III- Kİ­TAP­LA­RA İMAN

 

Al­la­hü Teâlâ, in­san­la­rın dünyevî ve uhrevî mut­lu­luk­la­rı­nı sağ­la­mak için, pey­gam­ber­le­ri ara­cı­lı­ğı ile bir­ta­kım ki­tap­lar gön­der­miş­tir. Bun­la­ra “ilâhî ki­tap” ve­ya “semâvî ki­tap” adı ve­ri­lir. Ki­tap­lar Yü­ce Al­lah’ın kelâm sı­fa­tı­nın te­za­hü­rü ve va­hiy ürü­nü­dür. Va­hiy; Al­lah ile el­çi­si ara­sın­da ce­re­yan eden bir ko­nuş­ma­dır. Dı­şa­rı­dan va­hiy al­ma ola­yı­na as­hab-ı ki­ram ta­nık ol­muş­lar­dır. Va­hiy al­ma ha­li ge­çin­ce, Ra­su­lul­lah’tan (s.a.s) din­le­ye­rek, yaz­mış­lar, ez­ber­le­miş­ler ve bu­gün­kü Kur’an-ı Ke­rim mey­da­na gel­miş­tir.

Al­la­hü Teâlâ ilk in­san­dan iti­ba­ren, top­lum­la­ra ki­tap­lar gön­der­miş­tir. Bun­lar ba­zan kü­çük, say­fa­lar­dan iba­ret ki­tap­çık­lar olur­ken, ki­mi za­man da eli­miz­de­ki Kur’an gi­bi kâmil an­lam­da ki­tap­lar ola­rak gel­miş­tir. İlk in­san ve pey­gam­ber olan Hz. Adem’e 10 say­fa in­miş­ti. 10 say­fa Hz. İb­ra­him’e, 50 say­fa Hz. Şit’e, 30 say­fa da Hz. İd­ris’e gön­de­ril­miş­tir.

Ki­tap­lar ise 4 ta­ne­dir. Tev­rat Hz. Mu­sa’ya, Ze­bur Hz. Dâvud’a, İn­cil Hz. İsa’ya, Kur’an Hz. Mu­ham­med’e (s.a.s) Al­lah ta­ra­fın­dan gön­de­ril­miş­tir.

İlâhî ki­tap ve say­fa­la­rın as­lı “levh-i mahfûz”da­dır. “Ko­run­muş lev­ha” an­la­mı­na ge­len bu sı­fat tam­la­ma­sı Kur’an’da şöy­le yer alır: “İnkârcıların ya­lan­la­dık­la­rı o ki­tap çok şe­ref­li bir Kur’an olup, ko­ru­ma al­tın­da bu­lu­nan bir lev­ha­da­dır.”82 İmam Gazzâli (ö.505/1111) bu ko­nu­da şöy­le der: “Alem­le­rin ya­ra­tı­lı­şın­dan so­nu­na ka­dar ne olup bi­te­cek­se Al­lah hep­si­ni tak­dir ve ka­za edip yaz­mış­tır. Bu­na Kur’an-ı Ke­rim’de de geç­ti­ği üze­re, kâh “levh-i mah­fuz”, kâh “Ki­tab-ı Mü­bin”, kâh “İmam-ı Mü­bin” de­ni­lir. Ay­rı­ca levh-i mah­fuz an­la­mın­da, “Ki­tab-ı Mü­ec­cel”, “Ki­tab-ı Ma’lum”, “Ki­tab-ı Ha­fiz”, “Ki­tab-ı mek­nun” ve­ya “Üm­mü’l-Ki­tab” de­yim­le­ri de kul­la­nı­lır.83

Dört ilâhî ki­ta­bı ana özel­lik­le­riy­le açık­la­ma­ya ça­lı­şa­ca­ğız:

 

   A - Tev­rat:

İslâm inan­cı­na gö­re ina­nıl­ma­sı ge­re­ken dört ilâhî ki­tap­tan bi­rin­ci­si Hz. Mu­sa’ya ve­ri­len Tev­rat’tır. Tev­rat Ya­hu­di­le­re teb­liğ edil­mek üze­re Hz. Mu­sa’ya in­di­ril­miş olup, bu ki­ta­ba "Ahd-i Atik” adı da ve­ri­lir. Kur’an-ı Ke­rim’de, özel­lik­le Tev­rat ve İn­cil ile il­gi­li ge­niş bil­gi­ler bu­lu­nur.

