(Peşin Para İleVeresiye Mal
Satışı)KİTABI
102. Selemin Mevzuu ve Şartlan
b- Ay ve Günle Belirlenen Vade:
c- Biçim ve Bozum Zamanının Vade
Oluşu:
2. Malın Cinsinin Satış Akdi
Sırasında Bulunması:
3. Malın Teslim Yerinin Belirtilmesi:
4. Satış Bedelinin Belirli Olması:
103. Selem Malının Vadesi Geldiğinde
Tesliminin İmkânsızlığı
1. Meyva Seleminin Teslim
İmkânsızlığı:
2. Vadesi Geldiğinde Teslim Alınmadan
Sahibine Satışı:
3. Selem Bedeliyle Satın Alma:
4. Selemde Alıcının Pişmanlığı:
5. Alacağın Selem Satışındaki Vadeli
Eşya Oluşu:
6.Gıda Maddesinin Ölçüsüz-Tartısız
Alınması:
104. Alıcı ile Satıcının Selemdeki
İhtilafları
Bu
bahis üç bâbtan ibarettir. Birinci bâb; bu satışla hangi şeylerin satılabildiği ve şartlannın ne olduğu, ikinci bâb;
üzerinde anlaşılan mal -teslim zamanı geldiğinde- bulunmazsa ne gibi bir hüküm
lazım geldiği, üçüncü bâb ta, taraflar anlaşmazlığa
düştükleri zaman anlaşmazlığın nasıl çözümlendiği hakkındadır.[1]
Ulema, ölçülen veyahut
tartılan her şeyin, selem yolu ile (yani Para peşin, mal veresiye olarak)
satışının caiz olduğunda müttefiktirler. Zira Ibn Abbas'ın «Peygamber Efendimiz Medine'ye hicret eniği zaman
halk selem yoluyla iki-üç yıl vadeli hurma alır satarlardı. Bunun üzerine,
Peygamber Efendimiz,.
'Kim ki, bir şeyi
peşin para ile veresiye (selem) olarak satarsa, o şeyin belli bir ölçüde, belli
bir tartıda ve belli bir vadeye değin satışını yapsın' buyurdu» [2]
mealindeki meşhur hadisi sabittir.
Ulema -bina, bağ,
tarla gibi- alacak olarak kişinin zimmetine girmeyen şeylerin de selem yoluyla
satışının caiz olmadığında müttefiktirler.
Fakat -eşya ve
hayvanlar gibi- diğer malların selem yolu ile satışının caiz olup olmadığında
ihtilaf etmişlerdir.
imam Dâvûd ile zahirîlerden bir cemaat, yukarıda geçen hadisin
zahirîne dayanarak «Caiz değildir» demişlerdir. Cumhur ise, evsafını söylemek ve
sayısını bildirmekle zapta giren her şeyin selem yolu ile satışının caiz olduğu
görüşündedir. Ancak evsafını söylemekle zapta giren ve girmeyen şeylerin neler
olduğunda ihtilaf etmişlerdir, ki hayvan ile köleler bu şeylerdendirler, îmam
Mâlik, îmam Şafiî, Evzâî ve Leys
b. Sa'd «Köle ve hayvanlarda selem caizdir»
demişlerdir. Ashâbtan Abdullah b. Mes'ud
da buna katılır. Hz. Ömer'den de bu hususta iki kavil
rivayet olunmuştur.
Irak ulemasının bu
konuda dayanağı, Abdullah b. Abbas'tan rivayet olunan
«Peygamber Efendimiz hayvanları selem yolu ile satmayı yasak etti» [3]
mealindeki hadistir. Fakat bu hadis diğer guruba göre zayıftır. Kanaatimce
bunlar ayrıca, Peygamber Efendimiz'in hayvanları
veresiye olarak satmayı yasak etmesi ile de ihticac
etmişlerdir [4]Hayvanlarda selem satışının
caiz
olduğu görüşünde
olanların dayanağı da, tbn Ömer'in hadisi [5] ile Ebû Râfı'nin «Peygamber Efendimiz
bir genç deveyi ödünç aldı» [6]
mealindeki hadisidir. Derler ki: Bu hadis, hayvanların alacak olarak zimmete
giren bir mal olduğunu göstermektedir.
