihtir; çünkü insan sütü temiz ve kendisinden yararlanılabilen bir şeyolduğundan [satmanın sahihliği hükmü açısından] koyun sütü gibidir.

 

Temiz olması gerekçesine bağlı olarak erkekten çıkan süt de [şayet çıkması mümkün olur ise] satılabilir. Necasetler bölümünde geçtiği üzere itim ad edilecek olan görüş budur.

 

Daha doğru olan görüşe göre şayi hisseli bir evin yarısını diğer yarısı karşılığında satmak sahihtir. Bunun yararı, bu işlem sonucunda babanın çocuğuna yaptığı hibeden dönememesi, müşterinin iflas etmesi halinde satıcının sattığı malı geri alamamasıdır.

 

 

C. SATILAN MALIN TESLİMİNİN MÜMKÜN OLMASI

 

Satılan malda bulunması gereken üçüncü şart tesliminin mümkün olmasıdır.

 

Bu şarta göre kaybolmuş malın, kaçmış kölenin, gaspedilmiş malın satımı sahih değildir.

Kişi gasp edilmiş malı gasp edenden alma gücüne sahip birine satarsa doğru görüşe göre bu satım sahih olur.

 

Kap, kılıç vb. maddelerin belirli bir yanmını satmak sahih değildir. Kesildiğinde değeri azalmayan kumaşın yanmını satmak daha doğru görüşe göre sahihtir.

 

Rehin alanın izni olmaksızın rehin verilen malı satmak sahih değildir.

 

Daha güçlü görüşe göre zatına [rakabesine] diyet borcu ilişmiş olan kölenin satımı da sahih değildir. Borç zimmetine ilişmiş olursa bunun zaran olmaz. Daha güçlü görüşe göre kısasın ilişmesi de böyledir.

 

 

1. TESLİMİN MÜMKÜN OLMASININ ANLAMI

2. TESLİMİ MÜMKÜN OLMADIĞI İÇİN SATIMI SAHİH OLMAYAN ŞEYLER

 

1. TESLİMİN MÜMKÜN OLMASININ ANLAMI

 

Satılan malda bulunması gereken şartların üçüncüsü, başka bir akit içinde zımnen bulunmayan [doğrudan yapılan] satım işleminde tesliminin mümkün olmasıdır. Teslimin mümkün olması da ya gerçekten yahut dinen söz konusu olur. Bu şart, bedelin hasıl olacağı konusunda güvenin hasıl olması ve Müslim'de yer alan rivayette yasaklanmış garar satımından kurtulmak içindir.

 

Maverdi şöyle demiştir: "Garar, iki zıt ihtimalin söz konusu olduğu ve bunların daha kötüsünün gerçekleşme ihtimali daha yüksek olan şeydir."

 

Bir başka görüşe göre "sonucu bizden gizli kalan şeydir."

 

Satımın batıl olduğuna hükmetmek için teslim etme umudunun kalmamış olması şart değildir, teslim etmenin imkansız olduğu ihtimalinin kuvvetli olması yeterlidir.

 

Gaspedilen mal meselesinde olduğu gibi müşteri teslim alma imkanına sahip olduğunda satıcı teslim etmekten aciz olduğu halde akit sahih olabilir.

 

Yine Rafii ve Nevevi'nin "zıhar keffareti" konusunda zikrettiği üzere satımın [doğrudan değil de] zımnen olması halinde de akit sahih olabilir.

 

Zerkeşi "müşteri satın aldığında kölenin doğrudan azat olacağı akitlerde kölenin durumu da böyledir" demiştir.

 

Not:  Nevevi'nin bir konuyu ele alırken adeti önce ittifakın bulunduğu meseleleri zikredip daha sonra ihtilaflı konuları zikretmektir.

 

Satım ın sahih olması için satılan malın tesliminin mümkün olması durumunda satım akdi ittifakla sahih olur. [Satıcının teslim etmesi mümkün olmamakla birlikte] müşterinin malı teslim alması mümkün olduğunda akdin sahih olacağı ise doğru görüşe göredir. Şu halde Nevevi'nin yaptığına itiraz etmeyi gerektiren bir durum yoktur. Bununla birlikte el-Mecmu'da yaptığı gibi "imkan" yerine "kudret" demiş olsa daha uygun olurdu. Çünkü "teslim etme imkanının sabit olması ve teslimde imkansızlığın söz konusu olmadığı"nı söylemek satıcının buna güç yetirebilceğini söylemek anlamına gelmez.

 

Bu hükümden şu durum istisna edilir: Kişi piyasada bulunması zor olan bir para birimi üzerinden satım yapsa satım bedelini başka bir şeyle değiştirmeyi caiz gören daha doğru görüş esas alınırsa bu akit sahih olur. Teslim zamanı geldiğinde para birimi mevcut olursa teslim onunla yapılır, bulunmadığında başka bir şeyle değiştirilir.

 

 

2. TESLİMİ MÜMKÜN OLMADIĞI İÇİN SATIMI SAHİH OLMAYAN ŞEYLER

 

Satım akdinde satılan malı teslim etme gücü dikkate alındığından teslimi imkansız olan şeyin satımı sahih değildir. Buna göre;

 

[1] - Havadaki kuş, bulunduğu yere geri dönmeye alışık bile olsa, tesliminde garar bulunduğu için satımı sahih değildir. Ayrıca kuşun aklı olmadığından geri döneceğinden kesin emin olunamaz. Bu mesele bu açıdan "bir iş için gönderilen kölenin satımı" meselesinden ayrılmaktadır.

 

Kraliçe arının kovanda tutulması halinde bal arılarının satımı sahih olur.

 

Arı satımı bu yönüyle kuş satımından farklıdır. Ayrıca arılar av yapmada kullanılması amaçlanmayan varlıklardır. Yine arılar normal şartlar altında yalnızca çiçeklerden elde ettiği özleri yer. Şayet arının satılması kovanda hapsedilmiş olmasına bağlı olsaydı bunun zararı olurdu yahut da arı satımı imkansız hale gelirdi. Kuşların ve diğer kaçan hayvanların satımı ise böyle değildir.

 

[2] - Kayıp olan malın satımı sahih değildir.

[3] - Kendisinden haber alınamayan kölenin satımı sahih değildir.

[4] - Kaçak kölenin satımı sahih değildir.

 

[5] - Gasp edilmiş bir malın gasp edenden başkasına satımı sahih değildir; çünkü böyle bir malı derhal teslim etmek mümkün değildir.

 

Malı gasp edilen kişi, malını onu gasp edenden alma gücüne sahip birine satarsa veya kaçak köleyi geri getirme imkanına sahip birine satarsa [satım akdi sahih olur mu? Bu konuda mezhep içinde iki görüş bulunmaktadır:]

 

[Birinci görüş]

 

Doğru görüşe göre burada malın satılan kişinin eline ulaşması yönü dikkate alındığından satım akdi sahih olur. Ancak kişinin malı geri alabilmesi masrafı gerektiriyorsa Nihayetü'l-matlab'da belirtildiğine göre zahir olan görüş bu satım akdinin batıl olmasıdır.

 

[İkinci görüş]

 

Bu satım sahih değildir; çünkü satıcının sattığı malı teslim etmesi gereklidir. Halbuki o bunu teslim edebilecek durumda değildir.

 

Satıcı malını gasp edenden geri alma veya kaçan kölesini geri getirme gücüne sahip ise -geçenlerden anlaşılacağı üzere- bu satımın sahih loduğu konusunda görüş ayrılığı yoktur.

 

Cüveynı Nihayetü'l-matlab'da şöyle demiştir: Ancak kişinin malı geri alması veya kaçak köleyi geri getirmesi şiddetli bir yorulmayı gerektiriyorsa, havuzda olan ve yakalanması zor olan [emek isteyen] balığın satılması meselesindeki görüş ayrılığının burada da geçerli olması gerekir.

 

Daha doğru olan bunun sahih olmadığıdır.

 

[İtiraz]  Kayıp malın, kaçmış kölenin ve gasp edilmiş malın satımının sahih görülmemesi problemlidir; çünkü bu durumda olan kölelerin azat edilmesi geçerlidir. Alimler şunu açık olarak ifade etmiştir: "Kölenin satımında -felçli köle satılması meselesinde olduğu gibi-, onu azat ederek sevap kazanma dışında bir yarar olmasa da satım sahihtir. ~ Satın alınan köleyi teslim almadan önce azat etmek sahihtir ve bu azat köleyi teslim alma gibi değerlendirilir. Hal böyle olunca kayıp, kaçak ve gasp edilmiş köleler felçli durumda iseler onların satım ı niçin sahih olmasın? Dahası felçli olmasalar bile satın alma sebebi olması sahih olan bir takım yararlar bulunduğu halde bu kölelerin satım ı niçin sahih olmasın?

 

[Cevap]  Felçli olan kölede müşterinin elde etmesine engelolunan bir yarar söz konusu değildir. Gasp edilen, kaçan vb. köle ise bundan farklıdır.

 

Bu gerekçeden şu sonuç çıkar: Bu durumdaki köleyi satın alan kişinin azat etme dışında bir yararı bulunmazsa onları satın almak sahih olur. Zahir olan ise bu tür satırnın mutlak olarak sahih olmayacağıdır.

 

EI-Kafi'deki "yolunu şaşıran [kaybolan] kölenin satımı sahihtir; çünkü Allah'a yaklaşmak amacıyla bu köleyi azat etmek suretiyle yararlanmak mümkündür" ifadesi kabul edilemez.

 

[6] - Balık havuzun içinde bile olsa yakalanmasında zorluk varsa sudaki balığın satılması sahih değildir; çünkü kişi sattığı balığı teslim etme gücüne sahip değildir. Şayet sudan alınması kolay ise ve su balığın görülmesini engellemiyorsa satımı sahihtir.

 

Yuvadaki kuşun durumu da havuzdaki balığın durumu gibidir. Kaçmış olan veya gasp edilmiş olan kölenin nasıl ki teslim imkanı olmadığı halde evlendirilmesi ve azat edilmesi sahih oluyorsa ticarı tasarrufta bulunması mümkün olursa onunla özgürlük sözleşmesi yapmak da sahih olur.

 

[7] - Bir kap, kılıç, kesildiğinde değeri düşecek olan değerli bir kumaş vb. bir maddenin mesela belirli yarımını satmak sahih değildir. Çünkü bunların dinen teslimi mümkün değildir. Zira bunların teslimi ancak kırmak veya kesmek yoluyla mümkün olmaktadır, oysa bu işlemler malın değerini azaltmaktadır. Dinde malı zayi etmek haram kılınmıştır.

 

Alimler bu meseleyle "bir arazinin bir arşınlık kısmının satımının sahih görülmesi" meselesini şöyle ayırmışlardır: Arazinin satılan yeri ile satılmayan yerini iki mülk arasına bir alarnet koymak suretiyle birbirinden ayrıştırmak herhangi bir zarar söz konusu olmaksızın mümkündür.

 

''Alamet koyma durumunda araziden yararlanma imkanı daralmış olur ve arazinin de değeri azalır. Bu sebeple bunu da kumaş meselesi gibi değerlendirmek gerekir" denilecek olursa buna şöyle cevap verilir: ''Arazi meselesindeki eksilmeyi telafi etmek mümkün olmakla birlikte kumaştaki eksilmeyi telafi etmek mümkün değildir."

 

Nevevi el-Mecmu'da şöyle demiştir: Değerli bir kumaştan bir arşın almak istenildiğinde izlenmesi gereken yol şudur: Almak isteyen kişi kumaş sahibi ile anlaşır, sonra satın almadan önce kumaş kesilir, daha sonra satın alır. Bu durumda akdin sahih olacağı konusunda görüş aynlığı yoktur.

 

Bu ifadeden anlaşıldığına göre [satın alma öncesinde] kumaşın kesilmesi haram değildir. Bunun gerekçesi de "satım amacıyla kesmenin helal olması" dır. Burada ihtiyaç sebebiyle buna katlanılmıştır. Kesmenin satım sonuna kadar geciktirilmesine gerek yoktur.

