1. Abdestsiz Kimseye Haram Olan Şeyler
Teyemmümün Şartları Ve Rükünleri
Yüce Allah bir âyette
şöyle buyurmaktadır: "Biz gökten ter-ytemiz su indirdik."
(Furkan:25/48)
Maddi ve manevi
pisliği gidermek için mutlak suyu kullanmak şarttır. Mutlak su, limon suyu gibi
ek bir isimle değil de sadece "su" olarak anılan "tabii su"
dur.
Sudan uzak durması
mümkün olan çöven bitkisi gibi temiz bir şey suyun evsafım değiştirir ve bu
değişiklik onu "tabii su" olmaktan çıkarırsa böyle bir su temizdir,
temizleyici değildir.
Sudan "su"
olma niteliğini kaldırmayan değişim, suyun temizleyici özelliğine zarar
vermez. Meselâ; suyun uzun bir süre beklemesi sonucu yosun tutması, kükürt
gibi bir maddenin suyun bulunduğu veya geçtiyi yolda olması sonucu ortaya
çıkan değişim gibi. Keza suyun çevresinde bulunan ağaç veya katı yağın verdiği
değişimin hükmü de böyledir. İçine kasten atılan toprakla vasfı değişen su, en
zahir kavle göre temiz ve temizleyicidir.
(Altın ve gümüş kaplar hariç, sıcak ülkelerde
madeni kaplarda) güneşte ısıtılan su ve abdestin farzında kullanılan su mekruh
olan sudur. Abdestin sünnetinde kullanılan su ise, İmamın son kavline göre
temizleyici değildir denilmiştir. Kullanılmış su birikir ve -ilerde
açıklanacağı üzere- kulleteyn miktarına ulaşırsa, en sahih kavle göre
temizleyici su olur.
Kulleteyn miktarı
kadar olan mutlak suya bir pislik karışırsa o su necis olmaz. Ancak suyun bir
özelliği değişirse necis olur. Sudaki değişiklik kendi kendine veya başka bir
su ile giderilirse su temizlenmiş hale gelir.
Sudaki değişim, misk
veya safran gibi bir madde ile keza en zahir kavle göre, toprak veya kireç ile
giderilirse su temizleyici olmaz.
Kulleteynden az olan
suya bir pislik karışırsa su necis olur. Necis suya her hangi bir su eklenir
de kulleteyn ölçüsüne ulaşır ve özelliğinde bir değişiklik olmazsa temizlenmiş
olur. Aksi halde temizlenmiş olmaz. Zayıf kavle göre böyle bir su temizdir,
temizleyici değildir.
Canlı iken bir organı
koparıldığında akıcı kanı olmayan sinek veya sivrisinek gibi hayvanlar pis
maddelerden istisna edilmiştir. Meşhur kavle göre, akıcı kam olmayan
hayvanların, keza bir kavle göre, normal bir gözün göremeyeceği kadar az olan
pisliğin düştüğü sıvı madde pis olmaz. Ben diyorum ki, bu sonuncu görüş ezher
olandır. Allah daha iyi bilir.
Akarsuların hükmü,
durgun suların hükmü gibidir. İmamın ilk kavline göre akarsuyun evsafı
değişmedikçe necis olmaz.
Kulleteyn; en sahih
kavle göre Bağdat ritlesi ile ortalama beş yüz ritle (221 litre) ağırlığmdadır.
Temiz veya pis bir
nesne sebebiyle suda meydana gelen değişiklik; suyun renginde, tadında veya
kokusunda
olur.
Temiz ve pis suyu
birbirinden ayırmak mümkün değilse, hangisinin temiz olduğu hususunda görüş
beyan edilir ve temiz olduğu zannedilen su ile temizlik yapılır. Zayıf kavle
göre, temiz suyu bulacağını kesin bilen kişinin kendi görüşüne göre bu
sulardan birini seçip kullanması caiz değildir.
En zahir kavle göre,
temiz ve pis suyu birbirinden ayırma hususunda gözü görmeyen kişinin hükmü,
gözü gören kişinin hükmü gibidir.
Su ile idrarı
birbirinden ayırt edemeyen kişi, en sahih kavle göre bu konuda kendi görüşüne
göre bir karar veremez. Bilakis ikisini imha ederek teyemmüm eder.
Tabii su ile gül
suyunu birbirinden ayırt edemeyen kişi, her biriyle bir defa abdest alır. Zayıf
kavle göre ise, kendisi bir karar verir ve temiz zannettiği suyu kullanarak
diğer suyu döker. Şayet dökmez de kararı değişirse, İmamın görüşüne göre ikinci
kararı ile amel edemez. En sahih kavle göre, teyemmüm ederek namazını kılar ve
sonra kaza etmez. Şayet sözü geçerli olan bir kimse, suyun necis olduğunu
kendisine bildirir ve sebebini açıklarsa ona itimat eder veya kendisinin mensup
olduğu mezhebe göre bir fakih açıklamada bulunursa fakihe itimat eder.
Temiz olan kapları
kullanmak caiz olup altın ve gümüş kapları kullanmak haramdır. Keza en sahih
kavle göre, altın ve gümüş kapları süs için edinmek de haramdır.
En sahih kavle göre,
altın veya gümüşle kaplanmış eşyayı kullanmak helâldir. Ancak eritilmesi
durumunda kendisi ile kaplama yapılan madde, bir kıymet oluşturmayacak derecede
az olmalıdır. En zahir kavle göre, yakut gibi değerli madenleri kullanmak
caizdir.
Yaması büyük olup süs
için olan altın veya gümüş kapları kullanmak haramdır. Kabın yaması küçük olup
ihtiyaç miktarı kadar olursa kullanılması haram değildir. En sahih kavle göre,
süs için küçük veya ihtiyaçtan dolayı büyük yama ile yamalanmış kabı kullanmak
caizdir.
En sahih kavle göre,
kullanım yerinde bulunan yamanın hükmü, kullanım yerinde olmayan yamanın hükmü
gibidir.
Ben diyorum ki; mezhep
alimlerince kabul edilen rivayete göre, her hangi bir şart aranmaksızın altın
yamalı kabı kullanmak haramdır. Allah daha iyi bilir. Yamanın büyüklüğü veya
küçüklüğü örf ile bilinir.
