Ihsar: İhramda olan
kimsenin hac veya umresini hastalık, düşman ve benzeri gibi herhangi bir sebepten
dolayı tamamlamaya imkân bulamaması demektir.
(ihramda olan kimse,
bir düşman tarafından yoluna devam etmekten ahkonduğu veyahut hastalandığı
için hac veya umresini sür-düremediği zaman ihramından çıkabilir.) İmam-ı
Şafii: -Ihsar ancak düşmanla olur. Zira ihramdan çıkıp da K â b e' ye kurban
göndermek, düşman tarafından yolu kesilen kimseye hayatını kurtarması için meşru
olmuştur. Hastalanan kimse ise ihramdan çıkmakla hastalığı kalkmaz, demiştir.
Biz diyoruz ki: îhsar
âyeti hastalıktan dolayı ihramını sürdüremeyen kimseler hakkında varit
olmuştur. Zira bütün lûgatçılar müttefiktirler ki ÎHSAR hastalanma ile olur.
Düşmanın engellemesine ise HASIR denir. Kaldı ki hac veya umreyi tamamlamadan
ihramdan çıkmak, uzun zaman ihramda kalmanın zorluğu içindir. Hasta olan
kimsenin ise, uzun zaman ihramda kalması daha zordur.
(Kişiye) hac veya
umresini tamamlamadan ihramdan çıkması caiz olduğu zaman (önce Harem'de
kesilmek üzere bir kurban gönder ve beraberinde gönderdiğin kimseye kurbanının
kesileceği günü söyle ve o gün geçtikten sonra ihramdan çık, denilir.) Çünkü
ihsar kurbanı bir ibadettir. Herhangi bir hayvanı kesmek ise-yukarıda da
geçtiği üzere- eğer belirli bir gün veya yerde olmazsa ibadet olamaz ve
dolayısiyle onunla ihramdan çıkılamaz.
«Hed'y yerine
ulaşıncaya kadar başınızı tıraş etmeyin» ([1])
âyet-i kerimesi buna işarettir. Zira Hed'y Harem'e hediye edilen kurbana denir.
îmam-ı Şafiî: «Ihsar kurbanım H a r e m ' e göndermek şart değildir. Zira bu
kurban, ihramda olan kimsenin ihramdan çıkabilmesi için kendisine gösterilen
bir kolaylıktır. Eğer Ha-rem'e gönderilmesi şart olursa o zaman kolaylık olmaz»
demiştir.
Biz diyoruz ki: Böyle
de olsa, yine kurban kesmek uzun zaman ihramda kalmaktan kolaydır.
Bu kurbanın davar
olması caizdir. Zira âyette KURBAN diye nass edilmiştir, davar da kurbanın en
aşağı cinsidir. Şayet kişi sığır, deve veyahut bunların yedidebirini kurban
yaparsa yine olur.
Kurbanı H a r e m ' e
göndermekten maksat, bizzat kurban edilecek hayvanı göndermek değildir. H a r e
m' de satın alınmak üzere kıymetini de göndermek caizdir.
Metindeki «ve o gün
geçtikten sonra ihramdan çık- sözünden, ihramdan çıkabilmek için tıraş olmanın
şart olmadığı anlaşılır, ki İmam Ebü Hanife ile İmam Muhammed buna kaildirler.
İmam Ebû Yûsuf ise, bir rivayete göre -eğer tıraş olmazsa birşey lâzım gelmez-
demiş ise de, diğer bir rivayete göre -Kurban göndermekten başka, tıraş olmak
da şarttır. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
Hudeybiye'-de, Umresini tamamlamaktan engellenince tıraş olmuş ve Ashabına da
tıraş oimalannı emir buyurmuştur- demiştir. î m a m Ebû Hanife ile İmam
Muhammed de: -Tıraş ancak Hac veya umrenin amelleri bitmeden tıraş olmak ibadet
değildir. Peygamber Efendimizle ESallallahü Aleyhi ve Sellem) ashabı ise, umreden
vazgeçip M e d i n e ' ye dönmek istedikleri bilinsin diye Hu-deybiye'de tıraş olmuşlardı.
