41. TEFLIS (İcra ve İflas) KİTABI
132. Müflisin Hacr veya Hapis Edilmesi
133. Müflisin Kısıtlandığı îşler ve Malının Taksimi
1. Müflisin Kısıtlandığı İşlef
2. Müflisin Tahsil Edilebilen Malları;
3. Müflisin Malının Satılabildiği Borçlar:
4. Müflisin Mallarının Alacaklılar Arasında Taksimi:
Bu
bahse dair konuşmamız -İFLAS nedir ve iflas eden kimsenin hükümleri nelerdir?
diye- iki konuya dayanır.[1]
ÎFLAS, fıkıh
ıstılahında -borçlunun malının borçlarını karşılayamaması veyahut malının hiç
bulunmaması olmak üzere- iki mânâya gelir. Ulema, bu her iki mânâda olan
iflasın ahkâmında ihtilaf etmişlerdir.
Birinci mânâda müflis
olan kimse hakkındaki ulemanın ihtilafları, «Hakim, bu kimsenin malını satmak
ve parasını, herkese alacağı nisbetinde alacaklılar arasında taksim etmek
üzere- ona hacir koyabilir mi, yoksa bunu yapamaz da ancak, kendisi malını
alacaklıları arasında nasıl isterse Öylece taksim etsin diye, onu hapsetmesi
mi gerekir?» şeklindedir, ki bu ihtilaf aynı zamanda, borçlarını
karşılayabilecek kadar malı bulunduğu halde ödemek istemeyen kimse hakkında da
caridir. Yani hakim bu kimsenin malına -alacaklıları arasında taksim etmek
üzere- hacir koyabilir mi, yoksa onu hapis mi eder, ki böylece kendisi kendi
eliyle borçlarını ödesin.
Cumhur, «Eğer bu kimse
zengin ise hakim onun malını satar ve alacaklıları kaç kişi iseler, parasını
aralannda taksim eder. Eğer fakir olup malı borçlarını karşılamayacaksa,
aleyhinde iflas ile hükmedip onu malını harcamaktan meneder» demiştir.
imam Mâlik ile İmam
Şâfıî bu görüştedirler. İmam Ebû Hanife ile Irak ulemasından bir cemaat ise
ikinci görüştedirler.
îmam Mâlik ile îmam Şafiî'nin
delili, Muaz b. Cebel'in «Peygamber Efendimiz zamanında borçları çoğaldı.
Peygamber Efendimiz de onun malını alacaklılarına dağıtmaktan başka bir şey
yapmadı» [2]
mealindeki hadisi ile, Ebû Said el-Hudrî'nin «Adamın biri Peygamber Efendimiz
zamanında bir hurmalığın meyvasını satın almıştı. Adamın hurmaları âfete uğradı
ve bu yüzden adam büyük bir borç altına girdi. Bunun üzerine Peygamber
Efendimiz halka,
(Ey mü'minler!) Ona
sadakalarınızı veriniz. Ona yardım ediniz' buyurdu ve halk ona yardım etti.
Fakat halkın yardımı, borcunu kapatmak için kâfi gelmedi. Peygamber Efendimiz
bu sefer alacaklılarına,
Adamın malından bulduğunuzu
alın. Bunun dışında size bir şey yok' buyurdu» [3]
mealindeki hadisidir. Bunlar aklî yönden de, «Kişi hastalandığı zaman, varislerinin
hakka zayi olmasın diye malına hacir konulduğuna göre, borç altına giren
kimsenin, başkasının kendisinde olan hakkının zayi olmaması için malına hacir
koymanın vücubu öncelikle lazım gelir» şeklinde delil getirmişlerdir.
«Hakim onu hapseder. Ta
ki ya borçlarını ödesin, ya hapiste ölsün de, hakim malını satıp alacaklıları
arasında taksim etsin» diyen ikinci grubun delillerine gelince: Biri, Câbir b.
Abdullah'ın «Babam, Uhud savaşında şehit düştüğü zaman borçlan vardı.
Alacaklıları gelip beni sıkıştırdılar. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz'e
gidip, alacakları yerine hurmalığımı kabul etmelerini kendilerine emretmesini
rica ettim. Peygamber Efendimiz de onları çağırüp kendilerine bahçemi kabul
ederek babama haklarını helâl etmelerini söyledi ise de kabul etmediler. Bunun
üzerine Peygamber Efendimiz bahçemi onlara vermedi ve bana,
'Ey Abdullah'ın oğlu
Câbir (r.a.)' 'Ben yarın sabah sana uğrayacağım' buyurdu ve ertesi gün teşrif
buyurduğunda bahçe içinde dolaşıp meyvalara bereket girmesi için dua etti.
Bundan sonra meyvaların kesimine başladım. Haklarını ödediğim gibi bir miktar
da bana kaldı [4] mealindeki hadisidir.
Bunlar ayrıca, «Üseyd b. Hudayr vefat ettiği zaman on bin dirhem borcu vardı.