Tev­rat’ta İs­ra­i­lo­ğul­la­rı­na uy­gu­lan­ma­sı ge­re­ken hü­küm­le­rin bu­lun­du­ğu, Kur’an-ı Ke­rim’de şöy­le bil­di­ri­lir: “Şüp­he­siz Tev­rat’ı biz in­dir­dik, on­da bir hi­da­yet bir nur var­dı. O hal­de, (ey İs­ra­i­lo­ğul­la­rı) siz on­lar­dan kork­ma­yın, ben­den kor­kun. Be­nim ayet­le­ri­mi az bir pa­ha­ya sat­ma­yın. Kim Al­lah’ın in­dir­di­ği ile hük­met­mez­se, iş­te on­lar, kâfirlerin ta ken­di­le­ri­dir.”84

“Ya­hu­di­ler de Al­lah’ın kad­ri­ni ona la­yık ola­cak bir şe­kil­de an­la­ya­ma­dı­lar. Çün­kü: “Al­lah hiç bir in­sa­na hiç­bir şey in­dir­me­di” de­di­ler. On­la­ra söy­le ki: “Mu­sa’nın in­san­la­ra bir nur ve hi­da­yet ol­mak üze­re ge­tir­di­ği ve si­zin de par­ça par­ça ka­ğıt­lar ha­li­ne ko­yup açık­la­dı­ğı­nız, fa­kat ço­ğu­nu giz­le­di­ği­niz o ki­ta­bı kim in­dir­di? Si­zin de, ata­la­rı­nı­zın da bil­me­di­ği­niz şey­ler (Kur’an’da) si­ze öğ­re­til­miş­tir.” (Ha­bi­bim) sen “Al­lah” de geç ve son­ra on­la­rı bı­rak ki dal­dık­la­rı ba­tak­ta oy­na­ya dur­sun­lar.”85

Ahd-i Atik adiy­le anı­lan Tev­rat’ın üç nüs­ha­sı meş­hur ol­muş­tur. Bun­lar; a) Ya­hu­di­ler ve Pro­tes­tan­lar­ca ka­bul edi­len İb­ra­ni­ce nüs­ha, b) Ro­ma ve Do­ğu Hı­ris­ti­yan ki­li­se­le­rin­ce ka­bul edi­len Yu­nan­ca nüs­ha, c) Sâmirîlerce ka­bul edi­len Sâmîrîce nüs­ha­dır.

Bu nüs­ha­lar kar­şı­laş­tı­rıl­dı­ğın­da ara­la­rın­da­ki önem­li fark­lar he­men gö­rü­lür. Bun­la­rın uzun ve ka­rı­şık ya­hu­di ta­ri­hi bo­yun­ca in­san­lar ta­ra­fın­dan ka­le­me alın­dı­ğı açık­ca bel­li­dir. Ni­te­kim, Hz. Mu­sa, yak­la­şık M.Ö. 13. yüz­yıl­da ya­şa­mış­tır. Hal­bu­ki el­de bu­lu­nan en es­ki İb­ra­ni­ce Tev­rat nüs­ha­sı M.Ö. VII. ve­ya X. yüz­yıl­da ya­zıl­mış bir ki­tab ola­rak bi­li­nir. Bu ne­den­le, biz­zat Ya­hu­di ve Hı­ris­ti­yan­la­rın da ka­bul et­ti­ği ger­çek Tev­rat’ın Hz. Mu­sa’ya, Al­lah ka­tın­dan in­di­ri­len asıl nüs­ha­sı­nın bu­gün el­de mev­cut ol­ma­dı­ğı­dır.86

 

   B - Ze­bur:

Zebûr, Hz. Dâvud’a ve­ri­len semâvî bir ki­tap­tır. Kur’an-ı Ke­rim’in üç ye­rin­de Zebûr’un biz­zat adı ge­çer: “Şüp­he­siz, Tev­rat’tan son­ra Ze­bur’da da şu­nu yaz­mı­şız­dır: Yer­yü­zü­ne sa­lih kul­la­rım va­ris olur”87 “... Da­vud’a Ze­bur’u ver­dik”88