 

Bundan daha iyi bir yol -Zerkeşi'nin de belirttiği üzere- şudur:

 

Kişi bir arşınlık kısmı şayi hisseli olarak alır, daha sonra da kumaşı keser. Çünkü şayi hisseli olan kısmı satın almak mutlak olarak dÜzdir; bu durumda kumaşın tümü iki kişi arasında [oranlarına göre] ortak olur.

 

[8] - Bir binadaki belirli bir kalası satmak sahih değildir; çünkü o kalası yerinden sökmek binanın yıkılması sonucunu doğurur.

 

[9] - Duvara gelince;

 

[a] - Duvarda satılan muayyen bir yerin üzerinde başka bir şey varsa,

 

[b] -Duvar çamur ve tahta gibi tek parça bir şeyden yapılmışsa,

 

Bu iki durumda duvardaki bir bölümü satmak da sahih değildir; çünkü birinci durumda satılan şeyin teslimi ancak onun üzerinde yer alan kısmın yıkılmasıyla mümkün olabilmektedir. İkincisinde ise duvarın bir bölümü yıkılarak mümkün olmaktadır.

 

[c] - Duvar tuğla veya briketten yapılmış olur da üzerinde bir şey olmazsa ve duvarın üst sınırı tuğlanın veya briketin boyunun iki katı kadar ise bu duvardan bir şeyi satmak sahih değildir. Şayet duvarın sonu tuğla ve briket sıralarından oluşuyarsa satım sahih olur.

 

[İtiraz]  Bu problemlidir; çünkü;

 

[a] - Tuğla ve briket sırasının diğeri ile birleştiği yarık çamur vb. bir şeyle tek parça halinde sıvanmıştır.

 

[b] - Ayrıca duvarın bir kısmını sökmek diğerinin değerini azaltır. Bu durumda tıpkı binadaki kalas ın satımının sahih olmaması gibi onun da sahih olmaması gerekir.

 

[Cevap] . [a] - Çoğunlukla görüldüğü üzere tuğlalar arasındaki çamur sıvanın bir değeri yoktur.

 

[b] - Değerin eksilmesi sadece diğer tuğlaların tek kalması sebebiyle olup bunun hükme etkisi yoktur. Kalasın sökülmesi ise bundan farklıdır; çünkü duvardaki kalas ın sökülmesi duvarı zayıflatınaktadır.

 

[10] - Kalın pamuklu kumaşlarda olduğu gibi kesilmekle değeri azalmayan kumaşların bir bölümünün satımı [sahih midir? Bu konuda mezhep içinde iki görüş bulunmaktadır:]

 

[Birinci görüş]

 

Daha doğru olan görüşe göre mahzurlu olan durum burada söz konusu olmadığından bunun satımı sahihtir.

 

[İkinci görüş]

 

Bu satım sahih değildir; çünkü kesme satılan malın mutlaka değişmesi sonucunu doğurur.

 

[11] - Ayrılmaları durumunda değeri düşse bile kapının iki kanadından birini, bir çift ayakkabı içinden tekini satmak sahihtir; çünkü geriye kalanların değerleri tamamen ortadan kalkmamıştır, zira satıcının sattı ğı şeyi geri satın alması veya müşterinin kalan teki de satın almasıyla çiftin bir araya getirilmesi mümkündür.

 

Kumaş vb. kesildiğinde değeri düşen şeyler ise bundan farklı olup onların mali değerleri telafi edilmesi mümkün olmayacak şekilde ortadan kalkmaktadır.

 

[12] - Yüzüğün taşını satmak sahih değildir; çünkü taşın yüzükten ayrılması yüzüğün değerini azaltır.

 

[13] - Kar ve buz tartılmadan önce erimeye başlamışlarsa satılması sahih değildir. Bu hüküm, erimeleri halinde bunların değeri kalmıyorsa söz konusudur. Şayet eridiklerinde de değeri kalıyorsa Hocamız Zekeriya el-Ensari'nin belirttiğine göre -satılan şeyin ismi değişmiş olsa bile- akit fesholmaz. Bu, yumurta satın alan kişinin daha teslim almadan önce yumurtanın civcive dönüşmesine benzer.

 

[14] - Rehin verilen bir mal rehin alan kişi tarafından teslim alındıktan sonra rehin alanın izni olmaksızın satılırsa satım akdi sahih olmaz; çünkü dinen bu malın tesliminde acz söz konusudur.

 

Ancak rehin alan kişi henüz teslim almamışsa veya teslim aldıktan sonra satılmasına izin vermişse engelortadan kalktığı için satım akdi sahih olur.

 

Hapsedilmesi hak edilmiş olan bütün malların durumu da rehin gibidir. Örneğin çamaşırcı çamaşırı yıkayıp temizlemiş veya boyacı ~ kumaşı boyamışsa, şayet çamaşırı beyazlatmanın maddı bir varlığının olduğunu da kabul ediyorsak bunlar ücretlerini teslim alıncaya kadar malı hapsedebilider.

 

Bir kimse kumaşlarını beyazlatması için bir kimseyi ücretle tutsa, Rafii ve Nevevi'nin "malı teslim almadan önce satmak" konusunda tek görüş olarak belirttiklerine göre, işçi onu beyazlatmadan önce satamaz.

 

Rehnedilen mal, rehne konu olan borç ödenip de mal kurtarılmadan önce rehin verilen kimseye satılırsa akit sahih olur. Cüveyni bu konuda ittifak bulunduğunu nakletmiştir.

 

[15] - Öldürme-yaralama suçu işleyen ve diyeti kendi rakabesinden ödenmesi gereken köleyi henüz suçun işlendiği şahıs tarafından affedilmeden ve efendisi fidye vererek kurtarma yolunu seçmeden önce satmak [sahih midir? Bu konuda İmam Şafii (r.a.)'ye ait iki görüş bulunmaktadır:]

 

[Birinci görüş]

 

Daha güçlü görüşe göre bu satım akdi sahih değildir; çünkü buna tıpkı rehnedilen malda olduğu gibi hatta ondan da öte başkasının hakkı ilişmiştir. Çünkü yaralama, rehinden daha önce gelir.

 

Bu hükümde diyetin kölenin değerinin tümünü kaplaması ile böyle olmaması arasında fark yoktur. Yine köle üzerine malın gerekli olmasının kölenin mal telef etmesi, yanlışlıkla, kasıt benzeri veya kısası gerektirmeyecek kasıtlı adam öldürme yahut da kısası gerektirse bile hak sahibinin mal karşılığında affettiği bir öldürme-yaralama sonucu olması arasında fark yoktur.

 

[İkinci görüş]

 

Ödeme gücüne sahip olan kölenin satımı caizdir. Bir görüşe göre ödeme gücüne sahip olmayan kölenin satımı da sahihtir.

 

Bununla rehin arasında şu fark vardır: Suçun kendisine karşı işlendiği kişinin hakkı, köle sahibinin isteği olmaksızın söz konusu olmuştur. Rehin alanın hakkı ise mal sahibinin isteğiyle olmuştur.

 

Buna göre ödeme gücüne sahip olan efendi kölenin suç işlediğini bilerek kölesini sattığında onun fidye ile kurtarılmasını tercih etmiş olmaktadır. Bir görüşe göre ise efendinin muhayyerliği devam eder; dilerse satımı onaylar dilerse fesheder. Fidye vererek köleyi kurtarmayı tercih ettikten sonra kölesini satarsa satım akdi kesin olarak caiz olur. Fidye vererek kurtarma kölenin değeri ve işlenen cinayetin diyetinden hangisi daha az ise onu vermek suretiyle olur. Bu konu "diyeti gerektiren durumlar" ele alınırken gelecektir.

 

Satım ın sahih olmasıyla efendinin saçımı tercih etmekten caymasının sahih olması arasında bir çelişki yoktur; çünkü satımın sahih olmasını engelleyen durum -köle kendisinin mülkiyetinde kaldığı sürece her ne kadar ödenmesi gerekli olmasa da- hakkınıborcun efendinin zimmetine intikal etmesiyle sona ermiştir. Köleyi sattı ğın da köleye karşılık fidye olarak üstlendiği şeyi ödemesi gerekli olur. Bu durumda, tıpkı kölesini azat etme veya öldürme durumunda olduğu gibi fidyeyi ödemeye zorlanır. Bunu öderse bunun hükmü açıktır. İflas vb. bir sebeple yahut kayıp olması, hapiste gözaltında olması, ölmesi gibi sebeplerle ödemesi imkansız hale gelirse satım geçersiz olur, köle işlediği suça karşılık satılır. Çünkü kendisine karşı suç işlenen kişinin hakkı müşterinin hakkından önce gelir. Feshetmek kişinin hakkını ortadan kaldınrsa örneğin suç işlenen kişi satıcının mirasçısı olursa bu durumda esh geçerli olmaz; çünkü bununla köle kendisinin mülkiyetine dönmekte, diyet borcu da düşmektedir. Zerkeşı buna dikkati çekmiştir.

 

"Kölenin satımı" ifadesiyle kölenin azat edilmesi dışarıda bırakılmıştır. Ödeme gücüne sahip efendi tarafından kölenin azat edilmesi sahihtir; çünkü bu durumda hak, onu ödeyebilecek imkana sahip olan efendinin zimmetine intikal etmektedir. Efendinin ödeme gücü ~ yok ise azat sahih olmaz; çünkü bu hakkı bütünüyle iptal etmektir .

 

Çünkü bu durumda alacaklının kölenin değerinden başka hakkını alacağı bir şey kalmamıştır.

 

Suç işleyen cariyeyi üm mü veled kılma konusunda da bu ayrıntılar geçerlidir. Diyet borcu onun çocuğuna intikal etmez, çünkü çocuk tarafından bir suç işlenmemiştir.

 

Efendinin kölesini evlendirmesi durumunda olduğu gibi diyetin kölenin kazancına ilişmesinin bir zararı olmadığı gibi, kölenin efendisinin izni olmaksızın bir şey satın alıp onu telef etmesi veya yanlışlıkla veya kasta benzer bir şekilde diyeti gerektiren bir suç işlediğini itiraf ettiği halde efendisinin bunu ikrar etmemesi ve şahidin de olmaması durumunda olduğu gibi borcun kölenin zimmetine ilişmesinin bir zararı yoktur. Çünkü satım akdi somut bir şey üzerinde gerçekleşmiştir, efendinin kölesinin zimmeti üzerinde kısıtlama yetkisi yoktur.

 

Kısasın kölenin rakabesi [vücudu] üzerine ilişmesinin kölenin satılmasına bir zararı [var mıdır? Bu konuda İmam Şafii (r.a.)'ye ait iki görüş bulunmaktadır:]

 

[Birinci görüş]

 

Daha güçlü görüşe göre bunun zararı yoktur; çünkü bu durumda bir yandan kölenin affedilerek kurtulması ümit edilirken bir yandan da kısas yapılmasından korkulmaktadır. Bu durumda hasta veya mürted olan kölenin satımının sahih olmasına kıyasla bu kölenin satımı da sahihtir.

 

[İkinci görüş]

 

Bu satım sahih değildir; çünkü hak sahibinin bir mala karşılık kısası affetmesi mümkündür. Daha önce geçtiği üzere köle üzerinde bir borcun bulunması satırnın sahih olmasını engeller.

 

Yukarıdaki iki görüşe dair rivayet zayıftır. Alimlerin çoğunluğuna göre bu meselede mezhebimizin görüşü bu satırnın kesin olarak sahih olduğudur. Eş-Şerhu'l-kebir ve er-Ravda'da bu şekilde aktarılmıştır. Bu sebeple bu görüşe "mezhebimizde esas alınan görüş" denilmesi daha uygun olurdu.

 

Köle satıldıktan sonra hak sahibi olan kimse bir mal karşılığında köleyi affetse bu durum satım akdini batıl kılar mı? Bu konuda iki görüş bulunmaktadır. Bulkini bunun akdi batıl kılacağı görüşünü tercih etmiştir.

 

Kölenin organlarından herhangi biri üzerinde kısas cezasını gerektiren bir hükmün bulunması satım akdini engellemez, bu durumda satım akdi kesin olarak sahihtir.

