24.1. Alışverişin Teşvik Edilmesi
24.1.1. Erkenden Rızık Aramaya Çıkmak
24.2.1. Alışveriş Hükümlerini Öğrenmek Vacibdir
24.3.1. Alışveriş Akdinin Siga Şartları
24.3.2. Yazışmayla Yapılan Akid
24.3.3. Elçi Vasıtasıyla Yapılan Akid
24.4.1. Akid Yapanların Şartlan
24.4.2. Akid Yapılan Malın Şartları
24.4.2.2. Malın İstifade Edilebilir Olması
24.4.2.3. Akid Yapanların, Tasarruf Edecek Mülkleri
Olması
24.4.2.4. Akid Yapılan Malın Tesliminin Mümkün Olması
24.4.2.5. Malın ve Fiatının Belli Olması
24.4.2.6. Satılan Malın Teslim Alınması
24.4.3. Alış -
Veriş Akdine Şahid Tutmak
24.4.5. Veresiye Müddetinin Artması ile Fiatın da Artması
24.4.6. Komisyonculuğun Caiz Olması
24.5.2. Zarurete Düşenin Satışı
24.5.4. Belirli Bir Şeyi İstisna Ederek Yapılan Satış
24.6. Ölçü Ve Tartının Yerine Getirilmesi
24.6.1. Terazinin
Müşteri Kefesinin Ağır Basmasının Teşvik Edilmesi
24.6.2. Alım - Satımda Müsamaha
24.7. Meçhul
(Ğarar) Alış-Veriş
24.7.1. Çakıl Taşı Atarak Yapılan Satışın Yasaklanması
24.7.2. Dalgıç Satışının Nehyi
24.7.3. Doğacak Yavrunun Satışı
24.7.9. Hayvanın Sırtındaki Yünün Satışı Bu Caiz
Değildir.
24.7.10. Sütteki Yağın Satışı Bu Da Caiz Değildir.
24.7.11. Hable'l-Habele Satışı
24.8. Gase Edilen Ve Çalınan Şeyin Satın Alınmasının
Haramlığı
24.9. İçki Yapana Üzüm Ve Fitne Çıkarana Silah Satmak
24.10. Haramla Karışık Bulunan Şeyin Satışı
24.11. Satış Sırasında Çok Yemin Etmenin Yasaklanması
24.12. Mescidde Alış-Veriş Yapmak
24.13. Cuma Ezanı
Sırasında Yapılan Satış
24.14. Tevliyye, Murabaha Ve Vadîa'ntn Caiz Olması
24.15. Mushaf'ın Satılması Ve Satın Alınması
24.16. Mekke Evlerinin Satışı Vb Kiraya Verilmesi
24.19. İstesna Satışı (Siparişle Satış)
24.20. Ekin Ve Meyvaların Satışı
24.20.1. Ürünü Toprak Sahibinin veya Ağaç Sahibinin
Satması
24.20.2. Ürünün Olgunlaşması (Salah) Nasıl Bilinir?
24.20.3. Tedricen Olgunlaşan Meyvaların Satışı
24.20.4. Başağındaki Buğdayın Satılması
24.20.5. Afete Uğrayan Ürünü Düşürmek
24.21.1. Akdin Gereklerine Uygun Olan Şartlar
24.23. Kusurlu Olmaması Şartıyla Satış
24.24. Satıcı İle Müşteri Arasındaki İhtilaf
24.25. Fasid Alışverişin Hükmü
24.26. Satılan Malın, Tesliminden Önce Telef Olması
25.27. Satılan Malın Teslimden Sonra Telef Olması
24.28.3. İhtiyaç Anında Fiatları Düşürmek
24.29.3. İhtikâr Ne Zaman Haram Olur?
24.30.4.1. Satış Sırasında Malin Kusurunu Gizlemenin
Saramltğı
24.30.4.2. Kusurlu Malın Satışının Hükmü
24.30.4.3. Alıcı ile Satıcı Arasında îhtilaf
24.30.4.4. Bozuk Yumurta Almak
24.30.4.6. Alışverişle «Kusuru Gizleme» (Tedlis) Muhayyerliği
24.30.4.7. Alışverişte Aldanma Muhayyerliği
24.30.4.8. Satmak İçin Pazara Getirilen Malı Karşılamak
24.30.4.9. Fiatı İddia ile Arttırmak
24.31. El-İkâle: Alışverişi Bozma
24.32.3. Şer'î Kaidelere Uygunluğu
24.32.4.1. Sermayenin Şartları
24.32.4.2. Selem Yapılan Malın Şartları
24.32.6. Selem Yapılan Malın, Selem Yapanın Yanında
Bulunması Şart Değildir
24.32.2. Teslim Yerinin Belirienmemesi Akdi Bozmaz
24.32.8. Süt ve Yaş Meyvede Selem
24.32.9. Selem Dışında Peşin Para Almanın Cevazı
Tirmizi'nin, Sahr
el-Gâmidi'den rivayetine göre, Nebi aley-hisselam şöyle buyurmuştur: «Allah'ım,
ümmetimin sabah erkenden çıktıklarında, (ticaretlerini) bereketli kıl.»
Râvi, şöyle demiştir:
Nebi, bir seriyye veya ordu göndereceği zaman, onu sabah erkenden gönderirdi.
Sahr (r.a.) tacir biriydi. O da bir ticaret kervanı göndereceği zaman erkenden
gönderir, böylece malı artar ve çoğalırdı.
Ali'den rivayete göre,
Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur : Allah Teâlâ, helal kazanç peşinde koşan
bir kulunu görmekten hoşlanır.»
(Hadisi Taberâni ve
Deylemi rivayet etmiştir.)
Mâlik bin Enes (r.a.)
'den yapılan rivayete göre, Allah Rasûlü, sallallahü aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur: «Helâl kazanç aramak, her müslümana vacibdir.»
(Hadisi Taberâni
rivayet etmiş; Münzİri, «înşaallah isnadı 'hasen'dir.» demiştir.)
Râfi' bin Hadîc'den
rivayete göre; -Ey Allah'ın Rasûlü, hangi kazanç daha hoş (helâl) dur?» diye
soruldu. Nebi aleyhisselam, şöyle buyurdu: -Kişinin kendi eliyle yaptığı ve
aldatma olmayan alışveriştir.»
(Hadisi Ahmed ve
Bezzar rivayet etmiştir. Taberâni'nin, İbn Ömer'den rivayetinin senedi 'sika'
râvilerden oluşur.)
Kazançla uğraşan
herkesin, sahih muamelelerde bulunması ve harcamalarının fesaddan uzak olması
için, alışverişi sahih yapan ve bozan şeyleri bilmesi vacibtir. Rivayete göre,
Ömer (r.a.) çarşı-pazarları dolaşır ve bazı tüccarlara kamçıyla vurarak;
«Pazarımızda sadece fakih olanlar alışveriş yapabilirler. Aksi takdirde riba
yemek istenir veya kaçınılır» derdi.
Zamanımızda pek çok
müslüman muamelâtı öğrenmeyi ihmal edip, gaflete düşmüşler ve kazancın artması
ve kârın kat kat fazlalaşması üzerine, haram yemeyi önemsemez olmuşlardır. Bu
pek büyük bir hata olup, bu hususu yok etmek için çalışmak, mubah ile
sakıncalıyı ayırdetmek, kazancını temizlemek ve mümkün olduğu kadar şüpheli
şeylerden uzak durmaya çalışmak, ticaretle uğraşan herkese vacibtir.
Allah Rasûlü,
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur : «İlim öğrenmek, kadın, erkek
her müslümana farzdır.»
Helal yeyip temiz
kazanç sağlamak ve insanların güveniyle, Allah'ın hoşnudluğunu kazanmak
isteyen kimsenin buna dikkat etmesi gerekir.
Nu'man bin Beşîr'den
rivayete göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Helâl bellidir, haram da
bellidir. Bu ikisi arasında şüpheli işler vardır. Günah olması şüphesi bulunan
şeyi terkeden kimse, açık olanı da terketmiş olur. Günah olma şüphesi bulunan
şeylere dalan kimsenin ise, açık olanlara da dalması yalandır. Günahlar,
Allah'ın koruluğudur. Koruluk etrafında sürüsünü otlatanın, koruluğa
dalmasından korkulur. »
(Hadisi Buhari ve
Müslim kaydetmiştir.)
Alışverişin manası,
lügatte, mutlak değiş - tokuştur. Alışveriş ve ticaret kelimeleri aynı manada
kullanılır. Alışveriş ile, bir mah diğer mal ile, karşılıklı rıza ile değiş -
tokuş etmek veya bir mülkü bir bedel karşılığında izin verilen şekilde
başkasına devretmek kastedilir.
Alışveriş, Kitab,
Sünnet ve icmâ-ı ümmet ile meşrudur.
Kitab'dan delili:
Allah Teâlâ, şöyle buyuruyor: Allah, alışverişi helâl, faizi ise, haranı
kılmıştır.- (Bakara: 275)
Sünnetten deli: Allah
Rasülü, sallallnhü aleyhi ve sellem söyle buyuruyor: Kazancın en üstünü kişinin
el emeği ile yaptığı ve aldatma olmayan her alışveriştir.»
Ümmet, alışverişin
caiz olduğunda birleşmiş ve Allah Ra-sulü'nün zamanından günümüze değin bunu
yapmışlardır.
Allah, alışverişi
kullarını müreffeh kılmak için meşru kılmıştır. İnsan grublanndan hiç bir
ferdin, yaşadığı müddetçe, müstağni kalamayacağı giyecek, gıda ve diğer zaruri
ihtiyaçları vardır. Hiç kimsenin kendisini bunlardan ayrı tutması mümkün
değildir. Çünkü onları kazanmaya, diğer şeylere göre daha muhtaçtır. Kişinin
ihtiyaç duyduğu diğer şeylere karşılık, sahip olup ihtiyaç duymadığı şeyleri
verdiği değiş - tokuştan daha mükemmel bir kazanç yolu yuktur.
Alışveriş anlaşması
tamam olup gerekli şart ve rükünleri yerine getirildiği zaman, satılan malın
mülkiyeti, satılana geçer, ücreti ise mülkiyeti satın alandan satana geçer,
üöylucu bunlardan her birinin, kendisine geçen şeyleri, her türlü meşru tasarrufta
kullanması helâl olur.
Alışveriş akdi, icab
ve kabul ile gerçekleşir. Değersiz şeyler bunun dışındadır. Bunlarda icab ve
kabul şart olmayıp, karşılıklı alıp-verme yeterlidir. Bu konuda örfe
başvurulur ve halk arasında genel olarak yaygınlaşmış adetler geçerlidir.
İcab ve kabulde
muayyen lafızlar şart değildir. Çünkü akid-de, amaçlar ve manalara öner
verilir, yoksa Iafi2lara ve şekillere değil.
Bu konuda, değiş
tokuştan ve alıp vermeden hoşnut olduğunu gösteren, yani hoşnutluğa delalet
eden, meselâ satanın “sattım”, verdim”, “temlik ettim”, «o senindir” veya
«fialtını ver”gibi ve müşterinin de, “satın aldım”, »kabul ettim”, “razı oldum”veya
“fiatını al” gibi sözleri ile temlik edip, temlik almayı bildiren karinelere
i'tibar edilir.
îcab ve kabulün her
ikisinde de akid sîgası şarttır. Şöyle ki:
a) Her
birinin aralarında uzun bir fasıla olmaması, bir mecliste ve diğeri ardından
olması gerekir.
b) Karşılıklı
rızanın gerekli olduğu satılan mal ve fiatı hakkındaki icab ve kabulün
birbirine uygun olması gerekir. Eğer icab ve kabul ayrı ayrı şeylerde olursa,
satış akdi gerçekleşmez. Meselâ satıcı: «Bu elbiseyi sana beş yüz liraya
sattım», müşteri de «dört yüz liraya kabul ettim,- dese, aralarındaki
alışveriş, icab ile kabul farklı olduğu için gerçekleşmez.
c) İkisinin
de mazi (geçmiş zaman) lafızları ile olması gerekir. Meselâ satıcının
«sattım,» müşterinin de «kabul ettim» demesi gibi. Veya hal (şimdiki zaman)
kastedilen muzari (geniş zaman) lafızları ile olur. Mesela: hal kastedilerek;
«satıyorum» ve «alıyorum» denmesi gibi. Bununla gelecek kastedilir veya başına
Arapçada geleceğe ait olan ekler getirilirse, bu akid va'de-dilmiş olur. Akdin
va'dedilmesi durumunda ise şer'an bu akde i'tibar edilmez. Bu yüzden, akid
sahih olmaz.
İcab ve kabul ile akid
gerçekleştiği gibi, akid yapanların birbirinden uzakta olması veya birinin
dilsiz olması şartıyla yazışma ile yapılan akid de gerçekleşir. Her ikisi de
bir mecliste iseler ve konuşmaya engel bir özürleri yoksa, yazışmayla akid olmaz.
Çünkü yazışma, konuşmaya denk değildir. Konuşma, başka şeye delalet
çeşitlerinin en açığıdır. Ancak, başka şeye delalette lafızlara denk başka bir
şeyi lüzumlu kılan, gerçek bir neden (dinsizlik gibi) bulunursa, o başka...
Akdin tamamlanması
için, kendisine yazılan kimsenin, bunu yüksek sesle okuyarak kabul etmesi
şarttır.
Sözle ve yazışma ile
akid gerçekleştiği gibi, akid yapanlardan birinin diğerine gönderdiği elçi
vasıtasıyla da akid gerçekleşir. Ancak elçi gönderilen kimsenin, bildirme
akabinde bunu kabul etmesi şarttır.
Bu iki şekilde, kabul
meydana geldiği zaman, akid tamamlanır. Kabulü için gerekli bilgi beklenilmez.
Dilsizin anlaşılan
işaretlerle akid yapması da böyledir. Çünkü onun muteber işaretleri, dil ile
konuşmaya eşittir. Dilsizin yazısı anlaşılıyorsa akid yapması da caizdir.
Bazı fakihlerin ileri
sürdüğü muayyen lafızların bulunması şartı, ne kitapda, ne de sünnette yoktur.
Alış - verişin sahih
olarak gerçekleşmesi için bulunması gereken bazı şartlar vardır. Bunlar
aşağıdadır:
Bunlardan bir kısmı
akid yapanlara ilişkindir. Bir kısmı akid yapılan şeye (yani akid yapanların
birinden diğerine geçecek olan, fiat ve satılan mala) ilişkindir.
Akid yapanların, âkil
ve müeyyiz olması şarttır. Delinin, sarhoşun ve mümeyyiz olmayan çocuğun
yaptığı akid sahih değildir. Eğer delinin bazan aklı basma geliyorsa,
delilikten kurtulduğu sırada yaptığı akid sahih, delilik halinde yaptığı akid ise,
sahih değildir.
Mümeyyiz çocuğun akdi
sahihtir ve velisinin iznine bağlıdır. Eğer velisi icazet verirse, şer'an akid
gerçekleşmiş olur.
Akid yapılan malda
altı şartın bulunması gerekir:
1- Malın
helal olması,
2- Ondan
istifade edilebilmesi,
3- Akid
yapanın malık olması,
4- Tesliminin
mümkün olması,
5- Onu
tanıması,
6- Satılan
malın teslim alınabilmesi. Bunların açıklaması aşağıda gelecektir.
Câbir (r.a.)'in
naklettiği hadis gereğince, akid yapılan mal teiniz (helâl) olmalıdır. Allah
Rasûlü aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Allah hamr (içkilin, meyte (leş)'nin,
domuzun ve putların satışını haram kılmıştır.» «Ey Allah'ın Rasûlü! Meyte yağlarına
ne dersin! Onlarla gemiler boyanır, deriler yağlanır ve halk onunla
aydınlanır.» diye soruldu. Nebi aleyhisselam: «Hayır, o haramdır,» buyurdu.