Hz. Da­vud’a in­di­ri­len Ze­bur, bu­gün Ahd-i Atik’in için­de “Mez­mur­lar” adı ile yer al­mak­ta­dır. El­de ba­ğım­sız bir Ze­bur ki­ta­bı mev­cut de­ğil­dir. Bu yüz­den Ze­bur hak­kın­da faz­la bil­gi bu­lun­ma­mak­ta­dır. Gü­nü­müz­de Ya­hu­di Si­na­gog­la­rın­da ve­ya ki­li­se­ler­de söy­le­nen ila­hi­ler ara­sın­da “Mez­mur­lar”a çok­ca ras­la­nır. An­cak bu mez­mur­la­rın Hz. Da­vud’a is­na­dı da ke­sin­lik ta­şı­maz. Biz Ze­bur’un Hz. Da­vud’a in­di­ği şek­li­ne inan­mak­la yü­küm­lü­yüz.89

 

   C - İn­cil:

İn­cil, Hz. İsa’ya in­di­ri­len ila­hi bir ki­tap­tır. Kur’an-ı Ke­rim’de Hz. İsa ve İn­cil ile il­gi­li ge­niş bil­gi­ler bu­lun­mak­ta, Hı­ris­ti­yan­la­rın de­ği­şik­li­ğe uğ­rat­tı­ğı yer­le­ri açık­lan­mak­ta­dır. Ayet­ler­de şöy­le bu­yu­ru­lur:

"... Al­lah’a iman et­tik, bi­ze in­di­ri­len Kur’an’a, İb­ra­him’e, İs­ma­il’e, İs­hak’a, Ya­kub’a ve oğul­la­rı­na in­di­ri­len­le­re, Mu­sa’ya, İsa’ya ve Pe­yam­ber­le­re Rab­le­rin­den ve­ri­len­le­re de inan­dık”90

Kur’an-ı Ke­rim, İn­cil’i Hz. İsa’ya ve­ri­li­şi ba­kı­mın­dan kut­sal sa­yar ve onun bir nur ol­du­ğu­nu açık­lar: “Ar­ka­la­rın­dan da iz­le­rin­ce Mer­yem oğ­lu İsa’yı Tev­rat’ın bir tas­tik­çi­si ola­rak gön­der­dik. O’na da için­de bir hi­da­yet, bir nur bu­lu­nan İn­cil’i on­dan ön­ce­ki Tev­rat’ın bir tas­dik­çi­si ve sa­kı­nan­la­ra bir hi­da­yet ve öğüt ol­mak üze­re ver­dik”91

An­cak ayet­te ni­te­lik­le­ri be­lir­ti­len bu yol gös­te­ri­ci, ay­dın­la­tı­cı ve Tev­rat’ı tas­dik edi­ci ve öğüt olan İn­cil ne­re­de­dir? Hı­ris­ti­yan­lar Hz. İsa’nın ken­di­le­ri­ne teb­liğ et­me­di­ği “Me­sih, Al­lah’ın oğ­lu­dur” gi­bi söz­le­ri ken­di ağız­la­rıy­la uy­dur­muş­lar­dır.92 Al­la­hü Teâlâ on­la­rın sap­ma nok­ta­la­rı­nı şöy­le ha­ber ve­rir: “Ger­çek­ten, Al­lah, Mer­yem’in oğ­lu İsa’dır, di­yen­ler kâfir ol­muş­lar­dır. Hal­bu­ki İsa şöy­le de­miş­ti: “Ey İs­ra­i­lo­ğul­la­rı, be­nim de Rab­bim, si­zin de Rab­bi­niz olan Al­lah’a kul­luk edin. Çün­kü kim Al­lah’a eş ka­tar­sa, şüp­he­siz Al­lah ona cen­ne­ti ha­ram kı­lar. Onun va­ra­ca­ğı yer ateş­tir. Za­lim­le­rin hiç­bir yar­dım­cı­la­rı yok­tur.”93 “Şüp­he­siz, Al­lah, üçün üçün­cü­sü­dür, di­yen­ler, (Al­la­hü Teâlâ’ya Meryem ve İsa’yı da or­tak ka­tan­lar) kâfir ol­muş­tur. Hal­bu­ki bir tek Al­lah’tan baş­ka ilah yok­tur.”94