 

Köle, yol kesme [hırabe] suçuna iştirak ederek adam öldürse ve tövbe etmeden önce ele geçirilmiş olsa tıpkı mürted kölenin satımının sahih olması gibi onun satımı da sahihtir. Bu er-Ravda'nın "noksanlık muhayyerliği" konusunda zikredilmiştir. Şeyh Ebu Hamid ve ona bağlı bazıları ise buna karşı çıkmıştır.

 

 

D. ADINA AKİT YAPILAN KİŞİNİN MALA MALİK OLMASI

 

Satım akdinin mala ilişkin şartlarının dördüncüsü adına akit yapılan kişinin mala malik olmasıdır.

 

Bu şart gereğince fuzuli'nin [yetkisiz temsilcinin] yaptığı satım geçersizdir. İmam Şafii (r.a.)'nin eski görüşüne göre ise bu akit askıdadır: Mal sahibi onaylarsa yürürlük kazanır, onaylamazsa yürürlük kazanmaz.

 

Kişi, kendisine miras bırakacak olan kişinin yaşadığı düşüncesine sahip olduğu halde onun malını satsa ancak o kişi ölmüş olsa, daha güçlü görüşe göre satım sahih olur.

 

 

1. ŞARTIN AÇIKLANMASI

2. FUZULİNİN [YETKİSİZ TEMSİLCİNİN] YAPTIĞI SATIM AKDİNİN HÜKMÜ

3. KİŞİNİN, MÜRİSİNİN (miras bırakanın) MALINI SATMASI

 

1. ŞARTIN AÇIKLANMASI

 

Satılan malın şartlarının dördüncüsü akdi yapan kişinin satılan mala malik olmasıdır.

 

[*] - Bunun delili şu hadistir: Sahip olunan şey dışındaki şeylerde satım yoktur. (Ebu Davud, Talak, 2190; Tirmizi, Talak, 1181. Tirmizi bu hadisin hasen olduğunu söylemiştir)

 

Bu ölçüyü Gazalı el-Veciz'de zikretmiş, Rafii ve Nevevi de ona tabi olmuştur.

 

Alimler şunların da hükmün kapsamına girmesi için "akdi yapan

kişi" demek yerine "adına akit yapılan" demişlerdir:

 

> Malın sahibi,

> Mal sahibinin vekili,

> Mal sahibinin velisi,

> İflas eden kişinin ve borcunu ödemek üzere malını satmaktan kaçınan kişinin malını satma konusunda hakim,

> Kayıp malı bulan kişi,

> Alacaklı olup da borçlunun malından kendi hakkı ile aynı cinsten olmayan bir şeyi ele geçirmiş olan kişi.

 

Ancak "fuzulinin [yetkisiz temsilcinin] satımı" bu kurala bir itiraz noktası oluşturur; çünkü fuzulınin yaptığı akdi sahih görenlere göre akit, mal sahibinin onayına bağlı olarak askıda [mevkuf] bir şekilde kurulur. Oysa fuzulinin bu kapsamdan çıkarılması amaçlanmıştır. Nitekim bu yüzden fuzulinin yaptığı akdin batıllığı hemen ilk ifadeden sonra [Arapçada takip bildiren] fa harfiyle zikredilmiştir. Şarih Celaleddin el-Mahalli bu durumu "gerçekleşen akdin kendisi adına yapıldığı kişi" diyerek aşmaya çalışmıştır. Bu fuzulınin yaptığı satım akdi konusundaki iki görüşten birine göre olabilir ki o da fuzullnin satımının sahih olup geçerlilik kazanmasının mal sahibinin onayına bağlı olduğu görüşüdür. Çünkü satım akdi sahih ancak mülkiyetin gerçekleşmesi onaya bağlıdır. Rafil, Cüveynı' den ikinci görüşün tercihe şayan olduğunu aktarmışsa da birinci görüş tercih e şayandır. Hocam Remll şöyle demiştir: Nevevi bazı kitaplarında birinci görüşü tercih etmiştir.

 

Nevevi "akdi yapan kişinin mal üzerinde yetkisinin bulunması" demiş olsa efradını cami ağyarını man i bir ibare olurdu.

 

Not:  Mülkiyetin "tam" diye kayıtlanarak teslim alınmadan önce malın satımının dışarıda bırakılması gerekirdi; çünkü bu sahih değildir.

 

 

2. FUZULİNİN [YETKİSİZ TEMSİLCİNİN] YAPTIĞI SATIM AKDİNİN HÜKMÜ

 

[Fuzulı'nin yaptığı satım akdinin hükmü konusunda İmam Şafii (r.a.)'ye ait iki görüş bulunmaktadır:]

 

[Birinci görüş]

 

Fuzultnin yani başkasının malını onun izni olmadan ve yetkisiz olarak satan kimsenin yaptığı satım akdi geçersizdir. Bunun delili yukarıda geçen hadistir.

 

Vekalete elverişli olan diğer tasarruflarda da fuzulinin yaptığı akdin hükmü budur. Örneğin bir kimse başkasının cariyesini veya kızını evlendirse yahut karısını boşasa, kölesini azat etse, evini kiraya verse, ~ evini vakfetse, hibe etse, kendi malını vererek başkası için bir şey satın alsa bunların tümü geçersiz olur; çünkü o ne malik, ne veli ne de vekildir.

 

Nevevi "satım akdi" yerine "tasarruf" ifadesini zikretseydi zikrettiğim diğer tasarrufları da içermiş olurdu.

 

[İkinci görüş]

 

İmam Şafii (r.a.)'nin eski görüşüne göre -Nevevinin tercih ettiğine göre- fuzulinin bahsi geçen tasarrufu mevkuftur [askıdadır]. Bir başka görüşe göre tasarruf sahih ancak mülkiyet mevkuftur. Rafil -tıpkı onaylama meselesinde olduğu gibi- bunu Cüveynı'den nakletmiştir.

 

Şayet mal sahibi veya velisi akdi onaylarsa akit yürürlük kazanır [nafiz olur]. Aksi takdirde yürürlük kazanmaz.

 

[*] - Bunun delili Buhari -mürsel olarak-, Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace'nin de sahih senetle Urve el-Barıkı'den rivayet ettikleri şu hadistir: Resulullah (s.a.v.) kendisi için bir koyun satın almam için bana bir dinar verdi. Ben bu dinarla iki koyun satın aldım. Bunlardan birini bir dinara sattım ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'e bir koyun ve bir dinarı getirdim, durumu da ona anlattım. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) benim için şöyle dua etti: Allah senin [sağ elinle yapmış olduğun] akitleri bereketli kılsın.

 

Bu tarihten sonra Urve toprak bile satın alsa ondan kar ediyordu. (Buharl, Menakib, 1715; Ebu Davud, Buyu', 3384; Tirmizi, Buyu', 1258; İbn Mace, Sadakat, 2402)

 

İmam Şafii (r.a.) bu görüşü el-Ümm'de ifade etmiş, bir grup alim de bunu İmam Şafii (r.a.)'nin yeni görüşü olarak nakletmiştir.

 

Nevevi Ziyadetü'r-Ravda' da "delil yönünden bu görüş daha güçlüdür" demiştir.

 

İlk görüşü destekleyenler buna şu cevabı vermişlerdir: Urve'nin hadisi onun Hz. Peygamber (s.a.v.)'e mutlak olarak [herhangi bir kayıt konulmadan] ve kil olduğu şeklinde yorumlarlar. Nitekim koyunu satım teslim etmesi de bunu göstermektedir. Oysa fuzulinin satışını caiz görenlere göre de mal sahibinin izni olmadan malın teslimi caz değildir.

 

Dikkate alıncak olan akit sırasında tasarrufa izin verme yetkisine sahip olan kimsenin onayıdır. Buna göre kişi çocuğun malını satsa ve çocuk ergenlik dönemine erdikten sonra satıma onay verse akit yürürlük kazanmaz.

 

Not:  Görüş ayrılığı mal sahibinin bulunmadığı duruma özgüdür. Bir kimse başkasının malını onun yanında iken sattığı halde mal sahibi ses çıkarmasa el-Mecmu'da belirtildiğine göre bu kesin olarak sahih olmaz.

 

Nevevi "malın sahibi" ifadesi yerine "mal üzerinde yetki sahibi kimse" demiş olsa benim ek olarak yaptığım açıklamaları da kapsardı.

 

 

3. KİŞİNİN, MÜRİSİNİN (miras bırakanın) MALINI SATMASI

 

[1] - Kişi;

 

> Murisinin yaşadığını zannederek onun malını satsa veya borcunu ibra etse yahut cariyesini evlendirse,

 

> Kendi kölesinin kaçtığını zannederek kölesini satsa kölenin geri döndüğü anlaşılsa

 

> Kitabet akdi [bedelli özgürlük sözleşmesi] yaptığı kölesini onun sözleşmesinin devam ettiğini düşünerek satsa ancak sözleşmenin fesholduğu anlaşılsa,

bu durumlarda yapılan akit sahih olur [mu? Bu konuda İmam Şafii (r.a.)'ye ait iki görüş bulunmaktadır:]

 

[Birinci görüş]

 

Daha güçlü görüşe göre akit sahih olur; çünkü kişinin bu durumda satım konusunda yetki sahibi olduğu ortaya çıkmıştır. Bakılması gereken şeyakdi yapan kişinin zannı değil olayın gerçekteki durumudur. Burada akdin askıda kalması durumun açıklığa çıkması için olup akdin sahih olup olmamasıyla ilgili değildir.

 

Bu mesele "murisinin ölmesi şartıyla zekat vermek" meselesinden farklıdır; çünkü zekatta niyet dikkate alınır. Kişi verdiği o zekatı bir aslaltemele dayandırmamıştır.

 

[Soru]  İddet bekleyip beklemediği, evlenenin kız kardeşi olup olmadığı bilinmeyen bir cariyeyi evlendirmesi halinde onun nikahı nasıl sahih olabilir?

 

[Cevap]  Orada şüphe akdin konusunun helal olup olmaması ile ilgilidir; burada ise akdi yapan kişinin yetkisi ile ilgilidir. Her ikisi de rükün olmak bakımından ortak olsa da aralarında fark vardır.

 

[İkinci görüş]

 

Bu akit sahih olmaz; çünkü kişi mal üzerinde yetkisi bulunmadığı zannıyla hareket etmiştir.

 

[2] - Bir kimse başkasının olduğunu zannederek bir malı satsa daha sonra malın ona ait olduğu ortaya çıksa Cüveynı "boşamadan dönüş" kitabında bunun kesin olarak sahih olduğunu söylemiştir.

 

[3] - Kişi bir başkasına "babam öldüyse seni onun cariyesiyle evlendirdim" dese er-Ravda'nın nikah bölümünde belirtildiğine göre bu sahih olmaz; çünkü bu akdi şarta bağlamaktır. Bu "Zeyd gelirse seni cariyemle evlendirdim" demeye benzemektedir.

 

İbnü's-Sabbağ'ın yaptığı özetlerneden anlaşıldığına göre bu ve buna benzeyen bütün meselelerde akdin sahih olmamasının sebebi akdin iki tarafının akdi şarta bağladıkları sırada şarta bağlanan şeyin gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmemeleridir. Şayet bilirlerse akit sahih olur. Nevevi bunu el-Mühimmat'ta belirtmiştir. Bu daha sonra nikah bahsinde gelecek şu açıklamaya da uygundur: "Bir kimseye kızı olduğu söylendiğinde o kişi şayet haber veren doğru söylüyorsa seni onunla evlendirdim dese akit sahih olur.

 

Not:

 

1. "Hayatta olduğunu zannederek" ifadesinden şu anlaşılmaktadır: "Kişi murisinin öldüğünü zannederek onun malını satsa ve durum da aynen onun zannettiği gibi çıksa akit kesin olarak sahih olur." Şu hüküm de bunu desteklemektedir:

 

Kişi babasının malını kendi malı zannederek satsa daha sonra babasının öldüğü anlaşılsa Cüveyni'nin hocasından aktardığına göre bu akit kesin olarak sahih olur. Cüveyni daha sonra "bu hüküm güzelolmakla birlikte muhtemeldir".

 

2. Kişi malını gayr-i ciddi olarak satsa akit sahih olur; çünkü satma sözcüğünü kasıtlı ve isteyerek söylemiştir. Satım akdinin gerçekleşmesine razı olmaması, bu akdin gerçekleşmeyeceğini zannetmesinden dolayıdır. Zannında yanılmış olması sebebiyle bunun etkisi yoktur.