(Eğer Kıran haccı
ihramında olan kimse ihsar edilirse Harem'e iki kurban göndermesi gerekir.)
Zira bu kimse iki ihramdan çıkmaya muhtaçtır. Şayet Umre ihramında kalıp
yalnız hac ihramından çıkmak için bir kurban gönderirse her iki ihramdan da
çıkmamış olur. Çünkü bu kimsenin her iki ihramdan da birlikte çıkması
emr-olunmuştur.
(İhsar kurbanı
Harem'den başka bir yerde kesilemez. Fakat İmam Ebü Hanife'ye göre bayramdan
önce kesilebilir. Diğer iki İmam ise i -Hac ihramında olan kimse bayram
gününden önce kesemez. Umre ihramında olan kimse ise istediği zaman kesebilir-
demişlerdir.) İki imam ihsar kurbanını da temettü' ile kıran kurbanlarına
kıyas etmişlerdir. îki İmam ayrıca -tıraş ile de ihramdan çıkıldığı için- ihsar
kurbanını tıraşa da kıyas etmiş olabilirler. î m a m Ebû Hanife İse: -İhsar
kurbanı kefaret kurbanıdn. Bunun içindir ki etinden yemek caiz değildir ve
hepsini yoksullara dağıtmak gerekir. Bunun için onun da, diğer kefaret
kurbanları gibi belirli bir zamanı yoksa da belirli bir yeri vardır. Temettü
ile kıran kurbanları.ise, şükür kurbanı oldukları için öyle değildirler. Tıraş
da belirli vakti bulunduğu için öyle değildir. Çünkü tıraş, haccın en büyük
rüknü olan Arafat vukufundan sonra olunur- demiştir.
(Hac ihramında olan
kimse ihsardan dolayı ihramdan çıkınca ona hem hac, hem umrenin kazası lâzım
gelir.) Abdullah İbn-i Abbas ile Abdullah îbn-i Ömeı tRadi-yallâhü anhümâ)'den
böyle rivayet olunmuştur. ([2])
Çünkü bu kimsenin hacca girişi sahihtir. Bunun için ona haccın kazası lâzım
gelir. Umre de, kaçırılmış olan haccın hükmünde olduğu için onun da kazası
lâzım gelir. (Umre ihramında olan kimseye ise yalnız umre kazası lâzım gelir.)
Biz Hanefilere göre umre ihramında olan kimse için de ihsar vardır. İmam
Malik: «Umrenin belirli bir vakti olmadığı için ihsan yoktur- demiştir.
Biz diyoruz ki;
Peygamber Efendimizle (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lemle) Ashabı M e k k e ' ye
girmekten menedilirken H u d e y-b i y e ' de umre ihramında idiler. Kaldı ki,
ihsarda olan kimseye ihramdan çıkma izni, zorluğa duçar olmasın diye
verilmiştir. Bu sebep ise umre ihramında da vardır ve böyle olunca, ihsar
nedeniyle umre ihramından çıkan kimseye -hacda olduğu gibi- kaza lâzım gelir.
(Kıran haccı ihramında
olan kimseye bir hac ile iki umrenin kazası lâzım gelir.) Kıran haccı
ihramında olan kimseye bir hac ile bir umre kazasının lâzım gelmesi, yukarıda
söylediğimiz sebepten dolayıdır. İkinci umre de, başladığı umrenin sahih olduğu
halde onun ihramından çıktığı için ona lâzım gelir.