O halde ihtilafın
sebebi iki şeydir. Biri, hadislerin bu hususta birbirleriyle çelişmesidir.
İkincisi de, ha>van, evsafı söylendiği zaman zapta
girer mi, girmez ini diye tereddüt edilmesidir. Hayvanla arasındaki şekil ve
evsaf başkalığına ve hiçbir hayvanın diğer bir hayvana -özellikle huy ve
tabiatta-benzemediğine bakanlar, «Hayvan, evsafı ne kadar-söylense de, zapta
giremez» demişlerdir. Hayvanların görünüşte birbirlerine benzediğine bakanlar
da, «Hayvan, evsafı söylendiği zaman zapta girer» demişlerdir.
Ulemanın yumurta, süt
ve diğer şeyler hakkındaki ihtilafları da bu bâbtandır.
İmam Ebû Hanife'ye göre
yumurtada selem satışı caiz değildir. İmam Mâlik ise «Sayı ile caizdir»
demiştir. Ette ise îmanı Mâlik ile İmam Şafiî caiz görmüşler, İmam Ebû Hanife caiz görmemiştir.
Bunlar, hayvanların kelle ve ayaklarında da ihtilaf etmişlerdir. İmam Mâlik
«Kelle ve ayaklarda selem caizdir», İmam Ebû Hanife «Caiz değildir» demiştir.
Bunları
sıralamaktan maksadımız asıl ve kaideleri zikretmek olup, bütün teferruatı
söylemek değildir. Zira teferruatı hasretmek mümkün değildir.[7]
Selem'in
şartlarına gelince: Bunlar iki kısım olup bir kısmının şart olduğunda icma, bir kısmında da ihtilaf vardır.[8]
Şart olduğunda icma edilenler altı tanedir:
1- Biri,
satış bedeli ile satılan şeyin birbirleriyle veresiye olarak satılması caiz
olan şeylerden olmalarıdır. Çünkü birbirleriyle veresiye olarak satılması caiz
olmayan şeylerin, selem yolu ile birbirleriyle satılmaları caiz de-ğildir. Bunlar da ya -İmam
Mâlik'in dediği gibi- menfaatlan, ya
-İmam Ebû Hanife'nin dediği
gibi- cinsler, ya da -îmanı Şafiî'nin dediği gibi-
hem cinsleri, hem tadlan bir olan şeylerdir.
2- Biri de,
satılan şeyin -eğer miktarı aranan şeylerden ise -miktannm
ya ölçü, ya tartı, ya da sayı ile belli olması ve -eğer evsafı aranan
şeylerden ise-evsafının belli olmasıdır.
3- Biri de,
satılan şeyin, vadesi geldiği mevsimde bulunmasıdır.
4- Biri de,
satış bedelinin uzun va'deli olmamasıdır. Çünkü eğer saüş bedeli de satılan şey gibi va'deli
olursa iki borcun birbirleriyle değiştirilmesi kabilinden olur. İki borcun
birbirleriyle değiştirilmesi ise, yasak edilmiştir. Ulema, satış bedelinin uzun
zaman veyahut mutlak olarak va'deli olmasının caiz
olmadığında müttefiktirler. Fakat -iki veyahut üç gün gibi- kısa bir va'de için tehirini şart koşmanın caiz olup olmadığında
ihtilaf etmişlerdir. İmam Mâlik, iki veyahut üç gün için tehirinin şart
koşulmasını veyahut şartsız olarak tehir edilmesini caiz görmüşse de, İmam Ebû Hanife ile İmam Şafiî, «Altın
ve gümüşün altın ve gümüşle satışında, nasıl, satıcı ile alıcı biribirinden daha ayrılmamışken satış bedelinin satıcıya
teslimi şart ise, selem satışında da şarttır» demişlerdir.
İşte,
selemin sıhhati için şart olduğunda ittifak edilenler, bunlardır.[9]
Şart olduğunda ihtilaf
edilenler dört tanedir:
1-.Malın
vade ile satılması,
2- Malın
cinsinin, satış akdi anında bulunması
3- Malın
nerede teslim edileceğinin belirtilmesi,
4- Satış bedelinin götürü olmayıp miktarının ölçü, tartı veyahut sayı ile
belli olması.[10]
Malın vade ile
satılması, İmam Ebû Hanife'ye
göre satışın sıhhati için şarttır. İmam Mâlik'in mezhebinin zahirinden bunu
şart gördüğü anlaşılmaktadır. Fakat kimisi İmam Mâlik'ten gelen bazı
rivayetlerden, İmam Mâlik'in peşin selemi de caiz gördüğü mânâsını çıkarmıştır.
