8. Teyemmüm'ün Yerine Geçtiği Temizlik
9. Teyemmüm Yapabilecek Kimseler
10. Teyemrnüm'ün Caiz Olma Şartlan
2. Teyemmüm Vuruşlarının Sayısı:
3. Toprağın Teyemmüm Organlarına Ulaştırılması:
12. Teyemmüm Yapılabilecek Maddeler
14. Sahih veya Mübahlığında Teyemmüm Şart Olan îşler:
Teyemmüm bahsi ile
ilgili olarak anlatmak istediğimiz hususlar yedi bab'ta toplanmaktadır:
1- Teyemmüm
neyin yerine geçer?
2- Teyemmüm
kime caizdir?
3-
Teyemmüm'ün sıhhat şartlan nelerdir?
4- Teyemmüm
nedir ve nasıl yapılır?
5- Teyemmüm
ne ile yapılır?
6- Teyemmüm
ne ile bozulur?
7- Teyemmüm neyin sıhhat veya cevazı için şarttır?[1]
Teyemmüm'ün abdest
yerine geçtiğinde bütün fıkıh âlimleri müttefik iseler de, gusül yerine geçtiğinde
ihtilâf etmişlerdir; Rivayet olunduğuna göre Hz. Ömer (r.a.) ile îbn Mes'ud
(r.a.) teyemmümün gusül yerine geçmediği görüşünde idiler. Hz. Ali ile diğer
ashab (r.a.) ise, gusül yerine teyemmüm edilebileceğim benimsemişlerdir. Diğer
bütün müctehidlerin görüşü de budur.
B u i h t i 1 â f,
"Eğer cünüb
iseniz yıkanınız ve eğer hasta veya yolculukta iseniz, yahut biriniz ayak
yolundan gelmiş ise veya kadınlara dokunmuşsanız ve bu durumlarda su
bulamazsanız, temiz bir toprağa teyemmüm ediniz" [2]
âyet-i kerimesinin iki değişik mânâ ihtimalini taşımasından ve gusül yerine
teyemmüm etmeyi caiz görmeyenlerin caiz olduğunu gösteren hadisleri sıhhatli
bulamamalarından ileri gelmiştir. Çünkü âyetteki "ve bu durumda su
bulamazsanız, temiz bîr toprağa teyemmüm ediniz" cümlesine muhatab
olanlar, yalnız abdesti bulunmayanlar olabildiği gibi, hem ab-destsiz ve hem de
cünüb olanların ikisi de olabilir. Zira âyette, her ikisinin de hükmü
bildirilmektedir. Fakat âyetteki "veya kadınlara dokunmuşsanız"
şartından maksat cima' (cinsel birleşme) dır diyenlere göre her ikisinin; el
değdirmedir diyenlere göre de yalnız abdestsiz olanların muhatab olması daha
zahirdir. Çünkü zamirler daima cümlede geçen en yakın öznelere aittir. Ancak
âyette takdim ve te'hir (cümlede üyelerin dizilişini öne alarak veya sonraya
bırakarak değiştirme) yapılarak "Ey iman etmiş olanlar, namaza kalkmak
istediğinizde, eğer bîriniz ayak yolundan gelmiş ise veya kadınlara
dokunmuşsanız, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayınız ve
başınızı meshedip ayaklarınızı yıkayınız ve eğer cünüb iseniz yıkanınız. Şayet
hasta veya yolculukta olup da su bulamazsanız, temi/ bir toprağa teyemmüm
ediniz" mealini verecek şekle çevrilirse, o zaman her
iki ihtimal eşit olur. Ne var ki takdim
ye te'hir mecaz olduğu için, buna -elde delil bulunmazsa- gidilmez.
Kimisi: «Eğer âyet olduğu gibi kalırsa,
hastalıkla yolculuğun abdest almayı gerektiren birer sebeb sayıldıkları
zannolunncaktir. Bu ise âyette takdim ve te'hirin murad olduğuna delildir»
demiştir. Halbuki eğer: YAHUT demek olan «EV» harfi «VE» mânâsındadır denilse,
o zaman takdim ve te'hire hacet kalmaz. Çünkü bu harf, Arap dilinde «Ve»
mânâsında da kullanılır. Nitekim «Hayvanları otlatmaları yahut otlatmamaları
birdi» mealindeki şiirde
«EV», «VE» mânâsında kullanılmıştır. Zira malûmdur ki bu söz ile «Hayvanları
otlatmaları ve otlatmamaları birdi» demek istenmiştir.