(Eğer kıran hacci ihramında olan kimse,
Harem'e kurban gönderdikten ve adamlarına da -Kurbanımı falan günde kesin-
diye talimat verdikten sonra ihsan kalkarsa, eğer artık ne hac ve ne de
kurbanına yetişemiyorsa hac yoluna devam etmeyip kurbanının kesilmesiyle
ihramdan çıkıriayı bekler.) Zira haccı kaçırdığı için artık haccın amellerini
sürdürmekte onun için bir yarar yoktur. Ancak eğer umre yapmak için yoluna
devam etmek isterse yapabilir. (Eğer hac İle kurbanının ikisine de yetişiyorsa
yoluna devam etmesi gerekir.) Zira henüz maksat elden gitmemişken mani ortadan
kalkmıştır. Kurbanına da yetiştiği zaman onda istediği gibi tasarruf eder.
Çünkü malıdır ve onu öyle bir maksat için tayin etmişti ki artık ona ihtiyaç
kalmamıştır. (Eğer kurbanına yetişiyor da hacca yetişemiyorsa ihramdan çıkar.
Eğer hacca yetişiyor ve fakat kurbanına yetişemiyorsa ihramdan çıkması)
istihsanen (caizdir.). Bu taksim, imam Muhammed ile İmam Ebû Yûsuf un hac
ihramında olan muhsar hakkındaki görüşlerine göre mümkün olamaz. Zira onlara
göre ihsar kurbanı bayramdan önce kesilemez. Bunun için eğer muhsar, hacca
yetişirse kurbanına da yetişmiş olur. imam Ebû Hanife' nin görüşüne göre ise
mümkündür. Umre ihramında olan muhsar hakkında da ittifak ile mümkündür. Zira
umre ihsan kurbanının kesimi için belirli bir vakit yoktur, imam Z üf er: -Eğer
muhsar, hacca yetişiyor da kurbanına vetişemi-yorsa ihramdan çıkması caiz
değildir. Zira her ne kadar kurbanına yetişemiyorsa da asıl maksat olan hacca
yetiştiği için kurban ile yetişemez» demiştir. Caiz olduğunu istihsan edenler
ise: «Eğer biz onu haccını sürdürmeye mecbur kılarsak gönderdiği kurban boşa
gitmiş olacaktır. Oysa can gibi malın da korunması gerekir. Ancak kendisi
muhayyer olup isterse bulunduğu yerde veya başka yere giderek kurbanının
kesilmesini bekler ve ondan sonra ihramdan çıkar, isterse ihramında olduğu hac
veya umreyi tamamlamak üzere yoluna devam eder, ki en iyisi de budur. Çünkü bu
durumda, verdiği sözü daha da yerine getirmiş olur- demişlerdir.
(Arafat vukufunu
yaptıktan sonra ihsar olunan kimse) artık haccı kaçırmaktan emin olduğu için
(muhsar sayılmaz.) (Mekke'de dahî olsa Arafat'a gitmekten ve Kabe'yi tavaf
etmekten menedileıı kimse muhsardır.) Zira her ne kadar bu kimse M e k k e'de
ise de haccını tamamlamaktan ahkonduğu için Harem'in dışında ihsar edilen kimse
hükmündedir. (Tavaf ile Arafat vukufundan bîrini yapabilen kimse ise muhsar
değildir.) Tavafı yapabilen kimsenin muhsar olmaması: çünkü haccı kaçıran kimse
tavaf ile ihramdan çıkmış olur. Vukufu yapan kimse de -yukanda da söylediğimiz