1- Meni haricinde ön veya arka mahreçten çıkan
şey abdesti bozar. Ön veya arka mahreç kapalı olur da midenin alt kısmından bir
kanal açılır ve oradan mutad olan bir şey çıkarsa, keza en zahir kavle göre, ön
veya arka mahreçten kurtçuk gibi nadir olan bir şey çıkarsa abdest bozulur. En
zahir kavle göre, her iki mahreç kapalı olur da midenin üst kısmından veya
hizasından açılan kanaldan veya her iki mahreç açık olup midenin alt kısmından
açılan kanaldan çıkan şey abdesti bozmaz.
2- Delirmek.
Baygınlık, sarhoşluk, uyku veya delilik gibi bir sebeple aklını yitiren
kimsenin abdesti bozulur. Mütemekkin (kişinin inak'adını tam olarak sağlam bir
yere koyup oturması) şeklinde olan uyku abdesti bozmaz.
3- Erkek ve
kadının teninin (arada perde olmaksızın) birbirine değmesi. En zahir kavle göre
mahrem olanların tenleri birbirine de-ğerse abdestleri bozulmaz. Dokunulanın
hükmü, dokunanın hükmü gibidir. Küçük (cinsel açıdan arzu duyulan yaşa
gelmemiş) çocuğa, saça, dişe ve tırnağa dokunmak en sahih kavle göre abdesti
bozmaz.
4- Elin içi
ile penis veya vaginaya dokunmak, keza imam'm son kavline göre, dübür halkasına
dokunmak abdesti bozar. Hayvanın fercine dokunmak abdesti bozmaz. En sahih kavle göre ölü ve küçüğün penisine,
kesilmiş tenasül uzvun mahalline, felç olmuş penise veya felç olmuş elle
penise dokunmak abdesti bozar. Parmak uçları, araları veya yan tarafları ile
dokunmak abdesti bozmaz. Elin içi ve parmak uçlarının smırı, avuç ve parmaklar
üst üste geldiğinde görünmeyen kısımlardır.
Abdestsiz kişinin;
namaz kılması, farz veya nafile tavaf yapması, Kur'an-ı Kerimi taşıması,
yaprağına dokunması, keza en sahih kavle göre cildine, askısına ve içinde
Kur'an bulunan kılıfa veya sandığa veya ders için Kur'an'm yazılı bulunduğu
levhaya dokunması haramdır.
En sahih kavle göre,
Kur'an'ı eşyalar ile birlikte taşıması, tefsir kitaplarını ve üzerinde Kur'an
yazılı parayı taşıması caiz olup, Kur'an sahifelerini çubukla çevirmesi caiz
değildir.
En sahih kavle göre,
(mümeyyiz) abdestsiz çocuğun (öğrenmek maksadı ile) Kur'anı eline alması
caizdir. Ben diyorum ki en sahih kavle göre, abdestsiz olarak Kur'an'm
yapraklarını bir çubuk ile çevirmek caizdir. Irak alimlerinin görüşleri
böyledir. Allah daha iyi bilir. .
Bir kimse, abdestli
veya abdestsiz olduğunu kesin olarak bilir ve bunların aksinde şüpheye düşerse,
kesin bildiği duruma göre hareket eder. Şayet abdestli veya abdestsiz olduğunu
kesin olarak bilir de hangisinin önce vuku bulduğunu bilmiyorsa en sahih kavle
göre, bir öncekinin zıddı ile amel eder. (Örneğin, bir kimse güneş doğduktan
sonra hem abdest aldığını hem de abdestini bozduğunu biliyorsa, fakat
hangisinin önce vuku bulduğunu hatırlamıyorsa, en sahih kavle göre önce vuku
bulanın zıddı ile amel eder. Yani, önce abdest aldığını hatırlıyorsa o anda
abdestsiz, önce abdestini bozduğunu hatırlıyorsa o anda abdestli sayılır.)
Tuvalet âdabı
şunlardır:
1- Sol ayak
ile girmek ve sağ ayak ile çıkmak.
2- Allah isminin
yazılı olduğu bir şeyi taşımamak.
3- Tuvalet
ihtiyacını giderme esnasında ağırlığı sol tarafa vermek.
4- Tuvalet
ihtiyacını giderme esnasında kıbleye karşı dönmemek veya arka çevirmemek.
Sahra gibi açık olan yerlerde kıbleye karşı durmak veya arka çevirmek haramdır.
5- Sahrada, insanlardan uzaklaşarak tuvalet
ihtiyacını gidermek.
6- Durgun
suda idrar yapmamak.
7- Hayvan ve
haşarat deliklerine, rüzgar cihetine, halkın toplandığı yerlerde, meyveli
ağacın altına ve yol üzerine tuvalet ihtiyacını gidermemek.
8- Zorunlu
olmadıkça tuvalet ihtiyacını giderme esnasında konuşmamak.
9- Hela
dışında ihtiyacın giderildiği yerde su ile istinca yapmamak.
10- İdrardan
istibra yapmak. (İstibra, çıkış yerinde idrarın kalan artığını mesela, bir-iki
adımlık yürüyüşle çıkarmaktır.)
11- Helaya
girerken:
.
İstinca; büyük veya
küçük abdesti bozduktan sonra pisliğin yerini su veya taşla temizlemektir.
İstincayı su veya taş ile yapmak va-cibtir. Taş ve suyu bir arada kullanmak
daha iyidir. Katı, temiz, pisliği söküp atan ve muhterem sayılmayan her şey
taş hükmündedir. En zahir kavle göre, tabaklanmamış deriyi değil de tabaklanmış
olanı istincada kullanmak caizdir.
Taş ile istinca
yapabilmek için necasetin kurumamış, çıktığı yerin dışına yayılmamış ve
dışardan bedene isabet etmemiş olması şarttır.
En zahir kavle göre
kan gibi nadir olan veya adet dışı yayılan, fakat dübür halkasını ve sünnet
yerini aşmayan necaseti taş ile temizlemek caizdir. Taş ile istinca
yapıldığında bir taşın üç tarafı ile de olsa, silinmenin en az üç defa olması
vacibtir.