Di­ğer yan­dan ya­hu­di bil­gin­le­ri­nin ve Hı­ris­ti­yan ra­hip­le­ri­nin men­fa­at sağ­la­mak için Al­lah’tan ken­di­le­ri­ne in­di­ril­miş olan ki­tap­la­rı de­ğiş­tir­dik­le­ri Kur’an-ı Ke­rim’de bil­di­ri­lir.95

Hz. İsa İb­ra­ni­ce ko­nuş­tu­ğu için, İn­cil de onun ko­nuş­tu­ğu dil ile gel­miş­tir. An­cak bu­gün Hz. İsa’nın di­liy­le bir İn­cil yok­tur. Hı­ris­ti­yan­la­rın el­le­rin­de Ahd-i Cedîd adıy­la anı­lan se­kiz ki­şi ta­ra­fın­dan ya­zıl­mış de­ği­şik ri­sa­le­ler bu­lun­mak­ta­dır. Bun­lar­dan dört ta­ne­si İn­cil di­ye ad­lan­dı­rı­lır. Bun­lar Mat­ta, Mar­kos, Lu­ka ve Yu­han­na’ya is­nad edi­lir. Ken­di ara­la­rın­da çe­liş­ki­ler­le do­lu olan bu nüs­ha­la­rın ne­re­de ve ne za­man ya­zıl­dık­la­rı da Hı­ris­ti­yan­la­rı uzun sü­re meş­gul et­miş­tir.

Hz. İsa’dan 325 yıl son­ra İz­nik’te top­la­nan bir kon­sül­de bin’den faz­la iş­ti­rak­çi­nin sa­de­ce 318’i Hz. İsa’nın tan­rı­lı­ğı­nı ka­bul et­miş ve pek çok İn­cil nüs­ha­la­rın­dan yu­ka­rı­da isim­le­ri­ni ver­di­ği­miz dört ta­ne­si­ni res­mi nüs­ha ola­rak be­nim­se­miş­tir.

Bu­gün hı­ris­ti­yan dün­ya­sın­ca ka­bul edi­len Ye­ni Ahid; dört İn­cil’le, bir kı­sım mek­tup­la­rı kap­sa­mak­ta­dır. İn­cil ve Tev­rat’ın bu şe­kil­de asıl ori­ji­nal nüs­ha­la­rın­dan mah­rum olu­şu ve ana nok­ta­lar­da va­hiy­den uzak­laş­ma­sı, ya­hu­di ve hı­ris­ti­yan din adam­la­rı­nın gö­rüş ve yo­rum­la­rı­na ağır­lık ka­zan­dır­mış, an­cak bu din­ler, top­lu­mun ih­ti­yaç­la­rı­na ce­vap ver­me özel­lik­le­ri­ni de kay­bet­miş­ler­dir.

 

   D - Kur'an-ı Ke­rim:

Ki­tab adı da ve­ri­len Kur’an-ı Ke­rim şöy­le ta­rif edi­lir: Yü­ce Al­lah’ın Hz. Mu­ham­med’e (s.a.s) Arap­ça ola­rak in­di­ril­miş, bi­ze ka­dar te­va­tür yo­luy­la nak­le­dil­miş, mus­haf­lar­da ya­zı­lı, Fa­ti­ha Su­re­si ile baş­la­yıp Nas Su­re­si ile so­na er­miş kelâmıdır.

Kur’an, Hz. Mu­ham­med’in (s.a.s) pey­gam­ber­li­ği sü­re­sin­ce, 23 yıl­da par­ça par­ça in­di­ril­miş­tir. 13 yıl ka­dar sü­ren Mek­ke dev­rin­de, da­ha çok inanç, ahlâk, şirk­le mü­ca­de­le ve ib­ret­li kıs­sa­lar ağır­lık­ta ol­mak üze­re Kur’an’ın üç­te bi­rin­den az ek­si­ği in­miş­tir. 622 Mi­la­di yı­lın­da Me­di­ne’ye hic­ret vu­ku bul­du. Hü­küm ayet­le­ri da­ha çok ora­da in­di. Bir yan­dan iba­det­ler, ci­had, ai­le, mi­ras­la il­gi­li, di­ğer yan­dan da ce­za, mu­ha­ke­me usu­lü, mu­a­me­lat ve dev­let­ler ara­sı iliş­ki­ler­le il­gi­li pren­sip­ler, esas­lar bu­ra­da in­zal bu­yu­rul­du. Çün­kü ar­tık Me­di­ne’de bu ka­i­de­le­ri uy­gu­la­ya­cak bir İslâm Dev­le­ti doğ­muş­tu.

