GİRİŞ
 
Camiu’s-Sahih’in Tam Tercemesini Gerekli Kılan Sebepler
    1- Kitâb ve Neşriyat Bolluğu İçinde En Hayırlı Hidâyet Olması
    2- İslâm Son Dîn, Muhammed Son Peygamberdir
    3- Kur'ân Delîllere Tutunmayı Emreder
    4- Kur'ân Peygamber'e Uymayı Emreder
    5- Peygamber, Hadîslerinin Bellenip Tebliğ Edilmesini Emreder
    6- Dünyâda Kur'ân'dan Sonra En Sahîh Kitâb
    7- el-Câmi'u's-Sahîh'i Terceme Kararı
    8- Tercemede Ta'kîb Edilen Asıllar
    9- Tercemede ki Diğer Bâzı Hususlar
    Dua
İmam Buhari’nin Hal Tercemesi
    1- Nesebi ve Nisbeti
    2- Doğumu ve Yetişmesi
    3- İlim Araması ve Seyahatleri
    4- Üstâdları ve Dereceleri
    5- Şeyhlerinin Tabakaları ve Mertebeleri
    6- Talebeler i ve Kendisind en Hadîs Alanlar
    7- Ezberleme Gücü ve Hafıza Kuvveti
    8- İlim ve İbâdetteki Gayret ve Çalışkanlığı
    9- Sîreti, Zühdü, Faziletle ri ve Cömertliği
    10- Atış ve Harb Âletleri Kullanmayı Bilmesi
    11- Şiirleri ve Nadide Sözleri
    12- Üstâdları ve Akranlarının Buhârî Hakkındaki Övgü ve Beyânları
    13- İmâm Müslim'in İmâm Buhârî'yi Takdîr Edip Büyütmesi
    14- Nişâbûr'da Üstadı ez-Zuhlî Tarafından Ma'rûz Kaldığı Fitne
    15- Buhara Emîri Hâlid İbn Ahmed ez-Zuhlî Tarafından Uğradığı Fitne
    16- Buhârî'nin Ölümü
    17- Te'lîf Ettiği Eserler
Buhari’nin el-Camiu’s-Sahih’i Üzerine Bir Araştırma
    1- el-Câmi'u's-Sahîh'in Te'lîf Sebebi
    2- el-Câmi'u's-Sahîh'in Konusu ve Maksadı
    3- el-Câmi'u's-Sahîh'in Rivayet Yolları
    4- el-Câmi's-Sahîh'in Fazîletlerin
    5- Buhâri'nin Hadîsleri Çeşitli Bâblarda Tekrar Etmesinin Sebebleri
    6- el-Câmi'u's-Sahîh'te Sened ve Metinle Birden Fazla Yerde Tekrarlanmış Hadîsler
    7- Buhârî Hadîslerinin Sayısı
    8- Buhâri'nin Şartları
    9- Buhârî'nin Hadîsleri Parçalamasındaki yâhudi Yalnızca Metni Zikretmesindeki Sebeb
    10- Buhâri'nin Hadîsi Bölümlere Ayırması, Kısaltması ve Tekrar Etmesinin Sebebim
    11- Buhârf nin Hadîsleri Muallak Getirmesinin Sebebleri
    12- Hafız Dârakutnî ve Diğerlerinin Tenkîd Ettikleri Buhârî Hadîsleri
    13- Haklarında Söz Edilen yâhud Ta'n Edilen Râ vîler ve Cerh Sebebleri
    14- el-Câmi'u's-Sahîh'in Bâb İsimleri ve Muhtevalarının Özellikleri
    15- el-Câmi'u's-Sahîh Üzerine Meydana Getirilen Eserler
        a) Buhârî'nin Hâl Tercemesi Kitâbları
        b) el-Câmi'u's-Sahîh'e Şerh Yazanlar
        c) el-Câmi'u's-Sahîh'i Özetleyenler
        ç) Bâb Başlıkları Hakkında Eser Yazanlar
        d) Okunmasıyle ilgili Hususlar
        e) Şeyhleri ve Me'hazları Hakkında Eser Yazanlar
        f) Buhârî ile Müslim'in Ricali Hakkında Eser Yazanlar
        g) Sahîhayn'ın Müşkil
        ğ) Sahîhayn'ın Şartlarına Göre Müşterek Hadîslerini ve  Eklerini Biraraya Toplayanlar
        h) el-Câmius-Sahîh'in Baskıları
       
ı) Buhâri'nin Hayâtı ve Eserlerinden

 


Camiu’s-Sahih’in Tam Tercemesi ni Gerekli Kılan Sebepler
 
l- Kitâb ve Neşriyat Bolluğu İçinde En Hayırlı Hidâyet Olması 

Zamanımızda göze, kulağa, akla, hislere.. . hitâb eden yazılı, sesli, renkli nevi'lerden sayısı pek çok teblîğ, hitabe, reklâm, propagand a, dergi, kitâb ve diğer neşriyat kalabalığı vardır. Günlük hayâtımızda ister istemez duygu organlarımıza ve zihnimize çarpan bu muazzam neşriyât yığını içinden en iyisini, en güzelini seçip dinlemek ve ona tâbi' olmak ancak akıllı kişilerin kârıdır. İşte bu seçimi iyi yapıp, akıl­larını fıtrat kaanûnlarına ve ilâhî ta'lîmlere göre kullanıp çalıştırabilenler, gerçekten akıllı kimselerd ir. Kur'ân-ı Kerîm böylelerini hâlis akıllı sayıp övmektedir:

"Kullarımı müjdele! Onlar ki sözü dinlerler, sonra da onun en güzeline tâbi' olurlar.[1] İşte onlar Allah 'in kendileri ne hidâyet verdiği kimselerd ir, işte on­lar, o temiz akıllılardır " (ez-Zumer:17-18).

Böyle kullar elbette övülmeye lâyık olan hakîkaten uyanık bahti­yarlardır. Çünkü "Sözlerin hayırlısı Allah'ın kitabı, hidâyetin hayır­lısı da Muhammed'in hidâyetidir"[2].

O halde dünyâ ve âhiretle ilgili her işte önce başkalarınınki değil, Allah ve Rasûlü'nün sözleri olduğu gibi görülmeli, herkesten ve her-şeyden evvel onlar işitilip, dinlenilm elidir.

"Allah hakkı söyler ve ancak O doğru yolu gösterir" (el-Ahzâb: 33/4) 

İşte bundan dolayı bütün müslüman okuyucula rın, Peygamber le­rinin dosdoğru hayât yoluna girmeleri, O'nun yüksek sünnetini sün­net edinmeler i ve İslâm Ümmeti'nin ilk parlak sîretine dönüşmesi için bu kitabı emek çekip hakîkaten elde etmeleri, bunu gerçekten çok oku­yup iyice anlamaya çalışmaları lâzım gelir.

Okuyucula r bu hadîslerde, insanlara her zaman ve her mekânda fayda verecek olan medenî teşri' nevi'lerinin en yükseğini bulacakla r­dır. Peygamber'in sîretinde ahlâk ve âdâb hususlarında onun kâmil bir misâl olduğunu, insanların işlerinden hiçbir şeyi terk etmeyip, mu­hakkak onların dînleri ve dünyâları hususunda kendileri ne menfaat verecek şeylere delâlet eylemiş olduğunu ve onun hakîkaten Azîz ve Celîl olan Rabbının kendi kitabında vasıflandırdığı gibi olduğunu gö­receklerdir.

"And olsun size kendinizd en öyle bir Rasûl gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O'na çok ağır ve güç gelir. Üstünüze düşkündür. Mü’minlere çok re'fetli, çok merhametl idir" (et-Tevbe: 9/128).

Yüce Allah'tan bizleri "sözü" işitip de "en güzeline" tâbi' olanlar­dan kılmasını[3], dünyâ hayâtında da, âhirette de bizleri "sa­bit kavl"de sebat ihsan eylemesin i[4] niyaz eyleriz.

"Selâm ve selâmet, doğruya tâbi' olanlaradır" (Tâhâ: 20/47).[5]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Bu "kavi" kelimesin deki "el" târîf harfi, bâzılarına göre cins içindir. Bu takdirde, "Kur'ân, hadîs ve diğer bütün beşerî yayınları, neşriyatı dinlerler ve bunlar içinden hakk ile bâtılı temyiz edip, derece derece en efdal olanlarını tercih ederler, yâni güzel olanına tâbi' olurlar" demek olur. Bu en güzel söz de şübhesiz Kur'ân ve hadîslerdir.

[2] Buhârî, Edeb, Fi'1-Hedyi's-Sâlih, rak:122; Müslim, Cumua, Tahfîfu's-Salât ve'1-Hutbe, rak.43(867).

[3] ez-Zumer: 39/17-18.

[4] İbrâhîm: 14/27.

[5] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 23-24. 

 

2- İslâm Son Dîn, Muhammed Son Peygamberdir   

Peygamber, bütün insanlığa gerçek insanlığı ve gerçek medeniye­ti öğretecek, şahsında uygulayıp yaşayacak, bütün insaniyet i dünyâ­da ve ukbâda mutlu kılacak, mükemmel ve mükemmil son dînle gönderilmiş son peygamber dir:

"De ki: Ey insanlar, şübhesiz ben göklerin ve yerin mülküne mâlik olan, kendisind en başka hiçbir tanrı bulunmaya n, hem dirilten, hem öldüren Al­lah'ın size, hepinize gönderdiği elçiyim. O hâlde Allah'a ve O'nun ümmî nebî olan Rasûlü'ne -ki kendisi de o Allah'a ve O'nun sözlerine îmân et­mekte olandır- îmân edin, O'na tâbi' olun. Tâ ki, doğru yolu bulmuş olası­nız"  (el-A'râf: 7/158).

"Biz seni âlemlere ancak rahmet için gönderdik" (el-Enbiyâ: 21/107).

"Biz seni müjdeci, haberci olarak bütün insanların peygamber i olmaktan başka (bir sıfatla) göndermedik. Fakat insanların çoğu bunu bilmez­ler" (Sebe: 34/28).

"Muhammed, adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. Fakat Allah'ın Rasûlü ve peygamber lerin sonuncusu dur. Allah her şeyi hakkıyle bilen­dir" (el-Ahzâb: 33/40).

"O Allah ki, Rasûlünü hidâyet kaanûnu ve hakk dîni ile, sırf o dîni bütün dînlerin üzerine çıkarmak için gönderendir" (et-Tevbe: 9/33: el-Feth: 48/28; es-Saff: 61/9).

"Hiç şübhesiz sen büyük bir ahlâk üzerindesin" (el-Kalem: 68/4). [1]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 24-25. 
 

3- Kur'ân Delîllere Tutunmayı Emreder
 

Kur'ân-ı Kerîm mü'minlere ve bütün insanlara, dâima delillere da­yanmalarını; delilsiz, ilimsiz asla bir hüküm ve harekette bulunma­malarını emretmekt edir:

"De ki: Sizin ortaklarınızın içinden hakkı (doğru yolu) gösterecek bir kim­se var mıdır? De: Hakkı gösterecek ve ona iletecek Allah 'tır. O hâlde, hak­ka hidâyet edecek Allah mı kendisine uyulmağa daha lâyıktır, yoksa (hayât ve) hidâyet verilmedi kçe kendi kendine doğru yolu bulamayan mı? Ne olu­yor size? Nasıl hükmediyorsunuz? Onların çoğu (kupkuru bir) zanndan baş­kasına tâbi' olmaz. Hakikatte zann ise haktan hiçbirşeyin yerini tutmaz. Şübhesiz ki Allah, onlar ne işlerse kemâliyle bilendir " (Yûnus: 10/34-35).

"Tâ ki helak olan apaçık bir delilden sonra helâk olsun, diri kalan da apaçık bir delilden sonra hayâtta kalsın. Şübhesiz ki, Allah hakkıyle işitici, kemâliyle bilicidir " (el-Enfâl:42).

"Senin için hakkında bir bilgi hâsıl olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz, kalb; bunların herbiri bundan sorumludu r" (el-İsrâ: 17/36).

"Rabb'ından apaçık bir burhan üzerinde bulunan kimse, o kötü ameli ken­disine süslü gösterilmiş, hevâlarına uymuş kimseler gibi midir?" (Muhammed: 47/14).

İnsanlığın dünyâ ve âhiret hayâtı için lüzumlu en kesin deliller ve ebedî burhanlar, ancak Allah'ın kelâmı olan Kur'ân-ı Kerîm'de ve Rasûlü'nün hadîslerinde mevcûddur. Dînin hâlisini, hiç eskimez ve ölme­zini Kur'ân ile hadîs takrir ve tesbît etmiştir. Kur'ân-ı Kerîm hiç şübhesiz okunmuş ve ebediyyen okunacak vahydir; "Vahyu Metluvv"dur. Hadîs de onun tefsiri, beyânı ve tatbîkatı olan "Vahyu Gayrı Metluvv"dur. [1]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 25-26. 

 


4- Kur'ân Peygamber'e Uymayı Emreder
 

Yüce Allah Kur'ân-ı Kerîm'in birçok yerinde Rasûl'ü Muhammed'e itâat etmeyi ve sünnetine uymayı emretmiştir:

"De ki: Eğer Allah 'ı seviyorsa nız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve suç­larınızı örtsün. Çünkü Allah çok mağfiret edici, çok merhamet eyleyicid ir" (Âli İmrân: 3/31-32).

"Ey îmân edenler, sizi, size hayât verecek şeylere[1] da'vet ettiği zaman Allah’a ve Rasülü’ne icabet edin. Bilin ki şübhesiz Allah kişi ile kalbi arasına girer ve siz hakikaten yalnız O'na dönüp toplanaca ksınızdır " (el-Enfâl: 8/24).

"De ki; Allah'a itaat edin, Rasûl'e itaat edin. Yine yüz çevirip dönerseniz O'nıın uhdesine düşen ancak O'na yükletilen(teblîğ vazîfesi)dir. Sizin üstünüze  düşen (vazife) de size yükletilen (itâat)dir. Eğer O 'na itaat ederseniz doğru yolu bulursunu z. Rasûl'e âid olan (vazîfe) apaçık tebliğden başkası değildir" (en-Nur: 24/54).

"And olsun ki  mü 'minler daha evvel apaçık ve kat'î bir sapıklık içinde bulunuyor larken Allah içlerinden ve kendileri nden (cinslerin den) onlara –ayetlerin i okur, onları tertemiz yapar onlara kitâb ve hikmeti öğretir bir Rasûl göndermiş olduğu için bir lûtufta bulunmuştur" (Âli İmrân: 3/164).

"Ey imân edenler, Allah 'a itaat edin, Rasûl'e ve sizden olan emir sahihleri­ne de itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz onu Allah 'a ve Rasûl'e döndürün, eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız. Bu hem hayırlı, hem netice i'tibâriyle daha güzeldir" (en-Nisâ: 4/59).

"Rabb'ın hakkı için, onlar aralarında çekişdikleri şeylerde seni hakem ya­pıp sonra da verdiğin hükümden nefisleri hiçbir darlık duymadan tam bir teslimiye tle boyun eğmedikçe îmân etmiş olmazlar." (en-Nisâ: 4/65).

"Kim Allah 'a ve Rasûl'e itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendileri ne ni'met­ler verdiği peygamber lerle, sıddîklarla, şehîdlerle, iyi kimselerl e beraberdi r­ler. Onlar ne iyi arkadaştırlar " (en-Nisâ: 4/69).

"Kim Rasûl'e itaat ederse muhakkak Allah 'a itaat etmiş olur, kim de yüz çevirirse… zâten seni onların üzerine bekçi göndermedik ya" (en-Nisâ: 4/80).

"İnsanlara,  kendileri ne ne indirildiğini açıkça anlatasın diye sana da Kur'ân'ı indirdik. Tâ ki onlar da iyice fikirleri ni kullansınlar" (en-Nahl: 16/44).

"Bu kitabı sana ancak hakkında ihtilâf ettikleri şeyleri açıkça anlatman için ve îmân edecek herhangi bir kavme bir hidâyet ve rahmet olarak gönderdik" (en-Nahl: 16/64)[2]

"Artık, onun emrinden uzaklaşıp gidenler kendileri ni (dünyâda) bir fitne çarpmasından yâhud (âhirette) onlara pek acıklı bir azab çatmasından çekinsinler" (en-Nûr: 24/63).

''And olsun muhakkak ki Allah'ın Rasûlü'nde sizin için Allah'ı ve âhiret gününü umar olanlar ve Allah'ı çok ananlar için pek güzel bir örnek vardır" (el-Ahzâb: 33/21).

"Allah ve Rasûlü bir işe hükmettiği zaman gerek mü'min olan erkek, gerek mü'min olan bir kadın için kendi işlerinde buna aykırı hareket etme muhayyerl iği yoktur. Kim Allah'a ve Rasûlü'ne isyan ederse muhakkak ki o apaçık bir sapıklıkla yolunu sapıtmıştır" (el-Ahzâb: 33/36).

"Allah elçisi size ne verdiyse onu alın, size ne yasak ettiyse ondan da sakının, Allah'tan korkun; çünkü Allah'ın azabı çetindir" (el-Haşr: 59/7).

"O Peygamber, mü 'minlere öz nefisleri nden daha yakındır, zevceleri de mü'minlerini n analarıdır..." (el-Ahzâb: 33/6).

"Size (gelirler) gönlünüzü hoş etmek için Allah'a andederle r. Eğer bunlar mü'minler iseler Allah'ı ve Rasûl'ünü râzî etmeleri daha doğrudur..." (et-Tevbe: 9/62). [3]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Dînî bilgilere, zîrâ o kalbin hayâtıdır, cehl ise ölümüdür. Yâhud: Size nâim-i dâim­de ebedî hayât verecek akidelere, amellere (Beydâvî).

[2] Çünkü Peygamber'in sözleri ve fiilleri âyeti tefsîr ederek onun mücmelini tafsîl, mutlakını takyîd, umumî lâfızlarını tahsîs, Kur'ân'ın belirtmed iği ölçüleri, hadleri ve cüz'iyyâtı da ta'yîn eder. Kur'ân'ın açıkça bir hüküm getirmedi gi yerlerde sünnet müstakil olarak kaanûn koyma selâhiyetini hâizdir. Kur'ân'ın, tafsîl ve îzahını kendine bıraktığı hususları da tefsîr eder. (Hadîs İlimleri ve Hadîs Istılâhları, s.253).

[3] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 26-29. 

 

5- Peygamber, Hadîslerinin Bellenip Tebliğ Edilmesini Emreder
 

Rasûlullah (S) hadîslerin ve sünnetin mü'minler tarafından bellenip müstakbel nesillere tebliğ edilmesin i birçok vesîelerle emr ve tavsiye etmişdir:

Abdullah ibn Mes'ûd (R) şöyle dedi: Peygamber (S) şöyle buyurdu:

"Ancak şu iki kişi hakkında gıbta edilir: Birisi Allah kendisine mâl verir de o, bu mâlın hakk yolunda sarfedilm esine kaabiliye tli kılınır. ikincisi de, Allah kendisine hikmet (Kur'ân ve sünnet ilmi) verir, o da onunla hükmeder ve onu herkese öğretir"[1]

Enes ibn Mâlik (R) şöyle demiştir: Peygamber (S) şöyle buyurdu:

"Hiç biriniz ben kendisine babasından, evlâdından ve bütün insanlard an daha sevgili olmadıkça tam îmân etmiş olmaz "[2]

Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu:

"Nefsim yedinde olan Allah'a yemîn ederim ki, sizden hiçbiriniz ben kendisine babasından da, evlâdından da daha sevgili olmadıkça (tam) îmân etmiş olmaz"[3]

Abdullah ibn Mes'ûd (R) şöyle demiştir:

“Şübhesiz sözlerin en güze­li Allah'ın Kitabı, yolların en güzeli de Muhammed'in yoludur.”[4]

Câbir ibn Abdillah (R) şöyle dedi: Rasûlullah hutbe yaptığı zaman gözleri kızarır, sesi yükselir ve hiddeti artardı.. Ve: "Bundan sonra (bi­liniz ki) sözün hayırlısı Allah'ın Kitabı, hidâyetin hayırlısı da Muham­med'in hidâyetidir. Ve işlerin en kötüsü (dînde) sonradan çıkarılan şeylerdir. (Dînde sonradan çıkarılan) her bid'ât bir sapıklıktır" buyu­rurdu [5].

Câbir ibn Abdillah (Rasûlullah'ın uzun veda haccı hutbeleri ni nakl ederek) şöyle dedi: Sonra Arafat vadisinin ortasına geldi ve orada in­sanlara hitâb ederek şunları söyledi: "... Ben sizlere sıkıca sarıldığı­nız takdirde asla sapıtmayacağınız şeyler bırakıyorum: Allah 'in Kitabı (ve Rasûlü'nün sünneti)”[6]

Mekke fethinin ertesi günü îrâd ettiği ve Ebû Şâh'ın isteği üzeri­ne onun için de yazılmasını emr eylediği uzun hutbesind e[7]; keza Ve­da Haccı'nda (Arafât'da ve) Minâ'da yaptığı meşhur hutbeleri nde, konuşmalarının sonunda:

"Burada hâzır bulunanla r bu sözlerimi gaaib olanlara (yâni bura­da bulunmaya nlara ve müstakbel nesillere) tebliğ etsin. Zîrâ olabilir ki hâzır olan kimse, bunu daha iyi anlar bir kimseye tebliğ etmiş bulunur" buyurdu.[8]

Ebû Bekre'nin rivayet ettiği Minâ hutbesini de şu sözlerle bitir­miş ve aynı emri tekrarlamıştı:

Rasûlullah (S) hitabesin in sonunda:

"(Size Allah'ın emirlerin i) Teb­liğ ettim mi?" diye sordu. Hâzır olan topluluk:

"Evet, tebliğ ettin " de­diler. Rasûlullah:

"Şâhid ol yâ Rabb!" diye Allah'ı şâhid kıldıktan sonra:

"Hâzır olanlar gaaib olanlara tebliğ etsin. Bâzan kendisine tebliğ ulaştırılan, bizzat işitenden daha iyi belleyici olur. Bundan sonra biri-birinin boyunlarını vuran kâfirlere dönmeyiniz" buyurdu [9]

Keza Peygamber Veda Haccı'nda büyük topluluğa karşı şöyle buyurmuştur:

"Benim sözümü işitip ezberleye nin, sonra işittiği gibi eda edenin Allah yüzünü ak etsin. Zîrâ nice kimseler vardır ki, taşıdıkları fıkhı kendileri nden daha fakîh olana ulaştırırlar"[10]

Ebû Hureyre (R) şöyle dedi: Rasûlullah (S) buyurdu ki:

"İslâm garîb olarak başladı ve yine garîbliğe dönecektir. İşte bahtiyarlık o garîbler içindir (ne mutlu o garîblere)!"[11]

Bu hadîsin, Kesîr ibn Abdillah'ın dedesinde n yaptığı rivayetin de bundan sonra şu ziyâde vardır:

“Yâ Rasûlallah! Bu garîbler kimlerdir?” Denildi. Rasûlullah:

"Ben­den sonra benim sünnetimi yaşatanlar ve onu Allah'ın kullarına öğretenlerdir" buyurdu.[12]

Abdullah ibn Amr (R - şöyle demiştir): Peygamber (S) şöyle buyurdu:

"Benim tarafımdan velev bir âyet olsun tebliğ ediniz (öğretiniz). İsrâil Oğulları'ndan da (onların ibretli kıssalarından da) haber vere­bilirsiniz. Bu haber vermekte be's yoktur. Her kim de (benim söyleme­diğim bir şeyi söyledi diye) bile bile bana yalan isnâd ederse, o da ateşteki yerine hazırlansın!"[13].

Buraya kadar zikrettiğimiz müteaddid nasslarda n, âyetleri, hadîs­leri bilenleri n bilmeyenl ere tebliğ edip-öğretmesinin vâcib olduğu hük­mü sarîh olarak anlaşılmıştır. Esasen kendileri ne ilim verilen ilim sahibleri nin nâil oldukları ilmi gizlemeyi p, dâima tebliğ ve neşr etme­leri ilâhî taahhüde bağlanmış bir vücûb idi.

"Allah bir zaman kendile­rine kitâb verilenle rden: 'Onu muhakkak insanlara açıklayıp anlatacak sınız, onu gizlemeye ceksiniz' diye te'mînât almıştı" (Âli İmrân: 3/187). [14]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Buhari, İlim, el-Iğtibât fî'l-İlm ve'1-Hikme. Fadâil'de Abdullah ibn Umer'den biraz farklı olarak gelmiştir.

[2] Buhârî, İmân, hubbu'r-Rasul mine'1-îmân, rak.7. Müslim, İmân, vucûbu muhabbeti Rasûlillah -69-(44).

[3] Buhârî, İmân, hubbu'r-Rasul  mine'1-îmân, rak.7. Müslim, İmân, hubbu'r-Rasul  mine'1-îmân .

[4] Buharı, Edeb, Bâb fî'1-Hedyi's-Sâlih, rak:122

[5] Müslim, Cumua, Bâb Tahfifi's-Salât ve'1-Hutbe, rak:43(867).

[6] Müslim, Hacc, Haccu'n-n-Nebiy (s), rak:147 (1218). Parantez içindeki son fıkra di­ğer hadîs kitâblarındadır.

[7] Buharı, Mağaazî, Bâbu Menzili'n-Nebiy (s) Yevrne'1-Feth, rak:305.

[8] Buharı, İlim, Kavli'n-Nebiy: Rubbe mübelleğin ev'â min sâmiîn... rak: 9. Buharı, İlim, Li-yubellığı'l-ilme's-şâhidu'l-Saaibe, rak: 46 Buhari, Hacc, Hutbe Eyyâme Minâ, rak 320.

[9] Buharı, Hacc, Hutbe Eyyâme Minâ, rak:323.

[10] Bu hadîsi Şafiî, Beyhakî, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Bezzâr, İbn Hıbbân... çeşitli sahâbîlerden büyük lâfız farklarıyle rivayet etmişlerdir. Kastallânî bu rivayetle rin çoğu­nu bir yere toplamıştır: İrşâdu's-Sârî I, 3-4. Peygamber'in sözünü işittiği gibi eda etmek, işittiği lâfzı aynen iade etmekle olur. Sonra bir fakîhın, kendisind en daha fakîh olan kimseye fıkhı nakl etmesi demek, hadîsi râvîden alan zâtın, fatânet ziyâdeliği dolayısıyle râvînin istihraç edemediği bâzı ma'nâları Peygamber lâfzının fâidelerinden istinbât edebilmes i demektir (Tecrîd Tercemesi, s.445).

[11] Müslim, îmân, enne'l-İslâme bedee gariben, rak:232-(145).

[12] Şerefu Ashâbi'l-Hadîs, s.38.

[13] Buhârî, Enbiyâ, Bâbu mâ zukire an Benî İsrâîle, IV, 325, rak:254; Aynî, Umdetü 'I-Kaari. VII, 458, Sünen, Akvâli'n-Nebeviyye, s. 243, rak: 2029; Tecrid Tercemesi, IX, 223 (1411). el-Muzhirî: Yânî az bile olsa benden hadîslerimi tebliğ ediniz demektir, demiştir. Kaadî Beydâvî de şöyle dedi: Bu hadîsde âyetin tebliğini zikr edip, hadîsden sükût etmesi, âyet tebliği emrinden hadîsi tebliğ etme emrinin evleviyet le anlaşılacağı içindir. Zîrâ âyetler bunca yayılmaları ve lâfızlarının çokluğu ile beraber Allah onları ziyâ'dan ve tahrîfden korumayı "Kur'ân'ı biz indirdik biz; onun koruyucul arı da şübhesiz biziz" (el-Hıcr:9) kavliyle tekeffül etmiştir. Böyle iken âyetlerin tebliği ve müslümânlardan bilenleri n bilmeyenl ere öğretmeleri vâcib olun­ca, hadîsin teblîğ edilip öğretileceği evleviyet le sabit olur (İrşâdü's-Sârî, I, 4). Ve hadîsdeki"belligû"(=teblîğ ediniz) emri vücûba hami olunur. Diğer, yâni"haddisû an Benî İsrâîl ve la haraca" emri ise, sonundaki "ve la haraca"(=zorluk yoktur) kaydından dolayı ibâha içindir. Hadîsin son fıkrası farzıyette son derece açıktır.

[14] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 29-32. 

 

6- Dünyâda Kur'ân'dan Sonra En Sahîh Kitâb
 

Müslümanlar arasında elden ele dolaşan ve i'tikaadî, amelî, ferdî, içtimaî her türlü mes'elelerde en çok i'timâda lâyık merci' ve kaynak olan "Altı Hadîs Kitâbı"(=el-Kütübu's-Sitte) içinde ehemmiyetçe bi­rinci mertebeyi hâiz olan, şübhesiz Buhârî'nin el-Câmi'u's-Sahîh'i ile Müslim'in el-Câmi'u's-Sahîh'idir. Bu iki kitâb, İslâm âlimlerinin ittifakıyle -Allah'ın Kitâbı'ndan sonra- mutlak olarak dünyâdaki bütün kitâbların en sahihidir . "Sahîhân"(= İki Sahîh) denilince kasdedile n bu ikisidir.

Bu iki kitâb Üçüncü Hicret Asrı'na kadarki hadîs âlimlerinin en sağlam ilmî tenkîd usûlleri ve pek ağır sıhhat şartları ile tenkîd süz­gecinden geçirdikleri, böylece en sahih oldukları ümmetin icmâ'ıyle de kararlaşan hadîslerin çoğunu bir araya toplamışlardır. Bunlardak i hadîslerin hepsi, Son Peygamber Muhammed Mustafâ'nın insanlık için en doğru, en iyi ve hiç eskimeyec ek ta'lîmleri ve hayât düstûrlarıdır. Yine şübhesiz ki, hadîs imamlarının önderi, asrının yegânesi, bü­yük imâm Ebû Abdillah Muhammed ibn İsmail el-Buhârî'nin el-Câmi'u's-Sahîh'i, hiç tereddüdsüz, İslâm'da te'lîf edilen kitâbların en büyüğü ve en faydalısıdır. Cumhurun telâkkisine göre de Kur'ân-ı Kerîm'den sonra müslümânların en büyük ve en mühim kitabı, Buhârî'­nin bu eseridir. Zîrâ bu kitâbda her ne varsa, cümlesinin sahih olduğu bütün ilim dünyasınca ma'lûm ve müsellemdir.

"İşte bu Allah'in fadl u keremidir ki, onu kime dilerse ona verir. Allah büyük fadl sahibidir"(el-Hadîd: 57/21, el-Cumua: 62/4).[1]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 32-33. 

 

7- el-Câmi'u's-Sahîh'i Terceme Kararı
 

Yukarıdan beri sıraladığımız maddelerd e ortaya konan sebeblerd en dolayı el-Câmi'u's-Sahîh'in tam olarak terceme edilmesi lüzumu ortaya konuldu.

İslâm kitâbları içinde Kur'ân-ı Kerîm'den sonra birinci derecede sağlam muhtevaya mâlik olan "İki Sahîh"den Müslim'in el-Câmi'u's-Sahîh'inin tam bir tercemesi, Allah'ın lütfü ile tarafımızdan gerçekleş­tirilmişti. Buhârî'nin el-Câmi'u's-Sahîh'ini de Müslim Sâhih'ini yap­tığımız gibi tam olarak hiçbir artırma ve eksiltme yapmadan aynen Türkçe'ye terceme etmek de senelerde n beri gönlümüzün arzusu ve ça­lışmalarımızın hedefi olmuştu. Şimdiye kadarki bilgileri mize göre, Bu­hârî Sahîh'inin sâdece birkaç muhtasarı Türkçe'ye terceme edilmiş­tir.[1] Tamâmının tercemesi ne henüz muttali' olamadık. Hâlbuki İslâm kitâblarının Kur'ân'dan sonra en azametlis i olan bu kitabın da tam olarak tercemesi ve eskimez bilgilerl e dopdolu olan muhtevasının Türk Dili'ni konuşup anlayan milyonlar tarafından da okunup bellenmes inde sayılması uzun sürecek pek çok faydalar ve hayırlar vardır...

Sahîh-i Müslim ve Tercemesi'ni tamamladıktan sonra, çalışmala­rımızı büyük bir şevkle Sahîh-i Buharı Tercemesi'ne yönelttik. Üç yıl kadar devam eden hazırlık çalışmaları ve denemeler den sonra terceme tasarısı kararlaştırılıp, tanzim edilerek ortaya çıkarıldı. [2]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] a. İbrahim Hasen el-Mevcî (...?...), Tercemetu Cüz'i'l-Evvel min Sahihi'l-Buhâri (GAS, I, 115-128).

b. Ömer Ziyâeddîn Dağıstânî, Zübdetü'l-Buhâri Tercemesi, Trabzon 1341-1346, üç cild hâlinde kendisini n tertîb ettiği Zübde'yi yine kendisi Türkçe'ye terceme etmiş ve vefatından sonra Polathâneli Ömer Lûtfi tarafından basılıp neşredilmiştir. Her üç cildde 1527 kadar hadîs metni ve tercemesi vardır, mütercim tarafından bâzı ha­dîslere izahlar da yapılmıştır.

c. Zeynüddîn Ahmed ez-Zebîdî'nin Buhari Muhtasarı, Ahmed Naîm ve Kâmil Miras tarafından terceme edilip, Diyanet İşleri Reîsliği'nce 1346/1928-1949'da ilk, 1957'den i'tibâren de ikinci baskısı yapılmıştır. Bunda 2189 hadîs ile tercemesi ve uzunca şerhler vardır. Eser 12 cild hâlinde olup cidden kıymetlidir. Bu tercememi zde ondan çok faydalanıp nakiller yapmışızdır.