Bunun üzerine Ömer b. Hattab, alacaklılarını çağırtıp bahçesinin dört yıllık
gelirini onlara verdi» mealindeki rivayeti de delil göstermişlerdir. Derler
ki: Bu rivayetlerin hiçbirinde, borçlunun ana malının, herhangi bir borcu için
satıldığına dair bir belirti yoktur. Peygamberimiz,
«Zengin
olup da borcunu verebilen kimsenin borcunu vermemesi, hem ona şeref bırakmaz,
hem cezalandırılmasını helal kılar» hadisi de borçlunun hapsedilmesi gerektiğini
gösterir. Derler ki: Borçluyu cezalandırmak onu hapsetmektir.[5]
Müflise
hacir konulur dediğimiz zaman, müflis hangi işlerden menedi-lir, hangi borçlar
için malı taksim edilir, hangi mallan taksim edilir ve ne şekilde taksim
edilir?[6]
Müflisin -hacirden
önce ve sonra olmak üzere- iki hali vardır.
Hacirden önce müflis
-İmam Mâlik'e göre- malından hiçbir şeyi karşılıksız olarak -eğer Jıarcamak
zorunda değil ve o tür harcamalar halk arasında cari bir gelenek değil ise-
harcayamaz. Çünkü eğer -fakir olan ana ve babayı beslemek gibi- zorunlu bir
harcama olursa veyahut eğer -kurban, bayram masrafı ve cüzî sadaka gibi- halk
arasında yapılması cari olan bir âdet ise, bu çeşit karşılıksız harcamalan
yapabilir. Kadının mehir veyahut nafakası gibi yapılması âdet olan karşılıklı
harcamalan da yapabilir. Alım satımında ikram etmemek şartıyla, alım satımı da
caizdir. Eğer kendisine borçlu olduğunu ikrar ettiği kimseye menfaat
sağlamasından şüphe edilmiyorsa, herhangi bir kimseye borçlu olduğunu da ikrar
edebilir. Alacaklılanndan bazılannm borcunu verip bazılannın vermemek veyahut
bazılanna rehin verip bazılan-na vermemek gibi şüphe uyandıncı harcamalar
hakkında ise, İmam Mâlik değişik görüşlerde bulunmuştur. Cumhur ise «Müflis,
hakkında iflas hükmü, verilmezden önce diğer kimseler gibidir. Zira hacir vaki
oluncaya kadar asıl, müflisin bütün harcamalarının geçerli olmasıdır» demiştir.
İmam Mâlik herhalde, «Müflisin harcamalan hacirden sonra niçin geçerli
değilse, hacirden önce de aynı sebeb mevcuttur» demiştir. Fakat İmam Mâlik bu
yargısını bütün hallerde değil, bazı hallerde yapmıştır. Zira müflisin
hacirden önceki alım saümlannı -eğer bu alım satımlannda başkasına ikram
etmezse- geçerli görürken, hacirden sonra geçerli görmemiştir.
Müflisin hacirden
sonra olan harcamalanna gelince: İmam Mâlik'e göre hacirden sonra müflisin ne
satışı, ne satın alışı, ne alışı, ne verişi, ne de -yakın veyahut uzak-
herhangi bir kimseye borçlu olduğunu söyleyişi geçerli
değildir. Meğer bir
kimsenin, kendisinden alacaklı olduğuna dair şahidi bulunsun. Kimisi de «Eğer
bir kimse ile daha önce, alış verişte bulunduğu biliniyorsa, o kimseye borçlu
olduğunu söylemesi geçerlidir» demiştir. Herhangi bir kimsenin kendisine,
ticaret yapmak için sermaye verdiğini veyahut muhafaza etmek için bir şeyi
emanet bıraktığım söylemesi gibi, muayyen bir malı ikrar etmesi hakkında ise,
üç görüş vardır. Kimisi «İkrarı geçerlidir», kimisi «Değildir», kimisi de «Eğer
başkasının kendisine ticaret için sermaye verdiğine veyahut bir şeyi emanet
bıraktığına dair şahit bulunursa -şahit sermayenin veyahut emanet bırakılan
şeyin ne kadar veyahut ne olduğunu bilmese bile- ikrarı geçerlidir, yoksa
değildir» demiştir.
Ulema,
bu bâbtan olmak üzere kişinin iflas etmesi ile, vadeli olan borçlan peşinleşir
mi, peşinleşmez mi diye ihtilaf etmişlerdir. îmam Mâlik, «İflas da ölüm
gibidir. Kişi öldüğü zaman borçlan nasıl peşinleşiyorsa, iflas ettiği zaman da
peşinleşir» demiştir. Fakat başkaları, onun bu görüşüne katılmamışlardır.