Bu konudaki ihtilâfın
sebeblerinden biri işte budur. Bu mevzuda varid olan hadislerin sıhhatinde
şüphe edilmesine gelince:
Bu, Müslim ile Buhârî'mn
«Adamın biri, Hz. Ömer (r.a.)'e gelip: Ben cünüb oldum, su bulamadım. Ne
yapayım? diye sormuş. Hz. Ömer (r.a.) Namaz kılma, diye cevap vermiş. Bunun
üzerine Ammar b. Yasir (r.a.) Hz. Ömer (r.a.)'e: Hatırlamaz mısın? Ben, sen,
ikimiz bir «seriyye»de (küçük bir askerî birlik) idik. İkimiz de cünüb olmuştuk
da su bulamadık. Sen namaz kılmadın. Ben ise, toprak üzerinde yuvarlanıp namaz
kıldım. Bunu sonradan Peygamber (s.a.s) Efendimiz'e söyledim. Efendimiz (s.a.s)
bana "Her iki elini yere vurmak ve onlara bulaşan toprağa üfledikten sonra
yüzüne ve ellerine sürmek sana kâfi idi" demişti. Hz. Ömer (r.a.)'de
Ammar'a: -İyi düşün. Olur ki unuttun veyahut yanılıyorsun demeyi kastederek-
Ammar, Allah'tan kork demiş ve Ammar: İstersen bunu söylemeyeyim demiştir» şeklinde
kaydettikleri hadisten anlaşılmaktadır. Bu hadisin bir başka rivayetine göre
Hz. Ömer (r.a.) Ammar'a «Üzerine aldığın mes'ıdiyeti saha bırakıyoruz»
demiştir [3].
Müslim de aynca
Şakîk'ten gelen bir rivayeti de kaydetmektedir: «Ben Abdullah b. Mes'ud ile Ebû
Mûsâ el
Eş'arfnin yanında
idim. Ebu Mûsâ, Ab-•dullah'a: «Ya Eba Abdurrahman, eğer biri cünüb olup bir ay
su bulamazsa ne yapacak?» diye sordu. Abdullah, Ebû Musa'ya: "Bir ay da su
bulamazsa teyemmüm edemez",
dedi. Ebû Mûsâ «Mâide
sûresinin "Eğer su bulamazsanız teyemmüm ediniz" âyet-i kerimesine
ne diyorsun?»
dedi. Abdullah ne
diyeceğini bilemedi ve: "Eğer bu adamlara böyle bir ruhsat verirsek,
nerede ise suyu soğuk bulunca onu bırakıp toprakla teyemmüme kalkacaklar'*,
dedi. Ebû Mûsâ: "Sen Ammar'ın Hz. Ömer'e ne söylediğini işitmedin
mi?", dedi.
Abdullah; "Sen de
görmedin mi ki Hz. Ömer (r.a.), onun sözüne inanmadı» [4].
Fakat cumhur, bu
hadisi, Buhârî'nin kaydettiği Ammar ve îmrân b. Hu-sayn'ın hadisleri ile sabit
görmüş ve "Hz. Ömer (r.a.)'in olayı unutması, Am-mar'ın hadisi ile amel
etmenin vücubuna mani olamaz", demiştir. îmrân b. Husayn'm hadisi de
şöyledir: "Rasûlullah (s.a.s) namazdan çıkıp arkasına dönünce baktı ki,
adamın biri bir kenara çekilip cemaatle beraber namaz Yılmamıştır. Ona: Sen
niçin bunlarla beraber namaz kılmadın diye sordu. O da: Bana cünüblük ânz oldu,
suyum da yok dedi. Bunun üzerine: «Şu yeryüzündeki temiz toprağa bak. O sana
yeter» buyurdu» [5]. Cumhur aynca, cünüb
kimse ile hayızlı kadının teyemmüm edebileceklerine «Yeryüzü benim için
namazgah ve tahûr (paklayıcı) kılınmıştır» [6].hadisini
de delil yapmışlardır.
Cünüb
kimseye teyemmümü caiz görenler, işte bu ihtimal sebebi iledir id su bulamayıp
teyemmüm eden hayızlı kadınla cima' etmenin caiz olup olmadığında ihtilâf
etmişlerdir.[7]
Fıkıh âlimleri, -su
bulamayan hasta ve yolcu olmak üzere- iki kimsenin teyemmüm edebileceklerinde
ittifak etmişlerse de -su kullanamayan hasta, su bulamayan mukim, korku
yüzünden suya yetişemeyen sağlam yolcu ve çok soğuk olduğu için- suyu
kullanmaya cesaret edemeyen kimseler olmak üzere- dört çeşit kişinin de
teyemmüm edebileceklerinde ihtilâf etmişlerdir.
Su bulup da
kullanmaktan endişe eden hasta için, cumhur "Teyemmüm edebilir",
demiştir.
Cumhur, "Çok
soğuk olduğu için ölüm veya ağır bir hastalığa tutulmak tehlikesinden endişe
eden sağlam adam ile, korku yüzünden suya gidemeyen adam da teyemmüm
edebilirler", demiştir. Ancak ekseriyet "Bu ikinci adam
su bulduğu zaman
namazını iade etmesi gerekmektedir demiştir. Ata1 ise "Su bulan adam
-hasta olsun olmasın
teyemmüm edemez",
demiştir.
Su bulamayan mukime
gelince: îmam Mâlik ve îmam Şafii'ye göre-te-yemmüm edebilir. İmam Ebû Hanife
ise "Mukim olan kimse, su bulamamış olsa dahi teyemmüm edemez",
demiştir.
Bu ihtilâfın sebebi,
yine yukarıda geçen âyet-i kerimenin tefsirinde ihtilâf etmeleridir. «Eğer
hasta veya yolculukta iseniz ve su bulamazsanız» ibaresinden murat, «Eğer hasta
olup su kullanamazsanız veyahut yolculukta olup su bulamazsınız» demektir diyenler-
ki bunlar âyette hazf kabul etmişlerdir- su kullanmaktan endişe eden hastanın
teyemmüm etmesini caiz görmüşlerdir. Âyette bu hazfı kabul etmeyenler "Su
bulan hastaya teyemmüm caiz değildir", demişlerdir.