Lahmî de bu hususta tafsilatta bulunarak, «İmam
Mâlik'in mezhebinde selem iki çeşit olup biri 'peşin seîem'dir,
ki o şeyi satmak, kendisi için sanat olan kimsenin yaptığı satıştır. Biri de,
'vadeli seîem'dir. Bu da, o şeyi satmak, kendisi için
sanat olmayan kimsenin satışıdır» demiştir.
Selemde vadeyi şart
koşanların dayanağı iki şeydir. Biri, İbn Abbas'tan rivayet olunan hadisin zahiridir. Biri de şudur:
Eğer selem de vade şart olmazsa, satıcının elinde bulunmayan bir şeyi satması
kabilinden olur. Bu ise
yasak edilmiştir [11].
İmam Şâfıî de «Vadeli olarak satılması caiz olan bir şeyin,
peşin olarak satılmasının evleviyetle caiz olması
gerekir. Çünkü peşin satışın garan daha azdır»
demiştir. Kanaatimce Şâfiîler, «Peygamber Efendimiz bir bedevi araptan bir yük hurma ile bir deve satın aldı. Ancak eve
gittiği zaman evde bir yük hurma bulamadı. Bunun üzerine birisinden ödünç
alarak bedevi araba verdi» [12]
mealinde rivayet olunan hadise de dayanmışlardır. Şâfıîlei
«Bu, veresiye hurma ile peşin mal alışıdır» derler.
Mâlikîler aklî yönden
de, «Selem satışına, bu satışta bir kolaylık bulunduğu için izin verilmiştir. Aynca bu satışta alıcı, malı ucuz almak için parasını
peşin vermek ister. Satıcı da malını vadeli sattığı için ucuz vermeye razı
olur. Halbuki eğer peşin oluf sa
bu düşünceye yer kalmaz» şeklinde delil getirmişlerdir.
Ulema, vadeye ilişkin
olarak, iki konuda daha İhtilaf etmişlerdir:
1- Vade, ay
ve günlerle değil de -meyvalann bozum veyahut
ekinlerin biçim zamanı gibi- mevsimlerle tayin edilebilir mi, edilemez mi?
2- Ay ve günlerle tayin edildiği
zaman ne kadar süreden aşağı olamaz?[13]
Ay ve günlerle tayin
edilen vade hakkındaki Mâlikî mezhebinin görüşü, özet olarak şöyledir: Selem
ile satılan mal iki çeşittir. Bir çeşidi, teslimi satış yapıldığı yerde, bir
çeşidi de, teslimi başka bir yerde istenen maldır. Eğer alıcı onu, satış
yapıldığı yerde istiyorsa, İbnu'l-Kasım «Bunda
gerekli olan süre, en az eşya fiyatlarının değiştiği bir süredir. Bu da onbeş gün veyahut o civarda olan bir zamandın>
demiştir. İbn Vehb ise,
İmam Mâlik'ten vadenin iki veyahut üç gün olmasını caiz gördüğünü rivayet
etmiştir. İbn Abdîlhakem de
«Bir gün bile vade koymak caizdir» demiştir.
Teslimi başka bir
yerde istenen mala gelince: Mâlikîlere göre bunun vadesi, iki yer arasındaki
mesafe kaç günde katedilebiliyorsa -ister çok, ister
az olsun- o kadardır. İmam Ebû Hanife
de «Üç günden aşağı olamaz» demiştir.
Vadeyi,
taabbüdî ve sebebsiz bir
şart olarak kabul edenler. VADE kelimesinin şümulü içine giren en az bir
süreyi dahi kafi görmüşlerdir. Eşya fiyatlarının zamanla değiştiği için
vadenin şart olduğunu söyleyenler ise, «Vade, eşya fiyatlarının -çoğunlukla-
değiştiği süreden az olamaz» demişlerdir. [14]
Vadenin -meyvalann bozum veyahut ekinlerin biçim zamanı gibi- mevsimlerle
tayin edilmesine gelince: İmam Mâlik'e göre caizdir. Fakat, İmam Ebû Hanife ile İmam Şafiî «Caiz
değildir» demişlerdir.