gibi- haccı kaçırmaktan emin olur. Kimisi: «Bu meselede tmam Ebû Hanife ile
imam Ebü Yûsuf arasında ihtilâf vardır demiş ise de, doğrusu -Allah bilir-
söylediğimiz gibidir.[3]
(Eğer bir kimse hac
İhramına girer ve kurban bayramı günü tanyeri ağanncaya kadar Arafat'ta vukuf
yapmazsa haccı kaçırmış olur.) Zira -yukarıda da söylediğimiz üzere- vukuf
vakti bayram günü tanyeri ağanncaya kadar devam eder. (Bu kimseye Kabe'yi tavaf
etmek. Safa İle Merve arasında Saiy yapmak ve ihramdan çıkıp ertesi sene
haccını kaza etmek gerekir. Fakat ona kurban lâzım gelmez.) Zira Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem); «Kİm ki geceleyin Arafat vukufuna
yetişemezse haccı kaçırmış olur. Umre yapıp ihramdan çıksın ve ertesi sene
haccını kaza etmesi gerekir» ([4])
buyurmuştur. Umre ise Tavaf ile saiyden başka bir şey değildir. Hem de ihram
sahih olarak inikat ettikten sonra ondan çıkmak için -mübhem bir niyetle
girilen ihramda olduğu gibi- hac İle umreden birini yapmakla ancak olur. Burada
ise kişi haccı yapamaz durumda olduğu için ona umreyi yapmaktan başka bir yol
yoktur. Ve umre yapmakla ihramdan çıktığı için ona kurban lâzım gelmez. Çünkü
ona lâzım gelen umre muhsara lâzım gelen kurbanın yerine kaim olduğu için
aynca kurban da lâzım gelmez. (Umre ise kaçınlmaz. Umre senenin bütün
günlerinde yapılabilir. Ancak -Arefe bayram ve teşrik günleri olmak üzere- beş
günde yapılması mekruhtur.) Zira rivayet olunmaktadır ki H z . A i -ş e
(Radıyaîlâhü anhâ) bu beş günde umre yapmaktan hoşlanmazdı. ([5]) Hem
de bu beş günde hac yapıldığı için bu günler hac günleridir, imam
Ebü Yûsuf tan «Arefe günü
Öğleden önce umre yapmak mekruh değildir. Çünkü haccm rüknü olan Arafat
vukufunun vakti öğleden sonra başlar» diye söylediği rivayet olunuyorsa da,
mezhepte en zahir olan, bizim dediğimizdir. Bununla beraber eğer kişi bu
günlerde de umre yaparsa sahihtir ve ihrama girmiş olur. Çünkü bu günlerde umre
yapmanın mekruh olması, bu günlerde bulunan bir sebepten dolayı değil, haccın
amellerine gereken önemi göstererek bu günleri yalnız hacca ve haccm
amellerine bırakmak içindir. Bunun için eğer kişi bu günlerde umre ihramına da
girerse umreye girişi sahih olur. (Umre sünnettir.) İ m a m -1
Şafii ise; «Hac ile umrenin
ikisi de farzdır. Hangisi ile başlarsan sakıncası olmaz- ([6])
hadisine dayanarak i -Farzdır- demiştir. Bizim de delilimiz; "Hac farz' dır. Umre ise nafiledir- ([7])
hadisidir. Hem de umrenin belirli bir zamanı olmadığı gibi. başka bir şeyin
niyetiyle de yapılabilir. Nitekim haccı kaçıran kimse, hac niyetiyle ihrama
girdiği halde umre olarak tamamlar. Bu ise, umrenin nafile olduğunu gösterir.