 

3. Yine kişi malını güven altına almak için satsa yani malının gasp edilmesi veya zorlama altında kalmaktan korkarak arkadaşına satsa, bu satım öncesinde güvenlik sağlandı ğında malı geriye satın alma konusunda anlaşmış olsalar akit sahih olur. Buna "emanet satımılgüvence altına almak için satım" denildiği gibi "telcie satımı" da denir.

 

 

E. SATILAN MALI BİLMEK

 

1. SATILAN MALI BİLMENİN ANLAMI

 

Satılan malda bulunması gereken şartların beşincisi satılan malı bilmektir.

 

Satılan malın şartlarının beşincisi akdi yapan iki tarafın o malı bilmesidir. Ancak bu bilme bütün açılardan gerekli olmayıp şayet muayyen bir mal satılıyorsa doğrudan onu bilmek zimmette bir satış yapılıyorsa miktar ve niteliğini bilmek gereklidir.

 

 

2. SATILAN MALIN BELİRLİ OLMADIĞI SATIM AKİTLERİNİN HÜKÜMLERİ

 

a. iki Maldan Birini Tayin Etmeksizin Satmak

 

İki kumaştan / elbiseden birini [tayin etmeden] satmak batıldır.

 

İki kumaş, köle vb. maldan bir tanesini [tayin etmeden] satmak belirsizlik sebebiyle batıldır.

 

b. Bir Buğday Yığınından Bir Ölçek Satmak

 

Toplam ölçek miktarı bilinen bir yiyecek [buğday, arpa vb. kuru yiyecek] yığınından bir ölçek satmak sahihtir.

 

Daha doğru görüşe göre toplam ölçek miktarı bilinmediğinde de sahihtir.

 

[1] - Akdi yapan iki tarafın toplam miktarını bildiği, örneğin on ölçek gıda maddesinden bir ölçeğini satmak, ortada bir bilinemezlik [garar] bulunmadığından sahihtir.

 

Alimlerin çoğunluğu bu satımın hisseli satım gibi değerlendirileceğini tek görüş olarak benimsemiştir. Bu durumda müşteri gıda maddesinin onda birine sahip olur, gıda maddesinin bir bölümü telef olsa satılan malın da o orandaki kısmı telef olmuş olur.

 

[2] - [Kuru gıda maddesi yığınından bir ölçek satıldığında yığının toplam miktarı bilinmiyorsa akit sahih olur mu? Bu konuda mezhep içinde iki görüş bulunmaktadır:]

 

[Birinci görüş]

 

Daha doğru olan görüşe göre akdi yapan iki kişi veya birisi yığının toplam miktarını bilmediğinde de satım akdi sahih olur, çünkü yığının bölümleri birbirine eşittir. Burada satılan maldaki bilinmezliğe göz yumulur; çünkü burada şayi hisseli satım gibi değerlendirmek mümkün olmayınca bu satımı belirsiz bir ölçeğin satılması gibi değerlendiririz. Bu yığından geriye yalnızca bir ölçek kalırsa satılan mal o ölçek olmuş olur.

 

Satıcı bunu yığının en alt veya orta tarafından teslim edebilir; çünkü yığının dışını görmek tümünü görmek gibidir. Ancak bir arazi veya kumaşın bilinmeyen bir arşınını satmak bundan farklıdır; çünkü orada -tıpkı koyun sürüsünden herhangi bir koyunu satma meselesinde olduğu gibi- satılan şeyin bölümleri arasında farklılık vardır. Yine bu, kişinin gıda maddesinin ölçeklerinin ayırt edilip sonra ondan bir ölçek satılması meselesinden de farklıdır.

 

Kadı Hüseyin şöyle demiştir: Çünkü ölçekler birbirinden farklı olabileceğinden burada amaç değişmiş olmaktadır.

 

[İkinci görüş]

 

Bu satım sahih değildir. Bu tıpkı yığının ölçeklere ayrılıp satıcının "sana bu ölçeklerden birini sattım" demesi gibidir.

 

İlk görüşe göre hüküm "satılan malın bilinmesinin şart olduğu" hükmünden istisna edilmiştir.

 

[3] - Yine zorunluluktan dolayı ve bir de kolaylık!müsamaha göstermek amacıyla bazı muameleler de bu kural kapsamından istisna edilmiştir. Bunlara örnek olarak şu satımları gösterebiliriz:

 

> İki farklı güvercinliğin güvercinleri birbirine karışsa ve bunların birinin sahibi güvercinliğini diğer güvercinlik sahibine satsa Nevevi'nin "av ve kesilen hayvanlar" bölümünde belirttiği üzere daha doğru görüşe göre bu satım sahih olur.

 

> Kişi zekatın mal üzerinde farz olmasından sonra malını satsa daha doğru görüşe göre bu mal içinden zekat miktarı üzerindeki satım batıl olur, geriye kalan kısım bilinmediği halde o kısımda satım sahih olur.

 

> Fıçının içinde bardak satımı veya özü [orta kısmında yer alan fıstık, badem] için yenilen kurabiye cinsi şeylerin satımı da böyledir.

 

> İçinde ipekböceği bulunan kozanın satımı sahihtir.

 

İpekböceği hayatta olsun ölmüş olsun fark etmez. Yine bu tartılarak satılmış olsun, ölçü-tartısız satılsın fark etmez. Koza tartılarak satıldığında satılan malın miktarı bilinmemektedir.

 

[4] - Bir kimse bir yiyecek yığınını "bir ölçeği hariç" diyerek sattığında toplam ölçek miktarı biliniyorsa satım akdi sahih olur. Toplam ölçek bilinmiyorsa sahih olmaz.

 

[*] - Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) satılan mal[ın toplam miktarı bilinmedikçe] satımlarda istisna yapmayı yasaklamıştır. (Tirmizi, Buyu', 1290. Tirmizi: hasen-sahihtir)

 

Ayrıca satılan mal yani bir ölçeğin üzerindeki malın miktarı bilinmemektedir. Daha önce geçen "bir yığından bir ölçek yiyecek maddesi satmak" ise bundan farklıdır; çünkü onun miktar ve niteliği bilinmektedir. Miktarı bilinmeyen bir yığını bütünüyle satmak da bundan farklıdır; çünkü gözle görmek satılan malın bütün yönlerinin dış kısmını tam olarak kuşatmayı sağlar. Bu durum kişinin malını tahmin etmesine draha çok olanak sağlar. Bizim meselemiz ise böyle değildir; çünkü bu meselede malın miktarını tahmin etmek mümkün değildir; çünkü satılan mala başka mallar da karışmıştır. Yalnızca tahmin etmek yeterli olmayıp satılan malın bütün kısımlarının görülmesi de şarttır, oysa bu durum gerçekleşmemiştir.

 

Aynı şekilde kişi "sana bu yığının yarısını ve diğer yarıdan bir ölçeğini sattım" dese ak it sahih olur. Ancak "bir ölçeği hariç" derse sahih olmaz.

 

Kişi "sana bu yığının yarısından her bir ölçeğini bir dirheme ve diğer yarısından her bir ölçeğini ise iki dirheme sattım" dese satım akdi sahih olur.

 

c. Ölçümde Kullanılan Ölçeğin veya Bedelin Bilinmediği Satımlar

 

> Kişi [belirli bir evi göstererek] "şu ev dolusunca buğday" diyerek satım yapsa,

> [belirli bir taşı göstererek] "bu taş ağırlığınca altın karşılığında" satım yapsa,

> "Falanca atını kaça sattıysa o miktara satıyorum" diye satsa,

> [Ne kadan dirhem ne kadan dinar olduğunu ayn ayn belirtmeksizin] "Dirhemler ve dinarlardan bine satıyorum" diye satsa

 

Bu satım akitleri sahih olmaz.

 

> Kişi [belirli bir evi göstererek] "şu ev dolusunca buğday" diyerek satım yapsa,

> [belirli bir taşı göstererek] "bu taş ağırlığınca altın karşılığında" satım yapsa,

> "Falanca atını kaça sattıysa o miktara satıyorum" diye saysa, alıcı ve satıcı yahut bunlardan biri akit öncesinde miktarı bilmiyorsa,

 

> yahut sağlam veya kırık dirhemler veya dinarlardan bine satım yapsa,

 

Satım akdi [yukarıdaki durumların] ilk üçünde bilinemezlik sebebiyle dördüncüsünde altın ve gümüş miktarının yahut sağlam ile kırık olan altın-gümüşün miktarının bilinmemesi sebebiyle sahih olmaz.

 

Şayet iki taraf akit öncesinde evin büyüklüğünü, taşın ağırlığını, söz konusu atın satım bedelini biliyorsa ve satım akidlerinde "onun misli karşılığında" ifadesi kullanılmışsa mahzurlu durum ortadan kalkmış olacağı için satım akdi sahih olur. Yine

Nihayetü'l-matlab'da belirtildiğine göre kişi bunu kastetmişse de sahih olur. Şayet "onun misli karşılığında" dememişse ve bunu da kastetmemişse yine akit sahih olur. Bu şuna benzer: Kişi "falancaya oğlumun mirasını vasiyet ettim" dese bu söz oğlunun payı kadar vasiyette bulunduğuna yorulur.

 

Bir kimse malını satarken "falan kişi ne karşılığında sattıysa ben de ona sattım" dese, bahsi geçen akitte zikredilen malın bedeli olan şey de müşterinin mülkiyetine mirasçılık vb. yollarla girmiş ve mülkiyetinde devam ediyorsa bu durumda mutlak olarak kullanılan ifade ile satıcı bizzat o malı kastetmişse satım akdinin o mal karşılığında yapıldığı kabul edilir, o malın benzeri karşılığında yapıldığı kabul edilmez. Bu durumda satım akdinin imkansız olduğu durum, satılan şeyin karşılığı kişinin zimmetinde bulunuyorsa söz konusu olur.

 

Şayet satım bedeli muayyen bir malsa, örneğin satıcı "bu malı sana bu buğdaydan bu ev dolusu karşılığında sattım" dese el-Mecmu ve eş-Şerhu'l-kebir'in "selem" bölümünde belirtildiğine göre akit sahih olur. Rafii bunun gerekçesini "evin telef olmasından önce malın alınmasının mümkün olduğu" şeklinde belirtmiştir. 

 

d. Satım Akdinde Satım Bedeline İlişkin Belirsizlikler

 

Kişi bir malı [altın-gümüş] para karşılığında satsa, satım akdinin yapıldığı bölgede yaygın olarak kullanılan bir para birimi varsa akit o para üzerinden geçerli olur. Bölgede iki para birimi olup biri daha yaygın değilse hangi para biriminin kastedildiği belirgin hale getirilmelidir.

 

[1] - Kişi bir malı dirhemler ve dinarlar karşılığında satsa veya satım akdi sırasında herhangi bir şey zikretmeksizin [mutlak olarak] satsa [bakılır:]

 

[a] - Akdin yapıldığı beldede biri yaygın olarak kullanılan diğeri de yaygın olmayan iki para birimi varsa -ağırlığı fazla veya az olan adedi dirhemler yahut sağlam ve kırık dirhemler şeklinde bile olsa- yaygın olan para birimi üzerinden akit yapılmış olur. Çünkü zahir olan, tarafların bunu kastetmiş olmasıdır.

 

Yaygın olan bir mal cinsi varsa akdin mutlak yapılması halinde daha doğru görüşe göre akit ona sarfedilir. Örneğin kişi bir kumaşı bir ölçek buğday karşılığında satsa ve satımın yapıldığı beldede bir tür buğday bulunsa akit o buğday üzerinden yapılmış kabul edilir.

 

Rafii ve Nevevi'nin tek görüş olarak belirttiğine göre akdin yapıldığı bölgede altın-gümüş dışındaki paralar [fels / fulus] kullanılıyorsa akit de o paralar üzerinden yapılmış kabul edilir.

 

Ezrai şöyle demiştir: Bu hüküm akitte altın-gümüş dışındaki para birimi zikredilmişse geçerli olur. Ancak dirhemler zikredilmişse bu hüküm geçerli olmaz.