Pislik üç taş ile
giderilemezse, dördüncü bir taşla temizlemek vacibtir. Taşları üç, beş, yedi ve
dokuz... gibi tek sayılarda kullanmak sünnettir. Her bir taş ile necaset
mahallinin tamamı temizlenmelidir. Zayıf kavle göre taşlar, necaset mahallinin
her iki kenarına ve orta kısmına taksim edilmelidir. (Örneğin, bir taş mahallin
sağ tarafı için, ikinci taş sol tarafı için ve üçüncü taş orta kısmı için
kullanılır.)
İstinca yaparken sol
eli kullanmak sünnettir. En zahir kavle göre kuru olan dışkı ve kurtçuk gibi
necasetler için istinca yapmak vacib değildir.
Abdestin farzı
altıdır:
1) Niyet.
Küçük hades halini kaldırmaya veya abdestle yapılması mubah olan Kur'an-ı
Kerim'e dokunmak... gibi bir fiile veya abdestin farzlarını eda etmeye niyet
etmek farzdır. En sahih kavle göre, idrarı tutamama gibi hades hali devam eden
kişinin, hades halinin giderilmesine niyet etmeden sadece istibaheye (namaz
kılma ruhsatım elde etmeye) niyet etmesi yeterlidir. "Namaz kılmayı mubah
etmeye niyet ettim." demek gibi.
Bir kimse, serinlemek
kasdı ile suya dalar ve muteber bir niyet söylerse, en sahih kavle göre abdesti
sahihtir. Serinlemek niyetiyle suya dalar da Kur'an'ı okumak gibi kendisi için
abdest almak sünnet olan bir işe niyet ederse, en sahih kavle göre abdesti
sahih olmaz.
Niyetin yüzün ilk
cüz'ü yıkanırken söylenmesi vacibtir. Zayıf kavle göre ise, niyeti yüzü
yıkamadan önce yapılan bir sünnet (meselâ mazmaza ve istinşak) ile birlikte
söylemek yeterlidir. En sahih kavle göre, niyeti azalara dağıtarak (meselâ yüzü
yıkarken; yüzümden hades halinin giderilmesine niyet ettim şeklinde) abdestin
sonuna kadar her uzuv için ayrı ayrı söylemek caizdir.
2) Yüzü yıkamak:
Yüzün uzunlamasına sınırı, çoğunlukla baştaki saçın bulunduğu noktadan (alının
üst kısmından) başlayıp, çene kemiklerinin birleştikleri noktanın altına kadar
devam eder. Her iki kulak arasında kalan kısım ile kakülün örttüğü alın kısmı
bu sınıra dahildir. Keza en sahih kavle göre, kulak köklerinin üzerinde bulunan
tüysüz beyaz kısım da yüzden sayılır. Alnın her iki tarafındaki beyazlık yüze
tabi değildir. Bu iki beyazlık, alnın iki yanından kafaya doğru çekilen iki
beyazlıktır. Ben diyorum ki; kulak köklerinde bulunan tüysüz beyaz kısım yüzden
sayılır. Alimlerin çoğu bu görüşün sahih olduğunu söylemişlerdir. Allah daha
iyi bilir.
Kirpik, kaş, favori,
bıyık, yanak tüyü ve alt dudağın kıllarını ve derisini yıkamak vacibtir. Zayıf
kavle göre, kılı sık olan alt dudağın derisini yıkamak vacib değildir. Seyrek
olan sakalı kirpiklerde olduğu gibi derisiyle yıkamak vacibtir. Şayet sakal
sık ise sadece dış kısmını yıkamak vacibtir. Bir kavle göre, yüzün hududunu
aşan sakalı ve diğer kılları yıkamak vacib değildir.
3)
Dirseklerle beraber elleri yıkamak Elinin bir kısmı kesilmiş olan kimsenin
abdest alırken elinin geri kalan kısmını yıkaması va-cibtir. Şayet eli
dirsekten kesilmiş ise, meşhur kavle göre pazı kemiğinin uç kısmını yıkaması
vacibtir. Eli dirseğin üst kısmından kesilmiş ise, pazı kemiğini yıkaması
sünnettir.
4) Başı mesh
etmek:Mesh denebilecek kadar başın derisini veya başın sınırını aşmayan bir
kılı mesh etmek yeterlidir. En sahih kavle göre, mesh yerine başı yıkamak veya
çekmeksizin eli kafaya koyup kaldırmak da mesh için yeterlidir.
5) Mafsal
yumru kemikleriyle birlikte ayakları yıkamak.
6) Azaları belirtilen sıraya göre; önce yüzü,
sonra elleri yıkamak, başı mesh etmek ve daha sonra da ayakları yıkamak.
Abdestsiz bir kimse
yıkanmak için suya dalar ve tertibi mümkün kılacak kadar beklerse, en sahih
kavle göre abdesti sahihtir. Suya dalıp hemen çıkarsa abdesti sahih olmaz. Ben
diyorum ki; en sahih kavle göre suya dalarak beklemeden çıkanın abdesti sahihtir.
Allah daha iyi bilir.
Abdestin sünnetleri
şunlardır:
1- En sahih
kavle göre, dişleri sert olan bir şeyle enlemesine misvaklamak sünnettir. Ancak
misvak yerine parmağı kullanmak sünnet değildir. Namaz için ve ağız kokusu
değiştiğinde misvak kullanmak çok sevaplidir. Misvakı her zaman kullanmak
sünnet olup oruçlu kimsenin zevalden sonra kullanması mekruhtur.
2- Abdeste başlarken besmele çekmek. Besmele
başlangıçta terk edilirse abdest esnasında çekilmelidir.
3- Elleri
bileklere kadar yıkamak: Abdest alan kişi, ellerinin temiz olduğunu kesin
bilmiyorsa, ellerini yıkamadan su kabına batırıp yıkaması mekruhtur.
4- Mazmaza
ve istinşak yapmak: En zahir kavle göre mazma-za ve istinşakı ayrı ayrı yapmak
daha faziletlidir. En iyi şekli ile şöyle yapılır: Önce bir avuçla üç defa ağza
su verilir. Sonra tekrar bir avuç su alıp üç defa burna su vererek yukarıya
doğru çekilir.