İmam-ı Şafii' nin dayandığı hadise gelince
ya onunla -Haccın amelleri umrede de mevcuttur» mânâsı kasdedilmiştir,
ya da bizim dayandığımız hadis ile çatıştığı için onunla umrenin farzıyeti
sabit olamaz. Temettü babında da söylediğimiz üzere (umre Kabe'yi tavaf ve Safa ile Merve
arasında saiy olmak üzere iki amelden ibarettir.![8]
Bu babın dayandığı
temel şudur: Ehl-i sünnet'e göre kişi -namaz, oruç, sadaka ve benzeri gibi-
işlediği herhangi bir iyi amelin sevabım başkasına verebilir. Nitekim Peygamber
Efendimiz (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem) iki tane beyaz koç kurban ederken,
birini kendi adına, birini de Allah'ın
birliğine ve kendisinin Allah'ın Peygamberi olduğuna şahitlik eden ümmeti
adına keserek kurbanlarından birinin sevabını ümmetine bahsetmiştir. ([9]) ibadetler
-zekât gibi yalnız mali, namaz gibi yalnız bedeni ve hac gibi hem mali ve hem
bedenî olmak üzere-bir kaç çeşittir. Birinci çeşidi,, ister keyfi, ister
mecburî olsun her iki durumda da başkası yerine yapmak caizdir. Çünkü bu
ibadet, yapıldıktan sonra yapanı kim olursa olsun gayesi hâsıl olur. İkinci
çeşidi ise, hiç bir durumda başkası yapamaz. Çünkü bu çeşit ibadetin gayesi
olan bedeni yormak ve nefsi İslaha çalışmak, başkasının yapması halinde hasıl
olamaz. Üçüncü çeşide gelince : Kişi onu başkasına da yaptırdığı zaman malî
zorluğa uğradığı için, bizzat yapamadığı zaman başkasına yaptırabilir. Ancak
hac bütün ömürde bir kere farz olduğundan, kişinin onu başkasına
yaptırabilmesi için ölünceye kadar kendisinin onu yapamaması şarttır. Fakat
nafile babı daha geniş olduğu için nafile olan haccı başkasına yaptırmak caizdir.
Sonra, mezhebin zahirine göre başkasına yaptırılan hac, yaptıranın olur, ki bu
konuda varit olan hadisler de bunu göstermektedir. Nitekim Has'amoğulları kabilesinden bir kadın i
-Babam çok yaşlıdır,
hayvan sırtında kendini tutamaz. Onun yerine hac yapabilir miyim? diye sorunca,
Peygamber Efendimiz (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) :-Baban yerine hac da yap
umre de» ([10]) diye cevap vermiştir.
İmam Muhammed ise: «Başkasına yaptırılan hac yapanın olur. Yaptıran kimseye
ise, ancak yaptığı masrafın sevabı hâsıl olur. Çünkü hac bedeni bir ibadet
olduğu için kişinin onu yapamaması halinde başkasına yaptırmak için yaptığı
masraf onun yerine geçer. Nasıl ki oruç tutamayan kimsenin verdiği fidye de
orucun yerine geçmiş olur diye söylediği rivayet olunmaktadır.
(Eğer bir kimseye iki
kişi ayrı ayn: «Benim yerime hac yap» diye söyler ve o da her İkisinin de
niyetiyle ihrama girerse, yaptığı. hac kendisinin olur ve eğer onlardan ücret
almış ise geri vermesi gerekir.) Çünkü başkasına yaptırılan hac -yukarıda da
söylediğimiz üzere- her ne kadar yaptıranın oluyorsa da, bu kimse kendisine
haccı yaptıran her iki kişinin de isteğine uymadığı için yaptığı hac kendisinin
olun Zira ikisi de haccı yalnız kendisi yerine yapmasını söylediği halde
kendisi ortaklı olarak her ikisi adına ihrama girmiştir. Ve biri diğerinden
öncelikli olmadığı için, yaptığı haccı sonradan birine vermesi de mümkün
değildir. Fakat eğer kişi anne ve babası yerine hac yaparsa böyle değildir.
Çünkü bu haccı karşılıksız olarak yaptığı için sevabını, anne ile babasından
hangisine vermek isterse verebiür. Burada ise, ücretle yaptığı için kendisine
yaptıranların isteğine göre hareket etmesi gerekir ve böyle yapmadığı için
yaptığı hac kendisinin olur. Bunun için de, onlardan aldığı ücreti geri vermesi
gerekir. Eğer ihrama girerken -İkisinden biri yerine ihrama girerim» diye
mübhem olarak niyet getirir ve ibham içinde haccını sürdürürse -herhangi biri
diğerinden öncelikli olmadığı için- yine ikisinin de isteğine uymamış sayılır.
