Mina’dan Ayrılıp Mekke’ye Hareket Edilince Bir Süre
Muhassab’de Konaklamak
Hadislerin Işığında Müctehidlerin Görüşleri
Kabe’ye Girmek ve Onunla Teberrükte Bulunmak
İlim Adamlarının Bu Konudaki Görüş ve İstidlalleri
Hadislerin Işığında Müctehidlerin İstidlal ve Îhticacları
Kurban Konusu ve Yedi Kişinin Bir Deve veya Sığır Kesmesi
Hadislerin Işığında Müctehidlerin İstidlal ve İhticacları
Kesilen Kurbanlık Hayvanın Etinden Yemek
Rivayetlerin Işığında Müctehidlerin İstidlal ve
Îhticacları
Hadislerin Işığında İlim Adamlarının İstidlalleri
Hadislerin Işığında Müctehidlerin İstidlal ve İhticacları
Taşıdığı Ayıptan Dolayı Kurban Edilmeyen Hayvan
Hadislerin Işığında Müctehidlerin İstidlal ve İhticacları
Ev Halkı İçin Bir Koyunun Kurban Edilmesi Yeterlidir
Hadislerin Işığında Müctehidlerin İstidlalleri
Kurban Kesmeye Başlarken Besmele Çekip Tekbir Getirmek
Hadislerin Işığında Müctehidlerin İstidlalleri
Devenin Ön Sol Bacağı Bağlı Olduğu Halde Ayakta Kesilmesi
Hadislerin Işığında Müctehidlerin İstidlalleri
Kurban Kesmenin Vakti ve Süresi
Hadislerin Işığında Müctehidlerin İstidlal ve İhticacları
Kurban Etinden Yedirmek ve Bir Kısmını Yaralanmak Üzere
Kaldırmak
Hadislerin Işığında Müctehidlerin İstidlal ve İhticacları
Kurban Derisi ve Hayvanın Üzerine Atılan Çul-Semer Gibi
Şeylerin Tasadduk Etmek
Hadislerin Işığında Müctehidlerin İstidlalleri
Hadislerin Işığında Müctehidlerin Görüş ve İstidlalleri
Resulüllah (s.a.v.)
Efendimiz Mina'da cemrelere taş atmayı ta-mlayınca Mekke'ye doğru hareket etmiş
ve az bir süre Muhassab tıilen yerde konaklamıştır. Ashab-ı Kiram1 m bir kısmı
Re-[üllah'm (s.a.v.) bu hareketini sünnet veya istihbap kapsamına alıp na'dan
hareket edildiğinde az bir süre Muhassab'da konaklamayı /siye etmişlerdir. Bir
kısmı ise, Resulüllah'ın burada konaklaması, sdine'ye hareket etmek için bir
kolaylık söz konusu olduğunu belir-rek, adı geçen yerde konaklamanın sünnet
veya müstehab ol-adığını belirtmişlerdir. Nitekim Hz. Aişe (r.a.) de aynı
görüştedir.[1]
Enes (r.a.) den
yapılan rivayete göre, Resulüllah (s.a.v.) Efen-imiz öğle, ikindi akşam ve
yatsı namazlarını kıldıktan sonra [uhassab'da bir süre uyudu; sonra bineğine
binip Beytullah'a itti ve tavaf yaptı." [2]
îbn Ömer'den yapılan
rivayete göre, Pegamber (s.a.v.) Efendiniz Öğle, ikindi akşam ve yatsı
namazlarım Batha'da kıldı ve ıafif bir uyku uyuduktan sonra Mekke'ye girdi. İbn
Ömer r.a.) da (Resulüllah'ın bu fiiline uyarak) böyle yaptı.." [3]
Zühri'den, o da
Salim'den rivayet etmiştir. Şöyle ki: Ebu Bekir, Ömer ve îbn Ömer (Allah
hepsinden razı olsun) de Batha'ya inip konaklarlardı.
Zühri diyor ki:
"Urve bana haber verdi ki, Hz. Aişe (r.a.) bu hususta belirtilen şekilde
hareket etmemiş ve şöyle demiştir: "Resulüllah1 m (s.a.v.) Batha'ya inip
orada biraz uyku uyuması, sadece Medine'ye çıkış için elverişli bir yer olduğu
içindi.." [4]
Aişe {r.a.) aan
yapılan rivayete göre, aaı geçen şöyle demiştir:
"Ebtah'a inip
konaklamak sünnet değildir. Resulüllah'm (s.a.v.) oraya inip az bir süre
konaklaması, çıkmak istediği zaman çıkışa çok elverişli olduğu içindi." [5]
îbn Abbas (r.a.) dan
ycCpılan rivayete göre adı geçen şöyle demiştir:
"Muhassab'a
inmek, sünnet falan değildir. Orası sadece bir konaklama yeridir ki Resulüllah
(s.a.v.) bir süre konaklamıştır." [6]
a)
Hanefîlere göre: Mina'da taş atma işi bitince Mekke'ye ru hareket edilir ve
Muhassab adlı yere gelinerek bir süre orada Laklamr. Böyle yapmak sünnettir.
Terkinden dolayı kişi isaet ülsüz bir iş) işlemiş olur. [7]
Muhassab, Mina ile
Mekke arasında, Mina'ya daha yakın olan yerin ismidir. İki dağ arasındaki
konumu konaklamaya müsaittir, tide çokça küçük taş bulunduğu için bu isim
verilmiştir. O yere tu zamanda Ebtah ve Hayf-Beni Kinane de denir.
b)
Şafiîlerle Hanbelîler de Mina'dan ayrılınca Muhassab'da naklayıp öğle, ikindi,
akşam ve yatsı namazlarının orada ınmasmmm müstehab olduğunu belirtmişlerdir.
Nitekim Sünnet-i sulüllah'a çok bağlı olan İbn Ömer de öyle yapmıştır. [8]
c)
Malikilere göre: İmam Malik bu konuda Nafi'den ve bir de a Ömer'den iki
rivayette bulunarak Muhassab'da bir süre konakla-anın ve namaz vakti değilse,
namaz vakti girinceye kadar bekleyip imaz kıldıktan sonra ayrılmanın müstehab
olduğunu belirtmiştir. [9]
Bu konudaki hadisler
sahihtir. Ayrıca İmam Ahmed'in yaptığı /ayete göre, Hz. Aişe bu konuda şöyle
demiştir: "Vallahi Resulüllah ,a.v.) Muhassab'a ancak benim için
konakladı.." Diğer yandan üslim, Ebu Davud ve diğer muhaddislerin Ebu
Rafı'den yaptıkları vayete göre, adı geçen sahabinin şöyle dediği
belirtilmiştir: tesulüllah (s.a.v.) Efendimiz, Mina'dan çıktığında bize
Ebtah'da ko-ıklamamızı emretmedi.. Ama ben o yere geldiğimde Resulüllah'ın
ıdırını kurdum ve o da gelip konakladı."
Şüphesiz Resulüllah'm
(s.a.v.), kurulan çadıra itiraz etmeyip in-esi ve Ebtah'ta konaklaması, o yerde
konaklamanın istihbabma de-.let eder. Nitekim Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz'den
sonra dört halife 3 böyle yapmışlardır.
Bu bapta bir de Üsame
b. Zeyd'deıı yapılan sahih bir rivayet söz Miusudur.[10]
1- Taş atma
menasiki (ibadeti) tamamlanınca Mina'dan ayrılıp lekke'ye hareket edildiğinde
yol üzerinde Muhassab ve Ebtah deni-în mevkide bir süre konaklamak müstehabdır.[11]
Hac menasiki
(ibadetleri) tamamlandıktan sonra son olarak Kabe'ye gidip yanağı ve göğsü o
kutsal mabede dayayarak dua, niyaz ve tazarru'da bulunmak müstehabdır. Nitekim
Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz Öyle yapmış ve ashabı da O'nun bu sünnetine
uyarak bu kutsal mabedle teberrüklenmeyi ihmal etmemişlerdir. Ancak Resulüllah
(s.a.v.) Kabe'nin içine girip dua ve niyazda bulunmuş da sonra bu hareketin
ümmetine bir sıkıntı getireceğinden endişe etmiştir.[12]
Hz. Aişe (r.a.) dan
yapılan rivayete göre, adı geçen şöyle demiştir:
"Resulüllah
(s.a.v.) Efendimiz gözü aydınlık, neşesi yerinde olduğu halde yanımdan ayrılıp
dışarı çıktı ve sonra üzüntülü bir halde döndü. Kendisinden bunun sebebini sorduğumda
şöyle buyurdu: "Doğrusu Kabe'ye girdim. Keşke öyle yapmasaydım. Korkarım
ki (böyle yapmakla) kendimden sonra ümmetime yorgunluk vermiş olacağım." [13]
Üsame 6. Zeyd (r.a.)
den yapılan rivayete göre, adı geçen şöyle diyor ki:
"ResulüUah (r.a.)
Efendimizle beraber Beytullah'a girdik, Efendimiz oturdu ve Allah'a ha m d
etti, medh-u senada bulun-u; tekbir ve tehlil getirdi. Sonra kalktı ve
Beytullah'm kendi-ine taraf olan kısmına yaklaştı yanağını, göğsünü ve iki
elini [zerine koyup dayadıktan sonra tehlil, tekbir getirdi; dua etti e sonra
bütün rükünlerde aynı şeyi yaptı. Sonra çıkıp :apıda kıbleye yönelmiş bir halde
durdu ve şöyle buyurdu: İşte bu kıbledir.." ve bu cümleyi iki veya üç defa
ardarda öyledi." [14]
Abdurrahman b. Safvan
(r.a.) den yapılan rivayete göre, adı ?eçen şöyle haber vermiştir:
"ResulüUah (s.a.v.) Efendimiz Mekke'yi fethedince O'na doğru gittiğimde
Kabe'den çıkarken karşılaştık ki ashabı da Beytullah'ı ta Hatîm'e kadar istilam
edip ResulüUah (s.a.v.) onların arasında bulunduğu bir halde onlar yanaklarını
Beytullah'm üstüne koyup dayamışlardı." [15]
İsmail b. Ebi
Halid'den yapılan rivayete göre, adı geçen şöyle diyor:
"Ben Abdullah b.
Ebi Evfa'ya sordum, dedim ki: "ResulüUah (s.a.v.) Efendimiz umre yaparken
Beytullah'a girdi mi? O bana: "Hayır.." diye cevap verdi." [16]
642 nolu Hz. Aişe
hadisini aynı zamanda İbn Huzayme ve Hakim tahric edip sahihlemişlerdir.
Böylece Resulüllah'ın (s.a.v.) Kabe'nin içine girip dua ettiği anlaşılıyor,
643 nolu Üsame
hadisinin ricali, rical-i sahihtir ve rivayetin aslı Müslim'de nakledilmiştir. Şöyle
ki: "Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Beytullah'm içinde namaz kılmadı; ama
onun etrafında tekbir getirdi." Burada "onun etrafında"
sözünden maksat, Kabe'nin iç tarafları olabilir.
644 nolu Abdurrahman
hadisinin isnadında Yezid b. Ebi Zi-yad bulunuyor ki, onun rivayetiyle ihticac
olunmaz. [17] Ancak Zehebî onun saduk
ve hıfz ehlinden olduğuna dikkat çekmiştir. [18]
Bununla beraber bu zat hakkında çok şeyler söylenmiştir. O bakımdan onun
rivayetiyle ihticac etmemek daha doğru olur.
Hz. Aişe hadisinden
anlaşılıyor ki, ResulüUah (s.a.v.) Efendimiz, Mekke'nin fethinde Kabe'nin
içine girdiği gibi, Hz. Aişe ile birlikte yaptığı hacda da Kabe'nin içine
girmiştir. Çünkü fetih yılında Hz. Aişe, ResulüUah (s.a.v.) ile beraber
bulunmuyordu.
Bununla beraber ilim
adamlarının çoğu, Resulüllah'ın (s.a.v.) sadece fetih yılında Kabe'nin içine
girdiğini belirtmişlerdir. Ancak bu sahih hadis o görüşü reddetmektedir. Ama
umre yaptığında Kabe'nin içine girmediği de çeşitli kaynaklardan
öğrenilmektedir. Nitekim Abdullah b. Ebi Evfa hadisi buna açık biçimde delalet
ediyor.
Rivayetten çıkarılan
hüküm ise şöyledir: Kabe'nin içine girmek, haccm menasikinden değildir.
Cumhurun de mezhebi budur. Bunun müstehab1 olduğunu söyleyenler de olmuştur.
Delilleri ise, tbn Huzayme ve Beyhaki'nin tahric ettikleri şu rivayettir:
"Kim Beytullah'm ine girerse, cennete girmiş olur ve oradan bağışlanmış
olarak çıkar." İbn Abbas'dan rivayet edilen bu hadisin isnadında Abdullah
b. Lüemmil bulunuyor ki bu zat zayıftır. Nitekim îbn Main ve Ahmed Hanbel onun
zayıf ve münkerü'l-hadis olduğunu belirtmişlerdir, Zehebi bu zatla ilgili
rivayetleri toplayıp geniş bilgi vermiştir. [19]
Sahih rivayetlerden,
Kabe'nin üstüne (duvarına, kapısına) ya-ak ve göğsü koyup dua, niyaz ve
tazarru'da bulunmanın müstehab tduğu anlaşılıyor. Ashab-ı Kiram'in da daha çok
rükünle kapı rasına yaklaşıp yanak ve göğüslerini dayadıkları söz konusudur.[20]
Zemzem kuyusu, ilahi
bereketi yansıtan kaynaklardan biridir. Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz bu suyu
kutsal saydığı için kıyamete kadar o kutsaldır, mübarektir. Şüphesiz Mekke
vadisini seçip ilk ibadet yerinin orada yapılmasını emreden Cenab-ı Hak,
milyonlarca mü'minin o beldeye gelip haccedeceğini ezeli ve ebedî ilmiyle
tesbit edip ona göre Zemzem suyunun kaynağını hazırlamıştır. Bugün milyonlarca
hacı o kaynaktan kanasıya içmekte ve fakat kaynakta bir eksilme meydana
gelmemektedir.
Aynı zamanda Zemzem
suyunun birtakım manevi Özellikleri yanında kimyevi özellikleri de söz
konusudur. Açlığı giderici, sindirim sistemini düzenleyici hassaları bunlardan
biridir.[21]
Cabir (r.a.) den
yapılan rivayete göre, Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Zemzem suyu ne niyetle içilirse ona göre (fayda sağlar)." [22]
Aişe (r.a.) dan
yapılan rivayete göre, 'adı geçen (Mekke'den ayrılınca) beraberinde Zemzem suyu
taşır ve Resulüllah (s.a.v.) Efen-dimizm de taşıdığım söylerdi. [23]
îbn Abbas (r.a.) dan
yapılan rivayete göre: Resulüllah (s.a.v.) fendimiz su dağıtanların yanına
geldi ve su istedi. Hz. bbas: "Ya Fazl! Annene git de Resulüllah için onun
anındaki içecekten getir" dedi. Resulüllah yine: "Bana su ver"
îye emretti. Bunun üzerine Abbas (r.a.) şöyle dedi: Ya Resu-ıllah! Şu gördüğüm
insanlar ellerini bu suya sokuyor, ulaştırıyorlar.." Efendimiz: "Su
dağıtımı hususunda işinize evam edin; çünkü siz salih amel üzere
bulunuyorsunuz" buy-rduktan sonra şöyle ilave etti: "Eğer siz su
dağıtıcılara ga-îbe edilip (müşkil durumda bırakılmanız) endişesi olma-aydı,
ipi boynumun üzerinden kaldırıp bırakmcaya taşıyamaz duruma gelinceye) kadar
(kuyuya) inerdim." [24]
îbn Abbas (r.a.) dan
yapılan rivayete göre, Resulüllah
(s.a.v.) öyle buyurmuştur:
"Bizimle
münafıklar arasındaki belirti, alamet, onlar hemzem suyuyla kanmazlar." [25]
Yine îbn Abbas (r.a.)
dan yapılan rivayete göre, Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Zemzem suyu ne için içilirse ona göre yarar sağlar: Şifa arzusuyla
içersen Allah sana şifa verir; açlığını gidermek niyetiyle içersen Allah seni
doyurur; susuzluğu kesip gidermek için içersen, Allah senin susuzluğunu onunla
kesip giderir. Zemzem, Melek Cebrail'in açtığı çukurdur, İsmail'in su içtiği
yerdir." [26]
Mezhep imamlarının
hepsi, özellikle tavaftan sonra Zemzem suyu içmenin müstehab olduğunu belirtmiş
ve buna muhalefet edeni
olmamıştır.
Kuyunun başına gelip
kanasıya içmek ve içerken de şöyle dua. etmek sünnet anlamına tavsiye
edilmiştir: "Allah'ım! Senden geniş rızık, faydalı ilim ve her derde şifa
diliyorum."
Sair zamanlar da bu
sudan yeteri kadar yararlanmak ve Mekke'den ayrılırken, imkan nisbetinde ondan
bir miktar taşımak müstehabdır.[27]
653 nolu Cabir
hadisini aynı zamanda îbn Ebi Şeybe, Beyhakî, Darekutnî ve Hakim tahric
etmişlerdir. el-Münzirî ile Dimyatı ise bunu sahih]amişlerdir. îbn Hacer de
hasenlemiştir. Ancak isnadında Abdullah b. Müemmil bulunuyor ki bu zat
zayıftır. [28]
Ayrıca bu hadisi
Beyhâki başka bir tarikle Cabir'den rivayet :tmiş bulunuyor ki, onun da
isnadında Süveyd b. Said bulunuyor ve u zatın cidden zayıf olduğu belirlenmiştir.
[29]
Bununla beraber bu tat gözlerini kaybetmeden önce rivayetine itibar edilir
diyenler de vardır.
654 nolu Aişe hadisini
Beyhakî tahric edip Hakim sahihlemiştir. İstidlale salih bulunuyor.
655 nolu İbn Abbas
hadisini aynı zamanda Darekutnî ve Hakim, İbn Ebî Müîeyke tarikiyle tahric
etmiştir. Şöyle ki: "Bir adam İbn Abbasm yanına geldi ve sordu:
"Nereden geliyorsunuz?" O da: "Zemzem suyundan içtim, oradan
geliyorum" dedi. O da: "Nasıl içtiniz?" diye sorunca, İbn Abbas:
"Layık olduğu şekilde içtim" diye cevap verdi. Adam: "Peki layık
olduğu şekil nasıl oluyor?" deyince, ibn Abbas şu cevabı verdi:
"Zemzem suyundan içerken kıbleye yönel, Allah'ın ismini an ve üç nefesle
iç, kanasıya kadar içmeye devam et. [İçtikten sonra Allah'a ham d et. Çünkü Resulüllah
(s;a.v.) Efendimiz: Ttizimle münafıklar arasındaki alamet, onlar Zemzem suyundan
içerler ama bir türlü kanmazlar." buyurmuştur.
656 nolu İbn Abbas
hadisini aynı zamanda Hakim tahric etmiş ve Darekutnî şu fazlalıkla rivayet
etmiştir: "Allah'a sığınarak içersen, Allah seni korur."
Bu bapta Ebu Davud'un
Ebu Zer (r.a.) den yaptığı bir rivayet bulunuyor. Resulüllah fs.a.v.) Efendimiz
şöyle buyurmuştur: "Zemzem mübarektir. Şüphesiz bu su, aç olanın gıdası,
hasta olanın şifasıdır."[30]
1- Zemzem
suyu mübarektir ve kutsaldır.
2- Özellikle tavaftan sonra iki rek'at namaz
kılınınca ondan içmek müstehabdır.