Cumhur, vadeli olan borçlann borçlunun ölümü ile peşinleştiği görüşündedir. İbn
Şihâb «Sünnet bu güne kadar, borçlunun ölümü ile borçlarının peşinleştiği
yolunda devam edegelmiştir» demiştir. Cumhurun dayanağı şudur: Cenâb-ı Allah
varislerin, ölünün borçlarım ödemeden, bıraktığı terekeyi aralannda taksim
etmelerine müsaade etmemiştir. Bu ise, o demektir ki varisler iki yol arasında
muhayyerdirler, isterlerse hemen terekeyi paylaşırlar, ki o zaman ölünün
vadeli olan borçlan tabiatiyle peşinleşmiş olur. İsterlerse terekeyi taksim
etmezler de, borçların vadesini beklerler, ki o zaman borçlar zimmetlerine
değil, terekeye taalluk etmiş olur. Yani borçlann vadesi henüz gelmeden eğer
tereke ziyana uğrarsa varisler ödemek zorunda değillerdir. Fakat ölümden önce
zimmete geçen borçlar, adam daha sağken onun zimmetine geçmişti. Bunun içindir
ki fukahadan kimisi, «Alacaklılar eğer alacaklarının varislerin zimmetine
geçmesine razı olurlarsa, borçlar eskisi gibi vadeli kalabilir» demiştir. İbn
Sirîn bunu söyleyenlerdendir. Ebû Ubeyy de bunu benimsemiştir. Ancak şu var ki
her ne kadar ölüm ile iflasın ikisi de adamın zimmetini yıkıyorlarsa da, iflas
bu konuda ölüm gibi değildir. Çünkü iflas eden kimsenin tekrar zengin olması
mümkündür. Fakat ölen kimse için böyle bir ihtimal -tabiidir ki- söz konusu
olamaz.[7]
Alacaklılann, müflisin
hangi malını alabildikleri mes'elesine gelince: Eğer alacaklının müflise
verdiği mal bizzat durmuyorsa, o kimsenin alacağı müflisin zimmetine geçmiştir.
Eğer bizzat duruyor, ancak onun karşılığını alamamış ise, bizzat duran bu mal
hakkında dört çeşit görüş vardır. Birinci görüş şudur: Mal sahibi eğer malım
geri almayıp diğer alacaklılarla birlikte taksime girmek istemezse, kendisi
malını geri almakta öncelik sahibidir. Bunu imam Şafiî, imam Ahmed ve Ebû Sevr
söylemişlerdir, ikinci görüş de şudur: Eğer adamın iflasına hükmedildiği
tarihte malın değeri satıldığı bedelden daha az ise, mal sahibi malım geri
almakla, diğer alacaklılarla birlikte taksime girmek arasında muhayyer olup
hangisini isterse onu yapar. Eğer malın o tarihteki değeri satıldığı bedelden
çok >*eyj|hut onun kadar ise mal sahibi bizzat malını geri alır. Bunu da
îmam Mâlik fie Mâliki uleması söylemişlerdir. Üçüncü görüşe göre de adamın
iflasına hükmedildiği günkü malın değerine bakılır. Eğer satıldığı bedel kadar
veyahut ondan az ise, sahibine geri verilmesine hükmedilir. Eğer satıldığı
bedelden çok ise, ona satış bedelinin miktarı verilir. Artan miktarda da diğer
alcaklılara -hissesi oranında-ortak olur. Bunu da hadis ulemasından bir cemaat
söylemiştir. Dördüncü görüşe göre ise, mal sahibi mutlaka malını geri almak
için öncelik sahibidir. Bu görüşün sahipleri de imam Ebû Hanife ile Küfe fu kah
asıdırlar.
Bu ihtilafın sebebi
Ebû Hüreyre (r.a.)'nin «Peygamber Efendimiz, si*
'Hangi adam iflas edip
de alacaklısı bizzat malına yetişirse, malım geri almakta kendisi başkalarından
daha hak sahibidir' buyurdu» [8]mealindeki
sabit olan hadisidir. Bu şekildeki metni imam Mâlüc'in olan bu hadisi Buhârî,
Müslim ve imam Mâlik birbirine yakın ifadelerle rivayet etmişlerdir. Birinci
grup, hadisi umuma hami etmişlerdir. Kimisi de «Akla öyle geliyor ki, Peygamber
Efendimiz, mal sahibi -malı olduğu gibi durduğu zaman- hakkına kolaylıkla
kavuşsun diye, böyle buyurmuştur. Mal sahibinin hakkı ise, malını kaça satmış
ise odur. Malın değerinde meydana gelen artışta onun hakkı yoktur. Çünkü eğer
alıcı iflas etmemiş olsaydı, ona malını satın aldığı bedelden fazla bir şey
vermezdi» demiştir. Küfe fukahası ise, bu hadisi -mütevatir olan asıllara
aykırı olduğu için- her zaman yaptıkları gibi, «Haber-i Ahâddır» (bir kişinin
rivayet ettiği hadis) diyerek reddetmişlerdir. Çünkü onlara göre tek kişiler
tarafından rivayet olunan hadisler ancak zan ifade ederler. Mütevatir olan
asıllar ise kesindirler. Nasıl ki Hz. Ömer (r.a.), Fatma binti Kays'dan usûle
aykırı bir hadis işitince 'Biz bir kadının hadisi için Allah'ın kitabı ile
Peygamberimizin sünnetini bırakamayız' demiştir. Rivayet olunduğuna göre Hz.