Ayni
çevrede bulunan bahçe ve ekinlerin bozum ve biçim mevsimleri arasındaki zaman
farkını -kâh otuz gün, kâh otuzdan bir gün eksik olan aylar arasındaki zaman
farkı gibi- az görenler, «Caizdir. Çünkü şeriatta az olan ga-rara göz yumulur» demişlerdir. «Meyva
ve ekinlerin bozum ve biçim mevsimleri arasındaki zaman farkı -aylar
arasındaki zaman farkı gibi- sadece bir gün olmayıp kâh daha çok, kâh daha az
olduğu için mevsimlerle tayin edilen vadede garar
vardır» diyenler ise, caiz görmemişlerdir.[15]
Satılan malın
cinsinden, satış akdi anında bulunmasına gelince: İmam Mâlik, İmam Şâfıî, İmam Ahmed, İshak ve Ebû Sevr, «Bu şart
değildir. Selem satışı, selemle satılan şeyin çıkma mevsimi dışında da
yapılabilir» demişlerdir. İmam Ebû Hanife ile tabileri, Süfyan Sevri ve Evzâî ise, «Selem
satışı, selemle satılan şeyin çıkma mevsimi dışında yapılamaz» demişlerdir.
Mevsimi şart
koşmayanların delili, yukarıda geçen îbn Abbas'ın «Halk
iki, üç yıl vadeli
hurma alır, satarlardı...» mealindeki hadisidir. Zira bu hadiste Peygamber Efendimiz'in onlan bundan
menettiği bildirilmemiştir.
Hanefilerin delili de,
İbn Ömer'den Peygamber Efendimiz'in
buyurduğu rivayet olunan,
«Hurmalarda,
olgunluk görülmeden selem yapmayınız» [16]
hadisidir. Hanefıler herhalde selem satışında,
satılan malın cinsi satış anında bulunmadığı zaman daha çok garar
görüyorlar. Hanefılere göre herhalde bu da, henüz
var olmayan bir şeyin satışı gibidir. Halbuki bu, fızzimme
bir satıştır. Henüz var olmayan şeyin satışı ise, muayyen bir şeyin satışıdır.
İşte selem satışı ile henüz var olmayan şeylerin satışı arasındaki fark, budur.[17]
Üçüncü şan, malın
nerede teslim edileceğinin belirtümesidir. İmam
Ebû Hanife, teslim yerini de teslim zamanına kıyas ederek,
«Nasıl teslim zamanını belirtmek şart ise, teslim yerini de belirtmek şarttır»
demiştir. Diğerleri ise, ,bunu şart görmemişlerdir. Kadı Ebû
Muhammed, «Teslim yerini belirtmenin şart koşulması daha evladır», Îbnu'l-Mevvaz da «Teslim yerini
belirtmeye ihtiyaç yoktur» demiştir.[18]
Dördüncü şart, satış
bedelinin götürü olmayıp, ya ölçü, ya tartı, ya sayı ile belli
olmasıdır, imam Ebû Hanife
bunu şart koşmuş ise de, ne iki arkadaşı olan imam Ebû
Yûsuf ile İmam Muhammed, ne de imam Şafiî şart görmemişlerdir. Derler ki: Bu
hususta imam Mâlik'ten herhangi bir açıklama işitil-rnemiştir.
Ancak şu var ki, İmam Mâlik'e göre -yukarıda da geçtiği
üzere- ga-ran büyük olmayan
götürü satışlar caizdir.
Şunu
da bilmek gerekir ki, selem satışında miktar tayini, Ölçülebilen şeylerde ölçü
ile, tarülabilen şeylerde tartı ile ve sayılabilen
şeylerde de sayı ile olur. Bunlardan hiçbiri mümkün olmayan şeylerde de, eğer o
şeyler çeşitlere ayrılıyorlarsa, şeyin çeşidi ile birlikte onda aranan
vasıfları, çeşitlere ay-nlmıyorsa yalnız onda aranan
vasıflan belirtmek gerekir. Şu da bilinmelidir ki, selem satışı muayyen
şeylerde olamaz, selem daima fizzimme (peşin değil) dir.[19]
Bu
babın mes'eleleri çoktur. Fakat biz, sadece en meşhur
olanlarım alacağız.[20]
Ulema, bir çeşit meyvayı selem yolu ile satan ve fakat vadesi geldiği zaman
onu -zamanı geçinceye kadar- teslime imkân bulamayan
kimse hakkında ihtilaf etmişlerdir.