3- Mekke'den
ayrılırken beraberinde zemzem suyu taşımasında bir sakınca olmadığı gibi, böyle
yapmanın müstehab olduğunu söyleyenler çoğunluktadır.
4- Zemzemi
kıbleye yönelerek üç nefeste içmek de sünnet veya müstehabdır.
5- Zemzemden
kanasıya kadar içmek müstehabdır.
6- Zemzemi
oturarak içmekte bir sakınca olmadığı gibi, ayakta durup içmekte de bir sakınca
yoktur.
7- Zemzem
içerken besmele çekmek ve içtikten sonra Allah'a hamd etmek sünnettir.
8- Zemzem
suyu dağıtmak saiih amellerden biridir.
9- Zemzem
suyunu içerken belirtilen duayı yapmak sünnettir.
10- Zemzem
içerken şifa, rızık, ilim ve rahmet dilemek müstehabdır.
11- Zemzem
suyunun fışkırdığı çukur Melek Cebrail tarafından açılmıştır. O bakımdan da
kutsal sayılmıştır.[31]
Hac menasikini
(ibadetlerini) tamamlayan ve Mekke'den Ümaya azmeden hacı, son olarak veda
tavafı yapar ve öylece Kut-jKabe'ye ve kutsal topraklara veda ederek ayrılır.
Şüphesiz bu ta-[ hac ibadeti süresince Cenab-ı Hakk'a verilen sözde, yapılan
tevbe İstiğfarda sebat edilmeye âzmedildiğinin bir belirtisi ve Kabe'ye olan
bağlılığının, saygı ve ta'zimin bir başka misalidir.[32]
İbn Abbas (r.a.J dan
yapılan rivayete göre, adı geçen şöyle bilgi mistir:
"İnsanlar (hac
menasikini tamamladıktan sonra) her eh (yön ve durum) ile ayrılmaya yöneldiler.
Bunun üzerine îsulüllah (s.a.v.) Efendimiz onlara şöyle buyurdu: "Sizden ç
kimse, Beytullah ile son ahdini (sözünü, bağlılık ve sadak-ini) yerine
getirmeden ayrılmasın." [33].
Diğer bir rivayette
şöyle denilmektedir: "İnsanlara, Beytul-h'a son ahîdlerinî (söz ve
bağlılıklarını) yerine getirmeleri nredüdi." Ancak ayhali kadından (bu
vecibe kaldırılıp) hafifletirdi.
Yine îbn Abbas (r.a.)
dan yapılan bir rivayete göre, adı geçen şöyle demiştir:
" Peygamber
(s.a.v.) Efendimiz, daha önce ziyaret tavafım yerine getiren, ayhali kadına
tavaf-ı sadr (veda tavafı) yapmadan ayrılmasına ruhsat verdi." [34]
a)
Hanefîlere göre: Mina'da taş atma ibadetim tamamlayan kimse Mekke'ye gelir ve
veda tavafı anlamına gelen tavaf-ı sadri yerine getirir ki bu onun Kabe'ye
olan son ahdi kabul edilir. Bu tavaf vaciptir. Bunun biri cevaz, diğeri
istihbab olmak üzere iki vakti vardır. Birincisi, ziyaret tavafından sonra,
ayrılmaya azmettiği vakittir. Ne kadar kalacağım belirlemeden Mekke'de
ikametini uzatsa bile yine de yaptığı tavaf,ile vacibi yerine getirmiş olur.
Böylece ikamete niyet etmeksizin Mekke'de bir yıl bile kalsa, ayrılacağı zaman
bu tavafı yaparsa, onu eda etmiş kabul edilir. Çünkü bu tavafın sonu için .
bir sınır konulmamıştır. İkincisi, bu tavafı yola çıkmaya azmettiği zaman
yapması müstehabdır. Hatta Ebu Hanife'ye göre, Tavaf ettikten sonra hemen
ayrılmaz yatsı vaktine kadar kalırsa, yine bir tavaf yapıp öylece ayrılması
müstehabdır. [35]
Veda tavafını nahr
(kurban kesme) günleri çıktıktan sonra yapmakta bir sakınca yoktur.
Umre yapanlar için
veda tavafı vacip değildir. Bunun gibi Mekke yerlileri ve mikatlar dahilinde
oturanlar için de vacip değildir. Aynı zamanda ayrılırken loğusa veya ayhali
olan kadınlara da vacip alınmamış, onlara bu konuda ruhsat verilmiştir.
Ayrıca Arafat'ta
belirlenen vakit içinde vakfe yapamayıp hac fa-izasmı kaçıran kimseye de bu
tavaf vacip değildir.
Ayhali olan kadın
Mekke'den ayrılmadan temizlenirse, o tak-lirde sözü edilen tavafı yapıp öylece
ayrılması vacip olur. Mekke'den )ir konak kadar ayrıldıktan sonra temizlenen
kadının dönmesine ta*tık gerek yoktur.
Veda tavafını yapmadan
Mekke'den ayrılan kimse, mikatı jjeçmemişse, dönüp yapması gerekir. Aksi halde
bir kan akıtması vacip olur. ,
Veda tavafını
yaptıktan sonra Makam-ı İbrahim'e gelip iki rek'at namaz kılmak ve arkasından
kıbleye yönelip üç nefesle zem-gem suyundan içmek de müstehabdır. [36]
b) Şafiîlere
göre: Hac menasikini' (ibadetlerini) tamamlayıp Mekke'den çıkmak isteyen
kimsenin veda tavafı yapması vaciptir ve bu tavafı yaptıktan sonra Mekke'de
evlenmez. Bu tavafı terkeden kimsenin bir kan akıtması vacip olur. Bir kavle
göre, veda tavafı sünnettir, terkinden dolayı kan akıtmak gerekmez. Vacip
olduğunu söylersek, onu yapmadan Mekke'den çıkan kimsenin kasr mesafesini
aşmadan geri dönmesi gerekir.
Ayhali olan kadının
veda tavafı yapmaksızın Mekke'den çıkıp hareket etmesinde bir sakınca yoktur.
Aynı zamanda hac
vazifesi tamamlandıktan sonra Zemzem suyundan içmek ve Medine'ye gidip
Resulüllah'm (s.a.v.) kabrini ziyaret etmek sünnettir. [37]
c)
Hanbelîlere göre: Mina'dan Mekke'ye gelen kimsenin ayrılmadan önce Kabe'yi yedi
defa tavaf etmesi, yani yedi şavt olarak tavafta bulunması ve arkasından iki
rekat namaz kılması vaciptir. Terkeden kimsenin bir kan akıtması gerekir. Ancak
ayhali kadın hakkında bu hüküm
hafifletilmiş ve veda tavafı yapmadan ayrılmasında bir sakınca olmadığı
belirtilmiştir.
Evi Mekke'de olan
kimse için veda tavafı yoktur.
Veda tavafı yaptıktan
sonra ayrılmayıp ticaretle meşgul olursa, dönüp yeniden veda tavafı yapması söz
konusudur. İmam Malik de aynı görüştedir. Aksi halde vacibi terketmiş sayılır.
Veda tavafı yapmadan
Mekke'den ayrılan kimsenin, bir kasr mesafesi aşmamışsa, geri dönüp bu vacibi
yerine getirmesi gerekir. Bu mesafeyi aşmışsa, artık bir kan akıtması vacip
olur. [38] imam
Malik'e göre, veda tavafı sünnettir. [39]
660 nolu İbn Abbas
hadisi sahihtir ve ihticaca salihtir. Veda haccı yapmadan ayrılmamalarını
emreden Resulüllah'ın (s.a.v.) bu beyanı vücuba delalet etmektedir.
Şüphesiz bu konuda
sözü edilen tavafın yapılması için Resulüllah'm (s.a.v.) emri ve yapmadan
ayrılanları men'etmesi ve bizzat kendisinin bu tavafı yerine getirmesi, onun
vücubuna delalet etmekte ve diğer ihtimalleri bertaraf edecek bir kuvvet arz
etmektedir. İbn Hacer de aynı görüştedir. Ancak ayhali olan kadın istisna
edilmiştir.
Bu bapta Buharî ve
Müslim'in Hz. Aişe (r.a.) dan yaptığı bir rivayet daha bulunuyor ki, ayhali
olan kadınla ilgilidir. Şöyle ki: "Safıyye bint Huyey (r.a.) ziyaret tavafım
yaptıktan sonra ayhali oldu. Ben durumu Resulüllah'a arzettiğimde Efendimiz
sordu: "Yoksa o bizi hareketten alıkoyacak mı?" Ben de: "Ya
Resulallah! Şüphesiz Safıyye ziyaret tavafım yaptıktan sonra ayhali oldu"
diye cevap verdim. Bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurdu: "O takdirde
Mekke'den ayrılabilir." [40]
Yine Buhari, Ebu
Davud'un ve Tirmizi'nin yaptıkları rivayette, Resulüllah'm (s.a.v.) ayhali olan
kadının veda tavafını yapmadan Mekke'den hareket etmesine ruhsat verdiği
belirtiliyor. [41]
Bunun hilafına Ömer b.
Hattab, îbn Ömer ve Zeyd b. Sabit'in (r.a.) ziyaret tavafım yaptıktan sonra
ayhali olan kadının veda tavafı yapmadan ayrılmasının caiz olmadığını ve o
bakımdan temizleninc-^ kadar Mekke'de kalmasının gerektiğini söylemişlerdir.
Yapılan ciddi araştırmalara
göre, İbn Ömer (r.a.) ile Zeyd b. bit bu görüşlerinden riicu1 etmişlerdir. [42]
Nitekim Ebu Cafer et-Tahavî, 667 nolu Hz. Aişe hadisiyle Hz. Ömer'in (r.a.)
rivayeti neshedilmiştir diyerek ayhalinde olan kadının ayrılmasına ruhsat
verdiğini belirtmiştir. Aynı zamanda Zeyd b. Sabit, İbn Abbas'a böyle bir fetva
vermesinden dolayı serzenişte bulunmuş ve İbn Abbas (r.a.) a, Efendimizin
ruhsat verdiği kadından durumu sormasını tavsiye mistir. O da sorunca, ruhsat
verildiğini öğrenmiş ve gelip îbn ıbas'a verdiği fetvada haklı olduğunu
söyleyerek kendi görüşünden cu' ettiğini belirtmiştir. [43]
Bu bapta bir diğer
hadisi ise, Nesâî ve Tirmizî tahric etmiş, Ha-m ise sahihlemiştir. İbn Ömer
(r.a.) şöyle demiştir: "Hacceden msenin son ahdi Beytullah'ı tavaf olsun.
Ancak ayhali olan idin müstesna; çünkü Resulüllah (s.a.v.) onun için ruhsat
srmiştir."[44]
1- Hac
menasikini (ibadetlerini) tamamlayan
kimsenin, [ekke'den ayrılacağı vakit veda tavafı yapması, üç mezhebe göre ıcip,
Maliki mezhebine göre, sünnettir.
2- Mekke'den
ne zaman hareket edeceğini belirlemeyen kimse, ada tavafını yaptıktan sonra bir
yıl bile kalsa, bu tavafı geçerlidir, ncak ayrılacağı vakit bir daha gelip
tavaf etmesi müstehabdır. Bu, tanefîlere göredir.
3- Veda
tavafını yapmadan Mekke'den hareket eden kimse, mi-atı geçmemişse, diğer görüş
ve içtihada göre, kasr mesafesini şmamışsa, geri dönmesi gerekir ve o takdirde
kan akıtmasına lüzum almaz. Kasr mesafesini veya mikatı aşmışsa, artık dönse
bile bir ıayvan kesmesi vacip olur.
4- Ayhali
olan kadın, ziyaret tavafını yaptıktan sonra adet kanı gelmeye başlamışsa, o
takdirde veda tavafı yapmak için temizlen-, meyi beklemeden ayrılabilir. Bundan
dolayı da kendisine fidye gerekmez.
5- Veda
tavafını yapan kimsenin artık Mekke'de kalması söz konusu değildir. Kaldığı
takdirde yeniden tavaf yapması gerekir. Bu, Şafülerin görüşüdür.
6- Veda
tavafından sonra Makam-ı İbrahim'e gelip iki rek'at namaz kılmak ve arkasından
Zemzem suyundan içmek müstehabdır.
7- Evi
Mekke'de olan veya Mikat dahilinde bulunan kimselere veda tavafı vacip
değildir.
8- Veda
tavafından sonra, rükün ile kapı arasındaki kısma yanağı ve göğsü dayayıp dua
ve niyazda bulunmanın da müstehab olduğunu söyleyenler vardır.
9- Sırf umre için Mekke'ye gelen kimseye veda
tavafı vacip değildir.[45]
Kurban kesmek, Allah'a
yakın olma arzusunu göstermenin bejinden biridir. Bir yandan mali ibadet
kapsamına girerken, diğer yandan toplum bünyesindeki açıklıkları kapamaya,
mü'minleri bine daha çok yaklaştırmaya ve fakir aileleri sevindirmeye ik bir
vecibedir. Böylece kurban da zekat ve sadaka, yardım ve bağış gibi sosyal
adaleti takviye etmekte ve paranın, servetin amaç iığını, bunların birer araç
olduğunu vurgulamakta; insanlardan faydalı ve hayırhah olmanın ölçülerinden
birini ortaya koymaktadır.
Tarih boyunca hak ve
batıl dinlerde kurban kesmeye yer veril-i ye yaygın bulunduğu bilinmektedir.
Ancak kurban konusu sadece kan akıtmak suretiyle değil, tahıl ve meyvaları da
kurban etme bin bazı ilkel kavimlerde cari olduğunu tarihçiler nakletmektedir.
Yapılan araştırmalara göre Paleolitik (taş devrinin eski za-!an) devrinden
itibaren tanrılara hayvan, insan ve adak hediyeleri kurban olarak sunulurdu.
Hatta hayvanların rengi bile, kurban edilecek tanrılara göre değişirdi.
İslam dini her kötü
adeti yıkıp kaldırdığı gibi, hem tanrı diye an eşyayı yasaklayıp kaldırdı, hem
de onlara kesilen kurbanların haram olduğunu, küfrü gerektirdiğini belirterek
kurbanın iz Allah'ın rızasına ermek doğrultusunda fakir ve muhtaçları, ev mı
sevindirmeye ve güçlendirmeye yönelik bir anlam taşıdığını ^a koydu.
Bazı tesbitlere göre,
kurban kesme sünneti Adem Peygamber'e, tesbitlere göre ibrahim Peygambere
dayanır. Ancak Kur'an-ı Ke-Maide-Suresi 27. ayette Adem'in iki oğlunun birer
kurban kestik-Lden ve Saffat Suresi 102. ayette de İbrahim Peygamber'in üğü
rüya üzerine oğlunu kurban etmek istediğinden söz edilmektedir. Böylece kurban
sünnetinin Adem Peganıber'e kadar uzandığı nlik arzetmekte ve hak dinden
uzaklaşan kavimlerde bu sünnetin yozlâştığı anlaşılmaktadır
islam Dini, onu asıl
hüviyetine kavuşturarak birtakım kuralla-ağlamış ve böylece toplum yapısında
yardımlaşmanın bir başka lini sergilemiştir.
Bir yandan bayramın
birinci günü Harem topraklarında Hacc-ı Kıran veya Hacc-ı Temettü a niyet edip
hac ibadetlerini yerine getirenlerin birer kurban kesmeleri vacip kılınırken,
hacca gitmeyen müslümanlarm yine bayramın ilk üç veya gört gününde mali imkanları
elverdiği takdirde kurban kesmeleri kimine göre vacip, kimine göre sünnet
kılınmıştır.[46]
îbn Abbas (r.a.) dan
yapılan rivayete göre, adı geçen şöyle haber vermiştir:
"Bir adam, Hz.
Peygambere (s.a.v.) geldi ve şöyle dedi: "Benim üzerime bedene (deve veya
sığır kesmem) gerekmektedir ve bunu alacak mali imkana sahip bulunuyorum;
ancak satın alacağım bir bedene bulamıyorum.." Bunu üzerine Re-sulüllah
(s.a.v.) Efendimiz ona, yedi koyun satın alıp kesmesini emretti." [47]
Cabir (r.a.) den
yapılan rivayete göre, adı geçen şöyle Silgi vermiştir:
"Resulüllah
(s.a.v.) Efendimiz, deve ve sığırı kurban ola-r'ak kesme hususunda bizden her
yedi kişinin biraraya gelip bir deve veya sığır kesmemizi emretti." [48]
Diğer bir rivayette
şöyle belirtilmiştir:
"Resulüllah
(s.a.v.) bize şöyle buyurdu: Her yedi kişi bir bedenede müşterek olsun."
el-Burkanî bunu
Şeyhayn'in şartı üzere rivayet etmiştir. [49] Bir
başka rivayette ise şöyle buyurulmuştur:
"Peygamber
(s.a.v.) Efendimizle beraber yaptığımız hac e umrede her yedi kişi bir bedeneyi
müştereken kestik."
Bunun üzerine bir
adam, Hz. Oabir'e (r.a.) sordu: "Develerde yedi kişi ortak olduğu gibi,
sığırda da olunabilir mi?" Cabir (r.a.) ona şu cevabı verdi: "Sığırda
ancak bede-neden sayılmaktadır." [50]
Huzayfe (r.a.) den
yapılan rivayete göre, adı geçen şöyle demiştir:
"Resulüllah (s.a.v.)
Efendimiz yaptığı haccında müslümanlardan yedi kişiyi bir
sığırda ortak kıldı." [51]
îbn Abbas (r.a.) dan
yapılan rivayete göre, adı geçen ş diyor ki:
"Bir seferde
Resulüllah (s.a.v.) ile beraber bulunuyorduk; kurbanlık hayvanlar hazır oldu ve
biz sığırı yedi kişiden yana, deveyi ise on kişiden yana kestik." [52]
a)
Hanefîlere göre: Hür, müslim, mukîm ve mali imkanı olan herkesin Kurban
Bayramı'nda bir hayvan kesmesi vaciptir. Ebu Yusuf a göre sünnettir. Ebu Cafer
Tahavî'nin tesbitine göre, İmam Ebu Hanife'ye göre vacip, imameyne göre
sünnettir. [53]
Udhiye (kurbanlık
hayvan) ya koyun-keçi, ya da bedene (deve ve sığır) olarak belirlenmiştir. Bir
deve veya sığırı bir kişi kendi adına kesebileceği gibi, yedi kişi de ortak
olarak kesebilirler. Aynı zamanda bir deve veya sığırda yedi kişiden az
kimseler de ortak olup kesebilirler. Eti ise tartıyla taksim edilir. [54]
b) Şafîîlere
göre: Kurban kesmek sünnettir; ancak onu adamak suretiyle vacip olur. Kurban
ancak deve, sığır, koyun ve keçiden sahih olur. Deve ve sığır yedi kişinin
ortaklığına bedel kurban olur; koyun ve keçi ise, sadece bir kişi için kurban
olur. Ama her kişinin bir koyun kesmesi efdaldır, yani bir sığır veya devede
ortak olmaktansa yalnız başına bir koyun kesmesi daha üstün sayılmıştır. [55]
c)
Hanbelîlere göre: Bu mezhebin imamlarına göre de, koyun ve keçi bir kişi için,
deve ve sığır yedi kişi için kurban olur. [56]
d)
Malikîlere göre de koyun ve keçi bir kişi için; sığır ve deve yedi kişi için
kurban olur. [57]
Böylece bu konuda dört
mezhebin ittifakı vardır ve 676 nolu İbn Abbas hadisiyle ihticac eden
olmamıştır.[58]
671 nolu îbn Abbas
hadisinin ricali rical-i sahihtir. Bunun sıhhatma şehadet eden bir diğer hadisi
ise, Müslim Cabir1 den şöyle rivayet etmiştir: "Hudeybiye yılında
Resulüllah (s.a.v.) Efendimizle beraber bir deveyi yedi kişi için nahr ettik
(ayakta kestik), sığırı da öyle.." Ayrıca 675 nolu Huzeyfe hadisi de buna
şehadet etmektedir.