Ali (r.a.) de iflas eden kimsede, olduğu gibi duran eşyayı satıcısına değil
de, müflise hükmetmiştir. Tabiînden ibn Şîrîn ile ibrahim Nehaî de bu
görüştedirler. Küfe fukahası, kanaatimce bu hadisin değişik ifadelerle varid
olduğunu da delil göstermişlerdir. Zira Zührî'nin Ebû Bekir b. Abdurrahman
tarikiyle Ebû Hüreyre'den rivayetine göre bu hadisin metni,
«Hangi adam ölür
veyahut iflas eder de, alacaklılarından kimisi malını bizzat bulursa, o kimse
alacaklıların biridir» [9]şeklindedir,
ki bu şekil -sabit olan asıllara uygun olduğu için- doğruya daha yakındır.
Bunlar, birinci hadisi, müflise emanet bırakılan veyahut emanet olarak verilen
şeye hamletmek suretiyle bu iki metni telif etmişlerdir. Fakat cumhur, bu
yorumu -bu hadisin bazı rivayetlerinde SATIŞ deyimi geçtiği için-
reddetmiştir.
Bu ihtilafların hepsi,
müflisin malı teslim aldıktan sonra iflas etmesi halindedir. Satın aldığı
malı, henüz teslim almamışken iflas ettiği zaman ise malın, sahibine geri
verilmesi gerektiğinde ne Hicaz, ne de Irak fukahası ihtilaf etmişlerdir. Zira
satın alman herhangi bir malın, teslim alınmadan uğradığı ziyan, satıcısına
aittir.
Bu hadisin hükmünü
benimsemiş olanlar da, satıcı malın satış bedelinden bir kısmını aldığı zaman
malını geri alabilip alamadığında ihtilaf etmişlerdir, îmam Mâlik «isterse
aldığını geri verir de, malını geri alır. isterse aldığını geri vermez ve diğer
alacaklılarla birlikte sıraya girer» demiştir, îmam Şâfîî ise, «Malın hepsini
geri alamaz. Ancak bedelini alamadığı kısmı geri alabilir» demiştir. îmam
Dâvûd, îshak ve îmam Ahmed de «Satış bedelinin bir kısmım alan kimse, diğer alacaklılarla
birlikte sıraya girmek zorundadır» demişlerdir. Bunların dayanağı, îmam
Mâlik'in İbn Şihâb yolu ile Ebû Bekir b. Abdurrahman'dan Peygamber Efendimiz'in
buyurduğunu rivayet ettiği,
«Herhangi bir adam bir
şeyi sattığı zaman, eğer o şeyin bedelinden daha bir şey almamışken onu satın
alan kimse iflas eder ve kendisi malını olduğu gibi bulursa, malı üzerinde
daha hak sahibidir. Şayet o şeyi satın alan kimse ölürse, o zaman o şeyin
sahibi diğer alacaklılardan biridir» [10]hadisidir.
Bu hadisi her ne kadar îmam Mâlik, mürsel olarak kaydetmişse de, Ab-dürrezzak
müsned olarak rivayet etmiştir. Zührî tarikiyle Ebû Hüreyre'den rivayet olunan
bu hadiste ise,
«Eğer malını satan
zat, sattığı malın satış bedelinden bir şeyi teslim almış ise, o zaman kendisi
de diğer alacaklılardan biridir» ziyadesi vardır. Bunu Ebû Ubeyd fıkıha dair
kitabında söylemiş ve bu ziyadeyi kendisi kaydetmiştir.îmam Şafiî de,
«Herhangi bir şeyin tamamı veyahut bir kısmı arasında hüküm bakımından fark
yoktur» demiştir.
îflas eden alıcının
malın bir kısmını zayi ettiği zaman, geri kalan kısmın sahibine geri
verildiğinde ise -Atâ'dan başka- kimse ihtilaf etmemiştir. Ancak Atâ, «Eğer
alıcı malın bir kısmını zayi etmiş ise, mal sahibi diğer alacaklılardan biri
olur» demiştir.
İmam Şafiî ile îmam
Mâlik, ölümün de hüküm bakımından iflas gibi olup olmadığında ihtilaf
etmişlerdir. îmam Mâlik «Alıcının Ölümü halinde mal sahibi diğer alacaklılardan
biridir. Fakat iflas ettiği zaman öyle değildir» demiştir. îmam Şâfıî ise,
«İflas ile ölümün ikisi de hüküm bakımından aynıdır» demiştir.
îmam Mâlik'in
dayanağı, kendisinin -yukarıda geçtiği üzere- İbn Şihab tarikiyle Ebû Bekir b.