ç. Konyalı Mehmed Vehbî, Sahîh-i Buhârî Tecrîd-i Sarîh Muhtasarı, Bâbıâlide Sa­bah Neşriyatı, 1966, Zeynüddîn ez-Zebîdî'nin eseri olduğu zikr edilen bu kitâb, dört cild hâlinde basılmıştır.

[2] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 33-34. 
 

8- Tercemede Ta'kîb Edilen Asıllar
 
l- el-Câmi'u's-Sahîh'in İstanbul Âmire Matbaası'nda l315 târihinde Mehmed Zihnî merhumun tashîhiyle tamamlanmış olan dört cildlik baskısıyla, 1348 hicri tarihinde Mısır'da İdâretu't-Tıbâati'l-Münîriyye ta­rafından beş cild hâlinde, hadîsleri rakamlanmış olarak gerçekleştirilmiş bulunan baskısı esas alındı.

1862-1864’de Lei'den’de üstâd Ladolf Krehl'in tashihi ile kitâb ve bâbları rakamlı olarak gerçekleştirilen baskıdan da tertîb yönünden faydalanıldı.

2- el-Câmi'u's-Sahîh'in bütün kitâblarını kaplamak üzere birinci­den sonuncuya kadar her kitaba sıra ile bir rakam verildi. Bundan son­ra her bir kitâb içindeki bâblara da yine birden başlayarak birer rakam verildi. Böylece el-Câmı'u's-Sahîh'in bütün kitâbları bir rakam zinci­rine bağlandığı gibi, her bir kitâb içindeki bâblar da yine sıra ile ve yalnız o kitâb içindekileri kaplamak üzere bir rakam zincirine bağlan­mış oldu. Hadîsler bâb başlıklarının delilleri yerinde sevk edildiği, bâblarda ekseriyya bir, bazılarında birden fazla hadîs olduğu ve bir de Buhari tarafından değişik isnâd ve küçük lafız farklarıyla hadîslerin birden fazla yerde değişik meseleler e delîl olmak üzere tekrarlan mış olmalarından dolayı hadîslere -Müslim'deki gibi baştan sona kadar de­vam eden- ayrıca bir sıra rakkamı verilmedi . Kitâb ve bâbları rakamlama da el-Mu'cemu'1-Mufehres li-Elfâzı Hadîsi'n-Nebevî ile Miftâhu Kunûzi's-Sünnet isimli fihristle rdeki tertîblerden faydalanıldı.

3- el-Câmi'u's-Sahîh'in kitâb başlıkları, bâb başlıkları ve senedleri yle beraber hadîsleri kendi harfleriy le aynen alındı. Müteakiben her kitâb ismi olduğu gibi sırasıyle büyük harflerle, her kitâb altındaki bâblar ve muhtevala rı ise terceme edilip küçük kapital harflerle ya­zıldı.

4- el-Câmi'u's-Sahîh'in ekseriya bâb başlıkları devamında bulunan çeşitli bilgiler ve hükümlerle diğer tamamlayıcı kısımları da aynen verildikt en sonra eksiksiz tercemele ri yazıldı. Bu kısımlarda ekseriya çok bulunan âyetlerin Kurân'daki sûre ve âyet rakamları gösterildi, rivayetle rin kaynaklarına işaret edildi.

5- Hadîsin rakkamı yazıldıktan sonra senedin tamamiyle veya kıs­men terk edildiğine delâlet etmek üzere noktalard an meydana gelen bir çizgi konularak hadîsin tercemesi yazıldı.[1]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 34-35. 

 

9- Tercemede ki Diğer Bâzı Hususlar

Tercemeni n hemen üstündeki asılda sened ve metin aynen mevcûd olduğu ve senedi tedkîk etmek istiyenle rin oradan daha kolaylık­la ta'kîb edebilmel eri mümkin bulunduğu için senedleri n tercemesi yoluna gidilmedi . Zaten seneddeki râvîlerin isimlerin i sâdece lâtin harf­leriyle sıralamaktan öteye geçmeyecek olan bir sened tercemesi nden beklenen fâide sağlanmayacaktı. Üstelik bazı eda sîgalarının ve ta'bîrlerin tercemesi nde içinden çıkılmayacak güçlüklerle karşılaşılacak­tı. Zîra bilhassa "haddesenâ" ve "haddesenî" ta'bîrlerini ihtiva eden bir isnadı bütün istılâhî manâlarına ve incelikle rine sadâkat göstererek Türkçede güzel bir ta'bîr ile sevketmek cidden pek müşkil bir iştir.[1]

Sonra bu kabil olsa bile sened tercemesi okuyucula rın çoğuna bir ma'nâ ifâde etmeyeceği gibi hem kitaba hem okuyucuya fazladan bir yük ve kalabalık olacaktı. Çünkü tabiî olarak okuyucu senedden ziyâ­de doğrudan doğruya Rasûlullah'ın tebliğlerine,ondan nakloluna n hadîslere i'tibâr edecektir . Zâten asi olan da onlardır, sened sâdece hadîsin mevsûkiyyetinin dayanağı ve vesikasıdır. O da hemen tercemeni n üs­tünde aslı ile mevcûddur.

Bize sened tercemesi ni lüzumsuz kılan diğer bir sebeb de bu kitâbda ne varsa hepsinin sahîh olduğu artık tamamiyle ve ittifakla ma'lûm ve müsellem bulunması keyfiyyet idir.

l- İşte bu sebeplerd en dolayı umûmî olarak sened tercemesi nden vazgeçildi. Fakat aşağıdaki hususlar da dikkate alındı:

a. el-Câmi'u's-Sahîh'in en başında bulunan "Vahy Bâbı"ndaki 6 hadîsle "İmân Kitâbı"nın birinci hadîsinin senedleri, senedlerd eki râvîlerin biribirle rinden hadîsi alma şekli ve nakletme ta'bîr ve ifâdele­rine birer örnek olmak üzere kısaltılmaksızın aynen terceme edildi.

b. Bazen içinde lüzumlu bilgiler ve faydalar bulunan ve okuyucu­ya fazla bir yük teşkil etmeyecek olan senedler yine tam tercemele riyle verildi.

c. Senedin sevkinde hadîsin vürûd sebebi, takviyesi veya ittisali ile ilgili delilleri n bulunduğu yerlerde bu bilgileri muhafaza etmek için sened bazen tâbiundan olan râvîden veya daha berisinde ki râvîden i'tibaren terceme edildi.

d. Sahâbîye yakın olan râvîlerde tahvil yapılmış ve her isnâdda da ayrı ayrı Rasûlullah'ın sözleri bulunmuşsa böyle yerlerde H tahvil işa­retini koydukdan sonra: (Yine fulândan) şeklinde terceme edilerek bunlara işaret olundu.

2- "An fulânın, an fulânın" zincirini n tercemesi nde "o da fulândan o da fulândan" şeklinde araya bir "o da" kelimesin i koymak terceme yönünden ve nakil zincirini n iyice belirmesi bakımından lüzumlu gö­rüldü.

3- Hadîsin rakkamını yazdıktan sonra senedin tamâmiyle veya kıs­men terk edildiği yerlerde terk edilen kısma işaret edecek noktalarl a bir çizgi çekildiğini daha evvel söylemişdik. Bu çizgiden sonra ekseri­ya sahâbîden bazan da tabiîlerden... olan râvîsinin ismi ve bunun ha­dîsi nisbet etme tarzı gösterildi. Ancak burada Buhârî, sahâbî ismini hangi lafızlarla zikretmişse ekseriya o lafızı muhafazay a dikkat edil­di: Meselâ Buhârî bazan "an Âişete"; bazan "an Aişete Zevcin-Nebiyy (S)"; bazan "an ibn Abbâs"; bazan "an Abdillah ibn Abbâs" demişdir. Yine bunun gibi bazan "an ibn Umer", bazan "an Abdillah ibn Umer", bazan "kaale, kaale Rasûlullah (S)", bazan "enne'n-Nebiyye (S) kaale keza keza" lafızlarıyla hadîsi sevk eylemişdir. İşte bu gibi lafızları îrâd etmek hususunda da çok yerde Buhârî'ye tamamen uyuldu.

4- Râvînin hadîsi ref ve nisbet etme şekline gelince bu nisbet umu­miyetle hep cezm sîgası iledir. Bu cezim ifâdeleri Türkçede "buyurdu, buyurdu ki, dedi, emretti, şöyle demişdir..." gibi ma'lûm fiiller kulla­nılarak veya "dır" edatı ile te'mîn edilmeye çalışıldı. Meselâ "Ebû Hureyre (R) şöyle dedi: Rasûlullah (S) şöyle buyurmuştur.." gibi. Çünkü "rivayet olunmuş, buyurulmuş, söylenmiş, denilmiş gibi sâdece "misli" ta'bîrlerin Türkçe'de  bir  gevşeklik   ma'nâsını   ifâdede   kullanıl­ması gâlibdir. Nadiren de olsa gevşeklik anlatan bir sîga gelince o da cezm (yânî kesinlik) göstermeyen ta'bîrle ifâdelendirilmeye çalışıldı.

5- Senedlerd e sahâbî isimlerin den sonra söylenen tardiyele r -yânî cinsiyet ve kemmiyete göre radıyallahu anhu, anhâ, anhum, anhünne... şeklindeki dua ta'bîrleri- (R) ile; Peygamber'e tasliye ve teslîmeler -yânî sallallah u    aleyhi ve selleme, aleyhi's-selâmu, aleyhime's-selâmu, aleyhimu's-selâmu ta'bîrleri- de (S) ile remizlend irildi. Bu ta'bîrlerin bu şekilde sadece “Sâd” harfiyle remizlend irildiği bazı eski yazmalard a görüldüğü gibi bir kısım basmalard a da tatbîk edilmekte ve cidden yazıda ve kitâbda bir hafifletm e ve kolaylık sağ­lanmaktadır.[2]

6- İbn'ler umumiyetl e üç harf hâlinde ve nadiren makaamlarının gerektird iği okuma tarzlarıyle yazıldı.

7- Özel isimlerle mensûbiyetlerdeki ta'rîf harfleri, okuma tarzının gerekli kıldıkları hâriç umumiyetl e yazılmadı. Zira asılları tercemeni n üst tarafında mevcûd olup karşılaştırılmaları dâima mümkin bu­lunmaktadır.

8- Umer, Usmân, Lukmân gibi hass isimlerde asıllarının telâffuzu esas alındı. Zaten Arapçada "o, ö, ü" sesleri olmadığı gibi özel isimleri böyle eserlerde değiştirmek de doğru görülmedi.

9- Sahîh-i Buhârî Tercemesi'nde geçen âyet maâlleri bazan aynen, bazan da küçük tasarrufl arla Muhammed Hamdi Yazır (1941)'ın Hakk Dîni Kur'ân Dili'nden veya Hasan Basrî Çantay (1964)'ın Kur'ân-ı Ha­kim ve Meali Kerîm'inden alındı.

10- Terceme esnasında faydalanılan kaynakları, listesi ayrıca ve­rilmekle beraber bilhassa Kirmânî (786/1384)'nin, el-Kevkebu'd-Derârî fi Şerhi'l-Buhâri'si,  İbn  Hacer  el-Askalânî (852/1448)'nin Fethu'l-Bâri’si;    Aynî (855/1451)'nin, Umdetu'1-Kaarî’si, Kastallânî (923/1517)'nin İrşâdu's-Sârî’si dâima yanımızdan ayırmadığımız ve en çok faydalandığımız eserlerdi r. Bunlar el-Câmi'u's-Sahîh'e ölümsüz hizmet etmiş ve gerçekden çok kıymetli çalışmalardır. Ekseriya bun­lar sayesinde müşkilleri anlamak, incelikle re nüfuz etmek kaabil ol­muştur.

11- Tercemele rde aslına sadâkat vazgeçilmez bir esas kabul edildi. Metinlerd e hiç bir arttırma veya eksiltme yapılmaksızın Sahîh'de bu­lundukları gibi aynen ve sadâkatla tercemeye çalışıldı. Çünkü tercemede asla sadâkat bu işin ilk ve son şartıdır. Bütün tercemele rde böyle olması gerekmekl e beraber bilhassa her kayd ve ıtlâkı, bir takım dînî hükümlere kaynak, delîl ve dayanak olan böyle ana eserlerde tercemeni n aslına uygunluğu çok ehemmiyet kazanır. Bunun için gücümüz yettiği nisbette sadâkatla tercemeye dikkat gösterildi. Bazı yerlerde metnin kolayca anlaşılmasını sağlamak için tercemeye tamamlayıcı lafızlar ilâvesi gerektiğinde bunlar ekseriya iki kavis içinde yazıldı.

12- Bâb başlıklarına, muhtevala rına, hadîs sened ve metinleri ne ge­rektikçe haşiyeler şeklinde rakam sırasına bağlanmış açıklamalar verildi. Fakat bu açıklamaların aslı gölgelememesine dikkat edildi. Bu sebeple açıklamalarda can sıkıcı ve ağır tafsilat terkedili p Peygamber­den sabit olan bütün hakîkatların hem hiçbir tarafı gizli bırakılmaksızın, hem de fazla söz söylemeksizin anlatılmakla yetinildi . Peygamber de "Kolaylaştırın, güçleştirmeyin, insanlara nefret vermeyin, müjdeleyin" buyurmuştur.[3]

Bu suretle Allah Rasûlunun hadîs ve sünnetleri mümkin mertebe olduğu gibi gözler önüne konuldu. Bundan maksadımız, tercemele ri okuyan herkesin -müçtehidlik taslaması değil- kendi irfan seviyesin e göre bu Nebevî irşadlardan nasibini almasıdır. Çünkü hiç bir kimse Peygamber kadar öğretici olamayacağı gibi ne derece hakîm ve derin âlim olursa olsun hiç bir şahsın sözü Peygamber'in sözlerinden daha doğru, daha güzel ve daha te'sîrli olamaz. Zîrâ: "Muhakkak sözlerin en hayırlısı Allah'ın Kitabı, yolların en hayırlısı da Muhammed'in yoludur"[4]

Bu uzunca Terceme Usûlü'müzün gayesi de İmâm Buhârî'nin şu çok kıymetli tasnifini mümkin olduğu kadar bütün incelikle ri ve güzellikleriyle Türkçeye aktarabil mek ve aynı zamanda bu çok değer­li muhtevanın gözlere ve gönüllere usanç vermeden okunmasına yar­dımcı olmaktır.

Yapılan bu tedkîk ve tercemeni n nihâî olduğu, eksiklerd en, kusur­lardan beri bulunduğu düşüncesi aklımızdan geçmez. Biz daha önce­kilerin çalışmalarından çok istifâdeler ettik. Allah Rasûlü'nün hadîslerini dosdoğru ve sâde bir şekilde terceme etmek için aşkla, şevk­le ve tam samimiyet le, aylar ve yıllar harcadık. Bu yolda uhdemize düşen tebliğ vazîfemizi karınca kararınca yerine getirmeye çalıştık. Esasen "Her bir ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır." (Yûsuf: 12/76)

Bizden sonrakile rin bu vâdîde daha başarılı çalışmalar yapmaları ve bu yüzden kat kat hayırlara nail olmaları en hâlis dileğimizdir. Şübhesiz bu nevi çalışmalar, insanın ölümünden sonra da sevabı kesilmeyi p devam edeceği haber verilen hakîkaten hayırlı işlerden biridir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu:

"İnsan öldüğü zaman kendinden ameli kesilir, ancak üç şeyden kesilmez. Akıp duran sadakadan, yâhud fay­dalanılan bir ilimden, yâhud da kendisi için dua eden iyi çocuktan"[5]

Rasûlullah şöyle buyurdu:

"Her kim bir hayıra delâlet ederse ona da hayrı işleyenin sevabı gibi sevâb vardır"[6]

"Ey Rabb'imiz, bizlere ve daha önden îmân ile bizi geçmiş olan (dîn) kardeşlerimize mağfiret buyur ve gönüllerimizde îmân etmiş olanlara karşı bir kîn bırakma! "Ey Rabb'ımız, şübhe yok ki sen raûfsun, rahimsin" (el-Haşr: 59/10). [7]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] "Haddesenâ" ta'bîri lügatte "bize söyledi" demek olabilirs e de hadîs ıstılahında üs­tadın talebesin e veya hâzır bir meclise, elindeki kaynaktan hadîsleri Peygamber­den i'tibâren kimlerden aldıklarını, alma tarz ve ifâdelerini aynen tekrar edip sıralayarak bizzat takrir edip söylemesini, yânî "Bize fulan hadîs söyledi" demeyi ifâde eder. Türkçe'de bunun tam karşılığı bulunmadığı ve hadîsin kuvvetini bildir­mede önemli bir ıstılah olduğu için "bize tahdîs etti" şeklinde muhafaza edildi. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır da Tefsîr'inde böyle kullanmıştır: Hakk Dîni, VIII, 5881, 6123.

Bu ta'bîrler ve manâları hakkında özetlenmiş bir açıklama Sahîh-i Müslim ve Ter­cemesi, Takdim, X-XI'deki haşiyede verilmiştir.

[2] Meselâ: İmâm el-Bııhâri. Hayru'l-Kelam fi'l-Kırâati hıalfe'l-İmâm, en-Nâşir, eş-Şeyh Umer Yârkendî, Mısır, tarihsiz. A.J.Wensi nck, Miftâhu Kunûzı's-Sünneh, Mütercim Muhammed Fuâd Abdu'l-Bâkî Mısır, 1934. Hamdî el-A'zamî, el-Murşîd İlmi Usûli'l-Fıkhı ve Târihu'l-Fıkhı'l-İslâmî. Bağdad 1368/1949.

[3] Buharı, İlim, 12. Bâb, 11. Hadîs, Enes'ten.

[4] Müslim, Cumua, Tahfîfi's-Salât ve'l-Hutbe.

[5] Müslim, Vasiyye.

[6] Müslim, İmâre, Fadlu İâneti'l-Gaazî.

[7] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 35-38. 

 

Dua

Bu tercemeni n yegâne gayemiz olan Yüce Allah'ın rızâsına ve Rasûlü Muhammed (aleyhi's-selâm)'in muradına uygun olarak başarıy­la tamamlanm asını, sonra da bunun nâçiz mütercim için ve bunu okuyan mü'minler için dâima akıp duracak ve hiç kesilmeye cek bir hayır ve sevâb kaynağı olmasını, "Kelimetu'llâh'ı en yüksek kılma yo­lundaki" (Buharı, Cihâd; Müslim, İmâre) bütün bu çalışma ve didinmele ri "Ticâreten len tebûr" (Fâtır: 35/29) sırrına mazhar kılmasını Hakk Teâlâ'dan tadarru ve niyaz eylerim.

"Ben gücümün yettiği kadar ıslahdan başka birşey arzu etmem. Benim mu­vaffakiyetim ancak Allah 'in yardımı iledir. Ben yalnız O'na güvenip dayan­dım ve yalnız O'na dönerim" (Hûd: 11/88).

Rabbena âtinâ min ledünke rahmeten ve hey yi'lenâ min emrinâ raşeden.

"Ey Rabbımız! Bize tarafından bir rahmet ver! Ve işimizden bizim için bir muvaffakıyyet hazırla!" (el-Kehf: 18/10)

Allah'ım, günâhımı, bilgisizl iğimi, her işimde olan israfımı ve ben­den daha iyi bildiğin bütün kusurlarımı afveyle!

Allah'ım, latifemi ve ciddî hâlimi, kasıdsız ve kasıdlı her fiilimi af­veyle; i'tirâf ederim ki bunların hepsi bende vardır.[1]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Buhârî, Deavât, Kavlu'n-Nebî: Allâhümmeğfir lî...; Müslim, Zikr ve'd-Duâ, et-Taavvuz min şerri mâ amile...

Bu, Rasûlullah'ın kendi şahsında ümmetine öğrettiği dualardan biridir. Kendisi her zaman ilâhî vahye mazhar bulunduğu için burada zikr edilen kusurlard an beridir. Biz ise bunu kendi nefsimizi n bir i'tirâfı ve istiğfarı olarak buraya koymuş bulunuyor uz.

Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 39. 

 

İmam Buhari’nin Hal Tercemesi:
 
l- Nesebi ve Nisbeti[1]

O, Ebû Abdillah Muhammed ibn İsmail ibn İbrahim ibn el-Muğîre ibn Berdizbeh el-Cu'fî'dir.[2] Berdizbeh lâfzını Emir Ebû Nasr ibnu Mâkûlâ (487/1094) Kitâbu'l-İkmâl'de bu şekilde kaydetti ve bu Buhâralılar'ın dilinde ziraatçı ma'nâsınadır dedi.[3] Bu kelime bâzı rivayetle r­de Bezizbih şeklinde de zabtedilm iştir.

Berdizbeh, kavminin dîni üzere bulunan bir Farslı idi, ve o dîn üzere öldü. Sonra bunun oğlu el-Muğîre, Buhara vâlîsi el-Yemân el-Cu'fî'nin eliyle müslümân oldu. "Bir şahsın eliyle müslümân olan kimsenin velâsı, o şahsa âid olur" kaaidesi uyarınca, velâ nisbeti olarak Muğîre, el-Yemân el-Cu'fî'ye nisbet edildi. Yânî Muğîre, Buhara âmili el-Yemân el-Cu'fî tarafından müslümân edilmiş ve bu sebebden kendisine, ma'nevî mevlâsına izafetle el-Cu'fî nisbeti verilmiştir. İşte bundan dolayı Buhârî'ye de el-Cu'fî denilmiştir.

Bu Yemân ise Buhârî'nin üstadı olan muhaddis Abdullah ibn Mu­hammed ibn Ca'fer ibn Yemân el-Cu'fî el-Musnidî (229/843)'nin dedesidir .

İbn Hacer; İbrâhîm ibnu'l-Muğîre'ye gelince onun haberleri nden herhangi bir şeye vâkıf olamadık, dedi.

Muhammed el-Buhârî'nin babasına gelince, İbn Hıbbân'ın Kitâbu's-Sikaat'ında ona âid bir terceme zikredilm iştir. Dördüncü tabakada şöyle dedi: Buhârî'nin babası olan İsmail ibn İbrahim, Hammâd ibn Zeyd'den ve Mâlik'ten rivayet eder. Ondan da Iraklılar rivayet etmişlerdir. Onu oğlu et-Târîhu'1-Kebîr'de zikr edip, İsmail ibn İbrâhîm ibni'l-Muğîre, Mâlik'ten ve Hammâd ibn Zeyd'den hadîs dinlemiş ve İbnu'l-Mubârek (181/797)'e arkadaşlık eylemiştir dedi.

Zehebî Târihu'l-İslâm'da şöyle dedi: Buhârî'nin babası takvâlı âlim­lerden idi. Ebû Muâviye'den ve bir cemâatten hadîs nakletti. Ondan da Ahmed ibn Ca'fer ile Nasr ibnu'l-Huseyn hadîs rivayet ettiler. Ah­med ibn Hafs şöyle dedi: Ben ölümü sırasında Ebû'l-Hüseyn İsmâîl ibn İbrahim'in yanına girdim. O: Malımın hepsi içinde şübheli yoldan hâ­sıl olmuş bir dirhem bilmiyoru m dedi. Ahmed: O, bu sözü söylediği za­man kendi nefsim bana küçük göründü dedi.

İsmâîl ibn İbrahim'in bu sözü, onun salâh ve takvasının delilidir . İşte onun bu salâhı, şöhreti Şark ile Garb'ı doldurmuş bulunup, hâl tercemesi ni yazmakta olduğumuz oğluna sirayet etmiştir.

Buhârî'nin bir ilim ve takva evinden meydana geldiği açıkça gö­rülüyor, çevrenin de ahlâk ve ameller üzerindeki te'sîri gizli olmaz. [4]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Buhârî'nin burada yazılan hâl tercemesi İbn Hacer el-Askalânî'nin Heydu's-Sârî li-Fethi'1-Bâri Mukaddîmeti Şerhi Sahîhi'l-Buhârî kitabının sonunda birçok başlıklar altında toplanmıştır: s. 474-495. Bu hâl tercemesi Kastallânî'nin İrşâdu's-Sârî li-Şerhi Sabîhi'l-Buhârî'sinin mukad­dimesinde de yine böyle başlıklar altında toplanmıştır: I, 31-44.

[2] Cu'fî, kursî vezninde, Yemen'de bir kabîle pederinin ismidir ki, Cu'fi ibn Sa'd el-Aşîre'dir; nisbetind e dahî Cu'fi denir; şeddeli yâ'yı hazf ve takdirden sonra yerine nisbet yâ'sını ilhak ile ... (Kaamûs Ter., III, 535).

[3] İbn Mâkûla aynı kitabında bu ismi " Yezdizbeh" şeklinde de rivayet etmiş­tir (Vefeyâtu'l-A'yân, III, 329-331).

[4] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 43-44. 

 

2- Doğumu ve Yetişmesi
   
Muhammed el-Buhârî, Buhara şehrinde hicrî 194 yılı Şevval ayı­nın on üçüncü cumua günü, cumua namazından sonra doğmuştur (21 Temmuz 810). İbn Kesîr, 194 yılı Şevvâl'in on üçüncü cumua gecesi doğdu, dedi.

Buhara, Mâverâünnehr beldeleri nin en büyüklerinden olup, Semerkand'la arasında sekiz günlük mesafe vardır.

Buhârî küçükken, babası İsmâîl vefat etti. Bu sebeble Buhârî an­nesinin terbiyesi nde bir yetîm olarak büyüdü. Buhârî uzun ve kısa de­ğil, orta boyda, ince kurumda bir bünyeye sâhib idi.

Guncâr (412/1021)'ın Buhara Târihi'nde, el-Lâlekâî (418//1027)'nin de Şerhu's-Sunen'in Kerâmâtu'l-Evliyâ babında rivayet ettikleri ne göre Muhammed'in gözleri, küçüklüğünde görmez olmuş, annesi ru'yâsında İbrâhîm Halîl Peygamber'i görmüş, İbrâhîm ona: Ey kadın, oğluna çok dua etmen sebebiyle Allah oğlunun gözlerini geri verdi, demiş, sa­bah olunca hakîkaten Allah ona gözlerini geri vermiş, o da görür ol­muştur.

İşte Buhârî, bir fazîlet memesi emmiş olarak sütten kesilmiş, böyle fazilet üzerinde olmuş, bir ilim çevresi içinde terbiye edilmiş ve büyü­müştür. Babasından büyük bir servete vâris olmuştur. İşte bu servet ona tabiî olarak nefis şerefiyle, iffet ve imtinâı ile ilim taleb etmesine yardım edip durmuştur. [1]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 44-45. 

 

3- İlim Araması ve Seyahatleri
   
İsmâîl, hanımı ile Ahmed ve Muhammed isimlerin deki iki çocuğu­na mühim mıkdarda mal bırakarak öldü. İkinci çocuğu Muhammed, babasının ölümü zamanında henüz bebek idi. Hadîs sahasında önemli ve derin te'sîrler icra etmesi mukadder olan bu küçük çocuk, bedenen zayıf olmasına rağmen yaradılıştan kendisine zihnî melekeler bahşe­dilmişti. O, keskin ve unutmayan bir hafızaya, kuvvetli bir zekâya ve sağlam gayeye sâhibdi. Ağır ve usulünce çalışmaya karşı tükenmeyen bir enerji ve büyük bir kaabiliye t sahibi idi.

Muhammed el-Buhârî, tahsiline annesinin rehberliği altında mem­leketi Buhârâ'da başladı. Daha küçücük bir çocuk iken Kur'ân'ı ez­berledi, ilk tahsilini bitirdi, Arabca'yı kuvvetlic e öğrendi.[1]

Daha mektebde iken kendisine hadîs işitme sevgisi düşürüldü. Mü­teakiben beş altı sene içinde, yânî bulûğu yaklaşırken onbinlerc e ha­dîsi ezberledi, memleketi nin bütün hadîscilerinin bilgileri ne hâkim oldu.

Firabrî şöyle dedi: Buhârî'nin kâtibi olan Ebû Ca'fer ibnu Ebî Hâtim'den işittim, o şöyle diyordu: Ben Buhârî'ye: Senin işin nasıl başla­dı? Diye sordum. Buhârî şöyle dedi: Ben on yaşında, yâhûd biraz daha küçükken mektebde kalbime hadîs ezberleme k ilham olundu. Bundan sonra mektebi bitirip çıktım. On yaşından sonra da ed-Dâhîlî'ye ve ondan başka üstâdlara gidip gelmeye başladım. Bir defa­sında ed-Dâhilî, insanlara karşı okumakta olduğu hadîslerden birin­de: Sufyân, Ebu'z-Zubeyr'den, o da İbrahim'den senedini söyledi. Bunun üzerine ben ona: Ebu’z-Zubeyr, İbrahim'den rivayet etmedi, deyiver­dim. Bu i'tirâzımdan dolayı beni azarladı. Ben de kendisine: Eğer ya­nında mevcûd ise asıl nüshaya müracaat et de bak, dedim. Hemen odasına gidip asıl nüshaya baktı. Sonra bizim yanımıza döndü ve ba­na hitaben: Ey çocuk o, sened nasıldır? dedi. Ben: O sened, ez-Zubeyr ibnu'l-Adıyy, İbrahim'den şeklindedir, dedim. Bunun üzerine benden kalemi aldı, kitabını düzeltti ve: Sen doğru söyledin, dedi.

Buhârî'nin arkadaşlarından biri: Sen o zaman kaç yaşında idin? diye sordu. Buhârî: On bir yaşında bulunuyor dum, dedi.

Buhârî kendisi şöyle anlatmıştır: On altı yaşına girdiğim zaman Abdullah ibnu'l-Mubârek (181/797) ile Vekî' ubnu'l-Cerrâh (197/812)'ın  kitâblarını ezberlemiş ve ashâbu re'y nâmını alan Irak müctehidlerinin kavilleri ni, re'ylerini öğrenmiştim. Bundan sonra hacc etmek ve ilim taleb etmek için kardeşim Ahmed ve annem ile birlikte Mekke'­ye gittim. Hacc ettikten sonra kardeşim Buhara'ya döndü ve orada öl­dü.[2]

Buhârî hadîs tahsili için Mekke'de kaldı. Bu, 210 yılı idi. Eğer Bu­hârî ilk hadîs tahsiline başladığı zaman Hicaz'a gelseydi, akranının erişip de kendisini n erişemediği yüksek tabakaya muhakkak erişecekti. Bununla beraber o, Yezîd ibn Harun (212/827) ve Ebû Dâvûd et-Tayâlisî (203/813) gibi yüksek tabakaya yakın olanlara yetişmiştir. Abdurrezzâk (211/826)'a erişmiş ve Yemen'e onun yanına gitmek istemiştir. Bu kendine mümkün de oluyordu. Derken ona, Abdurrezzâk öldü, denildi; bundan dolayı Yemen'e onun yanına gitmekten geri kaldı. Sonra Abdurrezzâk'ın ölmediği, hayâtta olduğu meydana çıktı. Artık Buhârî on­dan bir vâsıta ile rivayet eder oldu.

Yine Buhârî şöyle dedi: "Ben on sekiz yaşıma girdiğim zaman Kitâbu Kadâyâ's-Sahâbe ve't-Tâbiîn (Sahâbe ve Tâbi'lerin Hüküm Suret­leri Kitabı) isimli eseri tasnif ettim. Sonra Medine'de Peygamber'in kabrinin yanıbaşında et-Târîhu'1-Kebîr'i tasnif ettim. Ben onu mehtâblı gecelerde yazıyordum. Târihim içinde az isim vardır ki o ismin sahibi hakkında ayrıca bende bir iki kıssa mevcûd olmasın, lâkin ben kitabın uzamasını istemediğim için bunları oraya katmadım.[3]

Sonra Şam'a ve Mısır'a gittim.[4] Cezire'ye iki defa, Basra'ya dört defa gittim. Hicaz'da altı sene ikaamet ettim. Küfe ve Bağdâd'a kaç defa girip çıktığımı saymıyorum "[5]

Ebû Bekr ibn Ebî Ayyaş el-A'yen: Biz, kendisi henüz tüysüz bir genç olduğu hâlde Muhammed ibn İsmail'den, Muhammed ibn Yûsuf el-Feryâbî (212/827)'nin kapısı önünde hadîs yazdık, demiştir. Feryâbî'nin 212/827'de vefat etmiş olduğu gizli değildir. Buhârî'nin yaşı o za­man 18 civarında idi. [6]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Matbûâtu'l-Arabiyye l, 534-537.

[2] Hedyu's-Sâri, S.478-479, "Zikru nesebihî ve mevlidihî ve menşeihî ve mebdei tale-bihî li'l-hadîs". İrşâdu's-Sârî, s.31 vd., "el-Faslu'l-hâmis fi zikri nesebi'l-Buhârî ve nesebihî ve mev­lidihî ve mebdei emrihî ve neş'etihî ve talebihî li'l-ilm..."