Cumhur, «Böyle bir şey
vaki olduğu zaman alıcı, satış bedelini geri almakla, gelecek yılı beklemek
arasında muhayyerdir» demiştir, ki İmam Şâfıî, imam Ebû Hanife ve İbnu'l-Kasım
da bu görüştedirler. Delilleri de şudur: Çünkü satış akdi, fizzimme
vaki olduğu için, satış akdinin sıhhati, satılan malın aynı yılın meyvalanndan ödenmesine bağlı değildir. Bunu, ancak alıcı
şart koşmuştur. O halde alıcı bu şartı nasıl koşmuş ise, kaldırabilirde.
İmam Mâlik'in
tabilerinden Eşheb ise, «Satış bozulur. Gelecek yıla
ertelemek caiz değildir» demiştir. Herhalde Eşheb
bunu, borcun borçla satışı kabilinden görmüştür.
Sahnun da «Alıcı, satış bedelini geri alamaz gelecek yılı
beklemek zorundadır» demiştir.
İmam
Mâlik'in ise bu hususta değişik görüşleri vardır. Fakat bu görüşler içinde en
güvenilir olanı, İmam Ebû Hanife,
İmam Şâfıî ve Îbnu'l-Kasım'ın
ifade ettikleri görüştür. Ebu Bekir et-Tartuşî de bu görüşü benimsemiştir. Yasak edilen borcun
borçla satışı, keyfi olarak yapılan satış olup taraflann
başvurmak zorunda kaldıkları satış değildir.[21]
Ulema, bir kimsenin
selem yolu ile satın aldığı malı, vadesi geldiği halde teslim almadan sahibine
satması caiz midir, değil midir diye ihtilaf etmişlerdir.
Kimisi -bunlar, hiçbir
şeyin teslim alınmadan satışının caiz olmadığı görüşünde olanlardır-, «Mutlaka
caiz değildir» demiştir. îmanı Ebû Hanife, îmanı Ahmed ve İshak bu görüştedirler. îmam Ahmed
ile İshak bu görüşlerinde, Atiyyetu'l-Avfı'nin Ebû Said el-Hudrî'den Peygamber Efendimiz'in
buyurduğunu rivayet ettiği,
«Kim bir şeyi selem yolu ile satın alırsa, o
şeyi (teslim almadan) bir başka şey ile değiştirmesin» [22]hadisi
ile de istidlal etmişlerdir.
îmam Mâlik ise,
kişinin selem yolu ile satın aldığı şeyi sahibine satmasının caiz olmadığını
iki yerde benimser. Birisi, satın alman malın yiyecek maddesi olduğu zamandır.
Çünkü îmam Mâlik'e göre teslim alınmadan satışı caiz olmayan şey -hadiste geçtiği üzere- yalnız yiyecek maddeleridir. İkincisi de,
satın alman malın yiyecek maddesi olmadığı halde onun yerine bir başka şeyin
alındığı zamandır. îmam Mâlik'e göre satış bedeliyle satılan malın her biri,
cinsleri ayrı şeyler olduğu ve satılan şeyin vadesi geldiği zaman onu satış
bedelinin cinsinden bir başka şeyle değiştirmek caiz değildir. Çünkü eğer
satılan malın değiştirildiği şey, satış bedelinden daha çoksa, kâr sağlayan
borç kabilinden olur, eğer onun kadar veyahut ondan azsa, zaman ile selef
(selem) olur. Eğer satış bedeli yiyecek maddesi de olsa, satılan şeyin vadesi
geldiğinde onun yerine -ister ayni, ister başka cinsten olsun- satış bedelinden
miktarı daha çok bir yiyecek maddesini almak caiz değildir. Fakat ayni
cinsten, ayni Ölçü ve ayni evsafta yiyecek maddesini almak -Abdülveh-hab'm nakline göre- caizdir. Çünkü ona göre bu da diğer
eşya gibidir. Abdül-vehhab'a
göre -bir kimsenin, başkasında bulunan buğday alacağı yerine aynı miktarda arpa
alması gibi- selemle satın alınan bir yiyecek maddesi yerine -güzellikle onun
kadar olmasa da- ayni vasfı taşıyan bir başka yiyecek maddesini almak caizdir.
