Taklid; bir müctehidin
delilini bilmeksizin görüşüyle amel etmektir. Kişinin buna kalbiyle niyyet
etmesi, yeterlidir. Dil ile söylemese bile olur. Müctehid "olmayanın, bir
müctehidi taklid etmesi vacip ve müctehidin de
karşılaştığı herhangi
bir amelde başkasını taklid etmesi haramdır.
Kişi, başlangıçta dört
mezhebten dilediği birini taklid eder. Sonra bunlardan bir mezhebi taklid
ettikten sonra başka bir mezhebe geçebilir. Dilerse bütün konularda başka
mezhebe intikal eder ve dilerse bazı hükümlerde o mezhebi taklid eder.
Kuvvetli ve kendisine
güvenilen bir görüşe göre durum budur. Yeter ki ciddiyet olsun. Şimdi bu
taklitlerin hangi şartlarda olması gerektiğini öğrenelim.
Taklidin şartlan altı
tanedir:
1) Taklid
eden kişi, taklit edeceği mes'elede kendisini taklid ettiği kimsenin o
mes'eleyle ilgili şart ve vacibleri bilmesi.
Mesela Şafii biri,
İmam Malik'i; şehvetsiz olarak kadına dokunmanın abdesti bozmaması hususunda
taklit etmek istese, İmam Malik'in abdest konusunda vacib olduğunu ileri
sürdüğü hususları bilmesi gerekir ki, söz-konusu hususun abdesti bozmaması
hususunda onu taklid edebilsin.
2) Taklidin
'Kablel amel' diyebileceğimiz amelden önce olması fiilin vuku bulmasından
sonra olmaması.
Sıhhati hususunda
mezhebler arasında ihtilaf bufunan bir ibadeti eda eden kimse, onun sahih olduğunu
söyleyen mezhebi taklit edip de eda etmişse, onu iade etmesi gerekir. Daha önce
yapmasının değeri yoktur. Çünkü bu yoruma göre o ibadeti, o şekilde yerine
getirirken onun fasid olduğunu biliyordu. Böylece o zaman, o ibadeti boşuna
yapmış olur. Ama Şafii olan biri, cinsiyet organına dokunur ve sonra
dokunduğunu unutur yahut kendisinin mezhebinde dokunmaktan dolayı abdestin
bozulacağını bilmez ve bu bilmemekte mazur olup, sonra namaz kılacak olursa; o
namazın kazasını iskat etme hususunda Ebu Hanife'yi taklid edebilir. Çünkü
O'na göre. olayın ve vuku bulmasından sonra taklid caizdir.Hanbeliler aksi
görüştedir. Malikilere gelince; onlar bu hususta ihtilafa düşmüşlerdir.
3)
Mükellefiyet bağından kendisini kurtaracak şekilde ruhsatları araştırıp onlara
sarılmaması. Mesela namazın vakti daralır ve abdest alacak su ve teyemmüm
alacak toprak bulamayıp temiz bir kaya bulur ama Şafii'yi taklid ederek o kaya
ile teyemmümü terkeder ve İmam Malik"i laklid ederek bu namazın kazasını
terketmesi gibi. Çünkü Şafii'ye göre, teyemmüm ancak temiz toprakla
yapılabilir.
İmam Malık'e göre,
temiz toprak bulamazsa, temiz bir kaya ile teyemmüm yapabilir. Temiz bir kaya
da bulamazsa, ondan namaz sakıt olur. O namazı kaza etmez. Kişinin, mükellefliği
kaldıracak şekilde bu taklid yollarına sapması caiz değildir.
4) Taklid
ettiği kişinin müctehid olması. Velev ki er-Rafii, en-Nevevi, er-Rameli ve İbni
Hacer gibi fetvada müctehid olan biri olsun. Ancak alimler, o müctehidin o
mes'eledeki görüşünün çok zayıf olduğunu söyle-mişlerse, o zaman taklid
edilemez. Yine, bir imamın kendisinden döndüğü görüşünü taklit etmek sahih
değildir. Ancak o imamın Mezhebi'nin alimleri, o imamın kurallarına dayanarak
ve bir delile bağlı olarak o görüşü seçmiş iseler, onu taklid edebilir.
5) Telfikin
olmaması.Telfik, dini konularda bir mes'ele hakkındaki mezhep müctehidlerinin
birbirine zıt olan görüşlerini birleştirme işidir. Bu zıt görüşler
birleştirilirken taklit konusu olan diğer görüşlerle yetinmektir.
