zadu’l-mead

dÖrdÜncÜ kİtap

peygamber'İn (s.a.) cİhadi

 

ana sayfa      kur’an      hadis      sözlük      biyografi

 

a) cİhad'in Önemİ

 

1- cihada İzin verilmesi:

 

allah rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) medine'ye yerleşti; allah onu, yardımıyla ve inanan ensar kullarıyla destekledi. ensar arasındaki kin ve düşmanlığı kaldırıp kalplerini birbirine ısındırdı; allah'ın yardımcıları ve İslam'ın askerleri hz. peygamber'i (sallallahu aleyhi ve sellem) düşmanlardan ve suikasttan korudular, uğruna canlarını koydular, o'nun sevgisini babaların, oğulların, eşlerin sevgisine tercih ettiler ve hz. peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) onlar için canlarından daha değerli oldu. İşte bu durumu gören (müşrik) araplar ve yahudiler bir yaydan boşanırcasına onlara karşı birlik olup cephe aldılar, düşmanlık gösterme ve muharebe için paçayı sıvadılar, her taraftan seslerini yükseltmeye başladılar. allah teala ise muslümanlara sabrı, affı ve bağışlamayı emrediyordu. nihayet muslümanlar kuvvetlenip güçlerine güç katılınca, allah o zaman onlar için savaşa izin verdi, ama onlara savaşı farz kılmadı. buyurdu ki: "zulme uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmalarına izin verildi. doğrusu allah, onlara yardım etmeye elbette muktedirdir."[hac, 39]

 

bir grup "bu izin mekke'de idi; sure mekke'de inen surelerdendir" demişse de şu sebeplerden ötürü bu söz yanlıştır:

 

1- allah, mekke'de muslümanlara savaşmaları için izin vermemiştir. hem mekke'de onların, savaşabilmeleri için gerekli güçleri de yoktu.

 

2- ayetin gelişi de iznin hicretten ve muslümanların yurtlarından çıkarılmalarından sonra gerçekleştiğini göstermektedir. zira allah: "onlar ancak rabbimiz allah dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmışlardır."[hac, 40] buyuruyor ki, bunlar muhacirlerdir.

 

3- İşte rableri hakkında birbirleriyle mücadeleye giren iki taraf..." ayeti [hac, 19] bedir savaşında her iki taraftan harp öncesi düelloya çıkanlar hakkında inmiştir.

 

4- allah, bu surenin son taraflarında, muslümanlara "ey iman edenler!" diye hitap etmektedir. bu şekildeki hitabın hepsi medine'de inmiştir. "ey insanlar'* şeklindeki hitap ise müşterektir (yani hem mekke'de, hem de medine'de inenlerde yer almaktadır).

 

5- allah, bu surede elle ve başka şeylerle cihad etmeyi kapsayan cihadı emretmiştir. kuşkusuz herhangi bir şeyle kayıtlı olmayan cihad emri, hicretten sonra gelmiştir. delillerle cihad etme ise mekke'de iken: "kafirlere uyma ve onlara kuranla büyük bir cihad aç" ayetiyle [furkan, 52] emredilmiştir. bu ayetin geçtiği sure mekke'de inmiştir. mekke'deki cihad ise tebliğ yapma ve delille karşı koymadır. hac suresinde emredilen cihada ise kılıçla cihad etme de girer.

 

6- hakim, müstedrekinde, a'meş -müslim el-batin - said b. cübeyr senediyle İbn abbas'ın şöyle dediğini rivayet eder: allah rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) mekke'den çıkınca ebu bekir: "peygamberinizi çıkarın- biz allah'tan geldik ve yine o'na döneceğiz- elbette helak olacaksınız." dedi. bunun üzerine allah teala: "zulme uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmalarına izin verildi" ayetini [hac, 39] indirdi. savaş hakkında İnen ilk ayet budur. bu rivayetin senedi, buhari ve müslim'in sahihlerinin şartlarım taşımaktadır. surenin akışı, sure içerisinde mekke'de ve medine'de inen ayetler bulunduğunu göstermektedir. Çünkü peygamber'in arzusuna şeytanın vesvese karıştırması olayı mekke'de vuku bulmuştur. en iyi allah bilir.