Çünkü bu da -altın yerine gümüş almak gibi- borçluya iyilik etmekti. Bütün
bunlar -îmam Mâlik'e göre- vadesi gelen malı teslim almadan yapıldığı takdirde
böyledir. Çünkü o zaman alacağın alacakla değiştirilmesi kabilinden olur. Eğer
satış bedeli, zimmete taalluk eden bir şey olmayıp muayyen olur ve alıcı da
satın aldığı malın yerine satış bedeli cinsinden bir muayyen şey alırsa -ondan
daha çok olmamak şartı ile- caizdir.
Selem yolu ile satın
alınan malın -teslim alınmadan- satıcısına değil de, başkasına satılması haline
gelince: Selem yoluyla satın alman mal -yiyecek maddesi olmadığı takdirde- her
şey ile satılabilir. Fakat eğer yiyecek maddesi olursa, teslim alınmadan başka
bir şey ile değiştirilmesi caiz değildir. Çünkü yiyecek maddesini teslim
almadan satmak kabilinden olur.
İkâleye
gelince: İmam Mâlik'e göre eğer taraflardan biri diğerinden bir şey almadan
selem satışından vazgeçerlerse, ikâle olur.
Taraflardan biri diğerinden bir şey alarak satıştan vazgeçmeleri ise, yeni bir
satış olup satışların sıhhati için gerekli olan şartlara tabidir. İmam Ebû Hanife ile İmam Şafiî'ye göre
ise, selem satışında ikâle hiçbir şarta tabi
olmaksızın caizdir.[23]
Ulema, selemin satış
bedeli ile ikâleden önce, satıcıdan satın alınması
caiz olmayan şeyleri, ikâleden sonra satın almak caiz
midir değil midir diye ihtilaf etmişlerdir.
Kimisi «İkâleden sonra cevazını benimsemiş olursak, ikâle, caiz olmayan bir satışı yapabilmenin hileli yolu
olur» diyerek caiz görmemiştir. îmam Ebû Hanife, îmam Mâlik ve bu iki imamın tabileri bu
görüştedirler. Ancak îmam Ebû Hanife,
selemle satm alınan malın -ne olursa olsun- teslim
alınmadan satışını caiz görmediği için, «Mutlaka caiz değildir» demiştir. îmam
Mâlik ise, sadece kendisine göre teslim alınmadan satışı caiz olmayan şeylerde
caiz görmemiştir.
Kimisi
de «îkâleden sonra caizdir» demiştir. îmam Şâfıî de bu görüştedir. Bunlar da «Çünkü ikâle ile alıcı, verdiği satış bedeline tekrar malik olur
ve malik olunca da onunla istediği şeyi satın alabilir. Müslümanlar hakkında
kötü zanda bulunmak da caiz değildir. Ebû Said el-Hudrî'nin hadisindeki yasak da ikâleden
önce olan satışlar hakkındadır» demişlerdir.[24]
Ulema, selemden sonra
alıcı pişmanlık duyarak satıcıya, «Beni bağışla, satış bedelini şimdilik senden
almayacağım» dese, caiz midir diye ihtilaf et^ mislerdir.
Kimisi «Caizdir» demiş
ise de [25],
İmam Mâlik ile bir cemaat «Caiz değildir» demişlerdir.
îmam Mâlik «Çünkü eğer
cevazını benimsemiş olursak, korkarım ki, satılan malın yiyecek maddesi olduğu
zaman, vadesinin geldiğinde alıcının satıcıya, kendisini bağışlamasına
karşılık, mehil vermesi yiyecek maddesini teslim almadan vade ile satmak
kabilinden olsun» diye sebeb göstermiştir.