Bu konudaki hadislerin
tamamı, yedi kişinin bir deve ve sığırda ortak olmasının cevazına delalet
ettiği gibi, bu yedi kişinin ister kurban kendisine gerekli olan, ister
tetavvu' niyeti taşıyan, ister sırf eti için ortak olan kimselerden oluşması
fark etmez. Ancak Ebu Hanife iştirakçilerin hepsinin tekarrup
niyetiylekatılmasının şart olduğunu belirtmiştir. İmam Züfer ise, yedi kişinin
de bu husustaki belirledikleri sebeplerin bir olmasını şart olarak
göstermiştir.
İmameyn görüşünde ise
kolaylık vardır.[59]
Kesilen hayvan ister
hacc-ı kıran, ister hacc-ı temettü', isterst tavvu' niyetiyle kesilsin, etinden
yemekte, yani o hayvanı kurbar arak kesen kimsenin onun etinden yemesinde bir
sakınca yoktur tıcak adak ve ceza kurbanları böyle değildir. Onların etinin
tamam kir ve muhtaçlara dağıtılır.
Konuyla ilgili
hadisler
Cabir (r.a.) den
rivayet edilen hadiste, adı geçen şöyle haber veriştir:
"Resulüllah
(s.a.v.) Efendimiz haccetti.. Sonra kurbanlık ayvanların kesildiği yere döndü
ve altmış bedeneyi kendi liyle kestikten sonra geri kalanlarını Ali'ye (r.a.)
verdi ve edyinde (kurbanlık hayvanında) ona ortak eyledi.. Sonra da er
bedeneden bir parça alınmasını emretti. Kesilen parça et-îr bir çömleğe kondu
ve pişirildi. Resulüllah (s.a.v.) Efendi-aiz ile Hz. Ali (r.a.) pişirilen etten
yediler ve çorbasından içtiler." [60]
Cabir (r.a.) dan
yapılan rivayete göre, adı geçen şöyle demiştir;
"Resulüllah
(s.a.v.) Efendimiz ikisi hicret etmeden önce, biri de hicretten sonra üç hac
yapmıştır. Hicretten sonraki hac ile beraber umre de yapmıştır. (Bu haccında)
otuzüç tane bedene sevketmişti. Bu sırada Hz. Ali (r.a.) de geri kalanını
Yemen'den beraberinde getirmişti ki, içlerinde Ebu Leheb'e ait burnunda gümüş
halka bulunan bir erkek deve bulunuyordu ki Hz. Ali de onları nahr etti,
(kesti). Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz her bedeneden bir parça et alınmasını
emretti. Böylece o parça etler pişirildi ve Resulüllah onun çorbasından
içti." [61]
Hz. Aişe (r.a.) dan
yapılan rivayete göre, adı geçen şöyle
demiştir:
"Resulüllah
(s.a.v.) Efendimizle beraber zilkadenin bitmesine beş gün kafla (Medine'den)
çıktık ve ancak haccetmeyi düşünüyorduk. Mekke'ye yaklaştığımızda, Resulüllah
(s.a.v.) beraberinde hediy (kurbanlık hayvan) bulunmayan kimselere, tavaf
yapıp Safa ile Merve arasında sa'yettikten sonra ihramdan çıkmalarını emretti.
Bayramın birinci günü
ise, beraberinde sığır eti olduğu halde yanımıza geldi. Ben O'na: "Bu
nedir?" diye sordum. "Bu, Resulüllah'm (s.a.v.)
kendi zevcelerinden yana
kestiği kayvanların eti) dir" denildi. [62]
Hz. Aişe (r.a.) bu
seferinde hacc-ı kırana niyet etmiş bulmuyordu ki, karın'ın yani hacc-ı kırana
niyet edenin kendisi ^in kesilen kurbanlık hayvanın etinden yemesinde bir
akınca olmadığı anlaşılıyor.[63]
a) Hanefîlere göre: Hacda tetavvu' olarak
kestiği hayvanın itinden yemesi müstehab olduğu gibi, hacc-ı temettü' ve hacc-ı
arandan dolayı da kestiği hayvanın etinden yemesi müstehabdır. îunların dışında
kalan adak ve ceza kurbanlarından yiyemez. Çünkü ınlar keffaret kanlarıdır (ve
herhalde tamamının muhtaç ve fakirlere lağıtılması gerekir). [64]
b) Şafîîlere
göre: Tetavvu' kurbanından kişinin yemesi caizdir. Diğer vacip olan
kurbanlardan yiyemez, O bakımdan hacc-ı kıran jeya hacc-ı temettü'den dolayı
kesilen kurbandan da yemesi caiz değildir.[65]
c)
Hanbelîlere göre: Adanılan kurbanlık hayvanın etinden yenilmeyeceği gibi,
ihramlı iken avladığı hayvandan dolayı ceza olarak kestiği hayvanın etinden de
yiyemez. Hacc-ı kıran ve hacc-ı temettü'den dolayı kestiği hayvanın etinden
yemesinde bir sakınca yoktur. Keffaret kurbanlarından da yemesinde bir sakınca
yoktur. [66]
d)
Malikîlere göre: Adak, ceza-i sayd ve keffaret kurbanlarının dışında kalan
kurbanlık hayvanların etinden yemekte bir sakınca yoktur. [67]
Böylece adadığı veya
keffaret olarak gerektiği veya avladığı hayvandan dolayı ceza olarak vacib olan
kurbanın etinden yemez, onu olduğu gibi harem dahilindeki fakirlere dağıtır.[68]
682 nolu Cabir hadisi
sahihtir. Şaiiîler dışında kalan diğer üç mezheb imamı bu hadisle istidlal ve
ihticacda bulunmuşlardır.
683 nolu ikinci Cabir
hadisi üzerinde hayli duranlar olmuştur. Çoğuna göre bu şekliyle mahfuz
değildir. Aynızamanda Tirmizî bu hadisi Abdullah b. Ebî Ziyad el-Kufî tarikiyle
rivayet etmiş ve garip olduğunu belirtmiştir. O bakımdan istidlale elverişli
görülmemiştir.
Hem Resulüllah'm
(s.a.v.) üç hac yaptığı tesbit edilmiş değildir. Katade diyor ki: Enes (r.a.)
den sordum, dedim ki: "Peygamber (s.a.v.) kaç defa haccetti?" O da şu
cevabı verdi: "Bir defa haccetti, dört defa da umre yaptı." Sonra da
Katade şöyle diyor: "Bu hadis hasen ve sa-hihtir-Kattan söylemiştir.
Müsned-i Ahmed ve
Sünen-i Ebu Davud'da Resulüllah'm (s.a.v.) otuzaltı bedeneyi kendi eliyle
kestiği rivayet edilmiştir. Geri kalanını-ise Hz. Ali'ye havale edip onun
tarafından kesildiği söz konusudur.
Resulüllah'm (s.a.v.)
zevceleri için bir bedene kestiği rivayetine gelince, yapılan araştırmalara
göre, o gün Efendimiz'in yedi zevcesi değil, dokua zevcesi bulunuyordu ki hepsi
de O'nunla beraber hacca gelmişlerdi. Böylece bir bedenenin yedi kişiden
fazlası içinde kesilebileceği hükmü ortaya çıkıyor. Ne var ki, bir bedenede
ancak yedi kişinin ortak olabileceklerine dair sarih hadisler karşısında
bununla amel edilmez. [69]
1- Gerek
hacda, gerekse Harem toprakları dışında kişinin kendi kurbanlık hayvanını
bizzat kesmesi müstehabdır. Ancak beceremediği takdirde, başkasına vekalet
verip kestirmesinde bir sakınca yoktur.
2- Kesilen
kurbanlık hayvan, adak ve ceza kurbanı değilse, etinden yemek sünnet veya
müstehabdır.
3- Şafîîlere
göre, kıran ve temettü' kurbanlarının etinden yemek sünnet veya müstehabdır.
Yemesi caiz değildir. Diğer üç mezhebe
göre yemesi sünnettir.
4-
Beraberinde hediy sevketmeyen kimsenin Mekke'ye gelince önce umre yapıp
ihramdan çıkması caizdir. Beraberinde hediy (kurbanlık hayvan) sevkeden
kimsenin ise ihramdan çıkması caiz değildir.
5- Başkası için kurban kesmek caizdir. Ancak
müctehidlerin çoğuna göre, vekalet veya izin alması gerekir.[70]
Kurban kesmek, bir
bakıma kulun Allah'a olan bağlılık ve sada-bını açık tezahürüdür. Zaten kelime
olarak da "yapılan bu ibadetle İah'a yakınlık sağlama'ya delalet söz
konusudur.
Bununla beraber kurban
kesmenin birçok faydalan vardır:
1- Hac
ibadetini ve bayramı hafızalarda
iz bırakarak tırlatır.
2- Aile
bünyesinde mübarek günlere karşı derin ilgi uyandırır.
3- Komşular
arasında sıcak ve samimi bir hava oluşturur. Top-tnun zayıflarına karşı daha
faydalı olmayı telkin eder.
4- Hz.
Peygamberin (s.a.v.) sünnetlerinden birini yerine getir-ek suretiyle mali
fedakarlıkta bulunmanın iç huzurunu doğurur.
5- Akıtılan
bu kanla Allah'ın hoşnutluğu kazanılır. [71]
Hz. Aişe (r.a.) dan
yapılan rivayete göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle uyurmuştur: "Adem oğlu
nahr (bayram) gününde Allah anında, kan akıtmaktan daha sevimli bir amel
işlemiş olmaz, tem kesilen hayvan kıyamet gününde boynuzuyla, çatal Lrnağıyla
ve kıllarıyla gelir. Akıtılan kan henüz yere üşmeden Aziz ve Celil olan
Allah'ın yanındaki yerini alır. O aide kurban kesmekle kendinizi hoş ve huzurlu
bulun." [72]
Zeyd b. Erkam (r.a.)
den yapılan rivayete göre, ya o, ya da ashabdan bir kısmı şöyle sormuştur:
" Ya Resulellah! Şu kesilen kurbanlar neyi ifade ediyor?" Efendimiz
şu cevabı vermiştir: "Babanız İbrahim'in sünnetidir." Bunun üzerine
onlar: 'Peki o sünnetten bize ne (gibi faydalar) vardır?" diye sorunca da,
Efendimiz şu cevabı vermiştir: "Her kılma bedel bir hasene (iyilik, sevap)
vardır.." Ashab bu cevab üzerine tekrar soruyor: 'Ya onun taşıdığı yün de
öyle mi?" Efendimiz cevap veriyor: "Yünden her kıl için bir hasene
(iyilik, sevap) vardır." [73]
Ebu Hüreyre (r.a.) den
yapılan rivayete göre, Resulüllah (s.a.v. Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Kim mali kudret ve genişlik bulur da kurban kesmezse, bizim namazgahımıza
yaklaşmasın!" [74]
İbn Abbas (r.a) dan
yapılan rivayete göre, Resulüllah (s.a.vi) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Harcanan hiçbir şeydeki dirheni, bayram gününde kurbanlık hayvan için
harcanandan daha üstün, daha faziletli olmaz." [75]
Başta dört mezhep
imamları olmak üzere ilim adamlarının he-[en hepi kurban kesmenin fazileti
üzerinde durmuştur. Ancak kiline göre bu mali ibadet vacip kimine göre
sünnettir. Vaciptir diyen-Ir daha çok 693 nolu İbn Abbas hadisine ve bir de
Kevser Suresin'de fenhar" emrine dayanıp istidlal etmişlerdir. Aynı
zamanda ücubuna delalet eden diğer hadisler de vardır; yeri geldiğinde
çıklanacaktır.[76]
690 nolu Hz. Aişe
Hadisini Tirmizî, Ebu Amr Müslim b. Amr el-medenî tarikiyle Hişam b. Urve'den,
onun da babasından rivayet, et-ikten sonra hadisin hasen ve garip olduğunu
belirtmiştir.
691 nolu Zeyd hadisini aynı zamanda Tirmizî
rivayet etmiştir. Şevkanî bu hadisin tahlilinde fazla bir bilgi vermemiş,
sadece Tir-nizî'nin tahric ettiğine değinmekle yetinmiştir.
692 nolu Ebu Hüreyre
hadisini Hakim sahihlemiştir. Hafız İbn lacer de Büluğu'l-Meram'da hadisin
mevkuf olduğuna dikkat çekmiş re el-Fetih'de bunun ricalinin sikat olduklarını
belirtmiştir. [77]
Ancak hadisin merfu'
ve mevkuf olduğu hakkında farklı tesbit-.er ortaya çıkmışsa de mevkuf olduğu
biraz daha isabetli görülmüştür.
Bu bapta Hakim'in Ebu
Said'den yaptığı bir rivayet bulunuyor. Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz, kızı
Fatıma'ya (r.a.) şöyle bu-yunnuştur: "Kalk da kurbanlık hayvanının yanında
hazır bulun; çünkü ondan akacak ilk damla kan sebebiyle geçmiş günahların bağışlanır."
Ancak bu hadisin isnadında Atıyye bulunuyor. [78] İbn
Ebî Hatim el-îlel de babasından naklen, bu zatın hadisinin münker olduğunu
belirtmiştir. [79]
Hakim, naklettiği bu
hadisin bir mislini İmran b. Husayn1 den rivayet etmiştir. Bunun isnadında Ebu
Hamza es-Sumalî bulunuyor ki bu zat cidden zayıftır. [80]
Yine Hakim bu mealde
bir diğer hadisi Hz. Ali (r.a.) den rivayet etmiştir ki, o da zayıftır. Buna
benzer bir diğer hadisi Beyhakî rivayet etmiştir ki, onun da isnadında Amr b.
Halid el-Vasıtî bulunuyor ki, bu zat metruktür, yani hadisi metruk olarak
belirlenmiştir. [81]
Bu bapta bir de Ebû
Davud en-Nahaî'nin Hz. Ali'den (r.a.) rivayeti bulunuyor; şöyle ki: "Kim
gönül hoşluğuyla kurban keser ve bunun sevabını yalnız Allah'tan beklerse, onun
kestiği kurban onunla Cehennem ateşi arasında bir perde (engel)
oluşturur." Fakat ne var ki, Ebû Davud en-Nahaî çok yalancı bir kişidir.
İmam Ahmed: "O hadis uydurur" demiştir. [82]
1- Bayram
gününde en güzel ve yararlı amellerden biri kurban kesmektir.
2- Kesilen kurban kıyamet gününde olduğu gibi
diriltilip kaldırılır ve sahibi lehine belge olur,
3- Akan ilk
damla kan henüz yere düşmeden Allah yanındaki kutsal yerini alır ve kesinin
bağışlanmasına vesile olur.
4- Kurbanı
gönü hoşluğuyla ve Allah rızasını dileyerek kesmek gerekir.
5- Kurban
kesmek, mali gücü yerinde olanlar için sünnet veya vaciptir.
6- Kesilen
kurbanın her kılına karşılık sahibine bir sevap yazılır.
7- Kurbanın
birçok faydaları vardır. Her şeyden Önce, mal ve paranın amaç olmadığını isbatlar
ve toplum yapısında sıcak bir hava oluşturur. Sonra da çocukların ve gençlerin
kalp ve kafasında derin bir iz bırakır. Böylece babadan evladına ve torunlarına
intikal eden bir sünnet olarak yaşatılır.[83]
İslam, kurban edilmeye
elverişli olan davarlarda et kaybını tılemek ve nesillerinin devamını sağlamak
için birtakım kurallar loymuştur. Koyun ve keçinin bir yaşını sığırın iki
yaşını, devenin beş aşını doldurması şartı bundandır. Böylece Kurban
Bayramı'nda zen-in müslümanların kurban keserken sözü edilen hayvanlardan
rast-;ele alıp kesemiyeceklerini, birkaç aylık olanlarına doku-Lamıyacaklarmı
hükme bağlamıştır. Aynı zamanda bir sığır ve levede yedi kişinin ortak
olabileceğine cevaz verilmesi, koyun ve keçi :adar fazla üremeyen bu
hayvanların da üreme dengesi dikkate alınmıştır.[84]
Cabir (r.a) dan
yapılan rivayete göre, Resulüllah (s.a.v.) Efendiniz şöyle buyurmuştur:
"Ancak müsinne kesin. Meğer ki bu size sorluk getirirse, o takdirde
koyundan ceze'akesin." [85]
Müsinne: Deveden beş
yaşını, sığırdan iki yaşını; koyun ve keçiden bir yaşını doldurmuş olan.
Ceze'a: Koyundan altı
ayını doldurmuş olan. [86]
Bera' b. Azib (r.a)
den yapılan rivayete göre, adı geçen şöyle demiştir:
"Dayım Ebu Bürdet
namazdan önce kurbanını kesti. Bunun üzerine Resulüllah (s.a.v.) ona şöyle
buyurdu: "Senin koyunun et koyunudur (kurban koyunu değildir, vakit
girmeden kestiğin için eti için kesmiş oluyorsun, kurban yerine geçmez)."
Adam şöyle dedi: 'Ta Resülellah! Evimde beslediğim altı ayını doldurmuş bir
keçim vardır.." Resulüllah (s.a.v.) ona: "O keçiyi (kurban olarak)
kes ve senden başkası için elverişli olmaz (başkasına bu cevaz verilmez)"
buyurduktan sonra şunu ilave etti: "Artık kim namazdan Önce keserse, onu
ancak kendi nefsi için kesmiş olur; kimde namazdan sonra keserse nüsükü (kurban
ibadeti) tamamlanmış olur ve Müslümanların sünnetine uygun işlemiş
bulunur." [87]
Ebu Hüreyre (r.a) den
yapılan rivayete göre adı geçen şöyle demiştir:
"Resulüllah'ın
(s.a.v.) şöyle buyurduğunu duydum: "Koyundan altı ayını doldurmuş olanı
îie güzel kurbandır!"[88]
Ümmu Bilal'dan, o da
babası Hilal'dan, o da Resulüllah (s.a.v.) Efendimizden rivayet ediyor.
Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Kurban olarak koyundan cezea (altı ayım
doldurmuş olanı) caizdir," [89]
Mucaşi' b. Süleym
(r.a) den yapılan rivayete göre, Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Seniyyenin
yeterli olduğu şeyde cezea da yeterli olur. iani bir yaşını doldurmuş koyun
(kurban olarak) yeterli olduğu gibi, altı ayını doldurmuş olanı da
yeterlidir)." [90]
Ukbe'b. Amir (r.a) den
yapılan rivayete göre, adı geçen şöyle demiştir:
Resulüllah (s.a.v.)
Efendimizle beraber koyundan altı
doldurmuş olanı kurban olarak kestik." [91]
Yine Ukbe b. Amir
(r.a) den yapılan rivayete göre, adı geçen <yle demiştir:
"Resulüllah (s.a.v.)
Efendimiz kurbanlık hayvanları ash-bı arasında taksim etti; Ukbe'ye ise bir
ceza (altı ayını dol-urmuş bir koyun) isabet etti. Bunun üzerine ben dedim ki:
fa Resulallah! Bana bir cezea isabet etti.." Cevap verdi: "Onu urban
olarak kes." [92]
Diğer bir rivayette
şöyle tesbit edilmiştir: "Peygamber (s.a.v.) Ifendimiz Ukbe'ye, ashabına
taksim edip dağıtmak üzere (bir iirü) koyun keçi verdi. O da dağıttı ve yanına
sadece bir atud bir yaşını doldurmuş bir oğlak) kaldı. Durumu Resulüllah'a
s.a.v.) arzedince Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Onu da en kurban
olarak kes!." [93]
a)
Hanefîlere göre: Kurban olarak koyundan altı ayını doldur-ip gösterişli olanı
kafi gelir. Lugatçılara göre, "cezaa: Bir yılı dolan soyundur.
ez-Za'feranî'ye göre, yedi aylık koyundur. Diğer ilim adam-arına göre, kurban
olarak koyundan altı aylık, keçiden bir yılını dol-lurmus. olanı yeterlidir.