[3] Bu kitâb, hadîs râvîleri hakkında eser yazmış olanların hepsi için en kıymetli kay­naklardan biri oldu. Bunun hakkında Keşfu 'z-Zunün, I, s.287'de ve İslâm Ansiklo­pedisi, c.II, s.771-772'de bilgiler vardır.

[4] Buhârî, et-Târîhu'1-Kebîr'inde (I, 2, 5) 217 yılında Mısır'da bulunduğunu kaydedi­yor (Buhârî'nin Kaynakları, s. 122). Buhârî hadîs araştırma seyahatle rine Mekke'­den başladı. Seyahatle ri onu İslâm Dünyâsı'nın büyük kısmına götürdü. Her yerde hadîs araştırmasının îcâb ettirdiği kadar uzun müddet kaldı, hadîscilerle buluşup, onların rivayet ettikleri bütün hadîsleri öğrendi. Kendi bilgisini de onlara aktara­rak bütün önemli ilim merkezler ini ziyaret etti. O aynı yerde yıllarca kalmakta tereddüd etmedi, ilmî araştırması için lüzumlu ise aynı yere birden fazla seyahat etmekten de kaçınmadı.Basra'da dört veya beş sene, Hicaz'da altı sene kaldı. Mı­sır'a iki defa, Küfe ve Bağdâd'a sayısız seyahatle r yaptı (Mukaddımetu Fethi'1-Bâri, s.464).

[5] Buhârî Bağdâd'a sekiz defa girmiştir. Bunlardan her girişinde İmâm Ahmed'le bu­luşmuştur. Ahmed de onu Bağdâd'da ikaamete teşvik etmiş, Horasan'da ikaametin i yermiştir. Muhammed ibn Ebî Hatim şöyle dedi: Ben Buhârî'den işittim, şöyle diyordu: Ben Bağdâd'a sekiz kerre gittim. Her gidişimde Ahmed ibn Hanbel ile ilim meclisind e oturduk. Kendisine son defa vedâa gittiğimde bana: "Yâ Ebâ Abdillah, ilmi ve talibi olan insanları terk ediyorsun da Horasan'a gidiyorsu n! dedi. Ben hâlâ Ahmed ibn Hanhel'in bu sözünü hatırlamaktayım (Tabakaatu'ş-Şafiiyye II, 5).

[6] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 45-47. 

 

4- Üstâdları ve Dereceleri[1]
 
el-Hâkim Ebû Abdillah Târîhu Nîşâbûr'da Buhârî'nin kendileri n­den hadîs işittiği üstâdlannı şöyle sıralamıştır:

Mekke'de: Ebû'l-Velîd Ahmed ibn Muhammed el-Ezrâkî (233/837), Abdullah ibn Yezîd el-Mukrî (213/828), İsmâîl ibn Salim es-Sâiğ el-Bağdâdî, Ebû Bekr Abdullah ibnu'z-Zubeyr el-Humeydî (219/834) ve  akranları.

Medine'de: İbrahim ibnu'l-Munzir el-Hızâmî (236/850), Mutarraf ibn Abdillah (220/835), İbrahim ibn Hamze (230/844), Ebû Sabit Muhammed ibn Ubeydilla h, Abdulazîz ibn Abdillah el-Uveysî (311/923), Yahya ibn Kaza'a (237/851) ve onların yakınları.

Şam'da: Muhammed ibn Yûsuf el-Feryâbî (212/827), Ebû Nasr Ishâk ibn İbrahim, Âdem ibn Ebî İyâs (229/843), Ebû'l-Yemân el-Hakem ibn Nâfi' (222/836), Hayve ibn Şurayh ibn Yezîd el-Hadramî Ebu'l-Abbâs el-Hımsî (224/838). Hâlid'ibn Haliyy (Hıms kaadısı) el-Kelâ'î Ebu'l-Kaasım el-Hımsî, Hattab ibn Usmân Ebû Amr (236/850), Ebu'l-Mugîre Abdu'l-Kuddûs (212/827), Süleyman ibn Abdirrahmân ibn binti Şurahbîl (232/846) ve bunların yakınları.

Buhârâ'da: Muhammed ibn Sellâm el-Biykendi (227/841), Abdullah ibn Muhammed el-Musnidî (229/843), Harun ibnu'l-Eş'as el-Buhârî Ebû İmrân, Abdetu'bnu'l-Hakem, Muhammed ibn Yahya ibn Abdilazîz el-Yeşkurî Ebû Alî es-Sâiğ el-Mervezî (252/866), Hıbbân ibn Musa (247/861) ve bunların akranları.

Merv'de: Aliyy ibnu'l-Hasen ibn Şakıyk (215/830), Abdan ibn Usmân ibn Cebele (220/835), Usmân ibn Salih (219/834), Muhammed ibn Mukaatıl el-Mervezî (226/840) ve ak­ranları.

Belh'de: Mekkî ibn İbrahim (215/830), Yahya ibn Bişr (231/845), Muhammed ibn Ebân ibn Vezîr el-Belhî (244/858), el-Hasen ibn Şuca' ibn Recâ el-Belhî Ebû Alî (241/855), Yahya ibn Musa (240/854), Kuteybe (240/854) ve onların akranları. Bunlardan riva­yeti çoktur.

Reyy'de: İbrahim  ibn Musa ibn Yezîd et-Temîmî Ebû İshâk; 220/835'de hayâtta idi.

Bağdâd'da: Muhammed ibn îsâ et-Tabbâ' (224/838), Muhammed ibn Saik, Surayc ibnu'n-Nu'mân ibn Mervân el-Cevherî Ebu'l-Huseyn el-Bağdâdî (217/830), Ahmed ibn Hanbel (241/855), Ebû Müslim Abdurrahmân ibn Ebî Yûnus el-Müstemlî, İsmâîl ibnu'l-Halîl (225/839) ve akranları.

Vasıt'ta: Hassan ibn Hassan el-Vâsıtî (213/828), Hassan ibn Abdillah el-Vâsıtî (222/836), Saîd ibn Abdillah ibn Süleyman ve akranları.

Basra'da: Ebû Âsım en-Nebîl (212/827), Safvân ibn îsâ ez-Zuhrî Ebû Muhammed el-Basrî (220/835), Bedel ibnu'l-Muhabbir (215/830), Harami ibn Ammâre, Affân ibn Müslim (220/835), Muhammed ibn Ar'are (213/828), Süleyman ibn Harb el-Ezdî (224/838), Ebû'l-Velîd et-Tayâlisî (227/841), Muhammed ibnu'l-Fadl es-Sedûsî  el-Ma'rûf bi-Arîm (223/837), Muhammed ibn Sinan el-Bâhılî (226/840), Ebû Huzeyfe Musa ibn Mes'ûd en-Nehdî (220/835) ve ak­ranları.

Kûfe'de: Ubeydulla h ibn Musa el-Absî (213/838), Ebû Nuaym (219/834), Ahmed ibn Yâkûb (213/828), İsmâîl ibn Ebbân (216/831), el-Hasen ibnu'r-Rabî' (259/872),  Hâlid ibn Mahlid (213/828), Saîd ibn Hafs ibn Amr ibn Nufeyl el-Huzelî el-Nufeylî Ebû Amr el-Harrânî (237/851), Talk ibn Ganâm (211/826), Umer ibn Hafs ibn Gıyâs el-Kûfî (225/836), Ferve ibn Ebî'l-Mağrâ (225/839), Kabiysa ibn Ukbe ibn Muhammed es-Suvâî (213/828), Ebû Ğassân Muhammed ibn Mutarraf ve akranları.

Cezire'de: Ahmed ibn Abdilmeli k el-Harrânî (222/836), Ahmed ibn Yezîd ibn İbrahim el-Harrânî Ebu'l-Hasen ibn el-Vertenîs, Amr ibn Halef, İsmâîl ibn Abdillah ibn Hâlid el-Abdî el-Kuraşî Ebu'l-Hasen er-Rakkıyy el-Ma'rûf bi's-Sukkerî Kaadî Dımaşk (240/854) ve akranları.

Mısır'da: Usmân ibn Salih (219/834), Saîd ibn Ebî Meryem (223/837), Abdullah ibn Salih (Aynı isimde iki zât var: 211/826;223/837), Ahmed ibn Salih (248/862), Ahmed ibn Şebîb (229/843), Esbağ ibn Ebi'l-Ferec (225/839), Saîd ibn îsâ ibn Telîd el-Kıtbânî er-Ruaynî Ebû Usmân el-Mısrî (219/834), Saîd ibn Kuseyyir ibn Ufeyr (228/842), Yahya ibn Abdillah ibn Bukeyr (226/840) ve akranları.

Herât'ta: Ahmed ibn Abdillah ibn Eyyûb el-Hanefî Ebu'l-Velîd (232/846).

Nîşâbûr'da: Yahya ibn Yahya et-Temîmî (226/840), Bişr ibnu'l-Hakem (238/852), İshâk ibn İbrâhîm el-Hanzalî (253/867), Muhammed ibn Rafı' (214/829), Ahmed ibn Hafs ibn Abdillah. .. Ebû Alî en-Nîşâbûrî Kaa­dî (258/871), Muhammed ibn Yahya ez-Zuhlî (252/866) ve Akranları[2]

el-Hâkim Ebû Abdillah şöyle dedi: Buhârî ilim talebi uğruna zikr edilen bütün bu beldelere gitmiş ve bunlardan her bir şehirde o belde üstâdlarının yanında ikaamet etmiştir. Burada Buhârî'nin âlî isnadı­na istidlal edebilsin diye ancak her bir mıntakadaki eski âlimlerden birer cemâatin isimleri söylenmiştir.

Ca'fer ibn Muhammed el-Kattân'dan, şöyle demiştir: Ben Buhârî'den işittim, şöyle diyordu: "Ben binden fazla âlimden hadîs yazdım. Yanımda isnadını zikr edemeyeceğim hiçbir hadîs mevcûd değildir".[3]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Hedyü's-Sârî, s.479, "Zikru merâtibi meşâyıhıhî...."; İrşâdü's-Sari, s.32, "Ve emmâ rıhletuhu li talebi'l-hadis..."

[2] Buhâri'nin el-Câmi'u's-Sahîh'inin hadîslerini bizzat kendileri nden aldığı üstâdla­rının sayısı 289 kadardır. Bunların harf sırasına göre güzel bir listesini İbn Hacer Hedyu's-Sârî'de vermiştir, s.380-465,479. Bu liste Buhârî'nin Kaynakları, Dördün­cü Kısım'da (s.200-303) da harf sırası tertibiyl e verilmiştir.

[3] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 47-49. 

 

5- Şeyhlerinin Tabakaları ve Mertebeleri[1]

Muhammed ibn Ebî Hatim, Buhârî'den şunu rivayet etti: Buharı: Ben 1080 tane nefisten hadîs yazdım; bunların hepsi muhakkak hadîs sahibidir (âlimidir), demiştir. Ve yine Buhârî: Ben ancak îmân, kavl ve fiildir diyenlerd en hadîs yazdım, demiştir.

Hafız ibn Hacer, Buhârî'nin bütün şeyhlerini beş tabaka içinde top­lamıştır:

Birinci Tabaka: Bunlar Buhârî'ye tabiîlerden alıp tahdîs edenler­dir. Muhammed ibn Abdillah el-Ensâr (214/829) gibi ki, bu zât Buhâ­rî'ye Humeyd'den tahdîs etti. Mekkî ibn İbrâhîm (215/830), bu zât Buhârî'ye Yezîd ibn Ebî Ubeyd'den tahdîs etti.Ebû Âsım ed-Dahhâk ibn Mahlîd en-Nebîl (212/827), bu zât Buhâ­rî'ye Yezîd bin Ebî Ubeyd'den tahdîs etti. Abdullah ibn Musa el-Absî (213/828), bu zât Buhârî'ye İsmâîl ibn Ebî Hâlid ve Hişâm ibn Urve'den tahdîs etmiştir. Bu son ikisi tabiî­dirler. O, Buhârî'ye Ma'rûf'dan, o da Alî ibn Ebî Tâlib'den tahdîs etti. Ebû Nuaym Fadl ibn Dukayn (219/834) ki bu, Buhârî'ye el-A'meş'den tahdîs etti. Hallâd ibn Yahya (217/832), ki bu, Buhârî'ye Îsâ ibn Tahmân'dan tahdîs etti. Alî ibn Ayyaş (217/832) ile İsâm ibn Hâlid el-Hadramî (211 ?,215/ 826?830), ki bunların ikisi de Buhârî'ye tabiî olan Cerîr ibn Usmân'dan, o da sahâbî olan Büsr ibn Abdillah'dan tahdîs etmişlerdir. Bun­ların hepsinin şeyhleri tabiîlerdendir.

İkinci Tabaka: Bunlar birinci tabakadak ilerin asrında bulunanla r, lâkin tabiîlerin sikalarından işitmeyenlerdir:

Âdem ibn Ebî İyâs (229/843), Ebû Mushir Abdu'l-A'lâ ibnu Mushir el-Gassânî ed-Dımaşkî (218/835), Saîd ibnu'l-Hakem ibn Ebî Meryem (223/837), Eyyûb ibn Süleyman (224/838) ve emsalleri gibiler.

Üçüncü Tabaka: Bu, Buhârî'nin şeyhlerinden orta tabakadır. Bun­lar tabiîlere kavuşmayan, fakat tebeu't-tâbiîn'in büyüklerinden hadîs alanlardır: Süleyman ibn Harb el-Ezdî (244/838), Kuteybe ibn Saîd (240/854), Nuaym ibn Hammâd el-Huzâî Alî ibnu'l-Medînî (234/848), Yahya ibn Maîn (233/847), Ahmed ibn Hanbel (241/855), İshâk ibn Râhûye (238/852)[2], Ebû Bekr ibnu Ebî Şeybe (235/849), Usmân ibnu Ebî Şeybe (239/853) ve bunların benzerler i gibi.

İşte bu tabaka, kendileri nden hadîs almakta Müslim'in Buhârî'ye ortak olduğu kimselerd ir.

Dördüncü Tabaka: Bunlar hadîs talebinde Buhârî'nin refikleri ve kendisind en biraz önce işitmiş olanlardır: Ebû Hatim er-Râzî (277/890), Muhammed ibn Abdirrahîm (Saika) (255/868), Abd ibn Humeyd (249/863), Muhammed ibn Yahya ez-Zuhlî (252/866), Ahmed yâhud Muhammed ibnu'n-Nadr Ebû Bekr ibn Hâşim ibni'l-Kaasım el-Bağdâdî (245/859) ve bunlara benzerler den bir cemaat. Buhârî, bunlardan ancak şeyhlerinden işitme fırsatını kaçırdığı ha­dîsleri yâhud da bunlardan gayrileri yanında bulamadığı hadîsleri tahrîc eder.

Beşinci Tabaka: Bunlar yaşta ve isnâdda kendi talebeler i sırasın­da bulunan bir toplulukt ur. Buhârî bunlardan bir fâideden dolayı ha­dîs işitmiştir: Abdullah ibn Hammâd el-Âmulî (273/886), Abdullah ibn Ebi'l-Âs el-Havârizmî, Huseyn ibn Muhammed el-Kabbânî (289/901), Ebû îsâ et-Tirmizî (279/892) ve diğerleri gibi...

Buhârî bunlardan az şey rivayet etmiştir. Ve onlardan rivayet et­mekte Usmân ibn Ebî Şeybe'nin Vekî'den rivayet ettiği şu sözle amel etmiştir: Vekî': Kişi 'kendi fevkinde ve kendinin aşağısında olanlarda n hadîs söylemedikçe âlim olmaz, demiştir. Buhârî de: Muhaddis, kendi fevkinde olanlarda n da, kendi misli olanlarda n da, kendi dûnunda olan­lardan da hadîs yazmadıkça tam muhaddis olamaz, demiştir. [3]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Hedyu's-Sârî, s.479-480, "Zikru raerâtibi meşâyıhi'llezîne ketebe anhum ve haddese anhum"; Umdetu'l-Kaarî, l, 10, "Cümletu men haddese anhu'l-Buhârî fi sahihi­ni hamsu tabakatın"; İrşâdu's-Sârî, I, s.32-33, "Ve zikru ba'zı şuyûhihî ve men ahaze anhu...".

[2] Böyle (veyh) ile nihâyetlenen   alemler nahivcile r mezhebinc e -ki hakikatte de böy­le telâffuz olunmuştur- vav'ın fethi ve yâ'nın sükûnu iledir. Bu takdirce "Râhaveyh" demek  lâzım   gelirdi.  Lâkin hadîsciler (Veyh)  lâfzındaki nekâretten hoş­lanmadıkları için hâ'nın dammı ve vav'ın sükûnuyle okurlar. Buna göre "Râhûye" demek lâzım gelir. Bu kitâb da bir hadîs kitabı olduğundan, hadîscilerin mesleki tercih olundu (Tecrîd Ter.,s. 49).

[3] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 50-51. 

 

6- Talebeler i ve Kendisind en Hadîs Alanlar[1]
 
Buhârî'den hadîs alanlara gelince, bunların sayısı pek çoktur. Firabrî: el -Cami'u's-Sahîh kitabını Buhârî'den doksan bin kişi işitti. Bu gün onlardan benden başka kimse kalmadı. Buhârî'nin meclisind e yir­mi binden fazla kişi hâzır bulunur ve kendisind en hadîs alırlardı, de­miştir.

Üstâdlaından: Üstâdlarından birçokları da Buhârî'den hadîs rivayet etmişlerdir: Abdullah ibn Muhammed el-Musnidî (229/843), Abdullah ibn Munîr (243/857), İshâk ibn Ahmed es-Sermâvî (?), Muhammed ibn Halef ibn Kuteybe (?) ve diğerleri bunlardan dır.

Akranlarından: Ebû Zur'a er-Râzî (264/877), Ebû Hatim er-Râzî (277/890), İbrâhîm el-Harbî (285/898), Ebû Bekr ibn Ebî Âsım (293/905), Musa ibn Harun el-Cemmâl (?), Muhammed ibn Abdillah ibn Süleyman Mutayyen el-Hadramî Ebû Ca'fer (297/909), İshâk ibn Ahmed ibn Zîrek el-Fârisî (?), Muhammed ibn Kuteybe el-Buhârî (Muhammed ibn İsmail'in yakını), Ebû Bekr Muhammed ibn Ca'fer ibn A'yen el-Bağdâdî (293/905).

Kendisind en Hadîs Alan Diğer Büyük Hafızlar: Salih ibn Muhammed el-Mulakkab bi-Cezere (293/905), Müslim ibnu'l-Haccâc el-Kuşeyrî (Sahîh sahibi; 261/874), Ebu'1-Fadl Ahmed ibn Seleme el-Bezzâr (286/899). Ebû Bekr ibn İshâk ibn Huzeyme (311/932), Muhammed ibn Nasr el-Mervezî (293/905). İmâm en-Nesa'î (303/915). Ebû îsâ et-Tirmîzî (279/892; Buhârî'ye çok i'timâd etmiştir). Umer ibn Muhammed el-Bahîrî, Ebû Bekr ibn Ebi'd-Dünyâ (281/894), Ebû Bekr el-Bezzâr (292/904), Huseyn ibn Muhammed el-Kabbânî (289/901), Ya'kûb ibn Yûsuf ibnu el-Ahrem (344/955), Ebû Muhammed Abdullah ibn Muhammed ibnu Naciye (301/913), Sehl ibn Şâzûye el-Buhârî, Ubeydulla h ibn Vâsıl, el-Kaasım ibn Zekeriyya el-Bağdâdî Ebû Bekr el-Mıtraz (305/917), Ebû Kureyş Muhammed ibn Cem'a, Muhammed ibn Muhammed ibn Süleyman el-Bâğandî (312/924), İbrâhîm ibn Musa el-Cuveyrî, Alî ibnu'l-Abbâs et-Tâbiî, Ebû Hâmid el-A'meş, Ebû Bekr Ahmed ibn Muhammed ibn Sadaka el-Bağdâdî, İshâk ibn Dâvûd es-Savvâf, Hâşid ibn İsmâîl el-Buhârî, Muhammed ibn Abdillah el-Cuneyd, Muhammed ibn Musa... Ebû Abdillah el-Ma'rûf bi'n-Nehrtîrî el-Bağdâdî (289/901), Ca'fer ibn Muhammed en-Nîşâbûrî, Ebû Bekr ibn Dâvûd, Ebû Kaasım el-Bağavî (310/922), Ebû Muhammed ibn Sâid (316/928), Muhammed ibn Harun  el-Hadramî  el-Bağrânî   Ebû Hâmid (321/933), Huseyn ibn İsmâîl el-Mehâmilî el-Bağdâdî (330/941); bu zât Bağdâd'da Buhârî'den tahdîs edenlerin sonuncusu dur. İbrâhîm ibn Ma'kıl en-Nesefî (295/907), Muhayyeb ibn Suleym, Muhammed ibn Yûsuf el-Firabrî (320/932), Muhammed ibn Ahmed Dellûbe, Abdullah ibn Muhammed el-Aşkar, Ebû Alî Husayn ibn Muhammed ed-Dârakî, Ahmed ibn Hamdûn el-A'meş, Muhammed ibn Mahmûd... Ebû Amr el-Mervezî ve en-Nesevî, Ca'fer ibn Muhammed ibni'l-Huseyn el-Cezerî, Ebû Hâmid ibnu'ş-Şarkî (325/936) ve kardeşi, Ebû Muhammed Abdullah eş-Şarkî, Muhammed ibn Süleyman ibn Fâris, Muhammed ibnu'l-Museyyeb el-Erğınânî, Muhammed ibn Harun er-Rûyânî (307/919) ve diğer birçok halk.[2]

el-Câmi'u's-Sahîh'i Buhârî'den rivayet edenlerin sonuncusu Mansûr ibn Muhammed el-Bezdevî (329/940)'dir. Buhârî'den hadîs işittiği­ni söyleyenlerin en son vefat edeni ise Ebû Zahir Abdullah ibn Fâris el-Belhî (346/957)'dir.[3]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Hedyu's-Sârî, s.492-494, "Zikru tasânîfıhî ve'r-ravât anhu"; İrşâdu's-Sâri,  s.33-36.

[2] Hedyu's-Sârî, s.492-494; 'İrşâdu's-Sârî, 1,32-33.

[3] Kastallânî Mukaddime si, 32-33.

Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 51-53. 

 

7- Ezberleme Gücü ve Hafıza Kuvveti
 
Buhârî'nin kâtibi Muhammed ibn Ebî Hatim şöyle dedi: Ben Hâ­şid ibn İsmâîl ile bir başkasından işittim, şöyle diyorlardı: Buhârî tüy­süz bir genç iken bizlerle beraber Basra üstâdlarından hadîs işitmeye gidip geliyordu . Herkes işittiklerini yazıyordu. Buhârî yazmıyordu. Böylece birçok günler geçti. Nihayet onaltı gün sonra biz onun yazma­masından dolayı serzeniş ettik. Bunun üzerine o: Bana karşı çok ko­nuştunuz, haydi yazdıklarınızı ortaya koyunuz, dedi. Biz de ona onbeşbinden ziyâde hadîs çıkardık. O bunların hepsini ezberden oku­du. Nihayet biz kitâblarımızı Onun ezberledi klerinden tashih edip dü­zelttik. Sonra Buhârî: Görüyor musunuz, ben boşuna mı gidip geliyorum; günlerimi zayi' mi ediyorum? dedi. Biz de onun önüne kim­senin geçemiyeceğini anladık.

Muhammed ibn Hamdûye şöyle dedi: Ben Buhârî'den işittim, o: Ben yüzbin sahîh hadîsi ezbere biliyorum, ikiyüzbin de gayri sahîh hadîsi ezbere biliyorum, diyordu.[1]

İbn Adiyy şöyle dedi: Ben birçok üstâdlardan işittim, onlar şöyle hikâye ediyorlar dı: Buhârî Bağdâd'a geldiğinde hadîs âlimleri toplan­dılar, yüz hadîsin metinleri ni ve isnâdlarını alt üst ettiler. Şu isnadın metnini şu isnada, şu metnin isnadını şu metne uydurdula r. Bu maklûb hadîsleri mecliste Buhârî'ye yöneltmeleri için her bir kimseye onar tane verdiler. Sonra insanlar toplandı. O kendisine bozulmuş hadîs ve­rilenlerden biri ortaya çıkıp dikilerek Buhârî'ye bu on hadîsden birini sordu. Buhârî: Ben böyle bir hadîs bilmiyoru m, dedi. O zât diğer ha­dîsden sordu. Buhârî yine: Ben bunu tanımıyorum, dedi. Böylece o şa­hıs on hadîsi sormayı bitirdi. Fakîhler biribirle rine yöneliyor ve bu adam mes'eleyi anladı, kim bilmezse ona acizlikle hükm olunur, diyor­lardı. Bundan sonra diğer bir kimse ortaya çıktı ve birinci kimsenin yaptığı gibi yaptı. Buhârî ise on hadîs bitinceye kadar sâdece "Ben onu tanımıyorum" diyordu. Böylece on kişi kendileri ndeki hadîsleri sorup bitirdile r. Buhârî soranlara "Ben bu hadîsi tanımıyorum" sözünden başka birşey söylemiyordu. Nihayet sorucuların sormayı bitirdikl eri­ni öğrenince, onların birincisi ne yöneldi ve:

- Senin ilk hadîsine gelince, onun isnadı şöyle şöyledir. İkinci ha­dîsin isnadı şöyle şöyledir. Üçüncü hadîsin isnadı şöyle şöyledir diye­rek, on hadîsin hepsinin metin ve isnâdlarım düzeltti, her bir metni kendi isnadına döndürdü. Bundan sonra ikinci sorucunun hadîslerini de bu şekilde yaparak hepsini düzgünce rivayet etti. On kişinin sordu­ğu hadîslerin hepsini bu şekilde düzeltip yerli yerine koyma işini biti­rince, oradaki âlimler Buhârî'nin hafıza kuvvetini ikrar ve i'tirâf etti­ler.[2]

Yûsuf ibn Musa el-Mervezî şöyle dedi: Ben Basra Câmii'nde bulu­nuyordum. Derken birinin: Ey ilim sahihleri, Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî gelmiştir, diye nida ettiğini işittim. Halk hemen Buhârî'ye doğru davrandılar. Ben de Buhârî'nin yanına gidenleri n içinde idim. Buhârî'yi genç bir adam gördüm, üstüvanenin arkasında namaz kılıyor­du. Namazı bitirince halk onun etrafını çepçevre kuşattı ve ondan ken­dileri için bir imlâ meclisi akdetmesi ni ricâ ettiler. Buhârî onların isteğini kabul etti. Ertesi gün olunca şu kadar bin kişi toplandı. Buhâ­rî oturdu ve şöyle dedi:

- Ey Basra ahâlîsi! Ben genç bir kimseyim. Sizler benden size ha­dîs tahdîs etmemi istediniz . Ben de size kendi şehrinizin ahâlîsinden gelen bir takım hadîsler tahdîs edeceğim ki, sizler bunların hepsinden istifâde edeceksin iz: Bize yanınızda olan Abdullah ibn Usmân tahdîs etti. Bize babam tahdîs etti. Bize Şu'be, Mansûr'dan ve gayrısından, o da Salim ibni'l-Ca'd'dan, o da Enes ibn Mâlik'ten olmak üzere tah­dîs etti. Bir bedevi şöyle dedi: Yâ Rasûlallah, kişi bir kavmi sever...(Bu­hârî, Edeb, Bâbu alâmeti hubbillâhi azze ve celle li-kavlihi...) Buhârî hadîsin tamâmını söyledi, sonra: Bu sizin yanınızda mevcûd değildir. Sizin yanınızda Mansûr'dan başkasından gelen hadîs vardır, dedi. Ve o meclise bu uslûb üzere hadîsler imlâ ettirdi.[3]

Ebû Bekr el-Kûzânî şöyle dedi: Ben Muhammed ibn İsmâîl gibisi­ni görmedim. O bir ilim kitabını alır ve ona öyle bir göz gezdirir ki, bir defada ondaki hadîslerin bütün taraflarını ezber ediverird i.

Ebu'l-Ezher şöyle dedi: Semerkand'da dört yüz muhaddis vardı. Top­landılar ve Muhammed ibn İsmail'i yanıltmak istediler . Bunun için Şam isnâdlarını Irak isnâdlarına, Irak isnâdlarını Şam isnâdlarına, Harem'in isnâdlarını da Yemen isnâdları içine kattılar. Neticede bü­tün bu çalışmalarına rağmen Buhârî'den bir yanılma bulmaya muk­tedir olamadılar.

Buhara vâlîsi Ahyed ibn. Ebî Ca'fer şöyle dedi: Muhammed ibn İs­mâîl bir gün bana: Bâzı hadîs var ki ben onu Basra'da işitmiş, Şam'da yazmışımdır. Bâzı hadîsi de Şam'da işitmiş, Mısır'da yazmışımdır, de­di. Ben de ona: Yâ Ebâ Abdillah, tamâmını mı? diye sordum. Buhârî sükût etti.

Suleym ibn Mucâhid de şöyle dedi: Ben Muhammed ibn selâm el-Beykendî'nin yanında idim. Bana: Biraz önce gelmiş olaydın yetmiş bin hadîsi ezbere bilen bir çocuk görecektin, dedi. Bu söz üzerine ben hemen dışarıya çıkıp ona kavuştum ve:

- Yetmiş bin hadîsi ezbere bilen sen misin? dedim.

  Buhârî:

- Evet, daha çoğunu da biliyorum . Sahâbîler'den ve tabiîlerden sa­na herhangi bir hadîs getirirse m, muhakkak ben onların çoğunun doğum yıllarını, vefat yıllarını ve sakin oldukları yerleri bilmişimdir, dedi.

Alî ibnu'l-Huseyn ibn Âsim el-Beykendî de şöyle dedi: Muhammed ibn İsmâîl bizim yanımıza gelmişti. Arkadaşlarımızdan biri ona:

- Ben İshâk ibn Râhûye'den işittim; o, kitabımdan yetmiş bin ha­dîs gözümün önünde gibidir diyordu, dedi. Bunun üzerine Muhammed ibn İsmail ona:

- Sen bu sözden taaccüb mü ediyorsun? Belki bu zamanda iki yüz tane bin kerre bin (yânî iki milyon) hadîsi kitabından bakan kimse var­dır, dedi ve o bununla ancak kendini kasdetmek teydi.

Kâtibi şöyle dedi: Ben Buhârî'den işittim, şöyle diyordu: Dün gece tasnifler imin içine kaç hadîs kattığımı sayıp hesâb edinceye kadar uyu­madım. Bir de baktım ki iki yüz bin kadar hadîs. Yine Buharı dedi ki: Şayet bana temennî et denilseyd i hâsseten namaz hakkında on bin hadîs rivayet etmedikçe yerimden kalkmazdım.

Yine kâtibi dedi ki: Bana onun balâzûr şerbeti içtiği haberi ulaş­mıştı. Ben bir defa ona yalnızken: Ezber etmenin ilâcı var mı? diye sordum.

- Bilmiyoru m, dedi, sonra döndü de: Ezber etmek için kişinin ittihâm edilmesin den ve bir de devamlı nazardan (düşünme ve tefekkür­den) daha menfaatlı birşey bilmiyoru m, dedi.

Yine kâtibi dedi ki: Ben Buhârî'ye:

- Tasnif ettiğin kitâbların içine koyduğun hadîslerin hepsini ez­bere biliyor musun? diye sordum.

- Onların içindekilerin hepsi bana gizli olmuyor, dedi.[4]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Gayri sahîh, asılsız ve yalan rivayet demek değildir. Bu, sahîh nâmını alan riva­yetler kuvvetini hâiz olmıyan demektir.

[2] Hedyu's-Sârî, s.487, "Zikru cumelin mine'l-ahbâri'ş-şâhideti li-seati hıfzıhî ve seyelâni zihnihî ve ıttılâıhî ale'l-ileli..."; İrşâdu's-Sârî, I, s.33-35, "Ve seati hıfzıhî ve seyelâni zihnihî...".

[3] Hâkim'in Nîşâbûr Târihi'nde Ebû Amr İsmail'den şu rivayet vardır: O şöyle demiştir: Bize Ebû Abdillah Muhammed ibn Alî tahdîs edip şöyle dedi: Ben Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî'den işittim, şöyle diyordu: Ben Basra'da beş yıl ikaamet ettim. Kitâblarım yanımda idi. Ben tasnif ediyor ve her sene hacca gidiyor ve Mekke'den tekrar Basra'ya dönüyordum. Ben Yüce Allah'ın, bu tasnif edilen kitâblarda müslümânlara bereketle r vereceğini ümîd ediyorum. (Umdetu'I-Kaarî, I, 8 )

[4] Hedyu 's-Sârî, s. 486-489, "Zikru cumelin mine'l-ahbâri'ş-şâhide li-seati hıfzıhî ve seyelâni zihnihî ve ıttılâıhî ale'l-ıleli sıva mâ tekaddeme", İrşâdu's-Sâri, I, s.32-39.

Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 53-56. 