Mazmaza ve istinşakta
mübalağa yapılmalıdır. Oruçlu kimsenin mübalağa yapması ise mekruhtur. Ben
diyorum ki; en zahir kavle göre üç avuçla mazmaza ve istinşakı beraber yapmak
daha faziletlidir. Meselâ; avuca su alarak avuçtaki suyun bir kısmı ile
mazmaza yaptıktan sonra geri kalamyla istinşak yapılır. Bu işlem üç avuç su ile
üçlenmelidir. Her avuç suyun yarısı ile mazmaza diğer yarısıyla da istinşak yapılır.
Allah daha iyi bilir.
5- Mesh ve
yıkamaları üçer defa yapmak: Mesh ve yıkamaların sayısında şüpheye düşen
kimsenin kesin bildiğiyle amel etmesi vacibtir.
6- Başın
tümünü ve kulakların iç ve dışını ayrı ayrı su ile mesh etmek. Sarığı kaldırmak
zor ise, farz olan mesh yapıldıktan sonra sarığın tamamım mesh etmek
yeterlidir.
7- Sık olan
sakalı, el ve ayak parmaklarım hilâllemek.
8- Azaları
yıkarken önce sağ sonra sol azayı yıkamak.
9- Gurre ve tahcili uzatmak. (Gurre; yüzü farz
olan kısımdan fazla olarak başm ön kısmından birazını daha yıkamaktır. Tahcil
ise, kolları dirseklerden biraz daha yukarısı ile ayakları da mafsal yumru
kemiklerinden biraz daha üst tarafları ile yıkamaktır.)
10- Muvalat:
Bu abdest organlarından birinin suyu henüz kurumadan diğerini yıkamaktır,
imam'in ilk kavline göre muvalat vacibtir.
11-
Başkasından yardım istememek.
12- Elleri silkelememek. Keza en sahih kavle
göre, ihtiyaç olmadıkça abdest organlarını mendil veya benzeri bir şeyle
kurulamamak.
13- Abdestten sonra kıbleye yönelip elleri semaya
kaldırarak
şu duayı okumak:
Abdest azalarını
yıkarken okunan ve Muharrer adlı eserde zikredilen duaları buraya almadım.
Çünkü bu duaların aslı sahih hadis kitaplarında yoktur.
Ayaklara giyilmesinden
sonra bir hades halinden itibaren ab-destte, mukim olanın bir gün bir gece,
misafir olanın üç gün üç gece mestler üzerine mesh etmesi caizdir. Mukim kişi,
mesh ettikten sonra sefere çıkarsa veya durum bunun aksi olursa misafirin müddeti
kadar bekleyemez.
Meshin sahih olmasının
şartları şunlardır:
1) Mestleri
abdesti tam aldıktan sonra giymek.
2) Mestlerin
yıkanılması farz olan mahallin tümünü örtmesi.
3) Mestlerin
temiz olması.
4) Mestler,
misafirin ihtiyaçlarını gidermek
için onlarla yürüyüp dolaşmaya
dayanıklı olmalıdır. Zayıf kavle göre mestler helal olmalıdır.
En sahih kavle göre,
suyun ayaklara ulaşmasına engel olmayan dokuma mestleri mesh etmek caiz
değildir. Mest üzerine giyilmiş ikinci bir mesti mesh etmek de en zahir kavle
göre caiz değildir. En sahih kavle göre ön kısmı açık olup bağcıklarla bağlı
olan mestler üzerine mesh etmek caizdir.
Mestin üstünü ve altım
parmaklarla çizgiler halinde çekip mesh etmek sünnettir. Meshin, farz miktarı
kadar olacak derecede olması yeterlidir. Mezhep alimlerince kabul edilen
rivayete göre, mestin sadece altını ve topuk kısmını mesh etmekle farz yerine
getirilmiş olmaz. Ben diyorum ki, mestin kenarlarını mesh etmenin hükmü, mestin
altını mesh etmenin hükmü gibidir. Allah daha iyi bilir.
Mesh müddetinin bitip
bitmediğinden şüphe eden kimse artık mesh yapamaz. Cünüp olan kimsenin mestleri
yeniden giymesi va-cibtir. Mestler üzerine mesh edip onları çıkaran kimse
ayaklarını yıkamalıdır. Zayıf kavle göre ise yeniden abdest almalıdır.
Ölüm, hayız, nifas,
keza en sahih kavle göre doğum, penisin başı veya sünnet kısmı kadarının ön
veya arka organa girmesi, mu-tad olan veya olmayan yollardan çıkan meni
yıkanmayı gerektirir. Meni şu üç şeyden biri ile bilinir: Fışkırarak çıkması;
dışarıya çıkması ile lezzet hasıl olması; yaş iken hamur kokusunu, kuru iken
yumurta beyazının kokusunu vermesi. Bu vasıfları taşımayan meni, gusül etmeyi
gerektirmez. Guslü gerektiren hususlarda kadının hükmü, erkeğin hükmü gibidir.
Abdesti olmayan
kimseye haram olan şeyler, cünüp olan kimseye de haramdır. Ayrıca cünüplünün
caminin bir tarafından girip diğer tarafından çıkması değil de camide beklemesi
haramdır. Kur'anı okuması da haramdır. Ancak Kur'an kastı olmaksızın Kur'andaki
zikirleri okuması helaldir.
Gusül yapmanın en az
şekli şöyledir: Farzın ilk cüzü ile birlikte "Cünüplüğü kaldırmaya"
veya gusül ile helal olacak bir fiile: "Namazın farzını helal kılmaya
niyet ettim." gibi veya "Guslün farzını eda etmeye niyet ettim."
şeklinde niyet edilir ve deri ile kılların tümü yıkanır. Ağza ve burna su
vermek ise vacib değil sünnettir.