Bir mezhebin herhangi
bir konuda olan bir görüşü benimsendiği zaman ne başlangıçta ve ne de devamlı
olarak bir mes'elede taklid ettiği her iki müctehidin söylemediği bir sonuca
varmamak gerekir. İki içtihadın arasını uzlaştırma yapmak caiz değildir. Şafii,
Hanefi ve Hanbeli Mezhepleri'nde telfik caiz değildir. Ama Malikiler'de sadece
ibadetlerde telfik caizdir.
Telfikin bazı
şekilleri vardır:
a) Bir kimse
başının bir kısmını meshetmiş ve lezzet kasdı olmadan yabancı bir kadına
dokunmuş ve dokunduğunda da lezzet duymamıştır.
Bu kimse, Maliki'ye
göre zikredilen dokunma ile abdest bozulmadığından İmam Malik’i taklid ederek
namaz kılar ve Şafii'yi takliden başın bir kısmını meshetmekle yetinirse, her
iki İmam'a göre hem abdesti ve hem de namazı batıldır. Çünkü İmam Şafii, her ne
kadar başın bir kısmının meshedilmesiyle abdestin sahih olacağını söylüyorsa
da, yabancı bir kadına dokunmakla abdestin bozulacağını söylemektedir.
İmam Malik de, her ne
kadar sözkonusu olan dokunma ile abdestin bozulmayacağını söylüyorsa da, O'na
göre başın bir kısmının meshedilmesiyle olan abdesti batıldır.
b) Şafii'yi
taklid ederek başın dörtte birinden daha azını meshedip sonra Ebu Hanife'yi
taklid ederek cinsiyet organına dokunacak olursa, bu iki İmam'a göre abdesti
batıldır. Çünkü Şafii her ne kadar dörtle birinden az kısmının meshedilmesiyle
abdestin sahih olacağını söylüyorsa da. cinsiyet organına dokunmasıyla
abdestin bozulacağını söylemektedir.
Ebu Hanife, her ne
kadar cinsiyet organına dokunmakla abdestin bozulmayacağını söylüyorsa da,
başın dörtte birinden az bir kısmının meshedilmesinin yeterli olmayacağını
söylemektedir.
c) Abdest
alır, sonra cinsiyet organına dokunur ve
kan aldırır, sonra da cinsiyet organına
dokunmakla abdestin bozulmaması konusunda Ebu Hanife'yi, kan aldırmanın abdesti
bozmadığı hususunda İmam Şafı'yi taklit
ederse her iki imama göre abdesti batıldır.
d) Başın bir
kısmının meshi İmam Safi' yi ve köpeğin temiz olduğu konusunda İmam Malik'i
taklit edip namaz kılanın namazı kuvvetli görüşe göre batıldır.
e) Kişi
zorla karısını boşamış ve Hanefi biri ona boşamanın vaki olduğunu söyler ve o
da iddeti bittikten sonra o kadının kızkardeşi ile nikahlanır sonra Şafii biri
ona boşanmanın vaki olmadığını bu nikahın baki olduğunu söylemiştir. İmam
Şafi'yi taklit ederek birincisiyle ve Ebu Hanife'yi taklit ederek ikincisiyle
yatamaz. Çünkü her iki imama göre iki kızkardeşi cem'etmek caiz değildir.
Şayet İmam Şafı'yi taklit ederse, kuvvetli görüşe göre ikincisi ondan ayrı
düşmüştür. Ta ki iki kız kardeşi birarada bulundurmasın.
f) Eğer Ebu
Hanife'yi taklid ederek kadının velisi olmadan nikah kıymış ve sonra talak ile
bir işi yapmayacağına dair yemin edip unutarak o işi yapar ve bir hanefıye
gidip durumunu sorar. Hanefi de yemin ettiği şeyi unutarak yapmasından dolayı
boşamanın vaki olduğuna dair fetva verir. Sonra da Şafii birine gidip o da
unutarak yemini bozmanın boşanmaya sebep olmayacağını söyler. Bu kişinin İmam
Şafi'yi taklit ederek o kadınla yatması caiz değildir. Çünkü Ebu Hanife'yi
taklid ederek, velisiz kıydığı nikah, yeminini bozmasına zail olmuştur. Eğer
Ebu Hanife'nin taklidini bırakıp Şafii Mezhebini taklid ederek nikahını
mezhebine göre tazelerse caizdir.