 

Not:

1. Bu mesele ve bundan önceki mesele Nevevi'nin ibaresinin kapsamına girmemektedir. Çünkü Şarih Celaleddin el-Mahalli'nin ve İbnü'l-Mukrl'nin ibaresinden felslerin de altın-gümüş kapsamına girdiği anlaşılıyorsa da felsler altın-gümüş para kapsamında değildir. Nevevi "kişi bir bedel karşılığında satsa" demiş olsa daha iyi olurdu.

 

2. Felslerde paraların tartılmasına gerek yoktur, bunlar zimmet borcu olsa bile saymakla ödenmesi caizdir.

 

3. Dirhemler başka maddelerle katışık bir halde ise gümüşün miktarı tam olarak bilinemese de örf dikkate alınarak bununla muamele sahih olur. Satımdan sonra katışık paranın gümüş miktarının son derece az olduğu anlaşılsa, ayrıştırıldığında mali değeri olacak kadar bir şey çıkıyorsa bunu geri vermek gerekir, aksi takdirde satım akdi batı! olur. Bu, paranın satım akdindeki cinsten çıkmaması durumu gibidir.

 

4. Kişi bir malı on dirhem ağırlığınca gümüşe satsa ancak gümüşün basılı mı yoksa külçe mi olduğunu söylemese her ikisi de muhtemelolduğundan akit sahih olmaz.

 

 

[b] - Akdin yapıldığı beldede iki veya daha fazla altın-gümüş para birimi varsa -bunların bir kısmı sağlam bir kısmı kırık olsa bile- ve bu para birimlerinden biri diğerine göre daha yaygın olmasa yahut biri daha yaygın olmakla birlikte değerleri farklı olsa akit esnasında lafzen belirleme yapmak şarttır; çünkü paraların farklı olmasına bağlı olarak amaçlar da farklılaşmaktadır.

 

Hulu meselesindeki benzer durumdan farklı olarak burada niyetle tayin yapmak yeterli değildir; çünkü hulu' da göz yumulan şeylere burada göz yumulmamaktadır.

 

[Soru]  Birden fazla kızı olan kişi "seni kızımla evlendirdim" dese ve bu sözü söyleyen kişi de muhatap olan kişi de aynı kıza niyet etseler, nikah konusunda ihtiyata riayet edilmesine rağmen bu akit sahih olur.

 

[Cevap]  Burada bedelin zikredilmesi gereklidir, bu sebeple lafzen ihtiyata riayet etmek gereklidir. Diğer mesele ise bundan farklıdır. Bu yüzden zikredilmesi gerekmeyen durumda niyetle yetinilmiştir.

 

Ancak altın-gümüş paralar -gerek sağlam gerekse kırık olsun- ittifak ederse yani değer yönünden veya yaygınlık yönünden birbirinden farklı olmazsa, herhangi bir belirleme yapmaksızın bunlardan biriyle yapılan akit sahih olur, müşteri dilediğini teslim edebilir.

 

[c] - Kişi -vadeli bile olsa-aslen olmayan bir para birimi üzerinden mal satsa,

 

Akdin yapıldığı beldede olmayan bir para birimi üzerinden peşin olarak mal satsa,

 

Yahut akit veresiye olarak yapırnakla birlikte akdin yapıldığı beldeye normalolarak nakledilmesi mümkün olmayan bir zaman dilimine kadar vade olsa,

 

[Bu üç durumda] satım bedelini teslim etmek mümkün olmadığından akit sahih olmaz.

 

Şayet normalolarak kolay bir şekilde paranın beldeye nakledilme imkanı bulunan bir süre için vadeli satım yapılsa satım akdi sahih ~ olur. Şayet para birimini getirmezse satım bedelini başka bir şeyle değiştirirler; çünkü satım bedelini başka birşeyle değiştirmek dIİz olduğundan akit fesholmaz.

 

Kişi nadiren bulunan bir şey karşılığında malını satsa ve o şey bulunamasa, satım bedeli başka bir şeyle değiştirilir.

 

Satım akdi altın-gümüşten bir para üzerinde yapıldıktan sonra devlet başkanı bu parayı geçersiz saysa bile kişinin akitle gerekli olan paranın ödenmesi dışında bir şey ödemesi mümkün değildir. Bu belirli bir vasfa sahip buğdayda selem akdi yapıldığında başka bir buğdayın verilememesine benzer.

 

Kişi altın-gümüşten bir bedel karşılığında malını sattıktan sonra müşteriyle akdin yapılmış olmadığı bir başka yerde karşılaşsalar ve müşteri ona satım bedelini teslim etse, daha doğru görüşe göre kişinin bunu kabul etmesi gerekir.

 

e. Ölçek Miktarının Bilinip bilinmemesiyle İlgili Hususlar

 

Toplam ölçek miktarı bilinmeyen bir yiyecek yığınının "her bir ölçeği bir dirheme" şeklinde sablması sahihtir.

 

Kişi bir yiyecek yığınını "her bir ölçeği bir dirheme" olmak üzere yüz dirheme satsa ve yiyecek yığını yüz ölçek çıksa akit sahih olur. Aksi takdirde -doğru görüşe göre- akit sahih olmaz.

 

Satım bedeli muayyen olduğunda onu muayene etmek yeterli olur.

 

[1] - Toplam ölçek miktarı akdi yapan iki kişi tarafından bilinmeyen bir yiyecek yığınının "her bir ölçeği bir dirheme" şeklinde satılması sahihtir.

 

Bu satım, satılan malın görülür olması sebebiyle sahih olmuştur.

 

Toplam bedeldeki bilinmezlik akdin sıhhatine zarar vermez; çünkü bedel ayrıntılı ölçümden sonra belli olmaktadır, bilinemezlik de bu şekilde ortadan kaldırılmaktadır. Bu belirli bir bedel karşılığında ölçü ve tartıya vurmaksızın mal satımına benzer.

 

[Zayıf] bir başka görüşe göre ise bu satım sahih değildir; çünkü akit esnasında toplam bedel miktarı bilinmemektedir.

 

[2] - İlk görüşe göre bu akit "bir kumaşın üzerine dikilmiş bulunan dirhemler karşılığında" satım yapmaktan "şu anda bilinemezliğin bulunmaması" yönüyle farklı olmuştur. Çünkü kumaş meselesinin aksine burada her bir ölçeğe mukabil gelen şeyin miktarı o durumda bilinmektedir.

 

[3] - Kişi "sana bu araziyi" veya "bu kumaşı her bir arşını bir dirheme sattım" diyerek,

"bu koyunları" veya "bu köleleri her birini bir dirheme sattım" diyerek bunun hükmü yiyecek yığınının satılması meselesi gibidir.

 

[4] - Kişi "sana bu yiyecek yığınından her bir ölçeğini bir dirheme sattım" veya "bu yiyecek yığınından her bir ölçek bir dirhemdir" diyerek ~satsa bu sahih olmaz; çünkü bu durumda yiyecek yığınının bütününü satmamış, az veya çok olması muhtemelolan bir miktarını satmıştır. Satılan malın miktarı ne kesin olarak ne de tahminen bilinmemekte'dir.

 

[5] - Kişi "sana bir ölçeği bir dirheme bir ölçekten fazlasını da bu hesaba göre sattım" dese akit yalnızca bir ölçek üzerinde sahih olur; çünkü kesin olarak bilinen budur.

 

[6] - Kişi "bu yiyecek yığınını sattım. Bu yığın on ölçektir, her bir ölçeğini bir dirheme sattım, artanı da bu hesaba göre sattım" dese satım akdi -belirttiğimiz sebeple- yalnızca on ölçek üzerinde sahih olur. Ancak her iki durumda [yani bundan öncekinde ve bu meselede] "artanının da bu hesaba göre olması şartıyla sattım" dese akit sahih olmaz; çünkü bu, bir akdin içinde başka bir akdi şart koşmaktır.

 

[7] - Kişi [tartılarak satılan] yiyecek yığınının veya [uzunluk ölçüsü belirtilerek satılan] arazi ve kumaş gibi bir malın bütününün satım bedelini söyledikten sonra her bir ölçeğinin / arşınının miktarını da belirterek satsa; yani yiyecek yığınını "toplam yüz dirheme, her bir ölçeği de bir dirheme" satsa, araziyi veya kumaşı "toplam yüz dirheme her bir arşını da bir dirheme olmak üzere" satsa bakılır:

 

[a] - Satılan şey toplam yüz ölçek / arşın olursa kişinin belirttiği toptan ve her bir ölçek için belirttiği miktar mevcut malla aynı olduğu için satım akdi sahih olur.

 

[b] - Aksi takdirde [yani satılan şey toplam yüz ölçek / arşından az olsa] satım akdi [sahih olur mu? Bu konuda mezhep içinde iki görüş bulunmaktadır: ]

 

[Birinci görüş]

 

Doğru görüşe göre -er-Ravda'da "daha güçlü olan görüşe göre" denilmiştir- satım akdi sahih olmaz. Çünkü toplam satım bedeli ile ayrıntılı olarak belirtilen miktarı uzlaştırmak mümkün değildir.

 

[İkinci görüş]

 

["Şu yiyecek yığını / şu arazi / şu kumaş diyerek] işaret etme yönü ağır basmış kabul edilerek satım akdi sahih olur.

 

[Soru]  İlk görüş Zevaidü'r-Ravda'nın "riba" konusunda "doğru görüş" diye belirtilen şu hükümle çelişmektedir: Kişi "bir ölçeğe karşılık bir ölçek olmak üzere" bir buğday yığınını bir arpa yığını karşılığında satsa, yığınlardan biri diğerinden daha• fazla olsa, fazla olanın sahibi fazlalığı teslim etmeye razı olsa satım akdi tamamlanmış olur ve diğer şahsın bunu kabul etmesi gerekir. Yığını az çıkan kişi, kendi yığın miktarı kadar diğer maldan almaya razı olsa akit devam eder. İki taraf anlaşamazsa akdi feshederler.

 

[Cevap]  Buradaki meselede satım bedelinin miktarı belirlidir. Bu miktar zedelendiğinde satım bedeli belirsiz hale geleceğinden akit iptal edilir. Diğer meselede ise satılan yığının toplam ölçeği belirli değildir. Eksik olan yiyecek yığınının bütünü üzerinde akit yapılmıştır. Bu küçük bir yiyecek yığınını büyük bir yığın içinden kendi miktarı karşılığında satmak gibidir ki bu sahihtir.

 

[8] - Kişi satım akdinde satılan malın toplam miktarını ve toplam bedelini söylemekle birlikte her bir ölçeğinin / arşınının birim fiyatını belirtmese örneğin "sana yüz ölçek / arşın olan bu malı yüz dirheme sattım" dese, satılan mal yüzden az olsun çok olsun satım akdi sahih olur. Zararla karşılaşan kişi için seçim hakkı söz konusu olur.

 

[Malın belirtilenden fazla çıkması halinde] müşteri satıcıya "satım akdini feshetme ben şart koşulan miktara razıyım" dese veya "ben sana fazla çıkan miktarın bedelini veririm" dese satıcının akdi feshedip devam ettirme konusundaki seçim hakkı ortadan kalkmaz.

 

[Malın belirtilenden az çıkması halinde] satıcının malın azlığı oranında satım bedelinden indirim yapmasıyla müşterinin seçim hakkı ortadan kalkmaz. Şayet müşteri satım akdini onaylarsa bu yalnızca akit sırasında söylenilen üzerinden geçerli olur.

 

[9] - Kişi satılan malın birim fiyatını belirtmekle birlikte toplam satım bedelini söylemese, örneğin "sana toplam miktarı yüz ölçek olan bu buğdayın bir ölçeğini bir dirheme sattım" İsnevi'nin belirttiğine göre bunun hükmü ilk meselenin [yani 7. Maddede belirtilen ~ meselenin] benzeridir. Maverdi eksik olma durumunda akdin kesin olarak sahih olacağını belirtmişse de hüküm böyledir. Her iki görüşe göre de fazlalık olan miktar akdin dışında kalmıştır.

 

[10] - Satım bedeli veya satılan şey muayyen olduğunda onu görmek miktarını bilmeye ihtiyaç bırakmaz. Çünkü görmeyle birlikte malın miktarı konusunda tahminde bulunmak mümkün olur.