 

8- İlim ve İbâdetteki Gayret ve Çalışkanlığı
 
Kâtib Muhammed ibn Ebî Yahya söyle dedi: Ebû Abdillah el-Buhârî ile beraber bir seferde bulunduğumuz zaman, yaz ayları müstesna, bir oda içinde bulunurdu k. Ben dâima onu bir gece içinde on beş defadan yirmi defaya kadar kalkıyor görürdüm. O bu kalkışların her birinde çakmağı alır, eliyle ateşi ve kandili tutuşturur, bir çok hadîsler çıka­rır, onların üzerlerine alâmetler koyar, sonra başını koyup yatardı. Bir defasında ben ona:

- Sen bunların hepsini nefsine yüklüyorsun da beni uyandırmıyor­sun, dedim.

- Sen gençsin, ben senin uykunu bozmak istemem, dedi.

Ey muhâtab! Uykunun ona ilim çalışmaktan nasıl mâni' olmayı­şını, uykunun lezzetini ilimleri tahsil etmekte buluşunu, amelindek i ıhlâsı ve ihvanına şefkatından dolayı tilmizini n ve hizmetçisinin ra­hatsız olmasına râzî olmayışını düşün!

Yine Buhârî'nin yukarıda ismi geçen kâtibi söyle dedi: Biz Firabr'da Kitâbu't-Tefsîr'in tasnifind e çalışırken Buhârî'yi arkası üstü yatmış gördüm. Buhârî o gün tahrîc hususunda kendini yormuştu. Ona:

- Ben senden işittim ki, sen ilimsiz olarak hiçbir şey yapmadım diyordun, binâenaleyh bu sırt üstü yatmaktak i fâide nedir? dedim.

- Bu gün kendimi yordum. Burası ise düşman ağzı olan bir hudûddur. Düşman işinden bir hâdise meydana gelmesind en endişelendim de istirahat etmeyi ve bir hazırlık kazanmayı arzu ettim. Eğer düş­man bizi ansızın bastırırsa böylece bizde de bir hareket olur, dedi.

Ben derim ki, işte onlar bu çalışma ile o yüksek mertebeye ulaş­mışlardır. Hiç şübhesiz Buhârî yorgun hâlde bile kendisind en bir vak­tin zayi' olmasını istememiştir. İçinde te'lîf gibi sâlih bir amele muktedir olacağı bir zaman, o işi yapmıyarak kendisind en kaçıp git­mesin diye sırt üstü yattığı hâlde bile te'lîf ediyordu.

Muhammed ibn Yûsuf şöyle dedi: Bir gece Ebû Abdillah el-Buhârî'nin evinde, onun yanında bulunuyor dum. Onun bir gece için­de birçok şeyleri hatırlamak için on sekiz defa kalkıp kandili yaktığı­nı ve astığını saydım.

Miksem ibn Saîd de şöyle dedi: Ramazan'ın birinci gecesi olduğu zaman Muhammed ibn İsmail'in yanına ashabı toplanırlar, o da onla­ra her rek'atta yirmi âyet okuyarak namaz kıldırırdı. Kur'ân'ı hatm edinceye kadar böyle devam ederdi. Seherde yarı ile üçte bir arası ka­dar Kur'ân okur ve her üç gecede bir seher sırasında hatim yapardı. Her gün içinde gündüzleyin de bir nevi hatim yapar ve bu hatmi her gece iftar sırasında olurdu.

Kâtibi şöyle dedi: Buhârî seher vaktında on üç rek'at namaz kılar ve bunlardan bir teki ile vitir yapardı.

Ebû Bekr ibn Munîr şöyle dedi: Bir gün Muhammed ibn İsmail el-Buhârî namaz kıldırırken onu on yedi defa eşek arısı soktu. Namazı bitirdiği zaman: Bakın bakalım, şu bana namazımın içinde eza eden şey nedir? dedi. Baktılar ki, bir eşek arısı! On yedi yer kabarmış olduğu hâlde o namazını bozmamıştı. Kâtibi Muhammed ibn Ebî Hâtim'den, Buhârî'nin o namazın sonunda: Bir âyet içinde bulunuyor dum, onu ta­mamlamak istemiştim, dediği rivayet edilmiştir.[1]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Hedyu's-Sâri, s.480-482, "Zikru sîretihî ve zuhdihî ve fadâilihî"

Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 56-57. 

 

9- Sîreti, Zühdü, Faziletle ri ve Cömertliği[1]

Kâtibi şöyle dedi: Ben Ebû Abdillah'dan işittim, o: İçinde dünyâ zikri bulunan bir kelâm etmek istediğimde muhakkak Allah'a hamd ve sena ile başlamışımdır, diyordu.

Yine kâtibi şöyle dedi: Ebû Abdillah el-Buhârî'nin babasından vâ­ris olduğu büyük malı vardı. Kendisi bu malı mudârebe ortaklığına verirdi.[2] Bir defasında alacaklısı Buhârî'nin zararına büyük bir mal kesip almıştı. Firabr'de iken Buhârî'ye o alacaklısının Âmul'e gelmiş olduğu haberi ulaştı. Biz kendisine: Âmul'e geçmen ve malını ondan alman gerekir, dedik. Buharı: O alacaklıyı korkutmamız bize yakışa­cak iş değildir, dedi. Sonra alacaklısına haber ulaştı ve o alacaklı zât Havârizm'e doğru çıktı. Biz yine Buhârî'ye: Âmul şehrinin vâlîsi Ebû Seleme el-Keşşânî'ye, onun mektûb yazması için söylemen lâzım ge­lir, dedik. Buhârî: Eğer ben onlardan bir mektûb alırsam, onlar bu kitâb hususunda benden tamâa düşerler. Ben ise dînimi dünyâm mukaabili nde satacak değilim, dedi. Biz gayret ettik, çalıştık; fakat o hiçbir şey almadı. Nihayet biz, Buhârî'nin emri olmaksızın sultân ile konuştuk. Sultân Havârizm valisine mektûb yazdı. Bizim bu teşeb­büsümüz Ebû Abdillah'a ulaştığı zaman, o şiddetli bir gücenişle gü­cendi ve: Bana karşı kendi nefsimden daha şefkatli olmayınız, dedi. Ve birkaç mektûb yazdı, bu mektûbların yanına başka mektûblar koy­du. Havârizm'deki bâzı arkadaşlarına da alacaklısı olan o adama ta­arruz edilmemes ini yazdı. Sonra alacaklısı oradan dönüp Merv tarafına yöneldi. Tüccarlar toplandılar, sultân'a haber verildi. Sultân borçlu olan o kimse üzerinde şiddet tedbîri kullanmak istedi. Ebû Abdillah bu tedbîri çirkin görüp istemedi. Bizzat kendisi alacaklısı ile, her sene ala­caklısının kendisine az bir şeyden ibaret olan on dirhem vermesi şartı üzerine sulh anlaşması yaptı. Hâlbuki alacağı olan mal yirmi bin dir­hem idi. Buhârî bu maldan bir dirheme ve daha çoğuna da ulaşamadı.

Yine kâtibi dedi ki: Ben Buhârî'den işittim, şöyle diyordu: Ben as­la herhangi bir şeyi satın alma işini üzerime almadım, muhakkak bu işi bir insana emrederdi m de o insan benim için satın alırdı. Buhârî'ye, niçin böyle yapardın? diye soruldu. Buhârî: Çünkü bu işte artırma, eksiltme ve karıştırma vardır, dedi.

Bekr ibn Munîr zikr etti ki, kendisi Buhârî'ye ticâret için hazır­lanmış bir mal taşımış, o malı kendisine oğlu Ahmed göndermişti. Ni­hayet o mal sebebiyle bâzı tüccarlar toplandılar ve o malı Buhârî'den beş bin dirhem kazanç mukaabili nde istediler ..Buhârî onlara: Bu gece beni serbest bırakın, yanımdan gidin, dedi. Ertesi günü başka tüccar­lar geldiler ve ticâret malını on bin dirhem kâr mukaabili nde istedi­ler. Buhârî bu ikinci gelen tacirler grubuna: Ben bu malı dün gece bana gelmiş olan tacirlere satmaya niyyet ettim; o niyyetimi bozmak iste­mem, dedi.

Muhammed ibn Ebî Hatim şöyle dedi:  Buhârî  şöyle diyordu:

Bir defasında Âdem ibn Ebî İyâs'a doğru çıktım. O sırada nafaka­mın yanî paramın bana ulaşması gecikmişti. Ben harçlıksız olduğum için kuru otları yemeğe başlamıştım. Bu hâlimi de kimseye haber ver­miyordum. Üçüncü gün olunca bana tanımadığım birisi geldi, bir çı­kın dînâr uzattı ve: Bunu kendi nefsine harca, dedi.

Yine Muhammed ibn Ebî Hatim şöyle dedi: Ben Ebû Abdillah el-Buhârî'den işittim: Bir müslümâna, duâ edildiği zaman icabet olunmayac ak bir hâletde bulunması yakışmaz, diyordu.

Yine kâtibi dedi ki: Ben Buhârî'den işittim, şöyle diyordu: Ben bir ayda beş yüz dirhem kazanç alıyordum. Bu kazancı ilim arama yolun­da harcıyordum. "Allah nezdinde olan ise hem daha hayırlı, hem daha devamlıdır" (el-Kasas:60; eş-Şûrâ: 36).

Yine kâtibi şöyle dedi: Biz Firabr'de idik. Ebû Abdillah el-Buhârî, Buhârâ'ya yakın olan bir yerde bir ribât yaptırıyordu.[3] Pek çok halk toplandı, bu iş üzerinde ona yardım ediyorlar dı. Kendisi de bizzat tuğ­la taşıyordu. Ben ona: Yâ Ebâ Abdillah, sen bununla yetin, derdim de, o: İşte bu iş bana fayda verecek olandır, derdi. Râvî dedi ki: Buhârî oradakile r için bir sığır kesmişti. Tencerele re yetişip pişdikleri zaman insanları yemeğe çağırdı. Beraberin de yüz kişi yâhud daha fazlası var­dı. Kendisi bu toplanan halk kadar insan toplanacağını bilememişti. Biz onunla beraber Firabr'den üç dirhem mukaabili nde ekmek çıkar­mıştık. O zaman ekmek beş batmanı, bir dirhem mukaabili nde idi.[4] Biz bu ekmeği oradakile rin önüne koyduk, hâzır bulunanla rın hepsi yedi ve epey ekmek artmıştı.

Yine kâtibi şöyle dedi: Buhârî yemesi çok az, talebeler e ihsanı çok, cömertliği aşırı bir kimse idi.

Abdullah ibn Muhammed es-Sayârifî şöyle dedi: Ben Ebû Abdillah el-Buhârî'nin evinde, onun yanında bulunuyor dum. Cariyesi geldi ve eve girmek istedi. Bu sırada cariyenin ayağı sürçüp tökezledi de Bu­hârî'nin önündeki mürekkeb hokkası ve divitinin üzerine kapandı. Bu­hârî cariyeye:

- Nasıl yürüyorsun? dedi. Câriye de:

- Yol mevcûd olmadığı zaman ben nasıl yürürüm? deyiverdi . Bunun üzerine Buhârî ellerini uzattı da:

- Git, ben seni âzâd ettim, dedi.

Buhârî'ye:Yâ Ebâ Abdillâh! Bu câriye seni öfkelendirdi mi? denildi. Buharı: Ben yaptığım bu hürriyet verme işimle nefsimi râzî kılmışımdır, dedi.[5]

Umer ibn Hafs el-Aşkar da şöyle dedi: Biz Basra'da Ebû Abdillah Muhammed ibn İsmâîl ile beraber bir topluluk idik, hadîs yazıyorduk. Biz onu birkaç gün yanımızdan kaybettik . Sonra onu bir evin içinde çıplak hâlde bulduk. Yanında bulunan eşyasını kaybetmiş. Biz hemen onun için bir mıkdâr dirhem topladık ve onu giydirdik .

Kâtibi dedi ki: Ben Buhârî'den işittim, kendisine bir hadîsin habe­ri sorulmuştu da o şöyle diyordu: Yâ Ebâ Fulân! Sen benim tedlîs ya­pıyor olduğumu düşünüyorsun. Hâlbuki ben, hakkında nazar olan bir adamdan dolayı on bin hadîs terk etmişimdir. Ve yine ben bunun ka­darını yâhud bundan çoğunu hakkında benim için bir nazar, bir görüş olan diğer sebebden dolayı terk ettim.

Hafız Ebu'1-Fadl Ahmed ibn Alî es-Süleymânî şöyle dedi: Ben Alî ibn Muhammed ibn Mansûr'dan işittim, şöyle diyordu: Ben babamdan işittim, şöyle diyordu: Biz Ebû Abdillah el-Buhârî'nin meclisind e idik. Bir insan onun sakalından bir çöp alıp kaldırdı ve o çöpü yere attı. O ânda Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî'yi gözetledim. Buhârî o atılan çöpe ve insanlara bakıyordu, insanlar ona bakmayı bıraktıkları zaman Buhârî'ye baktım ki, o elini uzattı, o çöpü yerden kaldırdı ve yeninin içine koydu. Mescidden çıktığında ona yine baktım ki, yenine koydu­ğu o çöpü çıkardı da yere attı. Sanki o bu hareketiy le sakalının korun­muş olduğu çöpten mescidi de korumuş oluyordu.

Kâtibi şöyle dedi: Ben Buhârî'den şöyle derken işittim: Kör olan Ebû Ma'şer'e:

- Yâ Ebâ Ma'şer, bana hakkını halâl et, dedi. Ebû Ma'şer:

- Hangi şeyden halâl edeyim? dedi. Buhârî şöyle anlattı:

- Ben bir gün bir hadîs rivayetim de sana baktım. Sen o hadîsden hoşlanmıştın da başını ve ellerini hareket ettiriyor dun ve bu hoşlan­mandan dolayı gülümsüyordun, dedi. Ebû Ma'şer:

- Yâ Ebâ Abdillah, sana halâl olsun, Allah sana merhameti ni dâ­im eylesin, dedi.

Kâtibi şöyle dedi: Ben Buhârî'den işittim ki o: Ben Rabb'ımdan iki kerre istekte bulundum, derhâl benim isteğime icabet buyurdu. Artık bundan sonra istekte bulunmayı arzu etmiyeceğim. Zîrâ belki böyle istekte bulunup da icabet buyurması, benim hasenatımı eksiltir, di­yordu.

Kâtibi şöyle dedi: Ben Buhârî'den işittim, o: Âhiret'te benim için bir hasım olmıyacaktır, diyordu. Ben de: Bâzı insanlar senin et-Târîh kitabından hoşlanmıyorlar ve "Onda insanlara gıybet etme suçu vardır" diyorlar, dedim. Buhârî:

- Biz onu rivayet olarak nakletmişizdir; biz onu kendi nefsimiz­den nakletmem işizdir. Peygamber (S) de "Bi'se ahu'l-aşîre = Aşiretin ne kötü kardeşi"[6] tâbirini söylemiştir, dedi.

Râvîsi dedi ki: Ben yine Buhârî'den işittim ki, o: Ben gıybetin ha­ram olduğunu bildiğimden beri hiçbir kimseyi asla gıybet etmedim, diyordu.

Bekr ibn Munîr şöyle diyordu: Ben Ebû Abdillah Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî'den işittim, o: Ben bir kimseyi gıybet etmiş olmam­dan dolayı beni hesaba çekmiyerek Allah'a kavuşacağımı kuvvetle ümîd etmekteyi m, diyordu.

Hafız ibn Hacer şöyle dedi: Buhârî'nin hadîs ricali aleyhine olan kelâmında ziyâde bir sakınma ve olgun bir araştırma vardır. Bu hu­sus el-cerh ve't-ta'dîl hakkındaki kelâmını teemmül edenlere zahir ola­caktır. Çünkü o en çok "Seketû anhu: Ondan sükût ettiler", "Fîhi nazar: Onun hakkında düşünmek vardır", "Terekûhu: Onu terk ettiler" ve bunlara benzer tâbirleri söylemektedir. "Kezzâb: Çok yalancı" yâ­hud "Vaddâ': Hadîs uydurucu" tâbirlerini söylemesi azdır. O ancak "Kezzebehû fulânun: Fulân ona yalancılık isnâd etti" ta'bîrini söyler[7].

Ebu'l-Hasen Yûsuf ibn Ebî Zerr el-Buhârî şöyle hikâye etti: Ebû Abdillah Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî hastalandı. Suyunu tabîblere gösterdiler. Tabîbler: Bu su, bâzı perhizkâr Hristiyan papazlarının suyuna benzemekt edir. Çünkü bu papazlar ekmekleri katığa bulayıp yemezler, dâima katıksız ekmek yerler, dediler[8]. Buhârî de, ben kırk yıldan beri bolca katıklı ekmek yemedim, diyerek tabîblerin sözlerini doğruladı. Buhârî'nin yanında bulunanla r tabîblere bu has­talığın ilâcını sordular da, tabîbler: Bunun ilâcı katıktır, dediler. Bu­hârî katık yemekten çekindi; nihayet üstâdları ve ilim sahihleri ısrar ettiler de Buhârî ekmekle şeker yemeğe kadar onlara icabet etti.[9]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Hedyu's-Sâri, s.480 vd. "Zikru sîretihî ve şemâilihî ve zuhdihî ve fadâilihî". İrşâdu's-Sâri, I, 33 vd., "Zuhdihî ve verâihî ve ibâdetihi..."

[2] Mudârebe: Bir kimseden ticâret için mal alıp kazandıktan sonra kârına ortak eyle­mek mânâsında kullanılır... Ve mukaarada mudârebe manasınadır ki, karz mad­desinde sureti açıklanmıştır. İşbu mudârebe rızk talebi için seyr ve sefer mânâsına olan darb'dan alınmıştır (Kaamûs Ter).

Mukaarada: Ve mudârebe veçhile olan muameleye ıtlak olunur ki, bir kimseye ticâret eylemek için bir mıkdâr sermâye verip, aralarında şart eyledikle ri vech üzere ve zarar ve hüsran sermâyeye âid olmak üzere fâidesine ortak olmaktan ibarettir . Mudârebe, arzda yürüyüp çalışmak (Seyr ve sa'y fî'l-ard) mânâsından alın­mış olduğu gibi, mukaaraza dahî güya ki mesafe kat' eylemek ma'nâsından alın­mıştır (Kaamûs Ter.).

[3] er-Ribât: Kitâb vezninde bir nesne bağlanacak şeye denir ki bağ tâbir olunur... ve kervansar aya, tekyeye ve imarete ıtlak olunur ki, musâfirler için binâ kılınır, onda davarları bağlandığı için...

[4] Metinde zikr olunan Menn, bir ölçü veyâ tartıdır ki şer'an 180 mıskal, örfen 280 miskal gelir, cem'i "emnân" dır. Ve menn bir türlü keyl yâhud mîzân, alâ kavlin iki rıtl mıkdâra denir ki, lisânımızda batman tâbir olunur (Kaamûs Ter.).

[5] Hedyu's-Sârî, s.480, "Zikru sîretihî...." İmâm Buhârî'nin Hâl Tercemesi/61

[6] Buhârî, VII, 5-30 Edeb, Bâbu mâ yecûzu min iğtiyâbi ehli'l-fesâdi ve'r-riyebi; Bu­hârî, VII, 58, Edeb, Bâbu'l-mudârât maannâsi; Ömer Ziyâeddîn Dağıstânî, Sünenü'1-Akvâli'n-Nebeviyye, rak:3399, 3458.

[7] Hedyu's-Sâri, s.481 vd., "Zikru sîretihî...."

[8] Metindeki "Uskuff" kelimesi hakkında şu îzâh verilmiştir:

el-Uskuff: Urdunn vezninde, ve'1-uskuf, kutrub vezninde, ve's-sukf, kufi vezninde nasârâ taifesini n dîn ve âyinleri babında olan reislerin e denir ki papaz tâbir olu­nur. Bir kavle göre mahvet ve haşmet üzere olmayıp tevazu' ve âdâb ve tehâşû" üzere yürür olan krallarına denir, yâhud âlimlerine denir. Bâzıları indinde uskuff, rütbe­de "kıssîs" dedikleri nden yukarı ve "mıtrân" dedikleri nden aşağı olan keşişler­dir. Cem'i esâkife ve esâkıf gelir... (Kaamûs Ter., III, 618).

[9] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları; 57-61.

 

10- Atış ve Harb Âletleri Kullanmayı Bilmesi

Ebû Abdillah el-Buhârî ziyâde olan ilmi, geniş cömertliği ve büyük takvâsıyle beraber harb işlerini sağlam yapıyor ve cihâd âletleri­ni güzelleştirmeyi iyi biliyordu . Harb âletlerini kullanmak ta en meşakkatli iş atmak olduğu gizli değildir. Buhârî atışta başkaları üze­rinde seçkin derecede idi. Çünkü birçok defalar üstüste atış yaptığın­da hedefi isabette hiç hatâ yapmıyordu.

Buhârî'nin kâtibi şöyle dedi: Ebû Abdillah el-Buhârî çok defalar bineğine binip atışa giderdi. Ben onunla beraber bulunup ona arka­daşlık yaptığım uzun müddet içinde iki kerrecik müstesna, onun oku­nun hedefe isabet etmediğini gördüğümü bilmiyoru m. Onun attığı ok her defasında hedefine isabet eder, boşa gitmezdi. Biz Firabr'de iken bir gün binekleri mize binip atışa gittik; nehir kıyısındaki iskele gibi gediğe ulaştıran büyük sokağa doğru çıktık. Nihayet orada atış yap­mağa başladık. Ebû Abdillah el-Buhârî'nin oku, nehir üzerinde bulu­nan köprünün kazığına isabet etti ve kazık yarıldı. Buhârî bunu görünce hayvanından indi de kazıktan o oku çıkardı ve (o gün için) atışı bıraktı. Bize: Artık geriye dönün, dedi. Bunun üzerine biz geriye dön­dük. Bu sırada bana:

- Yâ Ebâ Ca'fer, benim sana bir ihtiyâcım var, dedi. Kendisi bir sıkıntıdan müteessir, içini çekip uzun uzadıya soluk almaktaydı. Ben: Evet, buyur, dedim.

- Şu köprünün sahibine gideceksi n, ona biz senin köprünün kazı­ğını bozduk, binâenaleyh onun yerine yeni bir kazık dikmek hususunda bize izin vermeni, yâhud da onun bedelini almanı ve tarafımızdan olan bu ziyandan dolayı bize hakkını halâl etmeni arzu ediyoruz diyecek­sin, dedi. Köprünün sahibi Humeyd ibnu'l-Ahdar idi. O zât bana:

- Ebû Abdillah'a benim selâmımı teblîğ et ve: "Senin tarafından olan ziyandan dolayı ben sana hakkımı helâl ettim, zîrâ benim bütün mülküm sana feda olsun" deyiver, dedi.

Ben bu elçiliği Buhârî'ye ulaştırdım. Bunun üzerine yüzü gülüp çok sevindi. Artık o gün yabancılara beş yüz hadîs okuyup, üç yüz dirhem sadaka verdi.[1]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Hedyu's-Sârî, s.480-481, "Zikru sîretihî ve şemâilihî ve zuhdihî ve fadâlihî".

Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 61-62. 

 

11- Şiirleri ve Nadide Sözleri

Buhârî'nin nazımdaki fesahati, nesirdeki fesahatin den az değildir. O, iki fenni de iyi yapardı. Şu kadar ki, bu husûsda ondan bize pek az şey ulaşmıştır. O da üstâdlarının üstadı İmâm Şafiî'nin şiir husu­sunda gittiği yola mı gitti, bilmiyoru z. Şafiî:

"Eğer şiir âlimlere ayıblılık ve eksiklik getirir olmayaydı, ben bugün muhakkak şâir Lebîd'den daha güzel şiir söyleyici olurdum" demişti.

İşte bu sebebden Buhârî de az nazm söylemiştir. Biz de ona, az şiir söyleyen şâirlerdendi, diyoruz. Yâhud da o çok nazm etmiştir de gün­lerin geçmesiyle zayi' olmuştur. O asrın, şiir nazm etmenin muhaddis için bir eksiklik sayıldığı bir asır olması da muhtemeld ir ki, Buhârî anlaşmaya ve ilim neşr etmeye olan sevgisind en dolayı bu büyük içti­maî temayül dalgası ile beraber yürümeye mecbur olmuştur.

Buhârî'nin nazmından bâzıları şunlardır: el-Hâkim Ebû Abdillah Târîh'inde şöyle dedi: Ben Ebû Alî el-Mustemlî'nin el yazısı ile oku­dum; Buhârî şu beyti inşâd etmiştir:

"Müsâid zaman elde iken rükû ve sucûd fazlından istifâdeye çalış. Belki ölümün ansızın olur da kaçırdığın ibâdetleri telâfiye imkân bulamaz­sın. Nice sıhhatli kimseler görmüşsündür ki bir hastalık olmaksızın sapasağlam iken canı çıkıp gitmiştir."

Râvî şunu da Buhârî'nin inşâd ettiğini söyledi:

"İnsanlara geniş bir huy ile güzel muamele edip hoşça geçinmeye ça­lış. Sakın insanlara karşı ürüp haykıran bir köpek olma"[1]

Râvî: Ebû Abdillah el-Buhârî şu beyti de inşâd etti, dedi:

"O hayvanlar gibi ki, boğazlanacak yerlere sevk olunup boğazlanıncaya kadar ecellerin in gelişini görmezler"[2]

Râvî: Ebû Abdillah Buhârî, Ebû Muhammed ed-Dârimî'nin ölüm haberi üzerine şu beyti inşâd etti, dedi:

"Eğer uzun müddet hayâtta kalırsan, bütün dostlarına kaybolup git­melerinden dolayı acınır durursun. Hâlbuki kendi nefsinin zevali ise, ey bîçâre insan, daha acınacak bir haldir.[3]

İşte Buhârî'nin şiirleri hep böyle vakit zayi' etmemenin lüzumu­na, bilhassa vaktin ibâdetle doldurulm ası gereğine ve müslümân kişi­nin güzel ahlâk sahibi olmasına, serr ve zararından insanları selâmette kılmasına da'vet etmektedi r.[4]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] el-Herru: Bir adamın yüzüne köpek gibi haykırmak.

el-Heriru: Köpek kısmı soğuğa tahammül edememekt en nâşi ürümekten aşağıca seslenmek manasınadır ki, sızlamak ve sinlenmek ve kağırdanmak tâbir olunur, herre'l-kelbu yehirru herîren denilir, ikinci bâbdandır (Kaamûs Ter.).

[2] Tabakaatu'ş-Şâfiiyye, ll, 5:ll, 16

[3] Bu beyit şu lâfızla da zabt ve rivayet edilmiştir:

"Eğer uzun müddet yaşarsan, bütün dostlarına kaybolup gitmeleri nden dolayı acı­nır durursun. Hâlbuki ey babasız, senin hayâtta kalman, daha acınacak bir hâl­dir." (Hedyu's-Sârî, s.482; İrşâdu's-Sârî mukaddime si, s.36)

[4] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 62-64. 

 

12- Üstâdları ve Akranlarının Buhârî Hakkındaki Övgü ve Beyânları

Hatîb el-Bağdâdî, İmâm Ahmed ibn Hanbel'e varan senedi ile ri­vayet etti ki, Ahmed ibn Hanbel: Horasan ülkesi Muhammed ibn İsmâîl gibisini çıkarmadı, demiştir. Ahmed ibn Hanbel'in oğlu Abdullah, babasına hadîs hafızlarını sordu. Ahmed ibn Hanbel: Horasan'dan bir çok gençlerdir, dedi ve onlar içinde Buhârî'yi saydı; saymağa da Bu­hârî ile başladı.

Yine Hatîb, İmâm Ahmed'den rivayet etti. İmâm Ahmed: Horasan, Ebû Zur'a, Muhammed ibn İsmail el-Buhârî, Abdullah ibn Abdirrahmân ed-Dârimî ve Hasen ibn Suca' el-Belhî'nin benzerler ini çıkarma­dı, demiştir.

Salih Gezere: Ben Ebû Abdillah el-Buhârî'den daha anlayışlı hiç­bir Horasanlı görmedim, demiş; sonra da: Horâsânlılar'ın hadîsde en bilgilisi el-Buhârî'dir, en çok ezberleyi cisi ve en çok hadîs ihata edeni Ebû Zur'a'dır, diye ilâve etmiştir.

Muhammed ibn Beşşâr: Dünyânın hafızları dörttür: Reyy'de Ebû Zur'a, Nîşâbûr'da Müslim ibnu'l-Haccâc, Semerkand'da Abdullah ibn Abdirrahmân ed-Dârimî, Buhârâ'da da Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî'dir, demiştir.

Yine Muhammed ibn Beşşâr: Bizim yanımıza daha Buhârî gibi gel­medi, demiştir. Yine o; Buhârî Basra'ya girdiği zaman: Bu gün Bas­ra'ya fakîhlerin seyyidi girdi, demiştir. Yine bu Muhammed ibn Beşşâr, Buhârî Basra'ya geldiği zaman, ona doğru ayağa kalkıp elini tutmuş ve onunla boyun boyuna sarmaşarak: Kendisiyl e senelerde n beri ifti­har etmekte olduğum zât, hoş geldin, demiştir.

Muhammed ibn Abdillah ibn Numeyr ile Ebû Bekr ibn Ebî Şeybe: Biz Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî gibisini görmüş değiliz, demiş­lerdir. Abdan da eliyle Buhârî'ye işaret ederek: Biz bundan daha basi­retli bir genç görmedik, demiştir.

İshâk ibn Ahmed ibn Halef şöyle dedi: Ben Buhârî'den birkaç kerre işittim: Ben kendimi hiçbir kimse yanında küçük görmedim, yal­nız Alî ibnu'l-Medînî'nin yanında küçüktendim, diyordu. Müteakiben Buhârî'nin bu sözü Alî ibnu'l-Medînî'ye söylendi. İbnu'l-Medînî: Onun sözünü bırakın, asıl o kendi gibisini görmemiştir, dedi[1].

Buhârî'nin üstâdlarından biri olan Süleyman ibn Harb bir gün Bu­hârî'ye baktı, baktı da: Bunun ileride güzel zikri ve şöhretli bir nâmı olacaktır, dedi. Bunun benzeri bir sözü, Ahmed ibn Hafs da söylemişti.

Buhârî şöyle dedi: Ben Süleyman ibn Harb'ın yanına girdiğim za­man o: Şu'be'nin galatını bize beyân et, diyordu.

Muhammed ibn Kuteybe el-Buhârî şöyle dedi: Ben Ebû Asım en-Nebîl'in yanında idim. Onun yanında bir genç gördüm ve ona: Sen ne­redensin? dedim. Buhârâ'danım, dedi. Kimin oğlusun? diye sordum. İsmail'in oğluyum, dedi. Ben de ona: Sen benim yakınımdan, yânî hısımımdansın, dedim. Ebû Asım'ın huzurunda bulunan bir adam ba­na: Bu genç koçlarla tokuşuyor, yânî üstâdlara mukaaveme t ediyor, dedi.

İbrahim ibn Muhammed ibn Selâm da şöyle dedi: Saîd ibn Ebî Mer­yem, Haccâc ibn Minhâl, İsmâîl ibn Ebî Uveys, el-Humeydî, Nuaym ibn Hammâd, Muhammed ibn Yahya ibn Umer el-Adenî, el-Halâl el-Huseyn ibn Alî el-Hulvânî, Muhammed ibn Meymûn el-Hayyât, İbrâhîm ibnu'l-Munzir, Ebû Kurayb Muhammed ibnu'1-Alâ, Ebû Saîd Ab­dullah ibn Saîd el-Eşecc, İbrâhîm ibn Musa el-Ferrâ ve benzerler i gibi hadîs sahihleri nden olan büyük üstâdlar, tefekkür ve ma'rifette Mu­hammed ibn İsmail'in kendileri nden üstün olduğuna hükmediyorlardı.

İmâm Ebû Muhammed Abdullah ibn Abdirrahmân ed-Dârimî şöy­le demişti: Ben Harameyn'de, Hicaz'da, Şam'da ve Irak'da birçok âlim­ler gördüm, fakat onların içinde Ebû Abdillah el-Buhârî'den daha cem'iyyetlisi ni, yânî daha çok hadîs toplayanını görmedim.

Ebû Sehl Mahmûd ibnu'n-Nadr şöyle dedi: Ben Basra'ya, Şam'a, Hicaz'a, Küfe'ye girdim ve bu şehirlerin âlimlerini gördüm. Muham­med ibn İsmâîl el-Buhârî'nin zikri her geçtikçe, onlar Buhârî'yi ken­dilerinden üstün tutarlardı.

Hâşid ibn İsmâîl şöyle dedi: Ben İshâk ibn Râhaveyh'i sediri üze­rinde otururken gördüm, Muhammed ibn İsmâîl de beraberin de idi. Mu­hammed ibn İsmâîl ona karşı bir şeyi redd etti. Bunun üzerine İshâk, Muhammed ibn İsmail'in görüşüne döndü. İshâk: Ey hadîsciler toplu­luğu, sizler bu gençten hadîs yazın. Zîrâ o şâyed el-Hasen el-Basrî za­manında mevcûd olaydı, hadîs ile ilgili bilgisi ve fıkhından dolayı insanlar muhakkak ona muhtaç olurlardı, dedi.

es-Sünen sahibi Ebû İsâ et-Tirmizî: Ben ne Irak'da, ne de Horasan'­da illetleri n ma'nâsı, târîh ve isnâdları tanıma hususlarında Muham­med ibn İsmail'den daha bilgilisi ni görmedim, demiştir.

