EL-MUVAFAKAT *ŞATİBİ*
MANİ / ÜÇÜNCÜ MESELE:
Teklif hitabına dahil
olması bakımından mükellefin mani'i, emredilmiş olarak veya yasaklanmış olarak
ya da muhayyer bırakılmış olarak yapması ya da terketmesi kaçınılmaz olacaktır.
Eğer birinci şekilde ise durum açıktır. Mesela bir adamın elinde nisab miktarı
malı olur; ancak bir ihtiyaçtan dolayı borçlanır. Böylece hükümler mani'in
huslilünün gereği doğrultusunda ortaya çıkar. Eğer ikinci ise, ki bu mesela
mani'i mani olması açısından sebebin hükmünü düşürmek ve böylece gereğinin
üzerine terettübüne engelolmak kasdıyla ortaya konulması olmaktadır; bu da
sahih olmayan bir davranış olacaktır.
Böyle bir davranışın
sahih olmadığının delilleri:
Buna delalette bulunan
nakli deliller çoktur. Bunlardan birisi de şu ayet olmaktadır: "Biz
bunları, vaktiyle bir bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik. Sahipleri
daha sabah olmadan, bahçeyi devşireceklerine bir istisna payı bırakmaksızın-
yemin etmişlerdi .... "[Kalem, 17-18] Devamıyla birlikte bu ayetler,
yoksulların haklarını düşürmek için hileye başvurma kasıdlarının bulunması ve
yoksulların genelde bahçeye gelemeyecekleri kadar erken bir vakitte mahslilü
devşirmek gibi onların gelmelerini engelleyecek bir çareye (mani') başvurmaları
sebebiyle azaba uğratıldıkları haberini içermektedir. Azab ise ancak haram olan
bir fiilden dolayı olur.
Bir başka delil;
"Kadınları boşadığınızda, müddetleri sona ererken onları güzellikle tutun
ya da güzellikle bırakın, haklarına tecavüz etmek için onlara zararlı olacak
şekilde tutmayın; böyle yapan şüphesiz kendisine yazık etmiş olur. Allah'ın
ayetlerini de alaya almayın."[Bakara, 231] ayetidir. Bu ayet, kocaların
karılarının kendilerinden sonra bir başka koca daha görmemeleri kasdıyla
sürekli boşamalan ve arkasından da rücuda (ric'at) bulunmalan ve böylece
iddetlerinin sürüp gitmesi sebebiyle kadınların mutazarrır olmaları yüzünden
inmiştir. Bu kasıdla kocaların zevcelerine rücu da bulunmaları, onların
başkalarına helal olmalarına bir mani olmakta idi.
Bir hadiste de şöyle
buyurulmuştur: "Allah Yahüdileri kahretsin! Onlara içyağları haram
kılınmıştı. Onlar bunu yar dul ar (tevil ettiler) ve onu sattılar." Bazı
rivayetlerde de "Satıp parasını yediler." buyurulmuştur.
Başka bir hadislerinde
Hz. Peygamber [s.a.v.] : "Ümmetimden bazı insanlar şarabı içerler ve onu
başka adla isimlendirirler.'' buyururlar. Başka bir rivayette "Ümmetimden
zinayı, ipeği, içkiyi ve çalgıları helal kılmak isteyen bazı kavimler
çıkacaktır. '' buyrulur. Bir hadiste de: "İnsanlar üzerine öyle bir zaman
gelir ki, o zamanda beş şeyle beş şey helal kılınmak istenir: Verdikleri
çeşitli isimlerle içkiyi; hediye adı altında haramı (rüşvet gibi); korku (meşru
müdafaa) adı altında öldürmeyi; nikah adı altında zinayı, bey' adı altında ribtıyı
helal kılmak isterler. " Sanki burada zikri geçen şeyleri helal kılmak
isteyen kimseler, mani olan şeyin isim olduğu zannıyla haram olan şeyi başka
isme nakletmişler, böylece
söz konusu mani'in
kalkacağını ve o şeyin artık helalolacağını düşünmüşlerdir.
Yüce Allah ayette:
"Zarara uğratılmaksızın edilen vasiyyetten veya borçtan sonra ... ''[Nisa,
12] buyurmuş ve zarara uğratma halini istisna etmiştir. Mesela ölüm halinde
olan kimsenin, mani'i ortaya koymanın kendi hakkından olduğu düşüncesiyle, varislerin
mahrumiyetini ya da haklarının azalmasını kasdederek onlardan biri lehinde borç
ikrarında bulunması veya üçte birden fazla vasiyyette bulunması zarar vermek
olur. Zarar vermek ise ittifakla menedilmiştir.
Yüce Allah bir başka
ayette: "Sıkıca bağladıktan sonra yeminleri bozmayın!''[Nahl 9]
buyurmaktadır. Ahmed b. Hanbel: "Hiyel (hileler, çareler) ve yeminler
konusunda söylenilenlerden taaccüb etmişimdir. Yeminleri hilelerle ortadan
kaldırıyorlar!"demiştir.
Hadiste de:
"Otların menine bir vesile edilmek üzere suyun fazlası men edilmez. ''
buyrulmuştur.
Yine hadiste: "Eğer
bir yerde. veba (tatın) olduğunu işitirseniz, oraya girmeyiniz. Eğer sizin de
bulunduğunuz bir yerde ortaya çıkarsa, o takdirde ondan kaçarak oradan
çıkmayınız.'' buyrulmuştur.
Bu konuyla ilgili olmak
üzere gerek Kitab'da, gerek sünnette ve gerekse selef-i salihinin [radıyallahu
anhum] sözlerinde pek çok delil bulunmaktadır.
Şart bahsinde ileri
sürülen itirazlar ve verilen cevaplar sırasında cari olan şeyler aynısıyla mani
bahsinde de geçerlidir. Oradaki verilen bilgilerden hareketle manilerin hükmü
de bilinecektir. Acaba mani'i ortaya koymaya ya da ortadan kaldırmaya yönelik
hareket batıl mıdır? Bu aynen orada olduğu gibi iki kısma ayrılacaktır:
Celbedilmek istenilen mani mesela ya ortaya konulmamış, yok manasınadır veya
değildir. Eğer öyle ise yani yok hükmünde ise, hüküm bulunacaktır. Mesela
nisaba malik olan bir kimse kendisinden zekatı düşürmek amacıyla ve yıl geçince
de kullanmadan geri iade etmek kasdıyla borç alacak olsa, bu borcu (mani) yok
hükmünde olur ve hüküm dıri olur. Eğer böyle değilse ve mani şer'an vaki
bulunuyorsa bu takdirde mesela yemininde hanis olmaktan korkarak karısını
boşayan kimsenin durumunda olduğu gibi, bu takdirde meselenin üzerinde durmak
gerekecektir ve konu aynen şart bahsinde geçtiği gibidir. Dolayısıyla burada
bir daha tekrarına lüzum yoktur.
Sonraki
sayfa için aşağıdaki link’e tıkla:
VA’Zİ HÜKÜMLER / SIHHAT-BUTLAN