Su bulamayan mukim
hakkındaki ihtilâf da «eğer su bulamazsanız» ifadesinde muhatab zamiri, yalnız
abdesti olmayan yolculara mı aittir, yoksa kim olursa olsun abdesti olmayan
herkese mi aittir, diye ihtilâf etmelerinden ileri gelmiştir.
.
Herkese aittir
diyenler "Su bulamayan mukime teyemmüm caizdir", yalnız yolculara
veyahut yalnız hasta ve yolculara aittir diyenler ise "Buna teyemmüm caiz
değildir", demişlerdir. Korku yüzünden suya gidemeyen kimse ile çok soğuk
olduğu için suyu kullanmaktan endişe eden sağlam kimse hakkındaki ihtilâf ise,
birincisini su bulamayana, ikincisini de hastaya kıyas etmekte ihtilâf
etmelerinden doğmuştur.
Hastaya teyemmüm
etmeyi caiz görenler, ayrıca gusül ettiği için ölen yaralı hakkında varid olan
hadis'e de dayanmışlardır. Cabir (r.a.)'den rivayet olunan bu hadis'e göre;
Peygamber (s.a.s) Efendimiz bu adama meshetmeyi caiz görmüş ve ona gusletmesini
söyleyenler hakkında
«Allah onları
kahretsin, adamın ölümüne sebeb olmuşlar» [8]
demiştir.
Çok soğuk olduğu için
suyu kullanmaktan endişe eden sağlam adamı, hastaya kıyas edenler de aynca,
soğuk bir gecede kendisine cünüblük arız olan Amr b. As'ın teyemmüm ettiğine ve
buna, "Kendinizi
öldürmeyin. Muhakkak Allah, hakkınızda çok merhametlidir " [9]
âyet-i kerimesini okuyarak delil gösterdiğine
ve bunu duyan Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in de onun bu hareketini
yadırgamadığına dair hadis'e dayanmaktadırlar.[10]
Bu
bab; teyemmümde niyet etmenin, teyemmümden önce suyu aramanın ve namaz vakti
girdikten sonra teyemmüm etmenin, teyemmümün sıhhat şartlarından olup
olmadığına dair üç mes'eîeden ibarettir.[11]
Cumhur
"Teyemmüm'de niyet şarttır. Çünkü teyemmüm mânâ ve hikmeti bilinmeyen bir
taabbüd (kulluk gereği) dür", demiştir. Yalnız, Züfer şâzz bir görüşte
bulunup "Teyemmüm, niyete muhtaç değildir ve teyemmümün sıhhati için
niyet şart değildir" demiştir. Bu görüş Evzâi ve Hasan b. Hayy'den de
rivayet olunmaktadır, fakat zayıftır.[12]
imam Mâlik ile İmam
Şafii'ye göre teyemmümden önce suyu aramak şarttır ve îmam Ebû Hanife'ye göre
şart değildir.
Bu ihtilâfın sebebi,
teyemmüm eden kimse eğer suyu aramadan teyemmüm ederse ona «Su bulamamıştır»
denilirmi, denilmez mi, diye ihtilâf etmeleridir.
Doğrusu
şudur ki: Eğer adam teyemmüm ederken, çevresinde su bulunmadığını kesin olarak
biliyorsa -bunu ister aramakla, ister başka şekilde öğrenmiş olsun- o adam su
bulamamıştır, yok eğer suyun bulunmadığını kesin olarak bilmiyorsa, ona «Su
bulamamıştır» denilemez. Bunun içindir ki, bir yerde birkaç sefer teyemmüm eden
kimsenin her seferinde suyu araması şarttır demek, zayıf bir görüştür ve yalnız
birinci seferinde araması şarttır demek ise, kuvvetli bir görüştür.[13]
Namaz vakti girdikten
sonra teyemmüm etmenin, teyemmümün sıhhati için şart olup olmadığı hususuna
gelince: Kimisi, Şarttır demiştir. Bu görüşün sahibi imam Şafii ile İmam
Mâlik'tir. Kimisi de: Şan değildir, demiştir. Bunu diyen de îmam Ebû Hanife,
Zahirîler ve îmam Mâlik'in tabi'lerinden îbn Şa'ban'dır.
Bu ihtilâfın sebebi de
şudur: Birinci görüşün sahipleri: «"Ey iman etmiş olanlar, namaza
kalktığınızda.." [14]
mealindeki:
âyet-i kerimesi de,
namaza kalkılacağı zaman abdest almak ve eğer su bulunmazsa teyemmüm etmek
emredilmiştir. Tabiidir ki, namaz vakti girmeden namaza kalkılamaz. Bu
nedenle, namaz vaktinin girmesi; abdestin ve teyemmümün sıhhati için şarttır.
Fakat namaz vakti girmeden önce abdest almanın caiz olduğu şeriatte başka
delillerle sabittir. Teyemmüm ise, hakkında herhangi bir delil bulunmadığından
âyetten anlaşılan hükmüyle kalmıştır» derler.