Gusül yapmanın en iyi
şekli ise şöyledir: Önce vücudun üzerinde pislik varsa giderilir. Sonra abdest
alınır. Bir kavle göre ayaklar en sonda yıkanır. Sonra vücudun kıvrım yerleri
yıkanır. Daha sonra başa su dökerek saçlar hilâllamr. Bundan sonra önce sağ
tarafa sonra da sol tarafa su dökülür, vücut ovulur ve her organ üçer defa
yıkanır.
Hayız veya nifastan
yıkanan kadın, vaginasma misk veya benzeri güzel bir koku sürmelidir. Abdestin
aksine guslü yenilemek (gusül üzerine gusül almak) sünnet değildir.
Abdestte kullanılan
suyun bir müd'den (675 gramdan), gusülde kullanılan suyun ise, bir sa'dan (2751
veya 2700 gramdan) aşağı olmaması sünnettir. Gusülde kullanılan suyun fazlası
için bir sınır yoktur.
Gusül etmek isteyen
kişinin üzerinde bir necaset varsa, önce necaseti yıkamalı ve sonra gusül
etmelidir. Hem gusül hem de necaset için bir defa yıkanmak yeterli değildir.
Keza abdestte de hüküm böyledir. Ben diyorum ki; en sahih kavle göre necaset ve
gusül için bir yıkanma yeterlidir. Allah daha iyi bilir.
Bir kimse cünüplük ve
cuma için birlikte niyet ederek yıkanırsa, bu yıkanma her ikisi için
yeterlidir. Eğer birine niyet ederek yıkanırsa, niyet ettiğine sayılır. Ben diyorum
ki; bir kimseye önce hades hali vaki olur da sonra cünüp olursa veya önce cünüp
olur da sonra hades hali vaki olursa, mezhep alimlerince kabul edilen rivayete
göre, bir yıkanma her ikisi için yeterli olur. Allah daha iyi bilir.
Aklı gideren her sıvı
madde necistir. Köpek, domuz ve bunların kendi eşleri ile veya başka cinsten
bir hayvanla çiftleşmeleri sonucu doğan yavruları necistir.
İnsan, balık ve
çekirge ölüsü hariç, kanı akıcı olmasa bile her canlının ölüsü necistir.
Kan, irin ve yaradan
çıkan su, mideden çıkan kusmuk, insan ile hayvan idrarı ve dışkısı, mezi, vedi,
keza en sahih kavle göre insandan başka diğer canlıların menisi necistir. Ben
diyorum ki; en sahih kavle göre köpek, domuz ve yavrularının dışında kalan canlıların
menisi temizdir. Allah daha iyi bilir.
İnsan dışında eti
yenmeyen canlıların sütü necistir. Canlıdan koparılan parça onun meytesi
hükmündedir. Eti yenen hayvanlardan koparılan yün, tüy, kıl ve kanatlar
temizdir. En sahih kavle göre, temiz bir hayvandan olması kaydı ile alaka
(pıhtılaşmış kan), mud-ğa (bir çiğnem et) ve vaginadaki rutubet necis değildir.
İdrar ve domuz gibi aslı necis olan şeyler temizlenemezler. Ancak şarap kendiliğinden
sirkeye dönüşürse temiz olur. Keza en sahih kavle göre, şarap güneşten gölgeye
veya gölgeden güneşe nakledilerek sirkeye dönüşürse temiz olur. Şayet içine bir
şey atmak suretiyle şarap sirkeye dönüşürse temiz hale gelmiş olmaz.
Ölüm nedeniyle necis
olan derinin dış kısmı, keza meşhur kavle göre iç kısmı tabakla temizlenir.
Tabak; güneş ve
toprakla değil, yakıcı olan bir madde ile derideki rutubet, et ve tüy gibi
fazlalıkları giderip temizlemektir. En sahih kavle göre, Tabaklama esnasında
suyu kullanmak gerekmez. Tabaklanmış deri, necis elbise hükmünde olup sonradan
su ile yıkanmalıdır.
Köpeğin dokunup necis
ettiği nesne, bir defası toprakla olmak üzere yedi defa su ile yıkanmalıdır. En
zahir kavle göre, toprağın bizzat kullanılması şarttır. Necaset açısından
domuzun hükmü köpeğin hükmü gibidir. En sahih kavle göre, necis toprak veya
sirke gibi sıvı bir maddeyi içine çekmiş olan toprak temizlikte kullanılmaz.
Sütten başka bir şeyle
beslenmeyen erkek çocuğun idrarı ile pislenmiş yer, üzerine su serpmekle
temizlenir. Köpek ve çocuğun necaseti dışında kalan ve aynî olmayan pislikle
kirlenmiş yerin üzerinden su akıtmak yeterlidir. Pislik aynî ise, tadının
giderilmesi va-cibtir. Giderilmesi zor olan renk veya kokunun kalması zarar vermez.
Kokunun giderilmesi hakkında bir kavil vardır. (Yani kokuyu gidermek şarttır.)
Ben diyorum ki en sahih kavle göre; beraber kalan tat ve kokunun zararı
vardır. Allah daha iyi bilir.
Pisliği gidermede
kullanılan su az ise, pisliğin üzerinden akıp gitmesi şarttır. En sahih kavle
göre necasetin bulaştığı yeri sıkmak şart değildir. En zahir kavle göre,
ğusalenin (temizlikte kullanılan su) evsafı değişmeksizin ve ölçüsünde azalma
olmaksızın necaset mahallinden ayrılırsa, ğusale ve pislenmiş yer temiz
sayılır.
Su dışındaki sıvı bir
madde necis olursa temizlenemez. Zayıf kavle göre, necis olan yağ yıkanarak
temizlenir.
Abdestsiz veya cünüp
olan kimse bazı sebeplerden dolayı teyemmüm edebilir:
1) Suyun
bulunmaması: Seferde olan kimse suyun olmadığını kesin olarak bilirse,
araştırma yapmaksızın teyemmüm edebilir. Bulunabileceği hususunda tereddütlü
ise, eşyasını kontrol etmeli ve kafiledeki arkadaşlarından suyu araştırmalıdır.
Bulunduğu arazi düz ise, dört bir yanma bakmalı ve suyu arama ihtiyacını
duyarsa, düz arazide normal bir gözün kesebildiği mesafe kadar gidip dönmelidir.