Hadiste bulunan «O
haramdır» kelimesindeki «O» zamiri meyte yağlarının «alış - verişine» aittir.
Bu sebeble satmaksızın meyte yağlarını kullanmak, derileri yağlamak ve onlarla
aydınlanmak caiz olur. Yalnız bunlar yenmemeli ve insan bedenine dahil
edilmemelidir.
İbn Kayyım «î'lâmu'I-Muvakkı'în»de
«haramdır» sözü hakkında iki görüş olduğunu söyleyerek şöyle demiştir:
a) Onların
satışı haramdır.
b) Bu fiiller
haramdır.
îki görüş de şu soruya
dayanmaktadır: «Anılan faydalanma şekilleri için, satılması mı, yoksa anılan
faydalanma mı nehyedilmiştir?»
Alimlerimiz
birincisini tercih etmiştir. Bu daha açıktır. Çünkü, Nebi aleyhisselam,
onların buna ihtiyaçları olduğu için bu «faydalanma şekillerinin» haram olduğunu
bildirmemiş, ancak onlara “satışının» haram olduğunu haber vermiş ve
yahudilerin bu tür faydalanma için onları sattıklarını bildirmiştir. Onlara
onun satışına izin vermemiş ve onları anılan faydalanma şekillerinden de
nehyetmemiştir. Satışın caiz olmaması, onlardan faydalanmanın da helal
olmadığını göstermez.»
Sonra Allah Resulü
hadisin sonunda şöyle buyurmuştur: Allah yahudileri kahretsin. Allah onlara
meytenin etlerini haram kıldı. Onlar da onu toplayıp, sattılar ve kazancını
yediler.»
îlk üç şeyin (meyte,
hanır ve domuz) satışının haram kılınmasının illeti, alimlerin çoğunluğuna
göre, onların «necis» olmalarıdır. Bu illet, diğer bütün necis şeylere
uygulanır.
Hanefiler ve
Zahiriler, şer'an helal olan bir menfaat bulunan şeylerin tümünü bundan
istisna etmişler ve satışına cevaz vererek şöyle demişlerdir: «Tarlalarda
kullanılması zaruri» olan hayvanların necis olan tezek ve dışkılarının satışı
caizdir. Onlardan yakacak ve gübre olarak faydalanılır. Yine aydınlatmada ve
boyamada kullanılan necis yağlar gibi, yeme ve içme dışında faydalanılan necis
şeylerin satışı da caizdir. Yeme dışında istifade edildiği sürece boyamak için
satılan necis boyaların ve benzerlerinin satışı da caizdir.»
Beyhaki'nin sahih
senedle rivayetine göre Ibn Ömer'e, içine fare düşmüş olan yağ hakkında
soruldu. O şöyle dedi: «Onları aydınlatmada kullanın ve onlarla derilerinizi
yağlayın.»
Allah Rasûlü
sallallahü aleyhi ve sellem, Meymune'nin atılmış ölü koyununa rastladı. «Onun
derisini alıp, tabaklasanız da ondan faydalansanız?- buyurdu. «Ey Allah'ın
Rasûlü , O meytedir.» dediler. Nebi aleyhisselam: «Onun ancak yenmesi haramdır.»
buyurdu. Bu hadisin anlamı, meyleden yeme dışında istifadenin caiz olduğunu
gösterir. Ondan istifade etmek caiz olunca, mubah olan bu faydalanma için
satılması kastedildiği sürece, onun satışı da caizdir.
Haşerelerin, yılanın
ve farenin satılması caiz değildir. Ancak onlarla faydalanılabiliyorsa o başka.
Kedinin, arının, şahinin ve arşlarım satışı da — onlarla av yapılabildiği veya
derisinden faydalanıldığı zaman — caizdir.
Yük için filin satışı
caizdir. Yenilmese bile papağan, tavus ve görünüşü güzel diğer kuşların
satılması da caizdir. Seslerini dinleme ve güzelliklerini seyretme gayeleri,
mubah amaçlardır.
Allah Rasûlü
aleyhisselatu ve's-selam nıenettiği için, köpeğin satışı caiz değildir. Av
için eğitilmiş köpek, bunun dışındadır. Ziraat ve bekçi köpeği gibi edinilmesi
caiz olanlar hakkında Ebû Hanife «Bunların satışı caizdir.» demiştir, Atâ ve
Nehâî: Nebi aleyhisselam'ın av köpeği dışında köpeğin kazancından nehyetmesi
gereğince yalnız av köpeğinin satışı caizdir.» demişlerdir. Hadisi Nesâi
Câbir'den rivayet etmiş, Hafız; «isnadının ricali sikadır.» demiştir.)
Onu (köpeği) telef
edenin kıymetini ödemesi gerekli midir? Şevkanî şöyle demiştir: Satışının haram
olduğunu söyleyen, bunun gerekli olmadığını söylemiştir. Bunu caiz görenler
ise, tazminin vacib olduğunu söylemişlerdir. Alış - veriş konusunda ayırımlarda
bulunan hakkında, kıymetinin tazmini konusunda da ayrılığa düşülmüştür.
Malik'ten «Satışının caiz olmadığı ve kıymetinin tazmini gerektiği»
nakledilmiştir. Yine ondan satışının sadece mekruh olduğu da rivayet
edilmiştir. Ebu Hanife ise: «Satışı caizdir, onu telef eden de tazmin eder.»
demiştir.
Müzik aletlerinin
satımı
Müzik aletlerinin
satışı da bu konuya dahildir. Müzik ile mubah ve helal olan bir faide
amaçlanıyorsa, caizdir ve dinlenmesi de mubahtır. Böyle şer'i menfaat
bulununca, müzik aletlerini satmak ve almak caiz olur. Çünkü bunlar kıymetli
şeylerdir. Helal şarkının misali şunlardır:
1- Kadınların
çocuklarına şarkı söylemeleri ve onları eğlendirmeleri.
2- Çalışanların
ve zanaatkarların çalışma esnasında, yorgunluklarını hafifletmek ve
birbirlerini teşvik etmek için şarkı söylemeleri.
3- Mutluluk
anlarında, bunu belli etmek için şarkı söylemek.
4- Bayram
günleri sevinci izhar ederek şarkı söylemek.
5- Cihada
teşvik için şarkı söylemek.
Müziğin,
neşelendirdiği ve çalışmayı desteklediği her türlü iyi işlerde de hükmü
böyledir.
Sözleri güzel olan
şarkı güzel, sözleri çirkin olan şarkı ise çirkindir. Şehveti azdıran, fıska
çağıran, kötülükleri bildiren veya taatden alıkoyan şarkılar gibi şarkılar,
helal dairesinden çıktığı zaman, helal değildir.
Müziğin kendisi
helaldir. Ancak helal dairesinden çıkması arızidir.
Onu yasaklayan
hadisler, buna hamlolunur.
Helal olduğunun
delilleri:
Buharı, Müslim ve
başkalarının Aişe (r.a.) 'den rivayetine göre Ebu Bekir (r.a.) Aişe (r.a.)'nin
yanına yanında def çalan ve şarkı söyleyen iki cariye varken- girdi. Bu sırada
Allah Ralusu sallallahu aleyhi ve sellem elbisesine sarılmış durumdaydı. Ebu
Bekir (r.a) bunları azarladı. Allah Rasûlü sallaîlahu aleyhi ve sellem yüzünü
açıp, «Onları bırak ey Ebu Bekir, çünkü onların bayram günleridir.» buyurdu.
Ahmed ve Tirmizi'nin
sahih isnadla rivayetine göre- Allah Rasûlu aleyhisselam gazalarından birine
çıktı. Döndüğü 'zaman kara bir cariye gelip; -Ey Allah'ın Rasûlü eğer Allah
seni salimen dondürürse, önünde def çalıp, şarkı söylemeyi adamıştım., dedi.
Nebî aleyhisselam: «Eğer adamışsan, çal.» buyurdu. Cariye de çalmaya başladı.
Sahabi ve tabiinden
pek çoğunun şarkı dinledikleri ve çalgı aleti kullandığı sahih olarak
nakledilmiştir. Sahabiden Abdullah bin Zübeyr, Abdullah bin Ca'fer ve
başkaları ile tabiinden Ömer bin Abdülaziz, Kadı Şurayh, Abdülaziz bin Mesleme
(Medine müftüsü) ve başkaları bunlardandır.
Üçüncü olarak;
tasarruf edecek mülkün bulunması veya maliki tarafından izinli bulunması
gerekir. Alış veya satış, izinden önce olursa, bu fuzuli tasarruflardan
sayılır.
Fuzuli satış: Fuzuli,
izinsiz olarak başkası adına akid yapmaktır. Meselâ kocanın, izni olmadan
karısının malını satması veya almasına izin vermediği halde birşeyi onun adına
satın alması gibi.
Yine, kişinin
başkasının mülkünü o yokken satması veya onun izni olmaksızın birşey satın
alması da böyledir.
Fuzuli akid; ancak
malikin veya velisinin onayına bağlı olarak sahih akid sayılır. Sahibi izin
verirse gerçekleşir; izin vermezse batıl olur.
Delili, Buharî'nin
Urve el-Bariki'den rivayet ettiği şu hadistir ; Allah Rasûlü sallallahu aleyhi
ve sellem bana bir dinar vererek, kendisine bir koyun satın almaya yolladı.
Onunla iki koyun satın aldım. Birini bir dinara sattım ve bir dinar ile bir koyunu
O'na verdim. Benim için: «Allah tuttuğunu bereketlendirsin.» diye dua etti.
Ebu Dâvûd ve
Tirmizi'nin Hâkim bin Hizam'dan rivayetine göre. Nebi aleyhisselam onu bir
dinara kurbanlık almaya gönderdi. O bir koyun satın aldı ve onu iki dinara
satarak, bir dinar kâr etti. Sonra onun yerine bir dinara başka bir koyun satın
aldı. Onu ve bir dinarı Allah Rasûlüne getirdi. Nebi aleyhisselam ona : «Allah
alış - verişini bereketlendirsin.» buyurdu.
İlk hadiste, Urve, iki
koyun satın almış ve ikinci koyunu malikinin — ki o Nebi aleyhisselam'dır —
izni olmadan satmıştır. O'na dönüp, bunu bildirince Nebî aleyhisselam kabul
edip ona dua etmiştir. Bu, ikinci bir koyunun satın alınıp, onun satılmasının
sahih olduğuna delildir.
Bu ayrıca, kişinin
başkasının mülkünü izinsiz olarak satmasının ve ona mülk satın almasının sahih
olduğuna da delildir. Ancak, bu tasarrufta, mülk sahibinin zarara uğramasından
sakınılarak onaylaması beklenir. İkinci hadiste geçtiğine göre; Hakim, bir
koyun satm aldıktan sonra, Allah Rasûlü aleyhi sselam'm mülkü olan bu koyunu
satmıştır. Sonra onun için ikinci bir koyun almış ve bunlar için O'ndan izin
almamıştır. Rasûl aleyhisselam onun tasarrufunu onaylamış ve getirdiği koyunu
kesmesini emrederek, ona dua etmiştir. Bu, ilk koyunun satılıp, ikinci bir
koyun satm almasının sahih olduğuna delalet eder. Eğer sahih olmasaydı, Nebi
aleyhisselam bunu hoş görmez ve ona alışverişten geri dönmesini emrederdi.
Akid yapılan şeyin
tesliminin, şer'an ve hissen mümkün olması gerekir. Hissen teslimi mümkün
değilse, — denizdeki balık gibi — satışı sahih olmaz.
Ahmed'in İbn Mes'ûd
(r.a.)'dan rivayetine göre, o şöyle demiştir. «Denizdeki balığı satın almayın.
Çünkü bu garar (meçhul alış - veriş) dir.» (Hadis îmran bin Husayn yoluyla
Nebi aleyhisselam'a merfuan nakledilmiştir.)
Dalgıcın çıkardığı
şeyden nehiy varid olmuştur. Bununla -Denize başkası için dalan kimsenin «Bu
dalışımdan çıkardığım şeyler şu fiata senindir,» demesi kastedilmektedir.
Annesinin karnında
bulunan cenin de böyledir. Yerine dönmesi mu'tad olmayan menfilet kuşunun
satışı da bu konuya girer. Eğer gece bile olsa, kuş yerine dönmeyi adet
edindiyse — alimlerin çoğunluğuna göre — bunun da — an hariç — satışı sahih
değildir. Çünkü Allah Rasûlü aleyhisselam kişinin yanında olmayan şeyi
satmasını menetmiştir.
Hanefilere göre bu
sahihtir. Çünkü arı dışında bunları teslime kadirdir.
An beyinin veya bütün
diğer hayvanların erkeklerinin döllerini satmak da bu konuya dahildir. Allah
Ra-sûlü aleyhisselam — Buhari ve başkalarının naklettiği gibi— bundan menetmiştir.
Çünkü bu değersiz, belirsiz ve teslime müsaid olmayan bir şeydir.
Alimlerin çoğu, onun
satışının ve kiralanmasının haram olduğu, döle karşılık, şart koşulmadığı
halde verilen ikramm ise bir mahzuru bulunmadığı görüşündedir.
Malum bir sürede
döllenme için kiralamanın caiz olduğu da söylenmiştir. Bunu Hasan ve ibn Şirin
demiştir. Bu görüş, Malik'den de nakledilmiş, Şafi'î ve Hanbeliler de bu görüşe
yönelmiştir.
Kendisine meçhullük ve
belirsizlik bulunduğu için memedeki sütü sağmadan satmak da böyledir.
Şevkani şöyle
demiştir: Ancak, «sana ineğimin sütünden bir sa'ını sattım.» gibi Ölçü ile
.satılması bunun dışındadır.
Hadis, meçhullüğû ve
belirsizliği ortadan kalktığı için bunun caiz olduğuna delalet eder.
Süt annenin sütü de
bundan müstesnadır. Ona ihtiyaç olduğu için, satışı caizdir.
Hayvanın sırtındaki
yünü satmak ise caiz değildir. Çünkü satılmayan ile satılan şeyin karışık
bulunması sebebiyle teslimi mahzurludur.
ibn Abbas (r.a.) 'dan
rivayete göre, o şöyle demiştir: «Allah Rasûlü aleyhisselam yenilecek hale
gelmemiş yaş hurmanın, hayvanın sırtındaki yünün, memedeki sütün ve sütteki
yağın satışını menetti. (Hadisi Darekutni kaydetmiştir.)
Rehin bırakılmış veya
vakfedilmiş mal gibi, şer'an teslimi mümkün olmayan şeylerin satılması
durumunda akid gerçekleşmez.
Allah Rasûlü
aleyhisselam hayvana işkence etmeyi menettiği için, dişi hayvan ile yavrusunun
ayn ayn satılması da bu hükme girer.
Alimlerin bazılan,
kesime kıyasen bunu caiz görmüşlerdir. Evla olan da budur.
Alacağm satışına
gelince; alimlerin çoğunluğu alacağın borçluya satımının caiz olduğu
görüşündedirler.
Hanefiler, Hanbeliler
ve Zahirîler, borçludan başkasına satılmasının, satanın onu teslime kadir
olmaması sebebiyle sahih olmadığını söylemişlerdir. Bu, borçlunun teslim etmesi
şart koşulmuş bile olsa, sahih olmaz. Çünkü teslim şartı, satandan başkasına
konulmuştur ve satışı bozan fasid bir şart olur.
Satılan mal ile
fiatinm belli olması gerekir. Her ikisi veya biri belirsiz olduğunda alışveriş,
ğârar (meçhullük ve zarar) bulunduğu için sahih değildir. Satılan malın
bilinmesinde —götürü usulü alışverişte olduğu gibi—malın görülmesi yeterlidir.