Abdurrahman'dan rivayet ettiği hadistir. Zira bu hadis kendisinin
görüşünde-nasstır. îmam Mâlik aklî yönden de, «Ölen kimse ile iflas eden
kimsenin zimmetleri arasında fark vardır. Zira iflastan sonra tekrar
zenginleşip alacaklıların hakkım tamamen ödemek mümkündür. Ölümde ise, böyle
bir şey düşünülemez» demiştir. îmam Şâfıî ise, îbn Ebî Zi'b tarikiyle Ebû
Hüreyre (r.a.)den Peygamber Efendimiz'in buyurduğunu rivayet ettiği,
«Hangi adam ölür
veyahut iflas ederse, elinde bulunan malm sahibi malını geri almakta daha hak
sahibidir» hadisine dayanmıştır. Zira bu hadiste ölüm ile iflas halleri
arasında ayırım yapılmamıştır, İmam Şafiî «İbn Ebî Zi'b'in hadisi İbn Şihâb'm
hadisinden daha kuvvetlidir. Çünkü îbn Şihâb'ın hadisi mürseldir. Bu ise
müsneddir» demiştir. îmam Şâfıî aklî yönden de, «Ölen kimsenin borçlan
ödenmeden malına dokunulamaz. Şu halde ölenin de malı, iflas edenin malı
gibidir» diye bir kıyas yapmıştır. Fakat İmam Mâlik'in kıyası İmam Şafiî'nin
kıyasından kuvvetlidir. îmam Mâlik'in kendi hadisini îbn Ebî Zî'b'in hadisine
tercih etmesi de -kendi hadisi kıyasa uyduğu için- keza daha kuvvetlidir. Çünkü
İmam Şafiî'nin hadisi şebeh kıyasına, îmam Mâlik'in hadisi ise, mânâ kıyasına
uymaktadır. Birbirleriyle çelişen hadislerden, mânâ kıyasına uyan hadis ise,
şebeh kıyasına uyan hadisten kuvvetlidir. Buna göre ihtilafın sebebi, hem
rivayetlerin, hem kıyaslann birbirleriyle çelişmesidir. Aynca asıl da, îmam
Mâlik'in ölüm hali hakkındaki görüşüne şahitlik etmektedir. Zira asıl şudur:
Herhangi bir şeyi satan bir kimse, sattığı şeyi -alıcının muvafakati
olmaksızın- bir daha geri alamaz. Şu halde îmam Mâlik bu mes'elede daha
güçlüdür. Fakat îmam Şâfîî, rivayet ettiği hadisi daha kuvvetli gördüğü için
onun görüşüne katılmamıştır. Çünkü imam Şafiî'ye göre mürsel hadislerin
gereğiyle amel etmek gerekmez.
îmam Mâlik ile îmam
Şâfıî, müflisin elinde değişikliğe uğrayan malın, mesela: İçinde ağaç dikilen
tarlanın veyahut üzerinde bina inşa edilen arsanın hükraü hakkında ihtilaf
etmişlerdir. İmam Mâlik, «Malın, müflisin elinde değişliğe uğraması, müflisin
elinden çıkması hükmündedir. Yani mal sahibi, malının değişikliğe uğraması
halinde diğer alacaklılara ortak olur» demiştir, îmam Şafiî ise, «Mal sahibi,
isterse alıcının malda meydana getirdiği ilavelerin kıymetini vererek malı,
ilaveleriyle birlikte geri alır. îsterse malın yalnız aslını geri alır da,
ilavelerde diğer alacaklılara ortak olur» demiştir. Malın, Mâliki mezhebinde
müflisin elinden çıkması hükmünde olan ve olmayan değişiklikleri, bu mezhebin
meşhur kitaplarında açıkça belirtilmiştir.
Mal sahibinin,
alıcının ölümü ile iflası hallerinde veyahut yalnız iflası halinde kendi malı
üzerinde diğer alacaklılardan ne ile daha hak sahibi olduğu konusunda Mâliki
mezhebinin görüşü kısa olarak şöyledir:
Başkasından veresiye
olarak herhangi bir şeyi satın aldıktan sonra İflas eden veyahut ölen kimse, ya
o şeyi sahibinden henüz teslim almamışken, ya teslim aldıktan sonra iflas etmiş
veyahut ölmüş olur. Eğer teslim almadan iflas eder veyahut ölürse, o şeyin
eski sahibine ait olduğunda ihtilaf yoktur. Eğer o şeyi teslim aldıktan sonra
iflas eder veyahut ölürse, o zaman da o şey ya eşyadır, ya paradır, ya
hizmettir. Eğer eşya ise ve alıcı iflas ettiği veyahut öldüğü zaman elinde
duruyorsa, alıcının iflası halinde yine eski sahibinin hakkı olduğunda ihtilaf
yoktur. Ancak bu durumda diğer alacaklılar eski sahibine satış bedelini
verirlerse o şeyi aralarında taksim edebilirler. İmam Şafiî ise, «Alacaklılar
bedelini verseler bile, eski sahibinin rızası olmaksızın onu alamazlar»
demiştir. Eşheb de, «Alacaklılar, ancak satış bedelinden fazla bir bedel
vermek ve fazla olan miktarı müflisin borçlarından indirmek şartı ile
alabilirler» demiştir. Îbmı'l-Mâcişûn da, «Bedeli kendi mallarından verebildikleri
gibi, isterlerse borçlunun malmdanda verebilirler» demiştir. îbn Kinâne de,
«Bedeli vereceklerse kendi mallarından vermeleri şarttır» demiştir.