Bu mesafede suyu bulamazsa teyemmüm eder. Şayet olduğu yerde ikinci bir vakte
kadar beklerse, bulabileceği ümidiyle suyu tekrar araması en sahih kavle göre
vacibtir.
Yolcu, ihtiyacı için
ulaşacağı suyu biîir, canına ve malına bir zararın gelmeyeceğinden emin ise
gidip suyu alması vacibtir. Suyun bulunduğu yer belirtilen mesafeden daha
uzakta ise teyemmüm eder. Namazın son vaktinde suyu bulacağına emin ise, vaktin
sonuna kadar beklemesi daha iyidir. Son vakitte suya kavuşacağını zannederse,
en zahir kavle göre acele edip teyemmüm etmesi daha iyidir. Bulduğu su abdest
için yeterli değilse en zahir kavle göre, önce mevcut suyu kullanır ve geri
kalan organlar için teyemmüm eder.
Bulması halinde
yolcunun suyu misli fiyatına satın alması vacibtir. Ancak parası borcunu
kapatacak kadar olur veya yol masrafı için veya değerli bir hayvanın azığı için
paraya ihtiyacı varsa suyu satın alması gerekmez.
Kendisine su hibe
edilir veya suyu çekmek için kendisine bir kova emanet olarak verilirse, en
sahih kavle göre kabul etmesi vacibtir. Ama su parası hibe edilirse kabul
etmesi vacib değildir.
Yolcu, suyu eşyaları
arasında unutur veya kaybederse araştırdıktan sonra bulamazsa teyemmüm eder. En
zahir kavle göre sonra namazını kaza eder. Eşyalarını kafilesi arasında kaybedenin
namazını kaza etmesi gerekmez.
2) Gelecekte değerli bir mal haline gelse bile,
bir hayvanın ihtiyacını karşılamak için suya ihtiyaç duymak.
3) Kişinin
suyu kullanması halinde bir organının faydasım kayb etmekten korktuğu hastalık.
Keza yarasının iyileşmesinin gecikmesinden veya açıkta olan el ve yüz gibi bir organında çirkin bir görünüm meydana
gelmesinden korkarsa, en zahir kavle göre suyu kullanmaz teyemmüm eder.
Şiddetli soğuğun hükmü de hastalığın hükmü gibidir. Bir kimse üzerinde sargı
olmayan yaralı bir organında suyu kullanamazsa teyemmüm etmesi vacib olup
mezhep alimlerince kabul edilen rivayete göre, sağlam kısmımda yıkaması
vacibtir.
Cünüplü kimse,
teyemmüm edip sağlam organını yıkarsa sırayı takip etmesi gerekmez.
Abdestsiz olan
kimsenin yaralı organı
yıkadığı vakit, ar-
kasından teyemmüm
etmesi en sahih kavle göre şarttır. Abdest organlarından iki tanesi yaralı
ise, iki teyemmüm gerekir. Yaralı organ sarılı ve sargıyı çıkarmak zor ise,
sağlam olan kısmı yıkar ve yukarıda geçtiği gibi teyemmüm eder. Bununla
birlikte yaranın tümünü su ile mesh etmesi vacibtir. Zayıf kavle göre, yaralı
organın bir kısmını su ile mesh eder.
İkinci bir farz için
teyemmüm eden kişinin ilk abdesti veya teyemmümü bozulmamışsa cünüplü olan
azaları tekrar yıkaması veya mesh etmesi gerekmez. Abdesti bozulmuşsa, yaralı
organdan sonraki organları yıkaması gerekir. Zayıf kavle göre, her iki halde de
(cünüplülük ve abdestsizlik halinde) abdesti yemlemesi lazımdır. Bir başka
zayıf kavle göre ise, kendisinde hades hali vuku bulan kimsenin hükmü, cünüp
olanın hükmü gibidir. Ben diyorum ki, sonuncu kavil en sahih olan kavildir.
Allah daha iyi bilir.
Teyemmümün iki şartı
vardır;
1) Temiz olan
toprakla teyemmüm etmek. Tedavide kullanılan toprakla ve içerisinde toz bulunan
kum ile teyemmüm yapmak caizdir. Maden (neft), ufaltılmış saksı, un gibi bir
şeyle karışık olan toprakla teyemmüm yapmak caiz değildir. Zayıf kavle göre
içerisindeki nesne az olan toprağı kullanmak caizdir. En sahih kavle göre, kullanılmış
toprak ile teyemmüm etmek caiz değildir. Kullanılmış toprak, teyemmüm
edilirken organ üzerinde kalan topraktır. Keza en sahih kavle göre organ
üzerinden yere düşen toprak da kullanılmış toprak hükmündedir.
2) Toprağı
teyemmüm organlarına nakletmeyi kastetmek. Şayet rüzgar bir kimsenin eline ve
yüzüne toprağı savurur, o da niyet ederek teyemmüm yaparsa, bu caiz olmaz.
İzin veren kimseye teyemmüm aldırmak caizdir. Zayıf kavle göre, izin veren
kimseye teyemmüm aldırmanın caiz olması için bir mazeretin bulunması şarttır.
Teyemmümün rükünleri ise şunlardır:
1) Toprağı yüz ve kollara sürmek. Yüzdeki
toprağı kollara sürmek veya bunun aksini yapmak en sahih kavle göre yeterlidir.
2) Niyet etmek. Niyet edilirken namazı mubah
kılmaya niyet
edilmelidir. Hades
halinin giderilmesine niyet edilmez. En sahih kavle göre teyemmümün farzım eda
etmeye niyet etmek yeterli olmaz.
Niyeti toprağı yüze
nakletmeye bitişik söylemek vacibtir. Keza niyetin yüzün bir kısmını mesh
edinceye kadar devam etmesi de en sahih kavle göre vacibtir.
Bir kimse: "Farz
ve nafile namaz kılmayı mubah kılmaya niyet ettim." derse, böyle bir
teyemmümle her iki namazı kılması mubahtır. Sadece farz namaza niyet ederse,
mezhep alimlerhıce kabul edilen rivayete göre, hem farz namazı hem nafile
namazı kılabilir. Sadece nafileye veya namaza niyet ederse, mezhep alimlerince
kabul edilen rivayete göre farz namazları değil, yalnız nafile olan namazları
kılabilir.