Kimisi de «Bir
alacağın bir başka alacakla değiştirilmesi kabilinden olduğu için caiz
değildir» demiştir. Caiz görenler de, «Peygamber Efendimız,
'AT/m
Wr müstumanın satış
akdinden duyduğu pişmanlığı kabul ederse, Cenab'i
Allah kıyamet günü o kimsenin sürçmesini bağışlar ve kim eti dar olan bir
borçlusunu sıkıştırmayıp ona mehil verirse, Cenab-ı
Allah, kendi gölgesinden başka bir gölgenin bulunmadığı günde o kimseyi kendi gölgesine
alır' buyurmuştur» [26]
diyerek bunu, sevabı büyük, karşılıklı iyilik ve yardımlaşma diye vasıfîandırmışlardır.[27]
Ulema, bir kimsenin
başkasında olan alacağı para olduğu ve borçlusunun da onu vadesinden önce
ödemek istediği zaman, alacağını teslim almak zorunda olduğunda müttefiktirler.
Fakat alacağının selem satışı ile satın aldığı vadeli eşya olduğu zaman,
ihtilaf etmişlerdir.
İmam Mâlik ile cumhur,
«Borçlu, vadesinden önce ödemek isterse kendisi almak zorunda değildir»
demişlerdir. îmam Şâfıî de «Eğer -bakır, demir gibi-
zamanla bozulmayan ve tazelik aranmayan bir şey ise, almak zorundadır. Eğer -meyvalar gibi- tazelik aranıyorsa, almak zorunda değildir»
demiştir. Vadesinden sonra ödenen borç hakkında da Mâlikî uleması ihtilaf
etmişlerdir, imam Mâlik'ten «Teslim almak zorundadır» diye söylediği rivayet
olunmuşsa da, Ibn Vehb ile
bir cemaatı «Teslim almayabilir» demişlerdir.
Eşya
olan alacağını, vadesi gelmeden teslim almak zorunda olmadığını söyleyen
cumhur, «Çünkü eşya para gibi değildir. Eşyayı korumak, bazan
hem güçtür, hem masraf ister. Kişi bu masrafa katlanmamak için, vadesinden
önce almak istemeyebilir» demişlerdir. Vadesinden sonra teslimi istenen
alacağı almak zorunda olmadığını söyleyenler de, «Çünkü -teslimi yaza bırakılan
kış mevsiminin meyvalan gibi- vadesinden sonra
Önemini kaybedebilir» demişlerdir. Eşyanın da - para gibi- ne zaman ödenirse
ödensin, teslim alınmasının gerektiğini söyleyenler ise, eşyayı da paraya
kıyas etmişlerdir.[28]
Ulema, bir kimse,
selem veyahut bayağı saüşla herhangi bir kimseye bir
. yiyecek maddesini ölçekle sattıktan sonra alıcıya «Şu kadar ölçektir» dese,
alıcı yiyecek
maddesini ölçmeden ve satıcının sözüne güvenerek alabilir mi, alamaz mı diye
ihtilaf etmişlerdir.
îmam Mâlik «Selemde
teslim alabilir. Bayağı satışta da, eğer satış peşin para ile olursa alabilir.
Yoksa alamaz. Çünkü satış, peşin para ile olmazsa ri-ba olmasından korkulur. Saücı tek
basma ölçtükten sonra, ikinci kez de alıcının yanında ölçmedikçe alıcı,
gerçekte, parasını peşin vermediği için ölçmemiş olabilir» demiştir. îmam Ebû Hanife, îmam Şafiî, Süfyan Sevrî ve Leys b. Sa'd ise, «Satıcı tek
başına ölçtükten sonra, ikinci kez de alıcının yanında Ölçmedikçe alıcı malı
teslim alamaz. Çünkü alıcı onu başkasına satarken nasıl ölçmek zorunda ise, saün alırken de ölçmek zorundadır. Zira satmada ölçmek
nasıl şart ise, teslim almada da şarttır» demişlerdir. Bunlar ayrıca, Peygamber
Efendimiz'in, yiyeceğin gerek satıcı ve gerek alıcı
tarafından ölçülmeden satılmasını yasak ettiğine dair hadis'e de
dayanmışlardır.
Ulema, alacının
ölçmeden teslim aldığı ve yanında ziyana uğradıktan sonra miktarı hakkında
satıcı ile anlaşmazlığa düştüğü yiyecek maddesi hakkında da ihtilaf
etmişlerdir.