Muhammed ibn Yûsuf el-Hemedânî şöyle dedi: Biz Kuteybe ibn Saîd'in yanında idik. Derken oraya Ebû Ya'kûb denilen Şa'rânlı bir adam geldi ve Kuteybe'ye, Muhammed ibn İsmail'i sordu. Kuteybe: Ey buradakil er! Ben hadîs hakkında inceleme yaptım. Fakîhler, zâhidler ve âbidlerin meclisler inde oturdum. Aklımın erdiği günden beri Mu­hammed ibn İsmail el-Buhârî'nin benzerini görmedim, dedi. Yine bu Kuteybe ibn Saîd: Ben fakîhler, zâhidler ve âbidlerle beraber oturdum. Akıl ettiğim günden beri Muhammed ibn İsmail'in benzerini görme­dim. O kendi zamanında, sahâbîler içinde Umer'in durumunda idi. Eğer Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî sahâbîler devrinde bulunsay­dı, muhakkak bir alâmet olurdu, dedi.

Muhammed ibn Yûsuf el-Hemedânî şöyle dedi: Kuteybe ibn Saîd'e, sarhoş kimsenin kadın boşamasının hükmü sorulmuştu. Bu sırada içe­riye Muhammed ibn İsmâîl girdi. Bunun üzerine Kuteybe o suâli so­ran kimseye: İşte Ahmed ibn Hanbel, İshâk ibn Râhûye ve Alî ibnu'l-Medînî! Allah onları Buhârî'nin şahsında sana gönderdi, dedi de eliyle Buhârî'yi gösterdi.

Ebû Amr el-Kirmânî şöyle dedi: Ben Basra'da Mıhyâr'a Kuteybe ibn Saîd'in: Yemîn olsun benim yanıma Arz'ın doğusundan ve batısın­dan gelenler oldu, fakat benim yanıma Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî'nin benzeri gelmedi, dediğini hikâye ettim. Bunun üzerine Mıhyâr: Kuteybe doğru söylemiştir. Ben de Kuteybe'yi Yahya ibn Maîn'in beraberin de gördüm. İkisi, Muhammed ibn İsmail'in yanına gidip geliyorla rdı. İşte o vakit bilgi hususunda Yahya'nın Saîd'e itaat etmek­te olduğunu görmüştüm, dedi.

Ya'kûb ibn İbrâhîm ile Nuaym ibn Hammâd el-Huzâî: Şübhesiz Mu­hammed ibn İsmâîl el-Buhârî bu ümmetin fakîhidir, dediler.

Bundâr Muhammed ibn Beşşâr da, Buhârî'yi kasdedere k: O bizim zamanımızda Allah'ın halkının en fakîhidir, demiştir.

Firabrî de şöyle dedi: Ben Muhammed ibn Ebî Hâtim'den işittim, şöyle diyordu: Ben Hâşid ibn İsmail'den işittim, şöyle diyordu: Ben Bas­ra'da idim. Derken Muhammed ibn İsmail'in gelişini işittim. Buhârî geldiği zaman Muhammed ibn Beşşâr: Bu gün fakîhlerin seyyidi gel­di, dedi.

Muhammed ibn İbrâhîm el-Bûşencî de şöyle dedi: Ben 228/930 se­nesinde Bundâr'dan işittim, o: Bizim üzerimize Muhammed ibn İsma­il'in benzeri gelmedi, diyordu. Ve yine bu Bundâr: Ben senelerde n beri onunla iftihar edip duruyorum, dedi.

Buhârî şöyle dedi: Ben on sekiz yaşında iken el-Humeydî'nin yanı­na girdim. O esnada Humeydî ile diğer bir kimse arasında bir hadîs hususunda bir ihtilâf meydana gelmiş. Humeydî bana bakınca: İşte ara­mızda hüküm verecek kimse geldi, dedi. Akabinde husûmeti bana arzettile r. Ben de Humeydî lehine hükmettim. Zîrâ hakk onunla beraberdi .

Buhârî şöyle dedi: İshâk ibn Râhûye, benim tasnif etmiş olduğum Târîh kitabını aldı, onu emîr olan Abdullah ibn Tâhir'in yanına götü­rüp: Ey Emîr, sana bir sihr (yânî çok güzel bir kitâb) göstereyim mi? Dedi.

Musa ibn Kureyş şöyle dedi: Abdullah ibn Yûsuf et-Tenîsî, Buhârî'ye hitaben: Yâ Ebâ Abdillah! Benim kitâblarıma bak da içlerinde düşük ve hatâ nev'inden birşey varsa bana haber ver, dedi. Buhârî de: Pekî, diyerek ona icabet etti.

Buhârî şöyle dedi: Muhammed ibn Selâm el-Beykendî bana: Kitâb­larıma bak da içlerinde hatâ nev'inden her ne bulursan üzerine çarpı işareti koy, dedi. Muhammed ibn Selâm'ın ashabından biri ona: Bu genç kimdir? diye sordu da, Beykendî benim için: Bu, benzeri olmıyan kişi­dir, dedi. İşte bu adı geçen Muhammed ibn Selâm: Muhammed ibn İs­mâîl benim yanıma her girdikçe hayrete düşer ve ondan endîşe eder dururdum, derdi. Yânî onun yanında hatâ yapmaktan korkardı.

Ebû Bekr el-Medînî şöyle dedi: Bizler bir gün İshâk ibn Râhûye'nin yanındaydık. Muhammed ibn İsmâîl de orada hâzır bulunuyor du. İshâk sahâbîsinin berisinde Ata el-Kencârânî (nisbeti) bulunan bir ha­dîse uğradı. Bunun üzerine İshâk, Buhârî'ye hitaben:

- Yâ Ebâ Abdillah! Bu Kencârân nedir? dedi. Buhârî:

- Yemen'de bir karyedir. Muâviye, sahâbî'den olan şu zâtı Yemen'e gönderdi. İşte bu Ata o sahâbî'den iki hadîs işitti, dedi. İshâk da ona:

- Yâ Ebâ Abdillah, sen bunu onların yanında hâzır bulunmuş gibi bilmektes in, dedi.[2]

Yine Buhârî şöyle dedi: Alî ibnu'l-Medînî bana Horasan'ın üstâdlarını soruyordu . Ben de ona Muhammed ibn Selâm el-Beykendî'yi zikr ediyordum . Kendisi onu tanımıyordu. Nihayet kendisi bir gün bana:

- Yâ Ebâ Abdillah! Senin övdüğün herkes artık bizim yanımızda makbuldür, dedi.

Ebu'1-Fadl Ahmed ibn Seleme en-Nîşâbûrî şöyle dedi: Bana Feth ibn Nuh en-Nîşâbûrî tahdîs edip şöyle dedi: Ben Alî ibnu'l-Medînî'ye geldim. Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî'yi de onun sağ tarafında otur­muş hâlde gördüm. Alî ibnu'l-Medînî her hadîsi tahdîs edince, azamet ve celâletinden sakınarak Buhârî'ye döner dururdu.

Buhârî şöyle dedi: Amr ibn Alî el-Fellâs'ın ashabı benimle bir ha­dîsi müzâkere ettiler. Ben, o hadîsi tanımıyorum, dedim. Onlar benim bu cevâbımdan dolayı sevindile r. Ve akabinde Amr ibn Alî'ye gittiler. Biri Amr ibn Alî'ye: Biz Muhammed ibn İsmâîl ile bir hadîsi müzâke­re ettik. O, bu hadîsi tanımadı, dedi. Bunun üzerine Amr ibn Alî: Mu­hammed ibn İsmail'in tanımadığı bir hadîs, hadîs değildir, demiştir.

Ebû Amr el-Kirmânî şöyle dedi: Ben Amr ibn Alî el-Fellâs (249/863)'dan işittim; o: Benim sâdık arkadaşım, Ebû Abdillah Muham­med ibn İsmâîl el-Buhârî'dir; Horasan'da onun benzeri yoktur, diyordu.

Ebû îsâ et-Tirmizî şöyle dedi: Muhammed ibn İsmâîl, Abdullah ibn Munîr'in yanında idi. Buhârî onun yanından kalktığı zaman, Abdul­lah ibn Munîr ona karşı: Yâ Ebâ Abdillah! Allah seni bu ümmetin zîneti kılsın, dedi.

Hafız Recâ ibn Recâ: Muhammed ibn İsmail'in bütün âlimler üze­rindeki fazileti, erkekleri n kadınlar üzerindeki fazlı gibidir, dedi.

Abdullah ibn Muhammed ibn Saîd ibn Ca'fer şöyle dedi: Ahmed ibn Harb en-Nişâbûrî vefat ettiği zaman İshâk ibn Râhûye ile Muham­med ibn İsmâîl binekleri ne bindiler de onun cenazesin i teşyî' ediyor­lardı. Ben de giderken ilim ehli olan kimseleri dinliyord um. Onlar bu ikisine bakıyorlar ve: Muhammed ibn İsmâîl, İshâk'dan daha fakîhtir, diyorlardı.

Ahmed ibn İshâk es-Sermâvî: Her kim hakkıyle ve bütün sadâkatıyle fakîh olan bir kimseye bakmak isterse, Muhammed ibn İsmail'e baksın, dedi.

Hâşid ibn İsmâîl şöyle dedi: Ben Amr ibn Zürâre ile Muhammed ibn Râfi'i, Muhammed ibn İsmail'in yanında gördüm. Bu ikisi Buhârî'den hadîs illetleri ni soruyorla rdı. Buhârî yanlarından kalkıp gidin­ce, bu iki zât mecliste hâzır olanlara: Buhârî'den aldanmayın, gaflet etmeyin. Çünkü bizden daha fakîh, daha âlim ve daha basiretli dir, dediler.

Yine Hâşid şöyle dedi: Biz bir gün Amr ibn Zürâre de beraber ola­rak İshâk ibn Râhûye'nin yanında idik. İshâk, Ebû Abdillah'ın önün­de hadîs imlâ ettiriyor du. Hadîs sahihleri de ondan hadîs yazıyorlardı. Bu esnada İshâk ibn Râhûye: O benden daha basiretli dir, diyordu. Ebû Abdillah el-Buhârî o zaman bir genç idi. Ebû Bekr ibn Ebî Şeybe de Buhârî'yi Bâzil (yânî kâmil) diye isimlendi rirdi.

Muhammed ibn Ebî Hatim el-Varrak şöyle dedi: Ben Yahya ibn Ca'­fer el-Beykendî'den işittim; o şöyle diyordu: Şayet kendi ömrümden alıp da Muhammed ibn İsmail'in ömründe artırma yapmağa kaadir olay­dım, muhakkak bu artırma işini yapardım. Çünkü benim ölümüm, bir tek adamın ölümü olurdu; hâlbuki Muhammed ibn İsmail'in ölü­müne gelince, onda ilmin gitmesi vardır.

Yine Buhârî'nin varrâkı yânî kâtibi şöyle dedi: Ben yine Yahya ibn Ca'fer el-Beykendî'den işittim, o Buhârî'ye hitaben: Eğer sen olmayaydın ben Buhârâ'da yaşamayı hoş bulmazdım, diyordu.

Abdullah ibn Muhammed el-Musnidî şöyle dedi: Sübhesiz Muham­med ibn İsmâîl el-Buhârî bir imamdır. Her kim onu imam tanımazsa, ben o şahsı ittihâm ederim.

İmamların imâmı olan Ebû Bekr Muhammed ibn İshâk ibn Huzeyme: Semânın bütünü altında hadîste Muhammed ibn İsmail'den daha âlim kimse yoktur, dedi.

el-Hâfız Muhammed ibn Ya'kûb da şöyle dedi: Ben Müslim ibnu'l-Haccâc'ı, Buhârî'nin önünde, çocuğun muallime suâl soruşu gibi suâl sorarken gördüm. [3]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Ca'fer ibn Muhammed el-Mustağfiri, Târihu Nesef'de Buhârî'yi zikr etti de: Eğer benim için caiz olaydı, ben muhakkak Buhârî'yi, onun mülâki olduğu Üstâdları üze­rine tafdîl eder ve muhakkak o kendi gibisine kavuşmamıştır derdim, demiştir. (Tabakaatu'ş-Şâfiiyye, II, 8).

[2] Hedyu's-Sârî. s.484 vd., "Zikru senâi'n-nâsi aleyhi ve ta'zîmihim lehu"; İrşâdu's-Sârî, I, 33-37, "Ve senâu'n-nâsi aleyhi bi fehmihi."

[3] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 64-69.

 

13- İmâm Müslim'in İmâm Buhârî'yi Takdîr Edip Büyütmesi

Hafız Ebû Hâmid el-A'meş şöyle dedi: Biz Nîşâbûr'da Buhârî'nin yanında idik. Müslim ibnu'l-Haccâc geldi ve Buhârî'ye şu hadîsi sordu:

Ubeydulla h ibn Amr, Ebu'z-Zuheyr'den, o da Câbir'den; dedi ki: Resûlullah (S) bizleri bir seriyye içinde gönderdi, berâberimizde Ebû Ubeyde vardı... (Hadîs uzunca devam ediyor).

Buhârî şöyle dedi: Bize İbnu Ebî Uveys tahdîs etti. Bana kardeşim Süleyman ibn Bilâl'den, o da Ubeydulla h'dan... diyerek hadîsi tamâmiyle zikretti. Bunun akabinde bir insan da Buhârî'nin huzurunda: "Haccâc ibn Curayc Musa ibn Ukbe'den, o da Süheyl ibn Ebî Sâlih'den, o da babasından, o da Ebû Hureyre'den, o da Peygamber (S)den. Buyurdu ki: "Bir kulun dedikodul u bir meclisten kalktığı za­man Sübhâneke 'llâhümme ve bi-hamdike eşhedu en la ilahe illâ ente. Estağfiruke ve etûbu ileyke demesi, meclise iştirak ettiğinin keffâretidir" hadîsini okudu ve Buhârî'ye bu isnâd ve hadîs hakkındaki fikrini sor­du. O mecliste hâzır bulunan Müslim hemen atılarak: Dünyâda bun­dan sağlam isnâd da olur mu imiş? İbn Curayc, Musa ibn Ukbe'den, o da Süheyl ibn Ebî Salih'ten rivayet etmiş. Dünyâda bu kadar kuv­vetli isnâd ile hiç bir hadîs bilinir mi? dedi.

Müslim'in bu sözleri üzerine Muhammed ibn İsmâîl: Evet amma ma'lûldur, dedi. Müslim'i bir titreme alıp: La ilahe ille'llah, illeti ne­resinde ise bana haber ver, dedi. Buhârî, başka tarîklardan da yine Haccâc ibn Muhammed' den olmak üzere kendisine bu hadîsin baliğ ol­duğunu senedleri yle zikr ederek, yalnız: Allah'ın örttüğünü sen de ört; bu, insanların Haccâc ibn Muhammed'den, onun da ibn Curayc'dan ri­vayet ettikleri celîl bir hadîstir, demekle yetindi ve illeti beyân etmek istemedi. Müslim ısrar etti, başını öptü, ağlamaklı oldu.

Buhârî, Müslim'den bu kadar ısrar görünce: Öyleyse yaz:

"Bize Musa ibn İsmâîl tahdîs etti. Bize Vuhayb tahdîs etti. Bize Musa ibn Ukbe, Avn ibn Abdillah'dan tahdîs etti. O şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu:... isnâdıyle hadîsi rivayet etti. Bunun üzerine Müslim: Sana hasedcide n başkası buğz etmez. Dünyâda senin bir ben­zerin daha olmadığına şehâdet ederim, dedi.

Bu hikâyeye göre, her iki hadîsin metni birdir. Lâkin hadîs birinci sened ile ma'lûl, ikinci sened ile sahîhdir. Dikkat edilmiş ise anlaşılır ki, Buhârî'nin ma'lûl dediği rivayet hep an'ane ile rivayet edilmiş ve sonunda merfû' olarak serd edilmiştir. Hâlbuki diğer rivayette sened -tabiî olan- Avn ibn Abdillah ibn Utbe'ye kadar hep "haddesenâ" lâfzı ile sevk edildikte n sonra, Ebû Hureyre'nin ismi zikr edilmeksi zin ir­sal edilmiştir. Meğer merfû' olarak rivayet ediledura n hadîs, mürsel imiş.

Bu kıssayı el-Beyhâkî el-Medhâl'de, el-Hâkim Ebû Abdillah'dan di­ğer bir siyakla rivayet etmiştir: Dedi ki: Ben Ebû Nasr Ahmed ibn Muhammed el-Varrâk'tan işittim, şöyle diyordu: Ben Ahmed ibn Hamdûn el-Kassâr'dan -ki o Ebû Hâmid el-A'meş'dir- işittim, şöyle diyordu: Ben Müslim ibnu'l-Haccâc'dan işittim: Kendisi Muhammed ibn İsmail'in yanına geldi, onun iki gözünün arasını öptü ve: Bırak beni ayağını da öpeyim ey üstâdların üstadı, muhaddisl erin seyyidi, hadîs illetleri nin tabîbi, dedi.

Buhârî burada da iki senedle hadîsi rivayet ettikten sonra, birinci sened hakkında: Bu güzeldir, hem dünyâda bunun kadar sağlam baş­ka bir isnâd da bilmiyoru m, lâkin ma'lûldür. Benim haber verdiğim isnâd daha iyidir. Zîrâ Musa ibn Ukbe'nin Süheyl'den müsneden bir hadîs rivayet ettiğini hiçkimse haber vermemiştir, diyerek, ikinci bir illet daha göstermiştir[1]...

Hâşid ibn İsmâîl şöyle dedi: Basra halkından ilim ehli olan kimse­ler hadîs talebi için Buhârî'nin arkasından koşarlardı. Hâlbuki o za­man Buhârî bir gençti. Nihayet onu isti'lâ ederler ve onu yolun bir yerinde oturturla r da başına binlerce kişi toplanırdı. Ki, o toplananl a­rın çoğu kendileri nden hadîs yazılan kimselerd endi. O zaman Buhârî, henüz yüzünde tüy çıkmamış bir genç idi.

Ebû Hatim er-Râzî: Horasan asla Muhammed ibn İsmail'den daha hafız bir kimse çıkarmadı, ve oradan Irak'a ondan daha âlimi de gel­medi, dedi.

el-Aclî de şöyle dedi: Ben Ebû Zur'a'yı ve Ebû Hâtim'i gördüm; bu ikisi Buhârî'den hadîs işitiyorlardı. Hâsılı Buhârî her şeyi güzel ya­pan, dîn ve faziletçe üstün ümmetlerden bir ümmet idi.

ed-Dârimî'ye bir hadîsten soruldu ve kendisine Buhârî'nin bu ha­dîs sahihtir dediği söylendi. Bunun üzerine ed-Dârimî: Muhammed ibn İsmâîl, Dârimî'den daha basiretli dir. O, Allah'ın kendi kitabı için­de ve Peygamber'inin diliyle emr ettiği ve nehy eylediği şeyleri Allah'a yakışacak şekilde yerine getiren kullarının en zekîsidir. Muhammed ibn İsmâîl, Kur'ân'ı okuduğu zaman kalbini, gözünü ve kulağını onunla tamâmiyle meşgul eder, kitabın mes'elelerind e tefekkür edip, onun halâlını, haramını iyice tanır, dedi.

Ebû Sehl Mahmûd ibnu'n-Nadr şöyle dedi: Ben Mısır âlimlerinden otuzdan fazlasını dinledim ki onlar: Dünyâda Muhammed ibn İsma­il'e bakmak bizim ihtiyâcımızdır, diyorlardı.

Ebu't-Tayyib Hatim ibn Mansûr da: Muhammed ibn İsmâîl, basi­reti ve ilme nüfuz edişi hususlarında Allah'ın âyetlerinden bir âyet idi, dedi.

Abdullah ibn Muhammed el-Eylî: Vallâhî ben, Muhammed ibn İs­mail'in bedeninde bir kıl olaydım diye temenni etmişimdir, dedi.

Suleym ibn Mucâhid: Ben altmış yıldan beri Muhammed ibn İsma­il'den daha fakîh ve daha takvâlı kimse görmedim, demiştir.

Ahmed ibn Seyyar, Merv Târîhi'nde şöyle dedi: Muhammed ibn İsmâîl, ilim taleb etti, âlim insanlarl a ilim meclisler inde bulundu, ha­dîs uğrunda seyahatle r etti ve hadîste maharet kazanıp en basiretli dereceye yükseldi. O, bilgisi ve ezberleme si çok güzel bir zât idi, bu­nunla beraber fakîhlik de yapıyordu.

Amr ibnu'l-Haffâf şöyle dedi: Yahya ibn Muhammed ibn Sâid, Buhârî'yi zikr ettiği zaman: O el-kebşu'n-nattâh'dır (yânî çok vurucu koç­tur), derdi.

el-Hâfız Ebu'l-Abbâs, el-Fadl ibnu'l-Abbâs er-Râzî es-Sâığ'a: Han­gisi daha hafızdır; Muhammed ibn İsmâîl mi, yâhud Ebû Zur'a mı? diye soruldu. Ebu'l-Abbâs şöyle dedi: Ben Muuhammed ibn İsmâîl ile kar­şılaşmış değildim. Nihayet Hulvân ile Bağdâd arasında önümden gel­di, karşılaştık. Yolumdan bir merhale kadar geriye doğru onunla yürüdüm ve bu esnada ona kendisini n tanımadığı bir hadîs getirmeye çok gayret ettim.. Fakat bu bana mümkün olmadı. Ve işte ben buyum. Ebû Zur'a'nın başının saçı sayısınca garîb hadîs sayabilir im.

Muhammed ibn Abdirrahmân ed-Dagûlî şöyle dedi: Bağdâd ahâlî­si Muhammed ibn İsmail'e, içinde şu beyt bulunan bir mektûb yazdılar:

"Sen kendileri için hayâtta bakî olduğun müddetçe, müslümânlar bir hayr içindedirler. Kaybedild iğin zaman senden sonra artık hayr yok­tur"[2]

el-Hâfız Ebu'l-Abbâs Ahmed ibn Muhammed ibn Saîd ibn Ukde: Şayet bir kimse otuz bin hadîs yazmış olsa Muhammed ibn İsmail'in Târîh'inden müstağni olmaz, demiştir. el-Hâkim Ebû Ahmed de el-Kûnâ (Künyeler) kitabında: Buhârî hadîs bilgisi ve toplaması husus­larında imamların yegânesi idi. Eğer ben, hiç kimsenin tasnifini gü­zellik ve olgunlukt a Buhârî'nin tasnifine benzer görmedim deseydim, muhakkak böyle yapmış olurdum, demiştir. Ben Buhârî asrından son­ra gelen âlimlerin ona yaptıkları övgülere bir bâb açsaydım, muhakkak sahîfeler biter, nefesler tükenirdi. Hulâsa, o sahili olmayan bir denizdir. Ben ancak İbnu Ukde ile Ebû Ahmed'in sözlerini buna bir unvan olarak yazdım. Zâten büyük üstâdlarının ona yaptıkları övgü­lerin ardından, daha sonrakile rin hikâyelerine muhtaç olunmaz. Çün­kü devrinin üstâdları onu, müşahede ettikleri yle övmüşler, bildikler iyle vasfetmişlerdir. Kendileri nden sonra gelenleri n medihleri ise böyle de­ğildir. Çünkü bu sonrakile rin övmeleri ve vasıfları, kendileri ne nakl edilmiş bilgilere i'timâd üzerine kurulmuştur. Bu iki makaam arasın­da ise açık bir fark vardır: "Leyse'l-ıyânu ke'1-haberi-Gözle görmek haber gibi değildir"[3]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Hedyu's-Sârî, s.487-489, "Zikru cumelin mine'l-ahbâri'ş-şâhide H seati hıfzını veseyelânı zihnihî ve ıttılâıhî ale'l-ileli sivâ mâ tekaddeme"; İrşâdu's-Sârî, I, 35-36; bâ­zı tasarrufl a TecrîdTer., I,173-174. Diğer kaynaklar: Târîhu Bağdâd, II, 29 (XIII, 100-104); İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, XI, 33-34; Ebu'1-Fidâ, el-Muhtasar min Ahbâri'l-Beşer, II, 54.

[2] el-Bidâye ve'n-Nihâye, XI, 24-28; İrşâdu's-Sâri, I, 37.

[3] Hedyu's-Sâri, s.481-486, "Zikru senâi'n-nâsi aleyhi ve ta'zîmihim lehu"; "Zikru ta­rafın min senâi akrânihi ve tâifetin min etbâıhi aleyhi tenbîhen bi'1-ba'z ale'l-kulli".

Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 69-72. 

 

İmâm Buhârî'nin Tercihlerinden Bâzıları Şunlardır:

* İki sünnet yerinin inzal olmaksızın birbirine sâdece dokunma­sından yıkanmanın vâcib olmıyacağı, ancak yıkanmanın daha ihtiyatlı olduğu.

* Hamamda Kur'ân okumakta be's olmıyacağı.

* Meninin yıkanmasının da, el ile sürtülüp ovalanmasının da caiz olması.

* Suyun içine murdar düşmekle değil de, ancak tağayyur (yâni baş­kalaşma) ile murdar olacağı.

* Fil ve benzeri ölü hayvan kemikleri yle taranmanın, onların yağ­larım yağ sürmekte kullanmanın ve onlarla ticâret yapmanın cevazı.

* İçine fare ve benzeri bir hayvan düştüğü zaman, sıvı olsun do­nuk olsun, o hayvan ve etrafının atılması suretiyle yağın temiz sayı­lacağı.

* Namaz kılarken üstüne pislik atılan kimsenin namazının bozulmıyacağı.

* (Namaz içinde iken) Elbisesin de kan gören kimsenin o kanı ata­cağı, namazını tamamlaya cağı ve namazı yeni baştan kılmıyacağı.

* Ayetin Mushaftan okunmasında be's olmadığı.

* Cünüb olan kimsenin (ezberden) Kur'ân okumasında be's ol­madığı.

* Kadının üç hayzının bir ayda tamamlanmıyacağı, kadın dindar­lığından hoşnûd olunacak yakın arkadaşlarından bir şâhid getirir, o şâhid de kendisini n bir ay içinde üç defa hayz olduğuna şehâdet eder­se kadının tasdik olunacağı ve iddetinin biteceği.

*  Teyemmümün yüze ve ellere âid olduğu.

* Abdesti bozacak bir hades vâki' olmadığı müddetçe, iki ve daha çok farz namazın bir tek teyemmüm ile kılınmasının cevazı.

* Cünüb olan kimsenin, soğuk sudan hasta olmaktan korktuğu za­man teyemmüm edip namaz kılabileceği.

* Murdar şeyle boyanan kumaşları giymenin cevazı.

* Uyluğun avret olmadığı.

* Gemi içinde namaz kılan kimsenin gemi ile beraber geminin dön­düğü cihete dönebileceği.

* İnsanın kendi elbisesi ve yaygısı üzerinde secde etmesinin cevazı.

* Ayakkabıları ile namaz kılmanın cevazı.

* Umre yapmanın vâcib olduğu.

* Buhârî, alış veriş işlerinin insanların kendi aralarında tanıyageldikleri âdet ve esâslara göre döndürüleceği görüşündedir.

* Buhârî, kadının gerek kendi mülkü olsun, gerek başkasının mül­kü olsun müsavi olarak, erkek köleden perde arkasına çekilmiyeceği hususunda ki Âişe mezhebini tercîh etti.

* Buhârî, kör kimsenin ve maske takınmış kadının sesi tanındığı zaman şâhidlik yapmasının cevazını tercîh etti.

*  Şübhe ve fesâd ehli olan kimseleri gıybet etmenin cevazı.

* Kitâb ehli olan kişinin Kur'ân öğretmesinin cevazı (Nitekim bu Ebû Hanîfe'nin mezhebidi r); Kur'ân' dan başka ilimlerde öğretmenlik yapmasının evleviyet le cevazı.

* Kadının gelin bile olsa, erkeklere hizmet etmesi ve onların kar­şılarında dikilip işlerini görmesinin cevazı; nitekim köylerdeki ve sah-râlardaki kadınlar kendi fıtratlarıyle bu nizâm üzeredirler.

* Talâkın niyetle ve boşama kasdıyle vuku' bulacağı, mutlak bir sözle talâk vâki' olmıyacağı hususunda ki İbn Abbâs mezhebini tercîh etti.

*  Buhârî, bir yıllık müddet âyeti (el-Bakara: 2/228, 234: et-Talâk: 65/1-4) hak­kında, bu âyetin mensûh olmayıp, muhkem bulunduğu hususunda Mucâhid ve Atâ'nın mezhebler ini tercîh etti. Bu da, kadın bir yıllık suknâ vasıyyetini kabul ettiği takdirded ir.

*  Kadınların erkeklere hasta ziyareti yapmalarının cevazı; nite­kim köyler ve sahralar halkı kendi fıtratları ile bu gelenek üzeredir­ler.[1]

* Hıdır'ın şimdi diri olmadığı.

* Müşrike ibtidâen künye vermenin ve künyelendiği isimle nida etmenin cevazı.

* Üvey kızın ve üvey oğulun kızları haram kılınmakta üvey kız gibidir. Nitekim oğulların çocuklarının karıları da, oğulların kadınla­rı gibidir. Üvey kız, üvey babasının terbiyesi nde ve himayesin de bu­lunmamış olsa da, yine haram kılınır.

* Buhârî: “Yahûdî olanlarda n ki­mi kelimeler i konuldukl arı yerlerind en tahrif ederler.. " (en-Nisâ; 4/46) âyeti­nin tefsiri hakkında şöyle dedi: Yuharrifûne, yuzîlûne demektir. Hâlbuki Azîz ve Celîl olan Allah'ın kitâblarmdan bir kitabın lâfzını izâle edecek hiç kimse yoktur. Lâkin onlar onu tahrif ediyorlar, yânî te'vîlinden başka bir te'vîl ile te'vîl ediyorlar . İbn Hacer Fethu'l-Bârî'de bu bahs üzerine geniş îzâh yaptı. Çünkü bu çok mühim bir konudur.

* Buhârî, hâkimin kendi âmillerine, kaadînın diğer kaadîya yaz­dığı mektûb ile -o mektûb üzerine şâhid ve beyyine olmadan da- amel etmeyi caiz kıldı.

* Kadın tanıyıp bildi ise, perde arkasından kadın üzerine şâhidliği caiz gördü.

* Hâkimin hükmünün hiçbir haramı helâl ve hiçbir helâlı haram kılamıyacağı.

* Hâkim, cevr ve zulm ile yânî adaletsiz ce hüküm verir yâhud ilim ehlinin hilâfına hüküm verirse, o hükmün merdûd olacağı.

* Buhârî, tamamen kâfir olsa bile bir insanın hâkim için tercemânlık yapmasını caiz gördü.

* Buhârî'nin evlenmek istenilen kadına bakmaya istidlali: Buhâ­rî, evlenmek üzere istenmekt e olan kadına veya kıza bakmaya, Peygamber'in Âişe'ye hitaben söylediği şu hadîsi ile istidlal etti: "Ben seni ru 'yâmda gördüm. Senin resmini bir ipek parçası üzerinde olarak me­lek getiriyor du da bana: Bu kız senin karındır, diyordu. Ben senin yüzünden perdeyi açtığımda baktım ki, o ru'yâmda gördüğüm, sen­sin."[2]

el-Vâlid, Minhâc Şerhi'nde şöyle dedi: Bu güzel bir istidlald ir. Çün­kü Peygamber'in fiili, uykuda olsun uyanıkken olsun, müsavidir. Pey­gamber Âişe'nin yüzünü açmış, bakmıştır...[3]

Şübhe yok ki, insaflı olan kimse buradaki tercihler i gördüğü za­man muhakkak Buhârî'nin mutlak bir müctehid olduğuna kesin kaanî olacaktır. Çünkü bu kaviller mezheb imamları arasında dağıtılmışlardır. Buhârî onlardan hiçbir mezhebi ayniyle tutmamıştır. Merhum üstadın bir araya getirmiş olduğu bu tercihler el-Câmi 'u's-Sahıh'in içindekilerden ancak bir parçadır. Yoksa şübhesiz Buhârî'ye aid daha pekçok tercihler ve görüşler vardır ki, kitabında bu görüşlerden birinin zikr edilmediği bir bâb hemen hemen yoktur. Zikr edilen bu mıkdâr da yetecekti r. Ve Allah en bilendir. [4]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] İslâm dîni fıtrat dînidir. Fıtratın gerektird iği nizâmı en güzel ve en ma'kûl ölçüler içinde gerçekleştirmiştir. Kadın-erkek ilişkilerini ifrat ve tefritten uzak, her asır ve her yerde tatbiki kaabil en medenî düstûrlarla nizamlamıştır. Bizleri böyle yüce bir dînin sâliklerinden kıldığı için Allah'a sayısız hamd u senalar olsun.

[2] Buhari, Nikah, Babu’n-nazar ile’l-mer’e kable’t-tezvic, rak: 58.

[3] Yalnız son mesele: Tabakaatu'ş-Şâfiiyye, II, 18.

[4] Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 75-77.