Alınan şey para olduğu
zaman ise, alıcının iflası halinde olduğu gibi, ölümü halinde de eski sahibinin
hakkı olduğunda keza ihtilaf yoktur. Ancak eğer alıcı, onu bir daha harhangi
bir sebeple eski sahibine geri verdikten sonra iflas eder veyahut ölürse ve
mal da olduğu gibi duruyorsa, kimisi «Alınan şey eşya olduğu zaman alıcının
iflası halinde nasıl sahibinin hakkı ise, bu da sahibinin hakkıdır» demiştir,
ki Îbnu'l-Kasim bu görüştedir. Eşheb ise, «Eski sahibinin hiçbir imtiyazı
yoktur. Kendisi de diğer alacaklılarla birlikte taksime girmek zorundadır»
demiştir.
Alman şey bir hizmet
olduğu zaman ise, eğer işveren henüz, işgören kendisine yaptığı şeyi teslim
almamışken iflas ederse, işgören yaptığı şeye diğer alacaklılardan daha hak
sahibidir. İşverenin ölümü halinde de durum böyledir. Eğer işveren, işgörenin
kendisine yaptığı şeyi teslim aldıktan sonra iflas ederse, o zaman işgören,
pazarlık ettiği ücretle diğer alacaklılardan biri olur. İşverenin ölümü halinde
de yine durum böyledir. Kısacası: Mâlikî mezhebine göre, herhangi bir şeyi
satın alan kimse, eğer malı daha teslim almamışken ölür veyahut iflas ederse,
mal tekrar eski sahibine döner. Eğer teslim aldıktan sonra ve fakat daha zayi
etmeden ölür veyahut iflas ederse, iflas halinde mal eski sahibine döner.
Fakat ölümü halinde, malın eski sahibi, diğer alacaklılarla birlikte taksime
girmek zorundadır. Eğer malı teslim aldıktan ve zayi de ettikten sonra ölür
veyahut iflas ederse, o zaman mal sahibi her iki durumda da diğer alacaklılarla
birlikte taksime tâbidir. Mâlikî uleması arasında bunların hiçbirinde ihtilaf
yoktur.
Kendisine alış veriş
izni verilen köle iflas ettiği zaman, borçlan elindeki mala mı, yoksa şahsına
mı taalluk eder diye ihtilafları da bu bâbtandır. İmam Mâlik ile Hicaz
Fukahası: «Kölenin borçları, elindeki mala taalluk eder. Şayet borçlan
kapatılmadan kendisi azatlanırsa, kalan borçlan kazancından ödenir»
demişlerdir. Kimisi, «Borçlan şahsına taalluk eder Yani kendisi satılır ve
borçlan satış bedelinden ödenir» demiştir. Kimisi de «Alacak-lılan onu satmak
ile, alacaklannı kazancından almak arasında muhayyerdirler» demiştir, ki Kadı
Şüreyh bu görüştedir. Bir cemaat da, «Borçlan -efendisi ona alış-veriş izni
verirken veresiye alış-verişi yapmamasını şart koşmuş olsa bile- efendisinden
istenir» demiştir.
Birinci görüşe sahip
olanlar, «Çünkü köle de elindeki sermaye ile alış veriş yapar. Şu halde köle
ile hürler arasında bu yönden fark yoktur» demişledir. Kölenin, borçlan için
satılmasının vücubunu benimsemiş olanlar da, «Çünkü köle, bir cinayet işlediği
zaman kendisi satılır ve cinayetinin diyeti satış bedelinden ödenir»
demişlerdir. Borçlarının efendisine ait olduğunu söyleyenler de, «Efendi,
kölesinin malını istediği anda kendisinden alabildiği için kölenin malı da
gerçekte efendisinin malıdır» demişlerdir. Buna göre ihtilafın sebebi bu
mes'elede kıyaslar arasında bulunan çelişmedir.
Köle ile efendisi
birlikte, iflas ettikleri zaman, önce hangisinin borçlan-nı yermeye başlanır
diye edilen ihtilaf da yine aynı sebebe dayanır. Cumhur «Önce kölenin borçları
ödenir. Çnkü köle ile eMiş veriş edenler, kölenin elindeki mala güvenerek
onunla âlış-veriş ederler. Kölenin efendisi ile alış veriş edenler ise, kölenin
elindeki mala bakmazlar» demişlerdir. Önce efendisinin borçlannı ödemeye
başlamanın gerektiğini söyleyenler ise, «Çünkü kölenin malı, gerçekte
efendisinin malıdır» demişlerdir. Şu halde bu ihtilafın da sebebi, kölenin malı
yabancının malı ile efendisinin malından hangisinin hükmündedir diye tereddüt
edilmesidir.
Müflisin -borçlan
için- mallan satılırken malından kendisine ne kadar bırakmanın gerektiği
hakkındaki ihtilafa gelince: Kimisi, «İmam Mâlik'in mezhebine göre, müflise
sadece kendisinin, kansının ve küçük çocuklannın birkaç gün için
yaşayabilecekleri kadar bırakılır» demiştir. Vâdıha ile Utbiy-ye adlı
kitapların müellifi de, «Bir ay civarında yaşayabilecekleri kadar kendilerine
bırakılır. Emsalinin giydiği bir takım elbise parası da kendisine bırakılır.