Mal, zimmette ise akid yapanların her ikisinin de malın miktar ve sıfatını
bilmesi gerekir.
Fiatın sıfatı, miktan
ve müddetinin belirlenmiş olması va-cibdir. Akid meclisinde bulunmayan ve
görülmesinde güçlük veya zarar bulunan şeyin satımı ise, götürü usulü
alışveriştir. Bu alışverişin tümü için, aşağıda anlatacağımız hükümler vardır:
a) Akid
yapılan mecliste bulunmayan şeyin satışı:
Hakkında bilgi
edinmeyi sağlayacak vasıflarının belirtilmesi şartıyla, akid meclîsinde
bulunmayan bir şeyin satışı caizdir.
Sonra, açıklanan
vasıflan taşıdığı ortaya çıkarsa alışveriş bağlayıcı olur. Eğer aksi ortaya
çıkarsa, akid yapan iki tarafdan onu görmeyen kimsenin akdi sürdürme veya
feshetme muhayyerliği vardır. Bu hususta satıcı ile müşteri aynıdır.
Buharı ve başkalarının
rivayetine göre, İbn Ömer Cr.a.) şöyle demiştir: -Mü'minlerin emiri Osman
(r.a.)'a O'nun Hayber'-deki malı karşılığında bir vadi mal sattım.»
Ebu Hureyre'nin
rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Kim görmediği bîrşey
satın alırsa ,onu gördüğü zaman muhayyerdir.» (Hadisi Darakutni ve Beyhaki
kaydetmiştir, îsnadmda Ömer bin İbrahim el-Kerdi vardır. Bu ise zaiftir)
b) Görülmesinde
güçlük veya zarar bulunan şeyin satımı:
Hazır olmayan (gaib)
şeyleri, adet ve örfe göre vasıflandığı veya vasıflan bilindiği zaman satmak
caizdir.
Paketlenmiş
yiyecekler, kutularındaki ilaçlar, oksijen tüpleri, benzin ve gaz bidonları
ile açılmasında güçlük veya zarar olduğu için ancak kullanma sırasında açılan benzeri
şeyler böyledir.
Havuç, şalgam,
patates, mısır patatesi, soğan ve buna benzer ürünü yer altında bulunan
sebzeler de bu konuya girerler. Bu, satılan şeyin topraktan çıkarılarak bir
defada satışı mümkün olmamasındandır. Bunlan çıkarmanın güçlüğü ve genellikle
malların bozulması veya kullanılmaz hale gelmesi sebebiyle parça parça satmak
mümkün değildir.
Üstü örtülü olan,
ürünü sadece bulunduğu şekilde satmak mümkün olan geniş tarlalardaki ürünün
akidleşme vasıtasıyla satışı, adet olmuştur. Satılan ürün, benzerlerinden aşın
şekilde farklılık gösterdiğinde ve bu akid yapanlardan birine zarar verdiğinde,
muhayyerlik vardır. Dilerse akdi sürdürür, isterse onu fesh eder. Bu aynen,
yumurta satın alan kimsenin onun bozuk olduğunu anlayınca tutma veya zararı
sebebiyle iade etme arasında muhayyerlik hakkının olması gibidir.
c) Cizaf
alış - verişi:
Cîzaf.- Miktarı
ayrıntılı olarak bilinmeyen şeydir. Bu, Allah Rasülü aleyhisselam zamanında
sahabe arasında bilinip, uygulanan alış - veriş çeşitlerinden biridir. Alış-
veriş yapan iki tarafı, gördükleri bir ticaret malı hususunda, miktarını
bilmeden—ancak az hata eder ve sıhhatli takdirde bulunan ehil kimselerin
tahmini ile — akid yaparlardı.
Eğer fiatta zarar
olursa, bu azlığı sebebiyle müsamaha ile karşılanan basit bir şey sayılırdı.
İbn Ömer (r.a.) şöyle
demiştir: Çarşının yukarısında cizaf ile yiyecek alıp, satarlardı. Allah Rasulü
aleyhisselam malı nakletmedikçe böyle alış - veriş yapmaktan onlan menetti.
Rasül aleyhisselam
onların cizaf (götürü usulü) alış - verisini kabul etmiş, sadece onların
nakletmeden önce alış-veriş yapmalarını yasaklamıştır.
îbn Kudâme şöyle
demiştir: Satıcı ve müşteri onun miktarından habersiz oldukları zaman buğdayın
cizaf ile satışı caizdir. Bu konuda ayrılık olduğunu bilmiyoruz.
Değerinden istifade
edilecek ise, satılan malın kabzedümiş olması gerekir. Bu konunun açıklaması
aşağıdadır:
Kabz (teslim alma) dan
önce ve sonra değeri ile mülk hasıl olmayan şeylerin, vasiyyet, miras ve vedia
(emanet)mn satışı caizdir. Birşey satın alan kimsenin, kabzından, sonra onu
satması, hibe etmesi veya onda tasarrufta bulunması caizdir. Ama teslim alma
gerçekleşmemişse, bu durumda o malda — satışı dışında — diğer tüm meşru
tasarruf çeşitlerinden biri ile tasarrufta bulunması sahih olur.
Satışı dışındaki
tasarrufların sahih olmasının sebebi, sırf akid sebebiyle müşterinin satılan
şeye malik olması ve mülkünde dilediği gibi tasarrufta bulunma hakkına sahip
olmasıdır.
îbn Ömer şöyle
demiştir: «Sünnet, el sıkışarak akid yapılan şeyin, müşterinin malı olduğu
şeklinde yerleşmiştir.» (Hadisi Bu-harî kaydetmiştir.)
Teslimden önce satışa
gelince, bu caiz değildir. Çünkü malın ilk satıcının yanında iken telef olması
ve böylece satışın garar (zarar) olması muhtemeldir. Garar satışı ise sahih
değildir. İster gayr-ı menkul, ister menkûl olsun ve ister miktarı belli,
isterse belirsiz olsun aynıdır. Çünkü, Ahmed, Beyhaki ve İbn Hibbân'ın «hasen
isnadla» rivayetine göre. Hâkim bin Hizam : «Ey Allah'ın Rasûlü! Ben ticaret
malları satın alıyorum. Bu hususta helal ve haramlar nelerdir?» diye sordu.
Nebi aîeyhisselam şöyle buyurdu. «Bir şey satın aldığın zaman onu teslim almadıkça
satma.»
Buharı ve Müslim'in
rivayetine göre : «Allah Rasûlü aleyhisselam zamanında miktar belirsiz yiyecek
satın alıp, onu kendi konak yerine nakletmeden sattıkları için insanlar
dövülür idi.»
Bu prensipten, iki
nakidden (altın ve gümüş) birinin diğeri ile teslimden önce satışının caiz
olması müstesnadır.
İbn Ömer (r.a.)
Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e dinar ile deve satımı ve ona karşılık
dirhem almayı sordu. Nebi aleyhisselam buna izin verdi.
Kabzın manası: Akar
(gayr-ı menkûl) da kabz (teslim alma) ; satanın, onu mülküne dahil eden
kimsenin, (toprağın ekime, evin yerleşmeye, ağacın gölgelenmeye veya meyvasımn
toplanmaya ve benzeri) onunla amaçlanan faydalanma şekillerini yapmasına
müsait hale getirmesi ile olur.
Yiyecek, elbise,
hayvan ve benzeri gibi nakli mümkün olan menkûl eşyalardan kabz (teslim alma)
ise, aşağıdaki şekilde olur:
Birincisi: Eğer ölçüsü
belli ise ölçü veya tartı ile miktarının ödenmesi ile.
İkincisi: Eğer götürü
usulüyle ise, bulunduğu mekandan nakledilmesi ile.
Üçüncüsü : Bunun
dışında kalanlar hususunda ise örfe göre.
Menkûlde kabzın, miktarın
belirlenmesi (ölçülmesi) öyle olduğunun delili, Buharî'nin naklettiği Nebi
aleyhisselam'ın Osman bin Affan'a söylediği şu buyruğudur: -Ölçüsü belirlendiği
zaman, onu ye.»
Bu hadis keyl ile
miktarı belirleme şart koşulduğunda, keyî ile ölçmenin vacib olduğuna delildir.
Her ikisi de eşyanın takdirinde mi'yar (ölçüt) olmada ortak oldukları için
vezin (tartı) da böyledir. Her şeyin, miktarı belirlenerek temlik edilmesi gerekir.
Bunların miktarının ölçülmesi kabz yerine geçer. Yiyecek veya başka bir şey
olmaları aynıdır.
Bulunduğu yerden
naklin vacibKğine delil ise, Buharı ve Müslim'in naklettiği İbn Ömer (r.a.)'m
şu sözüdür: «Biz Rib-ban'dan götürü usulüyle yiyecek satın alırdık. Allah
Rasûlü aley-hisselam onları yerlerinden nakletmedikçe satmamızı yasakladı.» Bu
yiyeceğe mahsus değildir. Aksine yiyecek, pamuk, keten ve benzeri gibi diğer
şeylere de —götürü usulü alındığında — şamildir, aralarında bir fark yoktur.
Bunlar dışında kalan,
hakkmda nass bulunmayan şeyler hususunda halkın örfüne ve aralarında cari olan
teamüle baş vurulur.
Bu sebebîe biz,
hakkında nass bulunan meseleleri aldık ve nass bulunmayanları ise örfe
bıraktık.
Hikmeti: Ticaret
matının teslim alınmadan satılmasının men-edilmesinin hikmeti saydıklarımızdan
fazladır. Satıcı, onu sattığında müşteri teslim almamış ise, onun zimmetinde
kalmayı sürdürür. Eğer telef olursa, hasan müşterinin değil satıcının üzerinedir.
Müşteri bu durumdayken onu satar ise, ondan sağladığı kâr, hasarın tesirini
yüklenmediği birşeyin kân olur. Bu hususta Ebü Dâvûd, Tirmizi, Nesâi ve İbn
Mâce, Allah Rasûlü aley-hisselam'ın, zimmetine geçirilmemiş şeyin kârının
satımından nehyettiğini nakletmiştir.
ibn Abbas (r.a.) bunu
iyi anlamış ve kendisine kabzedilmt-miş şeyin satımının yasaklanma sebebi
sorulduğunda, şöyle demiştir : «Bu, dirhem ve yiyecek karşılığında dirhemin
te'cil edil-mesindedir.»
Allah, alış - veriş
akdinde şahid bulundurmayı emrederek, şöyle buyurmuştur: «Ahş - veriş
yaptığınız zaman şahid tutun. Katibe ve şahide zarar yoktur.» (Bakara : 282)
Şahid tutma emri,
mendubluk içindir ve bunda maslahat ve hayır olduğuna işarettir. Yoksa
bazılarının sandığı gibi farziyet için değildir.
Cessâs,
«Ahkamü'l-Kur*ân»da şöyle demiştir: «Şehirler uleması arasında, ayette anılan
yazışma, şahid tutma ve rehinin mendubluk için olduğunda ve bunlarda bizim için
fayda, salah ve dünya - ahiret ihtiyacı bulunduğuna işaret olduğunda hilaf
yoktur. Bunlardan hiçbiri vacib değildir.
-Ümmet, selef ve
halef; borçlanma, satım ve alım akidleri-ni, şahid tutmaksızın bize kadar
nakletmiş ve şehirler uleması bunları bildikleri halde hiçbiri bunu inkâr
etmemiştir. Eğer şahid getirme vacib olsaydı, onlar bunu bildikleri halde
terkede-ni uyarmayı bırakmazlardı.
«Bu durum, onların
bunu mendub gördüklerine delildir. Nebi aleyhisselam'ın asrından günümüze
kadar, bu böylece nakledilmiştir.
«Eğer sahabe ve
tabiin, alışverişlerine şahid tutsalardı, bunu ifade eden ve onların şahid
tutmayı terkedeni uyardıklarına dair mütevatir nakil gelirdi.
«Onlardan şahid tutmaya
dair istifade edilecek bir nakil gelmediği ve onların, halkın bunu terk
etmelerini hoş görmedikleri ortaya çıkmadığı için, borçlanma ve alış - verişte
yazma ve şahid tutmanın vacib olmadığı sabit olur.»
ibn Ömer'in naklettiği,
Nebi aleyhisselam'm: «Hiç biriniz kardeşinin satışı üzerine satış yapmasın.»
buyruğu gereğince satış üzerine satış yapmak haramdır. (Hadisi Ahmed ve Nesâî
kaydetmiştir.)
«Sahihayn»da, Ebû
Hureyre (r.a.)'den rivayete göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: *Kişi,
kardeşinin üzerine satış yapamaz.»
Ahmed, Nesai, Ebû
Dâvud ve Tirmizi'de — Tirmizî'nin «Hasen» dediği — şu hadis vardır: «Kim iki
kişiye bir şey satarsa, bu onlardan ilk alanındır.»
Bunun şekli Nevevi'nin
dediği gibi, şöyledir: Halkdan biri, bir ticaret malını, müşterinin
muhayyerliği şartıyla satar. Sonra bir başkası gelerek, ona akdi feshetmesini
ve satın aldığı şeyin benzerini daha az fiatla ona satmayı teklif eder.
Başkasının alımı
üzerine alımın şekli ise şöyledir : Satıcı muhayyer olur. İnsanlardan biri
ona, sattığı şeyi daha fazla fiat vererek satın almayı ve ilk akdi feshetmesini
teklif eder.
Bu alış veya satışta
yapılan ve menedilmiş olan bir günahtır. Fakat bunlardan hangisi satış veya
alışı önce yaptıysa onun alış ve satış akdi gerçekleşir. Şafii, Ebû Hanife ve
diğer fakih-lere göre durum böyledir. Zahirilerin ileri gelenlerinden Davud bin
Ali'ye göre akid gerçekleşmez. Malik'den bu hususta iki görüş nakledilmiştir.
Açık artırma ile satış
(müzayede) ise bunun aksinedir. Çünkü o, akid henüz gerçekleşmediği için
caizdir. Rasûlüllah aley-hisselam'ın bir ticaret malını «artıran yok mu»
diyerek öne sürdüğü sabit olmuştur. Kim, bir adama birşey satar, sonra onu
başka birine daha satarsa, ikinci satış hükümsüz ve batıldır. Çünkü mal ilk
müşterinin mülkünde olduğu için, malik olmadığı şeyi satmıştır. İkinci
satışın, muhayyerlik müddetinde veya onun bitiminde olması aynıdır. Çünkü
satılan mal, sırf satış sebebiyle onun mülkünden çıkmıştır. Semüre (r.a.)'den rivayete göre Nebi aleyhisselam
şöyle buyurmuştur : *Bir kadını iki velisi birden evlendirirse, kadın ilk
evlendirilenindir. Bir ticaret malı iki kişiye satılırsa, bu ilk satın
alanındır.»
Peşin satış caiz
olduğu gibi, veresiye satış da caizdir. Bîr malın fiatının bir kısmının peşin
bir kısmının ise veresiye olması, — alıcı ve satıcı karşılıklı anlaştıkları
zaman — caizdir.
Fiat veresiye olduğu
zaman, satıcı fiatın veresiye Ödenmesi sebebiyle arttırma yaparsa, caizdir.
Çünkü fiatın ödenmesinde belirli bir süre geçmektedir.
Hanefiler, Şafiiler,
Zeyd bin Ali, Müeyyed Billah ve fakihlerin çoğunluğu, delillerin umumunun onu
caiz kılması sebebiyle bu görüşe sahip olmuştur. Şevkanî de bunu tercih
etmiştir.
İmam Buharı şöyle
demiştir: «İbn Şirin, 'At'a, İbrahim ve Hasan simsarlık (komisyonculuk) da bir
beis görmezlerdi.
İbn Abbas; «Bu
elbiseyi sat. Şu fiattan fazlası senindir,- denilmesinde bir mahzur yoktur.»
demiştir.