Eğer mübhem olarak ihrama girdikten sonra ve fakat daha herhangi bir amelde
bulunmamışken ikisinden birini tayin ederse, İmam Ebû Yûsuf'a göre yine
böyledir ve kıyas da bunu gerektirir. Zira ihrama girerken kimin yerine ihrama
girdiğini belirtmesi gerektiği halde bunu yapmadığı için yaptığı hac
kendisinin olur. Fakat eğer ihrama girerken «Hac ile umreden birinin ihramına
girerim» diye niyet getirirse, sonradan hac ile umreden birine çevirebilir.
Çünkü bunda iltizam edilen ihram, diğerinde ise yerine ihrama girilen kimse
meçhuldür. İstihsamn delili de şudur; İhram bizatihi maksut olmayıp hac veya
umre yapabilmek için bir vesile olduğundan mübhem dahi olsa eğer daha hac veya
umrenin amellerinden bir şey yapılmamışken kimin için oiduğu tayin edilirse
vesile olmaya yarar. Fakat eğer ameller de ibham içinde yapılırsa öyle
değildir. Çünkü ibham içinde yapılmış olan bir şeyin sonradan tayini kabil
değildir.
(Eğer bir kimse bir
başkası yerine kıran haccı ihramına girerse kıran kurbanı kendisine ait olur.)
Çünkü kıran kurbanı kişiye, Ce-nâb-ı Allah'ın kendisini hac ile umreyi bir
arada yapmaya muvaffak kıldığı için lâzım gelen şükür kurbanıdır. Hac ile
umreyi bir arada yapan kimse ise ihrama giren kimsedir.
(Eğer bir kimse bir
başkasına kendisi yerine hac yapmasını, bir başkası da kendisi yerine umre
ihramına girmesini söyler ve ona kıran yapmak için de izin verirlerse yine
böyledir.) Yani kıran kurbanı aynı sebepten dolayı, kıran haccı yapan kimseye
aittir.
(İbsar kurbanı ise)
İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e göre (haccı yaptırana aittir. İmam Ebû Yûsuf
ise; «Haccı yapana aittir.) Çünkü ihsar kurbanı uzun zaman ihramda kalmaktan
kurtulma'; için ihramdan çıkma kefaretidir. İhramdan ise, ihramda olan kimse
çıkar (demiştir.) İmam Ebû Hanife ile îmam.Muhammed de: -lihramda olan kimseyi
bu zorluğa sokan, kendisine haccı yaptıran kimse olduğuna göre bu zorluktan
kurtulma kefaretinin de ona ait olması lâzım gelir» demişlerdir.
(Eğer bir kimse bir
ölü yerine hac yaparken ihsar edilirse) imam Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e
göre (ihsar kurbanı Ölünün bıraktığı maldan çıkar.) İmam Ebû Yûsuf ise: -Haccı yapan kimseye aittir» demiştir.
Sonra imam Ebû Hanife
ile î m a m Muham-med'in görüşüne göre ihsar kurbanı, kimisi: «Ölünün bıraktığı
malın üçtebirinden çıkar. Çünkü kurban da zekât ve kefaretler gibi karşılıksız
bir bağıştır», kimisi de.- «ölünün bıraktığı malın tamamından çıkar. Çünkü
haccı yapan kimseye Ödenmesi gereken bir alacaktır» demiştir.
tîhramda iken cinsel
ilişkide bulunmaktan dolayı lâzım gelen kurban ise haccı yapan kimseye aittir.)