İkinci görüş sahipleri
de, bu âyette «Namaza kalktığınızda» tabiri «Bilfiil namaza kalktığınızda»
demek değil, «Namaz kılmak istediğinizde» demektir. Halbuki bu istek, namaz
vakti girmeden önce de olur. Kaldı ki «Bilfiil namaza kalktığınızda» demek
olsa bile bundan ancak, namaza kalkılacağı zaman, abdest almanın veya teyemmüm
etmenin vacib olduğu anlaşılır, daha önce alınan abdestin veya edilen
teyemmümün- -eğer teyemmüm namaza kıyas edilmezse- caiz olmadığı anlaşılmaz»
derler. Şu halde vakit girmeden edilen teyemmümün caiz olmadığını söyleyenler,
teyemmümü namaza kıyas ettikleri için bunu söylemişlerdir. Bu ise zayıf bir
kıyastır. Çünkü teyemmümün, namazdan çok, abdeste kıyas edilmesi daha
uygundur. Bunu iyice düşün. Zira teyemmümün sıhhati için namaz vaktinin
girmesini şart koşmak, teyemmümü vakitli ibadetlerden kılmaktır. Bu ise zayıf
bir düşüncedir. Çünkü ibâdetlere vakit tanımak ancak, sem'î (âyet ve hadis)
delile bağlıdır. Sonra; vakitten önce teyemmümün caiz olmadığını söylemek,
ancak namaz vakti gelinceye kadar su bulacağını uman kimse hakkında olabilir
ki, bu durumda teyemmümün caiz olmaması vakitten önce olduğu için değil, daha
namaz vakti olmadan suyun bulunabileceği ihtimali içindir. Zira bu adam. namaz
vakti gelinceye kadar her an su bulabilir. Bunun içindir ki namaz vakti geldikten
sonra da, bu mezhebte üç çeşit görüşte bulunulmuştur:
Kimisi, vaktin
evvelinde; kimisi: ortasında, kimisi de: ancak sonunda teyemmüm edilebilir
demiştir. Fakat bazı yerler vardır ki, kişi namaz vakti gelinceye kadar su
bulamayacağım kesinlikle bilir, şayet bulsa da o zaman
teyemmümü
bozulur, teyemmümün haddi zatında fasid olması lazım gelmez Kaldı ki, su
bulmak nasıl namaz vaktinden önce mümkünse, namaz vakti girdikten sonra da
mümkündür. O halde vakitten önce ve vakitten sonra edilen teyemmümlere ayrı
ayrı hükümler tanıyıp birincisine fasit ve ikincisine caiz demek manasızdır.
Böyle şeylere--elde sem'î bir delil bulunmazsa-ddilmemelidir. Kaldı ki vakit
girmeden teyemmümün caiz olmaması suyu bulma ihtimalinden dolayı ise,
teyemmümün ancak vaktin sonunda caiz olması lâzım gelir.[15]
Bu
bab teyemmümün şekli ile ilgili üç ana mes'eleden ibarettir.[16]
Fıkıh âlimleri;"O
topraktan, yüzlerinize ve ellerinize sürünüz" [17]âyet-ı
kerimesinde ellerin toprağa sürülmesi emredilen miktarı hakkında dört çeşit
görüş belirtmişlerdir.
Birinci görüş;
abdestte vacib olan miktar ne ise teyemmümde de odur, yani dirseklere kadar
sürmek vacibtir. Meşhur olan görüş budur ve bütün müctehidler de bunu
söylemişlerdir.
İkinci görüş; Vacib
olan, yalnız ellerdir. Bunu Zahiri mezhebi mücte-hidleri ile hadis uleması
söylemişlerdir.
Üçüncü görüş: Vacib
olan, ellerdir, fakat dirseklere kadar sünnettir. Bu da, İmam Mâlik'ten rivayet
olunmuştur.
Şâzz olan dördüncü
görüşe göre de, vacib olan omuzların başına kadar sürmektir. Bu da Zührî ve
Muhammed b. Müslim'den rivayet olunmuştur.
Bu ihtilâfın sebebi,
«EL» demek olan «YED» kelimesinin Arap dilinde üç mânâda kullanılmasıdır.
Çünkü bu kelime kâh «EL» mânâsında kullanılmaktadır -ki en meşhurları budur-,
kâh «EL» ve «BİLEĞİN İKİSİNE DE», kâh «EL, BİLEK ve KOLLARIN» tümüne
denilmektedir.
İhtilâfın ikinci
sebebi de, bu hususta varid olan hadis rivayetlerinin çeşitli olmasıdır. Çünkü
değişik yollarla geldiği sabit olan Ammar (r.a.)'ın hadisinde, meşhurdur ki
Peygamber (s.a.s) Efendimiz kendisine,
«Ellerini yere vurman,
sonra onlara üfleyip yüzüne ve avuçlarına sürmen kâfi gelir» buyurmuştur. İbn
Ömer (r.a.)'den de Peygamber (s.a.s) Efendimiz'in
«Teyemmüm iki
vuruştur. Bir vuruş yüz içindir, bir vuruş da dirseklere kadar eller içindir» [18]
buyurduğu rivayet olunmaktadır. Bu, ayrıca îbn Ab-bas [19] ve
başkaları yolu [20] ile de rivayet
olunmuştur.