İbn Şirin şöyle
demiştir: «Mal sahibinin; «Şunu şu fiata sat, fazlalığı senindir, (veya
aramızda bölüşürüz.)» demesinde bir mahzur yoktur.»
Rasûlüllah
aleyhisselam şöyle buyurmuştur; «Müslüman şartlan(na riayetkardır.)»
(Hadisi Ahmed, Ebû
Dâvûd ve Hâkim Ebû Hureyre'den nak-letmiştir. Buharî ise ta'liken
zikretmiştir.)
Fakihîlerin çoğunluğu,
akid yapanın malı satmada ihtiyaç sahibi olmasını şart koşmuşlardı. Malını
«satmaya haksız yere zorlanırsa, Allah Subhanehû'nun «Karşılıklı rıza ile
yaptığınız ticaretle olması müstesna.» (Nisa : 69) buyruğu gereğince alış - veriş
gerçekleşmez.
Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem de : «Alış - veriş ancak, karşılıklı rıza iledir.»
buyurmuştur.
Yine Nebi aleyhisselam
: «Ümmetimden hata, unutma ve zorlama sonucu olan şeyler kaldırıldı.-
buyurmuştur.
(Hadisi İbn Mâce, îbn
Hibbân, Dârekutnî, Taberani, Beyhakî ve Hâkim kaydetmiş, «Hasen» veya «Zaif»
olmasında ayrılığa düşmüşlerdir.
Satıcı, malını
hakkıyla satmaya zorlanırsa, alış - veriş sahih olarak gerçekleşir.
Kişinin; mescidi veya
kabristanı genişletmek için evini satmaya zorlanması da böyledir.
Altına girdiği borcu
ödemek için veya karı ya da ana - babanın menfaati için bir ticaret malını
satmaya zorlamak da caizdir. Bu durum ve benzerlerinde; onun rızasının yerine
şer'i rıza geçtiği için alış - veriş sahih olur.
Abdurrahman bin Ka'b
(r.a.) şöyle demiştir: «Muaz bin Cebel cömert bir genç idi. Elinde birşey
tutumazdı. Mallannm tümü borca batıncaya değin borçlandı. Alacaklıları ile
konuşması için, Nebi aleyhisselam'la konuşmaya geldi. Eğer biri Muaz'ı
biraksa, Allah Rasûlü aleyhisselam sebebiyle bırakırdı. Allah Rasûlü
aleyhisselam, Muaz'ın hiçbir şeyi kalmamacasına bütün mallarını (borcuna
karşılık) sattı.»
însan bazen, borcu
veya geçimi için gerekli bir zorunluluk sebebiyle elindekini satmak zorunda
kalır ve zaruret sebebiyle bu malları değerinden daha azıyla satar. Bu çeşit
satış, mekruh olmakla beraber caizdir, bozulmaz.
Bu tür hallerde darda
kalana yardım etmek ve ona elem veren sıkıntıdan kurtulması için borç para
vermek meşru kılınmıştır.
Bu konuda meçhul bir
adamdan hadis nakledilmiştir. Ebû Dâvûd'da «Beni Temimli bir şeyhden yapılan
rivayete göre o, Şöyle demiştir: Ali bin Ebû Talib bize hitab ederek, şöyle
dedi: «Halkın başına darlık zamanlan gelecektir. Zenginler ellerinde bulunanı
sıkar ve bu sayede mallarını arttırırlar. Allah Teâlâ «Aranızda iyiliği
unutmayın.- (Bakara: 237) buyurmuştur. Darda kalanlar mallarını satarlar. Nebi
aleyhisselam darda kalanın satışını, zarar satışını ve mahsulünü elde etmeden
satışını menetmiştir.»
İnsanlar, bir zalimin
mallarına saldıracağından korktuğunda bu zalimden kaçırmak için birbirine
yardımcı olup şartlarını ve rükunlannı yerine getirerek zahiren (göstermelik)
alışveriş akdi yaparlarsa, bu akid sahih olmaz. Çünkü akid yapan iki taraf
alış - verişi kasdetmemişlerdir. Bu ikisi, şaka ile alış -veriş yapan kimseler
gibidir.
«Bu akid sahihtir.
Çünkü şart ve erkanına riayet edilmiştir.» de denilmiştir.
îbn Kudâme ise:
«Sığınma satışı batıldır.» demiştir, Ebû Hanife ve Şafiî şöyle demiştir.- «Bu
akid sahihtir. Çünkü alış - veriş, erkanı ve şartlarıyla tamamlanıp akdi bozan
şeylerden hali olunca, sahih olur. Zira, alan ve satan fasid bir şart
hususunda İttifak etseler, sonra da şartsız akid yapsalar, alış -veriş sahih
olur. Bize göre bunlar alış - verişi amaçlamamış olsalar — şakacılar gibi—
akidleri sahih olmaz.»
Birinin bir ticaret
malım, belirli bir şeyi istisna ederek satması caizdir. Meselâ ağaçlan — bir
ağacı istisna ederek — satmak veya birkaç evi birden satıp, aralarından birini
dışta bırakmak ya da bir arazi parçsım satıp bunun belirli bir kısmını
istisna etmek gibi.
Câbir (r.a.)den
rivayete göre : «Nebi aleyhisselam; münâkale, muzâbene[1] ve
istisnai satışı —belirli olmadıkça— yasakladı.»
Cehalet ve zararı
içerdiği için, belirli olmayan meçhul birşey istisna edildiğinde, satış sahih
olmaz.
Allah Sübhanehû «Ölçü
ve tartıya riayeti» emrederek şöyle buyuruyor: «Ölçüyü ve tartıyı doğru
yapın.» (En'ani: 152)
Bir şeyi ölçtüğünüz
zaman, ölçüyü tam tutun, doğru teraziyle tartın. Böyle yapmak, sonuç
itibariyle daha güzel ve daha iyidir.» (İsrâ: 35)
ölçü ve tartıyla
oynamayı ve hafifletmeyi menederek şöyle buyuruyor. İnsanlardan kendileri
birşeyi ölçerek aldıkları zaman tam alan, ama onlara bir şeyi ölçüp tartarak
verdiklerinde eksik tutan kimselerin vay haline! Bunlar büyük bir günde tekrar
dirileceklerini sanmıyorlar mı? O gün insanlar âlemlerin Rabbinin huzurunda
dururlar.» (Mutaffifîn : l - 6)
Süveyd bin Kays'dan
rivayete göre, o şöyle demiştir: Ben ve kölem Mahrefe, Hacre'den elbise
yüklenip, Mekke'ye getirdik. Alıl" sallallahu aleyhi ve sellem bize yaya
olarak geldi. Şalvarlar hususunda pazarlık edip, O'na sattık. Sonra bir adam
ücreti tarttı.[2] Bu sırada Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem ona; Tart ve bir kefesi ağır bassın.» buyurdu. (Hadisi
Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce kaydetmiş, Tirmizi «Hasen-Sahih» demiştir.)
Buharî ve Tirmizi'nin
Cabir (r.a.)'den rivayetine göre, Allah Rasülü sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Allah, sattığı, satın aldığı ve borcunu istediği zaman
müsamahalı davranan adama rahmet etsin.»
Meçhul alış - veriş,
cehalet ihtiva eden veya zarar doğuran ya da kumar ile olan alış - verişlerin
tümü olup, Sâri tarafından yasaklanmıştır.
Nevevi şöyle demiştir
: «Meçhul alış - verişin nehyi, içine pek çok meselenin girdiği, şer'i
asıllardan biridir.» Meçhul alış - verişten şu ikisi müstesnadır:
1- Satılan
maidan ayrıldığı takdirde, satışı caiz olmayacak olan, satılan mala tabi olan
şeyler. Meselâ, binaya tabi olan bina temelinin ve hayvana tabi olan
memesindeki sütün satışı gibi.
2-
Önemsizliği veya ayrıştırma ve ta'yinin güçlüğü sebebiyle adeten müsamaha
gösterilen şeyler. Meselâ, insanların orada kalma sürelerinde ve kullandıkları
suda farklılık bulunmasına rağmen, belirli bir ücret ile hamama girmeleri veya
kapalı kapta bulunan sudan içmek ya da pamuktan yapılmış cüb-be gibi.
Sâri, meçhul alış -
veriş olan konuları ifade etmiştir. Cahi-liyye döneminde uygulanan ve bu
kapsama giren bazı alış - veriş türleri aşağıdadır:
Cahiliyye halkı,
genişliği belirlenmemiş bir toprağı satarlardı. Sonra çakıl taşı atarlar ve
çakıl taşı durduğu zaman, ulaştığı yer, satılan toprağın sınırı olurdu. Veya
kendisi bilinmeyen birşey üzerine satış yaparlar, sonra çakıl taşını atarlar ve
düştüğü şey satılan mal olurdu. Bu tür satışa «Çakılla satış» denir.
Cahiliyye halkı, dalgıç
denize daldığı zaman denizde bulacağı şeyi dalgıçtan satm almak üzere alış -
veriş yaparlardı. Akid, alış - veriş yapanları bağlardı. Müşteri — birşey
bulunmasa bile— fiatı verildi. Satan da bulduğu şeyi —aldığı fiat daha değersiz
bile olsa— müşteriye verirdi.
Bu alış - veriş türüne
«Dalgıç satışı» denir.
Bu, hayvanın
doğuracağı yavru üzerine, doğmadan önce yapılan akiddir. Memedeki sütü satmak
da böyledir.
Elbiseyi veya bir
ticaret malını, el ile yoklayarak yapılan satıştır. Onun durumunu bilmeden
veya ondan hoşnut olmadan, böyle yapılan satış bağlayıcı olurdu.
Akid yapanlardan her
birinin, yanındakini atarak yaptıkları ve karşılıklı rıza bulunmadan bağlayıcı
saydıkları satıştır.
Muhakele; olmamış
ekini, ölçüsü belirli bir yiyecek karşılığında satmaktır.
Muzâbene, hurma
ağacının meyvasını, bir miktar toplanmış
ürün karşılığında
satmaktır.
Muhadere, yeşillenmiş
meyvayı, olgunlaşmadan önce satmaktır.
Sahihayn'da yer aldığı
üzere cahiliyye halkı, hable'l-habele'nin, kesildiğinde çıkacak eti üzerinde
alış - veriş akdi yaparlardı.
Hable'l-habele;
hayvanın karnmdakini doğurması, sonra da doğurduğu yavrunun hamile kalmasıdır.
Nebi aleyhisselam onları bu alış - verişten menetti. Bu alışveriş ve benzerleri,
üzerine akid yapılan şeyin bilinmesi sebebiyle Sari' tarafından yasaklanmıştır.
Müslümanın, sahibinden
haksız yere alındığım bildiği şeyi satın alması haramdır. Çünkü onu almak, ona
malik olan kimsenin elinden onun mülkiyetini haksız yere nakleder. Böylece
satm alan kimse, onu malik olmayan kimseden satın almış ve günah ve düşmanlıkta
onunla yardımîaşmış olur.
Beyhaki'nin rivayetine
göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve seilem şöyle buyurmuştur: «Kim
—çalındığını bildiği halde — çalıntı bir malı satın alırsa, günah ve utançda
ona ortak olmuştur.»
Üzümün, içki yapana ve
silahın, fitne çılıarana veya harbilere satılması iîe herhangi bir malın,
onunla haram işlemeyi amaçlayana satılması caiz değildir. Akid yapıldığında,
batıl olarak meydana gelir. Çünkü akidden amaç, alış - veriş yapan her iki
tarafın bedel ile faydalanmasıdır. Satan fiattan faydalanır, müşteri ise
ticaret malından istifade eder. Burada ise, tehlikeli şeylerin irtikabı
neticesini doğurduğu ve bunda Şâri'in menet-tiği günah ve düşmanlıkta
yardımlaşma bulunduğu için, istifade amacı gerçekleşmemiştir.
Allah Teâlâ şöyle
buyuruyor: -İyilik ve takvada yardımlasın, günah ve düşmanlıkta ise
yardımlaşmayın.» (Maide: 2)
Ibn Ömer'den rivayete
göre, Allah Rasûîü aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Allah, içkiye, içene,
dağıtana, satana, alana, akana, sıktırana, taşıyana ve kendisine taşmana la'net
etmiştir.»
Allah Rasulü
aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Üzümü, bağ bozumu sırasında depo edip, içki
yapana satan kimse, göz göre göre kendini ateşe atmıştır.»
Ömer bin Husayn
(r.aJ'dan rivayete göre, şöyle demiştir: «Allah Rasûlü aleyhisselam fitne
çıkması için silah satmayı menetti.* (Hadisi Beyhaki kaydetmiştir.)
İbn Kudâme şöyle
demiştir: -İçki yapacağı sanılan kimseye, sıkımhk üzüm satmak, haramdır.
Bu sabit olunca, satış
haram olur ve müşterinin bu amacı ya sözü veya bu işe mahsus bir karine ile
bilinirse, satış batıl olur.
Hali bilinmeyen veya —
içki ve sirkeyi birlikte yapan kimsenin onu satm alması gibi — durumu muhtemel
olan biri olursa ve içki yapmayı amaçladığına delalet eden bir şey söylemezse,
satış caizdir.
Bu hüküm, harb ehline
veya yol kesene yada fitne çıkarana... silah satmak yada içinde içki satımı ve
benzeri şeyler yapılması için evini kiralamak gibi haram amaçlanan tüm şeyler
hakkında geçerlidir.
Bu tür satışlar,
haramdır ve akid batıldır.»
Satış akdi, hem mubah
ve hem de haram olan şeylere şamil olduğu zaman; «Mubah hakkındaki akid sahih,
haram olan şeydeki ise batıl olur.» demiştir. Bu Şafii'nin iki görüşünden en
zahiri ve Malik'in mezhebidir.
«Akid her ikisinde de
batıl olur» da denmiştir.
Allah Rasûlü
sallallahü aleyhi ve seilem çok yemin etmeyi yasaklayarak şöyle buyurmuştur:
«Yemin, ticaret malına menfaat getirir, bereketi ise yok eder.- (Hadisi Buhari
ve başkaları Ebû Hüreyre'den nakletmişlerdir.)
Bu, Allah'ı büyükleme
dolayısıyla yapılıyor ise, aldatma se-beblerinden biri olur. Müslim'de ise
şöyle geçmektedir: «Alışveriş sırasında çok yemin etmekten sakının. Çünkü o
malı revaç buldurur, sonra da bereketini giderir.»
Allah Rasûlü saüallahu
aleyhi ve sellem: «Tüccarlar fâcir-dir.» buyurdu. «Ey Allah'ın Rasûlü! Allah
alış - verişi helal kılmadı mı?» diye soruldu. Nebi aleyhisselam şöyle
buyurdu: «Evet, fakat onlar yemin ederler ve günaha girerler. Konuşurlar ve
yalan söylerler.» (Hadisi Ahmed ve diğerleri «Sahih isnad» ile kaydetmiştir.)
îbn Mes'ud'dan
rivayete göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur : «Kim, müslüman bir
kimsenin malı üzerine haksız yere yemin ederse, Allah ile —ona gadaplanmiş
iken— karşılaşır.» Ibn Mes'ûd şöyle dedi: «Sonra Allah Rasûlü aleyhisselam
bize Allah'ın kitabından delil getirerek şu ayeti okudu : «Allah'ın ahdini ve
yeminlerini az bir değere değiştirenlerin, işte onların, ahirette bir paylan
yoktur. Allah onlara kıyamet günü hi-tabetmeyecek, onlara bakmayacak, onları
temize çıkarmayacaktır. Elem verici azab onlar içindir.» (Âl-i İmran: 77)
(Hadisi Bu-hari ve Müslim kaydetmiştir.)