Kur’an-ı Ke­rim bir ben­ze­ri mey­da­na ge­ti­ri­le­me­yen bir mu­ci­ze­dir. Hz. Pey­gam­ber(s.a.s) şöy­le bu­yur­muş­tur: “Hiç­bir pey­gam­ber yok­tur ki, in­san­la­rın ken­di­si­ne inan­ma­sı­na se­bep ola­cak bir mu­ci­ze ve­ril­miş ol­ma­sın. Ba­na ve­ri­len en bü­yük ha­ri­ka, Al­lah’ın ba­na vah­yet­ti­ği Kur’an’dır. Bu­nun için kı­ya­met gü­nün­de ben, pey­gam­ber­le­rin en çok üm­met­li­si ola­ca­ğı­mı ümit et­mek­te­yim.”96

Cenâb-ı Hak inkârcıların Kur’an’ın ben­ze­ri on sûre, hat­ta bir tek sûre bi­le may­da­na ge­ti­re­me­ye­cek­le­ri­ni bil­dir­mek­te­dir.97 15 asır geç­me­si­ne rağ­men bu mey­dan oku­ma de­vam et­mek­te, he­nüz ce­vap ve­ren çık­ma­mış­tır ve çık­ma­ya­cak­tır.

 

   Kur’an-ı Ke­rim’in Üs­tün­lük­le­ri:

1) Kur’an’ın us­lüp ve be­la­ğa­tı eş­siz­dir. Ke­li­me­le­rin­de öy­le bir akı­cı­lık var­dır ki, Arap di­lin­de bir ben­ze­ri yok­tur. Bu us­lup ki­mi za­man öy­le şid­det­le­nir­ki,in­sa­nın tüy­le­ri ür­pe­rir. Bu­na şu aye­ti ör­nek ve­re­bi­li­riz.: “Ey in­san­lar! Rab­bi­niz­den sa­kı­nın; doğ­ru­su kı­ya­met sa­a­tı­nın sar­sın­tı­sı bü­yük bir şey­dir. Kı­ya­me­ti gö­ren her em­zik­li ka­dın, em­zir­di­ği yav­ru­su­nu unu­tur, her ge­be ka­dın ço­cu­ğu­nu dü­şü­rür. İn­san­la­rı sar­hoş gi­bi gö­rür­sün, hal­bu­ki on­lar sar­hoş de­ğil­dir­ler, fa­kat Al­lah’ın aza­bı pek çe­tin­dir.”98

2) Kur’an, yer ve za­ma­nın de­ğiş­me­siy­le, de­ğiş­mez. On­da tah­rif, tağ­yir ve teb­dil ol­maz ve ila­ve de ya­pı­la­maz.

“Ki­tap ken­di­le­ri­ne ge­lin­ce, on­lar onu inkâr et­miş­ler­dir, oy­sa o de­ğer­li bir ki­tap­tır. Geç­miş­te ve ge­le­cek­te onu ge­çer­siz kı­la­bi­le­cek (bir güç) yok­tur. Ha­kim ve övül­me­ye la­yık olan Al­lah ka­tın­dan in­di­ril­me­dir.”99 “Doğ­ru­su Kur’an’ı biz in­dir­dik, onu ko­ru­ya­cak olan da şüp­he­siz yi­ne Biz’iz”100

3) Kur’an’da geç­miş mil­let­ler hak­kın­da da sağ­lam bil­gi­ler var­dır. Kur’an, Ad, Se­mud ka­vim­le­ri­ne; Lut, Nuh ve İb­ra­him pey­gam­ber­ler­le ka­vim­le­ri­ne ait ha­ber­ler ver­mek­te­dir. Yi­ne Mu­sa (a.s) ile Fi­ra­vun’un kıs­sa­la­rı­nı, Hz. Mer­yem’i, Hz. İsa ve do­ğu­mu­nu, Yah­ya pey­gam­ber ve do­ğu­mu­nu ger­çe­ğe uy­gun bir şe­kil­de an­lat­mak­ta­dır. Hiç­bir kim­se­den ve hiç­bir yer­den oku­ma, yaz­ma ve ilim tah­si­li yap­ma­mış bu­lu­nan ümmî bir pey­gam­be­re in­di­ri­len bir ki­tap­ta, böy­le ta­ri­hi bil­gi­le­rin ol­du­ğu gi­bi bil­di­ril­me­si, onun Al­lah ka­tın­dan ge­li­şi­nin de­li­li­dir.