Cumhur, teyemmümü
abdeste kıyas ederek bu hadisleri Amrnar'ın hadisine tercih etmiştir,
Cumhûr'u, «YED» kelimesini, daha zahir olan EL mânâsından çıkarıp bu mânâ kadar
zahir olmayan EL ve BİLEK mânâsına hamletmeğe sevk eden sebep de yine cumhûr'un
bu kıyaslandır. YED kelimesinin EL mânâsı ile EL ve BİLEK mânâsı arasında eşit
olduğunu ve bu mânâlardan birinin diğerinden daha zahir olmadığını söyleyenler
yanılmaktadırlar. Çünkü bu kelime her ne kadar müşterek ise de, EL mânâsında
hakikat olup diğer iki mânâda mecazdır. Hem sonra, müşterek olan her kelime
mutlaka mücmel sayılmaz. Mücmel ancak, başlangıçta birden çok mânâya vaz'edilen
kelimelerdir ve fıkıh âlimlerinin «Mücmel ile istidlal edilemez» dedikleri de
bu kabil kelimelerdir. Bunun için biz de diyoruz ki:
En doğrusu, yalnız
elleri meshetmenin vacib olmasıdır. Zira «YED» kelimesi EL mânâsında, ya diğer
mânâlardan daha zahirdir, ya onlar gibidir. Eğer onlardan daha zahir ise,
tabiidir ki onu almak lâzımdır. Eğer onlar gibi ise, Ammar'ın hadisi daha sabit
olduğu için onu almak gerekir. Ne kıyası, ne de diğer hadisleri bu hadise
tercih etmek için bir sebep yoktur. Çünkü bu hadis sabittir, diğerleri daha
sübut bulmamıştır.
Omuzlara kadar
meshetmenin vacib olduğu görüşü ise, bu hadisin bazı rivayetlerinde «Rasûtullah
(s.a.s) ile beraber teyemmüm ettik, yüzlerimizi ve omuzlara kadar ellerimizi
meshettik» [21]şeklindeki rivayete
dayanmaktadır.
Bize
kalırsa Ammar'ın hadisini vücuba ve diğer hadisleri mendubluğa hamletmek iyi
bir yoldur. Çünkü fıkıhta söz sahibi olanlarca, hadisleri te'lif etmek
birbirlerine tercih etmekten iyidir. Ne var ki hadislerin hepsi sıhhatli olduğu
zaman ancak te'life gidilir.[22]
Teyemmümde elleri kaç
defa toprağa vurmak lazımdırdiye ihtilâf ct-
mislerdir. Kimisi bir
defa; kimisi, iki defa vurmak lâzımdır demiştir. İki defa vurmak lâzımdır
diyenlerden de kimisi, -ki bunlar cumhûr'dur ve cumhur dediğim zaman îmam
Mâlik, îmam Şafii ve îmam Ebû Hamfe'nin içinde bulunduğu büyük çoğunluğu
kastediyorum- bir vuruş yüz için, bir vuruş da eller içindir, kimisi de yüz ve
ellerin her biri için ikişer vuruş gerekir demiştir.[23]
Bu
ihtilâfın sebebi, bu husustaki âyette bir açıklık bulunmaması, hadislerin de
birbirleriyle çelişmesi ve teyemmümün bütün yönleri ile abdest gibi olduğunda
ittifak edilmemesidir. Ammar'ın hadisinde, yüz ve eller için bir vuruşun kâfi
olduğu anlaşılmakta ise de, diğer hadislerde iki vuruş rivayet olunmaktadır.
Bunun için cumhur: teyemmüm de abdest gibidir diyerek diğer hadisleri Ammar'ın
hadisine tercih etmiştir.[24]
îmam Şafii, îmam Mâlik
ile îmam Ebû Hanife'den ayrılarak toprağı teyemmüm uzuvlarına ulaştırmanın
vücubunu söylemiştir.
Bunun sebebi "O
topraktan yüzlerinize ve ellerinize sürünüz"
âyet-i kerime'sindeki
«MÎN» harfinden, ba'ziyet (parça) ve cinsin beyanı mânâlarından hangisinin
murad olduğu kesin olarak bilinmemesidir. Ba'ziyet için olduğunu söyleyenler,
toprağın uzuvlara yetiştirilmesinin vacib olduğunu, cinsin beyanı içindir diyenler
ise, vacib olmadığını söylemişlerdir. İmam Şâfü, teyemmümü abdeste kıyas ettiği
için birinci mânâyı tercih etmiştir. Fakat gerek Ammar'ın hadisi, gerek
Peygamber (s.a.s) Efendimizin ellerini duvara vurarak teyemmüm ettiğine dair
hadis, bu kıyas ile çelişmektedir. Çünkü Ammar'ın hadisinde, «Ellerine
üfledikten sonra» kaydı bulunmaktadır
Şunu
da bilmelisin ki, abdestte tertip ve muvâlâtın (aralıksız oluşun) vü-cubunda
nasıl ihtilâf edilmişse, aynı ihtilâf teyemmümde de vardır ve oradaki
ihtilâfın sebepleri ne ise burda da sebepler aynıdır. Onun için bir daha tekrar
etmek manasızdır.[25]
Bu bab, teyemmümün ne
ile yapıldığı hakkındadır. Yalnız bir mes'elesi vardır. O da, fıkıh âlimlerinin
toprakla teyemmüm etmenin caiz olduğunda ittifak, taş gibi yerin diğer
madenleri ile teyemmüm etmenin caiz olmasında ise ihtilâf etmeleridir.