Devden beş yaşını,
sığırdan da iki yaşım doldurmuş olan yeterlidir. Yabani ile evcilin
çiftleşmesinden meydana gelen yavru anasına tabi'dir. [94]
b) Şafiîlere göre: Kurban ancak deve, sığır ve
koyun ile keçiden olur. Diğer eti yenen hayvanlar evcilleştirilseler bile
kurban edilmeleri caiz değildir.
Devenin beşi bitirip
altıncı yaşa ayak basması, sığır ve keçinin iki yaşını bitirip üçe ayak
basması, koyunun bir yaşını bitirip iki yaşma ayak basması şarttır.
Sözü edilen
hayvanların dişi ve erkeğini kurban etmek caizdir. Aynı zamanda
iğdişleştirileni de kurban etmek' caizdir. Deve ve sığırda yedi kişi ortak
olabilir. Koyun ile keçi sadece bir kişi için kurban olur, birden fazla
kişinin ortak olması caiz değildir.
Kurbanlık hayvanın en
üstünü, devedir, sonra sığır, sonra koyun, sonra da keçidir. [95]
c)
Hanbelîlere göre: Kurban kesmek, onu kesmeye kudreti yeten kimseye sünnettir,
ilim adamlarının çoğunun da görüş ve içtihadı böyledir. Nitekim Ebû Bekir,
Ömer, Bilal ve Ebû Mes'ud el-Bedrî'nin (Allah hepsinden razı
olsun) bu konudaki ictihadları
sünnet olduğunu yansıtmaktadır,
Tabiînden Süveyd b. Afle,
Saîd b. Müseyyeb, Alkame, Ata'da aynı görüştedirler.
Şüphesiz belirli
günlerde kurban kesmek^ sadaka vermekten efdaldır..
Deve ve sığırda yedi
kişi ortak olabilir. Aynı zamanda adamın kendi ev halkı için bir koyun veya bir
sığır ya da deve kesmesinde bir sakınca yoktur.
Koyundan altı aylık
olanı kafi gelir. Keçinin bir yılını doldurması gerekir. Sığırdan ise iki
yaşını doldurup üçüne ayak basması, deveden de beş yaşım bitirip altıncı yaşa
ayak basması gerekir. Aksi halde kurban edilmesi yeterli olmaz. [96]
d)
Malikîlere göre: İmam Malik'e göre, kurban kesmek vaciptir, imam Sevrî, İmam
Evzaî ve imam Leys de aynı görüş ve ictibad-dadırlar. Nitekim imam Ebu
Hanife'nin içtihadı bu anlamdadır.
Vaciptir diyenler 692
nolu Ebu Hüreyre hadisiyle, sünnettir diyenler ise, Darekutnî'nin Ibn Abbas
(r.a) dan yaptığı şu rivayetle istidlal ve ihticac etmişlerdir:
Üç şey bana vacip
kılındı ki onlar sizin için tetavvu'dur ;ehab ve mendup, nafile namazlar):
Vitir, nahr ve sa-İM rek'at sünneti.." [97]
700 nolu Cabir
hadisiyle 702 nolu Bera' hadisi sahihtir ve istid-ihticaca salihtir.
pabir hadisindeki
"müsinne" nin kesilmesi emredilmesi ve "bu t getirdiği takdirde
cezeanm kafi geleceğinin bildirilmesi istih-hamledilmiş, yani koyundan bir yaşını,
sığırdan iki yaşını, dev-beş yaşını doldurmuş olanı kurban olur; ancak koyundan
bir ı doldurmuş olanı tercih etmek müstehabdır; bununla beraber ymı doldurmuş
olanı kesmek de yeterlidir. Nitekim ilim adam-n bu konuda icma'ı vardır.
Böylece keçinin altı
ayını doldurmuş olanı kurban kesmek yet-ayılmamış ve Bera1 hadisiyle bu
açıklanmıştır. Ancak Resulüllah .) Efendimiz Ebu Bürde'ye mahsus olmak üzere
bir defa buna at vermiş bulunuyor ki bu ruhsat ümmet için geçerli namıştır.
703 nolu Ebu Hüreyre
hadisini Tirmizî, Yusuf b. îsa tarikiyle ri-; ettikten sonra garip olduğunu
belirtmiştir. Aynı zamanda bu ; bir de mevkuf olarak rivayet edilmiştir.
Nitekim Hafız İbn Hacer et-Telhis'te buna işaret etmiştir.
Bu bapta Ebu Davud,
İbn Mace, Hakim ve Beyhakfnin Ubade ınıit (r.a) den rivayet ettikleri şu hadis
bulunuyor: "Kurbanın rlısı, boynuzlu olan koçtur." Tirmizî de bunu
tahric etmiş ve ızlalığa yer vermiştir: "Kefenin de hayırlısı hülle (izar
ve rida) dır." [98]
Yukarıdaki lafız
düzeyinde îbn Mace ile Beyhakî Ebu Ümame den rivayet etmişlerdir ki onun
isnadında Ufeyr b. Madan bulu-ır ve bu zat zayıftır. Nitekim Ebu Davud onun
hakkında şöyle .ştir: "Ufeyr salih bir şeyhtir, ancak hadisi zayıftır. Ebu
Hatim, onun Selim'den aslı olmayan rivayetler yaptığını belirtmiş ve Yahya b.
Main onun kayde değer bir şey olmadığına dikkat çekmiştir. İmam Ahmed ise,
"O, münkerul-Hadistir" demiştir. [99]
704 nolu Ümmu Bilal
hadisi aynı zamanda İbn Cerir Taberî ve Beyhaki tahric etmişlerdir. Ricalinin
hemen hepsi sika ve saduk olarak bilinmektedir. O bakımdan istidlale salih
görülmüştür.
705 nolu Mücaşi1
hadisinin isnadında Asım b. Küleyb bulunuyor ki, İbn Medenî, "Bu zat
rivayette infırad ettiği takdirde hadisiyle ihti-cac olunmaz" demiştir.
İmam Ahmed ise "Onun rivayetinde bir sakınca görmüyorum" diyerek
tezkiyede bulunmuştur. Ebu Hatim er-Razi ise: "O sarihtir" demiştir.
Nitekim Müslim de bu zattan bir rivayet yapmıştır.
706 nolu Ukbe hadisini
aynı zamanda İbn Vehbin tahric ettiğini Hafız, et-Telhis'de belirtmiştir.
İsnadmdaki ricalin hepsi sikadır.
Böylece kurban için
koyunu seçmenin efdal olduğu anlaşılıyor. Cumhura göre ise, deve, sonra sığır,
sonra koyun kesmek efdaldır.
707 ve 708 nolu
hadislerde sahihtir. Böylece bir yaşım doldurmuş keçinin kurban olacağına
delalet vardır.[100]
1- Kurban
ancak deve, sığır, koyun ve keçiden kesilebilir. Bunlardan biriyle bir yabani
hayvanın çiftleşmesinden meydana gelen yavru anasına tabi kılınır ve kurban
olur. Bu, müctehidlerin bir kısmına göredir.
2- Devenin
beş yaşını, sığırın iki yaşını, keçinin bir yaşını doldurması gerekir. Koyunun
da bir yaşını doldurması söz konusu olmakla beraber gösterişli olan altı ayını
doldurmuş bulunanı da kurban olur.
3- Kurban
ancak bayram namazından sonra kesilir.
4- Kurbanlık
olarak koyunun ve daha çok boynuzlu koçun efdal olduğu söz konusu ise de,
cumhura göre, efdal olanı önce deve, sonra sığır, sonra koyun kesmektir.
5- Keçinin
altı aylığı kurban olmaz.[101]
Bilindiği gibi,
belirli günlerde kurban kesmek kitap, sünnet ve cma' ile sabit olmuştur.
Fukahadan bir kısmına göre, sünnet, bir aşınma göre vaciptir. Ancak dinimizce
hangi hayvanlar kurban olab-lir hususu belirlendiği gibi, hasta, sakat,
arızalı, sıska, dişleri dökük re benzeri kusur taşıyan hayvanlar kurban olamaz.
Bunun gibi, sözü îdilen kurbanlık hayvanlardan hangi arızaları taşıyanları
kesmek nekruhtur hususu da söz konusudur. O bakımdan ilgili hadisler
nak-edildikten sonra belirtilen hususlar açıklanmış olur.[102]
Hz. Ali (r.a) den
yapılan rivayete göre, adı geçen şöyle demiştir:
"Resulüllah
(s.a.v.) Efendimiz boynuzu kırık, kulağı kesik hayvanı kurban olarak kesmeyi
men'etti." [103]
Katade diyor ki:
"Kırık ve kesikten maksadın ne olduğunu Said b. Müseyyeb'e sordum, şöyle
dedi: 'Yarısı veya daha fazlası kırık ve kesik olan" demektir."
Tirmizi bu hadisi
sahihlemiştir. İbn Mace ise, Katade'nin rivayetini almamıştır.
Bera' b. Azib (r.a)
den yapılan rivayete göre, Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Dört (kusurlu olan) in kurban olarak kesilmesi caiz değildir: Açık
şekilde kör olan, belirgin hastalığı bulunan, ayak sakatlığı belli olan,
kemiğinde iliği kalmayacak kadar sıska ve zayıf olan.." [104]
Tirmizi bu hadisi
tahric edip sahihlemiştir.
Yezid Zumısr'dan
yapılan rivayete göre, adı 'geçen şöyle demiştir:
'Utbe b. Abd
es-Selenıî'ye uğradım ve ona: "Ya Ebalvelid! Kurbanlık hayvan talep ederek
çıktım, fakat şu ön dişleri dökük olandan başka bir şey bulamadım. Bu hususta
ne dersin?" O şöyle cavap verdi: "Onu bana getirsen de ben onu kurban
olarak keseyim.." Bunun üzerine ona: "Sübhanellah sana caiz oluyor
da, bana caiz olmuyor mu?" diye hayretimi belirtimde dedi ki: "Çünkü
sen şüphe ediyorsun, ben ise etmiyor-ı. Resulüllah (s.a.v.) ancak kulak deliği
ortaya çıkacak iilde kulağı kesik olanı, boynuzu kökünde kopuk olanı, zü
yerinden çıkmış ve iyice körelmiş olanı, zayıflığından ve lızlığından dolayı
sürüyü takip edemiyeni, kemiğinde ilik ılmayacak kadar sıska ve kırık olanı
yasaklamıştır." [105]
Ebu Said (r.a) den
yapılan rivayete, göre, adı geçen şöyle mistir:
"Kurbanlık olarak
bir koç almış idim; derken kurt ldırdı ve kuyruğundan (önemli bir kısmını
koparıp) aldı. ınun üzerine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e sordum. O, ma:
"Onu kurban olarak kes" diye buyurdu." [106]
Bu rivayete göre,
kurbanlık olarak satm alınan hayvanda sondan meydana gelen ayıp, zarar vermez.
Uz. Ali (r.a) den
yapılan rivayete göre, o şu bilgiyi vermiştir:
"Resulüllah
(s.a.v.) Efendimiz bize, (satın alacağımız ve kıracağımız) kurbanlık hayvanın
göz ve kulağına dikkat et-emizi ve ona göre seçip ayırmamızı ve ön tarafından
kulağı ssilip sarkık hale geleni, arka tarafından kulağı kesilip Lrkık hale
geleni, kulağı yarık ve delik olanı kurban etmeme-izi emretti." [107]
Ebu Umame b. Selh
(r.a) dan yapılan rivayete göre, adı geçen yle demiştir:
"Biz Medine'de
kurbanlık hayvanı besleyip semiz duruma îtirirdik; Müslümanlar da öyle
yaparlardı." [108]
Ebu Hüreyre (r.a) dan
yapılan rivayete göre, Peygamber (s.a.v.) fendimiz şöyle buyurmuştur:
"Rengi beyaz olan hayvanı kurban Larak kesip kanını akıtmak, siyah
olanından Allah yanında aha sevimlidir.."
Beyaz koyun için
"afra" sıfatı kullanılmış ki, bu, beyazlığı tam halis olmayan hayvan
demektir.
Ebu Said (r.a) den
yapılan rivayete göre, adı geçen şu bilgiyi vermiştir:
"Resulüllah
(s.a.v.) Efendimiz, boynuzlu, iğdiş olmayıp fa-hil olan, ağzının çevresi,
ayakları ve gözlerinin etrafı siyah olan bir koçu kurban etti." [109]
a)
Hanefîlere göre: Doğuştan boynuzsuz olan, iğdiş edilen, otlağa gidemiyecek
kadar dengesiz olan, zayıflıkla birlikte uyuz olan, iki gözü arızalı olup
göremiyen, bir gözünü kaybetmiş olan, sıska olup etini ve gücünü kaybeden,
yaşlılıktan iliği kalmamış olan, ağıla ve otlağa gidemiyecek kadar topal ve
sakat olan, Ön veya arka ayaklarından biri kesik olan, kulağının çoğu kesik
bulunan, kuyruğunun çoğu kesik veya kopuk olan hayvanı kurban olarak kesmek
caiz .değildir.
Kulak ve kuyruğunun
yarısı kesik olan hayvanın kurban edilip edilemeyeceği ihtilaf konusudur. Ama
yarısından az kısmı kesik ve kopuk olanları kurban etmekte bir sakınca yoktur.
Bazısına göre, üçte biri kesik olanı kurban etmek caiz değildir. Ancak icma1 bu
görüşün hilafmadır; yani ilim adamlarına göre, caizdir.
İki kulağından birer
parça kesik olan hayvanın, kesik kısımları biraraya getirilerek ona göre sonuç
çıkarılmaz. Her kulaktaki kesik ve kopukluk yarısından az ise, onu kurban
etmeğe cevaz verenler ekseriyettedir.
Dişleri dökülmüş olanı
ve kazurat yiyeni de kurban etmek caiz değildir.
Bunun gibi memesi kopuk
olan, yavrusunu emziremiyecek kadar memesi arızalı bulunanın da kurban
edilmesi caiz görülmemiştir.
Bütün bu ayıp ve
arızalar satın alma vaktinde mevcut olursa, lüküm böyledir. Satın alındıktan
sonra meydana gelmişse, sahibi fenginse, başka bir hayvan satın alması gerekir.
Fakir ise, başka bir jıayvan almasına gerek yok, ayıplanan hayvanı kurban eder
ve hayranda meydana gelen bu noksanlığı telafi etmek için para dağıtmaz.
Kesim anında meydana
gelen bir arıza ve sakatlık zarar ver-nez, yani bu durumdaki hayvanın kurban
olarak kesilmesi caiz olur. [110]
b) Şafiîlere
göre: Belirlenen hayvanın kurban edilmesi için, gtine noksanlık veren ayıp ve
arızadan selim olması şarttır. O bakımdan iyice zayıflayıp iliği kalmayan,
dengesiz olup otlakta otlamasını bilmeyip dönüp dolaşan, topal olan, kör olan,
hasta bulunan, belirgin şekilde uyuz olan hayvanı kurban olarak kesmek de caiz
değildir.
Doğuştan boynuzu
olmayan veya sonradan etine zarar vermeyecek şekilde boynuzu kırılmış olan;
kulağı yarık ve delik bulunan hayvanı kurban etmekte bir sakınca yoktur. En
sahih kavi de budur, imam Nevevî'ye göre, az uyuz olanın kurban kesilmesinin
caiz olmadığı söz konusudur. [111]
Böylece kesilen,
kırılan boynuz ve kulak konusunda Şafıîler Ha-nefîlerden ayrılmış bulunuyor.
c) Hanbelîlere
göre: İki gözünden arızalı olanı, iliği kalmamış sıskayı, topal olanı,
iyileşmesi umulmayacak kadar hastalıklı bulunanı, kulak ve boynuzunun
yarısından fazla kesik olanı kurban etmek caiz değildir.
Buna karşm doğuştan
hiç boynuzu olmayan veya kulağı doğuştan çok küçük olan, kuyruğu doğuştan
olmayan veya sonradan koparılan hayvanı kurban etmek yeterli ve caiz olur.
Kulağı yarık veya delik olanı kurban etmek tenzihen mekruhtur.
Satın alınırken ayıp
ve kusurdan selim olup sonradan ayıp ve arıza meydana gelen hayvanı kurban
olarak kesmek yeterlidir. Şu şartla ki, satın alırken onu kendine vacip etmiş
olsun. [112]
d)
Malikîlere göre: iki veya bir gözü kör olan, fazla hasta bulunan, uyuz olan,
mutad olmayan şeyleri yiyen, devamlı dengesiz olup kendim besleyemiyen, çok
zayıf, sıska olan, sürüyü takip ede-miyecek kadar topal olan, ayaklarından biri
kesik olan hayvanı kurban etmek caiz değildir. İğdiş olanı kurban etmekte bir
sakınca yoktur Kulağı küçücük olan veya kuyruğu kesik bulunan bir hayvanı da
kurban olarak kesmek caizdir. Memesi iyice kurumuş olan, kulağı yarık bulunan
hayvanı kurban etmek caiz değildir. Ancak yarık üçte bir nisbetinde az ise
zarar vermez. îki veya daha fazla dişi kırık olanı da kurban etmek caiz olmaz.
Bir dişi kırık olanı kesmekte bir sakınca görülmemiştir. Doğuştan boynuzsuz
olanı da kurban etmek caiz ve sahihtir. [113]
715 nolu Hz. Ali
hadisim Tirmizî sahihlemiştir. Ebu Davud ise, bir görüş beyan etmemiştir. O
bakımdan ilim adamlarının çoğu bu hadisle istidlal ve ihticacda bulunmuştur.
716 nolu Bera1
hadisini aynı zamanda İbn Hibban, Hakim ve Beyhaki tahric etmişlerdir. İmam
Nevevî ise bunu sahihlemiştir. Hadis istidlal ve ihticaca salih görülmüştür.
717 nolu Utbe hadisini
aynı zamanda Hakim tahric etmiştir. Ebu Davud bu hadis hakkında bir tesbit ve
görüş beyan etmemiştir.
718 nolu Ebu Said hadisini îbn Mace -ve Beyhaki
tahric etmişlerdir. Ancak isnadında Cabir el-Cu'fı bulunuyor ki, bu zat
zayıftır. Ayrıca isnadında Muhammed b. Kureze bulunuyor ki, bu zat da pek maruf
değildir. Hatta bazısına göre, bu zat meçhuldür. [114]
İbn Hibban'ın ise bu
zatın sika olduğunu söylediği rivayet edilmiştir.
Bu hadisi Beyhakî,
Hammad b. Seleme tarikiyle Ebu Said'den şöyle rivayet etmiştir: "Bir adam,
Pegamber (s.a.v,) Efendimizden kuyruğu kesik koyunun kurban olup olmayacağını
sordu. Efendimiz ona: "Onu kurban olarak kes" diye buyurdu." [115]
Ancak bu rivayetin
isnadında Haccac b. Ertat bulunuyor ki, bu t zayıftır, Zehebî onunla ilgili
görüşleri toplayıp biraraya getiriştir. Lehinde ve aleyhinde çok şeyler
söylenmiş, kimi tezkiye |miş, kimi hafızasının zayıfladığından ve şöhretin
tesiri altında aldığından söz etmiştir, îbn Main, onun kaviy olmadığını, tedlis
aptığîm; Yahya b. Ya'la diyor ki: "Zaide bize: "Haccac b, Ertat'm
adisini terkedin" şeklinde bir görüş belirttiğini kaydetmiştir. [116]
719 nolu Hz. Ali
hadisini aynı zamanda Hafız Bezzar, îbn Hib-an, Hakim ve Beyhaki tahric
etmişlerdir. Darekutni ise, bu hadisin Luallel olduğuna dikkat çekmiştir. Yani
dış görünüşü itibariyle ku-jrsuz gibi görünse bile, sıhhatim zedeleyen bir
kusurunun bulun-uğu söz konusudur. Ancak îmam Tirmizî bu hadisi sahihlemiştir.