 

 

2- cihad’ın farz kılınışı:

 

sonra allah muslümanlara kendilerine savaş açanlarla savaşmayı farz kıldı, savaş açmayanlarla savaşmayı farz kılmadı. "allah yolunda size savaş açanlarla savaşın." buyurdu.[bakara, 190]

 

sonra muslümanlara, bütün müşriklerle savaşmayı farz kıldı. müşriklerle savaş önce haramdı, sonra onlarla savaşa izin verildi, sonra savaş açanlarla savaşma emredildi, sonra da bütün müşriklerle savaşmak -iki görüşten birine göre farz-ı ayn, meşhur olana göre de farz-ı kifaye olmak üzere- emredildi.

 

araştırmanın ortaya koyduğu gerçek şu ki, kalb ile olsun, dil ile olsun, mal ile olsun, el ile olsun cihad etme farz-ı ayndır. her muslüman bu türlerden biriyle cihad etmelidir. bedenle cihad farz-ı kifayedir. mal ile cihadın farz olması konusunda iki görüş vardır. doğrusu farz olduğudur. Çünkü kuran-ı kerim'de malla ve canla cihad eşit olarak emredilmiştir. nitekim allah teala buyuruyor ki: "İster arzu ederek, ister ağırlaşarak olsun hepiniz cihada çıkın. mallarınızla, canlarınızla allah yolunda cihad edin. bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. "[tevbe, 41] allah, cehennemden kurtulmayı, gunahın bağışlanmasını ve cennete girmeyi malla cihad etmeye bağladı: "ey iman edenler! sizi can yakıcı bir azaptan kurtaracak kazançlı bir ticareti göstereyim mii allah'a ve peygamberine inanırsınız, allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihad edersiniz. bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. böyle yaparsanız allah gunahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve adn cennetlerindeki hoş meskenlere koyar. İşte bu, büyük bir kurtuluştur. "[saff, 10-11] Şayet bu denilenleri yaparlarsa onlara istedikleri yardım ve yakın fethi vereceğini haber verdi ve: "İstediğiniz bir başka şeyi daha verecektir."[saff, 12] buyurdu. yani cihad konusunda istediğiniz bir başka şeyi "allah'tan bir yardım ve yakın bir fetih" verecektir. allah: "İnananlardan canlarını ve mallarını cennet karşılığı satın aldığım"[tevbe, 111] haber vermiştir. mallarına karşılık bedel olarak onlara, cenneti vermiştir. bu sözleşme ve vaadi gökten indirdiği en faziletli kitapları olan tevrat, İncil ve kuran'da muhafaza etti. sonra ahde vefa konusunda, kendisinden daha vefalı hiç kimse bulunmadığını onlara bildirmek suretiyle bunu pekiştirdi. ardından bunu da, sözleşme yaptıkları alış-verişten ötürü sevinmelerini emrederek pekiştirdi. sonra onlara, bunun büyük bir kurtuluş olduğunu bildirdi.

 

artık rabbiyle bu alış-veriş akdini yapan düşünsün, mertebesi ne kadar muazzam, ne kadar yüce! Çünkü müşteri, allah teala, para ise naim cennetleri, allah'ın rızasını elde etme ve orada o'nu görmek suretiyle menfaatlenmedir. bu akdin elinde gerçekleştiği kimse meleklerin ve insanların allah katında en şerefli ve en değerlileri olan allah elçisidir. İşte böyle bir ticaret malı, muazzam bir iş ve büyük bir durum için hazırlanmıştır.

 

"seni öyle bir şey için hazırladılar ki, sen onun farkına varsan başıboş bırakılmış develerle birlikte otlamaktan nefsini çek oradan uzaklaştır."