Çünkü bu kurban ihramda işlenen suçun cezasıdır. Suçu ise, haccı yapan kimse
işlemiştir. (Bu kimse aynca, yaptığı masrafa da zamin olur.) Yani eğer bu kimse
daha Arafat vukufunu yapmamışken cinsel ilişkide bulunmakla haccını bozarsa,
kendisine haccı yaptıran kimsenin kesesinden yaptığı masrafı da ödemesi
gerekir. Çünkü kendisine haccı yaptıran kimse sahih bir hac yapmasını şart
koşmuştur. Fakat başkası yerine hac yapan kimse eğer Arafat vukufunu kaçınrsa
yaptığı masrafı ödemek zorunda olmaz. Çünkü elinde olmayarak kaçırmıştır. A r
a.f a t vukufundan sonra cinsel ilişkide bulunan kimse de yaptığı masrafa zamin
olmaz. Zira Arafat vukufundan sonra yapılan cinsel ilişki ile hac bozulmaz.
Ancak -yukanda da söylediğimiz gibi- kurban lâzım gelir ve- bu kurban da,
diğer kefaret kurbanları gibi ihramda olan kimseye aittir.
(Eğer bir kimse,
yerine hac edilmesini vasiyet eder ve öldükten sonra vasisi, vasiyetini yerine
getirerek yerine hac etmek için birini tutup gönderir, ancak tuttuğu adam
Kûfe'ye varınca Ölür veyahut parası çalmırsa) İmam Ebü.Hanife'ye göre fmalınin
geri kalan kısmının üçtebirinden ve ölünün evinden yola çıkmak şartı île bir
başkası tutulur, tmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed:
■Birinci adamın
öldüğü yerden yola çıkacak bir kimse tutulur- demişlerdir.) Buna göre meselede
iki yönden ihtilâf vardır:
1- ikinci adama verilecek ücret malın geri kalan
kısmının üç-tebirinden mi, yoksa tamamının üçtebirinden mi ödenir?
2- İkinci adam ölünün evinden mi, yoksa birinci adamın
öldüğü yerden mi yola çıkar? Birinci ve metinde mezkur olan görüş İmam Ebû
Han. i f e ' nindir. imam
Muhammed'e göre ise, eğer birinci adama verilen ücretten bir şey kalmış ise
ondan tutulur, kalmamış ise vasiyet bozulur. Çünkü vasiyet eden kimsenin
vasiyet ettiği mikdan ayırıp da zayi olduğu zaman nasıl vasiyeti bozuluyorsa,
tayin ettiği vasinin de -onun yerine kaim olduğu için- ayırdığı mikdarın zayi
olması halinde vasiyetin bozulması lâzım gelir.
İmam Ebü Yûsuf da:
-Malın tamamı üçtebirinin geri kalan kısımdan ödenir. Çünkü vasiyet ancak
terekenin üçte birinden nafiz olur. İmam Ebû Hanif e: «Çünkü ölünün vasi
tayin ettiği kimsenin terekeden yaptığı harcamalar ancak eğer Ölünün söylediği
yolda olursa sahih olur. Burada ise o yolda olmadığı için, terekeden ayrılmadan
ziyaa uğraması kabilindendir. Bunun için geri kalan kısmının üçte birinden
ödenir- demiştir.
İhtilâfın ikinci
konusu olan -ikinci adam ölünün evinden mi, yoksa birinci adamın varıp öldüğü
yerden mi yola çıkar?» mese-.
leşine gelince kıyas «ölünün evinden
yola çıkar» diyen İmam Ebû
Hanif e1 nin görüşünü
gerektirir. Zira; -Kişi Öldüğü zaman -üç şey dışında- her türlü ameli kesilir.-
([11])
hadisi, Ölen kimsenin yanda kalan amelinin dünya ahkâmı yönünden hükümsüz
olduğunda nasstır. Vasiyetin infazı da dünya ahkâmından olduğuna göre birinci
adamın hac yolundan kestiği mesafenin hükümsüz olması ve bunun için ikinci
adamın ölünün evinden yola çıkmasının vücubu lâzım gelir. Birinci adamın varıp
öldüğü yerden de yola çıkmanın caiz olduğunu istihsan eden iki imamın delili
de; -Allah'a ve O'nun Peygamber'ine hicret etmek üzere evinden çıkıp da yolda
ölen kimse, AHah'dan ecir almayı hak etmiş olur» ([12])
âyet-i kerimesi ile;
-Kim ki hac yolunda
ölürse ona her yıl, kabul olunmuş bir hac-cın sevabı yazılır» ([13])
hadisidir. Zira bu âyet ile hadisten, birinci adamın hac yolunda kestiği
mesafenin hükümsüz olmadığı ve hükümsüz olmayınca da, ikinci adamın onun
vardığı yerden yola çıkabildiği anlaşılır.