 

14- Nişâbûr'da Üstadı ez-Zuhlî Tarafından Ma'rûz Kaldığı Fitne
 

Hatim ibn Ahmed ibn Muhammed şöyle dedi: Ben Müslim ibnu'l-Haccac'dan işittim, söyle diyordu: Muhammed ibn İsmail Nîşâbûr'a geldiği zaman, Nîşâbûr halkının ona yaptığı karşılamayı hiçbir vâlîye ve hiçbir alime yaptıklarını görmedim. Buhârî'yi şehirden iki yâhud üç merhale uzakla karşıladılar. Muhammed ibn Yahya ez-Zuhlî kendi meclisind e: Her kim yarın Muhammed ibn İsmâlîl’i karşılamak isterse onu karşılasın, şübhesiz ben de onu karşılamaya gideceğim, dedi. Müteakiben Muhammed ibn Yahya ve Nîşâbûr âlimlerinin çoğu onu karşıladılar. Buhârî şehre girdi ve Buhâriler'in konağına indi.

Muhammed ibn Yahya bizlere: Buhârî'ye kelâm ilminden herhangi bir şey sormayın. Çünkü o eğer bizim üzerinde bulunduğumuz görüş hilâfına cevâb verirse, onunla aramızda ayrılık vâkı’ olur ve Buhârâ’daki Nâsibî, Rafızî, Cehmî ve Murciîler'in herbiri bizlerdek i bu ayrı­lıktan sevinirle r, dedi.

İnsanlar Muhammed ibn İsmail'in üzerine çok kalabalık edip sı­kıştılar; o kadar ki, bulunduğu konak ve dam üstleri dolup taştı. Ge­lişinin ikinci yâhud üçüncü günü olunca, bir kimse Buhârî'ye doğru kalktı da "el-Lâfz bi'l-Kur'ân"dan yâni Kur'ân'ı telâffuz etmekten sor­du. Buhârî: Fiillerim iz yaratılmıştır, lâfızlarımız da fiillerim izdendir, dedi. Bu cevâbdan dolayı insanlar arasında bir ihtilâf vâki' oldu. Şöy­le ki: Bâzı kimseler: Buhârî, "Lâfzı bi'1-Kur'ânı mahlûkun" demiş­tir, dediler. Bâzıları da, öyle demedi, dediler. Aralarında bu hususta ihtilâf vâki' oldu. Hattâ bâzısı bâzısına doğru vuruşmaya kalkıştı. Bu­nun üzerine o konağın sahihleri toplandılar da kavgacıları dışarıya çı­kardılar.[1]

Ebû Ahmed ibn Adiyy de şöyle dedi: Üstâdlardan bir cemâat bana şöyle zikretti: Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî Nîşâbûr'a geldiği za­man huzuruna çok insan toplandı. O vaktin üstâdlarından biri ona hased etti ve hadîsciler topluluğuna hitaben: Muhammed ibn İsmail "Lâfzî bi'1-Kur'âni mahlûkun" demektedi r, dedi. Buhârî meclise gel­diği zaman bir adam ona doğru ayağa kalktı ve: "Yâ Ebâ Abdillah! Lâfzî bi'1-Kur'ân hakkında ne dersin; o mahlûk mudur, yoksa gayri mahlûk mudur?" diye sordu. Buhârî o zâttan yüz çevirdi ve üç kerre ona cevâb vermedi. O kimse suâlinde ısrar etti. Bunun üzerine Buhâ­rî: Kur'ân Allah'ın kelâmıdır, mahlûk değildir. Kulların fiilleri ise mahlûkdur. Bu mes'elenin hakîkatine muttali' olmak için aşırı gitmek (yânı bu mes'eleyi derinleştirmek veya bununla insanları imtihan et­mek) bid'attır, dedi. Bu söz üzerine o adam: Buhârî "Lâfzî bi'1-Kur'ânı mahlûkun" demiştir, diyerek, insanlar arasında şerr ve fitne peyda edip tahrik etti.

Ebû Hâmid ibnu'ş-Şarkî de şöyle dedi: Ben Muhammed ibn Yahya ez-Zuhlî'den işittim, o şöyle diyordu: Kur'ân Allah'ın kelâmıdır; mah­lûk değildir. Kim "Lâfzî bi'1-Kur'ânı mahlûkun" iddiasında bulunur­sa, o bir bid'atçıdır; onunla bir mecliste oturulmaz ve onunla konuşulmaz. Her kim Muhammed ibn İsmail'e giderse onu ittihâm ediniz. Çünkü onun meclisind e, onun mezhebind e olanlarda n başkası hâ­zır olmaz.

el-Hâkim de şöyle dedi: Bu lâfz mes'elesinde Buhârî ile ez-Zuhlî ara­sındaki hâdise vâki' olunca, insanlar Buhârî'den kesildile r. Yalnız Müslim ibnu'l-Haccâc ile Ahmed İbn Seleme, Buhârî'den kesilmedi ler. ez-Zuhlî: Dikkat edin, her kim lâfza kaail olduysa.a rtık ona bizim mec­lisimize gelmesi helâl olmaz, dedi. Onun bu sözü üzerine Müslim ridâsını başlığının üstüne aldı ve insanların gözleri önünde kalkıp gitti. Akabinde Zuhlî'den yazmış olduğu hadîslerin hepsini bir hammâlın sırtına yükleyip, Zuhlî'ye gönderdi. Onun için Sâhih'inde Buhâri'nin ve Zuhlî'nin isimleri hiç yoktur ve Sâhih'inde onlardan hiçbiri hadîs rivayet etmemiştir. Buhârî'ye gelince o, Zuhlî'den birçok hadîsler ri­vayet etmiştir. Lâkin o bu rivayetle rini: "Ahbâranî Muhammed =Bana Muhammed haber verdi" lâfzıyle veya Zuhlî'yi dedesine nisbet ederek: "Bize Muhammed ibn Hâlid tahdîs etti"[2] lâfzıyle rivayet eder. Zikr edilen nefretleşmenin meydana gelişinden dolayı Zuhlî'yi tanınacağı ma'rûf ismiyle zikr etmez.

Yine el-Hâkim Ebû Abdillah şöyle dedi: Ben Muhammed ibn Hennâî'den işittim, şöyle diyordu: Ben Ahmed ibn Seleme en-Nîşâbûrî'den işittim, söyle diyordu: Ben el-Buhâri'nin yanına girdim de: Yâ Ebâ Abdil­lah! Şu Zuhlî, Horasan'da bilhassa bu şehirde makbul bir zâttır. Bu­nunla beraber şu mes'eleye dalmış, inâd ve husûmet etmiştir. Bundan dolayı bizden hiç kimse o mes'ele hakkında ona bir kelâm etmeye muk­tedir olamıyor. Binâenaleyh sen ne dersin? dedim. Buhârî avucu ile sakalının üzerinden tuttu da şunları söyledi:

“Ben işimi Allah 'a ısmarlıyorum. Çünkü Allah kullarını çok iyi görendir" (el-Mu'min: 40/44) Yâ Allah, şübhesiz Sen bilmektes in ki, ben Nîşâbûr'da ferahlanm ak, aşırılık ve taşkınlık için ikaamet etmek istemedim, başbuğ olmak isteğiyle de oturmadım. Ancak muhalifle­rin galebesin den dolayıdır ki, gönlüm vatana dönmek istememiştir. Hâl böyle iken şu adam bana karşı başka birşey için değil, sırf Allah'­ın bana vermiş olduğunu hased için kasdetmiştir.

Bundan sonra Buhârî: Yâ Ahmed, ben yarın buradan çıkıp gidece­ğim. Sizler de elbet bu zâtın benim için olan sözlerinden kurtulaca ksı­nız, dedi.

Yine el-Hâkim dedi ki: Hafız Ebû Abdillah ibnu'l-Ahrem şöyle de­miştir: Müslim ibnu'l-Haccâc ile Ahmed ibn Seleme, Buhârî'ye bağlı­lıkları sebebiyle Muhammed ibn Yahya ez-Zuhlî'nin meclisind en kalktıkları zaman, ez-Zuhlî, Buhârî'yi kasdedere k: O adam bu şehir­de sakin olamaz, dedi. İşte Buhârî bu sözden ötürü endişelendi de ora­dan başka yere gitti.

Ebû Abdullah Muhammed ibn Ahmed İbn Muhammed el-Ma'rûf bi-Ğuncâr el-Buhârî (412/1021) de Buhara Târîhi'nde şöyle dedi: Bize Halef ibn Muhammed tahdîs edip şöyle dedi: Ben Nîşâbûr'da Ebû Emr Ahmed ibn Nasr en-Nişâbûrî el-Haff'âf’tan işittim, şöyle diyordu: Biz bir gün Ebû İshâk el-Kuraşî'nin yanında idik. Beraberim izde Muhammed ibn Nasr el-Mervezî de vardı. Derken aramızda Muhammed ibn İsmail’in zikri geçti. Bunun üzerine Muhammed ibn Nasr söyle dedi: Ben Buhârî'den işittim, o şöyle diyordu: Her kim benim "Lâfzî bi'l-Kur'ânı mahlûkun" dediğimi iddia ederse o bir yalancıdır. Çünkü ben o sözü söylemedim.

Bunun üzerine o, Buhârî'ye hitaben: Yâ Ebâ Abdillah! İnsanlar bu mes'eleye dalmışlar ve çok söz etmişlerdir, dedi. Buhârî de. Sana söy­lemekte olduğum sözden başka bir sözüm yoktur, dedi.

Ebû Amr şöyle dedi: Ben Buhârî'ye geldim de onunla hadîsten bir şeyi müzâkere ettim. Nihayet Buhârî'nin gönlü hoş oldu. Ben: Yâ Ebâ Abdillah, işte şurada bir kimse var ki, o senden, senin "Lâfzî bi'l-Kur'ânı mahlukun" demekte olduğunu hikâye ediyor, dedim. Bunun üzerine Buhârî: Yâ Ebâ Amr, benden şunu ezber et: Nîşâbûr ahâlîsin­den -bu arada daha birçok belde isimleri sayarak- ve diğerlerinden her kim benim "Lâfzî bi'1-Kur'ânı mahlûkun" demiş olduğumu iddia eder­se, o bir yalancıdır. Zîrâ ben o sözü söylemiş değilim. Ben sâdece "Kul­ların fiilleri mahlûkdur" demişimdir, dedi.

Muhammed ibn Yûsuf el-Firabrî de şöyle dedi: Ben Muhammed ibn İsmail'den işittim, şöyle diyordu: Kulların fiillerin e gelince, o mahlûk­dur. Bize Alî ibn Abdillah tahdîs etti. Bize Mervân ibn Muâviye tah­dîs etti. Bize Ebû Mâlik, Rabî'den; o da Huzeyfe'den olmak üzere tahdîs etti. Huzeyfe şöyle demiştir: Peygamber (S): "Allah Taâlâ her san'atkârı ve san'atını halk eder" buyurdu. Bu­hârî sonra şöyle ilâve etti: İnsanların hareketle ri, sesleri, kazanmala­rı ve yazmaları mahlûkdur. Amma okunan, Mushaflar da tesbît olunan, satırlara dizilip yazılan, kalblerde hıfz edilen Kur'ân'a gelince, o Al­lah kelâmıdır, mahlûk değildir. Allah Taâlâ: "Hayır, O (Kur' ân) kendileri ne ilim verilmiş insanların sinelerin­de apaçık âyetlerdir..." '(el-Ankebût: 29/49) buyurdu. Fulan güzel kırâatli, fulan çirkin okuyuşlu denir, fakat güzel Kur'ânlı, çirkin Kur'anlı denmez. Kullara ancak kıraat nisbet edilir. Çünkü Kur'ân, Rabbın kelâmıdır. Kıraat ise kulun fiilidir. Hiçbir kula Allah'ın emrinde ilimsiz şeriat koymak hakkı yoktur[3]...

es-Subkî Tabakaat'ında, ez-Zuhlî'nin: "Dikkat edin! Kim onun (yânî Buhârî'nin) meclisine giderse, artık bize gelmesin. Çünkü Bağdâdlılar bize: O, lâfz hakkında kelâm etti, biz kendisini bundan nehyettik, fakat o vazgeçmedi diye mektûb yazdılar. Binâenaleyh sîzler ona yakın olmayın" sözlerine cevâb olarak, şöyle dedi:

Ben derim ki: Buhârî, rivayet olunan haberlere ve bizim de hikâye edecekler imize göre, "Lâfzî bi'1-Kur'ânı mahlûkun" diyenlerd endir. Mu­hammed ibn Yahya ez-Zuhlî de: Kim "Lâfzî bi'1-Kur'ânı mahlûkun:

Kur'ân'ı telâffuz edişim mahlûkdur, yânî yaradılmıştır" iddiasında bu­lunursa, o, beraber oturulmıyacak ve konuşulmıyacak bir bid'atçıdır. Her kim Kur'ân mahlûkdur iddiasında bulunursa kâfir olmuştur, de­miştir. Allah bilir ki, Muhammed ibn Yahya ancak Ahmed ibn Hanbel'in irâde ettiği şeyi, yânî bu mes'eleye dalmaktan nehyi irâde etmiştir. -Nitekim biz el-Kerâbîsî (245/859)'nin hâl tercemesi nde, Ah­med İbn Hanbel'in de bu mes'eleye dalmaktan nehyettiğini daha önce yazmıştık.- Buhârî'ye muhalefet etmeyi kasd etmemiştir. Şayet Buhâ­rî'ye muhalefet etti ve yaradılmış olan iki dudağı arasından çıkan lâf­zının kadîm olduğunu iddia ettiyse büyük bir günâh yüklenmiştir. Bunu zannetmek ise bunun hilafıdır. Zuhlî, Ahmed ve diğer imamlar ancak kelâm mes'elelerine dalmaktan nehyi murâd etmişlerdir. Çün­kü ihtiyâç sırasında kelâm ilmi hakkında kelâm etmek vâcib, ihtiyaç olmadığı zaman ise bundan sükût etmek sünnettir. Binâenaleyh ey muhâtab, sen bunu iyi anla da, tarihçilerin hurafeler ini bırak ve sapıkların yaldızlamalarından yüz çevir. Onlar kendileri ni muhaddisl er ve sünnete vâkıf kimseler zannetmek tedirler. Buhârî'nin mu'tezile görüşle­rinden birine sapacağı nasıl düşünülebilir? Firabrî ve diğerlerinin rivayet ettikleri şeyler içinde Buhârî'nin: Cehmiyyey i küfre nisbet etmiyeni ben elbette câhil sayacağım, dediği sabit olmuştur. İnsaflı kim­se, Muhammed ibn Yahya'nın ismet ehlinden başkasının salim kalamadığı hasedcili k âfetine tutulduğu hususunda şübhe etmez.

Biz ise -bâzılarının da dediği gibi- şöyle deriz: Belki zarfların istis­naî bir takım hâlleri vardı da o hâller bu nizâı meydana getirmiştir. Kötü anlayış ve fesâdçıların müdâhalelerinin de Buhâri'nin Nîşâbûr'dan çıkarı imasına sebeb olan bu fitnede büyük dahli bulunması caizdir.

el-Hâkim de şöyle dedi: Ben Ebu'l-Velîd Hassan ibn Muhammed el-Fakîh'ten işittim, şöyle diyordu: Ben Muhammed ibn Nuaym'dan işittim, şöyle diyordu: Ben kendisi hakkında vâki' olanlar vâki' oldu­ğu zaman Muhammed ibn İsmail'e îmânın mâhiyetinden sordum. Bu­hârî: îmân, kavi ve ameldir, artar ve eksilir.. Kur'ân Allah'ın kelâmıdır. Allah'ın kelâmı mahlûk değildir. Rasûlullah'ın sahabîlerinin en faziletli si Ebû Bekr'dir, ondan sonra Umer'dir, ondan sonra Usmân'dır, ondan sonra Alî'dir. İşte ben ancak bu inanç üzere yaşa­dım ve ancak bunun üzerinde ölürüm ve inşâallah ancak bu îmân üze­re diriltili rim, dedi.[4]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Hedyu's-Sârî, s. 491-492, "Zikru mâ vakaa beynehu ve beyne'z-Zuhlî fî mes'eleti'l-lâfz..."; İrşâdu's-Sâri, l, 37-38," Ve mâ zukire min mihnetihî..."

[2] III, 35; VII, 132; IX, 148; IX, 66.

[3] Tabakaatu'ş-Şafiiyyeti'l-Kübrâ. II, 2-19; Hedyu's-Sâri, s. 491-492, "Zikru mâ vakaa beynehu ve beyne'z-Zuhlî fı'1-meseleti'l-lâfz...”; İrşâdu's-Sârî, s. 38.

[4] Hedyu's-Sârî, s. 491-492, "Zikru mâ vakaa beynehu ve beyne'z-Zuhlî fi mes'eleti'l-lâfz ve ma hasala lehu mine'l-mıhneti bi-sebebi zâlike ve berâetihi mimmâ nusibe ileyhi min zâlike."

Buhârî'nin bu sözleri Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. İsa'nın bebek iken annesini tazyik eden muhalifle re karşı yaptığı konuşmanın son fıkrasını hatırlatmaktadır:

“İsâ dedi ki; Ben hakikat Allah'ın kuluyum, O bana kitâb verdi. Beni Peygamber yaptı. Beni her nerede bulunursa m mübarek kıldı. Bana, ben hayâtta oldukça namazı, zekâtı emretti. Beni anneme hürmetkar kıldı. Beni bir zorba, bir bedbaht olarak yaratma­dı. Dünyâya getirildiğim gün de, öleceğim gün de, bir diri olarak (kabrimden) kaldırılaca­ğım gün de selâm (ve selâmet) benim üzerimedir." (Meryem: 19/30-33).

Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 77-81.

 

15- Buhara Emîri Hâlid İbn Ahmed ez-Zuhlî Tarafından Uğradığı Fitne

Ahmed ibn Mansûr eş-Şîrâzî şöyle dedi Ebû Abdillah el-Buhârî, Buhârâ'ya döndüğü zaman, şehirden bir fersah uzaklığa onun için birçok çadırlar dikildi. Şehir ahâlîsinin çoğu onu karşılamağa çıktı, hattâ şe­hirde zikre değer kimse kalmadı. Buhârî'nin üstüne altın ve gümüş paralar saçıldı. Bir müddet bu sevgi devam etti. Sonra onun tâlii bu­landı ve hava aleyhine döndü. İşte büyük adamların sânı böyledir. Buhâri ile Buhara Emîri Hâlid ibn Ahmed ez-Zuhlî arasında dargınlık meydana geldi. Nihayet vâlî, Buhârî'nin şehirden çıkıp gitmesini em­retti. Bu emir de Buhârâ'daki re'y sahibi büyük fakîhlerden olan Hureys ibn Ebi'l-Verkaa'nın Buhârî'nin mezhebi hakkında ileri geri konuşmasından sonra oldu. Buhara halkından daha başkaları da onun aleyhinde konuştu. Buhari ile vâlî arasındaki bu zıdlaşmayı gerekti­ren sebeb hakkında ayrı ayrı görüşler ileri sürdüler:

Guncâr (412/1021), kendi Târîh'inde şöyle dedi: Ben Ahmed ibn Muhammed ibn Umer'den işittim, şöyle diyordu: Ben Bekr ibn Münir'­den işittim, şöyle diyordu: Buhara Valisi Hâlid ibn Ahmed ez-Zuhlî, Muhammed ibn İsmail'e: el-Câmi'u's-Sahîh'i ve Târih'i benim yanı­ma getir de, onları senden işiteyim, diye haberci yolladı. Muhammed ibn İsmail de gelen elçiye şöyle dedi: "Vâlî'ye şunu söyle ki, ben ilmi alçaltmam, ve onu sultânların kapılarına taşımam. Eğer onun ilimden herhangi bir şeye ihtiyâcı varsa, mescidimd e yâhud evimde benim yanıma gelip, meclisimd e hâzır bulunsun. Eğer sana gönderdiğim bu cevâbım senin hoşuna gitmezse, sen bir valisin, binâenaleyh sen beni ders meclisind e ders vermekten men' et ki, bu men' kıyamet gününde Allah huzurunda benim kendiliğimden ilmi ketm etmediğime dâir le­hime bir özür olsun."[1]

Guncâr: İşte Buhârî ile Vâlî arasındaki kırgınlığın sebebi bu oldu, dedi.

Hâkim de şöyle dedi: Ben Muhammed ibnu'l-Abbâs ed-Dabbî'den işittim, şöyle diyordu: Ben Ebû Bekr ibn Ebî Umer'den işittim, şöyle diyordu: Ebû Abdillah'ın Buhara şehrinden ayrılmasının sebebi şudur: Abbasî Halîfesi İbn Tâhir'in vâlîsi Hâlid ibn Ahmed, Buhârî'den ko­nağına gelmesini, el-Câmi'u 's-Sahîh ile et-Târih'i çocuklarına okutma­sını istedi. Buhârî buna yanaşmadı ve: Benim diğer toplulukl arı bırakıp da ders işittirmeyi husûsî olarak bir topluluğa tahsis etmem, yapamıyacağım bir iştir, dedi. Bundan sonra vâlî Hâlid, Buhara halkından Hureys ibn Ebi'l-Verkaa ve diğerlerinden yardım istedi. Onlar Buhârî'nin mezhebi hakkında konuştular. Vâlî bu dedikodul arı fırsat bilerek, Buhârî'yi şehirden sürgün etti. Buhârî de onlar aleyhine: Yâ Allah, onla­rın beni kasd ettikleri şeyi kendi nefisleri ne, çocuklarına ve ailelerin e ulaştır, diye beddua etti. Müteakiben vâlî Hâlid üzerinden ancak bir aydan az zaman geçmişti ki, Zâhirîler'in, onun aleyhine nida edilip top­lanılması emri geldi. Vâlî aleyhine nida olundu. Onun hâli şöyle idi: Kendisi bir dişi eşek üzerinde idi, palanın üstünde gözlerini şaşkın şaş­kın belertmişti. Sonra işinin sonu zillete ve habs edilmeye vardı. Hureys ibn Ebi'l-Verkaa'ya gelince, o da ailesi hakkında belâya uğradı, ailesinde vasf edilemiye cek şeyler gördü. Fulan kimseye gelince, o da çocukları hususunda belâya çarpıldı. Hulâsa, Allah birer birer muha­liflerinin uğradıkları belâları Buhârî'ye gösterdi.[2]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Husûsî olarak Vâli’ye ve çocuklarına ders vermeyi böyle reddetti. Çünkü Peygamber (S)’in şu kavli vardır:

"Kendisine bir ilim sorulup da o ilmi gizleyen ateşten bir gem ile gemlenece ktir." (Târîhu Bağdâd, l, 33). el-Bakara: 159, 174 âyetleri de müsteneddir.

[2] Hedyu's-Sâri, s. 494, "Zikru rucûihi ilâ Buhara ve mâ vakaa beynehu ve beyne Emîrihâ ve mâ ittisala bi-zâlike min vefâtihi"; İrşâdu's-Sâri, l, 38.

Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 82-83.

 

16- Buhârî'nin Ölümü

İbn Adiyy şöyle dedi: Ben Abdulkuddûs ibn Abdilcebbâr'dan işit­tim, şöyle diyordu: Buhara Vâlîsi Hâlid ibn Ahmed, Muhammed ibn İsmail el-Buhârî'nin Buhârâ'dan çıkmasını emr ettiği zaman Buhârî, Semerkand köylerinden bir köy olan ve Semerkand'dan iki fersah ka­dar uzaklıkta bulunan Hartenk'e çıkıp gitti. Orada Buhârî'nin akra­baları vardı; onların yanına indi. Râvî dedi ki: Ben Buhârî'den işittim, gecelerde n bir gece namazı bitirmiş olduğu hâlde duasında şöyle di­yordu: Yâ Allah! Bunca genişliğine rağmen Arz bana dar geldi, artık beni kabz edip kendine al![1]

Bu duasından sonra bir ay tamamlanm adan Allah onun ruhunu aldı.

Buhârî'nin kâtibi Muhammed ibn Ebî Hatim şöyle dedi: Ben Gaalib ibn Cibril'den işittim -ki bu zât Hartenk'te Buhârî'nin yanına inip konuk olduğu kimsedir-, şöyle diyordu: Buhârî birçok günler ikaamet etti, sonra hastalandı. Nihayet kendisine Semerkand ahâlîsi tarafın­dan bir elçi yollandı. Semerkand lılar ondan Semerkand'a gelmesini is­tiyorlardı. Buhârî bu isteği kabul etti. Yolculuk için hazırlandı, ayakkabılarını giydi, başlığını sarındı. Ben pazûsundan tutuyordu m, diğer bir kimse de onun bineceği hayvanı yediyordu . Buhari bu vazi­yette yirmi adım kadar yürüyünce: Beni salıverin, bana bir zaîflik geldi, dedi. Biz de kendisini bıraktık, kendisi bâzı dualar okudu. Bundan son­ra uzanıp yattı ve kendinden geçti. Sonra ondan çok ter aktı.

Ebu'l-Hasen el-Kirmânî de: Buhari yalnız başına bir evde idi. Sa­bah olduğu zaman biz onu ölmüş olarak bulduk, dedi.

Buharı bize: Beni üç bez içinde kefenleyi n. Kefenimde gömlek ve başlık bulunmasın, demişti. Nihayet onu kefenleri içine koyduk, üze­rine cenaze namazı kıldık ve çukuru içine yerleştirdik. Kabrinin top­rağından etrafa misk gibi güzel bir koku yayıldı. Ve bu güzel koku yayılması günlerce devam etti. insanlar da günlerce onun kabrine gi­dip gelmeye ve toprağından almaya başladılar. Hattâ kabir meydana çıktı. Biz onun kabrini bekçilerle muhafaza etmeye kaadir olamıyorduk. Kabrinden toprak alanlar bize galebe ediyorlar dı. Nihayet biz, hiçkimse kabre ulaşmaya kaadir olamasın diye, kabir üzerine, parçaları birbirine geçirilip sokuşturulmuş ağaçtan bir kafes diktik. Buhârî'nin vefatından sonraki bu hâli, muhalifle ri yanında da zikr olunca, onlar­dan bâzısı Buhârî'nin kabrine kadar gidip, tevbe ve pişmanlık izhâr etmişlerdir.

Yine kâtibi: Bu Gaalib ibn Cibril de Buhârî'nin ardından ancak az bir müddet yaşadı. O da Buhârî'nin yanına gömüldü, dedi.

Mehyeb ibn Süleym de şöyle dedi: Buhârî'nin vefatı 256 senesinin Ramazan Bayramı gecesi olan cumartesi gecesinde oldu.

el-Hasen ibnu'l-Huseyn el-Bezzâr da Buhârî'nin vefatı hakkında böyle söyledi: Ebu'l-Huseyn ibnu Kaanı', Ebu'l-Huseyn ibnu'l-Munâdî, Ebû Süleyman ibn Zeber ve diğerleri de onun vefatını bu târih içinde tesbît ettiler. el-Hasen ibnu'l-Huseyn şöyle dedi: Buhâ­rî'nin ömür müddeti 62 seneden on üç gün eksik olmuştur, Allah onu rahmetini n deryasına daldırsın, âmîn. Yine el-Hasen ibnu'l-Huseyn el-Bezzâr: Ben Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî'yi, uzun da değil kısa da değil, orta boylu, ince bedenli olarak gördüm, dedi. Allah Buhârî'ye, bizlere ve bütün müslümânlara rahmet eylesin, âmîn.[2]

Bana Ebu'l-Velîd ed-Derbendî haber verip şöyle dedi: Bize Muham­med ibn Ahmed ibn Muhammed ibn Süleyman haber verip şöyle dedi:

Bize Ebû Nasr Ahmed ibn Sehl ibn Hamdûye haber verip şöyle dedi: Bize Ebu'l-Abbâs el-Fadl ibn Bisâm haber verip şöyle dedi: Ben İbrâhîm ibn Muhammed'den işittim, şöyle diyordu: Muhammed ibn İsmâ­îl, Hartenk'te öldüğü zaman, onun defnini ben üzerime aldım. Onu Semerkand'a taşımak ve orada gömmek istedim. Fakat bir arkadaşı­mız bizi bu işe bırakmadı, artık Buhârî'yi Hartenk'te gömdük. Onun defnini bitirip de kalmakta olduğum menzile döndüğümde, konağın sa­hibi bana şunları söyledi:

Dün Buhârî'den sorup şöyle dedim:

- Yâ Ebâ Abdillah! Kur'ân hakkında ne dersin?

- Kur'ân Allah kelâmıdır, gayrı mahlûktur, dedi. Ben tekrar ona:

- İnsanlar senin: Mushaf’larda Kur'ân yoktur, insanların göğüs­lerinde Kur'ân yoktur, demekte olduğunu iddia ediyorlar, dedim. Buhari:

- Benden söylerken işitmediğin bir şeyi benim aleyhimde şehâdet etmenden dolayı Allah'tan mağfiret dilerim. Ben Allah'ın buyurduğu gibi “Andolsun Tûr'a, neşredilmiş kâğıtlar içinde yazılı Kitâb'a...” diyorum ve: Mushaf’larda Kur'ân vardır, insanların göğüs­lerinde Kur'ân vardır, diyorum. Kim bunun gayrisini söylerse tevbe etmesi istenir. Tevbe ederse iyi, yoksa onun yolu kâfirlik yoludur.[3]

Abdu'l-Vâhid ibn Adem et-Tavâvîsi şöyle dedi: "Ben ru'yâmda Peygamber (S)'i gördüm, beraberin de sahâbîlerinden bir cemâat olduğu hâl­de -zikrettiği- bir yerde durmuştu. Ben kendisine selâm verdim. Selâmı aldı. Yâ Rasûlallah, seni durduran nedir? dedim. Muhammed ibn İs­mail'i bekliyoru m, buyurdu. Birkaç gün geçtikten sonra Buhârî'­nin ölüm haberi bana ulaştı. Hesâb ettik, baktık ki Buhari, benim Peygamber'i ru'yâmda gördüğüm saat içinde vefat etmiş!"[4]

Doğum târihi (194); vefat târihi (256)'dır.[5]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Hadîste "Yâ Rabb! Bir kavme fitne irâde ettiğin zaman bizleri fitneye uğratılma­mışlar olarak vefat ettirip kendine al!" duası gelmiştir.

İşte Buhâri bu duasının ardından hastalandı. Vefatı da Ramazân Bayramı gecesi Cumartesi gecesi-yatsı namazı sırasında vukua geldi. Bayram günü öğleden sonra cenaze namazı kılındı...

Buhari -rahimehullah- arkasında bütün müslümânlar için faydalı muazzam bir ilim bırakmıştır. Onun ilmi kesilmedi, bilakis o ilim, hayâtta kendisini n pek güzel tatbik etmiş olduğu bütün iyi işlerle irtibatlıdır. Rasûlullah da: "İnsan öldüğü zaman ondan ameli  kesilir, ancak üç şeyden kesilmez: Faydalanılan ilimden, yahut akıp duran sadakadan, yahut kendisine dua eden iyi çocuktan." buyurmuştur.

Müslim, Vasiyye, Babu ma yelhaku’l-insane. (el-Bidaye ve’n-Nihaye, XI, 24-28)

[2] Hedyu's-Sârî, s. 495,"Zikru rucîihî ilâ Buhara ve mâ vakaa..." İmâm Buhârî'nin hayât hikâyesinin buraya kadar olan kısmı, 1348 Hicrî târihinde Mısır'da İdâretu't-Tıbaâtı'l-Munîriyye tarafından basılan Sahîhu'l-Buhârî nüshasının baş tarafına konulan hayât yazısından -ilâve ve çıkarma şeklindeki bâzı tasarrufl a- terceme edilmiştir. Tarafımızdan yapılan bu tercemede, buradaki bilgiler ve rivayetle r asıl kaynaklar dakilerle karşılaştırılmış, tahkikler yapılmış, bâzı paragraf ve rivayet­lerin o kaynaklar daki yerlerine müteselsil rakamlı haşiyelerle atıflar yapılmış­tır. Buhârî'nin hayâtı ve eserleri, bilhassa şu ana kaynaklar da tafsilâtlı olarak, senedli rivayetle r hâlinde tesbît olumnuştur-.Târîhu Bağdâd, II, 4-34; Tabakaatu'ş-Şâfiiyye, II, 2-19; Hedyu's-Sârî, s.478-495; Îrşâdu's-Sârî, I, Mukaddime, s.19-46, dör­düncü ve beşinci fasıllar.

[3] Târihu Bağdâd, I, 32.

[4] Tarihu Bağdâd, I, 34; Şezerât, G, 135; Hedyu's-Sârî, s.495.

[5] Tecrid Ter., 488; Haşiyede Buhârî'nin hâl tercemesi .

Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 83-85.

 

17- Te'lîf Ettiği Eserler[1]
 
1) el-Câmi'u's-Sahîh. Bu te'lîflerin en azametlis idir; ayrıca tanıtı­lacaktır.

2) el-Edebu'1-Müfred. Bunu Buhârî'den Ahmed ibn Muhammed el-Celîl el-Bezzâr rivayet eder.

3) Birru'l-Vâlideyn. Bunu Buhârî'den kâtibi Muhammed ibn Dellûye rivayet eder.