O akımdan istidlal ve ihticaca saîih görülmüş ve müctehidlerin önemli ir kısmı
bununla istidlal etmiştir.
721 nolu Ebu Hüreyre
hadisini aynı zamanda Hakim ve Beyha-i tahric etmişlerdir. Taberani ise, onu
el-Kebir'de îbn Abbas'dan aklen şu lafızla rivayet etmiştir:
"Beyaz koyunun
kanı Allah yanında siyah koyunun anından daha güzel ve paktır."
Ancak bunun isnadında
Hamza en-Nasîbî bulunuyor ki, bu atın hadis uydurduğu iddia edilir. O bakımdan
İbn Main: "Hamza ir pula bile denk değildir", Buhari: "O,
münkerü'l-Hadistir", Dare-:utnî: "O metruktür" demiştir. îbn
Adiyy: "Onun rivayet ettiklerinin temen hepsi uydurmadır" diyerek
dikkat çekmiştir. [117]
Bu nedenle müctehidler
sözü edilen rivayetle ihticacda bulunamışlardır.
722 nolu Ebu Said
hadisim îbn Hibban sahihlemiştir. Bu bapta tfüslim Hz. Aişe'den (r«a) şu hadisi
rivayet etmiştir: "Resulüllah s.a.v.) Efendimiz, ayakları siyah, gözünün
etrafı siyah ve göğsü iiyah olup boynuzlu koçun (kurban edilmesini)
emretti.." Yani kendisine böyle bir koç getirildi ve kendi eliyle onu
kesti.
Ayrıca Tirmizî de Ebu
Said hadisini sahihlediğinden ilim adam-arji bununla istidlal ve ihticacı salih
görmüşlerdir.[118]
1- Kurbanlık
hayvanın ayıplardan salim olması gerekir.
2- Doğuştan
boynuzsuz olan hayvanın kurban edilmesi caiz değildir. Bu, Hanefîlere göredir.
Şafîîlere göre, boynuzsuz hayvanı kurban olarak kesmekte bir sakınca yoktur.
Hanbelîler de aynı görüştedirler.
3- İğdiş
edilen hayvani kurban etmek sakıncalıdır. Ebu Hanife i ile Malikîlere göre bir
sakınca yoktur.
4- Otlağa
gidemeyecek kadar dengesiz olan, uyuz
olup | zayıflayan, iki gözü görmeyen, bir gözünü kaybetmiş olan, iyice;
sıskalaşmış olan, yaşlılıktan iliği kalmamış bulunan hayvanı kurban; olarak
kesmek caiz değildir.
5- Ön ve
arka ayaklarından biri sakat veya kesik olup otlağa gi- i demeyen, hayvan da
kurban olmaz.
6- Doğuştan
boynuzsuz olan veya etine zarar vermiyecek şekilde, boynuzu kırık olan hayvanı
kurban etmekte bir sakınca yoktur. Bu| Şafıîlerle Malikîlere göredir.
7- Kulağı
yarık veya delik olan hayvanı kurban etmekte biij sakınca yoktur. Bu, Şafîîlere
göredir. Hanefîlere göre, tenzihen mekj ruhtur.
8- Kulak ve
boynuzunun yarısından fazlası kesik olan hayvani kurban etmekde caiz değildir.
Bu Hanefüerle Hanbelîlere göredir.
9- Doğuştan
kulağı çok küçük olan, kuyruğu doğuştan olmayan1 - veya kuyruğu sonradan
koparılmış bulunan hayvanı kurban etmekte bir sakınca yoktur. Bu daha çok
Hanbelîlere göredir. Malikîlerin çoğık da aynı görüştedir.
10- Satın alındığında
kusurdan salim,olup sonradan arız olaıjı kusurlar, .kurban olarak kesmeye engel
sayılmaz. Bu da Hanbelîlere göredir. Şu şartla ki, onu satın alırken kendine
vacip olarak belirlemiş bulunsun.
11- îki veya
daha fazla dişi kırık olan hayvanı kurban etmek caiz değildir. Bu, Malikîlere
göredir. Diğerlerine göre, dişlerinin çoğu dökük olup karnını doyuramıyacak
durumda olanı kurban etmek sakıncalıdır.[119]
Gerek Resulüllah
(s.a.v.) Efendimiz döneminde, gerekse Ashab-ı iram'dan birçoğunun uygulamasında
bir koyunun ev halkının tam-mı için kurban edilmesinin yeterli görüldüğü
riva-yet yoluyla bilin-tektedir. Şüphesiz, bu konuda birkaç rivayet bulunuyor
ki, LÜctehidier bu rivayetler üzerinde durup farklı ictihadlarda
bulun-muşlardır.[120]
Ata' b. Yesar (r.a)
den yapılan rivayete göre, adı geçen diyor ki: ?öu Eyyub el-Ansari'ye,
Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz zamanında si-in aranızda kurbanlık hayvanları
kesme durumu nasıldı? diye sor-lugumda, bana şu cevabı verdi: "Resulüllah
(s.a.v.) Efendimiz za-nan in da adam bir koyunu hem kendisi, hem de ev halkı
için turban olarak keserdi ve ondan hem kendileri yerdi, hem de »aşk alarm a
yedirirlerdi. Sonra insanlar övünüp tefahur et-neye başladı ve gördüğün durum
ortaya çıktı." [121]
Şa'bi'den, o da Ebu
Süreyha'dan rivayet etmiştir. Ebu Süreyha diyor ki:
"Bu konuda
Resulüllah'ın (s.a.v.) sünnetini bildiğim halde ev halkım beni cefaya doğru
itti (başkalarının tesiri altında kalarak onlar gibi çok kurban kesmemi önerdiler).
Oysa (daha önce) ev halkı bir veya iki koyun kurban ederdi. Şimdi ise
komşularımız bu davranışımızdan dolayı bizi cimrilikle suçluyorlar." [122]
a)
Hanefîlere göre: Bir koyun ancak bir kişi için kesilir; birkaç kişi onda ortak
durumuna getirilemez. [123]
Hanefîler, bu konuda
yukarıdaki hadislerle istidlal etmeyip, hacc-ı kıran veya haccı- temettü' yapan
kimsenin bir koyun kesmesinin vücubunu dikkate alarak kıyas yapmışlardır.
b) Şafiîlere
göre: Her ne kadar bir koyun veya keçi bir kişi için kurban olarak kesilirse de
ev halkını da onun sevabına ortak etmesi caizdir. [124]
Böylece Şafıüer
yukarıdaki hadisle istidlal etmiş bulunuyorlar.
c)
Hanbelîlere göre: Adamın kendi ev halkı için bir koyun veya bir sığır ya da bir
deve kurban olarak kesmesinde bir sakınca yoktur. Nitekim İmam Malik, Leys,
Evzaî ve İsbak'ın da içtihadı bi doğrultudadır. İmi Ömer ve Ebu Hüreyre'den de
bunun cevazına dair rivayet vardır. Nitekim Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz iki
koç kesti ve onlardan birini keserken şöyle dedi: "Bismillahi, Allah'ım!
Bu Mu-hammed'den ve onun Ehl-i Beytin'den yana (bir kurban) dır." [125]
nolu Ata1 hadisini
aynı zamanda İmam Malik el-Muvatta'da ihric etmiştir. Tirmizî ise Yahya b. Musa
tarikiyle Ammare b. Abdil-Ih'tan tahricen rivayet etmiş ve sahihleyip hasen
olduğunu belirt-ılştir. İmam Malik de Ammare b. Abdillah'dan rivayet ederek
Mu-atta'a almıştır.
:
İmam Ahmed ve İshak
bir koyunun bir ev halkı için kesilme-inde bir sakınca görmemiştir. İlim
ehlinden bazısı ise, bir koyunun ncak bir kişi için kesilebileceğinin caiz
olduğunu belirtmiştir. Abdul-ıh b. Mübarek ve birkaç ilim adamının görüşü de bu
anlamdadır..
732 nolu Şa'bî hadisim
îbn Mace isnad-ı sahih ile tahric itmiştir.
Böylece her iki hadis
de istidlal ve ihticace salih görülmüş ve ına göre hüküm belirlenmiştir.
Bu bapta: ırHer ev
halkı için her yıl bir kurban kesmek ge-ekli (yeterli) dir." hadisi de söz
konusudur. [126]
Kimine göre, bir koyun
üç kişi için yeterlidir, kimine göre ev alkı isterse yüz kişi olsun hepsi için
yeterlidir.
Bir sığır ve deve ise
yedi ve hatta on kişi için kafi gelir. îshak b. Rahuye ve İbn Huzayme de aynı
görüştedirler. Peygamber (s.a.v.) soyundan gelen ilim adamları da bu görüş ve
içtihadı benimsemişlerdir. Zira bu konudaki rivayet ve hadislerde sayısal
olarak bir sınırlama konmamış, Resulüllah (s.a.v.); "Benim ve ev halkım
için" buyurarak bir genişlik getirmiştir. O bakımdan Hanefîler dışında kalan
müctehidlerin önemli bir kısmı bir koyunun ev halkının tamamı için yeterli
olacağını belirterek hepsinin hasıl olan sevapta ortak olabileceklerini beyan
etmişlerdir.[127]
1- Kurban
kesme konusunda genellikle bir koyun bir kişi için, bir sığır veya deve yedi
kişi için kesilir.
2-
Hanefîlere göre, bir koyun bütün ev halkı için kesilmez.
3- Diğer üç
mezhebe göre, ev halkını bir koyunu kesme sevabında ortak etmekte bir sakınca
yoktur.
4-Resulüllah'm
(s.a.v.) beyan buyurduğu gibi, adam koyunu keserken: "Bu benim ve ev
halkım içindir" derse caiz olur.
5- îshak b.
Rahuye ve İbn Huzayme'ye göre, bir sığır veya deve on kişi veya daha fazla kişi
için kesilebilir. Ancak müctehidlerin çoğu bu rivayete itibar etmemişlerdir. O
bakımdan bir sığır ve deve ancak yedi kişi için kesilebilir; yani yedi veya
yediden az kişi bir sığır veya deveye ortak olup müştereken kesebilir ve etini
tartı ile aralarında bölerler.[128]
Şüphesiz her şey,
Cenab-ı Hakk'm yüksek kudretinin eseridir e her şey O'nun "kün"
emriyle vücut bulmuştur, insanlar için lazırlayıp istifade düzeyine getirdiği
nimetler sayılamayacak kadar oktur. Böylece yeraltı ve yerüstü kaynaklarını
diğer nimetlerle bera-1er henüz Hz. Adem'i yani ilk insanı yaratmadan çok önce
hazırlayıp kaşanılır bir ortam oluşturmuştur.
O bakımdan bir
nimetten yararlanmaya başlarken Allah'ın is-nini anmamız ve O'nun sınırsız
büyüklüğünü dile getirmemiz, önce nsan, sonra da müslüman olmamızın gereğidir.
Özellikle bir hayvanı 3oğazlarken o güzel nimeti bize musahhar kılıp baş
eğdiren Cenab-ı Hakk'm ismini anmamız kadar asil bir davranış ve düşünce
olabilir mi?[129]
Nafi'den, o da îbn
Ömer (r.a) dan yaptığı rivayete göre: Ke-sulüllah (s.a.v.) Efendimiz kurbanı
zebh ve nahr şeklinde (daha çok) kendisi namazgahta keserdi. [130]
Hz Aişe (r.a) dan
yapılan rivayete göre: Peygamber (s.a.v.) ; Efendimiz ayakları siyah,
gözlerinin etrafı siyah ve göğsü i siyah bir koç getirilmesini emretti.
Getirilince Aişe'ye şöyle j dedi: "Ya Aişe! Şu ağzı geniş büyük bıçağı
hazırla. Sonra da j onu taşa sürerek iyice bile.." Hz. Aişe (r.a) diyor
ki: "Ben de ! Onun buyurduğunu yaptım ve sonra Resulüllah (s.a.v.) bıçağı
I aldı ve koçu tutup yere yatırdıktan sonra kesti ve keserken | de şöyle dedi:
"Bismillah, Allah'ım! Muhammed'den, Mu- j hammed'in alinden ve Muhammed'in
ümmetinden kabul buyur" ve Öylece kurbanı kesti.." [131]
Enes (r.a) den yapılan
rivayete göre, adı geçen şöyle demiştir: "Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz,
boynuzlu semiz iki koçu j kurban olarak kesti. Bu sırada Resulüllah (s.a.v.)
İki ayağını o j iki koçun boyunlarının yanına dayadı, Bismillah dedi ve tek-i
bir getirdi ve kendi eliyle onları kesti." [132]
Cabir (r.a) den
yapılan rivayete göre, adı geçen şöyle demiştir:
"Resulüllah
(s.a.v.) Efendimiz bayram günü iki koç kurban olarak kesti. Onları (kıbleye)
yöneltirken şöyle dua etti: ‘Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve
ölümüm ilerin Rabbı Allah içindir. O'nun hiçbir ortağı yoktur; ben be bununla
emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.." [133]
Diğer bir rivayette
ise şöyle dua etmiştir: "Yüzümü (bütün iğimi) hanif olarak, gökleri ve
yeri yoktul karanlığını p vücuda getiren Allah'a çevirdim. Allah'ım! (bu nimet)
Sendendir ve yine Senin için (rızan) içindir. (Bunu) Mu-med'den ve Ümmetinden
kabul buyur."[134]
a)
Hanefîlere göre: Kişinin kendi kurbanını kendi eliyle kes-L efdaldır ve
müstehabdır. Aynı zamanda keserken hayvanı yere cip kıbleye yönelik tutmak ve
şu duayı okumak da müstehabdır: zümü hanif olarak, gökleri ve yeri yokluk
karanlığını ip vücuda getiren Allah'a çevirdim. Şüphesiz benim na-sım,
ibadetim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbı Allah Ldir. O'nun hiçbir ortağı
yoktur. Ben sadece bununla emro-dum ve ben Müslümanların ilkiyim." [135]
b) Diğer üç
mezhep de bu anlamda istidlalde bulunmuşlardır, ak Şafiî ve Hanbelî mezhebine
göre, Müslüman kişi kurbanı keten unutur da Besmele çekmezse, bir zarar
vermez. Aynı zaman-bu mezheplere göre, kurbanı kesen kişinin şöyle demesi de
stehabdır: "Allah'ım! Bu sendendir ve Senin (rızan) içindir, ih'ım Bunu
benden ve falan kişiden kabul bu-yur." [136]
737 nolu Nafî' hadisi
sahihtir ve istidlale salihtir. Bu hadis, inin kendi kurbanını kendi eliyle kesmesinin
ve aynı zamanda kurbanın bayram namazı kılman açık havadaki namazgah civarında
kesilmesinin müstehab olduğuna delalet etmektedir. Namazgahta kesilmesinin
sebeplerinden biri, orada namaz kılmak üzere toplanan fakir ve muhtaçların
.daha çok ve erken yararlanmasını sağlamaktır.
738 ve 739 nolu
hadisler de sahihtir; istidlale ve ihticaca elverişlidir. Boynuzlu semiz koç
kesmenin efdal olduğuna ve bıçağı iyice bileyip hayvana eziyet vermeyecek bir
keskinliğe kavuşturmaya, koyun ve keçiyi sol yanı üzere yatırmanın istihbabma
delalet etmektedir. Aynı zamanda bir koyunun sevabına ev halkının da
katılmasına niyet etmenin cevazına işaret vardır.
Sonra da hayvanı
kesmeğe başlarken Besmele çekmenin ve tekbir getirmenin sünnet olduğu istidlal
edilmiştir.
740 nolu Cabir
hadisini aynı zamanda Ebu Davud ve Beyhakî tahric etmişlerdir. Ancak isnadında
Muhammed b. îshak ve Ebu İyaş bulunuyor ki, bu iki zat hakkında hayli şeyler
söylenmiştir. îbn Hac-er, Ebu Iyaş'ın tanınan bir ravi olmadığına dikkat
çekmiştir. [137]
Aynı zamanda
yukarıdaki iki hadis, Besmele gibi, tekbir getirmenin de istihbabma ve rıfk
ile davranmaya delalet eder.[138]
1- Kişinin
kendi kurbanını kendi eliyle kesmesi müstehab veya sünnettir.
2- Bununla
beraber kendisi beceremiyorsa, başkasına vekalet. verip kestirebilir.
3- Kurbanı
daha çok namazgah civarında kesmek müstehabdır.
4- Koyundan
boynuzlu ve semiz koç kesip kurban etmek efdaldır.
5- Bıçağı
çok iyi bilemek ve hayvana eziyet vermeden kesme işini ustaca yerine getirmek
sünnet veya müstehabdır.
6- Hayvan boğazlarken Besmele
çekip Tekbir getirmek sünnettir. Kimine göre, Besmele
çekmek vaciptir.
7- Koyun ve keçiyi daha çok sol yanı üzere
yatırıp yüzünü [leye getirerek kesmek müstehabdır.
8- Bir
koyunun sevabına aile fertlerini de katmakta bir sakınca . Ancak Hanefîlere
göre, bir koyunu ancak bir kişi kendisi için keser ve başkasını onun sevabına
ortak etmez.
9- Kurbanı
keserken Resulüllah'm (s;a.v.) yaptığı duayı yapmak [met veya müstehabdır.
10- Yahudi
veya Hıristiyan bir kişiye vekalet verip kestirmek ^kruhtûr. Müşrik ve kafire
vekalet vermek ise caiz ve sahih bildir.
11- Çocuğa
(temyiz çağına girmiş olmalı), ayhali sona erme-den dma vekalet vermek
caizdir.'
12- İmam
Malik'e göre> vekalet verilecek kimsenin Müslüman tası şartttır. Ancak diğer
üç mezhebe göre, kitap ehlinin kestiğini yememizin helal olduğu dikkate
alınarak, onlara vekalet verildiği takdirde bu kerahetle caizdir.[139]
Koyun, keçi ve sığırın
yere yatırılarak kesilmesi müstehab iken, devenin sol bacağını bağlayıp ayakta
iken kesilmesi müstehabdır. Re-sulüllah (s.a.v.) ile ashabının uygulaması böyle
cereyan edip süregelmiştir.[140]
Şanı Yüce Allah,
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur: "Kurbanlık develeri de sizin için
Allah'a ibadet nişanelerinden kıldık. Sizin için onda hayır vardır. O halde bir
dizi halinde ayakta boğazlanırken üzerlerine Allah'ın ismini anın..."
Ayette "Bir dizi
halinde ayakta" ile çevirisini yaptığımız "Savaff kelimesini ilim
adamlarının çoğu "ayakta" diye yorumlamışlardır.
îbn Ömer (r.a) dan
yapılan rivayete göre, adı geçen, devesini yere yatırıp kesmekte olan bir adama
rastladı ve ona şöyle dedi: "Onu ayağa kaldır da (Ön sol ayağı) bağlı
olduğu halde kes de Mu-hammed (s.a.v.) in sünnetine uy..” [141]
Abdurrahman b.
Sabit'ten yapılan rivayete göre: Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ile ashabı
bedeneyi (kurbanlık deveyi) ayakta sol ön bacağı bağlı olarak keserlerdi."