Buhari'nin rivayetine
göre; bir bedevi Nebi aleyhisselam'a giderek: «Ey Allah'ın Rasûlü büyük günah
nedir?» diye sordu. Nebi aleyhisselam «Allah'a şirk koşmak» buyurdu. Adam: «Sonra
hangisi?» dedi. Nebi aleyhisselam «Yemin-i ğamûs» buyurdu. Adam: «Yemin-i
ğamûs nedir?» diye sordu. Nebi aleyhisselam şöyle buyurdu: «Müslüman bir
kimsenin malını yalan yemin ile koparmaktır.»
Nebi aleyhisselam onu
«Ğamûs» (batıran) olarak isimlendirmiştir. Çünkü o, yemin edeni cehennem
ateşine batırır. Fa-kihlerin bir kısmına göre onun kefareti yoktur. Çünkü
aşırılığı pek şiddetli ve günahı pek büyüktür. Kefaret ile onun telafisi mümkün
değildir.
Ebû Ümâme îyâs bin
Sa'lebe el-Hârisî (r.a.)'dan rivayete göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurmuştur : «Kim, yemin ile müslüman birinin hakkını alırsa,
Allah ona cehennemi gerekli, cenneti ise haram kılar.» Bir adam O'na «Ya
değersiz birşey olursa! Ey Allah'ın Rasûlü!» diye sordu. Nebi aleyhisselam:
«Arak ağacından yapılan bir misvak sopası bile olsa.» buyurdu. (Hadisi Müslim
kaydetmiştir.)
Ebû Hanîfe, mescidde
alış-veriş yapmayı caiz görmüş ve alış-veriş sırasında mescidde ticaret malını
bulundurmayı ise tenzihen mekruh savmıştı»-
tenzihen mekruh
saymıştır. 36
Malik ve Şâfi'i de
mekruh olmasına rağmen cevaz vermiştir Ahmed ise sıhhatinin caiz olmasını
kabul etmemiş ve onu haram saymıştır.
Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: «Mescidde abş - veriş yapan birini
gördüğünüz zaman «Allah ticaretini kârh kılmasın.» deyin.»
Farz bir namazın vakti
daraldığı sırada ve cuma ezanı okunurken alış - veriş yapmak, haramdır.
Ahmed'e göre, «Allah
Teâlâ'nın «Ey inananlar! cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman, Allah'ı
anmaya koşun; alış -verişi bırakın. Bilseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.»
{Cum'a: 9) âyeti gereğince, alış - veriş sahih olmaz.»
Nehiy, cuma günü ile
ilgili olarak, alış - veriş akdinin fasid olmasını gerektirir. Diğer namazlar
da buna kıyas edilir.
Tevliyye, murabaha ve
vadi'a, -satıcı ile alıcıdan her birinin ticaret malının alınacağı fiatı
bilmeleri şartı ile — caizdir.
Tevliyye} eksik veya
fazla olmaksızın sermayesine (kârsız) satmasıdır.
Murabaha; ticaret
malının alındığı fiata belirli bir kâr koyarak satılmasıdır.
Vadî'a ise; aldığı
fiattan daha düşük bir fiata satmadır.
Fakihler, mushafın
satın alınabileceği konusunda ittifak edip, satılması hususunda ayrılığa
düşmüşlerdir. Üç imam bunu mubah görmüş, Hanbeliler ise haram saymıştır.
Ahmed: «Mushafın
satışı hususunda bir izin bilmiyorum » demiştir.
Aralarında Evzâ'î,
Sevri, Mâlik ve Şafiî'nin de bulunduğu pek çok fakih bunu caiz saymıştır. Ebû
Hanife'nin de görüşü böyledir.
Nehir, deniz, kaynak
ve yağmur sularının tümü, insanların hepsinin mülkündedir. Hiçbiri bunlara
diğerinden daha haklı değildir. Yerlerinde bulundukları sürece ne satılmaları
ne de satın alınmaları caiz değildir.
Rasûl aleyhisseîâm Ebû
Davud'un rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurmuştur: Müslümanlar üç şeyde
ortaktırj Su, ot ve ateş.»
Rivayete göre 'İyas
el-Müzenî su satan bir grub insan görmüş ve şöyle demiştir; «Su satmayın.
Çünkü ben Allah Rasûlü'nü su satılmasını yasaklarken işittim.»
İnsanlar suyu
biriktirip, topladıkları zaman, ona malik olurlar. Mülkünde bir kuyu kazan ve
onu çıkarmak için aletler yapan kimsenin bu durumda onu satması caizdir. Nebi
aleyhisselam'ın Medine'ye geldiği sırada «Rıme» denilen, Yahudilerin malik
olduğu ve halkın ondan su satın aldığı, Nebi aleyhisselam'ın onun satışını
ikrar ettiği, müslümanların da ondan su aldığı, bu işin Osman (r.a.)'m onu
satın alıp müslümanlara vakfedince-ye kadar sürdüğü sabit olmuş bir kuyu vardı.
Bu durumda havuz
haline getirildikten sonra suyun satışı, odun satışı gibi olur. Çünkü o
toplanmadan önce, herkese mubah olur. Toplanıp muayyen bir şahsın malı olunca,
satışı sahih olur. Nebi aleyhisselam şöyle buyuruyor: »Birinizin bir ip alıp,
bir yük odun toplaması, insanlardan dilenmesinden daha hayırlıdır. Onlar ya
verirler, ya da vermezler.»
Su satıldığı zaman,
sayaç gibi harcanan suyun miktarını hesab eden bir cihaz varsa onun ölçülmesi
sahih olur. Eğer kullanılan suyu tesbit etmenin mümkün olacağı bir cihaz bulunmuyorsa,
satışta örfe müracaat edilir.
Tüm bunlar genel
durumlardadır. Zorunlu durumlarda ise su sahibinin ücret almadan suyu vermesi
vacib olur.
Ebû Hüreyre (r.a.)
'dan rivayete göre, Rasûl aleyhisselam şöyle buyurmuştur: Allah üç kişiyle
kıyamet günü konuşmaz: Yanındaki fazla suyu yolcuya vermeyen adam, İkindiden
sonra ticaret malım satmak için yalan yere yemin eden adam,- bir imama biat
edip, ona ihsanda bulunursa, biatına vefa gösteren, ihsanda bulunmaz ise, ona
vefa göstermeyen kimse.»
îade satışı, paraya
muhtaç olan kimsenin akar (gayr-i menkûl) un, fiatıru ödeyince tekrar geri
almak üzere satmasıdır. Bu-
nun hükmü, görüşlerin
en tercih, edilenine göre, rehin hükmündedir.
İsteğe uygun olarak
ima! edilen şeyi satın almaktır. Bu İslamdan önce de bilmiyor idi. İmamlar,
bunun meşru olduğunda ve rükûnlarının «icab ve kabul» olduğunda icma
etmişlerdir.
Bu satış, siparişle
muamelenin cari olduğu her şeyde caizdir.
Hükmü: Fiat ve satılan
şeyde mülkiyeti doğurur.
Sıhhat şartları:
Sipariş edilen şeyin cinsi, çeşidi, vasıfları ve miktarı, cehaleti ortadan
kaldırıp, tartışmayı giderecek şekilde açıkça belirtilmelidir.
Müşteri, «görme
muhayyerliği» sebebiyle, malın görülmesi sırasında, fiatı verip, onu almak ile
akdi feshetmek arasında muhayyerdir.
Onun vasıflandırılan
şekilde olması veya olmaması eşittir. Bu, Ebû Hanife ve Muhammed'e göredir.
Ebû Yusuf ise şöyle
demiştir; «Eğer vasıflandırdığı şekilde yapılmış bulursa, zanaatkarı zarara
sokacağı için iade etme muhayerliği yoktur. Onu alacağı fiat karşılığında,
yapılan şeyden başkasını satın alamaz.»
Olgunlaşmadan önce
meyvanın satışı, tane olmadan önce de ekinin satışı, onların, toplanmadan Önce
telef olmasından ve hastalığa uğramalarından korkulduğundan sahih değildir.
Buhari ve Müslim'in
İbn Ömer'den rivayetine göre: «Nebi aleyhisselam meyvanın olgunlaşmadan satışım
(alana da, satana da) yasakladım
Müslim'in İbn Ömer'den
rivayetine göre; «Nebi aleyhisselam hurmayı renklenmeden satmayı, başağı,
buğday vermeden ve hastalıktan emin olunmadan satmayı yasakladı.»
Buharî'nin Enes'den
rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmşutur: «Ne dersiniz, şayet
Allah meyva vermesini en-gellese, biriniz kardeşinin malını ne ile alacak?»
Olgunlaşmadan meyva,
tane vermeden ekin — eğer faydalanmak mümkünse ve hisseli değilse — hemen
toplamak şartıyla satılırsa sahih olur. Çünkü bu durumda ıdef olması ve hastalık
meydana gelmesi korkusu yoktur.
Eğer toplanması
şartıyla satsa, sonra da müşteri olgunla-şıncaya kadar ürünü toplamasa; «Satış
batıl olur.» denmiştir. «Batıl olmaz, fazlalığa ortak olurlar.» da denmiştir.
Bu hükümler, toprak ve
arazi sahiplerinden başkalarına nis-betledir. Eğer meyva olgunlaşmadan önce
ağacın malikine satılmış olsa —meyvanın olgunlaşmadan önce ağacıyla birlikte
satılması gibi — bu satış sahih olur. Yine ekinin olgunlaşmadan Önce toprak
sahibine satışı da, müşteriye nisbetle teslimin olgunlaştıktan sonra meydana
gelmesi sebebiyle sahih olur.
Yaş hurmanın
olgunlaşması; kızarması ve sararması ile anlaşılır.
Buharı ve Müslim'in
Enes (r.a.)'den rivayetine göre, Nebi aleyhisselam meyvanın renklenmeden
satışını yasakladı. Enes (r.a.) 'a «Renklenmesi nasıldır?» diye soruldu.
«Kızarması ve sararması.» dedi.
Üzümün olgunlaşması
ise, suyunun tatlanması, yumuşaması ve sararması ile bilinir. Diğer meyvalann
olgunlaşması da yenmesinin hoş olması ve sulanmaları ile bilinir.
Buharı ve Müslim'in
Cabir'den rivayetine göre: «Nebi aleyhisselam, tatlanmadan meyvamn satışını
yasakladı.»
Hububat ve ekinin
olgunlaşması ise, tanesinin sertleşmesiy-le anlaşılır.
Meyva ve ekinlerde,
tümün içerisinden bir kısmı olgunlaşıp, diğer kısmı henüz olgunlaşmasa ve her
iki tip ürün bir akitle satılsa, akdin aynı cins üründe varid olması şartıyla 6
satış caizdir. Böyle durumlar, ürün verme zamanlan birbirine yakın ve farklı
olan muz, gül, salatalık ve benzeri bitkilerde söz konusu olur.
Maliki fakihleri, bazı
Hanefi fakihleri ve Hanbeliler bu görüşü benimsemiş ve bunu aşağıdaki
delillere dayandırmışlardır:
1- Şari'in,
bir kısmı olgunlaşan meyvanın satışına cevaz verdiği sabit olmuştur.
Olgunlaşmayan meyvalar ise, olgunlasanlara tabi olur. Böylece, akid mevcudlar
üzerine yapılır ve henüz bulunmayanlar ise onlara tabidir.
2- Bu alış -
verişin caiz olmaması, iki mahzur doğurur.
a- Tartışma
meydana gelir: Çünkü akid, genellikle geniş tarlalarda vaki olur. Müşterinin
ilk ürünü toplaması ancak uzun bir vaktin geçmesiyle mümkün olur ve ikinci
ürünün çıkması için yeterli zaman geçmiş olur. Bu durumda ilk ürünü diğerinden
ayırmak mümkün olmaz. Akid yapan iki taraf arasında tartışma çıkar. Bunlardan
biri diğerinin malını yemiş olur.
b- Mallar
atıl bırakılır : Satan, ilk ürünün çıkması sırasında onu satm alacak kimseyi
her zaman hazırda bulamaz. Ürün eksilir ve böylece mah zayi olur.
Durum böyle olunca, bu
şekil satış caiz kılınmıştır. Caiz olmadığına dair görüş, karışıklık ve güçlük
çıkanr. Bu ikisi ise Allah Teâlâ'nın şu sözüyle kaldırılmıştır:
«O, dinde sizin için
bir zorluk kılmamıştır.» (Hacc: 78) İbn Abidin, bu görüşü tercih etmiş ve
«Mecelle-i Ahkam-ı Şer'iyye»de bunu almıştır.
Başağında bulunan
buğdayın ve kabuğundaki bakla, pirinç, susam, ceviz ve bademin satışı caizdir.
Çünkü tane bunlarla faydalı olur, arpa gibi başağında satılmaları caizdir.
Nebi aleyhisselam,
buğday vermeden ve hastalıktan emin olmadan başağın satılmasını yasaklamıştır.
Çünkü bu zarar doğurur. Başak içinde bulunanı gizlediği için, meçhul alışveriş
olur.
Bu, Hanefi ve
Malikilerin mezhebidir.
Afet, insani bir fiil
olmadan ekine veya meyvaya isabet edip, onu helak eden şeydir. Meselâ kıtlık,
dolu, kuraklık afetdir.
Afetlere mahsus
hükümler vardır :
Meyva, olgunlaştıktan
sonra satılır ve müşteriye onu kaldırması için müddet verilir de, sonra
hasadından önce felakete uğrayıp, telef olursa, bunları satıcı tazmin eder.
Müşterinin, fiatını vermesi vacib değildir. Çünkü Rasûl aleyhisselam «felakete
uğrayan üründe akdi kaldırmayı» emretmiştir. (Hadisi Müslim, Cabir (r.a.)'den
nakletmiştir.)
Bir lafızda Nebi
aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Kardeşine meyva satar da, ürün afete uğrarsa,
ondan fiat olarak birşey alman helal olmaz. Kardeşinin malını haksız yere neyle
alacaksın?»
Bu hüküm, satıcının
onu ağacıyla birlikte veya mülkü, tar-lasıyla birlikte satmadığı ya da
müşterinin onu adet üzere almadığı durumdadır. Bu durumlarda ise, müşterinin
kefaleti altında, nlnr
Eğer ürünün telef
olması, tabii afetler sebebiyle değil de, İnsanın kusurundan dolayı olursa;
müşteri, akdi feshedip fiatı satandan geri almak ile akdi geçerli sayıp telef
olan kısmın kıymetini almak arasında muhayyerdir.
Bu görüşe, Ahmed bin
Hanbel, Ebû Ubeyde ve bir grup hadis ehli sahib olmuştur. İbn Kayyim de bu
görüşü tercih edip «Ebû Dâvud»a yazdığı «Tezhib» de şöyle demiştir: «Alimlerin
cumhuru, felaketler sebebiyle akdi kaldırma emrini, nıenduplu-ğa ve ma'ruf ve
ihsan yoluyla istihbaba hamletmişlerdir. Vucub ve bağlayıcılığa değil.»
Malik; «Zarar, üçte
bir ve daha fazla olursa, akid kalkar, üçte birden daha az olduğunda ise
kalkmaz,» demiştir.
Malikiler ise: «Bu
sözün anlamı şudur - «Afetler, üçte birden daha azmi telef ettiği zaman, telef
olan müşterinin malından sayılır. Üçte birden daha çoğunda ise, telef olan
kısım, satanın malı sayılır.» demişlerdir. Hadisin, vücuba değil de nebd ve
istihbaba hamîediîmesi, hadisteki emrin, müşterinin ürün üzerindeki mülkünün
meydana gelmesinden sonra olmasına dayandırılmıştır. Müşteri onu satmayı veya
hibe etmeyi istese, ondaki mülkiyeti sebebiyle bunlar sahih olur.
«Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem zararın yüklenil-mediği şeyde kâr etmeyi
yasakladı.»
Müşterinin onu satması
sahih olunca, zararım da yüklendiği sabit olur.
«Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem olgunlaşmadan önce meyvayı satmayı yasakladı.» Eğer
felaket, olgunlaşmadan sonra olmuşken, zarar müşterinin malından sayılsa, bu
nehiy bir kaide olmaktan çıkardı.
Alış - veriş şartlan
iki kısma ayrılır:
1- Sahih -
bağlayıcı şartlar.
2- Akdi
iptal eden şartlar.
Bunlar üç çeşittir:
a- Satışın gereklerinden olan şartlar: Trampa ve
fiatın ödenmesi şartı gibi.
b- Akdin
maslahatından olan şartlar: Fiatın veresiye olması, bir kısmının veresiye
ödenmesi şartı veya satılan şeyde muayyen bir sıfatın bulunması şartı gibi.
Meselâ hayvanın sağımlık veya hamile olması, ya da «doğan»ın avcı olması gibi.
Şart bulunduğu zaman, akid bağlayıcı olur.
Şart bulunmadığında,
müşterinin şartın bulunmaması sebebiyle akdi feshetme hakkı vardır. Allah
Rasûlü aleyhisselam şöyle buyuruyor. «Müslümanlar, şartlarım yerine
getirirler.»
Şart bulunmadığında
müşterinin, şart koşulan sıfat kadar, satılan malın kıymetini düşürme hakkı da
vardır.
c- Akidde,
satıcı veya alıcı lehine belirli bir menfaatin bulunması şartı. Meselâ bir ev
satılıyorsa, bir ay veya iki ay orada oturma gibi, bir müddet ondan faydalanma
şartının koşulması...
Yine bir hayvan
satılıyorsa, onun belirli bir yere kadar üzerindeki yükü taşımasının şart
koşulması da böyledir. Çünkü Buhari ve Müslim şunu nakletmiştir: «Cabir (r.a.)
Nebi aieyhisselam'a, yükünü Medine'ye taşıması şartıyla devesini sattı.»
Yine, müşterinin
satıcıya, ma'lum bir menfaati şart koşması da böyledir. Meselâ, satanın
sattığı şeyi belirli bir yere götürmesi veya hayvanın yularını ya da yavrusunu
da almayı şart koşması gibi.
Muhammed bin Mesleme,
bir Nebtî'den bir demet odun satın aldı ve ona bunu taşımasını şart koştu. Bu
yayılmasına rağmen, kimse bunu inkar etmedi.
Ahmed, Evzâ'i, Ebû
Sevr, İshak ve îbn Münzir'in mezhebi budur.
Şafii ve Hanefiler, bu
satışın sahih olmadığı görüşündedir. Çünkü Nebi aleyhisselam şartlı satışı
yasaklamıştır. Fakat bu yasaklama, sahih değildir. Nebi aleyhisselam ancak bir
satışta iki şart birden koşmayı yasaklamıştır.
Bunlar da üç çeşittir:
a- Akdi
kökten iptal eden şartlar: Meselâ satıcının müşteriye : «sana bunu, senin bana
şunu satman veya borç vermen
şartıyla satıyorum.»
diyerek, akid yapanın arkadaşına başka bir akdi yapmayı şart koşması gibi.
Bunun delili Rasûl
aleyhisselam'ın; «Satışla beraber borç alma belal değildir. Bir satışta iki
şart bulunmaz.» buyruğudur. (Hadisi Tirmizi kaydetmiş ve «sahih» demiştir.)
Ahmed şöyle demiştir:
«Bu anlama dahil olan her şey, böyledir. Meselâ: «Sana, kızım bana nikahlaman
şartıyla veya kızımı nikahına alman şartıyla bunu satıyorum.» demesi gibi. Bunların
tümü sahih olmaz. Ebû Hanife, Şafiî ve çoğunluğun görüşü budur.
Mâlik bunu caiz görmüş
ve şartta anılan karşılığı fasîd sayarak, şöyle demiştir: «Belirli ve helal
olduğu zaman, fasid lafza iltifat edilmez.»
(Bu şart, akdi bozmaz.)
b-
Kendileriyle birlikte satışın sahih olduğu şartlar:
Akdin gereklerine ters
olan bu şartlar batıl, (akid ise sahih) olur. Meselâ, satıcının müşteriye
satın aldığı malı satmamayı ve hibe etmemeyi şart koşması gibi.
Çünkü, Nebi aleyhisselam
şöyle buyurmuştur: «Allah'ın kitabında bulunmayan her şart, batıldır. Yüz şart
bile olsa...»
(Hadisi Buharı ve
Müslim kaydetmiştir.)
Ahmed, Hasan, Şa'bi,
Nehâ'i, İbn Ebi Leylâ ve Ebû Sevr bu görüştedir. Ebû Hanife ve Şafii ise: «Alış
- veriş fasid olur.» demiştir.
c- Onlarla
birlikte abş - verişin gerçekleşmediği şartlar: Meselâ; «Falan razı olursa veya
şunu bana getirirsen, bunu sana sattım.» demesi gibi.
Müstakbel bir şarta
bağlanan tüm satışlar da böyledir.
Kaporalı satışın şekli
şöyledir: Müşteri bir şey alır ve onun fiatının bir kısmını satıcıya verir.
Alış - veriş bozulmaz ise, fiatını öder. Eğer alış - veriş gerçekleşmez ise,
satıcı, bu kaporayı müşterinin ona bir hibesi olarak alır.
Alimlerin çoğu, îbn
Mâce'nin naklettiği; »Nebi aleyhisselam kaporalı satışı yasakladı.» hadisine
dayanarak bu alış - verişin sahih olmadığı görüşündedir.
İmam Ahmed bu hadisi
«zaif» saymış ve Nafi' bin Abdülharis'in naklettiği hadis gereğince kaporalı
satışı caiz saymıştır: Nafi', Ömer için Safvan bin Ümeyye'nin evini, hapishane
olarak dörtbin dirheme — eğer Ömer razı olursa, alış - veriş geçerli yok razı
olmaz ise dörtbin dirhem Safvan'ın olmak üzere satın almıştır.
İbn Sîrin ve îbn
Müseyyeb, «Ticaret malını iade etmeyi ve onunla birlikte bir şeyde geri ödemeyi
kerih gördüğü zaman, bir mahzur yoktur.» demiştir. İbn Ömer de bunu caiz
görmüştür.
Kim, birşeyi bütün
meçhul kusurlardan âri olması şartıyla, — satan beri olduğunu söylemediği
halde — satın alır da, satın aldığı malda kusur bulursa, muhayyerdir. Çünkü
onu satış sonrasında tesbit etmiştir. Satış öncesinde tesbit etseydi satış akdi
kalkmaz idi.
Eğer satıcı kusuru
söyler veya müşteri akid sonrasında, kusuru bulunmadığını söylerse, akid bozulmaz.
Abdullah bin Ömer,
Zeyd bin Sabit'e sekizyüz dirheme bir köleyi kusuru bulunmadığı şartıyla sattı.
Zeyd onu kusurlu buldu. Onu İbn Ömer'e iade etmek istedi. İbn Ömer kabul
etmedi. Durumu Osman (r.a.)'a götürdüler. Osman (r.a.) İbn Ömer'e: Sen bu kusuru
bilmediğine dair yemin eder misin?» dedi. İbn Ömer «Hayır» dedi. O da onu geri
verdi. Daha sonra İbn Ömer onu bin dirheme sattı. (Hadisi Ahmed ve başkaları
nakletmiştir.)
İbn Kayyim şöyle
demiştir: Bu, onların satışın sahih olduğuna ve kusuru bulunmaması şartının
caiz olduğuna ittifaklarıdır. Osman ve Zeyd (r.a.), satıcı kusuru bildiğinde,
kusursuzluk şartının ona bir fayda vermeyeceğinde de ittifak etmişlerdir.
Satıcı ve alıcı fiat
konusunda ihtilaf ederler ve yanlarında bir delilleri de bulunmazsa, satıcının
yemini ile birlikte sözü geçerlidir. Müşteri, satıcının söylediği o fiatîa
malı almak ile onu bu fiata almadığına, daha düşük fiata aldığına dair yemin etmek
arasında muhayyerdir.
Eğer müşteri, ondan
uzak olduğuna dair yemin ederse, ticaret malı, ister bulunsun, isterse telef
olsun, satıcıda kalır.
Bunun aslı, Ebû
Davud'un Abdurrahman bin Kays bin Eş'-as'ın babası yoluyla dedesinden
naklettiği şu hadistir: Babası şöyle demiştir: Eş'as, Abdullah'dan yirmibine
Humus kölelerinden bir köle satın aldı. Abdullah ona fiatı almaya birini gönderdi.
Eş'as: «Ben onbine aldım.» dedi. Abdullah ise; «Aramızda bir hakem tayin et.»
dedi. Eş'as «Aramızda hakem sensin.»
dedi. Abdullah şöyle
dedi: Ben'Allah Rasûlü sallallahu aleyhi
ve sellem'i işittim
şöyle buyuruyordu : «Alıcı ile satıcı ihtilaf ettiği zaman, aralarında delil
yoksa, söz ya mal sahibinin dediğidir, ya da alışverişten vaz geçerler.»
Alimler bu hadisi
kabul ile karşılamışlardır. Hadisin umumu sebebi ile İmam Şafii şöyle demiştir:
«Satıcı ve müşteri fiatta ihtilaf ettiklerinde ahidleşmiş gibidirler. Müddette
veya şart mukayyet liginde ya da rehinde yahutta tazminde ihtilaf ettikleri
zaman, her ikisi de yemin ederler.»
Sahih alış - veriş,
şartlan ve rükünlannm yerine getirilmesinde Şâri'in emrine muvafık olan alış -
veriştir. Bu alış - verişle satılan şeyin ve bedelin mülkü ile istifade etmek
helal olur.
Şari'in emrine
muhalefet edildiği zaman, alış - veriş sahih olmayıp fasit ve batıl olur.
Fasld alış - veriş,
İslâm'da gayr-ı meşru kılınmıştır. Bu "yünden akid tamam olmaz ve şer'i
bir hüküm ifade etmez. Bu alış-veriş üzerine —müşteri satılan malı teslim almış
bile olsa — mülkiyet kurulamaz. Çünkü yasaklanmış şey, mülk edinme yolu
olamaz.
Kurtubî şöyle
demiştir: «Haram olan herşey bellidir ve alış -verişi bozar. Alıcının, malı
aynen iade etmesi gerekir. Eğer elinde telef olmuşsa, onun kıymetini iade
eder. Bu gayri menkul, mal ve hayvanda böyledir. Tartılan veya ölçülen yiyecek
veya malın, tartı ve Ölçü olarak aynısının iadesi gerekir.»
Fasid alışverişle elde
edilen kâr ne yapılır?
Hanefiler : Fasid bir
alış - verişle satılan malın fiatını satıcı teslim alır, onda tasarrufta bulunur
ve kâr ederse, alış - verişi feshedip, fiatı müşteriye iade etmesi ve kân da —
Kitab'ın nassı ile yasaklanmış bir yoldan kazandığı için — tasadduk etmesi
gerekir.» görüşündedir.
a- Teslimden
önce, satılan malın tamamı veya bir kısmı, müşterinin fiili sebebiyle telef
olursa, satış fesh olmaz, akid olduğu gibi kalır. Müşterinin, bu malın fiatını
aynen ödemesi gerekir. Çünkü onun telef olmasına kendisi sebep olmuştur.
b- Yabana
birinin Cüçüncü şahsın) fiili sebebiyle telef olmuşsa, müşteri (zaran tazmin
için) bu üçüncü şahısa, müracaat etmek ile akdi feshetmek arasında muhayyerdir.
c- Satılan
malın tamamı teslimden önce, satıcının fiili veya kendiliğinden ya da semavi
bir âfet sebebiyle telef olursa, akid bozulur,
d- Satılan
mahn bir kısmı, satıcının fiili ile telef olursa,
müşteriden fiatın
telef olan kısmı düşer. Müşteri kalan- kısmı, ona mahsus fiat ile alma
hususunda muhayyerdir.
e- Eğer,
satılan malın bir kısmı, kendiliğinden telef olursa bedelden bir şey
azaltılmaz. Müşteri ise, akdi fesh iie kalan malı bedelin tamamı ile alma
arasında muhayyerdir.
f- Semavi
bir afet sebebiyle telef oîur da, bir miktar eksilme olursa, eksilen kısmın
değeri, fiattan düşürülür. Müşteri, akdi feshetme ile kalan kısmı, ona mahsus
fiatla alma arasında muhayyerdir.
Satılan mal, teslimden
sonra telef olursa, müşteri zâmin (zararı yüklenmiş) olur. Eğer o malda
satanın muhayyerliği yoksa, müşteri malın fiatını ödemek zorundadır. Aksi
halde, müşterinin ya kıymetini yada malın benzerini satıcıya ödemesi gerekir.
Tes'ir, satılması
istenilen ticaret eşyasına, satanın da, satın alanın da zarar etmemesi için,
mahdut bir fiat koymaktır.
Tirmizî, Nesâi, Ebü
Davûd ve İbn Mâce'nin sahih senedle rivayetlerine göre, Enes (r.a.) şöyle
demiştir: Halk, -Ey Allah'ın Rasûlü, fiatlar arttı. Bizim için fiat tayin et!»
dediler. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Fiatları
Allah tayin eder.O, Kâbid, (sıkan-daraltan) Bâsît (açan-genişleten) ve Râzak (rızıklandıran)'dır.
Ben hiç birinizin ne kan, ne de mal hususunda benden bir talebi bulunmadığı
halde Allah'a ulaşmak isterim.»
Alimler bu hadis ile;
hâkimin ticaret mallarının fiatma müdahale etmesinin haram olduğu sonucuna
varmışlardır. Çünkü böyle bir uygulamaya çoğunlukla zulüm karışır. İnsanlar
mâli tasarruflarında hürdürler. Onlara tahditler koymak, bu hürriyetlerine
aykırıdır.
Müşterinin maslahatını
gözetmek, satıcının maslahatını gözetmekten daha Öncelikli değildir. îki durum
çatıştığı zaman, ictihadda her iki tarafın da maslahatına saygılı olmak
gerekir.
Şevkâni, şöyle
demiştir: «İnsanlar mallarına hakimdirler. Fiatı sınırlandırmak, onlara tahditler
koymaktır. İmam, müslümanların maslahatlarını gözetmekle emrolunmuştur. Yoksa
fiatı azaltarak müşterinin maslahatını gözetmek, ya da fiatı artırarak
satıcının maslahatını gözetmekle değil. îki iş birbiriyle çatıştığı zaman,
içtihadda, her iki gruba da saygılı olmak gerekir. Mal sahibini, ticaret
malını, hoşnud olmadığı şeye karşılık satmaya zorlamak, Allah Teâlâ'mn şu
âyetine terstir:
«Ey inananlar!
Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı nza ile yapılan ticaretle
yeyin, haram ile nefsinizi mahvetmeyin.»
(Nisa : 29)
Fiat tahdidi, ticaret
malının gizlenmesine sebeb olur. Bu da fiatlarm yükselmesi sonucunu doğurur.
Fiatların yükselmesi ise, onlan almaya güç yetiremeyen fakirlere zarar verir.
Zenginlerin onları fahiş fiatlarla karaborsadan almaya gücü yeter. Böylece
her iki grub için de darlık ve sıkıntı başgösterir. Her iki taraf için de
maslahata uygun olan, bu değildir.
Tüccarlar
zulmettikleri ve fahiş fiatlar koyarak haddi aştıkları zaman, pazar zarara
uğrar. Bu durumda, hâkim'in piyasaya müdahale ederek, halkın haklannı korumak,
ihtikarı yok-etmek ve tüccarların harisliğinden dolayı halkın uğradığı zulmü
kaldırmak için fiatlan sınırlandırması gerekir.