 

sevginin ve cennetin mehri, inananlardan can ve mallarını satın alan, sevginin ve cennetin sahibine can ve malı feda etmektir, iflas etmiş, yüz çevirmiş korkak bu ticaret malının ticaretini nerde yapsın! vallahi bu mal o kadar ayağa düşmedi ki, iflas edenler onun fiyatını sorsun; o kadar değerini yitirmedi ki züğürtler veresiye satın alsın! bu mal, arayıp soranların çarşısında pazara çıkarıldı. sahibi de bedel olarak canlan feda etmekten başka bir şeye razı olmamakta! bu yüzden tembeller geriledi, aşıklar ayağa kalkıp içlerinden kimin canının mala bedel olmaya yaraşır olduğunu gözetlemeye koyuldular. mal aralarında döndü dolaştı. "İnananlara karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı şiddetli"[maide, 54] olanların eline düştü.

 

muhabbet iddiasında bulunanlar çoğalınca davalarının doğruluğuna delil getirmeleri istendi; şayet insanlara sırf iddia etmekle, iddia ettikleri şey verilecek olsaydı boş adam, meşgul adamın sanatını iddia ederdi. davacılar türlü türlü şahitler getirmeye kalkıştılar. onlara denildi ki: bu dava delilsiz ispat edilemez. "de ki: eğer allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki allah da sizi sevsin."[al-i İmran, 31] bunun üzerine bütün halk geriledi; fiillerinde, sözlerinde, tavırlarında ve ahlakında peygamberi izleyenler yerlerinde kaldılar. bu sefer adil şahit getirmeleri istendi ve denildi ki: adalet ancak "allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından çekinmezler." ayetinin [maide, 54] tezkiyesiyle kabul edilir. bunun üzerine muhabbet iddiasında bulunanların çoğunluğu geriledi, mücahidler ayakta dikili kaldılar. onlara denildi ki: aşıkların canlan ve malları kendilerinin değildir. akit konusu olan şeyi teslim edin. Çünkü allah, inananlardan canlarını ve mallarım cennet karşılığında satın aldı. alışveriş akdi, her iki tarafın da üzerine düşeni teslim etmesini gerektirir. tüccarlar müşterinin azametini, bedelin miktarım, alış-veriş akdi elinde gerçekleşen zatın kadrinin yüceliğini ve bu akdin yazıldığı kitabın değerini görünce satışa çıkarılan malın, başka mallarda bulunmayan bir değere ve özelliğe sahip olduğunu anladılar; bu malı lezzet ve zevki gidecek, geriye kötü neticesi ve üzüntüsü kalacak sayılı dirhemler karşılığında düşük bir pahaya satmanın apaçık bir ziyan ve anormal derecede bir aldanma olduğunu ve bunu yapan kimsenin sefihler grubuna dahil olacağını görüp müşteriyle, geri dönebilme (muhayyerlik) şartı ileri sürmeksizin isteyerek, gönül hoşluğuyla hoşnudluk alım-satımını (bey'atu'r-rıdvanı) gerçekleştirdiler ve: "vallahi ne sen istediğin için alış-verişi bozarız, ne de senden bu alış-verişi bozmanı talep ederiz." dediler. akit tamam olup satılan malı teslim ettikleri vakit onlara denildi ki: canlarınız ve mallarınız bizim oldu. Şimdi onları size olduğundan daha bol bir şekilde, mallarınıza kat kat mal katarak geri veriyoruz. "allah yolunda öldürülenleri ölü sanma. bilakis rableri katında diridirler, nzıklamrlar."[al-i İmran, 169] biz, sizden canlarınızı ve mallarınızı üzerinizden kar sağlamak amacıyla istemedik. bilakis kusurlu şeyi kabul edip ona karşılık en yüksek pahayı vermekle cömertlik ve keremin eseri ortaya çıksın diye böyle yaptık. sonra bedeli de, o bedel karşılığı alınan malı da size verdik.