 

Şarih Celaleddin el-Maham bunun [yani Nevevi'nin sözünde geçen "muayyen olmak" ifadesinin] anlamının "gözle görülür olmak" olduğunu söylemiştir; çünkü "muayyen" sözcüğü hem nitelikleri belirtilerek belirgin hale getirilen hem de gözle görülen şeyler için kullanılır. Birincisi "ta'yin" sözcüğünden gelir, ikincisi "muayene" sözcüğünden gelir.

Nevevi'nin kastettiği anlam bu ikincisidir. Nitekim Nevevi'nin şu ifadesinden bu ikinci anlamın kastedildiği anlaşılmaktadır.

 

Buna göre kişi "sana bu dirhemler karşılığında satıyorum" dese veya "sana bu yiyecek yığınını satıyorum" dese, dirhemlerin veya yiyecek yığınının miktarı bilinmese, dirhemlerin ve yiyecek yığınının gözle görülür olmasına binaen satımı sahih olur. Bununla birlikte bu mekruhtur; çünkü pişmanlığa sebep olabilir.

 

[Soru]  Et-Tetimme adlı eserde "uzunluğu bilinmeyen şeylerin satımının mekruh olmadığı" açık olarak ifade edilmiştir.

 

[Cevap]  Uzunluk ölçüsüyle [Metreyle] satılan şeylerden farklı olarak ölçekle satılan yiyecek yığınının bir kısmı diğerinin üzerinde bulunduğundan toplam miktarı tahmin yoluyla bilinemez.

 

[11] - [Bir yiyecek yığını satımında] akdi yapanlardan biri yiyecek yığınının altında bir tümseğin veya oyuk bir yerin bulunduğunu bilse,

 

Satım akdinde bedelin yahut bal ve yağ gibi şeylerin satımında malın ş içine konulduğu kabın parçaları birbirinden incelik ve kalınlık bakımından farklı olsa akit batılolur; çünkü malın miktarını tahmin yoluyla belirlemeye engelolduğundan aldanma çok olur.

 

Hocam Remli şöyle demiştir: Çünkü [yığının altında çukur veya tümsek bulunduğu] bilindiğinde [yığının miktarını] tahmin etme ihtimali zayıflar.

 

Bu yiyecek yığını oraya konulmadan önce müşteri / satıcı bunu görmüş olsa, tahmin etme imkanı bulunacağından akit sahih olur. Tarafların her ikisi de bunu bilmezse örneğin her iki taraf da yığının konulduğu yerin düz olduğunu sandığı halde yer öyle olmasa satım akdi sahih olur, payında eksiklik olan kişi akdi feshetmekle yürütmek arasında seçim hakkına sahip olur. Burada yerin ortaya çıkan kısmı yığının içinden çıkan mal gibi kabul edilir.

Yığının altından tümsek çıkması durumunda müşteri, yığının altından çukur çıkması durumunda ise satıcı seçim hakkına sahi polur. Bir görüşe göre ise çukurun içindeki kısım satıcıya ait olur, satıcı muhayyer olmaz. Et-Tehzib'te bu görüş esas alınmıştır.

 

f. Akit Meclisinde Olmayan Malı [Gaib Malı] Satmak

 

Daha güçlü olan görüşe göre akit meclisinde olmayan malı satmak sahih değildir. Diğer görüşe göre ise sahihtir, malı görme durumunda muhayyerlik sabit olur.

 

Akit anına kadar çoğunlukla değişmeyecek şeylerde akit öncesinde malı görmek yeterlidir, çoğunlukla akit anına kadar değişebilecek şeylerde ise akit öncesinde görmek yeterli değildir.

 

"Yığının dışını görmek" ve "birbirine benzer şeylerin örneğini görmek" durumunda olduğu gibi satılan malın bir kısmını görmek geri kalan kısmını ortaya koyuyorsa o kadarını görmek yeterlidir. Yahut da nar kabuğu, yumurta kabuğu, ceviz ve bademin alt kabuğu gibi satılan şeyin görünen kısmı kalan kısmı [bozulmaktan] koruyorsa dış kısmı görmek yeterlidir.

 

Her bir malın görülmesi kendisine uygun bir şekilde dikkate alınır.

 

Daha doğru olan görüşe göre rakit meclisinde olmayan bir malı] selem akdindeki sıfatlarıyla nitelernek yeterli değildir.

 

Kör bir kimsenin yaptığı selem akdi sahihtir. Bir görüşe göre temyiz çağından önce kör olmuşsa akit sahih olmaz.

 

[1] - Görülmeyen Malı Satmallin Hükmü

 

Akit meclisinde bulunsa bile akdi yapan iki tarafın yahut taraflardan birinin görmediği malı satmak [sahih midir? Bu konuda İmam Şafii (r.a.)'ye ait iki görüş bulunmaktadır:]

 

[Birinci görüş]

 

Daha güçlü görüşe göre, garar satımının yasaklanması sebebiyle bu satım sahih değildir.

 

[İkinci görüş]

 

Cinsi ve türü açıklanarak nitelendiğinde bu nitelerneye dayalı olarak satım akdi sahih olur." Buna göre kişi [mesela kölesini satarken] "sana Türk" veya "İranlı" veya "Arap olan kölemi sattım" vb. ifadeler kullanır. Bu görüşe göre satılan malın bu şekilde açıklanması şarttır. [Zayıf] bir görüşe göre bu şekilde açıklanmasına gerek yoktur. Nevevi'nin mutlak ifadesinden de bu anlaşılmaktadır. Buna göre kişi "sana avucumdakini sattım" veya "babamdan kalan mirasımı sattım" dese akit sahih olur.

 

[Bu ikinci görüş esas alındığında] müşteri malı gördüğünde malı tarif edildiği şekilde bulsa bile "görme muhayyerliğine [hıyar-ı rü'yet]" sahip olur.

 

[*] - Çünkü hadiste "haber yoluyla öğrenmek gözle görmek gibi değildir" buyrulmuştur. (Müsned-i Hanbel, 1, 271; Sahih-İ İbn Hibban, Tarih, 6213)

 

Bu hadisi Ahmed b. Hanbel, İbn Hibban ve el-Evsat adlı eserinde İmam Gazali rivayet etmiştir.

 

[2] - Satıcının Görmediği Malını Satmasının Hükmü

 

[Satıcı kendisine ait bir malı görmeden sattığında] satıcının muhayyerliği yoktur. Metindeki genel ifadeden ise bunun aksi anlaşılmakta, İsnevi de metinden anlaşılan anlamı desteklemektedir.

 

Ancak nasıl ki müşteri malın akitte belirtilenden daha noksan olduğunu gördüğünde muhayyerliğe sahip oluyorsa satıcı da malın belirttiğinden daha fazla olduğunu görürse muhayyerliğe sahip olur. Bunu Maverdi söylemiştir.

 

[*] - Bu görüşün delili şu hadistir: Bir kimse görmediği bir malı satın aldığında malı gördükten sonra akdi devam ettirip ettirmeme konusunda seçim hakkına sahiptir. (Beyhaki, Buyu', 5, 268)

 

Ancak Beyhakl'nin belirttiği gibi bu hadis zayıftır, DarekuM bu hadisin batıl [uydurma] olduğunu söylemiştir.

 

Malı görmeden önce satım akdini onaylamak değil feshetmek hakkı sabit olur.

 

[3] - Muhayyerlik süresi

 

Seçim hakkı malın görüldüğü meclisin sonuna kadar devam eder.

 

Bir görüşe göre ise malın görülüğü anla sınırlıdır.

 

[4] - Kişinin Görmediği Malına Yönelik Diğer Tasarrufları

 

"Kişinin görmediği malı rehin vermesi" ve "görmediği malı hibe etmesi"ni sahih kabul ettiğimizde yukarıdaki iki görüş o iki meselede de geçerli olur. Bu durumda rehin alan ve kendisine hibe yapılan kimselerin malı gördüklerinde muhayyerlikleri olmaz; çünkü buna ihtiyaç yoktur.

 

Nevevi el-Mecmu'da "bu iki görüş [kişinin görmediği şeyi] vakfetme[si] meselesinde de geçerlidir" demiştir. Ancak Zevaidü'rRavda'da "vakıf kitabı"nda İbnü's-Salah'a tabi olarak daha doğru olduğu söylenen görüşe göre vakıf sahihtir, görme durumunda da muhayyerlik söz konusu değildir.

 

Bu, Kaffal'in fetvalarında kesin olarak aktarılan "görülmeyen şeyin vakfedilmesi sahih değildir" şeklindeki görüşle çelişmez; çünkü Nevevi ve İbnü's-Salah'ın bahsettikleri durum kişinin mülkiyetinin üzerinde kesin gerçekleştiği ancak görmediği şeyle ilgilidir. Örneğin kişiye miras kalan veya vekili tarafından satın alınan bir malın vakfıyla ilgilidir. Kaffal'in bahsettiği hüküm ise kişinin mülkiyetinin üzerinde kesinleşmediği mal konusundadır.

 

[5] - Malı Satım Akdinden Önce Görmek Yeterli Midir?

 

[a] - Genellikle Değişime Uğrayan Mallar

 

Akit esnasında mecliste olmayan malın satımını sahih kabul etmesek bile "satılan malın görülmesi şarttır" diyen daha güçlü görüşe göre arazi ve demir gibi çoğunlukla akit yapma vaktine kadar değişmeyecek durumdaki mallarda -akit anında kişi kör bile olsa- akitten önce görmek yeterlidir. Çünkü kişi akit öncesindeki görmeyle malı tanımış olur. Yaygın olan durum, akit öncesinde malı gören kişinin gördüğü malın akit anına kadar aynı şekilde kalmasıdır.

 

Maverdi şöyle demiştir: Kişi akit öncesinde gördüğü malın vasıflarını akit esnasında hatırlıyorsa önceki görmesi yeterli olur. Şayet aradan uzun zaman geçmesi vb. bir sebeple malın niteliklerini unutmuşsa bu şekilde yapılan alım-satım akit meclisinde olmayan şeyin satımıdır.

 

EI-Mecmu'da bu görüş garip karşılanmış olsa bile Hocamız Zekeriya el-Ensarl'nin belirttiğine göre güçlü olan görüş budur. Ruyani ve İbnü'r-Rif'a da bu görüşü tek görüş olarak belirtmişlerdir.

 

Nesai Nüket adlı eserinde "İmam Şafii (r.a.)'nin ifadesinden ilk anda anlaşılan anlam da budur" demiştir.

 

[Akit öncesinde malı görmüş olan kişi] akit esnasında malı değişmiş halde bulursa akdi feshetme konusunda seçim hakkına sahip olur. [Zayıf] bir görüşe göre ise akit kesin olarak batıl olur.

 

"Değişme" ile kastedilen malda bir kusurun meydana gelmesi değildir. Çünkü malda kusur meydana gelmesi sebebiyle akdi feshedebilme hakkı yalnızca bu duruma özgü değildir. Burada kastedilen değişme, malın önceki durumunda meydana gelen değişimdir. Malın [akit öncesinde] görüldüğü esnada malda bulunan nitelikler akit esnasında görüldüğü sırada malda bulunması şart koşulmuş gibidir. Bu niteliklerden birinin malda bulunmaması şartm bulunmaması gibidir.

 

Malda bir değişimin meydana gelip gelmediği konusunda iki taraf anlaşmazlığa düşer de satıcı "mal daha önceki hali nasılsa öyledir" dese, müşteri "mal değişmiş" dese, yeminle birlikte müşterinin sözü kabul edilir; çünkü satıcı müşterinin malı bu niteliğiyle bildiğini iddia etmektedir. Aslolan "gaip olan malı bilmeme" durumunda olduğu ~ gibi burada da malın bu niteliğini bilmemektir.

 

[Soru]  Bu hüküm "malda meydana gelen bir kusur konusunda satıcıyla müşteri anlaşmazlığa düştüğünde daha doğru görüşegöre satıcının sözü kabul edilir" hükmü ile çelişmektedir.

 

[Cevap]  O meselede iki taraf müşterinin elindeyken malda kusurun bulunduğu konusunda ittifak etmektedir. Aslolan bu kusurun satıcı elindeyken mevcut olmamasıdır.