4) et-Tarîhu'1-Kebîr. Peygamber'in kabri yanında mehtâblı geceler­de te'lîf etti, Bunu Ebû Ahmed Muhammed ibn Süleyman ibn Fâris ile Ebu'l-Hasen Muhammed ibn Sehl en-Nesevî ve diğerleri rivayet ederler,

5) et-Târîhu'1-Evsât. Bunu Buhârî'den Abdullah ibn Ahmed ibn Abdisselâm el-Haffâf ile Zencûye ibn Muhammed el-Lebdâd rivayet eder.

6) et-Târîhu's-Sağîr. Bunu Buhârî'den Abdullah ibn Muhammed ibn Abdirrâhman el-Eşkar rivayet eder.

7) Halku Efâli'l-İbâd. Bunu kendisi ile ez-Zuhlî arasında vâki' olan niza sebebiyle tasnif etmiştir. Bu kitabını kendisind en Yûsuf ibn Reyhan ibn Abdissame d ile el Firabrî rivayet ederler.

8) Kitâbu'd-Duâfâ. Bunu kendisind en Ebû Bişr Muhammed ibn Ah­med ibn Hammâd ed-Dûlâbî, Ebû Ca'fer Musebbih ibn Saîd ve Âdem ibn Musa el-Hıvârî rivayet ederler.

9) el-Câmi'u'1-Kebîr. Bunu İbn Tâhir zikretti.

10) el-Musnedu'1-Kebîr

11) et-Tefsîru'1-Kebîr. Bu sonuncuyu el-Firabrî zikretti.

12) Kitâbu'l-Eşribe. Bunu ed-Dârakutnî, el-Mu'telif ve'1-Muhtelif ki­tabı içinde zikretti.

13) Kitâbu'l-Hibe. Bunu varrâkı, yânı kâtibi zikretti.

14) Esâmi'u's-Sahâbe. Bunu Ebu'l-Kaasım ibn Mende zikredip, Bu­hârî'den İbn Fâris tarikiyle rivayet eder. Ebu'l-Kaasım el-Bağavî, Mu'cemu's-Sahâbe kitabında; îbn Mende de el-Ma'rife'de bundan çok şeyler nakletmis lerdir.

15) Kitâbu'l-Vuhdân. Bu sahâbîlerden ancak bir tek hadîsi bulunan­ları toplamakt adır.

16) Kitâbu'I-Mebsût. Bunu el-Halîl, el-İrşâd kitabında zikretti. Mehyeb ibn Suleym de bunu Buhârî'den Kitâbu'l-îlel içinde rivayet etti. Bunu Ebu'l-Kaasım ibn Mende de zikretti. Ibn Mende bunu Muhammed ibn Abdillah ibn Hamdûn'dan, o da Ebû Muhammed Abdullah ibni'ş-Şarkî'den olmak üzere Buhârî'den rivayet eder.

17) Kitâbu'1-Künâ, Bunu el-Hâkim Ebû Ahmed zikredip, bundan na­kilde bulunur.

18) Kitâbu'l-Fevâid. Bunu et-Tirmizî, el-Câmi'i içindeki "Kitâbu'l-Menâkıb" esnasında zikretti,

19) Refu'l-Yedeyn fî's-Salât.

20) Kitâbu'l-Kırâa Halfe'I-İmâm (Hayru'lKelâm ft'1-Kırâa Halfe'l-İmâm). Mısır'da basılmıştır.

21) Sulâsiyyât. Peygamber'den üç râvî ile gelen 22 hadîslik bir risa­ledir.[2]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Bu kitablar listesi Fihristu ibn Nedîm, s.335-336; Heydu's-Sârî, s.493; İrşâdu's-Sârî, I, 36; Keşfu'z-Zunûn, I, II, çeşitli sahîfelerden toplanıp sıralanmıştır. Bunlardan basılmış olanlar: Mu'cemu'I-Matbûat, I, 534-537'de gösterilmiştir. Bu eserlerin Keşfu'z-Zunûn'da zikredild ikleri yerlerde kısa tavsifler i yapılmıştır.

[2] Târihu Bağdâd, II, 4-35; Tabakâatu'ş-Şârıiyye, II, 2-l9:Hedyu's-Sârî, I-195; İrşâdu's-Sârî, I, 19-46; Keşfu'z-Zunûn, I, 541-555 ve II, birçok sahîfelerde. Brockelma nn, GAL I, 157, Supp. I, 260-265; Fuad Sezgin GAS, I, 126-128; Mu'cemu'l-Matbûât, I. 534-537.

Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 85-86.

 

Buhari’nin el-Camiu’s-Sahih’i Üzerine Bir Araştırma:
 
1- el-Câmi'u's-Sahîh'in Te'lîf Sebebi
 
İbn Hacer, bu te'lîf sebebleri ni şöyle özetlemiştir: Allah beni ve seni öğretsin, iyi bil ki Peygamber (S)'in sünnet ve hadîsleri sahâbîler ve tabiîlerin ilk tabakası devrinde el-Câmi' adı ve­rilen kitâblarda iki sebebden dolayı tedvin edilip, tertîbli olarak tasnîf edilmemişti. Sebebin biri, onlar işin başlangıcında Müslim Sahîh'inde sabit olduğu gibi[1], bunun bir kısmı Kur'ân-ı Azîm ile karışır en­dişesiyle bu işten nehy olunmuşlardı. İkincisi, hafızalarının genişliği ve zihinleri nin açıklığından ötürü idi. Bir de onların çoğu yazı yazma­sını bilmiyorl ardı. Müteakiben tâbiûn devrinin sonlarına doğru hadîs ve sünnetin tedvîni, haberleri n bâblara göre tevzii işi başladı.[2] Ar­tık hadîs âlimleri muhtelif ülkelere yayılmış, Haricîler, Râfızîler ve kaderi inkâr edenler tarafından bid'atçılık çoğalmıştı.

Hadîsleri ilk toplayıp tasnîf edenler, er-Rabî'ubnu Subayh (160/776), Saîd ibn Arûbe (156/772) ve diğerleridir. Bunlar her babı biribirin den ayrı olarak tasnîf ediyorlar dı. Nihayet ikinci tabaka ehlinin[3] büyükleri kalkıp hükümleri tasnif ettiler. İmâm Mâlik (179/795), Hicaz halkının i'timâda lâyık olan kuvvetli hadîslerini toplamayı ga­ye edinip, bunlara sahâbîlerin sözleri, tabiîlerin ve daha sonrakile rin fetvalarını da katarak, el-Muvatta'ı tasnif etti. Ebû Muhammed ibnu Abdilmeli k ibn Abdilazîz ibnu Curayc (150/767) Mekke'de, Ebû Amr Abdurrahmân ibn Amr el-Evzâî (157/773) Şam'da, Ebû Abdillah Sufyân ibn Saîd es-Sevrî (161/777) Kûfe'de, Ebû Seleme Hammâd ibn Se­leme ibn Dînâr (168/784) Basra'da "Musannaf' kitâblar meydana getirdile r. Sonra bunları kendi çağdaşları halkından birçok kimseler hadîs dizmede onların uslûbları üzere hareket ettiler. Nihayet Üçün­cü Asr'ın eşiğinde hadîs imamlarından bâzıları hâsseten Peygamber(S)'in hadîslerini diğerlerinden ayırmayı düşündüler.

Ubeydulla h ibn Musa el-Absî el-Kûfi (213/828), Musedded ibn Muserhed el-Bısrî (228/842), Esed ibn Musa el-Urmevî (212/827), Mı­sır'da ikaamet eden Nuaym ibn Hammâd el-Huzâî (228/842) birer "Müsned" meydana getirdile r. Sonra bunun ardından hemen hemen bütün hafız imamlar, bunların eserlerin e uyup hadîslerini Müsned'lere göre tasnif ettiler. Meselâ İmâm Ahmed ibn Hanbel (241/855), İshâk ibn Râhûye (238/852), Usmân ibn Ebî Şeybe (241/855) ve diğer birçok büyük âlimler böyle yaptılar. Bunlardan bir kısmı, meselâ Ebû Bekr ibn Ebî Şeybe (235/849)'nin yaptığı gibi, aldıkları müsned hadîs­leri beraberce hem bâblara, hem de müsnedlere göre tasnif ediyorlar dı.

İşte Buhârî (R) bu Musannafl arı görüp, rivayetle rini aldıktan ve onlarla iyiden iyiye haşır neşir olduktan ve durumlarına göre canlıla­rını seçip ayırdıktan sonra, sahîh ve hasen kılınacak hadîsleri topla­dıklarını ve bunlardan çoğunun zaîf addedilec ek şeyleri de ihtiva ettikleri ni müşahede edince, himmetini hiçbir emîn kimsenin şübhe etmiyeceği sahîh hadîsleri toplamaya yöneltip harekete geçirdi. Onun sırf sahîh hadîsleri toplama işi üzerindeki bu azmini, hadîste ve fıkıh­ta Emûru'l-Mü'minîn plan ve İbn Râhaveyh diye tanınan üstadı İshâk ibn İbrahim'den işittiği söz daha ziyâde kuvvetlen dirdi. O söz bize sa­hîh senedlerl e rivayet edildiğine göre şudur: Ebû Abdillah Muhammed ibn İsmâîl şöyle demiştir: Bizler İshâk ibn Râhûye'nin yanında idik. Bize: Resululla h'ın sahîh hadîslerini ihtiva eden muhtasar bir kitâb toplayıp meydana getirseni z! dedi. İşte onun bu sözü kalbime te'sîr etti ve akabinde el-Câmi'u's-Sahîh'i toplamaya başladım.

Yine bize Muhammed ibn Süleyman ibn Faris'ten sabit isnâdla rivayet edildi ki, şöyle demiştir: Ben Buhârî'den işittim, şöyle diyordu: Ben Peygamber(S)'i ru'yâmda gördüm. Elimde bir yelpaze olduğu hâlde önünde durmuştum da, bu yelpaze ile kendisind en sinekleri def edip kovuyordu m. Bu ruyamı ta'bîrcilerden birine sordum. Bana: Sen Peygamber'den yalanı def edeceksin, dedi. İşte beni el-Câmi'u's-Sahîh'i ortaya çıkarmaya sevk eden sebeb budur.[4]

Ebû Alî Gassânî şöyle dedi: Buhârî'den: Ben el-Câmi'u's-Sahîh'i altı yüz bin hadîsten çıkarıp seçtim, dediği rivayet edilmiştir.

İsmâîlî de Buhârî'nin: Ben bu kitaba sahîh olandan başkasını yaz­madım, sahîh olup da terk ettiğim hadîsler çoktur, dediğini rivayet et­ti ve kendisi şunları söyledi: Zîrâ şayet Buhârî kendisinc e sahîh olan her hadîsi tahrîc etmiş olaydı, elbette bir bâb içinde sahâbîlerden bir topluluğun hadîslerini bir yere toplayaca ktı ve sahîh oldukları takdirde onlardan her birinin tarîklerini de zikr edecekti. Ve bu yüzden de eser çok büyük bir kitâb olup çıkacaktı.

Ahmed ibn Adiyy de şöyle dedi: .Ben el-Hasen ibni'l-Huseyn el-Bezzâr'dan işittim, şöyle diyordu: Ben İbrahim ibn Ma'kıl en-Nesefî'den işittim, şöyle diyordu: Ben Buhârî'den işittim, şöyle diyordu: Ben el-Câmi'u's-Sahîh kitabıma sahîh olandan başkasını koymadım; kitâb uzun olmasın diye sahîh hadîslerden de terk ettim.

Firabrî (320/932) de şöyle dedi: Ben Buhârâlı kâtib Muhammed ibn Ebî Hâtim'den işittim, şöyle diyordu: Ben ru'yâda Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî'yi, Peygamber (S)'in arkasında yürürken gördüm. Pey­gamber de yürüyordu. Peygamber ayağını yerden her kaldırışında Buhârî de ayağını bu yere koyuyordu (yânî onun arkasından izine ba­sa basa yürüyordu).

Hafız Ebû Ahmed ibn Adiyy şöyle dedi: Ben Firabrî'den işittim, şöyle diyordu: Ben anlayış ehlinden bir zât olan Necm ibnu Fudayl'dan işit­tim, o da yukarıda zikr edilen ru'yânın benzerini gördüğünü söylüyordu:

Ebû Ca'fer Mahmûd ibn Amr el-Ukaylî şöyle dedi: Buhârî el-Câmi'u's-Sahîh'i te'lîf ettiği zaman o bunu Ahmed ibn Hanbel (241/855), Yahya ibn Maîn (233/847), Alî ibnu'l-Medînî (235/849) ve diğer âlimle­re gösterdi. Onların hepsi bu kitabı güzel görüp beğendiler ve dört ha­dîs müstesna, muhtevasının sahîh olduğuna şehâdet ettiler. el-Ukaylî: Bu dört hadîste de söz Buhârî'nindir, o dört hadîs de sahihtir dedi.[5]

el-Câmi'u's-Sahîh'in te'lîf edilme yeri hususunda ayrı ayrı görüş­ler ileri sürdüler. Buhara'da, Mekke'de, Medine'de, Basra'da te'lîf edildi dediler. Bu görüşlerin hepsinin sahîh olmasına bir mania yoktur. Çün­kü Buhârî kitabını bu beldeleri n her birinde tasnif ediyordu. Zîrâ bu­nun tasnifi on altı sene devam etmiştir.[6]

--------------------------------------------------------------------------------
 
[1] Rikaak, et-Tesebbut fî'1-hadîs ve hükmü kitâbeti'1-ilm, 72-3004.

[2] Bâzı sahâbîlerin Peygamber devrinde bâzı hadîs sahîfelerine sâhib oldukları ve binâenaleyh münferid olarak hadîsleri yazdıkları, tabiîler devrinde hadîs yazımı­nın daha da çoğaldığı ve nihayet Halîfe Umer ibn Abdilazîz (99-101)'in Medine'­deki ve diğer merkezler deki bütün valilerin e hadîslerin yazılıp tesbît edilmesiy le ilgili meşhur emrinden sonra ise, bu iş resmen de başlamış ve büyük hadîs dîvân­larının meydana getirilmiş olduğunda şübhe yoktur. İbn Hacer'in burada söyledi­ği bu tedvîn ve toplanma safhası değil, tasnîf safhası olduğu unutulmam alıdır. Umer ibn Abdilazîz'in Medine valisi Ebû Bekr ibn Hazm (120/738)'a yazdığı resmî emir şöyledir:

"Yanında yânî Medine'de bulunan sünnet yâhud hadîs nev'inden ne varsa bak, araştır ve yaz. Çünkü ben ilmin silinmesi nden ve âlimlerin ölüp git­melerinden korktum. Peygamber'in hadîsinden başkasını kabul etme. Âlimler il­mi açıklayıp yaysınlar ve ilim meclisler inde oturup ilmi tedris etsinler de bilmeyenl er bilir olsunlar. Zîrâ ilim gizlenmed ikçe helak olmaz " (Buharı, İlm, Babu keyfe yukbadu'1-ilm; İrşâdu's-Sârî, l, 6-7, "el-Fasl es-sânî fi zikri evveli men devvene'l-hadîse ve's-sünnete..."; er-Risâletu'I-Mûstadrafe, s.3-5).

[3] Matbu nushada “Üçüncü tabaka ehli..” tarzındadır. Muhammed İbn Ca’fer el-Kettani (1345/1926)’nin er-Risaletu’l-Mustadrafe (Karaçi 11379/1960 baskısı)’nın mukaddime sindeki iktibası ise yukarıya aldığımız gibidir. Biz elimizdek i matbu nushaya değil de, o iktibasa i’tibar ettik.

[4] İşte bu el-Cami’s-Sahih isminin kitaba bizzat müellifi tarafından verilmiş olduğunun senedi delilleri dir.

[5] İbn Hacer, Hedyu’-Sari, s. 4-5. “Birinci Fasıl, Ebu Abdillah el-Buhari’yi el Cami’s-Sahih’ini tasnif etmeye sevk sebebi beyan ve bu husustaki niyetini güzelliğini belli etme hakkındadır.”: Tedribu’r-Ravi, s.24: Buhari’nin Kaynakları, s. 44-45 kısmen.

[6] Kastallan i, İrşadu’s-Sari l,29.

Mehmed Sofuoğlu, Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Ötüken Yayınları: 89-91.

 

2- el-Câmi'u's-Sahîh'in Konusu ve Maksadı

İbn Hacer kitabın konusunu ve müellifin bundan maksadını şöyle belirtir:

"Buhârî'nin bu kitâbda ayıbsızlık ve noksansızlığa yâni sahîhlik ve sağlamlığa sıkı sıkı yapıştığı, bundan asla ayrılmadığı; burada sa-hîh hadîsten başkasını getirmiyor olduğu sabit olmuştur, İşte konusu­nun aslı budur. Bu da kitabına el-Câmi'u's-Sahîhu'1-Musnedu min Hadîsi Rasûli'Uâhi (S) ve Sunenihi ve Eyyâmihi ismini vermesinden sarîh olarak anlaşılıp alınmıştır 7^. Biz bu ismi kendisinden olmak üze­re imamların rivayetinden naklettik. Sonra hadîs kitabını fıkhı fâide-lerden, hikemî nüktelerden boş bırakmamayı düşündü de, derin anlayışı ile metinlerden bir çok ma'nâlar çıkardı ve bunları uygunluk­larına göre kitabının bâblarma dağıttı. Bunda ahkâm âyetlerine de i'-tinâ gösterdi ve bunlardan bedî' delâletler çıkardı, tefsirlerine işarette geniş yollara girdi..." 80

Nevevî de Buhârî Şerhi'nde kitabın maksadını şöyle belirtmiştir: "Bundan sonra şunu da bil ki, Buhârî'nin bu kitâbdaki maksadı sırf hadîslerle yetinmek ve hadîs metinlerini çoğaltmak değildir. Fa­kat onun muradı, aynı zamanda hadîslerden hükümler çıkarmak; usûl, furû', zühd, âdâb, emsal ve diğer fenlerde istediği bâblar için deliller getirmektir..." 81

3- el-Câmi'u's-Sahîh'in Rivayet Yolları

el-Câmi'u's-Sahîh'i müellifinden doksan bin kişinin dinlediği riva­yet edilmiştir (Hedyu's-Sârî, s.492). Kitabın nail olduğu rağbetin bir ifâdesi olan bu sayı ile şübhesiz metni, sahîh bir şekilde rivayete muk­tedir olan râvîler kasd edilmemektedir. Nitekim müellifi tâkîb eden asır, bunların arasından râvî olarak kabul edilen bin kişiden (Meşânku'l-Envâr, I, 6) ancak beş kişinin ismini muhafaza edebilmiştir (İrşâdu's-Sârî, I, 38-39). el-Câmi'u's-Sahîh'i Buhârî'den1 rivayetle meşhur olan bu "beş" râvî şunlardır: 'el-Firabrî (320/932), en-Nesefî (294/906), en-Nesâvî (290/902), el-Bezdevî (329/940) ve el-Mahâmilî (330/941). Firabrî rivayeti dokuz râvî tarafından rivayet edilmiş ve böy­lece büyük bir yayılma ve şöhrete nail olmuştur. Diğerleri ise ancak bir iki koldan yayılıp rivayet edilebilmişlerdir.

79   Bu isim küçük bir farkla hep böyle tesbît ve rivayet edilmiştir:  el-Câmi'u 7-Musnedu's-Sahîhu'l-Muhtasar min Umûri Rasûlillâhi (S) ve Sunenihi  ve Eyyâ­mihi; Nvwvi,Şerhu Sahihi'IBuhâri'(Kılıç Alî Paşa Ktp. rak:243), 6b-7a; Ebû Alî el-Huseyn   el-Gassânî,   Takyîdu'I-Muhmel   (Bâyezîd   Ktp.   1211),   13b;   Suyûti, Ta'lîkaatu's-Suyûtî ale'l-Buhârî (Topkapı Sarayı Ktp. Medine Kısmı, rak:472), 2a; Aynî, Umdetu'l-Kaarî, I, 8.

80   Hedyu's-Sârî, s.5-6 "el-Faslu's-sânî fi beyânı mevdûıhi ve'1-keşf an mağzâhu.." Irşâdu's-Sârî, s.23, "Ve emmâ beyânu mevdûıhi ve teferruduhi bi-mecmuihi".

81   Nevevî, Şerhu'l-Buhâri, 9. a-b.

İbn Hacer Fethu'1-Bârî' nin girişinde el-Câmi'u's-Sahîh'in rivayet­lerini, bunların feri'lerini ve bu rivayet kollarının kendisine ulaşma yollarını şöylece bildiriyor 82.

"... Ben bu kitaba Fethu'1-Bârî bi-Şerhi'1-Buhârî adını verdim. Şerh'e de el-Câmi'u's-Sahîh'in aslına semâ yâhud icazetle varan isnâd zincirlerimle başlamayı ve bunları benzeri geçmemiş bir uslûb üzere sevk eylemeyi düşündüm. Çünkü ben faziletli âlimlerin bâzısından is-nâdlar kitâbîarın nesebleridir derken işitmişimdir. Bunun için şu is-nâdları nesebler yerine sevk etmeyi arzu ettim ve işte söylüyorum: Muvaffakiyet Allah iledir.

''Bize el-Câmi'u's-Sahîh'in Buhârî'den rivayeti şu yollardan ulaştı:

"1- Ebû Abdillah Muhammed ibn Yûsuf ibn Matar ibn Salih ibn Bişr el-Firabrî yolundan. Onun vefatı 320/932 yılındadır. es-Sahîh'i işit­mesi, biri 248'de Firabr'de, biri de 252'de Buhârâ'da olmak üzere, iki defa vâki' olmuştur.

"2- İbrahim ibn Ma'kıl ibni'l-Haccâc en-Nesefî yolundan. Bu zât bir­çok tasnifleri bulunan hadîs hâfızlarmdandır. Vefatı 229/940 yılında­dır. el-Câmi'u's-Sahîh'den küçük bir bölümü Buhârî'den işitememiş, bu bölümü Buhârî'den icazetle rivayet etmiştir. Bu hususu Ebû Alî el-Ceyyânî (498/1104) Takyîdu'I-Muhmel adlı eserinde tenbîh etmiştir.

"3- Hammâd ibn Şâkir en-Nesevî yolundan. Bu zâtın 290/902 hu­dudunda vefat ettiğini zannediyorum. Bunun da kendi rivayet ettiği nüshada Buhârî'den işitemediği bir kısım vardır.

"4- Ebû Talha Mansûr ibn Muhammed ibn Alî ibn Karine el-Bezdevî yolundan. Bunun vefatı 329/940 yılındadır. İbn Mâkûlâ (486/1095) ve diğerlerinin kat'iyyetle bildirdiklerine göre el-Câmi'u's-Sahîh'i Buhârî'den tahdîs edenlerin sonuncusu bu zâttır.

"5- el-Kaadî el-Huseyn ibn İsmâîl el-Mahâmilî (330/941), Buhârî'­den Bağdâd'da hadîs işitmişlerden olup, Bezdevî'den sonra da yaşamış­tır. Lâkin bunun yanında el-Câmi'u's-Sahîh yoktu. O ancak Buhârî'nin Bağdâd'a en son gelişinde akdettiği imlâ meclislerinde Buhârî'yi din­lemiştir. Bu sebeble el-Câmi'u's-Sahîh'i el-Mahâmilî yolundan rivayet eden isabet etmemiştir..." 83

82  Asıl, üstadın kendine has olan kitabıdır. Fer', asıldan istinsah edilmiş, yâhud asıF-la mukaabele edilmiş kitâb demektir.

83 Fethu'1-Bârî, I, s.5-6; İrşâdu's-Sârî, I, 39-41.

İbni Hacer bundan sonra Firabrî rivayetinin dokuz koîu'nun râvîlerini şöyle sıralamıştır:

"Firabrî rivayetine gelince, o bize şu yollardan ulaşmıştır:

1.  el-Hâfız Ebû Alî Said ibn Usmân ibn es-Seken (353/964) tarî-kından.

2. el-Hâfız Ebû İshâk İbrahim ibn Ahmed el-Musteralî (376/986) ta-rîkmdan.

3.  Ebû Nasr Ahmed ibn Muhammed ibn Ahmed el-Ahsıketî tarî-kindan.

4. el-Fakîh Ebû Zeyd Muhammed ibn Ahmed el-Mervezî (371/981) tankından.

5.  Ebû Alî Muhammed ibn Umer ibn Şebbûye tarîkından.

6. Ebû Ahmed Muhammed ibn Muhammed el-Curcânî (373/983) ta­nkından.

7.  Ebû Muhammed Abdullah ibn Ahmed es-Serahsî (el-Hamavî) (381/991) tarîkından.

8.  Ebu'l-Heysem Muhammed ibn    Mekkî el-Kuşmeyhenî    tarî­kından.

9. Ebû Alî îsmâîl ibn Muhammed ibn Ahmed ibn Hâcib el-Keşşânî (391/1000) tarîkından. Dokuzuncu, el-Câmi'u's-Sahîh'i Firabrî'den tah-dîs edenlerin sonuncusudur" 84-

İbn Hacer müteakiben bu dokuz kolun on bir fer'ini arka arkaya sıralamış, sonra açtığı bir fasıl altında da bu on bir fer'i kendisine ulaş­tıran rivayet zincirlerini tafsilâtlı olarak bildirmiştir.Bunun ardından açtığı bir fasılda da el-Câmi'u's-Sahîh'in Firabrî rivayeti dışındaki di­ğer rivayetlerinin, kendine kadar uzanan rivayet zincirlerini sırala­mış, akabinde de "Buhârî şöyle dedi" diyerek hadîsleri şerhe başlamıştır 85.

el-Cimi'u's-Sahîh'e şerh yazan bütün âlimler ekseriya Buhârî'den kendilerine kadar ulaşan rivayet zincirlerini eserlerinin başında zikr etmişlerdir. Meselâ Kaadî Iyâd, Nevevî, Kirmanı, Zebîdî, Aynî ve Kas-tallânî hep böyle yapmışlardır. Bunlardan bâzılarının Buhârî'ye ka­dar ulaşan rivayet zincirlerini şemalar hâlinde bu araştırmanın sonunda gösteriyoruz.

İbn Hacer, şerhi için Ha m av î (Serahsî), Kuşmeyhenî, Mustemlî kol­larını cem' etmiş olan Ebû Zerr rivayetini esâs almıştır (Fethu'1-Bârî, s.5). Kastallânî ise birçok kolları karşılaştırarak tenkîdli bir nüsha ortaya koymuş ve çok yayılıp meşhur olmuş bulunan Yûnînî (701/1301) nüshasını kendi şerhi için esas almıştır 86.

84 Mu'cemu'l-Baldan, VII, 253; Fethu'1-Bârî, I, 6.

85 Fethu'l-Bâri, I, 6-8.

el-Câmi'u's-Sahîh'in Yûnînî Nüshası

el-Câmi'u's-Sahîh'in bugün tanınmış olan metni Alî el-Yûnînî (701/1301) tarafından meydana getirilmiştir. el-Yûnînî, kendi nüsha­sını 676/1277 senesinde nahiv imamlarından Cemâluddîn ibn Mâlik (672/1273)'in yardımı ile, el-Hâfız Ebû Zerr el-Herevî (434/1042). el-Asîîî (392/1001), Şamlı târîhçi İbn Asâkîr (571/1175) ve Ebu'1-Vakt (553/1158)'ten dinlenilen nüshalar ile mukaabele ederek, kitabın sa-hîh bir metnini meydana getirmiştir. el-Yûnînî'nin bu ihtimam ve i'-tinâsından dolayı herkes tarafından istinsah edilen bu nüsha âlimler arasında i'tibâr kazanmıştır (İslâm Ansiklopedisi, II, 771-772).

Yûnînî nüshasının aslı şudur: Şeyhu'l-islâm Cemâluddîn Muham­med ibnu Mâlik (672/1273) Endelüs'ten hicret edip Dımaşk'ta sakin olduğu zaman, muhaddislerin ve hafızların büyükleri kendisinden Sahîh-i Buhârî rivayetlerinin lâfızlarının müşkillerini kendileri için tavzîh ve tashih etmesini taleb ettiler. O da onların bu isteklerine ica­bet edip, yetmiş oturumda onlara bu rivayetlerin müşkillerini tavzîh ve tashîh etti. Ve onlar için Şevâhidu't-Tavzîh ve't-Tashîh li-Müşkilâti'l-Câmi'i's-Sahîh adlı risaleyi te'lîf etti. Tashîh'in tamamlanması sıra­sında yukarıda zikr edilen Yûnînî nüshasının son cüz'ünün ilk vara­kası üzerine şunları yazdı:

"Buhârî Sahîh'inden bu cildin tazammun ettiği şeyleri, el-Hâfız el-Mutkııı Şerefuddin Ebu'l-Huseyn Alî ibn Ahmed el-Yûnînî'nin-Allah on­dan ve selefinden râzî olsun- okumasıyle işittim. Bu işitme, i'timâd edi­len birçok nüshaları gözleriyle ta'kîb etmekte olan bir âlimler cemâatinin huzurunda oldu. Onlara müşkilli lâfız uğradıkça, o husus­ta doğru olanı beyân ettim ve Arabça ilminin gerektirdiği şekil üzere zabt olundu. Geniş îzâhât ve delil getirmeye muhtâc olan şeylere ge­lince, onların işini bir cüz'e bıraktım ki, onda faydanın umûmî ve be­yânın tam olması için misâl ve şâhid nev'inden ihtiyâç duyulacak sözleri inşâallah tastamam yazacağım. Bunları Muhammed ibn Abdil-lah ibn Mâlik -Yüce Allah'a hamd ederek- yazdı."

el-Hâfız el-Yûnînî de bu cildin son varakasının sırtına şunları yazdı: "Şeyhimiz Şeyhu'l-islâm, Huccetu'1-Arab, edebiyat mihnetinin Mâliki allâme Ebû Abdillah ibn Mâlik et-Tâ'î el-Ceyyânî nin -Allah örnrünü uzatsın- önünde mukaabele, tashih ve işittirme olarak yetmiş birinci oturuma baliğ oldum. Kendisi benim kıraatimi güdüyor, telâf­fuz ve nutkuma dikkat ediyordu. İhtiyar ettiği, tercih ettiği ve düzelt­mesini emr ettiği  şeyi hemen düzeltip ona göre tashih eyledim.

Irşâdu's-Sârî, I, 40, "Birçok defalar zikr edilmiş olan bu Yûnîni nüshası, denildiği­ne göre onun, kendi aslından hiçbir şeyi terk etmemiş olması sebebiyledir ki, ben bu şerhimde Buhârî metnini yazmakta ona i'timâd ettim. Bütün hadîslerin isnâd ve metin olarak şekil ve zabtında, ondaki bütün rivayetleri ve hâşiyelerindeki fâi-deli mühimmeleri zikr ederek ona rucıV ettim".

Hakkında iki yâhud üç i'râb caiz olacağını söylediği şeylerde, üzerle­rine bu i'râbları beraberce yazdım. Bunları emr ettiği ve tercih eyledi-ği   üzere   amel   ettirdim.   Ben   aynı   zamanda   el-Hâfız   Ebû   Zerr(434/1042)'in, el-Hâfız EbûMuhammed el-Asîlî(392/1001)'nin,el-Hâfiz Ebu'l-Kaasım ed-Dımaşkî (571/1175)'nin asıllarıyle mukaabele ediyordum. Bu mukaabeleden ancak on üçüncü ve otuz üçüncü cüz'ler müs­tesnadır. Çünkü bu iki  cüz' mevcûd değildi. Keza ben Ebu'1-Vakt(553/1158)'in huzurunda el-Hâfız Ebû Mansûr es-Sem'ânî (Ebû Muzaffer es-Sem'ânî?; 650-489?/1252-1096?)'nin ve diğerlerinin kırâatıyle derlenmiş olan asıl ile de mukaabele ediyordum. Bu nüsha Sumeysâtî Hânkaahmda vakf edilmişti. Ebû Zerr'e muvafık olduğum yerlere (he), Asîlî'ye (sâd), Dımaşkî'ye (şîn), Ebu'l-Vakt'e (ti) alâmeti koydum. Bu iyice bilinsin. Bunları Alî ibn Muhammed el-Hâşimî el-Yûnînî yazdı. Allah ondan afvetsin 87

 4- el-Câmi's-Sahîh'in Fazîletlerin

Ebu'l-Heysem el-Kuşmeyhenî şöyle dedi: Ben el-Firabrî'den işittim şöyle diyordu: Ben Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî'den işittim: Kitâbu's-Sahîh'in içine önce yıkanıp iki rek'at namaz kılmadıkça hiç­bir hadîs koymadım, diyordu. Yine Buhârî: Ben el-Câmi'u's-Sahîh'i altı yüzbin hadîs içinden seçip on altı senede tasnif ettim ve bunu kendim ile Allah arasında bir hüccet kıldım, demiştir.

Yine Buhârî: el-Câmi'u's-Sahîh kitabına, sahîh olduğunu gerçek­ten bildikten sonra iki rek'at namaz kılıp, bir de Allah'a istihare et­medikçe hiçbir hadîs koymadım, demiştir. Yine kendisi: el-Câmi'u's-Sahîh kitabına sırf sahîh olan hadîsleri koydum, sahîh ha­dîslerden bir kısmını da kitâb uzamasın diye terk ettim, demiştir.