 

cabir b. abdullah olayını düşün! hz. peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ondan devesini satın almıştı. sonra ona devenin bedelini fazla fazlasına ödedi ve deveyi yeniden ona geri verdi. babası, uhud savaşında hz. peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında şehid düşmüştü. İşte bu davranışla hz. peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ona, babasının allah'la olan durumunu hatırlattı ve ona haber verdi ki: "allah babanı diriltti ve onunla karşı karşıya konuştu: 'ey kulum! dile benden, dilediğini* dedi."

 

cömertlik ve keremi muazzam olan allah'ı yaratıkların ilmi kuşatmaktan uzaktır! Şu işe bak! hem malı verdi, hem bedeli verdi, hem akdin tamamlanmasını sağladı, hem satılan malı kusuruna rağmen kabul etti, hem ona en yüksek fiyatı verdi, hem kulunu kendisinden malı karşılığı satın aldı, hem bedeli ve malı onda topladı, hem de bu akitten ötürü onu Övdü, medhetti! oysa kulunu buna muvaffak kılan ve bunu ondan isteyen de o'dur!

 

"haydi koş, himmet sahibi isen. arzu sürücüsü seni sürdü. artık mesafeleri katlayıver.

 

onların muhabbet ve hoşnutluk tellalları çağırınca ona tam bin kerg'buyur!' de.

 

Önlerindeki yükseklere bakma. Şayet yüksek tepelere bakarsan onlar engele dönüverirler.

 

yol alırken oturanın yoldaşlığını bekleme, bırak onu. Çünkü seni sürücü olarak arzu yeter.

 

onlardan, onlara (gitmek için) azık al. doğru yolu, sevgi yolu üzere git, hedefe ulaşırsın.

 

ayakların (yorgunluktan) atını mahmuzlayamaz hale gelip özgengilere yakın seyrettiği vakitte onların yadıyla ayak hareketlerini canlandır. hatırlayış, seni gayrete getirecektir.

 

yorgunluktan korkarsan ona: "Önünde kavuşma payı var, su kaynakları ara." de.

 

onların nurundan bir kıvılcım yakala. sonra onunla yoluna devam et. onların nuru sana rehber olur, doğruyola iletir; meşaleler değil.

 

erak vadisine koş, orada öğle uykusuna yat. belki onları görürsün. sonra eğer istersen orada.

 

yok eğer dilersen benim yanımda dostların durakladığı arafat yakınındaki na'man'da kalırsın, İstediğin vakit onları ararsın.

 

bu da olmazsa geceyi müzdelife'de geçirirsin, bunu da kaçırırsan mina'da geçirirsin. gafil olana yazıklar olsun!

 

adn cennetlerine koş. Çünkü onlar senin ilk menzillerindir, oralarda konakladın.

 

ancak menzillere ağlayıp tepelerde durduğundan ötürü düşmanlar seni esir aldı.

 

ebedilik cennetindeki mezid gününe koş. feda edeceksen cömertçe canını feda et.

 

oraları silik izlerle bırak. oralarda hiçbir öğle uykusuna yatılacak yer yoktur. geç git o yerleri, konulacak yer değildir onlar.

 

halk sık sık gidip geldiğinde o izleri sildi. o izlerden nicesi öldürülmüş ve onlar arasında nicesi de bu halkı öldürmüştür.

 

dostlar kervanının şen bir şekilde üzerinde yolculuk ettiği bu yolun üzerindeki izlerden sağ taraftakini tut ve de ki:

 

"ey nefis, bir saat sabır göstererek bana yardım elini uzat. kavuşulduğunda bu sıkıntı da kaybolur gider.

 

yalnız bir saat, o da gelir geçer. Üzüntü, keder içinde bocalayan kişi de sevinir, rahat nefes alır."

 

sonraki sayfa için aşağıdaki link’i kullan:

 

b) cİhad'a teŞvİkİ