Bu yüzden İmam Mâlik
fiatların yükseldiği durumlarda, fiatlan sınırlandırmanın caiz olduğu
görüşündedir. Bazı Şafiiler de bunu caiz görmüştür.
Yine Zeydî
imamlarından bir cemaat, ticaret mallarının pek çoğunda, bunun caiz olduğu
görüşündedir. Sa'id bin Müseyyeb, Rebi'a bin Abdurrahman ve Yahya bin Sa'd
el-Ensâri de aynı kanaattedir. Bu alimlerin tümü, 'fiatların artması yüzünden
cemaatin maslahatı kaybolduğu zaman fiatları sınırlamanın caiz olduğu'
görüşündedirler.
Hidâye yazarı şöyle
demiştir:
«Sultanın, halkın
aleyhine fiatlara müdahalesi caiz değildir. Eğer yiyecek maddelerinin
sahipleri, haddi aşıp bunlara kıymetlerinin çok üstünde fiat koyarlarsa ve
kadı, müslümanların haklarını fiatlara müdahale etmekten başka şekilde
koruyamazsa, bu durumda, Kadı'nın rey ve görüş sahiplerine danışarak bir neticeye
varmasında, bir mahzur yoktur.»
İhtikâr : Malın
piyasada az bulunup, fiatınm artması için bir şeyi satın alıp, depo etmektir.
Bunun sonucunda, halk zarara uğrar.
Sâri' (Kanun koyucu)
onda hırs, tama', kötü ahlâk ve halkı darlığa düşürme bulunduğu için, ihtikân
menetmiş ve onu haram saymıştır.
Ebû Dâvud, Tirmizî ve
Müslim'in, Ma'mer'den rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
«İhtikâr yapan, günah işlemiştir.»
Ahmed, Hakim, İbn
Şeybe ve Bezzâr'ın rivayetine göre, Nebi aleyhisselam, şöyle buyurmuştur:
-Yiyecekte kırk gece boyunca ihtikâr yapan, Allah'tan uzaktır, Allah da ondan
beridir.»
Rezeyn'in -Câmii-nde
rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: »İhtikâr yapan kul ne
kötüdür! Eğer fiatların düştüğünü duysa üzülür, yükseldiğini duysa sevinir.»
İbn Mâce ve Hâkim'in,
İbn Ömer'den rivayetine göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmuştur : «Câlib[3] rızıklanır,
ihtikâr yapan ise, mel'ûndur.»
Ahmed ve Taberâni'nin,
Ma'kil bin Yesâr'dan rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
Kim, müslümanlann fiatlanndan birine, onu yükseltmek için müdahale ederse,
Allah tebâreke ve Teâlâ'nın onu, kıyamet günü, büyük bir ateşe oturtması hakkıdır.»
Fakihlerden pek çoğu;
şu üç şartı kendinde bulunduran ihtikârın haram olduğu görüşündedir.
1. Depo
edilen şeyin ihtiyaçtan fazla olması: İhtiyaç, tam bir senelik iaşedir
(geçimliktir.). Çünkü Allah Rasûlü'nün yaptığı gibi, kişinin bu müddet için
kendisinin ve ailesinin nafakasını depo etmesi caizdir.
2. Ticaret
malının, ihtiyacın (talebin) fazlalaşıp fahiş fiat-la satabilmek için, fiatının
yükseldiği zamana kadar depo edilmesi.
3. İhtikârın,
insanların, yiyecek, elbise ve benzeri maddelerde ihtiyacı olduğu zaman,
yapılmış olması -. Eğer tüccann ya nında çok bulunan bu maddelere halkın
ihtiyacı yoksa, halka zararı dokunmadığı için bu ihtikâr sayılmaz.
Kabul veya red durumlarından
birini tercihte serbest olma isteğidir. Şu kısımlara ayrılır:
Satan ile alan
arasında îcâb ve kabul meydana geldiği ve akid tamamlandığı zaman, her ikisi
de, muhayyerliğin bulunmadığına dair anlaşmadıklarında, alış - veriş akdinin
yapıldığı meclisten ayrılmadıkları sürece, akdi bozma veya devam ettirme
hakıkna sahiptir.
Anlaşanlardan birinin,
acele ile îcâb ve kabulü yerine getirdiği, daha sonra da, bu anlaşmanın
maslahatına uygun olmadığı durumlar ortaya çıkabilir. Bu yüzden Sâri, bu hakkı
akdi hemen bozabileceği umulan kimseye sağlamıştır.
Buhari ve Müslim'in,
Hâkim bin Hizâm'dan rivayetine göre, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem
şöyle buyurmuştur: «Alıcı ve satıcı, ayrılmadıkları sürece muhayyerdir- Doğru
söyler ve açıklarlasa, alışverişleri ikisi için de bereketli olur. Eğer gizlerler
ve yalan söylerlerse, alışverişlerinin bereketi kalkar.»
Yani alış-vriş yapan
iki kişinin, birbirlerinden ayrılmadıkları sürece, akdi sona erdirme veya
devam ettirme haklan vardır. Ayrılma, her durumda, kendi şartlarına göre tayin
edilir. Küçük bir evde, takid yapanlardan) birisinin çıkmasıyla ayrılma
gerçekleşir. Büyük bir evde ise, meclisten iki veya üç adım Öteye giderek yer
değiştirmesiyle ayrılma gerçekleşmiş olur. Be-
berce dikilirler veya
beraberce giderlerse, muhayyerlik devam
Ayrılmada, örfü
gözönüne almak tercih olunur. Eğer örf, durumu ayrılma olarak değerlendirirse,
bununla hükmolunur. Şayet örfen, ayrılma geçerli sayılmazsa, ayrılmamış
olurlar.
Beyhakinin, Abdullah
bin Ömer'den rivayetine göre, o şöyle demiştir: «Müminlerin emiri Osman'dan,
Hayber'de, hissesine düşen bir vadi mal satın aküm. Alışverişi yaptığım zaman,
satıştan vazgeçmesinden korkarak, dönüp evinden çıktım. Sün^ net, alışveriş
yapanlann ayrılıncaya değin muhayyer olmaları şeklindedir.»
Sahabe ve tabiin
alimlerinin cumhuru, bu görüştedir. Şafii ve Ahmed bunu imamlardan alarak şöyle
demişlerdir: «Meclis muhayyerliği, alışveriş, sulh, havale, icâre ve mal
kazanma amaçlanan sürekli ve bedelli akidlerin tümünde sabit olmuştur. Sürekli
olup kazanç amaçlanmayan akidlere gelince, nikah ve boşanma gibi akidlerde
meclis muhayyerliği sabit olmamıştır. Yine sürekli olmayan müdarebe, şirket ve
vekalet akidleri de böyledir.-
Şart muhayyerliği, akid
yaptıktan sonra ikisinin onu kaldır-masıyla düşer. Eğer alıcı ve satıcıdan biri
onu kaldınrsa, diğerinin muhayyerliği her ikisinden birinin ölümüne değin
sürer.
Şart muhayyerliği, aha
ve satıcıdan birinin belirli bir müddet için muhayyer olmak şartıyla bir şeyi
ahp - satmasıdır. Eğer bu müddet kabul edilirse, şartı koyan, bu süre
içerisinde dilerse alışverişi yerine getirir, isterse ilga eder. Bu şarü, akid
yapanların her ikisinin veya birinin koyması caizdir.
Şart muhayyerliğinin
meşru oluşunun delilleri:
îbn Ömer'den rivayete
göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur : «Muhayyerli satış müstesna,
alışveriş yapanlar ayrılmadıkça satış gerçekleşmemiştir.»
Yani ayrılana kadar,
birbirlerini satışı yerine getirmeye zorlayamazlar. Ancak biri veya her ikisi
belirli bir süre için muhayyerlik şartını ileri sürerse, o başka.
Yine îbn Ömer'den
rivayete göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «İki kişi, alışveriş
yaptıkları zaman, ilcisi de ayrılmayıp, beraber bulundukları sürece,
muhayyerdirler. Biri diğerini muhayyer kılar ve bunun üzerine alışveriş
yaparsa, satış vacib olur.» (Hadisi, Ebû Dâvud, Tirmizi ve Nesâî kaydetmiştir.)
Tayin edilen süre sona
erdiği zaman, akid bozulmaz ise, alışveriş bağlayıcı olur.
Muhayyerlik; satın
alınan ticaret malında müşterinin, vakıf, hibe ve satış gibi tasarruflarda
bulunmasıyla sona erdiği gibi, sözle de biter. Çünkü bu, tasarruflar, onun
razılığına delildir.
Kişinin, müşteriye
malının kusurunu açıklamadan satması haram kılınmıştır,
Ukbe bin Âmir'den
rivayete göre, o şöyle demiştir: Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'i
işittim, şöyle buyuruyordu; «Müslüman, müslümanın kardeşidir. Müslümanın,
kardeşine, malın kusurunu açıklamaksızın satış yapması helal değildir.»
Adda bin Hâlid şöyle
demiştir: Nebi aleyhisselam bana şunu yazdı: «Bu, Adda' bin Halid bin
Hevze'nin, Allah Rasûlü Muhammed'den satın aldığı hastalığı, kusuru ve gizlisi
bulunmayan köle veya cariyedir. Müslümanın alışverişi, müslümandandır.»
Allah Rasûlü
sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyuruyor: «Bizi aldatan, bizden değildir.»
Müşteri malın kusurunu
bildiği halde akid sona ererse, bu akid bağlayıcı olur ve artık onun
muhayyerliği yoktur. Çünkü bu kusura razı olmuştur. Müşteri kusuru bilmediği
halde, akid-den sonra bu kusuru öğrenirse, akid, sahih olarak meydana gelmiştir.
Ancak bağlayıcı değildir. Mah geri çevirip, satıcıya verdiği bedeli geri alma
ya da malı tutup, kusur sebebiyle meydana gelen eksikliğe karşılık, fiatın bir
kısmını alma konusunda serbesttir. Ancak bundan razı olur veya satın aldığı
malı satmak için pazara çıkarmak ya da gelirini almak, yahud da onda
tasarrufta bulunmak gibi razüığını gösteren bir delil bulunursa, akid
bağlayıcı olur.
İbn Münzir, şöyle
demiştir: Hasan, Şureyh, Abdullah bin Hasan, İbn Ebî Leylâ, Sevrî ve 'rey ehli'
şöyle demiştir: «Müşteri, bir ticaret malı satın ahp, kusurunu öğrendikten
sonra satmak için pazara çıkarırsa, muhayyerliği sona erer.» Bu, Şafii'nin de
mezhebidir.
Alıcı ile satıcı,
satış esnasmda kusurun söylenip - söylenmediği hususunda ihtilaf ederler ve
her ikisinin de bir delili bulunmazsa, satıcının yemini ile beraber sö2ü kabul
edilir. Osman, böyle hüküm vermiştir.
«Müşterinin yemini ile
beraber sözü kabul edilir. Mal satıcıya geri iade edilir,» de denilmiştir.
Tavuk yumurtası alan
kimse, onu kırar ve bozuk olduğunu görürse, isterse fiatm tamamını satıcıdan
alır. Çünkü bu durumda akid, malın bir değeri bulunmadığı için bozulmuş olur.
Artık bir faydası olmadığı için, mallan satıcıya iade etmek zorunda değildir.
Akid fesholunduğu
zaman, malın müşteride bulunduğu süre içerisinde bir gelir elde edilmişse, bu
gelir müşterinin hakkıdır.
Âişe (r.a.)'dan
rivayete göre, Nebi aleyhisselam, «Gelir, borçluya aittir.- buyurmuştur.
(Hadisi, Ahmet, Ebû
Dâvud, Tirmizi, Nesâi ve İbn Mâce kaydetmiş; Tirmizî «sahih» demiştir.)
Yani, satılan maldan
elde edilen gelir, bu yüzden borç altına girmesi sebebiyle — onun yanında
telef olmuş bile olsa — müşteriye aittir.
Eğer bir hayvan satın
alsa ve bir kaç gün ondan gelir elde etse, sonra bir kusuru ortaya çıksa,
müşterinin hem fesh hakkı vardır, hem de satıcının ona bir karşılık ile baş
vurması dışında bu kazanç onundur.
Bazı rivayetlere göre;
Bir adam bir köle satm ahp, bir süre ondan gelir kazanmış, sonra bir kusurunu
bulup, bu kusur sebebiyle onu iade etmiş. Satıcı, «Kölemin kazancı ne oldu?» demiş.
Nebi aleyhisselam ise şöyle buyurmuş: «Kâr, borçlunundur.» (Hadisi Ebû Davud
kaydetmiş ve «isnadı böyle değildir.» demiştir.)
Satıcının, malın
fiatıni arttırmak için kusuru, müşteriden gizlemesi haramdır. Müşterinin üç
gün içinde onu iade etme muhayyerliği vardır. «Muhayyerlik fevri olarak (hemen
iadesi durumunda! sabit olur.» da denmiştir.
Bunun haram olması
hususuna gelince, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, aldatma ve hile
hakkında şöyle buyurmuştur : -Bizi aldatan, bizden değildir.»
İade muhayerliğinin
sabit olması haklımda, Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Nebi
aleyhisselam şöyle buyurmuştur : «Deve ve koyunların sütünü memesinde bırakmayın.
Kim böyle bir hayvan satın alırsa, onun sütünü sağdıktan sonra iki görüş
arasında muhayyerdir : Dilerse tutar, dilerse hayvanı bir sa' hurma İle
birlikte iade eder.»
(Hadisi, Buhari ve
Müslim kaydetmiştir.)
İbn Abdilberr, şöyle
demiştir: "Bu hadis, hilenin yasak oluşuna delildir. Aynca, kusuru
gizlemenin alışverişin kendisini bozmadığı, muhayyerlik müddetinin üç gün
olduğuna, hayvanın sütünü sağmayıp bol sütlü göstermenin haramlığma ve böyle
bir hayvanın satımında muhayyerlik bulunduğuna dair de temel kaynaktır.»
Satıcı, kasden kusuru
gizlememişse —müşterinin, zararını telafi için muhayyerliği sabit olmakla
beraber— harama girmiş olmaz.
Aldanma (el-Ğabn); satıcıya
nisbetle, beş birim değerinde olan bir malı üç birime satmak, müşteriye
nisbetle de üç birim kıymetinde olan bir malı beş birime satın almaktır.
Biri satar veya satın
alır da, aldatılmış olduğunun farkına varırsa, alışverişten dönüş muhayyerliği
vardır. Bu malın kıymetinden cahil olması şartıyla, akdi bozar. Aldatma, hoş
görülmemiştir. Çünkü bu, müslümanın sakınması vacib olan hile kapsamına
girer. Böyle bir durum ortaya çıktığı zaman, kişi akdi bozma veya devam ettirme
muhayyerliğine sahiptir. Fakat, sırf ğabn sebebiyle muhayyerlik sabit olur mu?
Bazı alimler bunu,
«ğabn-ı fahiş- olması durumuyla kayıtlamışlardır. Bazıları ise, değerinin üçte
birine ulaşması durumuyla kayıtlandırmıştır. Bu kaydı koyanlar, genellikle
satıcıların mutlak ğabn (fiatm fazla
alınması)'dan salim olamayacağı düşüncesindedirler. Çünkü bunun, âdette hoş
görülen nisbet-te az olması mümkündür. Kimi de sırf -aldatma- olmasını yeterli
bulmuştur.
Bu görüşlerin evlâ
olanı, örf ve âdetle kayıtlanmış olan «ğabn» dır. örf ve âdette aldatma (ğabn)
olarak değerlendirilen alışverişte muhayyerlik meydana gelir. Öyle kabul
edilmeyende ise, muhayyerlik yoktur. Bu görüş, Ahmed ve Mâlik'in mezhebidir.