İmam Remli'ye göre,
bir kimse Hanefi'ye göre velisiz bir kadınla evlenirse ve zifaftan sonra üç
talakla boşarsa, Hanefi taklidini bırakıp Şafii'ye göre yeniden nikahını akd
etmesi caizdir. Yeter ki bir hakim, birinci nikahın sahih olduğuna dair bir
hüküm vermemiş olsun. Yoksa caizdir, hatta bizzat hakim nikahı akd ederse hüküm
sayılmaz, söz ile buna hükmettim demesi gerekir.
Birisi üç talakın vuku
bulmaması için eşini hul' eder, sonra iddet esnasında kendisi için yemin
ettiği şeyi yapmadan Şafi Mezhebi'nin ileriye sürdüğü şartları yerine
getirmeden -Velisiz oluşu gibi- onu taklid eder, sonra yemin ettiği şeyi yapar.
Böyle bir şey yapmak caiz değildir. Çünkü Şafii, velisiz olan bu akdi caiz
görmez. İmam-ı Hanefi-, sahih görse de iddet esnasında yemin ettiği şey
meydana gelse hul' üç talakın düşmesine engel olmaz, diyor. Mutlaka iddetin
bitimine kadar kendisi için yemin edilen şeyin meydana gelmemesi için dikkat
edilmesi gerekir.
Bir kimse komşuluk
sebebiyle, İmam-ı A'zam'ı taklid ederek şuf’a ile bir ev alır, sonra satar,
bilahare geri satın alır. Fakat bu defa birisi komşuluk sebebiyle şuf’a
hakkını açar, o da Şafii'yi taklid ederek vermemezlik eder. Çünkü Şafii
Mezhebi'ne göre, komşuluktan dolayı şuf’a hakkı yoktur. Ancak ortaklıkta şuf’a
vardır. Bu muamele de caiz değildir, çünkü bu da telfiktir.
6) Taklid
edilen hüküm, nassa veya icmaa yahut bunlara benzer bir delile muhalif olduğu
için, hakim onunla hükmettiği takdirde, hakimin hükmünün nass, icma' ve kıyasa
muhalif bir hüküm olmamalıdır.
Bunun pek çok misali
vardır. Bunlardan bir kaçı şöyledir:
a) Bir sözle
üç talakın yahud bir mecliste söylenen üç talakın, bir ric' talak olduğunu
söyleyen görüştür. Çünkü bu görüş, sahabenin icma'ına ve onlardan sonra
tabiinin ve müctehid imamların icma'ına, Kur'an'ı Kerim'in zahiri hükümlerine
ve sünnet-i seniyye'nin sarihine açıkça muhaliftir.
b) Ümm-ü
veled'in satışının ve mut'a nikahının sahih olduğunu söyleyen görüşler,
c)
Ramazan'da fecir doğduktan sonra ve güneş doğmazdan önce yiyip içmenin caiz
olduğunu söyleyen görüş.
d) Said b.
Müseyyeb ve İbnu Cübeyr'e nisbet edilen, üç talakla boşanan bir kadının sırf
ikinci birine nikahlanmasıyla birinci kocaya helal olacağını ve ikincinin
onunla yatmasının şart olmadığını ileri süren görüştür
Sözde alimlik taslayan
bu kişilerin İslam'a muhalif olan görüşlerin ortaya atılmasıyla bu amel
günümüzde yaygın hale gelmiştir.
Büyük İslam alimleri,
bu mes'eleye şiddetle karşı çıkmış, hatta onlardan biri şöyle demiştir:
"Bu görüşle amel
eden kişi, yüzü siyaha boyanmak ve sürgün edilmekle ta'zir edilmelidir."
Hanefi fıkhına ait ‘E1-Hulasa
eserinde şöyle denilmektedir:
"Her kim bu
görüşle fetva verirse, Allah'ın, Meleklerin ve bütün insanların la'neti onun
üzerine olsun."
e) Davud
Ez-Zahiri’ye nisbet edilen, nikahın veli ve şahit olmadan kıyılabîleceğini
söyleyen görüştür.
Bazı kimselerin bu
hususta Ez-Zahiri'yi taklid etmenin caiz olduğunu söylemelerine
aldanılmamalıdır. Bu görüşte, onu taklid etmenin haram olduğunu açıklayan
alimlerden biri, Eş-Şebramlesi’dir. Eseri olan En-Ni-haye'nin haşiyesinde buna
açıkça cevap vermiştir.
Faide: İmam
Şafii (r.a.) şöyle demiştir:
"Bir mes'elede
sahih bir hadis bulunursa, benim mezhebim odur. Ona muhalif bir görüşümü
bulursanız, onu çöplüğe atın."