[142]
a) Hanelilere
göre: Deveyi ayakta tutup boynuyla göğsünün leştiği yerden kesmek sünnettir.
Sığır ve koyunu yere yatırıp boyda başının birleştiği kısımdan kesmek
sünnettir. Bunun aksini ımak ise mekruhtur, sünnete aykırıdır. [143]
b) Şafiîler
de aynı görüş ve ictihaddadırlar. [144]
c) Hanbelî
ve Malikîlere göre de sünnet olan, deveyi ayakta boynuyla göğsünün bitiştiği
yerden; sığır, koyun ve keçiyi ise yere nrıp boynuyla başının bitiştiği yerden
kesmektir. Bunun aksini pmakta tenzihi bir kerahet olmakla beraber bir sakınca
yoktur, tıi caizdir. [145]
744 nolu İbn Ömer
rivayeti sahihtir ve istidlale elverişlidir. O kımdan müctehidlerin hemen hepsi
bu rivayetle istidlal ve ihticac [nişlerdir.
Böylece deveyi ayakta
tutup Ön ayağından birini, daha çok sol 'ağını diz kısmından büküp bağladıktan
sonra o vaziyette kesmek ınnettir. Aksini yapmak ise mekruhtur.
745 nolu Abdurrahman
hadisini Ebu Davud da tahric etmiş, anık isnadı hakkında bir tesbit ve görüş
beyan etmemiştir. Bununla îraber yapılan ciddi araştırmaya göre, ricali,
rical-i sahihtir. Ancak Bnedinden bir sahabi düşürüldüğünden hadis mursel
olarak nakle-ilmiştir. Senedi muttasıl olmadığı için zayıf sayılmıştır. Bununla
be-aber onu kuvvetlendiren şahitler bulunuyor. O bakımdan istidlale alih
görenler çoğunluktadır.[146]
1- Kurban
edilecek devenin ayakta kesilmesi müstehab veya sünnettir. Ancak sol ön
ayağının bükülüp bağlanması gerekir.
2- Deve
kesilirken boynuyla göğsünün bitiştiği yerden kesilmesi müstehab veya
sünnettir.
3- Sığır,
koyun ve keçinin yere yatırılarak kesilmesi sünnettir. Aksini yapmak mekruhtur.
4- Sığır,
koyun ve keçiyi boynunun başla bitiştiği yerden kesmek müstehabdır,
5- Sözü
edilen hayvanları ve diğer eti yenilen hayvanları keserken Besmele çekmek
kimine göre sünnet, kimine göre vaciptir.[147]
İslam Dini, ibadeti de
belirleyip belli vakit ve sınırlar içine iş ve ona bir bakıma resmiyet
kazandırmıştır. Bu, hem disiplinli, planlı ve programlı hareketi ilham etmekte,
hem de ibadeti kişilerin insiyatif ve kişisel görüş ve tesbitlerinden
ayırmaktadır. Böylece bütün Müslümanların belli vakitlerde ibadet etmesi
sağlanmakta ve allah'a kullukta birlik atmosferi oluşturularak ibadet asıl
hedefine ulaştırılmaktadır.
Kurban kesmemiz için
de dinimiz belli süre koymuş ve vakit in etmiştir. Tabii olarak da adak
keffaret ve nafile ibadetler bu-dışmda tutularak kişinin imkanları elverdiği
zaman ve yerde yerine getirilmesi bir kolaylık olarak belirlenmiştir.
Kurban, genellikle
Kurban Bayramı günlerinde kesilir. Ancak bayram teşrik günleriyle birlikte dört
gündür. Müctehidlerden bazısına göre, kurban bayramı günü ile teşrik günlerinin
birinci ve ikinci günlerinde kurban kesilir. Bazısına göre ise, bayram günü ve
onu izleyen üç gün içinde kesilir.[148]
Cündeb b. Süfyan
el-Becelî'den (r.a) yapılan rivayete göre, adı $en, Kurban Bayramı günü
Resulüllah (s.a.v.) Efendimizle beraber Imaz kıldı ve şu bilgiyi verdi:
"Namazı bitirip ayrılınca et ile ırşılaştı. Kesilen kurban etleri
biliniyordu. Nitekim Re-ılüllah (s.a.v.) Efendimiz de bildi ve bunların henüz
•ayranı) namazı kılınmadan önce kesildiğini anladı. Bunun üzerine şöyle
buyurdu: "Kim namaz kılmadan önce kurban kestiyse, onun yerine bir başka
kurban kessin. Kim de biz namaz kıhncaya kadar kurban kesmediyse, Allah'ın
ismiyle kessin." [149]
Cabir (r.a), den
yapılan rivayete göre, adı geçen diyor ki: "Resulüllah (s.a.v.) Efndimiz
Medine'de kurban bayramı günü bize namaz kıldırdı ve bu sırada birkaç adam öne
geçip Peygamber'in (s.a.v.) kurban kestiğini sanarak onlar da kurbanlarını
kestiler. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), "kim kendisinden önce kurban
'kesmişse, onun yerine başka bir kurban kessin" dedi ve Peygamber (s.a.v.)
kurban kesmeden başkalarının kurban kesmemesini emretti." [150]
Enes (r.a) den yapılan
rivayete göre, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz kurban bayramı günü şöyle buyurdu:
"Kim (bayram) namazından Önce kurban kestiyse, onun yerine bir başkasını
kessin." [151]
Buhari ise bu hadisi
şu lafızla rivayet etmiştir:
"Namazdan önce
kurban kesen kimse, onu ancak kendisi kesmiş
olur. Kim de namazdan sonra
keserse onu çekten nüsükü (kurbanla
ilgili ibadet) tamamlamış olur ve îslümanlann sünnetiyle uyum sağlamış
bulunur."
Süleyman b. Musa'dan,
o da Cübeyr b. Mut'im'den, o da Pegamber (s.a.v.) Efendimiz'den rivayet
etmiştir: Efendimiz şöyle buyur-ıştur: "Teşrik günlerinin hepsi kurban
kesme günüdür."[152]
a)
Hanefîlere göre: Çölde ve köyde oturan kimse bayram na-azı için kalkıp şehre
gelir ve ev halkına kendisi için kurban kesmel-ini emrederse, onlar da onun
için fecir doğduktan sonra kurban ke-rlerse caiz olur. Hasan b. Ziyad bunun
hilafına bir görüş ilirtmiştir. Ancak birinci görüş daha sahihtir. Adam köyde,
mezrada sya çölde, ailesi ise şehirde oturursa, ailesinin onun için ancak ıam
bayram namazını kıldırdıktan sonra kurban kesmesi caiz olur. nam Ebu Yusuf da
aynı görüştedir.
Adam ayrı bir beldede,
ailesi de başka bir beldede olur ve ailesi-in kendisi için kurban kesmesini
emrederse, o takdirde ailesi ancak alundukları şehirdeki imamın kurban namazını
kıldırdıktan sonra urban kesmeleri caiz olur.
Kurbanı alıp şehir
dışına çıkarırsa, o takdirde götürdüğü yer asr-i salat yapılacak bir mesafede
ise, onu bayram namazından önce e kesebilir. Yani fecir doğduktan hemen sonra
kesmesi caiz olur.
Aldığı kurbanlık
hayvanı belirlenen süre içinde kesmezse, vaktini kaçırmış olur ve artık o
hayvanı diri olarak tasadduk etmesi gerekir. [153]
b) Şafiîlere
göre: Hanefîlere göre, kurban kesmek
vacip olduğu halde Şafiîlere göre, müekked sünnettir. Ancak bu kifayet üzere
bir sünnettir. Yani ev halkı birden fazla ise, birinin kesmesiyle bu sünnet
yerine gelmiş olur. Ama kişi yalnız başına ise, onun hakkında sünnet-i ayndır,
başkasının kesmesiyle onun üzerinden bu sünnet kalkmış olmaz.
Kurban kesme günleri,
bayramın birinci günü dahil olmak' üzere dört gündür. [154]
c)
Hanbelîlere göre: Kurban Bayramının birinci günü bayram, namazını kılacak ve
hutbesini irad edecek kadar bir zaman geçince artık kurban kesme zamanı girmiş
olur ve teşrikin' ikinci günü akşamına kadar süresi devam eder. Geceleyin kesmek ise caiz değildir.
Belirtilen vakitten
önce kesilirse kafi gelmez ve onun yerine bir başkasını kesmek gerekir. [155]
d) İmam
Malik'e göre de, kurban kesmenin süresi üç gmulür. Geceleyin kesmek bu mezhebe
göre de caiz değildir. [156]
Birinci hadisle
istidlal eden İmam Malik'e göre: İmam namaz kılmadan, hutbe okumadan ve kendi
kurbanını kesmeden önce başkasının kurban kesmesi caiz olmaz. İmam Ahmed ise
"imam namaz kılmadan, hutbe okumadan önce kurban kesmek caiz
değildir" demiştir. Böylece bu iki imam, imamın kurban kesmesi hususunda
farklı ictihadlarda bulunmuşlardır.[157]
749 nolu Cündeb hadisi
sahih olup istidlal ve ihticaca salihtir. Hadis, kurban bayramı namazım
kılmadan kurban kesmenin caiz olmadığma delalet etmektedir. Nitekim bu bapta
kütüb-i sittenin iera'dan yaptığı bir rivayet bulunuyor ki, lafzı şöyledir:
"Kim namazdan Önce keserse, o ancak çoluk çocuğu için takdim ettiği ir
ettir, nüsük (kurban ibadeti) olarak onda bir (hüküm) oktur."
Sonra da hadiste,
namazdan maksat, imamın kıldığı namazdır. Böylece imam namaz kıldırmadan kurban
kesmenin caiz olmayacağına işaret bulunuyor.
750 nolu Cabir hadisi
de sahihtir. Bu, imam kendi kurbanını Lesmeden önce başkasının kurban
kesmesinin caiz olmadığına dela-et etmektedir. Bu bakımdan kurban kesme
vaktinin ancak imamın turban kesmesinden sonra başlayacağı hükmü ortaya
çıkıyor.
Böylece yukarıdaki iki
hadis arasım birleştirip telif edecek olursak, şöyle diyebiliriz: Kurban kesme
vakti, imamın namaz kıldırıp kurban kesmesiyle başlar. Nitekim îmam Malik'in
içtihadı böyledir. İmam Âhmed ise, bu hadisle yukarıdaki hadislerle istidlalde
bulunarak, kurban kesme vaktinin, imamın namaz kıldırmasından sonra
başlayacağını belirtmiştir. Nitekim el-Hasan, Evzaî ve İshak da aynı
görüştedirler. [158]
İmam Sevrî'ye göre,
kurban kesme işi, imam namaz kıldırdıktan hemen sonra başlar. Hutbe'nin
okunmasını beklemek şart değildir.
îmam Şafiî ise
rivayetleri bir araya toplayarak şu hükmü çıkartmıştır: "Kurban kesme
vakti, güneş doğup namaz kılacak ve hutbe okuyacak kadar bir zaman geçtikten
sonra başlar. îster imam namaz kıldırmış olsun, ister olmasın fark etmez.
Önemli olan, güneşin doğmasından sonra namaz kılıp hutbe okuyacak kadar bir
sürenin geçmesidir. Aynı zamanda kurban kesecek olan kişi de ister namaz kılmış
olsun ister olmasın, belirtilen sürenin geçmesiyle kurbanını kesebilir.
İmam Ebu Hanife ise,
köy, mezra ve çölde oturanlar için kurban kesme vakti fecrin doğmasıyla başlar.
Şehir ve kasabalarda ise, imamın namaz kıldırıp hutbe okumasından sonra başlar.
Bundan önce kesmek caiz olmaz.
751 nolu Enes hadisi
sahihtir ve istidlal ile ihticaca salihtir. O bakımdan müctehidlerin önemli bir
kısmı bu hadise dayanarak kurban ancak imam namaz kıldırdıktan veya kişi
kurban bayramı namazını kıldıktan sonra kesilir demişlerdir.
752 nolu Cübeyr
hadisini İbn Hibban kendi sahihinde ve Beyha-ki tahric etmişlerdir. Ancak
isnadında farklı tesbit ve görüşler ortaya çıkmıştır: İbn Adiy, Ebu Hüreyre
hadisinden rivayetle bu anlamda bir hadis nakletmiş tir. Ancak isnadında
Muaviye b. Yahya es-Sadefî bulunuyor ki, bu zat zayıftır, İbn Ebî Hatim ise,
Ebu Said hadisinden rivayetle bu anlamda bir hadise yer vermiş ve babasının bu
rivayetin mevzu1 (uydurma) olduğunu söylediğine dikkat çekmiştir.
İbn Kayyım el-Cevzî
ise, Cübeyr b. Mut'im hadisinin munkati' olup sübut bulmadığını belirtmiştir.
Oysa İbn Hibban gibi bir hafız bu hadisin mevsul olduğunu belirtmiştir.
Yukarıda belirtiğimiz gibi, bunu kendi sahihinde nakletmiştir.
İmam Şafiî ve diğer
bazı ictihad seviyesinden olan ilim adamları bu hadisle istidlal ederek teşrik
günlerinin hepsinin kurban ke? me günü olduğunu belirtmişlerdir.
Şüphesiz bu anlamda
birkaç rivayet daha bulunuyor ki, hadisi kuvvetlendirmekte ve istidlale salih
olduğuna imkan verdirmektedir. Şevkanî'nin İbn Kayyım ve Evzaî'den naklettiği
şu hadis de konuyu pekiştirmektedir: "Mina'nın heryanı kurban kesmeye elverişlidir
ve teşrik günlerinin hepsi kurban kesmek içindir." [159]
İmam Ebu Hanife, îmam
Malik ve İmam Ahmed bu rivayetlerle istidlal etmişlerdir. Onlara göre, kurban
kesmenin vakti üç gündür: Bayramın birinci günü ve teşrik günlerinin ilk iki
günüdür. Nitekim Hz. Ömer b. Hattab, Hz. Ali, îbn Ömer ve Enes'den (Allah
hepsinden razı olsun) bu anlamda rivayet yapılmıştır.[160]
1-
Kurban kesme vakti,
güneş doğup bayram
namazı kılındıktan, hutbe okunduktan sonra başlar veya namaz kılacak,
hutbe okuyacak kadar bir zaman geçtikten sonra başlar ve dört gün de-ım eder.
Bu, İmam Şafiî'ye göredir.
2- Kurban
kesme vakti, imam namaz kıldırıp hutbe okuduktan [ kurbanını kestikten sonra
başlar. Bu, İmam Malik'e göredir.
3- Kurban
kesme vakti, imam namaz kıldırıp hutbe okuduktan ıra başlar. Bu imam Ahmed'e
göredir.
4- Kurban
kesme vakti, imam bayram namazını kıldırdıktan anra başlar ve üç gün devam
eder. Bu, İmam Ebû Hanife'nin kavlidir.
5- Köy,
mezra ve çölde oturanlar için kurban kesme vakti, fecir oğunca başlar. Bu, İmam
Ebu Hanife'nin içtihadıdır.
6- Kurban
kesmek, Hanefîlere göre vacip, diğer üç mezhebe ;öre, müekked sünnettir. Ancak
bu müekkedlik kifaye üzeredir. Yani v halkından biri keserse diğerlerinin
üzerinden kalkmış olur.
7- Geceleyin
kurban kesmek, İmam Ebu Hanife ve İmam Şafiî'ye göre mekruhtur; İmam Malik ve
İmam Ahmed'e göre caiz değildir.
Burada Hanefî ve Şafiî
mezhebinde kolaylık vardır. Kurban »üresinin dört gün olduğunu belirleyen İmam
Şafiî'nin içtihadında da solaylık söz konusudur.[161]
Kurban kesmek,
İslâm'ın hedeflediği aile ve toplum arasında sıcak, sevgi ve saygı dolu bir
havayı oluşturan amillerden biridir. Aile bünyesinde tatlı bir kaynaşma
sağlarken çocukların hafızasında silinmez izler bırakır.
O bakımdan kurban
etinden hem yemek, hem yedirmek, hem de bir kısmını yararlanmak üzere alıkoymak
müstehab sayılmıştır. Zira bu ibadet sırf fakir ve muhtaçları sevindirmeye
yönelik olmayıp komşular, hısımlar ve dostlar arasındaki sevgi ve kardeşlik,
dostluk ve kadirbilirlik bağlarını da pekiştirmeyi hedeflemektedir»[162]
Hz. Aişe (r.a) dan
yapılan rivayette, adı geçen şöyle bilgi vermiştir:
"Resulüllah
(s.a.v.) Efendimiz zamanında badiye halkından birçok evler, aileler kurban
bayramına yakın (Medine'ye) yavaş yavaş yürüyerek geldiler ki bunlar mali
yönden çok zayıf kimselerdi. Bunun üzerine Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz
ashabına: "Kurbanlarınızın etlerini üç gün (kilere koyup) tutabilirsiniz.
Ondan sonra kalan bir şey olursa tasadduk ediniz" diye emretti.
Bir sonraki yıl olunca
ashab-ı kiram: "Ya Resulellah! İnsanların bir kısmı kurbanlarından kaplar
dolusu yiyecek ediniyorlar ve o etlerden
yağ eritip biriktiriyorlar" diyerek durumu arzettiler. Bunun üzerine
Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İyi ama bunu bana neden haber veriyorsunuz?"
diye sorunca, ashab şöyle cevab verdi: "Geçen yıl kurban etinden üç günden
sonra yenilmemesini emretmiştiniz." Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle
buyurdu; "Ben o zaman çöl halkından birçok ev halkının gruplar halinde
aheste aheste (bitkin bir vaziyette)
gelmelerinden dolayı sizi bundan men'etmiştim. Şimdi ise (o durum söz
konusu olmadığından) kurbanlarınızın etinden hem yeyiniz, hem (kilere koyup)
kaldırınız, hem de tasadduk ediniz.." [163]
Cabir (r.a) den
yapılan rivayete göre, adı geçen şöyle bilgi veriliştir:
"Bizler Mina'da
kestiğimiz kurbanların etinden üç günden fazla yemezdik. Sonra Resulüllah
(s.a.v.) Efendimiz bize ruhsat vererek şöyle buyurdu: "Yeyiniz ve (kilere
koyup) azık olarak bekletiniz." [164]
Diğer bir lafızla
şöyle buyurulmuştur: "Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, kurban etlerinden üç
günden fazla yememizi yasakladı. Sonra (ruhsat vererek) şöyle buyurdu:
"Yeyiniz, azık edininiz ve (kilere koyup) kaldırınız."
Seleme b. Ekva (r.a)
den yapılan rivayete göre, Resulüllah (s.a.v,) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
" Sizden kim kurban keserse, artık üç günden sonra evinde ondan bir şey
bırakmasın. Bir yıl sonra ise, ashab-ı kiram O'na sordu: 'Ta Resulellah! Geçen
senede olduğu gibi mi yapalım?" Bunu üzerine Efendimiz şöyle buyurdu:
"Yeyiniz, yediriniz ve azık olarak kaldırıp (ucun ucun kullanınız). Çünkü
geçen yıl insanlar (gıda hususunda) sıkıntı içindeydiler, o yıl içinde onlara
yardım etmenizi diledim." [165]
Sevban (r.a.) den
yapılan rivayete göre, adı geçen şöyle demiştir:
'Ttesulüllah (s.a.v.)