3) Önce
yüzü, sonra dirseklerle birlikte her iki eli mesh etmek.
Toprağı yüzdeki hafif
tüylerin bittiği yere kadar ulaştırmak, en sahih kavle göre toprağı organlara
naklederken organlar arası sıraya uymak vacib değildir. Bir kimse ellerini
toprağa vurup sağ eliyle yüzünü ve sol eliyle de sağ kolunu mesh ederse
caizdir.
Teyemmüme başlarken
besmele çekmek ve elleri iki defa toprağa vurmak sünnettir. Ben diyorum ki;
İmamın görüşüne göre elleri iki defa toprağa vurmak vacibtir. Her ne kadar bir
bez veya benzeri bir şeyi bir defa toprağa vurarak onunla teyemmüm etmek
mümkün ise de hüküm böyledir. Allah daha iyi bilir.
Teyemmüm alırken önce
sağ eli mesh etmek, yüzü mesh ederken üst taraftan başlamak ve tozu üfürerek
azaltmak sünnettir. Teyemmümde muvalatm hükmü abdestteki muvalatın hükmü
gibidir. Ben diyorum ki; gusülde de muvalatm hükmü böyledir. İlk vuruşta
parmakları ayırarak elleri toprağa vurmak sünnettir. İkinci vuruşta parmaktaki
yüzüğü çıkarmak vacibtir. Allah daha iyi bilir.
Bir kimse su yokluğu
sebebiyle teyemmüm eder ve namazda değilken su bulursa teyemmümü bozulur.
Susuzluk gibi bir mani yoksa veya kişi namazda olur da namazını sonradan kaza
etmesi gerekirse, meşhur kavle göre teyemmümü bozulur. Kaza etmesi gerekmezse
teyemmümü bozulmaz. Zayıf kavle göre ise kılınan namaz nafile ise teyemmüm
bozulur. En sahih kavle göre, kaza etmesi gerekmeyen namazı kesip abdest
alması daha iyidir. Namaz nafile olup iki rekâtlık ise teyemmümü bozulur,
ikiden fazla rekâta niyet etmişse, namazını tamamlar.
Bir teyemmüm ile bir
farz ve istenen miktarda nafile namaz kümabilir. En zahir kavle göre, nezr
edilen namazın hükmü de farz olan namazın hükmü gibidir. En sahih kavle göre
bir teyemmüm ile bir farz ve birkaç cenaze namazı kılmak caizdir.
Bir kinişe beş vakit
namazdan birini unutur da vakti çıkarsa, bir teyemmüm ile her beş vakit namazı
kaza etmelidir. İsterse iki defa teyemmüm eder ve ilk teyemümle arka arkaya
olan dört namazı kılar. İkinci teyemmümle ilk kıldığı namazların dışında dört
rekatlı bir namazı kaza eder. Unuttuğu namazlar ayrı ise, iki teyemümle beş
vakit namazı iki defa kaza eder.
Farz namazın vakti
girmeden teyemmüm yapılmaz. Keza en sahih kavle göre, revâtib ve bayram namazı
gibi vakitleri belli olan nafile namazlar için de vakitleri girmeden teyemmüm
yapılmaz.
Su veya toprak
bulamayan kimse, İmamın son kavline göre, -vakte hürmeten- farz namazını
abdestsiz de olsa kılar ve sonradan iade eder. Su bulamayan mukim kimse,
teyemmüm ederek namazını kılar ve sonradan kaza eder. Su bulamayan yolcu ise,
namazını teyemmüm ile kılar ve sonradan kaza etmez. En sahih kavle göre, yolculuğunda
asi olan kimse ve en zahir kavle göre, şiddetli soğuk sebebiyle teyemmüm eden
kimse, sonradan namazını kaza eder.
Abdestin tüm
azalarında veya sarılı olmayan yaralı organda suyu kullanamayan kimse,
teyemmümle kıldığı namazı sonradan kaza etmez. Ancak yarasından fazla kan
akıyorsa kaza eder. Yara abdest üzere sarılmış ise, en zahir kavle göre kaza
etmez. Abdest üzere sarılmamışsa (yara ister teyemmüm ister abdest azalarında
olsun.) abdest esnasında sargıyı açmak vacibtir. Sargıyı açmak sakıncalı ise
üzeri mesh edilir ve meşhur kavle göre namaz kaza edilir.
Hayız hali en erken
dokuz yaşında başlar. Hayzın en az süresi bir gün ve bir gecedir. Bu süre ister
art arda olsun, ister ayrı ayrı sürelerin toplamı ile meydana gelsin aynı hükmü
ifade eder. En fazla süresi ise gecesi ile birlikte on beş gündür. İki hayız
arasındaki temizlik müddetinin en azı on beş gün olup en fazla müddeti için
bir sınır yoktur.
Cünüplü olana haram
olan şeyler, hayızlı olan kadına da haramdır. Hayızlı kadının mescidi kirletme
korkusu varsa, mescidin bir tarafından girip diğer tarafından çıkması da
haramdır. Hayızlı kadının oruç tutması haram olup, tutamadığı farz oruçları
sonradan kaza etmesi ise vacibtir. Ancak farz namazları kaza etmesi vacib
değildir.
Erkeğin hayızlı olan
karısının göbeği ile diz kapağı arasındaki kısmı ile oynaşması -şehvetsiz olsa
bile- haramdır. Zayıf kavle göre, cinsel ilişki hariç erkeğin hayız halindeki
karısı ile oynaşması haram değildir.
Hayızlı kadın,
kanaması kesilince oruç tutmak ve boşanma hariç, gusül yapmadan haram kılman
diğer işleri yapamaz.