'
îmam Şafii, halis
topraktan başka herhangi bir madde ile teyemmüm etmek caiz değildir demiştir.
îmam Mâlik ile
tabileri îmam Mâlik'in meşhur olan kavlinde: "Çakıl-kum ve toprak gibi
yerin cinsinden olan diğer maddelerle de caizdir", demişlerdir.
îmam Ebû Hanife daha da ileri giderek
"Hamam pudrası, zırnık, ces (kireç), çamur ve mermer gibi yerden çıkan
her madde ile teyemmüm etmek caizdir", demiştir.
Cumhur, teyemmüm
edilecek toprağın yer üzerinde olmasını şart koşmuş ise de, îmam Ahmed, elbise
ve keçe gibi şeylerde bulunan tozlarla da teyemmüm etmeyi caiz görmüştür.
Bu ihtilâfın sebebi iki şeydir:
Biri, (toprak diye
tercüme ettiğimiz âyetteki) SA'ÎD kelimesinin halis toprağa denildiği gibi,
yerden çıkan her madene de denilmesidir. Hatta îmam Mâlik ile tabileri,
YÜKSELİŞ mânâsım taşıyan SU'UD kökünden geldiği için SA'İD kelimesinden, ot,
kar ve benzeri yerin üstünde yükselen şey ile teyemmüm etmenin caiz olma
hükmünü çıkarmışlardır. Bu zayıf bir görüştür.
İhtilâfın diğer sebebi
de, bir hadisin bazı rivayetlerinde mutlak yeryüzü ile bazılarında da
yeryüzünün toprağı ile teyemmüm edilebileceğinin bildirilmiş olmasıdır.
Çünkü hadisin metni
bir rivayete göre «Yeryüzü
benim için namazgah vepaklayıcı kılınmıştır» [26]
şeklindedir. Diğer bir rivayette
ise,
«Yeryüzü benim için namazgah
ve yeryüzünün toprağı da benim için paklayıcı kılınmıştır» [27]
şeklindedir.
Fıkıh'ta söz sahibi
olanlar da, mutlak mı mukayyede yoksa mukayyed mi mutlak'a hamledilir diye
ihtilâf etmişlerdir. Aralarında meşhur olan görüş, mukayyed'in mutlak'a hamledilmesidir.
Halbuki bu görüşler tartışmaya açıktır.
Ebû Muhammed b.
Hazm'in görüşü ise, mutlak'ın mukayyed'e hamledilmesidir. Çünkü mutlakta
mukayyed'e nazaran fazla bir bilgi vardır. Mut-lakın mukayyed'e hamledilmesi
iinrüşünde olup SAİD kelimesini toprağa hamledenler, halis topraktan ba^ka bir
madde ile teyemmüm etmeyi caiz görmemişlerdir.
Mukayyed'i
mutlak'a hamledip SAİD kelimesini yerin cinsinden olan maddeler mânâsında
görenler kum ve çakıl gibi şeylerle de teyemmüm etmeyi caiz görmüşlerdir.
Yerden çıkan her madde ile teyemmüm etmenin cevazı zayıf bir görüştür. Çünkü
bunlar SAÎD kelimesinin şümulüne girmemektedirler. Zira bu kelimenin şümulüne
giren şeyler en çok, yer kelimesi şümulüne giren şeylerdir; hamam pudrası,
zırnık, kar ve ot gibi şeyler bunun kapsamına girmez. YER kelimesinin şümulüne
girmeyen maddeler SAÎD kelimesinin de şümulü dışındadırlar. Doğruyu bulmaya
muvaffak kılan Cenâb-ı Allah'tır, Âyette geçen TAYYİB (güzel ve temiz)
kelimesindeki müştereklik de bu ihtilâfın sebeplerinden birisidir.[28]
Abdesti
bozan şeylerin teyemmümü de bozduğunda ittifak eden fıkıh âlimleri, kişinin
aynı teyemmüm ile ikinci bir namazı kılmak istemesi ve teyemmüm ettikten sonra
suyu bulması teyemmümü bozar mı, bozmaz mı diye iki mes'elede ihtilâf
etmişlerdir.[29]
İmam Mâlik: "Bir
teyemmümle iki namaz kılınamaz, çünkü kişinin ikinci namazı kılmak isteyişi,
teyemmümünü bozar", demiştir. Diğerleri bu görüşte ondan aynimi şiardır.
Bu ihtilâfın dayandığı
temel iki şeydir. Biri, "Ey iman etmiş olanlar, namaza
kalktığınızda..." [30]
âyet-i kerimesi zahir olan mânâsında mıdır, yoksa "Uykudan namaza
kalktığınızda" veyahut "Abdestsiz olarak namaza kalktığınızda"
mânâsında olup âyetten bir kayıt hazfedilmiş midir, diye ihtilâf etmeleridir.