Bu ihtilâf, aslında
kendi adına hac yoluna çıkıp da yolda ölen kimse hakkında olup, başkası adına
çıkan kimse hakkında ise ona kıyasen caridir. (Anne ile babası yerine hac
ihramına giren kimse, haca bittikten sonra sevabını onlardan yalnız birine
verebilir.) Zira izin almadan başkası adma hac eden kimsenin, haccınin
sevabını haccı bittikten sonra o kimseye verebildiğine göre, ihrama girerken
getirdiği niyet hükümsüzdür. Bunun için bu kimsenin, anne ile babasının ikisi
niyetine girdiği haccın sevabını sonradan birine vermesi sahih tir. Fakat
başkasının emriyle ihrama giren kimse -yukarıda da aralarında ayırım
yaptığımız gibi- öyle değildir.[14]
[1] Bakara suresi, âyet 196
[2] Bunu yalnız Ebû Bekr'i Razi. Abdullah İbn-i Abbas ile
Abdullah tbn-1 Mesud'dan nakletmiştir. (Nasb-ürraye c. 3, s. 144)
[3] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan
Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye
Tercümesi, Kahraman Yayınları: 1/385-389.
[4] Darekutnl sft. 264
[5] Beyhakl c. 4 sh. 346
[6] el-Müstedrek c. 1 sh. 481, Darekutnl sh. 282, BeyhaU
c. 4 sh. 351
[7] Merfu olarak gariptir. îbn-t Ebl Şeybe Musannafında
Abdullah Îbn-I Mesud'dan mevkuf olarak rivayet etmiştir. tbn-İ Mace ile Tirmizl
de bunu merfu olarak «Hac cihattır, umre nafiledirt şeklinde kaydetmişlerdir.
tbn-I Mâce c. 1, s.' 221, Krmİzt c. 1 sh. 125
[8] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan
Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye
Tercümesi, Kahraman Yayınları: 1/389-390.
[9] tbn-i Mâce c. 1 s. 232, Ebü Davud c. 2 sh. 230.
Heysemî'nin Ez-Zevâid c."4 sh. 22'de kaydettiğine göre bu hadisi aynı
mânada ayrıca Bezzar, îmam Ah-med ve Taheranî de rivayet etmişlerdir.
(Nasb-ürraye c. 3 s. 152)
[10] Sıhah-ı Sitte'nin kaydettikleri bu hadiste Peygamber
Efendimiz (S.A.V.) kaduıa sadece :
«Baban yerine haccet» buyurmuş olup «umre et» emri yoktur
[11] Müslim c. 2 sh. 41. Nesal c. 2 sh, 132, Ebû Davud c. 2
sh. 43, Tİrmizt C. 1 Sil. 177
[12] Nisa sureti âyet 100
[13] Bu lâfız Ue gariptir. Taberanl ile Ebû Yala Ebû
Hüreyre (R.A.)'dan: «Kim ki hac yapmak üzere evinden çıkıp da yolda ölürse ona
Kıyamet gününe kadar hac yapan kimsenin sevabı yazılır, kim ki umre yapmak
üzere evinden çıkıp da yolda Ölürse Kıyamet gününe kadar ona umrenin sevtfbt
yazılır...» şeklinde rivayet etmişlerdir. (Nasb-Ürraye c. 3 s. 159)
[14] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan
Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye
Tercümesi, Kahraman Yayınları: 1/390-395.