Istihaze, idrarı tutamama
özrü gibi daimi olan bir abdestsizlik halidir. Istihaze kam, oruç tutmaya ve
namaz kılmaya mani değildir. Müstehaze kadın önce akıntı yerini yıkar ve bir
bezle bağlar. Namaz vakti girince abdest alır ve acele ederek namazını eda
eder. Akıntı yerini bağlamak ve cemaatı beklemek gibi namazın maslahatı için
abdest ve namazın arasına giren gecikmenin zararı olmaz. En sahih kavle göre,
namazın maslahatı için olmayan bir gecikmenin zararı vardır. Müstehaze olan
kadının her bir farz için yeni bir abdest alması vacibtir. Keza en sahih kavle
göre, her abdest alışta sargı bezlerini yenilemesi de vacibtir.
Müstehaze kadın,
abdest aldıktan sonra adeti olmadığı halde kanı kesilir ve tekrar başlarsa veya
adetine binaen kanı bir müddet durur da kanın kesilmesi ile tekrar başlaması
arasında geçen zaman abdest alacak ve namazı kılacak kadar geniş bir zaman ise,
yeniden abdest alması vacibtir.
Bir kadınının hayzın
en erken yaşında görmekte olduğu kan on beş günü aşmazsa geçen sürenin tümü hayız
süresidir. Sarı ve bulanık renkte olan kan, hayzın en fazla süresi olan on beş
güniı aşsa bile, en sahih kavle göre hayız kanıdır. Kan hayzın en fazla
müddeti olan on beş günlük süreyi aşarsa, kadın şu hallerin birinde bulunur:
1) Mübtedie
ve mümeyyize kadın: Bu adet görmeye yeni başlamış kuvvetli (siyah) kan ile
zayıf (kırmızı) kanı birbirinden ayırt edebilen kadındır. Zayıf olan kan
istihaze, kuvvetli olan kan ise hayız kanıdır. Fakat kuvvetli olan kanın,
hayzın en az müddetinden noksan süreli olmaması ve en fazla müddeti aşmaması
şarttır. Zayıf olan kanın da temizliğin en az müddeti olan on beş günden noksan
süreli olmaması ve akışın da art arda olması şarttır.
2) Mübtedie
fakat mümeyyize olmayan kadın: Bu, kuvvetli kan ile zayıf kanı
birbirinden ayırt edebilecek
durumda olmayan kadındır. Kanm
tek bir renkte (siyah veya kırmızı) aktığını görür veya kanları birbirinden
ayırt etme şartlarını yitirmiş ise en zahir kavle göre, hayız müddeti bir gün
bir gecedir. Temizlik müddeti ise yirmi dokuz gündür.
3) Mü'tade
kadın: Bu daha önce hayız ve temizlik müddetini görmüş kadındır. Hayız ve
temizlik müddeti, adetinin miktarına ve vaktine göre olur. Sözgelimi adeti ayda
beş gün hayız görmek ise, geri kalan yirmi beş gün temizlik halidir. En sahih
kavle göre, kadın bir defa hayız kanı görmekle adeti sabit olur. En sahih kavle
göre mü'tade mümeyyize olan kadının hayız ve temizlik hali, adetine göre değil
de temyizle (kuvvetli ile zayıf kanı birbirinden ayırt etmekle) sabit olur.
Bir kadın sözgelimi her ayın ilk beş gününde hayız hali görüyorsa, yirmi beş
gün temizlik hali olarak adet edinmiştir. Şayet müstehaze olur ve ayın ilk on
gününde kuvvetli kanı, geri kalan günlerde ise zayıf kanı görürse, kuvvetli
kan hayız kanıdır.
4)
Mütehayyire: Bu, adet görmüş fakat kuvvetli kan ile zayıf kanı bir birinden
ayırt edemeyen, adetinin vakit ve miktarını unutan kadındır. Bir kavle göre
mütehayyire kadının adeti, mübtedie kadının adeti gibidir. Yani hayzın süresi
bir gün bir gecedir. Temizlik süresi ise yirmi dokuz gündür. Meşhur kavle göre
mütehayyire kadının ihtiyatlı davranması vacibtir. Yani kocasının kendisi ile
cinsel ilişkide bulunması,
Kur'ân'a dokunması ve namaz
dışında
Kur'ân'ı okuması
haramdır. Mütehayyire kadın, farz namazlarını devamlı kılmalıdır. Keza en sahih
kavle göre nafile namazları da kılabilir. Ancak vakit girdikten sonra her farz
namaz için gusül etmelidir. Zira kanın kesilmiş olma ihtimali vardır.
Mütehayyire kadının,
geçireceği sürenin temizlik süresi olacağı ihtimali olduğundan ramazan orucunu
tutması lazımdır. Bu ihtimalden dolayı ramazan ayından sonra da tam bir ay
oruç tutar. Böylece her bir aydan on dört gün olmak üzere toplam yirmi sekiz
gün oruç tutmuş olur. Sonra bir ayın on sekizinci günün başından üç gün ve
sonundan üç gün olmak üzere altı gün oruç tutar. Böylece geriye kalan iki günü
kaza etmiş olur. Bir gün oruç tutmakla bir günü kaza etmesi de mümkündür. Bunun
için bir ayın birinci, üçüncü ve on yedinci günlerini oruçla geçirerek kazaya
kalan bir günü telafi etmiş olur.
Mütehayyire kadın
adetinin bir kısmını unutmuş ise, kesin bildiği ile amel eder.
Mütehayyire,
geçireceği sürenin temizlik veya hayız süresi olması ihtimali bulunduğundan;
cinsi ilişki hususunda hayızlı kadının tabi olduğu hükümlere tabidir. İbadet konusunda
ise, temiz olan kadın gibi davranır. Şayet kanının kesilme ihtimali varsa, her
farz namaz için gusül etmesi vacibtir. En zahir kavle göre, hayzm en az süresi
içerisinde hamile veya temiz kadından akan kan hayız kanıdır.
Doğum yapan kadının
vaginasmdan doğumdan biraz sonra akan kandır. En az süresi bir anlıktır. En
fazla süresi altmış, ortalama süresi kırk gündür. Hayızlı kadına haram olan
şeyler nifaslı kadın için de haramdır. Hayız kanının en fazla süresi on beş
günden fazla olabileceği gibi, nifas kanı da altmış günden fazla olabilir. Nifas
süresi altmış günden fazla olan kadın, ibadet ve diğer hususlarda özürlü kadın
gibi davranır.