Karısının elbisesi hakkında ise İmam Mâlik tereddüt etmiştir. Zira îmanı Mâlik,
kadının giyimi kocasına, kadından gördüğü menfaat karşılığında mı lazım gelir,
yoksa onda menfat görmese de lazım gelir diye mütereddittir» demiştir. Şahmın
da «Müflise karısının elbisesi bırakılmaz» demiştir, îbn NâfT de İmam
Mâlik'ten, «Kendisine ancak vücudunu örtecek kadar elbise bırakılır» dediğini
rivayet etmiştir. îbn Kinâne de buna katılır.
Müflisin
ilme dair kitapları da satılır mı, satılmaz mı diye keza ihtilaf etmişlerdir
ki bu ihtilaf, ilim kitaplarının satışı caiz midir, değil midir diye edilen
ihtilafa dayanır.[11]
Müflisin mallan hangi
borçları için satılır, hangi borçlan için satılmaz konusuna gelince [12] İmam
Mâlik'in mezhebine göre borçlar evvela -bedel karşılığında yapılan borçlarla,
karşılıksız olarak yapılan borçlar olmak üzere- iki çeşittir. Bedel
karşılığında yapılan borçlar da -karşılığı teslim alınan ve alınamayan borçlar
olmak üzere- keza iki çeşittir. Karşılığı teslim alınan borçlar için müflisin
mallannın satıldığında -bu borçlar ister mal, işer cinayetlerin diyeti olsun-
ihtilaf yoktur. Karşılığı teslim alınmayan borçlara gelince; bunlar da beş
çeşide ayrılmaktadırlar:
1- Gelecek
süre iç:n kadınlann nafakası gibi, karşılığının teslim edilmesi hiçbir suretle
mümkün olmayan borçlar.
2- Herhangi
bir kimsenin peşin kira ile bir evi kiraladıktan sonra evde hiç veyahut
pazarlık ettiği sürenin hepsini oturmamış ve henüz kirayı vermemişken iflas
etmesi misalinde olduğu gibi, bizzat karşılığının teslimi mümkün değilse de
karşılığını alma yerinin teslimi mümkün olan borçlar.
3- Peşin
para ile veresiye mal satın alan kimsenin henüz satış bedelini vermemişken
iflas etmesi misalinde olduğu gibi, karşılığının teslimi hem mümkün ve hem de
gerekli olan borçlar.
4- Herhangi
bir şeyi satın alan kimsenin henüz o şeyi teslim almamışken iflas etmesi
misalinde olduğu gibi, karşılığının teslimi mümkün olup fakat gerekli olmayan
borçlar.
5- Peşin
para ile vadeli eşya satin alan kimsenin henüz satış bedelini teslim etmemiş
ve eşyanın vadesi de gelmemişken iflas etmesi misalinde olduğu gibi,
karşılığının teslimi geciktirilen borçlar.
Kocası -kendisi ile temas
etmeden- iflas eden kadının mehrinden başka, karşılığının teslimi hiçbir
suretle mümkün olmayan borçlar için, müflisin mallan satılmaz.
Kirayı ödemeden iflas
eden kiracının misalinde olduğu gibi, bizzat kar-
siliğinin teslimi
mümkün olmayıp, fakat karşılığım alma yerinin teslimi mümkün olan borçlar için
ise, kimisi «Ev sahibi, isterse evini alacaklılara teslim eder ve kirasının
tamamını tahsil etmek için onlarla birlikte taksime girebilir» demiştir. Kimisi
de «Evini geri alır ve kiracının, evinde oturduğu müddet için ancak, kira ister
de alacaklılarla birlikte sadece bu kira için taksime girer. Şayet kiracı,
evinde hiç oturmamış ise, o zaman evini geri almaktan başka bir şey yapamaz»
demiştir.
Karşılığının teslimi
hem mümkün ve hem de gerekli olan borçlara gelince: Kimisi «Alacaklı
karşılığını verdikten sonra diğer alacaklılarla birlikte taksime girer»,
kimisi de «Alacaklı onda öncelik sahibidir» demiştir.
Karşılığının teslimi
mümkün olup, fakat gerekli olmayan borçlar için ise, alacaklı isterse karşılığını
verir de, diğer alacaklılarla birlikte taksime girer, isterse akdi bozar.
Peşin para ile vadeli
eşya satın alan kimsenin henüz satış bedelini vermemiş ve eşyanın vadesi de
gelmemişken iflas etmesi haline gelince: Eğer mal sahibi vadesinden önce malı
teslime ve satış bedelini diğer alacaklılarla birlikte taksime razı olursa
-diğer alacaklılann da razı olmaları şartı ile- caizdir. Şayet alacaklılardan
biri razı olmazsa, diğer alacaklılar satış bedelinden ona düşen hisseyi kendi
aralannda paylaşırlar.