İmam Şafi'nin bu sözle
söylemek istediği şudur:
"Bir hükümde tereddütlü
olup, o konuda kesin karar vermemişsem ve siz de o konuda sahih bir hadis
bulursanız, o hadise göre amel edin."
Akşam namazının vakti
gibi.
Bu hususta tereddüd
vaki olmuştur: 'Akşam namazının vakti, yatsıya kadar devam eder mi, etmez mi?'
Şafii Mezhebi
alimleri; akşam vaktinin, şafak batıncaya kadar devam ettiğine dair hadisin
sahih olduğunu bulmuş ve ona tabi' olmuşlardır.
Onun bu sözü, bazı kıt
anlayış sahiplerinin dediği gibi bunun manası:
"Her nerede sahih
bir hadis görürseniz, onunla amel edin" manasına değildir. Pek çok sahih
hadis vardır ki, İmam Şafii onlarla amel etmemiştir. Çünkü tahsis ve onları
nesneden bir nass bulma gibi bunu gerektiren sebeplere uyarak onlarla amel
etmemiştir.[1]
1- Allah kelamı
Kur'an-ı Kerim'in tefsiri.
Kur'an-ı Kerim'in
mealleri:
T.D.V., A. Fikri
YAVUZ, Ö. Nasuhi BİLMEN
2-
Kutubus-Sitte ve diğer sahih hadis kitapları.
3-
Kitab'ul-Fıkh Âla Mezahibil Erbaa. (4 Cilt).
Dört mezheb
ulemasından müteşekkil bir heyet tarafından Mısır'da hazırlanmıştır.
4- El-Envar
li A'malil Ebrar fi Fıkh'ıl İmam Eş-Şafii. (2 Cilt).
Lil Allamet'il Fadıl
vel İmam-ıl Kamil Yusuf El Erdebeli.
5- Muğn'il
Muhtaç li Ma'rifeti Meâni Elfazıl Minhac. (4 Cilt).
Lil Allamet'i Hatib
Eş-Şirbini Rahimehullahu Teâla
6-
İânet'üt-Talibin Ala Halli Elfazi Feth'il Muîn. (4 Cilt).
Lis-Seyyid Ebi-Bekr el
Meşhur Bis-Seyyid El-Bekri İbn'ül-Ârif Bi'llah Es-Seyyid Muhammed Şatta
Ed-Dımyati.
7- Kitab-ı
Tenvir'ul-Kulûb.
Eş-Şeyh Muhammed Emin
El-Erbili Eş-Şafıî.
8- Et-Terğib
Ve't-Terhib Mine'l-Hadisi'ş-Şerif. (5 Cilt).
Abdulâzim bin
Âbdi'1-Kavi el-Münziri
9-
Kitabü'l-Üm.
El- İmam Abdullah
Muhammed b. İdris Eş-şafıî Rahimehullah.
10-
Şerhu'ş-Şeyh Muhammed Nevevi.
El-lavi Et-Müsemma.
11- Metn-il
Gayeti Ve't-Takrib.
Fil Fıkhı'ş-Şafiî Lil
Kadi Ebi Şuca' Ahmed b. El Hüseyin b. Ahmed El-Asfehani.
12-
Bidayet'ül Müctehid ve Nihayet'ül-Muktesid . (4 cilt)
İbn-i Rüşd Kadı
Ebul-Velid Muhammed b. Ahmed b. Muhammed Rüşd El-Hafid.
13-
El-Fıkh'ul İslami ve Edilletuhu. (10 cilt)
Ed-Doktor Vehbe
Zuhayli.
14- Büyük
İslam İlmihali.
Ömer Nasuhi Bilmen.
15-
Hukuku-İslamiye ve Istılahat-ı Fıkhiye Kamusu.
Ömer Nasuhi Bilmen.
16- Ehteri
Kebir.
Muslihüddin Mustafa.
Ölüm H: 968
17- T.D.V.
İslam Ansiklopedisi.
Merkez ilim
heyetlerinden çok sayıda öğretim görevlileri ve bilimadamları ile komisyon
halinde hazırlanmaktadır.
18- Büyük
Türkçe Sözlük. Dr. Mehmet Doğan.
19- Osmanlıca-Türkçe
Ansiplopedik Büyük Lügat.
Abdullah Yeğin,
Abdülkadir Badıllı, Hekimoğlu İsmail ve İlham Çalım tarafından bir komisyon
halinde hazırlanmıştır.[2]