 

Not:  Nevevi'nin "çoğunlukla değişmeyen mallarda" ifadesi "hayvan vb. gibi değişme ve değişmemeye eşit şekilde ihtimalli olan mallarda satımın sahih olmadığı" anlaşılmaktadır ki daha doğru görüş böyledir; çünkü bu tür mala "çoğunlukla değişmeyen mal" demek doğru olur.

 

 

Bizim yukarıdaki [not bölümündeki] açıklamamız Nevevi'nin şu açıklamasıyla çelişmez, aksine uyuşur:

 

[b] - Genellikle Değişime Uğramayan Mallar

 

Yiyecekler gibi çoğunlukla değişen mallarda ise rakit öncesinde malı görüp akit esnasında mal görülmeyerek yapıldığında] akit sahih olmaz.

 

İbn Şehbe şöyle demiştir: Bu görüş, el-Minhac'ı şerh edenlerden kimilerinin şu ifadelerine aykırıdır:

 

el-Minhac'daki ifadenin mefhum-ı muhalifi reddedilir. Çünkü el-Minhac'daki ifadenin baş kısmından akdin batılolduğu ifadenin son kısmından ise akdin sahih olduğu anlaşılmaktadır.

 

Akit yalnızca "çoğunlukla değişen mallarda" batılolur; çünkü daha önce görmek akit esnasında mala dair bilgi sağlamaz. Nevevi'nin ifadesinden değiştiği kesin olarak bilinen mallardaki akdin batılolduğu evleviyetle anlaşılmaktadır.

 

[6] - Malın Bir Kısmını Görmek

 

[a] - Malın bir kısmı geride kalan kısmını tarif ediyorsa o kısmını görmek yeterli olur.

 

Buna örnek olarak şunları zikredebiliriz:

 

> Buğday vb. hububat yığınının dış kısmını görmek,

> Ceviz vb. yemişleri görmek,

> Unun bir kısmını görmek,

> Yağ vb. gibi sıvıların kaptaki üst kısımlarını görmek,

> Sepet içindeki hurmanın üst kısmını görmek,

> Kabı içinde yiyeceği görmek,

> Pamuğun orta kısmı çıkarılmış olarak denk içinde görmek.

 

[b] - Kişi satılan malın iç kısmını görürse akdi feshetme seçeneği kalmaz. Ancak malın içi noksanlık sebebiyle dışından farklıysa o zaman feshedebilir.

 

[c] - Nar, ayva ve karpuz gibi meyve yığınının bir bölümünü görmek yeterli değildir; çünkü görülen kısım görülmeyen kısma delalet etmez. Bu meyvelerin her birinin görülmesi gerekir. Buna göre [birkaç karpuz satılırken] kişi bir taraftaki karpuzları görse [diğer karpuzların satımı] akit meclisinde olmayan malın satımı gibi olur.

 

[d] - Kalın kumaşlarda olduğu gibi malın görülmeyen kısmı görüleninden farklı değilse bunun bir yönü görülmekle yetinilir. Bunu Beğavi fetvalarında söylemiştir.

 

Rafii ve Nevevi şöyle demişlerdir: Bir sepet üzüm, şeftali vb. bir meyve salıtırken en üstte yer alan meyvelerin dışını görmek yeterli değildir; çünkü -hububatın aksine- bu meyveler birbirinden çok farklı olur.

 

[e] - Yine hububat gibi cüzleri birbirine eşit olan malların numunesinilörneğini görmek de kalan kısmını görmeye ihtiyaç bırakmayacak derecede yeterli olur. Örnek / numune olarak görülen kısmın satım akdine dahil edilmesi şarttır. Akit öncesinde bunun [örnek olarak gösterilen malın] satılan malın içine karıştırılması şart değildir.

 

Kişi "sana bu evde bulunan buğdayı numune gösterme usulüyle satıyorum" dese buğdayı satım akdi öncesinde karıştırmamış olsa bile akit sahih olur.

 

İsnevl'nin -Beğavi'nin fetvasında da olduğu gibi- "bunun satım akdi öncesinde satılan mala karıştırılması şarttır" ifadesi kabul edilemez. Çünkü Beğavi, [satıcı] örnek olarak gösterilen malı satılan mala karıştırsa bile satım akdinin sahih olmayacağına fetva vermiştir.

[Beğavi'ye göre] bu "kişinin bir kısmını görüp diğer kısmını görmediği bir malı satın alması" gibidir.

 

[f] - Satıcı numune olarak gösterdiği malı sattığı malın içine katmaksızın malı satarsa, örneğin "sana bu türden şu malı satıyorum" dese satım akdi sahih olmaz; çünkü alıcı ne malı ne de malın bir bölümünü görmüştür ...

 

Not:  ... "unmuzec / numune" simsarların "ayn" adını verdiği şeydir. Yaptığımız açıklamalardan anlaşılacağı üzere bu kelime "yığının dışı gibi" ifadesine atfedilmiştir. Bu durumda gerek bir yiyecek yığınının dışını görmek gerekse numune göstererek satım "satılan malın bir kısmının geri kalan kısmına işaret etmesi"nin örneği olmaktadır. Bu "satılan malın bir kısmı" ifadesine atfedilmiş değildir. Çünkü o, satılan malın bir kısmını görmenin örneğindir. Daha önce geçtiği üzere numune olarak gösterilen bölümü n satılan mala dahil edilmesi şarttır.

 

 

[7] - Kabuğuyla Satılan Yiyecek Maddelerinin Durumu

 

[Satılan malın bir kısmı diğer bir kısmına işaret etmemekle birlikte] görünen kısım, yaratılışı gereği kalan kısmın koruyucusu durumunda ise bunun kabuğunu görmek yeterli olur.

 

Örneğin nar ve yumurtanın kabuğu, ceviz ve bademin alttaki kabukları böyledir. Bunları görmek yeterlidir; çünkü kabuğu görmek diğer kısma bir işaret teşkil etmiyorsa da içte yer alanın düzgün kalması ancak onun kabuk içinde kalmasıyla mümkün olmaktadır.

 

Yaptığım açıklamadan anlaşılacağı üzere Nevevi'nin "görünen kısım " diye başlayan ifadesi "satılan malın bir kısmını görmek kalan kısmı görme yerine geçiyorsa" ifadesinin mukabilidir.

 

Nevevi'nin tıpkı el-Muharrer'de olduğu gibi belirtmiş olduğu "yaratılışı gereği" ifadesi er-Ravda ve aslında bulunmayan bir fazlalıktır. Ancak bu hükmün aynı paralelde devam etmesine "sadetinde bulunan inci" ve "kesesinde bulunan misk" itiraz teşkil eder; çünkü bunların sadeti ve kesesi her ne kadar yaratılışı gereği inci ve miskin koruyucusu ise de bu ikisini bu şekilde satmak sahih olmaz. Bu hükmün zıt yöndeki anlamına da şu durum itiraz teşkil eder: İçinde fındık, fıstık gibi şeyler bulunan kurabiye, içinde pamukla doldurulmuş astar bulunan cübbe satımında içteki şeyin koruyucusu yaratılışı gereği olmasa da satım akdi sahih olmaktadır.

 

Ezrai "halılar ve yorganlar da bu ikisine dahil midir? Bu konu üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur" demiştir. Zahir olan -İbn Şehbe'nin de dediği gibi- bunları diğerleri gibi değerlendirmemektir. Çünkü cübbeden farklı olarak halı ve yorgan gibi şeylerdeki pamuk kendisi itibarıyla amaçlanan bir şeydir. İsnevl'nİn dediğinin aksine fıçının içinde bulunan bardağın satılması Nevevi'ye itiraz olarak ileri sürülemez; içinde bardak bulunan fıçıyı satmak da sahihtir. Çünkü kurabiye vb.'nin aksine bardak satıma dahil değildir. Bu yalnızca "görmenin şart koşulması"na itiraz teşkil eder:

 

Bunların görülmeden satımının sahih olmasının sebebi bunların ~ bu şekilde kalmasında malın yararı bulunduğu içindir. Ayrıca bunların görülmesi zordur. Bir diğer husus da bu küçük bir miktar olduğundan normal şartlarda göz yumulur, satım akdinin amacını ortadan kaldıracak derecede bir belirsizlik barındırmaz.

 

[Nevevi ceviz ve bademden bahsederken] bahsettiğimiz gerekçeyle "alt kabuğu" yani yemişi yerken kırılan kabuğu zikrederek üst kabuğu dışarıda bırakmıştır. Çünkü [tarım ürünlerinin] kök ve meyvelerinin satımı meselesinde geleceği üzere dış kabukları gidermeden satmak sahih olmaz; çünkü yemişin bunlarla örtülmesinin yemişe bir yararı yoktur. Ancak yemişin alt kabuğu henüz oluşmamışsa üst kabuluğu görmek yeterlidir; çünkü bunların büünü yenir.

 

Ceviz gibi yemişlerin kabuğu içindeyken yalnızca içlerinin satımı sahih değildir; çünkü kabuklarını kırmadıkça bunları teslim etmek mümkün olmadığından kabuklarının kırılması durumunda satılan malın miktarı azalmış olur.

 

Cam gerisinden [camekan / vitrin vb. arkasından] görülen şeyin satımı da sahih değildir; çünkü cam gerisinden görülen malı tam olarak tanımak mümkün olmaz. Ayrıca bunların cam içinde kalmalarının bir menfaati yoktur. Ancak balığın ve arazinin saf suyun altında görülmeleri bundan farklıdır; çünkü balık ve arazinin düzgün kalabilmeleri suyla olur.

 

Bulanık suyun altında görülmeleri ise kira akdine engel olmasa bile satım akdine engelolur. Çünkü kira akdi süreli bir akit olduğundan ve akit konusu şey mal değil de menfaat olduğundan kira akdinde daha esnek davranılır.

 

Şeker kamışını üst kabulğu ile satmak caizdir; çünkü alt kabuk kamışın içi gibidir. Zira alt kabukla birlikte bu kamış emilebilir. Bu durumda şeker kamışı tek kabuklu bir ürün gibi kabul edilir.

 

Not: - [*] - Rivayet edildiğine göre İbn Abbas bir nar tanesi düşürdüğünde bunu alıp yerdi. Kendisine bu durum sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: Bana haber verildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Yeryüzünde aşılanan narların hepsi cennet narlarından bir narın tanesindendir.(Heysemt, Mecmeu'z-zevaid, 5, 45)

 

Bu benim yediğim o nar tanesi olabilir.

 

Şöyle bir söylenti vardır: Bir ağaçtan bir nar alıp da tanelerini sayarsan o ağaçtan o kadar sayıda nar meyvesi çıkar. Nar meyvesinin çanağının balkonIarını [odacıklarını] saydığında şayet çift sayıda ise nar tanelerinin sayısı da çifttir, tek sayıda ise nar tanelerinin sayısı da tektir.

 

[8] - Görmede itibar Edilecek Durum

 

Yukarıda zikredilenler dışında her bir şeyi görmede ona layık olan ne ise ona itibar edilir.

 

Buna göre ev satımında [akdin sahih olup olmamasında] evin odalarını, tavanlarını, terasını, tavanlarını, banyo ve lağımını görmek dikkate alınır. EI-Mecmu'da belirtildiğine göre yolu görmek de dikkate alınır.

 

Bahçe satımında ağaçları, suyolunu görmek dikkate alınır. İbnü'lMukri'nin görüşünü aksine değirmeni döndüren suyun görülmesi de şarttır; çünkü suyun durumuna göre kişilerin [bahçeyi satın alıp almama] amaçları değişir. Bahçe duvarlarının temellerini görmek, ağaçların köklerini görmek şart değildir. Bu ve benzeri satım akitlerinde arazinin görülmesi şarttır.

 

Kişi hamamın inş3- edileceği aleti ve inşa edileceği araziyi görse hamamı görmesi için bunlar yeterli olmaz. Bu kuru hurma satın alacak kişinin hurmayı yaşken görmesinin yeterli olmamasına benzer.

 

Kişi kuzu veya ceylan görse daha sonra bunlar büyüseler, büyümüş hallerini yeniden görmedikçe bunları satın almak sahih olmaz.