Efendimiz kurbanlık hayvanını kestikten sonra şöyle buyurdu: 'Ta Sevban! Bunun
etini benim için yenilebilecek duruma getir." Bunun üzerine ben de ta Medine'ye
gelinceye kadar devamlı şekilde (yemek vakitleri) o etten hazırlayıp
Efendimiz'e yedirdim." [166]
Ebu Said (r.a.) den
yapılan rivayete göre, Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Ey Medine halkı! Kurban etler Miden üç günden fazla yemeyin." Bunun
üzerine Medineli'ler lte-sulüllah'a baş vurarak çoluk çocukları, kendilerine
sığınmış bulunanları ve hizmetçileri bulunduğunu belirterek durumlarını
arzettilejr. O sebeple Resulüllah (s.a.v.) onlara: 'Teyiniz, yediriniz,
(yararlanmak üzere) saklayınız ve azık edininiz" buyurdu. [167]
Büreyde (r.a.) deh
yapılan rivayete göre, Resuliillah (s.a.v.) Efen-z şöyle buyurmuştur: "Ben
sizi, kurban etinden üç günden l yemekten men'ettiydim, ta ki mali imkan sahibi
olan, bu km olmayana genişlik (geçim imkanı) sağlasın. Artık bundan böyle arzu
ettiğiniz kadarını yeyiniz, yediriniz ve arlanmak üzere) depolayınız." [168]
a)
Hanefîlere göre: Kurban eti konusunda efdal olan şudur: birini tasadduk etmek,
üçte birini yemek yapıp hısımlarına, yakınlarına ziyafet vermek ve geriye kalan
üçte birini de (kilere lırıp) ucun ucun yararlanmak...
Zira kurban etinden
hem zengine, hem de fakire yedirmek ^tehabdır. Bununla beraber hepsini olduğu
gibi.tasadduk etmek aizdir. [169]
İslam'ın ilk
yıllarında kurban etinden üç günden fazla yemek aklanmış bulunuyordu. Sonra bu
yasak hükmü kaldırıldı. Kuran derisinden ise aynen yararlanmak caiz olduğu
gibi, onu satıp ine demirbaş olacak bir ev eşyası almak da caizdir. [170]
b) Şafiîlere
göre: Adak olmayan, bayramda tetavvu1 olarak kestiği kurbanın etinden kişinin
yemesi zenginlere yedirmesi caizdir, dan bir kısmını da fakirlere tasadduk
etmesi vaciptir. Bununla be-ıer yiyecek kadar bir lokma ayırıp gerisini olduğu
gibi tasadduk et* k efdaldır. Yeme, tasadduk ve bağışı biraraya getirecek
olursak inin, üç günden fazla ondan yememesi sünnettir ve üçte birinden az
miktarı tasadduk etmemesi, yani en az üçte birini tasadduk etmesi de
sünnettir. [171]
c)
Hanbelîlere göre: Kurban etinden üçte birini yemek, üçte1 birini hediye etmek,
üçte birini de tasadduk etmek müstehabdır. Bununla beraber üçte birinden
çoğunu yemesinde bir sakınca yoktur. Hatta üçte birini fakirlere tasadduk
etmek, yedirmek vaciptir. Çünkü ayette bu husus emredilmiştir. [172]
Aynı zamanda kurban
etini depolayıp üç günden fazla yemek de caizdir.
Kurban etinden kafire
ve zimmiye yedirmek de caizdir. Nitekim el-Hasan, Ebu Sevr ve Rey tarafdarları
buna cevaz vermiştir. İmam Malik'e göre, mekruhtur.
Çünkü bu bir sadakadır
ve gayr-i muslinle sadaka vermekte bir sakınca yoktur. [173]
d) Malikîler
de buna yakın görüş ve ictihadda bulunmuşlardık.
Böylece dört mezhep
imamları yukarıdaki sahih hadislerle istidlal ve ihticacda bulunmuşlar ve az
farklı görüş izhar etmişlerdir.[174]
759 nolu Hz. Aişe
hadisi sahihtir ve istidlale salihtir. Kurban etinden yararlanma konusunda nesh
olayı meydana geldiğine işaret vardır. Yani İslam'ın ilk yıllarında geçim
sıkıntısı çekenlerin çokluğu dikkate alınarak kurban etinden üç günden fazla
yararlanılmam ası emredilmiş ve sonra bu hüküm kaldırılmıştır.
Böylece kurban etinden
yemek, yedirmek ve bir miktarını kaldırmak caizdir.
760 nolu Cabir hadisi
de sahihtir ve yukarıdaki hadisi kuvvetlendirmekte, üç günden fazla
yararlanmanın yasak hükmünün kaldırıldığını açıklamaktadır.
761, 762, 763, 764 nolu
hadisler de sahihtir ve birbirini kuvvet-indirmekte, kurban eti hakkında en
sağlam bilgi ve hükmü vermek-kdir.[175]
1- Kurban
etinden yararlanmak sünnettir.
2- Kurban
etinden hem fakirlere tasadduk edilir, hem de zen-inlere ziyafet verilebilir.
3- Kurban
etini üçe ayırıp bir bölümünü ev halkının istifadesine ünmak, bir bölümünü
fakirlere tasadduk etmek, bir bölümü ile de asım ve dostlara ziyafet vermek
müstehabdır.
4- Bununla
beraber bir bölümünü tasadduk ettikten sonra ge-iye kalanını hem yakınlara
yedirmek, hem de depolayıp kaldırmak aizdir.
5- Kurban
etini çiğ olarak dağıtmak caiz olduğu gibi, pişirip sora kurarak yedirmek de
caizdir.
6- Kurban
etinden üç günden fazla süreyle yararlanmakta bir akınca yoktur.
7- Kurban
etinden fakir ve muhtaçlara yedirmek vaciptir. Bu, îafiîlerle Hanbelîlerin
içtihadıdır.
8- Kurban
etinden az bir miktar yeyip gerisini tasadduk etmek fdaldır.
9- Kurban
etinden gayr-i müslimlere vermekte bir sakınca yok-ur. Bu, birçok müctehidin
görüşüdür. Çünkü kurban eti bir sadakadır ve gayr-ı müslimlerden muhtaç
olanlara sadaka vermek caizdir.[176]
Kurbandan hatıra
olarak kalan, onun derişidir. O bakımdan dinimiz kurban derisini demirbaş'olarak
tabaklayıp kullanmaya cevaz verdiği gibi, onun tasadduk edilmesini de müstehab
saymıştır. Aynı zamanda deriyi satıp onun yerine demirbaş bir ev eşyası almaya
da cevaz verenler olmuştur. Sonra kurbanlık devenin üzerine atılan çul ve
benzeri eşyayı da tasadduk etmesi efdaldır.[177]
Ali b. Ebu Talih
(r.a.) den yapılan rivayete göre, 'aâı geçen şöyle haber vermiştir:
"Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz, kendisine ait kurban edilen hayvanlarının
üzerinde durmamı ve onun etini, derisini ve üzerine atılan çul ve benzeri
şeyleri tasadduk etmemi emretti ve kasaba ondan bir şey vermememi de em-
retti»" [178]
Hz. Ali devamla diyor
ki: "Biz kasaba kendi yanımızdan bir şey verirdik,"
Ebu Said (r.a.) den
yapılan rivayete göre, Katade b. Nu'man a.v.) ona şöyle haber vermiştir:
"Peygamber (s.a.v.) Efendimiz rağa kalkıp şöyle buyurdu: "Ben size,
kurban etlerinden üç inden fazla yememenizi emretmiştim. Bu da aranızda
auhtaçlara) bir genişlik sağlamak içindi. Şimdi artık onu ze helal kılıyorum, istediğiniz
kadarını (istediğiniz sürece) yebilirsiniz. Ancak hac için hedîy olarak
ayırdığınız hay-inin ve bir de kurban ettiğinizin etini satmayınız; ondan
ayiniz, tasaddukta bulununuz, derisinden yararlanınız ve iu da satmayınız.
Kurban etlerinden bir şey yedirecek olur-tnız, (geriye kalanını), istediğiniz
zaman yiyebilirsiniz," [179]
a)
Hanelilere göre: Kurban derisini, yağını, etini, sakatatını, ününü, kılını ve
sütünü satmak helal olmaz. Aynı zamanda kasap ere ti olarak o etten bir şey
verilmez. Ancak sünnete uymayıp kuran etinden yağından veya sütünden birşey
satacak olursa, bu satış nam Ebu Hanife ile îmanı Muhammed'e göre geçerlidir.
İmam Ebû Yusuf’a göre geçerli değildir. Buna rağmen aldığı parayı tasadduk
eder.
Aynı zamanda
Hanefi'lerin çoğuna göre, kurbanın derisini satıp tıunla demirbaş bir eşya
satın alıp hatıra olarak bulundurmakta bir akınca yoktur. [180]
b) Şafiîlere
göre: Kurban derisini hem tasadduk etmek, hem e gerekirse ondan yararlanmak,
yani tabaklayıp demirbaş eşya ola-ak kullanmak caizdir, [181]
c)
Hanbelîlere göre: Kurban derisinden, onun sahibi yararlanabilir. Ancak deriyi
veya o hayvandan herhangi bir şeyi satması caiz değildir. Kurban ister vacip,
ister tetavvu' olsun bu hususta farket-mez. Aynı zamanda kasabın ücreti de onun
etinden veya herhangi bir parçasından verilmez. [182]
d)
Malikîlere göre: Kurbanın derisi dahil, hiçbir şeyini satmak caiz değildir.
Deriyi veya başka bir kısmını satıp onun yerine bir şey almak da caiz
görülmemiştir. Derisini tasadduk etmek caiz olduğu gibi, ondan (demirbaş olarak
da) yararlanmak caizdir. İmam Malik diyor ki: "Eğer kurban derisini bir
şeyle değiştirmeye cevaz versey-dim, herhalde külah, sarık ve benzeri bir şeyle
değiştirilmesine cevaz verirdim." [183]
770 nolu Hz. Ali
hadisi sahihtir ve istidlal ile ihticaca salihtir.'O bakımdan müctehidlerin
hepsi bununla istidlal etmişlerdir.
771 nolu Katade
hadisinin mursel ve sahih olduğunu Mecmeu'z-Zevaid sahibi belirtmiştir. [184]
Resulüllah'm
kurban.ettiği develerin ve koyunların sayısı hakkında burada bir bilgi
verilmemiştir. Buharı ve diğer muhaddis-ler onların yüz tane olduğundan söz
etmektedirler. Bu sayıyı altmışa düşürenler de vardır. Ancak Hz. Ali'nin
Yemen'den getirdiği hayvanlarla birlikte yüz olduğu ihtimali kuvvetlidir.
Resulüllah'm (s.a.v.) kendi eliyle 63 tane kestiği, geri kalanını Hz. Ali'nin
kestiği de rivayetle*1 arasında bulunuyor. Daha önceki konu başlıklarında da
buna yer vermiş, kısa bir açıklamada bulunmuştuk. Allah daha iyisini bilir.
Böylece kurban
dei'isi, eti, yağı ve sakatatı hakkında en aydınlatıcı bilgi bu iki rivayette
toplanmakta ve araştırıcılara malzeme vermektedir.[185]
1- Kesilen
kurbanın etini, derisini ve üzerine atılan çul, semer ı benzeri şeyleri
tasadduk etmek sünnettir,
2- Çul ve
benzeri şeyleri alıkoymakta ise, bir sakınca yoktur.
3- Kurban
derisini tabaklayıp evde kullanmak caizdir, Ha-sfîlere göre, onu satıp yerine
demirbaş eşya almakta da bir sakınca görülmemiştir.
4- Kurban
etini satmak caiz değildir. Ancak sünnete aykırı ola-ık satılan kısmın parasını
fakirlere tasadduk etmek gerekir.
5-
Hayvanı kesen kasabın ücreti
para olarak ödenir.
O, akımdan ücret olarak kasaba et, deri, sakatat ve benzeri şeyler
vererek caiz değildir.
6- Kurban
etini kaldırıp uzun süre yemeğe de cevaz verilmiştir, jıcak en az üçte birini
fakirlere dağıtmak müstehabdır.
7- Kurban
etinden pişirip komşu ve yakınlara ikram etmekte de ir sakınca görülmemiştir.
8- Şafıîlere
göre, çok az bir miktarım yeyip gerisini tasadduk et-lek efdaldır. Aynı zamanda
kurban etinden fakirlere ayırıp vermek aciptir.
9- imam
Malik'e göre, kurbanın derisi dahil hiçbir şeyi satılmaz. ve varsa tasadduk
edilir. Ancak kurban sahibi onun derisini tasad-iuk etmeyip kullanırsa buna
cevaz verilmiştir,
10- Hanefîlere
göre de, kurbanın etini, yününü, sütünü, yağını ve sakatatını satmak caiz
değildir.[186]
Akika, "akk"
kökünden gelen bir isimdir. Akk: Yarmak, elbise ve benzeri şeyi ikiye ayırmak,
ana-babaya karşı gelmek anlamına gelir, Ondan türetilen "akika" ismi
ise, çocuk doğunca başında bulunan saça ve doğumundan yedi gün geçince ondan
yana kesilen hayvana ve o saçın traş edilip ağırlığınca altın veya gümüş
tasadduk edilmesine delalet eder.
Şüphesiz doğan
çocuktan yana bir hayvan kesip ev halkına, komşu ve yakınlara, fakirlere
yedirip dağıtmanın birçok faydaları vardır. Onları şöyle özetleyebiliriz:
a) Dünyaya
adım atıp gözlerini açan çocuğun ilahi korumaya mazhar olmasını sağlar.
b) Böylece
koruyucu meleklerin o çocuktan yana rahmet ve afiyet havası estirmelerine
vesile olur.
c) Çocuğu cin ve şeytanların sinsi
yaklaşmasından koruyup manen desteklenmesine ortam hazırlar.
d) Aile ve komşular, yakınlar ve çevredeki
fakirler arasında sıcak hava oluşturup yakınlık sağlar.
e) Aklı eren
çocukların kafasında silinmez iz bırakıp ileride ^onların da bu sünneti
yaşamalarına kapı açar.[187]
Selman b. Amir
ed-Dabbî (r.a.) den yapılan, rivayete göre, Re-sulüllah (s.a.v.) Efendimizin
şöyle buyurduğu belirlenmiştir: "Oğlan çocuğuyla beraber akika vardır.
Artık siz ondan yana (Allah rızasını gözeterek) bir kan akıtın da ondan eza ve
cefayı giderin." [188]
Açıklama:
Hadiste "oğlan
çocuğu" anlamına gelen "guîam" ismi kul-anılmışsa da bunda
tağlib kaidesi cari olup kız çocuğunu kapsamına almaktadır.
Semure (r.a.) den
yapılan rivayete göre, Resulüllah (s.a.v.) Efen-iimiz şöyle buyurmuştur:
"Her çocuk alâkasına karşılık rehindir; yedinci gününde ondan yana
(hayvan) kesilir, adı konulur ve saçı tıraş edilir." [189]
Hz Aişe (r.a.) dan yapılan
rivayete göre, Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Erkek
çocuktan yana (Allah rızası gözetilerek) birbirine denk iki koyun, kız çocuktan
yana bir koyun (kesilir)." [190]
Ummu Kürz el-Ka'biyye
(r.a.) den yapılan rivayete göre, adı-geçen, Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz'den.
akikadan sormuştur. Efendimiz ona şu cevabı vermiştir: "Evet, erkek
çocuktan yana iki koyun, ki£ çocuktan yana bir koyun (kesin). Kesilecek
koyunların erkek veya dişi olmaları size bir zarar vermez (yani hiçbir sakıncası
yoktur.)" [191]
a)
Hanefîlere göre: İslam'dan önce Araplar doğan çocuk için bir hayvan keser ve
buna "akika" derlerdi. İslâmiyet gelince, Arapların kötü adetlerini
kaldırdı, iyi adetlerini belli bir düzene sokup bıraktı. Akika da o güzel
adetlerden biri idi. Ancak Kurban Bay-ramı'nda zenginlerin kurban kesmesi vacip
kılındığında diğer kurbanların hükmü kaldırıldı. Onlar arasında akika da
bulunuyor. Artık isteyen doğan çocuğu için akika keser, isteyen kesmez.
Bunun gibi Recep
ayında kesilen ve "recebiye" denilen adet de kaldırılmış bulunuyor.
Buna ilaveten kişinin devesi veya koyunu ilk doğumunu yapınca onu kesip yer ve
yedirirdi. Bu adet de kurban ve-cibesiyle kaldırılmış bulunuyor.
Hanefîler bu konuda
yukarıdaki hadislerle değil, Hz. Aişe (s.a.v.) dan rivayet edilen şu hadisle
istidlal etmişlerdir: "Ramazan orucu, kendisinden önceki bütün oruçların
hükmünü; kurban bayramında kesilen kurban ile de ondan önce kesilen her
kurbanın hükmü kaldırılmış bulunuyor. Aynı zamanda cenabetlikten dolayı yapılan
gusül de kendisinden önceki her guslün hükmünü kaldırmıştır." Şüphesiz Hz,
Aişe (r.a) bunu kendiliğinden değil, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'den duyduğu
için söylemiştir. [192]
b) Şafîîlere
göre:
Oğlan çocuğu için iki,
kız çocuğu için bir koyun akika olarak kesmek sünnettir. Kesilecek koyunun,
kurbanlık hayvanda olduğu gibi ayıp ve kusurlardan salim olması söz konusudur.
Akikanm etinden yeme ve onu tasadduk etme hususu, kurbanlık hayvandaki gibidir.
Aynı zamanda akikayı pişirip yakınlara, dostlara, fakirlere yedirmek, yani
sofra hazırlayıp ziyafet vermek de sünnettir. Akikanm kemikleri kırılmaz. Akika
kurbanı, çocuğun doğumunun yedinci günü kesilir ve o gün çocuğun adı-konur.
Hayvan kesildikten sonra çocuğun saçı tıraş edilir ve ağırlığınca altın veya
gümüş tasadduk edilir. Aynı zamanda çocuk doğunca kulağına ezan okunur ve
ezilmiş hurmadan bir parça çocuğun ağzına ve dudaklarına sürülür. Sol kulağına
ise, ikamet okunur. [193]
Çocuğun ağzına ezilmiş
hurma sürülmesi veya azıcık konul-tsı, çenesini hareket ettirmesini ve böylece
annesinin göğsünü ra-tlıkla emmesini kolaylaştırmasına yöneliktir.
c)
Hanbelîlere göre: Akika sünnettir. Nitekim İbn. Abbas, İbn aer, Aişe (Allah
hepsinden razı olsun) ve tabiînden, ilim adanırından birçok müctehide göre de
sünnettir. Ancak rey tarafdarları nu sünnet olarak kabul etmeyip cahiliye devri
adetinden olduğunu belirtmişlerdir.
Sünnet olan akika,
erkek çocuğu için iki, kız çocuğu için bir koy-i kesilmesidir. Bu da çocuğun
doğumunun yedinci gününde gerçekleştirilir. Aynı zamanda çocuğun adı konur ve
saçı tıraş edilir, için ağırlığınca altın veya gümüş tasadduk edilir.
Kesilen akikanm
kanından çocuğun alnına veya başka bir yeke sürülmesi mekruhtur. Akikanm kusur
ve ayıplardan salim olası sünnettir. [194]
Böylece bu iki mezhep
müctehidleri yukarıdaki hadislerle istid-ve ihticacda bulunmuşlardır.