Kur’an’da sö­zü edi­len bu ka­vim­le­rin ve olay­la­rın ar­ke­o­lo­jik ve ant­ro­po­lo­jik açı­dan in­ce­len­me­si pek çok ger­çe­ğin su yü­zü­ne çık­ma­sı­nı sağ­la­ya­cak­tır.

4) Kur’an’da ge­le­cek­ten ha­ber­ler var­dır. Kur’an Mek­ke’nin fet­hi­ni, İslâm’ın ge­li­şip dün­ya di­ni ha­li­ne ge­le­ce­ği­ni ve di­ğer din­le­re üs­tün ola­ca­ğı­nı ha­ber ver­miş ve bun­lar ger­çek­leş­miş­tir. Şu olay da­ha açık bir ör­nek teş­kil eder:

   614 mi­la­di yı­lın­da ya­pı­lan bir sa­vaş­ta, Hı­ris­ti­yan olan Bi­zans­lı­la­rın Mecûsî olan İran­lı­la­ra kar­şı ye­nil­me­le­ri üze­ri­ne, müs­lü­man­lar, ehl-i ki­ta­bın ye­nil­me­si­ne üzül­müş, Mek­ke müş­rik­le­ri ise bu so­nu­ca se­vi­ne­rek; “İran­lı­la­rın Rum­la­rı yen­me­si gi­bi, biz de si­zi ye­ne­ce­ğiz” de­miş­ler­di. Bu­nun üze­ri­ne şu ayet in­miş­tir: “Rum­lar ye­nil­di­ler. Ya­kın bir yer­de. Hal­bu­ki on­lar bu ye­nil­me­le­ri­nin ar­dın­dan bir­kaç yıl içe­ri­sin­de (üç ila do­kuz yıl ara­sın­da) ga­lip ola­cak­lar­dır.”101 Ger­çek­ten, 622 mi­la­di yı­lın­da ya­pı­lan bir sa­vaş­ta Rum­lar İran­lı­la­rı mağ­lup et­miş­ler­dir.102

5) Kur’an bir çok po­zi­tif bi­lim ko­nu­la­rı­na da yer ver­miş­tir. Kur’an-ı Ke­rim po­zi­tif bi­lim­le­rin ye­ni or­ta­ya çı­kar­dı­ğı, ya da çı­kar­ma­ğa ça­lış­tı­ğı çe­şit­li ko­nu­la­rı 15 asır ön­ce in­san­lı­ğın id­ra­ki­ne sun­muş­tur. Bu­na şun­la­rı ör­nek ve­re­bi­li­riz:

a) Ha­ya­tın esa­sı­nın su olu­şu: Ayet­te; “...Biz her di­ri şe­yi su­dan ya­rat­tık.”103 bu­yu­ru­lur. Bu­nun­la, ha­ya­tın baş­lan­gıç nok­ta­sı kav­ra­mı açık­lık ka­zan­mış ol­mak­ta­dır. Bu ayet; “Her can­lı şey su ile ya­pıl­dı” ve­ya ”Her can­lı şe­yin kay­na­ğı su­dur” gi­bi iki an­la­ma da ge­lir. İki an­lam da bi­lim­sel ger­çek­le­re uy­gun dü­şer. Çün­kü bu­gün, ha­ya­tın su­dan kay­nak­lan­dı­ğı ve her can­lı hüc­re­nin bi­rin­ci te­mel ta­şı­nı su­yun teş­kil et­mek­te ol­du­ğu bi­li­nen bir ger­çek­tir. Su­suz hiç­bir ha­yat müm­kün de­ğil­dir. Bir ge­ze­gen­de ha­yat olup ol­ma­dı­ğı so­ru­lur­ken, su­yun bu­lu­nup bu­lun­ma­dı­ğı so­ru­su zo­run­lu ola­rak ak­la gel­mek­te­dir.104