 

Köle erkek olsun kadın olsun avret yeri dışındaki yerleri görmek şarttır, dilini ve dişlerini görmek şart değildir.

 

Hayvan satın alırken hayvanın önünü, arkasını, bacaklarını ve tüylerine varıncaya kadar sırtını görmek şarttır. Dolayısıyla hayvan alım-satım ında hayvanın üzerindeki çul, eğer, palan gibi şeyleri kaldırmak gerekir. Hayvanın nasıl yürüdüğü görülsün diye yürütmek şart değildir. Yine hayvan satımında hayvanın dilinin ve dişlerinin görülmesi şart değildir.

 

Kumaş satılırken kumaşın bütününün görülebilmesi için yayılması şarttır. Satılan kumaş, kesim esnasında yayılan kumaş türünden olsa bile hüküm böyledir. Kumaşın iki yüzü birbirinden farklı ise, örneğin bir yüzü kesilmiş kabartmalı ipek kumaş ve yaygı satımında her iki yüzünü de görmek şarttır. Ancak beyaz pamuklu kumaş gibi her iki yüzü birbirinden farklı olmayan kumaşların bir yüzünü görmek yeterlidir.

 

Mushaf satın alırken bütün yapraklarını görmek, beyaz yaprak satın alırken bütün kağıt destesini görmek şarttır.

 

Memedeki sütten bir kısmı sağılmış olsa ve satım akdi öncesinde görülmüş olsa bile memedeki sütü n satımı sahih değildir. Çünkü hem bununla ilgili bir yasak söz konusudur, hem de memede mevcut süt daha sonra oluşan sütle karışmaktadır. Ayrıca satılan süt miktarının memede mevcut olduğundan kesin olarak emin olunamaz, çünkü memedeki süt görülernemektedir.

 

Hayvanın sırtındaki yünü kesmeden veya hayvanı boğazlamadan satmak sahih değildir. Çünkü bu yün daha sonra oluşan yünle karışacaktır. Ayrıca yünü teslim etmek ancak tamamını kesmekle mümkün olur, bu ise hayvana acı verir. Kişi hayvanın sırtındaki yü nden bir miktarını kesip "sana bunu sattım" dese el-Mecmu'da belirtildiğine göre bu satım kesin olarak sahih olur.

 

[Boğazlanan hayvanların] bacaklarını ve başlarını hayvanın vücudundan kopmadan önce satmak sahih değildir. Yine boğazlanan hayvanı, derisini veya etini hayvanın derisini yüzmeden veya rahat yüzülmesi için sıcak soya koymadan önce satmak sahih değildir; çünkü bu durumda satılan şeyin miktarı bilinmemektedir.

 

Ezrai şöyle demiştir: Derisi yüzülmüş hayvanı içini temizlemeden tartarak satmak da sahih değildir. Şayet tartısız olarak satılırsa sahih olur. Balık ve çekirgenin ise iç boşluğu küçük olduğu için bunların mutlak olarak satımları sahihtir.

 

Misk başka bir şeyle karıştığında onu satmak sahih değildir. Çünkü satım ın amacı olan miskin miktarı bilinmemektedir. Bu, suyla karışmış sütü n satımının sahih olmaması gibidir. Ancak güzel ko ku ve tütsü gibi başka bir şeye karıştırılarak macun haline getirilmişse sahih olur; çünkü bu satımda amaç tek başına misk değil diğer karışımı satmaktır.

 

Kişi kesesi içindeki miski başını açarak bile satsa satsa satım sahih olmaz. Bu deri içindeki etin satımı gibidir. Şayet kişi keseyi boş olarak görür de sonra görmediği bir misk doldurulur sonra misk kesesinin baş tarafından en üstünü görürse veya miski kesenin dışında iken görüp de misk keseye konulduktan sonra satın alsa caiz olur.

 

Kişi yağı ve kabını yahut miski ve kesesini her bir kıratı bir dirheme olmak üzere satın alsa değerleri farklı olsa bile şayet her birinin ağırlığı biliniyorsa ve kabın da bir değeri varsa bu satım sahih olur, aksi takdirde sahih olmaz.

 

Buğday-arpa karışımını ölçerek, tartarak veya ölçüye tartıya vurmaksızın satsa akit sahih olur.

 

Bir madenin toprağını altın ve gümüşten ayırt etmeden önce satmak sahih değildir. Yine altın-gümüşü kalıba dökme toprağını satmak da sahih değildir; çünkü satın alınması amaçlanan şey genellikle bir yararı bulunmayan şeyle örtülüdür. Bu eti derisi ile birlikte satmak gibidir.

 

Bir kumaş dokuma tezgahında olup bir kısmı dokunmuş olsa ve ~ satıcı kalan kısmı. dokumadan önce satsa satım akdi hiçbir şekilde ~ sahih olmaz. Bu, Imam Şafii (r.a.)'nin kendi ifadesidir.

 

[9] - Satılan Malı Selem Akdindeki Gibi Tarif Etmek Yeterli Değildir

 

Satılması istenen şeyi selem akdinde olduğu gibi nitelernek veya tevatür yoluyla onun niteliklerini işitmek görmek yerine geçip yeterli olur [mu? Bu konuda mezhep içinde iki görüş bulunmaktadır:]

 

[Birinci görüş]

 

Bu görmek yerine geçip yeterli olmaz. Çünkü görmek, anlatmakla tarif edilemeyecek durumları ifade eder. Nitekim rivayette de "bir konuda haber almak onu görmek gibi değildir" buyrulmuştur. (Müstedrek, Tefsir, 2, 321)

 

[İkinci görüş]

 

Bu yeterlidir; müşterinin muhayyerliği de yoktur. Çünkü görmek tanımayı ifade ettiği gibi nitelernek de bunu ifade eder.

 

[İtiraz]  Tevatür yoluyla satılan malın özelliklerini işitmenin yeterli olmaması, usulcülerin "tevatür kesin bilgi ifade eder" ifadeleriyle bir çelişki arz etmektedir.

 

[Cevap]  Bir şeyi bilmek değişik derecelerde olabilir. Görmenin en güçlü bilme şekli olduğu konusunda bir şüphe yoktur. Bu sebeple hükmün gerekçesi açıklanırken "görmek, anlatmakla tarif edilemeyecek durumları ifade eder" denilmiştir.

 

[10] - Gözleri Görmeyen Kişinin Selem Akdi Yapması [Gözleri görmeyen kimsenin selem akdi yapması sahih midir? Bu konuda iki görüş bulunmaktadır:]

 

[Birinci görüş]

 

Gözleri görmeyen kimsenin selem akdi yapması sahihtir, yani peşin para vererek veresiye mal alması veya peşin para veren birisine veresiye mal satması sahihtir. Çünkü kör, malın niteliklerini işiterek öğrenebilir.

 

Bu hüküm satılan mal kişinin zimmetinde nitelikleri belirtilerek yer alıp da sonra satım meclisinde muayyen olarak belirlendiğinde söz konusudur. Bu durumda kör olan şahıs kendisi adına malı teslim alacak veya selem bedelini teslim edecek kişiyi vekil kılar. Çünkü selem akdi malı görmeye değil niteliklerini belirtmeye bağlı bir akittir. Şayet bedel muayyen bir şey ise tıpkı körün mal satımının sahih olmaması gibi bu da sahih olmaz.

 

[İkinci görüş]

 

[Zayıf] bir görüşe göre kişi varlıkları birbirinden ayırt edebileceği temyiz döneminden önce kör olmuşsa veya doğuştan kör ise eşyayı bilemeyeceği için onun selem akdi yapması sahih olmaz.

 

İlk görüşte olanlar "kişi eşyaları niteliklerini işiterek bilebilir ve onlar arasındaki farkları hayal edebilir. Bu, gözleri gören birinin görmediği bir mal konusunda selem akdi yapmasına benzer. Örneğin Horasanlıların yaş hurma veya Bağdat'lıların muz konusunda selem akdi yapması böyledir. 

 

Not:  Nevevi'nin sözünden şu anlaşılmaktadır: "Gözleri görmeyen kimsenin selem akdi dışındaki akitleri sahih değildir". Bu kastedilmemiştir, aksine kişinin kendisini satın alması ve ücretle çalışması sahihtir; çünkü kişinin kendisi kendisine mechul değildir. Yine kendi adına bedelli özgürlük sözleşmesi yapabilir. Azat etme yönünü daha baskın kabul ettiğimizden kölesi ile özgürlük sözleşmesi yapabilir. Zerkeşi'nin dediğine göre buna kıyasla satın aldığında doğrudan azat olacak kimseleri satın alması köleyi kendisine satması da sahihtir.

 

Yine onun kızını vb. şahısları evlendirmesi de sahihtir. Ancak görülmeyen bir malın satımını sahih kabul etsek bile körün alım-satım, kira, rehin gibi malı görmeye dayalı akitleri yapması sahih değildir. Onun yapması gereken başkasını vekil kılmaktır.

 

* * *

 

Satılan Malın Şartlarına Dair Son Hükümler

 

1. Gözleri gören bir kimse bir mal satın aldıktan sonra malı teslim almadan önce gözleri kör olsa ve biz "körün satın alması sahih değildir" görüşünü tercih etmiş olsak bu satım akdi fesholur mu? Bu konuda iki görüş vardır. Nevevi satım akdinin batıl olmadığı görüşünü sahih kabul etmiştir.

 

2. Soğan, havuç vb. yiyecekleri yerde iken satmak sahih değildir; çünkü bunda aldanma / bilinemezlik söz konusudur.

 

Nevevi şöyle demiştir: Sahih olmadığı halde insanlar arasında çokça görülen durumiardan birisi de insanların alışkanlık haline getirmiş olduğu bir nehir vb. gibi akan bir şeyden kişinin payını satmasıdır. Bu sahih değildir; çünkü bilinmemektedir. Ayrıca akan kısım kişinin mülkü değilse bu zaten sahih olmaz, şayet mülkü ise satılan malın başkasıyla karışması söz konusu olduğundan teslimi mümkün değildir. Bu durumda yapılması gereken kişinin su kanalını veya oradan bir payı satın almasıdır. Suyun aktığı yatağa sahip olunca o su üzerinde başkasından daha fazla hak sahibi olur. Bunu Kadı Hüseyin, İmrfm! ve başkaları zikretmiştir. Kişi suyolu ile birlikte suyu satın alırsa, bilinernezlik sebebiyle akit ahih olmaz.

 

3. Sirke ve misk gibi şeylerin satımında bunların tadılması ve koklanması şart değildir. Yine kumaşa dokunulması da şart değildir. Çünkü satın almanın amacı olan şeyin büyük bir bölümü görmekle yerine geldiğinden görme dışında bir şey şart değildir.

 

4. Kişi mesela bir rıtlı bir dirheme olmak üzere kabı içinde yağ veya başka bir sıvı satın alsa ve yağın kabıyla tartılması ve kap sebebiyle tartılan miktardan belirli bir kısmın düşülmesi şart koşulmakla birlikte kabın kendisi tartılmasa satım akdi batıl olur. Bu konuda görüş ayrılığı yoktur; çünkü bu açık bir aldatma / bilinmezlik barındırır. Nevevi el-Mecmu'da şöyle demiştir: "Bu çarşı pazarda sıkça rastlanan haram fiillerden biridir".

 

5. Kişi değer, nitelik ve miktar bakımından birbirine eşit iki kumaş görse, örneğin bir pamuklu kumaşın iki yanmını görse, bunlardan biri çalınca, diğerini de akit meclisinde yokken satın alsa, çalınanın hangisi olduğu bilinmese, satın alınan mal konusunda bilgi mevcut olduğundan akit sahih olur. Ancak zikredilen niteliklerinde farklılıklar varsa akit sahih olmaz.

 

6. Taraflar malın görülüp görülmediği konusunda ihtilaf etseler, yeminle birlikte malın görüldüğünü söyleyen kişinin sözü kabul edilir; çünkü akdi yapmaya teşebbüs etmek akdin sahih olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Bu mesele "akdin sahih ve fasid olduğuna dair farklı iddialar bulunduğunda akdin sahih olduğu iddiası dikkate alınır" kuralına dayalıdır.

 

BİR SONRAKİ SAYFA İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNK’E TIKLAYIN