Ayetin zahir olan
mânâsında olduğunu söyleyenler: "Ayet'in emrine göre, her namaza
kalkıldığı zaman, abdest almak veya teyemmüm etmek lâzımdır. Abdestli olan
kimsenin yeniden abdest almak zorunda olmadığı sünnet ile sabittir. Teyemmüm ise,
hakkında herhangi bir delil bulunmadığı için, âyetten anlaşılan hükmü üzerinde
kalmıştır. Binaenaleyh, buna göre; her namaz için yeniden teyemmüm etmek lâzım
gelir", demişlerdir. Fakat imam Mâlik'in bir teyemmümle iki namaz
kılınamayacağı görüşü buna dayandırılmam alıdır. Çünkü îmam Mâlik -Muvatta'mda
Zeyd b. Eslem'den rivayet ettiği üzere- âyetten bir kaydın hazfedilmiş (kaldırılmış)
olduğu görüşündedir [31].
İhtilâfın ikinci
sebebi, îmam Mâlik'in her namaz vakti girdikçe suyu aramanın vücubunu benimsemesidir.
îmam Mâlik'in görüşüne bunu sebep göstermek -yukarıda da geçtiği üzere- îmam
Mâlik'in inanışına daha uy-, gundur.
Suyu
aramanın tekrarını vacip görmeyen ve âyetten bir kaydın hazf edildiği görüşünde
olanlar ise, ikinci namazı.kılma isteğinin teyemmümü bozmadığına ve dolayısı
ile bir teyemmümle birden çok namaz kılınabileceğini benimsemişlerdir.[32]
Cumhur, "Su
bulamadığı için teyemmüm eden kimsenin suyu bulması ile teyemmümü
bozulur", demiştir. Kimiside; "Suyu bulmak teyemmümü bozmaz, teyemmüm
de abdest gibi ancak abdesti bozan şeylerle bozulur", demiştir.
Bu ihtilâf, teyemmümde
abdest ve gusül gibi abdestsizük vecünüblü-ğü kaldırır mı, yoksa, bunlan
kaldırmayip sadece namaz kılmanın cevazım sağlayan bir ruhsat mıdır, diye
ihtilâf etmelerinden doğmuştur. Teyemmüm cünüblük ve abdestsizliği kaldırır
diyenler; suyu bulmak teyemmümü bozmaz demişlerdir. Teyemmümün cünüblük ve
abdestsizliği kaldırmayan bir ruhsat olduğunu söyleyenler ise, suyu bulmanın
teyemmümü bozduğunu benimsemişlerdir.
Cumhur, Peygamber
(s.a.s) Efendimiz'den geldiği sabit olan «Yeryüzü benim için namazgah ve -su
bulunmadığı müddetçe- paklayıcı olmuştur» hadisini kendi görüşüne delil
yapmaktadır. Halbuki hadis, iki mânâ ihtimalini taşımaktadır. Zira «Yeryüzü
benim için -su bulunmadığı müddetçe- paklayıcı-dır» tabirinden, «Teyemmümle
hâsıl olan paklanma, suyu bulmakla ortadan kalkar» mânâsı nasıl anlaşılıyorsa,
«Su bulunduğu zaman anlaşılır ki teyemmümle paklanma hasıl olmamıştır» mânâsı
da anlaşılabilir. Çünkü hadisteki bu tabir «Teyemmümle hâsıl olan taharet,
suyu bulmakla sona erer» mânâsını verebildiği gibi «Suyu bulmakla, taharetin tâ
baştan hasıl olmadığı anlaşılır» mânâsım da verebilmektedir.
Cumhûr'un görüşüne
delil olma bakımından bu hadisten ziyade, Ebû Said el-Hudrî'nin hadisi daha
kuvvetlidir. Çünkü bu hadiste Peygamber (s.a.s) Efendimiz
«Suyu bulduğun zaman onu cildine değdir» [33]diye
buyurmuştur. Zira her ne kadar bu hadiste de yukarıda geçen mânâ ihtimali
bulunuyorsa da, ketamcılann cumhûru'na göre bu hadisteki emir fevridir, 'yani
suyu bulur bulmaz bu işi hemen yap, sakın yaptığın teyemmümle namaz kılma'
demektir. Bunu düşün.
Suyu bulmanın
teyemmümü bozduğunu söyleyen îmam Şafii "Teyemmüm abdestsizlik ve
cünübliiğü kaldırmaz, cünübün veya abdestsiz olan kimseye sadece namaz kılma
cevazını sağlar", demiştir. Fakat bu, mânâsız" bir şeydir. Çünkü
Cenâb-ı Allah teyemmüme de taharet adını vermiştir.
îmam Mâlik'in
arkadaşlarından bir grup da, îmam Şafii'nin bu görüşüne katilmiş ve
"Teyemmüm, cünüblükle abdestliği gidermez. Eğer gidermiş olsaydı abdesti
bozan şeylerden başka bir şey teyemmümü bozmamalı idi demişlerdir. Buna cevab
olarak deriz ki: Teyemmüm de gusül ve abdest gibi bir taharettir. Fakat suyun
bulunması ile bozulduğunu söyleyenlere göre suyu bulmak teyemmüme mahsus bir
bozucu sebeptir.