Aynı zamanda bu
mezhebe göre, akikanm derisi ve sakatatı tılıp elde edilen para tasadduk
edilir.
d)
Malikîlere göre: İmam Malik bu konuda yedi kadar hadis aklederek sünnet
olduğunu belirtmiş ve bu arada Cafer b. Mu-ammed'den, o da babasından yaptığı
rivayeti naklederek Hz. atıma'nın Hasan ve Hüseyin'in saçlarını keserek
tarttığını; bunun :bi Zeyneb ve Ümmu Gülsüm'ün de saçını kesip ağırlığınca gümüş
tsadduk ettiğini belirtmiştir. [195]
Diğer yandan Hişam ve
Urve'nin de erkek çocuğu için iki, kız )cuğu için bir koyun akika olarak
kestiği rivayetine yer vermiş ve ununla mezhebinin de bu görüşte olduğuna
işarette bulunmuştur. [196]
Böylece Hanefîler
dışında diğer bütün müctehidler akikanm linnet olduğunu belirtmişlerdir;[197]
776 .nolu Süleman
hadisi sahih olup istidlale salihtir. Böylece hadis, akikanm sünnet olduğuna ve
bununla çocuğun manevi desteğe mazhar olacağına; aynı zamanda çocuğun
saçlarının kesilmesiyle ondaki eza ve cefanın giderileceğine delalet vardır.
777 nolu Semura
hadisini aynı zamanda Beyhakî ve Hakim tah-ric etmişler; Tirmizî ile Abdülhak
onu sahihlemişlerdir. Ancak bu hadisi el-Hasan Semure'den rivayet etmiştir ki,
el-Hasan müdellis olduğu, yani muassırı olup görüştüğü fakat hadis almadığı
veya görüşmediği halde hadis duyduğunu söyleyen ravilerden biridir. Bununla
beraber Buhari kendi sahihinde onun el-Hasân tarikiyle yaptığı rivayette,
Hasan'm Akika hadisini Semure'den duyduğunu belirtmiştir.
778 nolu Hz. Aişe
hadisini aynı zamanda îbn Hibban ve Beyha-ki tahrie etmişlerdir. Hadisin sahih
oluduğu kabul edilmiştir, Nitekim Tirmizî de bu rivayeti sahihlemiştir.
779 nolu Ümmu Kerz hadisini Nesâî, îbn Hibban, Hakim
ve Darekutnî tahrie etmişlerdir, istidlalle salah olduğu belirtilmiştir.
Çocuğun akikasma
karşılık rehin olması hususunu ise, ilim adamları üç ayrı şekilde
yorumlamışlardır:
1- Akikası
kesilmeyip o vaziyette ölen çocuğun ana-babasma' şefaatçi olmayacağına
işarettir.
2- Bu
anlatımla akikanm lüzumlu olduğuna işaret edilmiştir.
3- Çocuğun
akikası kesilmedikçe adının konmayacağına, saçının kesilmeyeceğine iarettir.
Bu bapta Amr b.
Şuayb'den, o da babasından, dedesinden yaptığı bir rivayet bulunuyor. Şöyle ki:
"Resulüllah (s.a.v.) Efendi-miz'den akikadan soruldu. Efendimiz "ben
ukuku sevmem (yani ana-babaya karşı
gelmeye delalet eden bu
tür tabirlerden pek hoşlanmam)" buyurdu. Bunun üzerine
ashab-ı kiram şöyle dedi: "Ya Resulellah! Biz bununla bizden birinin
çocuğu doğunca ne yapacağından soruyoruz" deyince, Efendimiz şöyle
buyurdu: "Sizden kim çocuğu için bir nüsükde (ibadette) bulunmak
istiyorsa, erkek çocuğu'için birbirine denk iki koyun, kız çocuğu için bir
koyun kessin." [198]
Diğer üç rivayet daha
bulunuyor:
"Resulüllah
(s.a.v.) Efendimiz çocuğa yedinci günü ad konulmasını ve ondaki eza ve cefanın
giderilerek akik a kesilmesini emretti." [199]
Büreyde el-Eslemî
diyor ki:
"Sizler cahiliyye
günlerinde, birinizin erkek çocuğu doğunca bir koyun keser ve onun kanından
çocuğun başına sürerdi. Allah îslamiyeti gönderince, biz artık bir koyun keser,
çocuğun saçını tıraş edip başına zaferan sürerdik."[200]
îbnAbbas (r.a.) diyor
ki:
"Resulüllah
(s.a.v.) Efendimiz Hasan ve Hüseyin için aki-ka olarak birer koç kesti.." [201]
Diğer bir rivayette
"her biri için ikişer koç kesti.." denilmektedir.
Bir de doğan çocuğun
ağzına tatlı bir şey koymakla ilgili dört rivayet bulunuyor:
Ebu Rafı (r.a.)
anlatıyor:
"Hz. Ali'nin oğlu
Hasan doğunca, annesi Hz. Fatıma onun için iki koç ak ika olarak kesmek istedi.
Bunun üzerine Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz ona şöyle buyurdu: "Onun için
aki-ka kesme, ama başının saçını tıraş et ve o saçın ağırlığınca gümüş
tasaddukta bulun. Sonra Hüseyin doğdu. Hz. Fatıma onun için de aynı şeyi
yaptı." [202]
Yine Ebu Rafi' (r.a.)
diyor ki:
"Hz. Fatıma
(r.a.) Hüseyin'i doğurunca, Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz onun kulağına ezan
okudu." [203]
Enes (r.a.) den
yapılan rivayete göre:
Ümmu Süleym (r.a.) bir
erkek çocuğu doğurdu. Kocası Ebu Talha ona şöyle dedi: "Çocuğu koru da onu
Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz'e getir"? O da çocuğunu alıp Resulüllah'a
(s.a.v.) getirirken beraberinde birkaç tane de hurma bulunduruyordu.
Resulüllah (s.a.v.) o hurmayı alıp mübarek ağzında çiğnedikten sonra alıp
çocuğun ağzına koydu ve damağına sürdü. Sonra da çocuğa Abdullah diye ad
koydu." [204]
Sehl b. Sa'd (r.a.)
anlatıyor:
"Ebu Useyd, oğlu
Münzir doğduğunda onu alıp Resulüllah'a (s.a.v.) getirdi. Babası Useyd
otururken Resulüllah (s.a.vO Münzir'i alıp dizleri üzerine koydu ve o sırada
önünde bulunan bir şey ile meşgul olduğundan Useyd'e, çocuğu dizlerinin
üstünden almasını emretti. O da çocuğunu kucaklayıp aldı. Resulüllah (s.a.v.)
meşgul olduğu işi bitirince: "Çocuk nerede?" diye sordu. Ebu Useyd:
"Onu alıp (annesine) döndürdük!" diye cevap verdi. Resulüllah
(s.a.v.)'lsmi ne idi?" diye sordu. O da "falan isim" diye cevap
verince, Resulüllah (s.a.v.): "Hayır, onun ismi Münzir1 dir" buyurdu,
Artık babası da o günden itibaren onun ismini Münzir diye koydu." [205]
[1] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[2] Buhari/enbiya: 53, mevakiyl: 24- Müslim/hac: 65.
[3] Ebu Davud/menasik: 86-Ahmed: 2/100, 110, 124
[4] Müslim/hac: 339, 340- Ahmed: 6/41, 190, 207, 22, 230
[5] Müslim/hac: 339, 340-Müsned-i Ahmed: 6/41, 190,207.
[6] Ebu Davud/menasİk: 77- Tirmizi/hac: 106- Nesâî/hac:
225.
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[7] Fetava-yı Hindiyye: 1/234
[8] Bilgi için bak: el-Muğni: 3/483- eş-Şerhülkebir: 3/484
[9] Tenvirü'l-havalik Şerhtin Ala Muvatta'i Malik: 1/358
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[10] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[11] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[12] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[13] Tirmizi/hac: 45- ibn Mace/menasik: 79- Ahmed: 6/137
[14] Müslim/hac; 395-Nesâî/menasik: 127, 131, 132,
133-Ahmed: 5/201, 208,209,210
[15] Ebu Davud/menasik: 54.
[16] Buhari-Müslim-Neylü'i-Evtar: 5/97
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[17] Şevkanî/Neylü'l-Evtar: 5/97
[18] Mîzanü'l-i'tidal: 4/423.424
[19] Mîzamö'l-Kidal: 2/510-4637 no'lu Abdullah
[20] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[21] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[22] İbn Mace/menasik: 78
[23] Tirmizî/Neylülevtar: 99
[24] Buhari/hac: 75- Ahmed: 1/249, 284, 285
[25] Îbn Mace/menasik: 78
[26] Darekutnî/Neylülevtar: 5/99
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[27] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[28] Bilgi için bak: Mizan'üİ'itidal: 2/510
[29] Neylülevtar: 5/99
[30] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[31] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[32] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[33] Ahmed-Müslim-Ebu Davud-lbn Mace
[34] Ahmed.
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[35] Fetava-yı Hincliyye: 1/234'den özetlenerek
[36] Fetava-yı Hindiyye: 1/235
[37] el-Ğamravi/es-Siracülvehhac: 166
[38] İbn Kudame/el-Muğnî: 3/485-488
[39] Neylülevtar: 5/101
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[40] Buhari/hayz: 27, hac: 129, 145,151- Müslim/hac: 382,
384, 389- Ebu Davud/menasik: 84- Tirmizi/hac: 225, 226, 227- Ahmed: 6/37, 39,
85
[41] Buhari/hayz: 27- Ebu Davud/menasik: 84-Tirmizî/hac: 97
[42] Şevkanî/Neylülevtar: 5/101
[43] Şerhü Maani'l-Asar: 2/233
[44] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[45] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[46] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[47] Müsned-i Ahmed: 1/311, 312
[48] Müslim/hac: 138,350, 351, 353- Ebu Davud/edahi: 6- Ibn
Mace/edahi: 5-Ahmed: 3/293
[49] Neylülevtar: 5/115
[50] Müslim/hac: 138, 350; 351, 353
[51] Müsned-i Ahmed: 5/406
[52] Müslim/hac: 350, 352, 355- Tirmizî/edahi: 5-
Nesâî/dahaya: 16- Daremî/ edahi: 5
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[53] Mecmeulenhür: 2/497, 498
[54] Mecmeul-enhür: 2/498
[55] el-Ğamravi/es-Siracülevehhac: 561, 562
[56] îbn Kudame/el-Muğnî: 3/578, 579
[57] el-Fıkhu Ala'l-Mezahibi'l-Arbaa: 1/722
[58] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[59] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[60] Müslim/hac: 147- EbuDavud/menasik: 57- Nesâî/menasik:
227- lbn Mace/menasik: 84- Daremî/menasik: 34
[61] lbn Mace/menasik: 84
[62] Buhari/hac: 115- Müsiim/hac:357-Taberani/hac: 179
[63] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[64] Mecmeu'l-enhur: 1/300
[65] el-Ğamravi/es-Siracüulvehhac: 563- Mecmeu'l-enhür:
1/300
[66] Ibn Kudame/el-Muğnî: 3/565
[67] Ibn Kudame/el-Muğnî: 3/565
[68] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[69] Bilgi için bak: Neylülevtar: 5/121
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[70] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[71] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[72] Tirmizî/adahi: 1- ibn Mace/adahi: 3
[73] ibn Mace/aclahi: 3- Tirmizî/adahi: 1- Ahmed: 4/368
[74] İbn Mace/adahi: 2- Ahmed: 2/321
[75] Darekutnî/Neylülevtar: 5/124
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[76] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[77] Neylülevtar: 5/124
[78] Bilgi için bak: Neylülevtar: 5/124 ve
Mizanü'l-i'tidal: 3/79
[79] Neylülevtar: 5/124
[80] Bilgi için bak: Zehebî/Mizanü'l-itidal: 4/517-
Neylülevtar: 5/124
[81] Neylülevtar: 5/124
[82] Zehebî/Mizanü'l-i'tidal: 2/216- Ebu Davud Süleyman b.
Amr maddesi
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[83] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[84] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[85] Müslim/edahi: 13- Ebu Davud/edahi: 4- Nesâî/dahaya:
13- İbn Mace/edahi: 7
[86] Mecmeu'l-enhür: 1/500
[87] Buhari/edahi: 8- Ebu Davud/edahi: 5- Daremi/edahi: 7
[88] Tirmizî/edahi: 7- Ahmed: 2/445
[89] İbn Mace/edahi: 7- Ahmed: 6/368
[90] Ebu Davud/edahi: 5- Nesâî/dahaya: 13- İbn Mace/edahi:
7- Ahmed: 5/ 368
[91] Buhari/edahi; 8- Ebu Davud/edahi: 5- Nesâî/dahaya: 22-
Taberânî/dahaya: 4
[92] Müslim/edahi: 16- Daremî/edahi:4
[93] Ebu Davud/edahi: 5- Ahmed: 5/194- 3/364
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[94] Mecmeu'l-enhür: 2/500
[95] el-Ğamravî/es-Siracülvehhac: 562
[96] İbn Kudame/el-Muğnî: 11/94- 100
[97] İbn Kudame/el-Muğnî: 11/94
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[98] Bilgi için bak: Neylülevtar: 5/130
[99] Zehebî/Mizanü'l-i'tidal: 3/83- 5679 nolu Ufeyr
[100] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[101] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[102] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[103] Tirmizî/edahi: 9- Ebu Davud/edahi: 6- Nesaî/dahaya:
12- İbn Mace/ edahi:8-Ahm8d:1/83,109. 127
[104] Ebu Davud/edahi: 5- Nesâî/dahaya: 5, 7- İbn
Mace/edahi: 8- Daremî/ edahi: 3- Taberanî/dahaya: 1- Ahmed: 4/284,289,300,301
[105] Ebu Davud/edahi:6-Ahmed:4/185
[106] Müsned-i Ahmed: 3/32
[107] Ebu Davud/edahi:6-Tirmizî/edahi:6, 9-Nesâî/dahaya: 8,
9,11-lbn Mace/edahi: 8- Daremî/edahi: 3- Ahmed: 1/95, 105, 108, 125
[108] Buharî/edahî: 7
[109] Ebu Davud/edahi: 3- Tirmizî/edahi: 4- Nesâî/dahaya:
14- İbn Mace/ edahi: 4
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[110] Mecmeu'l-enhür: 2/500, 501
[111] el-Ğamravî/es-Siracülvehhac: 562
[112] İbn Kudame/el-Muğnî: 11 /100-103 den özetlenerek
[113] el-Fıkhu Ala'l-Mezahibil-Erbaa: 1/718'den özetlenerek
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[114] Neyİülevtar: 5/134
[115] Neylülevtar: 5/134
[116] Geniş bilgi için bak: Mizanü'l-itldal: 1/458-1726 nolu
Haccac
[117] Zehebî/Mîzanü'l-i'tidal: 1/606- 2299 nolu Hamza
[118] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[119] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[120] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[121] Ibn Mace-Tjrrnizî/Neylülevtar: 5/136
[122] Ibn Mace/Neylülevtar: 5/136
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[123] Mecmeu'i-enhür: 2/498
[124] el-Ğamravî/es-Siracülvehhac: 562
[125] Ibn Kudame/el-Muğnî: 11/96
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[126] Neylül-Evtar: 5/137.
[127] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[128] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[129] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[130] Ebu Davud/edahİ: 9- Ahmed: 2/109
[131] Müslim/edahi: 19- Ebu Davud/edahi; 4- Ahmed: 6/78
[132] Ebu Davud/edahi: 3,4- Buhari/edahi: 9,14-
Müslim/edahi:17- Tirmizî/edahi: 2,3
[133] ibn Mace- Neylüİevtar: 5/138
[134] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[135] Kasânî/Bedayi1: 5/78
[136] İbn Kudame/el-Muğnî: 11/117'yebak
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[137] Neylülevtar 5/138
[138] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[139] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[140] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[141] Buhari/hac: 118, tefsir: 24- Müslim/hac: 279, 281
[142] Ebu Davud/menasik: 20
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[143] Mecmeu'l-enhür: 2/491 "den özetlenerek
[144] es-Siracütvehhac: 558
[145] İbn Kudame/el-Muğnî: 11/45-47'den özetlenerek
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[146] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[147] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[148] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[149] Buhari, Müslim, Neylülevtar: 5/140
[150] Müslim, Müsrted-i Ahmed, Neylülevtar: 5/140
[151] Buharî, Müslim, Neylülevtar: 5/140
[152] Müsned-i Ahmed- Darekutnî
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[153] Fetava-yı Hindiyye: 5/296' dan özetlenerek
[154] Ebu Yahya Zekeriya al-Ansari/Fethülvahhab: 2/187, 188
[155] Ibn Kudame/el-Muğnî: 11/112-115'den özetlenerek
[156] İbn Kudame/el-Muğnî: 11/114
[157] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[158] Bilgi için bak: Neylülevtar: 5/141
[159] Neylülevtar. 5/142
[160] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[161] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[162] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[163] Buhari/hudud: 31- Nesaî/dahaya: 37- Müslim/cihad: 49,
dahaya: 28, 29-Ebu Davud/edahi: 1 Taberanî/dahaya: 7- Ahmed; 1/56- 6/51
[164] Müsned-i Ahmed: 3/317
[165] Müslim/34 (1974)
[166] Müslim/edahi: 1, 6, 7, 10- Ahmed: 1/210,
250/271-2/109- 3/51- 4/33- 5/ 18-6/3,5
[167] Müslim/edahi: 33/1973
[168] Ebu Davud/edahi:14-lbn Mace/edahi: 16- Daremi/edahi:
6-Taberanî/ dahaya: 6, 8- Ahmed: 3/23, 57- 5/76- 6/187
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[169] Kâsânî/Bedayi1: 5/81
[170] Kâsânî/Bedayi': 5/81
[171] Ebu Yahya Zekeriya/Fethulvahhab: 2/189
[172] İbn Kudame/el-Muğnî: 11/108, 109'dan özetlenerek
[173] İbn Kudame/el-Muğnî: 11/110
[174] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[175] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[176] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[177] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[178] Müsned-i Ahmed: 1/132,154
[179] Müsned-i Ahmed- Neylülevtar: 5/146
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[180] Kâsânî/Bedayi'; 5/81'den özetlenerek
[181] Ebu Zekeriya Yahya en-Nevevî/Minhacü't-Talibin: 131
[182] Ibn Kudame/el-Muğnî: 11/110, 111
[183] Sahnun/el-Müdevvenetülkübra: 2/70, 71'den özetlenerek
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[184] Neylülevtar: 5/146
[185] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[186] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[187] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[188] Buharî/akika: 2- Ebu Davud/edahi: 20-
Tirmizî/edahi:16- Nesâî/akika: 2-İbn Mace/zebayih: 1- Ahmed: 4/17, 18, 214,
21.5- 5/12
[189] Tirmizî/edahi: 21- Ebu Davud/edahi: 20- Nesâî/akika:
5- İbn Mace/ zebayih: 1- Daremî/edahi: 9-Ahmed: 5/8, 12, 17,22
[190] Daremî/edahi: 9- Ahmed: 6/381, 422, 456
[191] Daremî/edahi: 9, 10- Ahmed: 6/38, 422, 456
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/
[192] Kâsânî/el-Bedayi1: 5/69
[193] el-Ğamravî/es-Siracülvehhac: 564
[194] ibn Kudame/el-Muğnî: 11/119-123
[195] Tenvirü'l-hâvalİk Şerhün Ala Muvatta'i Malik: 2/45-46
[196] Tenvirü'l-havalik Şerhün Ala Muvatta'i Malik: 2/45-46
[197] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal
Kitabevi: 4/
[198] Ebû Davud/edâhi: 20- Nesâî/akika: 1- Taberânî/akika:
1- Ahmad: 2/182, -194-5/369,430
[199] Tirmizi/edeb: 63
[200] Ebû Davud/edâhî:20
[201] Ebû Davud/edahi:20- Tirmizi/edâhî: 16,19- Nesâî/edâhî:
44- Taberânî/ akika: 6- Ahmed: 5/355, 361
[202] Ahmed: 6/392
[203] Ebu Davud/edeb: 107-Tirmizî/edâhî: 16- Ahmed: 6/9,391,
392
[204] Neylülevtar: 5/153, 154
[205] Müsned-i Ahmed: 4/399- 6/93,347
Celal Yıldırım,
Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi: 4/