Karşılıksız
olarak yapılan borçlara gelince: Bunlar da iki çeşit olup bir çeşidi -ana
babanın ve küçük çocuklann nafakası gibi- kişiye şeriatın yüklediği
borçlardır. Bir çeşidi de -hibe ve sadakalar gibi- kendisinin kendi üzerine
aldığı borçlardır. Kendisinin üzerine aldığı borçlar için mallan taksim
olunmaz. Şeriatın yüklediği borçlar hakkında ise, iki kavil vardır. Bir kavle'
göre, borçlunun mallan bu tür borçlan için taksim olunmaz, ki İbnu'l-Kasım bu
görüştedir. Bir kavle göre de, eğer hakimin kararı ile olursa taksim olunur. Bu
da Eşheb'in görüşüdür.[13]
Müflisin mallannın
alacaklılar arasında ne şekilde taksim edilmesi gerektiğine gelince: Bu
hususta hakim olan görüş şudur: -îster alacaklann hepsi aynı cinsten, ister
değişik cinslerden olsun- herkese, alacağının cinsinden ödeme yapılır. Zira
borçlann ödenmesinde borcun cinsi ne ise, o ödenir. Meğer alacaklılann hepsi
bir şey üzerinde ittifak etsinler. O zaman bütün borçlann, üzerinde ittifak edilen
şeyden tediyesi caizdir.
Ulema
bu bâbtan olmak üzere, müflisin mallarına hacir konulduktan sonra ve fakat daha
alacaklılara taksim edilmemişken bir âfete uğradığı takdirde uğradığı âfetin
müflis ile alacaklılardan, hangisine ait olduğunda ihtilaf etmişlerdir. Eşheb
«Müflise aittir», Îbnu'l-Mâcişûn «Hakim bekletirse alacaklılara ait olur»,
Îbnu'l-Kasım da «Satılmaya muhtaç olan malların uğradığı âfet müflise aittir.
Çünkü müflisin malı olarak satılır. Malın da, alacağın da para olması halinde
olduğu gibi, satılmaya muhtaç olmayan malların afeti ise alacaklılara aittir»
demiş ve her biri kendi görüşünü İmam Mâlik'ten nakletmiştir. Asbag ise, ölüm
ile iflas halleri arasında ayırım yaparak, «Ölüm halinde malın uğradığı âfet
alacaklılara, iflas halinde ise müflise aittir» demiştir.[14]
Malı borçlarını
karşılayamayan müflisin ahkâmı hakkındaki bahsin ana mes'eleleri işte
bunlardır. Hiçbir şeyi bulunmayan müflise gelince: Bütün ulema müttefiktirler
ki hiçbir şeyi bulunmayan kimsenin borçlan sakıt olur. Ancak ne zaman ki zengin
olur ve borçlarını ödeyebilecek bir duruma gelirse o zaman kendisinden istenir.
Yalnız Ömer b. Abdülaziz'den «Alacaklıları onu ücretle çalıştırabilirler»
dediği rivayet olunmuştur, ki îmam Ahmed de buna katılır.
Ulema şunda da
müttefiktirler ki, bir borçlu iflas ettiğini ileri sürdüğü zaman, eğer doğru
söylediği bilinmezse, doğru söylediği anlaşılıncaya kadar hapsedilir. Ne zaman
ki doğru söylediği anlaşılır veyahut alacaklısı onu doğiiılarsa, o zaman serbest
bırakılır. îmam Ebû Hanife'den de, «Borçlu nereye giderse alacaklıları da
kendisinden aynlmayıp beraberinde dolaşabilirler» dediği rivayet olunmuştur.
Borcunu ödemeyen
borçlunun habsedilmesi hakkında sıhhatli bir hadis bulunmadığı halde bütün
fukaha bunda müttefiktirler. Çünkü insanların birbirlerinden haklarını
alabilmeleri için bundan başka bir yol yoktur. Bu ise, genel maslahata dayanan
kıyasın cevazını gösteren bir delildir. MÜRSEL KIYAS dedikleri işte budur.
Rivayete göre Peygamber Efendimiz de bir adamı bir şüphe üzerine hapsetmiştir.
Bunu -tahmin ederim- Ebû Dâvûd rivayet etmiştir [15].
îmam Mâlik'e göre
-Sefih (ölçüsüz ve aşın masraf yapan), müflis, köle ve malının üçte birinden
fazlasında hasta ve evli kadın olmak üzere- beş çeşit kimselerin malına hacir
konulabilir. Zira îmam Mâlik'e göre erkek, karısının malında yetki sahibidir.
Fakat ulemanın çoğu onun bu görüşüne katılmamışlardır.
Bu
kitaptan gayemiz için bu kadan kâfidir.[16]
[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/17.
[2] Beyhâkî, 6/50.
[3] Müslim, Müsâkât, 22/4, no: 1556.
[4] Buh&î Jstikrâd, 43/17, no: 2884.
[5] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/19-20.
[6] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/21.
[7] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/21-22.
[8] Mâlik, Büyü, 31/42, no: 88; Buhârî, Istikrâd, 43/14,
no: 2402; Müslim, Müsâkât, 22/5 no: 1559.
[9] Mâlik, fiüjiî', 31/42 no; 88.
[10] Mâlik, Buyu', 31/42, no: 88:
[11] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/22-28.
[12] Hanefi mezhebine göre, her türlü kul hakkı sayılan
borçtur.
[13] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed
b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/28-29.
[14] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/29-30.
[15] Ebû Dâvûd, Akdiye, 18/29, no: 3630.
[16] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 4/30.