Suyu bulmak teyemmümü
bozar diyenler, namaz kılmadan önce suyu bulmanın teyemmümü bozduğunda ittifak
etmişlerse de, namaza başladıktan sonra teyemmümü bozup bozmadığında ihtilâf
etmişlerdir:
imam Mâlik, îmam Şafii
ve îmam Dâvûd, "Namaza başlandıktan sonra su bulunursa teyemmüm
bozulmaz", demişlerdir.
îmam Ebû Hanife ile
îmam Ahmed ise "Namaza başlandıktan sonra da olsa, teyemmüm bozulur",
demişlerdir. Bu görüş, usûle daha uygun bir görüştür. Çünkü tahareti, namaz
dışında bozan ve fakat içinde bozmayan bir şeyin bulunması, şeriata uygun
değildir. Nitekim, namaz içinde gülmenin abdesti bozduğunu ve dışında
bozmadığım söyleyen îmam Ebû Hanife'nin bu görüşü, hadise dayandığı halde,
(diğer âlimlerce) yadırganmıştır. Bunu iyice düşün, zira açık bir şeydir. Bu
görüşte, her ne kadar
"Amellerinizi
bozmayınız" [34]
âyet-i kerimesinin zahiri ile ihtİcac edilmiş (delil getirilmiş) ise de bu
âyet bu görüşe delil olamaz. Çünkü namaz içinde suyu bulan kimse, kendi isteği
ile namazını bozmuyor ki bu âyetin emrine muhatab olan kimselere dahil olsun.
Belki elinde olmayan bir sebeple -ki suyun bulunmasıdır- namazı bozulur.[35]
Cumhur; -namaz,
mushaf-ı şerife dokunmak ve tavaf gibi- abdestsiz olarak yapılması caiz olmayan
bütün şeylerin teyemmümle de caiz olduğu görüşünde ittifak etmiş, ancak bir
teyemmümle bir kereden fazla namaz kılmanın caiz olup olmadığında ihtilâf
etmişlerdir.
îmam Mâlik'in
mezhebinde meşhur olan görüş, bir teyemmümle iki farz namazın
kılınamayacağıdır. İmam Mâlik'in, iki kaza namazı hakkında ise, hem caizdir,
hem değildir diye iki görüşü vardır. Biri farz, diğeri sünnet olan iki namaz
hakkında ise, meşhur olan görüşü, eğer Önce farz kılınırsa caiz olduğu, önce
sünnet kılınırsa caiz olmadığıdır.
B
u ihtilâf da -yukarıda geçtiği gibi- ya âyet-i kerime'nin zahirine göre her
namaz için teyemmüm etmenin, ya her namaz vakti girince abdest için su
aramasının gerekip gerekmediğine dair iki ihtilâfın birinden veya her ikisinden
ileri gelmiştir.[36]
[1] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/163.
[2] Mâide, 5/6.
[3] Buhârî, Teyemmüm, 7/4, no: 338; Müslim, Ilayd, 3/28,
no: 368.
[4] Müslim, Ilayd, 3/28, no: 368.
[5] Buhârî, Teyemmüm, 7/6, no: 344.
[6] Buhârî, TeyemmUm, 7/1, no: 335; Müslim, Mesâcid, 5,
no: 521.
[7] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/165-167
[8] n\ kvV*&İû' Tahâret^ M27, no: 336; Dârakulnî,
1/189, no: 3. KA)
[9] Nısa4/29
[10] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/169-170.
[11] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/171.
[12] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/171.
[13] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/171
[14] Mâide,5/6.
[15] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/172-173.
[16] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/174-175.
[17] Mâidc,5/6
[18] Dârakutnl, 1/180, no: 16; Hâkim, 1/179.
[19] Ebû Dâvûd, Taharet, 1/123, no: 320; Tahftvı, $erhu
Meanı l-
[20] Dârakutnî, 1/181, no: 22; Hâkim, 2/180; Beyhâkî,
1/207.
[21] Ebû Dâvûd, Taharet, 1/123, no: 318.
[22] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/175-176.
[23] bkz. İbn Abdilberr, Istizkâr, 2/12-13.
[24] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/176.
[25] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/177-178.
[26] Buhârî, Teyemmüm, 7/1, no: 335; Müslim, Mesâcid, 50,
no: 521.
[27] Müslim, Mesâcid, 5, no: 522; Tayâlisî, 56, no: 418;
Bcyhâkî, 1/213.
[28] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/179.
[29] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/179-180.
[30] Mâide,5/6.
[31] Hanefi mezhebine göre, teyemmümle İstenildiği kadar
farz ve nafile namaz kıhnabi-lir.
[32] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/180-181.
[33] Ebû Dâvûd, Taharet, 1/125, no: 332; Tirmizî, Taharet,
1/92, no: 124.
[34] Muhammed, 47/33.
[35] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/183.
[36] İbn Rüşd Kadı Ebu'l-Velid Muhammed b. Ahmed b.
Muhammed b. Rüşd El-Hafîd, Bidayetü’l-Müctehid
ve Nihayetü’l-Muktesid, Beyan Yayınları: 1/185.