îmam
Şafiî «Alıcının sözü muteberdir» demiştir ki Ebû Sevr
de bu görüştedir, îmam Mâlik de «Satıcının sözü muteberdir. Çünkü alıcı malı
teslim alırken ona güvenerek ölçmemiştir» demiştir, ki bu söz, îmam Mâlik'in,
satışın bizzat satıcıya güvenmekle sıhhat bulduğu görüşüne dayanmaktadır.[29]
Selem satışında ihtilaf eden satıcı ile alıcı,
ya satış bedelinin, ya
satılan malın miktarında, ya cinsinde, ya vadesinde, ya da teslim
edileceği yer hakkında ihtilaf etmiş olurlar.
Satılan malın miktarı
hakkında ihtilaf ettikleri zamans eğer satıcının iddiası
doğruluk ihtimalini taşımıyor da, alıcının iddiası doğruluk ihtimalini
taşıyorsa, o zaman alıcının sözü muteberdir. Şayet ikisinin iddiası da doğruluk
ihtimalini taşıyorsa, o zaman kıyas ikisinin de yemin etmesini ve satışın
bozulmasını gerektirir.
Satıcının «Ben sana
hurma sattım», alıcının da «Sen bana buğday sattın» demeleri gibi, malın
cinsinde ihtilaf ettikleri zaman ise, kıyas yine, ikisinin de yemin ederek
satışın bozulmasını gerektirir.
Vade hakkındaki ihtilafa
gelince: Eğer ihtilaf vadenin gelip gelmediği hakkında olursa, satıcının sözü
muteberdir. Eğer miktarı hakkında olursa, yine onun sözü muteberdir. Ancak eğer
-alıcının, «Vademiz malın çıktığı mevsimdir», satıcının da «Hayır, kışın
ortasıdır» demeleri gibi- onun sözü doğruluk ihtimalini taşımazsa, o zaman
alıcının sözü muteberdir.
Malın
teslim yeri hakkındaki ihtilafa gelince: Meşhur olan görüşe göre kim, «Teslim
yeri, satış akdini yaptığımız yerdir» derse, onun sözü muteberdir. Şayet ikisi
de bunu söylemezlerse, o zaman alıcının sözü muteberdir.. Sahnun
ise, bu görüşün birinci kısmına katılmayıp, «Diğeri, teslim yerinin satış
akdinin yapıldığı yer olduğunu da söylese, satıcının sözü muteberdir» demiştir.
Ebu'l-Ferec de, ikinci
kısmına katılmayıp, «Şayet ikisi de satış akdinin yapıldığı yeri teslim yeri
olarak göstermezlerse, ikisi de yemin eder ve satış bozulur» demiştir.[30]
[1] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/267.
[2] Buharı, Selem 35/2, no: 2240; Müslim, Musâhâu 2223, no: 1609; Ebû Dâvûd Buyu' 17/57, no: 3463.
[3] Dârakutnî, 3/71, no: 268;
Hâkim 2/57.
[4] EbûDâvûd,BiQ>«',
17/15. no:
[5] Zeyffi,Râye,4/47.
[6] Müslim, Musâkât 22/22, no:
1600; Ebu Dâvud, Buyû\
17/11 no: 3346.
[7] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/269-270.
[8] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/270.
[9] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/270-271.
[10] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/271.
[11] Tayâlisi, s. 187; Bcyhâkî, 5/313.
[12] Ahmcd, 6/368; Hâkim, 2/32; Beyhâkî, 6/20.
[13] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/271-272.
[14] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/272.
[15] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/273.
[16] Ebû Dâvûd,
Buyû\ 17/58, no: 3467; Tayâlisî, s. 262, no: 1940.
[17] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/273.
[18] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/273-274.
[19] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/274.
[20] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/275.
[21] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/275.
[22] Ebû Dâvûd,
no: 3468; Beyhâkî, 6/30.
[23] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/275-277.
[24] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/277.
[25] Ebû Hanife
bu görüştedir, misli veya kıymeti geri ödenir.
[26] Ebû Dâvûd,
Buyff, 15/56, no: 3460; Ibn
Mâce, Ticâret, 12/26, no: 2199.
[27] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/277-278.
[28] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/278.
[29] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/278-279.
[30] İbn Rüşd
Kadı Ebu'l-Velid Muhammed
b. Ahmed b. Muhammed b. Rüşd
El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları:
3/281.