Bunlar, Buhari ve Müslim'in, İbn Ömer'den rivayet ettiği şu hadisle istidlal
etmişlerdir: İbn Ömer diyor ki: Adı, Habbân bin Menkez olan bir adamın,
alışverişte (sürekli) aldatıldığı, Nebi aleyhisselam'a iletildi. Nebi
aleyhisselam, «Alışveriş yaptığın zaman, «Hile yok» de.» buyurdu.[4]
îbn İshak, Yunus bin
Bükeyr ve Abdul A'lâ'nın rivayetine şunu eklemiştir: «Sonra sen her aldığın
malda üç gece muhayyersin. Hoşnud olursan, onu tut, hoşlanmazsan iade et.»
Bu adam, Osman'ın
hilafetine değin yaşadı. O, bu sırada, 130 yaşında idi. Osman'ın döneminde halk
çoğaldı, o bir şey satın aldığı zaman kendisine; «Bu sana eksik verilmiş.»
denir, adam da dönerdi. Sahabeden biri onun lehine, «Nebi'nin onu üç gün
muhayyer kıldığına» dair şahidlik yapardı. Böylece dirhemleri kendisine iade
edilirdi.
Alimlerin cumhuru,
alışveriş delillerinin geneline bakarak, «aldanma muhayyerliği» nin sabit
olmadığı ve eksiklik ile diğer durumların arasını ayırmadan, ahşverişin
gerçekleştiği görüşündedir. Geçen Hadis'e de şöyle cevab vermişlerdir: Bu
adam, zayıf akıllı biri idi. Fakat bu akıl zayıflığı onu, temyiz kudretinden
yoksun etmiyordu. Onun tasarrufları, ticarete izin verilmiş mümeyyiz küçük
çocuğun tasarrufları gibidir. Ğabn durumunda, onun muhayerliği sabit olur.
Çünkü Rasûl aleyhisselam, ona alışveriş sırasında -hile yok.» sözünü
söylemesini istemişti. Onun alışverişinde «hile bulunmaması» şart koşulmuş olur
ve bu, «şart muhayyerliği» konusuna girer.
Pazara getirilen
ticaret malını karşılamak da aldatma (ğabn) şekillerinden biridir. Tüccar şehre
girmeden ve fiatları öğrenmeden önce karşılanıp, mallan şehirdeki fiatlardan
daha düşüğüne satın alınır. Bu durum ortaya çıktığı zaman, tüccarların zararlarını
giderme muhayyerlikleri vardır. Delili, Müslim'in, Ebû Hüreyre'den rivayet
ettiği şu hadistir: Nebi aleyhisselam, ticaret için getirilen malı karşılamayı
yasaklayarak şöyle buyurmuştur : -Pazara getirilen mallan yolda karşılamayın.
Kim karşılar ve satın alırsa, satan, pazara geldiği zaman muhayyerdir.»
Bu nehiy, alimlerin
çoğunluğunun görüşüne göre, haramlık» ifade eder.
Fiati «iddia» ile
arttırmak da bu türdendir. Bu, bir ticaret malının fiatını, kendisi almayacağı
halde, alacak olanların fazla fiat vermeleri ve böylece malın fiatının artması
için yüksek fiat söylemesidir.
Buharî ve Müslim'de
İbn Ömer'den gelen rivayete göre, «Allah Rasûlü aleyhisselam, fiatı, iddia ile
arttırmayı yasaklamıştır.» îddia ile fiatı arttırmak, alimlerin ittifakı ile
haramdır.
Hafız İbn Cafer,
«Fethu'l-Bâri»de şöyle demiştir: «Bu durumun meydana geldiği alışverişler
hakkında ihtilaf edilmiştir. îbn Münzir, Hadis ehlinden olan bir grubdan. Bu
tür alışverişin fâsid olduğunu nakletmiştir. Bu Zâhiri'lerin ve bir rivayete
göre, Mâlik'in görüşüdür. Hanbeliler arasında meşhur olan görüş de budur.
Mâlikilerce meşhur olan görüşe göre, böylesi durumlarda muhayyerlik sabit
olur. Şâfiiler de «musarrat»a kıyas ederek buna yönelmişlerdir ve mezhebin en
sahih görüşüne göre, günah olmakla beraber alışverişi sahih, saymışlardır.
Hanefilerin görüşü de budur.»
İkâle; bir şey satın
alıp, sonra ona ihtiyacı olmadığını anlayan veya bir şeyi satıp sonra da ona
ihtiyacı olduğu ortaya çıkan kişinin alışverişi bozmayı isteyip, akdi
feshetmesidir.
İslâm, buna teşvik
etmiş ve böyle yapmaya çağırmıştır. Ebû Dâvud ve İbn Mâce'nin, Ebû Hüreyre'den
rivayetine göre, Nebi aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Kim bir müslümana ikale
yaparsa, Allah da onun akrabalarına ikale yapar.»
Malın tesliminden önce
yapılması caizdir. Bunda ne meclis muhayyerliği, ne şart muhayyerliği, ne de
şuf a hakkı yokdur. Çünkü bu, alışveriş değil, fesihtir.
Akid fesholunduğu
zaman, alıcı ve satıcıdan her biri kendisinin olana döner. Yani müşteri
parayı, satıcı da satılan malı geri alır.
Satılan mal telef olur
veya anlaşmayı yapan ölür yada fiat artar veya eksilirse, ikale sahih olmaz.
«Selef»de denir.
Zimmette bulunan bir şeyi, peşin para ile satmaktır. Fakihler selem'e, «mehâvic
satışı» da derler. Çünkü, alıcı ve satıcıdan herbirinin zaruret gereği
başvurdukları gaib bir alışveriştir. Sermaye sahibi, ticaret malı satın almaya
muhtaçtır. Ticaret malı sahibi ise, kendisinin ve olgunlaşıncaya kadar ekinin
giderlerini sağlamak için, mal henüz meydana çıkmadan önce onun değerine ihtiyaç
duymaktadır. Bu, zaruri maslahatlardandır.
Müşteriye «müsellim»
veya «rabbu's-selem» denir. Satıcıya ise «müsellem ileyh» denir.
Meşru olduğu, Kitab,
Sünnet ve icma ile sabittir.
îbn Abbas, «Belirli
bir sürede ödenecek olan selemi Allah'ın Kitab'ında helal kıldığına- ve ona
izin verdiğine şahadet ederim." demiş, sonra, şu âyeti okumuştur: «Ey iman
edenler, belirli bir müddet için borçlandığınızda, bunu yazın» (Bakara: 282)
Buhari ve Müslim'in
rivayetine göre; «Nebi aleyhisselam, Medine'ye geldiğinde, Medineliler,
meyvelerde bir veya iki yıllığına selem yapıyorlardı.
Nebi aleyhisselam,
-Kim selem yaparsa, belirli bir ölçüda, belirli bir tartıda ve belirli bir
vadede selem yapsın.» buyurdu.
îbn Münzir şöyle
demiştir: »İlim ehlinden bilebildiğimiz kadarıyla herkes, selemin caiz
olduğunda icma etmşitir:
Selemin meşruiyeti,
Şeriat'm gereklerine, kaidelerine uygundur. Kıyasa da aykırı değildir. Çünkü
alışverişte fiatı geciktirmek caiz olduğu gibi selemde de satılan malı
geciktirmek, caizdir. Aralarında bir fark yoktur.
Allah. Sübhânehu ve
Teâla şöyle buyuruyor:
«Belirli bir müddet
için borçlandığınızda, onu yazın.» (Bakara: 282)
Bu alış - verişte
müeccel olan borç, zimmette saklı bulunan mallardır. Satılan mal, vasıfları
belli, malum ve zimmette saklı olduğunda ve müşteri, müddetin dolması ile
satıcının sözünü yerine getireceğine güveni bulunduğunda, «satılan mal»,
te'cili (veresiye olması) caiz olan ve âyetin şümulüne giren borçlardan biri olur.
îbn Abbas şöyle demiştir: «Bu, Allah Rasûlü'nün, Hâkim bin Hizam'a söylediği,
-Yanında bulunmayanı satma.» şeklindeki, kişinin yanında bulunmayanı satmasını
yasaklayışına dahil değildir.»
(Nebî'nin Hakim'e
söylediği hadisi, Ahmed ve Ebu Davud, Nesaî, Tirmizi, Ibn Mâce kaydetmiş!
Tirmizî ve İbn Hibban «sahih» demiştir.)
Bu nehiyden
kastedilen, kişinin teslimine kadir olmadığı şeyi satmasıdır. Çünkü yanında
bulunmayıp, teslimine kadir olunmayan şeyi satmak, meçhul bir alışveriş
(ğarar»dir. Vaktinde meydana gelmesi galib zanla mümkün olan zimmet altındaki,
vasfı belli bir şeyin satışı ise, bu nehye dahil değildir.
Selemin, sahih
olabilmesi için uyulması gereken bazı şartlar vardır. Bu şartların bazıları
«sermayede» bulunmak, diğer bir kısmı ise selem olarak «satılan şeyde»
olmalıdır.
Sermayede bulunması
gereken şartlar şunlardır:
1. Cinsi
belirli olmalıdır.
2. Miktarı
belirli olmalıdır.
3. Bir
mecliste teslim edilmelidir.
Selem yapılan malda,
şu şartlar bulunmalıdır:
1. Bu malın
zimmette olması gerekir.
2. ödenecek
malın, miktarının ve onu diğerlerinden ayıran vasıflarının, ihtilafı önleyecek
ve garar' (meçhul alışveriş) ı ortadan kaldıracak şekilde bilinmesi gereklidir.
3. Belirlenmiş
bir süresi bulunmalıdır.
Hasad, kesim ve hac
zamanı gibi müddet tayini, caiz midir? Mâlik şöyle demiştir: «Vade, ay ve sene
ile belirlenmiş olduğunda, caizdir.»
Alimlerin çoğu,
selemde müddete itibar etmişler ve -Selemin peşin olması caiz değildir.»
demişlerdir.
Şafiiler şöyle
demiştir: «Caizdir. Çünkü, «ğarar» olmasına rağmen vadeli satış caiz olunca,
peşin satışın caiz olması daha evlâdır. Hadiste müddetin anılması, vadenin şart
olmasından değildir. Aksine bunun anlamı, vadeli bile olsa, bilinen bir şey olması
gerektiğidir.»
Şevkâni, şöyle
demiştir: «Ona delâlet eden bir delilin bulunmaması sebebiyle, vadeye itibar
edilemeyeceği ve delilsiz olarak hükmün taabbudi olmasına da iltizam
edilemeyeceği için hak olan Şafiilerin mezhebidir.»
Eğer biri; «Vadenin
bulunmaması, ma'dumun (var olmayanın) satışının vaki olmasmı gerektirir. Var
olmayanın satışına ise sadece selemde izin verilmiştir. Selemin normal satışla
arasındaki fark, da vadeden ibarettir.» derse, ona; «Siga farklıdır, bu da
yeterlidir.» diye cevab verilir.
Selemde, selem
yapanın, selem yapılan mala malik olması şart değildir. Aksine, vadenin
bitiminde bulunmasına itibar edilir. Selem yapılan mal, müddetin bitiminde
bulunmasa, akid fasid olur. Vade sona ermeden, malın bulunmamış olmasının bir
zararı yoktur.
Buhari'nin, Muhammed
bin Mücalid'den rivayetine göre, o Şöyle demiştir: Abdullah bin, Seddâd ve Ebû
Bürde, beni, Abdullah bin Ebî Evfâ'ya göndererek, «Ona, 'Nebî'nin ashabı,
O'nun zamanında buğdayda selem yaparlar mıydı?' diye sor.» dediler. Abdullah;
«Biz, Şamlı ziraatçılarla, buğday, arpa ve zeytinde, behirli Ölçü ve belirli
vade ile selem yapardık.» dedi. Ben; «Asılları yanlarında bulunan kimselerle
mi?» diye sordum. Abdullah; •Biz, onlara, bunu (satılan malın cinsinin
yanlarında bulunup bulunmadığını) sormazdık.» dedi. Sonra beni, Abdurrahman bin
Ezbâ'ya gönderdiler. O'na da sordum, şöyle dedi t «Nebî'nin ashabi, O'nun
zamanında, selem yapardı. Biz selem yaptığımız kimselere onların ürünü var mı,
yok mu diye sormazdık.»
Anlaşma yapan iki
taraf, teslim yerini tayin etmemiş olsalar bile, selem sahihtir ve yer tayin
edilir. Çünkü bu hadiste açıkça belirtilmemiştir. Eğer bu bir şart olsaydı,
Nebi aleyhis-selanı onu da, ölçü, tartı ve müddeti andığı gibi belirtirdi.
Kurtubî, şöyle
demiştir.- Alınmasındaki başka yollara rağmen ,süt ve yaş meyvede selem
yapmak, Medinelilerin üzerinde icma ettiği medenî bir meseledir. Bu maslahat
prensibine dayandırılmıştır. Çünkü kişi gün be gün süt ve yaş meyve almaya
muhtaç olur ve her gün yeniden onu almak gücüne gider. Çünkü yanında nakit
bulunmayabilir ve hatta değişiklik olabilir. Hurma ve süt sahibi de nakde
muhtaçtır. Çünkü yanında mal bulunan onları (nakde çevirmeden) harcayamaz.
Böylece iki ihtiyaç birleşince, ödünç verme diğer ihtiyaç ve maslahat kökenli
muamelelere kıyas edilerek bu muameleye izin verilir.
Fakihlerin cumhuru,
selem akdinin devamı sırasında- selem dışında bir malın bedelini almanın caiz
olmadığı görüşündedir. Çünkü selem yapılan şeyin borcunu, onu elde etme eden önce
satmış olur. Delili, Allah Rasûlü aleyhisselam'm şu sözüdür: «Kim bir şey
hakkında selem yaparsa, onu başka şeye sarf etmesin.» (Hadisi, Dârekutnî, îbn
Ömer'den rivayet etmiştir.) İmam Malik ve Ahmed ise bunu caiz görmüşlerdir. İbn
Münzir dedi ki: İbn Abbas'ın şöyle dediği sabittir: «Bir şeyde, bir vadeye
kadar selem yaptığın zaman, eğer selem yaptığın şeyi alacaksan onu al. Aksi
takdirde başkasını ondan daha az olan bir bedelle al. Böylece iki kere kâr
etmemiş olursun.» Şu'be'nin rivayet ettiği bu söz, sahabe sözüdür. Sahabe sözü
de, aksi bulunmadığı sürece, hüccettir.
Yukardaki hadise
gelince, senedinde Atiyye bin Sa'd vardır, bunun hadisi ile delil getirilemez.
îbn Kayyim, bunu
tercih ederek, iki grubun da delillerini münakaşa ettikten sonra, şöyle
demiştir: «Bunun haramlığı hususunda ne nass, ne icma, ne de kıyas sabit
olmamıştır. Aksine nass ve kıyas, mubah olduğunu göstermektedir..
Tartışma esnasında
meseleyi Allah'a ve Rasûlü'ne döndürmek vacibtir.
Selem akdinin, ikale
ve benzeri sebeblerle feshedilmesine gelince; bu konuda, «Selem borcuna
karşılık, cinsi dışında bir şeyin alınması caiz değildir.» denilmiştir. Yine,
«Böyle bir bedelin alınması caizdir.» de denmiştir. Bu Şafiilerin mezhebi
olup, Kadı Ebû Ya'lâ ve İbn Teymiyye bunu tercih etmişlerdir. îbn Kayyim de
şöyle demiştir: «Bu sahihtir, çünkü bu bedel, zimmette müstekardır. Karz ve
benzeri diğer borçlar gibi onun da bedelinin ödenmesi caizdir.»