b) Al­lah her­şe­yi çift ya­rat­mış­tır. Bu, in­san, hay­van ve ba­zı bit­ki­ler için bi­li­ni­yor­du. Bu­gün­kü bi­lim, bü­tün bit­ki­le­rin er­kek­li di­şi­li ol­du­ğu­nu hep­sin­de er­kek­lik, di­şi­lik hüc­re­le­ri­nin bu­lun­du­ğu­nu is­pat et­miş­tir. Kur’an’da bu­na şöy­le yer ve­ri­lir: “Al­lah mey­ve­le­rin hep­sin­den yi­ne ken­di­le­ri­nin için­de iki­şer iki­şer ya­rat­mış­tır.”105 Baş­ka bir ayet­te; “Her şey­den de iki çift ya­rat­tık;  olur ki, in­ce­den in­ce­ye dü­şü­nür­sü­nüz di­ye.”106 “Ye­rin bi­tir­mek­te ol­du­ğu şey­ler­den, in­san­la­rın ken­di­le­rin­den ve da­ha bi­le­me­ye­cek­le­ri ni­ce şey­ler­den bü­tün çift­le­ri ya­ra­tan Al­lah mü­nez­zeh­tir.”107

Bu son ayet­ler­de çift ya­ra­tıl­ma­nın can­sız var­lık­la­ra da teş­mil edil­di­ği gö­rü­lür. Mık­na­tıs­ta ar­tı ve ek­si ku­tup­lar, ato­mun ya­pı­sın­da, bi­ri­si ar­tı di­ğe­ri ek­si iki gü­cün bu­lun­ma­sı bu çif­te ki­şi­li­ği dü­şün­dür­mek­te­dir.

Yi­ne çift ya­ra­tıl­ma­nın baş­ka bir gö­rün­tü­sü, bit­ki­ler ara­sın­da aşı­la­yı­cı rüzgârlardır. Po­zi­tif bi­lim­le­rin ya­kın bir za­man­da far­ket­ti­ği bu ger­çe­ği Kur’an 15 asır ön­ce ha­ber ver­miş­tir: “Biz aşı­la­yı­cı rüz­gar­lar gön­der­dik.”108

c) Dün­ya­nın ve di­ğer ge­ze­gen­le­rin gü­neş­ten kop­muş ol­ma­sı, bi­li­min or­ta­ya koy­du­ğu te­o­ri­ler­den­dir. Kur’an bu­nu şöy­le ha­ber ver­mek­te­dir: “Gök­ler­le yer bi­ti­şik bir hal­de iken biz on­la­rı bir­bi­rin­den ayır­dık”109 Yâsin sûresinde gü­ne­şin ha­re­ke­tin­den söz edil­mek­te­dir: “Gü­neş de ken­di ka­rar­ga­hın­da ha­re­ket et­mek­te­dir.”110 Bu ha­re­ket, ken­di ek­se­ni et­ra­fın­da ola­bi­le­ce­ği gi­bi, ken­di­si için be­lir­le­nen bir dur­ma ye­ri ve­ya za­ma­nı­na doğ­ru sis­te­miy­le bir­lik­te uzay­da yap­mak­ta ol­du­ğu ha­re­ke­ti kap­sa­mak­ta­dır. Çün­kü ayet­te­ki “müs­te­karr” söz­cü­ğü bü­tün bu an­lam­la­rı içi­ne ala­bil­mek­te­dir.111

6) İn­san­lı­ğın muh­taç ol­du­ğu ve ola­ca­ğı tüm hü­küm­ler ana nok­ta­la­rıy­la Kur’an’da yer al­mış­tır. Amel­ler, iba­det­ler, ha­ya­tın bü­tün yön­le­riy­le il­gi­li ada­let, ahlâk, hu­kuk, ik­ti­sad, fa­zi­let, ai­le, ka­dın, ida­re ile il­gi­li hü­küm­ler, kı­sa­ca fert ve top­lu­mun muh­taç ol­du­ğu bü­tün pren­sip­ler Kur’an’da yer al­mış, Hz. Pey­gam­ber’in sün­ne­ti bun­la­rın uy­gu­lan­ma şe­kil ve şart­la­rı­nı be­lir­le­miş­tir.