Ebû Abdirrahmân en-Nesâî, el-Alâ ve Süheyl'den soruldu da, o: Bunların her ikisi de Fulayh'den hayırlıdır. Bununla beraber bütün bu kitâblarm içinde Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî'nin kitabından daha güzeli yoktur, dedi 89.

87  Kastailânî, Îrşâdu's-Sârî,  1,41; el-Câmi'u's-Sahîh'in 1311 Bulak, el-Matbaatu'l-Emîrıyye'de basılan bu Yûnînî nüshasının baş tarafında bu bilgiler yer almakta­dır. Buhârî'nin Kaynaklan, s.l80-183'de de bu nüsha hakkında özetlenmiş bilgiler vardır.

88 İrşâdu's-Sârî, I, 28-29, "Ve emmâ fadîletu'l-Câmi'i's-Sahîh..."

89 Hedyu's-Sârî, s.4-5; keza s.490-491, "Zikru fadâilj'l-Câmi'i's-Sahih...", eî-Câmi'u's-Sahîh'in evvelki fasıllarda geçenlerden başka faziletlerinin zikri".

İsmâîlî de şöyle dedi: Ben Ebû Abdillah el-Buhârî'nin te'lîf etmiş olduğu el-Câmi'u's-Sahîh kitabına bakıp inceledim; neticede onu isim­lendirdiği gibi sahîh sünnetlerin çoğunu toplayıcı ve istinbat edilmiş birçok güzel ma'nâlara delâlet edici buldum. Bütün bunları hadîs ve hadîs nakilleri bilgisi ile rivayetler ve illetleri ilimlerine,.lisan ve fı­kıh ilimlerini de ilâve eden ve bunların hepsinde çok muktedir olup, adetâ deryâlaşan kimselerden başkası ikmâl edemez 90.

Ebû Ca'fer el-Ukaylî de şöyle dedi: el-Buhârî el-Câmi'u's-Sahîh ki­tabını tasnîf ettiği zaman bunu Alî ibnu'l-Medînî (235/849), Ahmed ibn Hanbel (241/855), Yahya ibn Maîn (233/847) ve diğerlerine arz etti. On­lar kitabı güzel bulup beğendiler ve dört hadîs müstesna, bütün muh­tevasının sahîh olduğuna şehâdet ettiler. Ukaylî, bu dört hadîste de söz, Buhârî'nin dediğidir, yânî onlar da sahihtirler, dedi 91.

Ebû Ahmed el-Hâkim şöyle dedi: Muhammed ibn İsmâîl tam imam­dır. Çünkü bütün aslî hadîsleri te'lîf edip insanlara beyân eden odur. Ondan sonra bu konuda çalışıp eser meydana getiren herkes, yaptığı­nı onun kitabından almıştır. Meselâ İmâm Müslim, Buhârî'ye nisbet etmeksizin onun kitabının çoğunu kendi kitabı içinde dağıtmış ve bu hususta hakkıyle dirayet ve kuvvet göstermiştir.

el-Hâfız Ebu'l-Hasen ed-Dârakutnî de şöyle demiştir: Buhârî mev­cûd olmayaydı Müslim yetişip gelmezdi. Müslim, Buhârî'nin kitabını almış, bir müstahric olarak onda çalışmış ve ona bir hayli hadîs ziyâ­de etmiştir.

en-Nevevî Tehzîbu'1-Esmâ ve'î-Luğât'ta şöyle dedi: BuhârîSahîhf-nin durumuna gelince, âlimler: O sırf sahîh hususunda tasnîf edilmiş ilk musannaftır, dediler, ve âlimler tasnîf edilmiş kitâblarm en sahihi Buhârî ile Müslim'in Sahîh'leri olduğunda ittifak etmişlerdir. Cum­hur, sıhhatçe Buhârî'ninkinin daha üstün ve fâidelerinin de daha çok olduğunda ittifak etmişlerdir.

el-Hâfız Ebû Alî en-Nişâbûrî ile Mağrib âlimlerinden bâzısı, Müs-lim'inki daha sahihtir demişlerse de, âlimler bu sözü reddedip, doğru olan Buhârî SahîhVnin üstün tutulmasıdır, demişlerdir. el-Imâm el-Hâfız Ebû Bekrel-îsmâîlî Kİfâbu 7-MedAa/'inde BııAârf Sahf/ıi'nin Mös-lim Sahihi üzerine tercih edilişini takrîr etmiş ve delillerini zikr eyle­miştir.

en-Nesâî de: Bu kitâblarm en güzeli Buhârî'nin kitabıdır, dedi. Bâ­zısı da bu husustaki nizâı, şu söz içinde toplamıştır:

90 Hedyu's-Sârî, s.8-9.

91 Hedyu's-Sârî, s.4-5; Tehzîbu't-Tehzîb, IX, 54.

98/Sahîh-i Buharı ve Tercemesi

"Bir cemâat benim yanımda Buhârî'nin Sahihi ile Müslim'in Sahihi hakkında münâkaşa ettiler; bu ikisinden hangisi öne geçirilir, dedi­ler. Ben de, san'at güzelliği bakımından Müslim üstün olduğu gibi, sıh­hat i'tibâriyle de şübhesiz Buhârî üstün olmuştur, dedim."

en-Nevevî: Ümmet bu iki kitabın şahinliği ve bunlardaki hadîslerle amel etmenin vücûbu üzerinde icmâ' etmiştir, dedi (Hedyu's-Sârî, s.

8-9) 92.

5- Buhârf nin Hadîsleri Çeşitli Bâblarda Tekrar Etmesinin Sebebleri

en-Nevevî, Buhârî'nin Sahih 'i üzerine yazdığı şerhinde şöyle de­di 93:

Bil ki Buhârî -Allah ona rahmet eylesin- muhtelif ilimlerde son de­rece muktedir idi. Hadîs incelikleri ve hadîsten lâtîfeler istinbatma ge­lince, bu hususlarda ona yaklaşabilecek kimse hemen hemen yoktu. Kendi üstâdlarından ve diğerlerinden olan hadîs âlimlerinden naklet­miş olduğumuz bilgiler bu söylediğimize delâlet eder. Kitabına iyice baktığın zaman hiç şübhesiz bunu sen de kesin olarak kabul edecek­sin. Bundan sonra şunu da bil ki, Buhârî'nin bu kitâbdaki maksadı sırf hadîslerle yetinmek ve hadîs metinlerini çoğaltmak değildir. Fa­kat onun muradı aynı zamanda hadîslerden hükümler istinbat etmek ve usûl, furû', zühd, âdâb, emsal ve diğer fenlerden istediği bâblar için istidlal edip, delîller getirmektir. Bu maksadla birçok bâblan hadîs is­nadından boş bıraktı da, oralarda sâdece "Fulân sahâbî Peygamber'den" yâhud "bu hususta fulânm hadîsi vardır" yâhud da buna benzer ta'bîrlerle iktifa etmiştir. Bazen hadîsin metnini isnâdsız

92 İmâm Buhârî'ninel-Câmi'u's-Sahîh'ini bütün cebheleriyle ele alıp, çok mükemmel olan incelemesini 500 sahîfelik bir kitâb hâlinde ortaya koyan, îbn Hacer el-Askalânî olmuştur. Hedyu's-Sârîli Fethi'1-BârîMukaddimeti Şerhi Sahîhi'î-Buhârî adında­ki bu değerli kitabında on fasıl içinde el-Câmi'u's-Sahîh''in cidden şaheser olduğu­nu göstermiş, bütün incelik ve özelliklerini pek mükemmel şekilde ortaya koymuştur. Bu eser el-Câmi'u's-Sahîh üzerindeki bütün çalışma ve araştırmalarda birinci kay­nak eserdir.

Hatîb el-Kastallânî (923/1517) de İrşâdu's-Sârîilâ Şerhi Sahîhi'î-Buhârî adlı şerhi­nin mukaddimesinde el-Câmi'u's-Sahîh hakkındaki bir kısım bilgileri Ibn Hacerin eserinden Özetleyip, şu başlıklar altında verilmiştir:

Buhârî ile Müslim'in el-Câmi'u's-Sahîh'lerinin mukaayeaesi, Hedyu's-Sârî, s.4-14, 344-470, 490; Îrşâdu's-Sârî, I, 23, 29; Sahîh-i Müslim ve Tercemesi, Giriş, s.45-53.

93 Nevevî, Şerhu'l-Bahârî, 9 a-b.

olarak zikreder. Bazen de isnadın evvelinden bir yâhud daha çok râvî-yi hazf eder. İşte bu iki nevi', ta'lîk diye isimlendirilir. Nitekim bu nev'i inşâallah zikr edeceğim. O, bunu ancak başlık yaptığı mes'eleye hüc­cet getirmek istediği için yapar. Ve bu durumda hadîsi yâhud isnadını zikrden sarf-ı nazar eder de, hadîs ma'lûm olduğu için sâdece ona işa­ret ediverir. Bazen o hadîs ileride, bazen de yakında geçmiş olur. Bu­hârî, bâbların isimlerinde Kur'ân'dan pek çok âyetler zikr etmiştir. Bazen bu bâbların bir kısmında sâdece âyetlerle yetinir de, onların ya­nında başka birşey zikretmez. Yine bâzı bâb unvanlarında sahabe, ta­biî ve etbâu't-tâbiî fetvalarından pekçok şeyler zikr eder. İşte bütün bunlar sana söylediğimizi apaçık göstermeye yeter. Buhârî'nin mak­sadının bu zikr ettiğimiz şey olduğu bilinince, gerekli birçok yerlerde hadîsin tekrar edilmesinde bir mâni' yoktur. Fakîhlerden ve diğerle­rinden birçok âlimler hep blı yol üzere yürüyüp, gelen hadîsi çeşit çe­şit birçok bâblarda hüccet yapmışlardı 94.

el-Hâfız Ebu'1-Fadl el-Makdisî'nin şöyle dediği bize rivayet olun­du: Buhârî, hadîsi birçok yerlerde zikr eder; güzel istinbatı ve geniş fıkhı ile o hadîsten babın gerektirdiği ma'nâyı çıkarır. Bir hadîsi bir tek isnâd ve aynı lâfızla iki yerde getirmesi pek azdır. Fakat o, bir ha­dîsi başka bir sahâbî yâhud tabiî yolundan yâhud başkasından geti­rir; tarîklerinin çokluğu ile hadîsi kuvvetlendirir, yâhud da lâfız ihtilafıyla getirir, yâhud mevsûlluğu hususunda rivayet muhtelif olur, yâhud isnâdda bir râvî ziyâde veya eksik olur; yâhud birinci isnâdda semâ lâfzını zikr etmeyen bir müdellis yâhud başkası bulunur da Bu­hârî, içinde semâ tasrîhi bulunan bir tarîk ile hadîsi tekrar getirir. Yâ­hud da burada geçmeyen bir sebebden ötürü hadîsi tekrar eder 95.

Tarihçi Kaadî İbn Haldun da târihinin mukaddimesinde hadîs ilim­leri bölümünde şöyle dedi: "Nihayet asrında hadîscilerin imâmı ola*n Muhammed ibn Ismâîl el-Buhârî geldi ve sünnetin hadîslerini es-Sahîh dediği müsnedinde bâblarma göre Hicâzlılar'a, Iraklılar'a, Şamlılarda âid olan tarîklerin hepsi ile tahrîc etti. Bunu * ^parken hakkında ha­dîscilerin ihtilâf ettiklerine değil, sahîhliğinde ittifak ettikleri hadîs­lere i'timâd etti. Hadîsleri her bir bâbda, hadîsin tazammun ettiği babın ma'nâsıyle sevk ederek tekrarladı. Böylece hadîsleri tekerrür etti. Ta­rikleri ve isnâdlan her bâbda ayrı olarak manâlarına göre dağıttı" [96]

6- el-Câmi'u's-Sahîh'te Sened ve Metinle Birden Fazla Yerde Tekrarlanmış Hadîsler

Buhârî'nin aynı sened ve metinle birden fazla yerde tekrarladığı hadîslerin sayısı 23 kadardır. Kendisi bu hususta şöyle demiştir: "...

94  Nevevî, Şerhu'l-Buhârî, 9 a-b.

95 Hedyu's-Sârî, s.13; İrşâdu's-Sârî, I,s.25.

96 İbn Haldun, el-Mukaddime, a.442; "el, Faslu's-Sâdis fi Ulûmi'l-Hadîs", s.440-445.

• Lâkin bu kitabın içine tekrar edilmiş hiçbir hadîs koymak istemem. :(.■ İçinde şayet tekrarı îhâm eder birşey görürsen -iyice dikkat edersen \ anlarsın ki- gerek isnada ve gerek -mühmeli takyîd, mübhemi tefsir p eder bir ziyâdeyi ihtiva gibi- metne âid bir fâide için yazılmıştır. Bu dediğim şeylerden hâlî olarak bir tekrar vâki' olmuşsa, kasdım olmak­sızın olmuştur. Hem de böylesi nadiren vuku' bulmuştur." 97. '•'        Kastallânî şöyle dedi: Ben Hafız ibn Hacer'in el yazısıyle ta'lîkan yazılmış bir varak gördüm ki, onu bana arkadaşımız allâme muhad-dis Bedr el-Meşhedî getirdi. Nassı şudur:                                      . ,

Buhârî'nin Sened ve Metin Olarak İki Yerde            

Zikrettiği Hadîsler Zümresi:                             

1. Abdullah ibn Mugaffel'in: (^ 0 ^iJ~ SnJj J>j) hadîsi, Hums'un so­nunda, Sayd'da ve'z-Zebâıh'da.

" 2. Haccda bedeneler nahr etmek hususunda Sehl ibn Bekkâr'dan, o da Vehb'den gelen hadîs. Buhârî bunu biribirine yakın iki yerde zikretti.

3.  Enes'in (& Jjıiî tfjü 4-^ ) hadîsi, Bedr gazvesi ve Rikaak'ta.

4.  d^iÇu jl. u4^j \pt'J~ J&J öl)   hadîsi, "Bâbu'l-mesâcid"de ve "Bâbu inşikaakı'l-Kamer"de.

5.  Ebû Bekre'nin (^upiü jâ\ fy) hadîsi, Kitâbu'l-îmân'da " Ve in tâife-tâni... (ei-Hucurât:9)" babında; Kitâbu'd-Diyât'ta.

6. Ebû Cuhayfe'nin: ( îjj. fcjl* Ji tj* JJ u.) hadîsi, "Bâbu'l-mukaatele"-de ve "Bâbun lâ yuktel müslimun bi-kâfirin"de.

7.  Huzeyfe'nin ( l-i-^-î ^oi ıi:^ ) hadîsi,Rikaak,"Bâbu ref i'l-emâne"de

ve Fiten'de ( üiî4- Jl; ıy ^)'de.

8.  Ebû Hureyre'nin: Bâdiye ehlinden bir adamın "(^Jj11 -^M^ ^-J) sö­zü hakkındaki hadîsi, Kitâbu'l-Hars'ta ve Tevhîd'de Rabb'm me­leklerle kelâmı'nda.

9.  Umer'in: (^ j jıp öJir) hadîsi, Cihâd'da "Babu'l-mıcenn"de ve Tefsîr'de.   '

10. Ebû Hureyre'nin: "<U'> J-^; ±,'j C ) hadîsi, Ehâdisu'l-Enbiyâ'da ve Tevhîd'de.

11- ( u£"jj r-^) hadîsi, Hums'da ve öncesi Cihâd'da.

12. Abdullah ibn Umer'in(u*iiJ js S*)hadîsi, Cizye'de ve "Bâbu men kaatele muâhiden'-'de ve Diyât'ta "Bâbu men kaatele zımmiy-yen"de.

13. Ebû Saîd'in: ( ^ ^ J\ fi& J^ 1İ1 ) hadîsi, Salât'ta ve İblîs'in sı-fatı'nda (Bed'ul'1-Halk, Sıfâtu İblîs ve cunûdîhî).

97 İrşâdu's-Sârî, 1,25; Tecrîd Ter., I, 489.

14.  Ebû Hureyre'nin (>^j jiT5 -%^, a^i ) hadîsi, Vekâle'de "İzâ vek-kele raculun raçulen..."de ve Bed'ul'1-Halk, "Sıfâtu İblîs ve cunû-dihf'de, Fadâilu'l-Kur'ân; Fadlu Sureti'1-Bakarati'de.

15.  Adiyy ibn Hâtim'in: (5£â >J^- t»tâ $*£■! İM-) hadîsi, Sadaka'da red-den önce ve Alâmâtu'n-Nübüvve'de.

16.  Enes'in: (^ f>- lr&s f^O hadîsi, Uhud gazvesinde,   Cihâd' da ve Talha'nın menâkıbmda.

17.  Ebû   Musa'nın:   ( & ^ ^ J\ &* üt >Uı Jj s^ J ^j )   hadîsi, Alâmâtu'n-Nübüvve'de, Mağâzî'de ve Tefsîr'de.

18.  İbn Abbâs'm: ( Ji> iÜ ) hadîsi, Bedr gazvesinde ve Uhud gaz­vesinde.

19.  Câbir'in^^^l J* ^* ^ U*P ) hadîsi, Hacc'da ve Mağâzî'de Alî'nin gönder ilme sinde.

20.  Âişe'nin (İ^Jı Jiı £># tâ) hadîsi, Tahâret'te ve İ'tisâm'da.

Ve işte bu, Hafız ibn Hacer'in yazısından bulduğumun sonuncusu­dur. Ve ben Buhârî'de Ebû Hureyre'nin: iiı^Jl îı^Jâı ij>; ^\g}\ J;î Sır /^.Vi Ji\ İ>j\ liîj^Jîj hadîsini Kitâbu'l-İ'tisâm'da, "Ehl-i Kitâb'a Bir Şeyden Sormayın" babında, Tefsîr'de "Sûretu'l-Bakara'nın Tefsiri" babında ve Kitâbu't-Tevhîd'de ı\jp ^Jî '# \£& vU 'da buldum 98...

98 İrşâdu's-Sârî, I, 25-26
 

7- Buhârî Hadîslerinin Sayısı

Nevevî (676/1277) şöyle dedi: Buhârî'nin SaMfa'inde bulunan müs-ned hadîsler mükerrerlerle birlikte 7275'tir; mükerrerlerin hazfıyle 4000 kadardır. Kitabın bâbları için fihrist gibi olması ve talebelere ha­dîslerin bulunma yerlerini tanımak kolaylaşsın diye, bunların hepsi­ni mufassal olarak zikretmeyi düşündüm. el-Hamavî (381/991)'den sahîh olan isnadımla bize rivayet edildi ki, o şöyle demiştir: Buhârî

Sahîh 'inin hadîslerinin sayısı şöyledir......(Nevevî burada eî-Câmi'u's-

Sahîh'in başından sonuna kadar ayrı ayrı her kitâb ismini ve ihtiva ettiği hadîs sayıların! bir sahîfeden fazla tutan bir liste hâlinde sırala­mış, bu neticeleri aldıktan sonra da:) Bu sayım neticeleri bize yine el-Hamavî'den olan isnâdıyle el-Hâfız Muhammed ibnu't-Tâhir el-Makdisî (505/1113) tarafından rivayet edildi, demiştir.

Firabrî (320/932) kolunun dokuz râvîsinden birisi olan Hamavî (381/991)'ye âid olup, târihî kıdemi bakımından da ehemmiyeti bulunan bu kitâblar ve hadîs sayıları listesini -bâzı sayı farklılıklarına rağmen- aynen zikr edelim:

Bunları el-Hâfız Ebu'I-Fadl Muhammed ibn Tâhir el-Makdisî (505/1113), Ebû Muhammed Abdullah ibn Ahmed Hamdûye es-Serahsî (381/991)'den gelen isnâdıyle mufassalan zikr edilip şöyle dedi:

Buhârî hadîslerinin sayısı şöyledir:

Bed'ul'1-Vahy 7, îmân 50, İlim 75, Vudû' 109, Guslu'l-Cenâbeti 43, Hayz 37, Teyemmüm 15, Farzu's-Salât 2, Salât fî's-Siyâb 39, Kıble 13, Mesâcid 76, Sütretu'l-Musallî 30, Meyâkîtu's-Salât 75, Ezan 28, Fad-lu Salâti'l-Cemâati ve İkaametihâ 40, İmamet 40, İkaametu's-Sufûf 18, İftitâhu's:Salât 28, Kıraat 30, Rükû', Sucûd ve Teşehhüd 52, İnkizâu's-Salât 17, İctinâbu Ekli's-Sûm 15, Salâtu'n-Nisâ ve's-Sıbyân 15, Cumua 65, Salâtu'1-Havf 6, Iydeyn 40, Vitr 15, İstiskaa 35, Kusûf 25, Sucûdu'l-Kur'ân 14, Kasr 36, İstihare 8, Tahrîd alâ Kıyâmi'1-Leyl 41, Nevâfil

18, Salât bi-Mescidi Mekke 9, Amel fî's-Salât 26, Sehv 14, Cenâiz 154, Zekât 113, Sadakatu'1-Fitr 10, Hacc 240, Umre 42, îhsâr 40, Cezâu's-Sayd 40, İhram ve Tevâbi'uhu 32, Fadlu'l-Medîne 24, Savm 66, Leyletu'1-Kadr 10, Kıyâmu Ramadân 6, İ'tikâf 20, Buyu' 191, Selem

19, Şuf a 3, İcâre 24, Havale 30, Kefalet 8, Vekâle 17, Muzâraa ve Şirb 29, istikraz ve Edâu'd-Duyûn 25, İşhâs 13, Mülâzeme 2, Lukata 15, Mazâlim ve'1-Gadab 41, Şerike 23, Rehn 9, Itk 34, Mukâtebe 6, Hibe 69, Şehâdât 58, Sulh 22, Şurût 24, Vasâyâ ve'1-Vakf 41, Cihâd ve Si­yer 255, Bakıyyetu'l-Cihâd 42, Farzu'1-Hums 58, Cizye ve Muvâdaa 63, Bed'u'1-Halk 202, Enbiyâ ve'I-Mağâzî 428, Cezâu Âhır ba'de'l-Mağâzî 138, Tefsîr 540, Fadâilu'l-Kur'ân 81, Nikâh ve Talâk 244, Nafakaat 22, Et'ime 70, Akîka 11, Sayd, Zebâıh ve Gayruhu 90, (Zebâıh ve) Edâ-hî 30, eşribe 65, Tıbb 79, Libâs 120, Marda 41, Libâs eydan 100, Edeb 256, İstîzân 77, Daavât 76, Daavât eydan 30, Rakaaık (Rıkaak) 100, Havz 16, Cennet ve Nâr 57, Kader 28, Eymân ve Nuzur 31, Keffâretu'l-Yemîn 15, Ferâiz 45, Hudûd 30, Muhâribûn 52, Diyât 54, İstitâbetu'l-Mürteddîn 20, İkrah 13, Terku'l-Hıyel 23, Ta'bîr 60, Fiten 80, Ahkâm 82, Emânî (Temenni) 22, İcâzetu Haberi'1-Vâhid 19, İ'tisâm 96, Tev-hîd ve Azametu'r-Rabb Sübhânehu ve Teâlâ ve gayru zelike İlâ âhiri'l-kitâb 190 (Hedyu's-Sârî, s. 465-470; Umdetu'l-Kaarî, I, 9-10) ".

Hafız ibn Hacer (852/1448) de Hedyu's-Sârî isimli mukaddimesin­de onuncu faslı bu sayım mes'elesine tahsis edip, şöyle demiştir: Ta-kıyyuddîn ibnu's-Salâh, Ulûmu'l-Hadîs kitabında, kendisinden bize rivayet edilen ibaresinde şöyle dedi: Buhârî Sahîh 'inin hadîslerinin sa­yısı, mükerrerlerle birlikte 7275'tir. Mükerrerlerin düşürülmesiyle 4000 kadardır, denildi. İşte İbnu's-Salâh böyle mutlak söyledi. Muh-yiddîn en-Nevevî de Muhtasar'mda bu sayıya tâbi' oldu....

99 Bu iki yerde verilen listede bâzı küçük farklılıklar bulunmaktadır: Bed'u'1-Vahy 5-7, İlim 55-75, Mesâcid 36-76, İctinâbu Ekli's-Sûm 5-15, İhram ve Tevâbiuhu 32, Fadlu'l-Medine 24, Şerike 72-23, Itk 21-34, Farzu'1-Hums 55-58, Cezâu'I-Âhir (yâni Cüz"ü'l-Âhîr) ba'de'l-Mağâzî 138-108, Tevhîd ve Azametu'r-Rabb... 170-190.

Bundan sonra Hafız ibn Hacer, aded aded Nevevî'nin naklettikle­rini araştırdı; farkı, farklılaşmayı ve muhalefet derecelerini beyân etti.

Buhârî hadîsleri muhtelif sayımlara göre bir takım farklılıklar gös­terir. Bununla beraber bu 7275 sayısı umumiyetle doğru kabul edil­miştir. Ebû Abdillah ibn Abdilmelik el-Endelusî Fevâid'inde, Ebu'l-Huseyn er-Ruaynî'den; o da Ebû Abdillah ibn Abdilhakk'm ol­mak üzere, bu 7275 sayısını tesbît eden şu beyitleri inşâd etmiştir:

"Buhârî'nin rivayet ettiği hadîslerin toplamı beş, sonra yetmiş, ve ye­di bin, bunlar geçen sayılarla beraber iki yüze ilâve edilir (7275). Bu­nu hesâbdan nasîbli olan saydı." (Hedyu's-Sârî, s.465-470)

îbn Abdilhakk bu sayımı nazm hâline getirmekle, hakîkaten gü­zel yapmıştır.Çünkü bu sayıyı tashîf ve tahrif ihtimâlinden muhafaza etmiştir ve Allah en bilendir.

ibn Hacer, buradaki uzunca izahlarından sonra, şöyle dedi: "Be­nim yazdığım ve sağlam yaptığım sayıma göre, muallaklar ve mutâ-baalar hâriç, mükerrerlerle birlikte Buhârî hadîslerinin toplamı 7397 hadîstir. Bu, daha evvelkilerin zikrettikleri sayı üzerine 122 hadîs zi­yâde olmuştur. Şu kadar ki, ben de yanılmazlık ve yanlışlıktan selâ­met iddia etmiyorum. Bu, daha fazla cehdi olmayanın cehdidir. Muvaffak kılıcı da ancak Allah'tır."

Bundan sonra İbn Hacer el-Câmi'u's-Sahîh'in evvelinden âhirine kadar Buhârî'nin ta'lîklerini ve mutâbaalarını zikretti ve şöyle dedi:

"Kitâbda ta'lîk nev'inden mevcûd olanların hepsi 1341 hadîstir. Bunların çoğu mükerrerdir, metinlerinin asılları kitâbda senedleriy-le tahrîc edilmiştir. Bunlar içinde kitâbda velev doğru bir tarîkden tah-rîc edilmemiş olan metinler sâdece 160 tanedir. Ben bu 160 muallak metni, kendisinden ta'lîk edilen kimselere varan muttasıl senedlerle güzel, müstakili bir kitâbda yazdım. el-Câmi'u's-Sahîh içinde, rivayet ihtilâflarına göre mutâbaa ve tenbîh nev'inden ise 341 hadîs vardır. Buna göre, mükerrerlerle birlikte kitâbdakilerin toplamı 9082 hadîs­tir. Bu sayı, sahâbîler üzerine mevkuf olanlardan ve tabiîlerden ve daha sonrakilerden maktu' olanlardan hâriçtir. Ben Ta'lîku't-Ta'lîk adlı ki­tâbda bunların hepsinin mevsûlluğunu tesbît edip toplamışımdır. Ve işte bu, Buhârî Sahîh 'indeki hadîslerin sayısı olarak benim yazmış ol­duğum nihâî bir yazıştır. Bunu Allah feth eyledi. Bunu benden evvel yapan kimse bilmiyorum. Bununla beraber ben sehivden ve hatâdan ma'sûnı olmadığımı i'tirâf ediyorum. Kendisinden yardım istenecek ise ancak Allah'tır100.

100 Hedyu's-Sârî,   s.  465-470;  Îrşâdu's-Sârî,   I,   28-29,   "Ve  emmâ  adedu  ehâdîsi'l-Câmi"i's-Sahîh".

Kastallânî de bu sayımla ilgili bilgileri şöyle özetlemiştir: el-Câmi'u'sSahîh''in hadîslerinin sayısına gelince, Îbnu's-Salâh mü­kerrer hadîslerle birlikte 7275 hadîstir, dedi. Nevevî de İbnu's-Salâh'a tâbi' olup bunları mufassal olarak zikretti. Hafız ibn Hacer ise bunla­rı yeniden bâb bâb araştırıp sayarak, şqyle demiştir: el-Câmi'u's-Sahîh'm hadîslerinin toplamı, doğru olarak araştırmama ve tesbîtime göre muallaklar ve mutâbaalar hâriç, mükerrerlerle birlikte 7397 ha­dîstir. Bundan, tekrârsız olarak süzülen hâlis hadîs ise 2602'dir. Bu 2602 sayısına merfû' olan muallak metinler -ki onlar 159 hadîstir- ilâ­ve edildiğinde hâlis hadîslerin toplamı 2761 olur.

el-Câmi'u's-Sahîh''teki ta'lîklerin toplamı 1341 hadîstir.Bunların çoğu mükerrerdir. Kitabın diğer yerinde başka bir tarîk ile tahrîc edil­memiş metinler ise 160 hadîstir. Kitâbdaki mutâbaalar ve tenbîhle-rin toplamı ise, rivayet ihtilâflarına göre 344 hadîstir. Sahâbîler üzerine mevkuf olanlarla birlikte, kitâbdaki hadîslerin toplamı ise 9082 ha­dîstir 101.

Kitâblarının sayısı 100'den biraz fazladır. Bâbları küçük bir ihti­lâfla beraber 3450 kadardır. Sahîh'de kendilerinden hadîs tahrîc etti­ği üstâdlarının sayısı 289'dur. Müslim'den ayrı olarak kendilerinden hadîs rivayet etmekte teferrüd ettiği kimselerin sayısı 134'tür... Bu-hârî'nin kitabında üç râvîli 22 hadîs vardır.

Bu kitabın faziletine gelince, yukarıda da geçtiği üzere, o, İslâm kitâblarının Allah'ın Kitâbı'ndansonra en büyüğü ve en fazîletlisidir. İsnâdları bakımından en yüksek derecededir. Buhârî'nin çağdaşları onun semâmın (işitmesinin) yüksekliği ile öğünürler I02..,

8- Buhâri'nin Şartları

Ebu'1-Fadl el-Makdişî (507/1113) Şurûtu'l-Eimmeti's-Sitte isimli ki­tabında şöyle dedi: İyi bil ki, Buhârî, Müslim ve onlardan sonra zik­rettiklerimizin hiçbirinden: "Ben bu kitabımda fulân şart üzere olanları tahrîc etmeyi şart kıldım" dediği nakledilmemiştir.Bu ancak onların kitâblarını iyice tedkîk etmekle tanınır. Bu suretle onlardan her biri­nin şartı bilinir 103.

Hafız el-Askalânî, Mukaddimesinde şöyle dedi: Şimdi Buhârî'nin el'Câmi'u's-Sahîh''deki şartını tahkike ve onun Peygamber'in hadîsle­ri hususunda tasnif edilmiş olan kitâblarm en sahîhi oluşunu takrire başlayalım:

101 İrşâdu's-Sârî, I, 28, "Ve emmâ adedu ehâdisi'1-Câmi' ..."; Keşfu'z-Zunûn, I, 541-545.

102 İrşâdu's-Sârî, I, 28, Keşfu'z-Zunûn, I, s.541-545.

103 İrşâdu's-Sârî, Mukaddime, s.19-20.

Hafız Ebu'1-Fadl ibnu Tâhir (507/1113) şöyle dedi: Sika olan Ebu'l-Ferec ibnu İmâd'm huzurunda okuduğuma göre, ona Yûnus ibn İbrâ-hîm ibn Abdilkavî, Ebu'l-Hasen ibnu'l-Mukayyir'den, o da Ebu'l-1 Ma'mer el-Mubârek ibn Ahmed'den şöyle haber vermiştir: Buhârî'nin şartı, sikalar ve sebtler arasında ihtilâf olmaksızın meşhur sahâbîye varıncaya kadar nâkillerinin sikalığı üzerinde ittifak edilen hadîsi tah­rîc etmektir. Hadîsin isnadı da kesiksiz olarak muttasıl olacaktır. Eğer sahâbînin iki yâhud daha fazla râvîsi varsa bu güzeldir;ancak bir tek râvî olur da ona varan tarîk sahih olursa, bu da kâfidir.

İbn Hacer şöyle dedi: Ebû Abdillah Hâkim (405/1014)'in ileri sür­düğü: Buhârî ve Müslim'in şartı sahâbî için iki râvî veya daha fazla râvî olmak, sonra meşhur tabiî için sika iki râvî olmak ilâ.... şeklinde­ki sözü i04, Buhârî ile Müslim'in bir tek râvîleri bulunan bir sahabe topluluğunun hadîslerini tahrîc etmeleriyle çözülmüştür. Hâkim'in zik­rettiği şart, kendilerinden hadîs alman bâzı sahâbîler hakkında bozul­muşsa da, bu söz sahâbîlerden sonrakiler hakkında mu'teberdir. Çünkü kitâbda yalnız tek râvîsi olan kimselerin rivayetinden gelme bir tane hadîs yoktur (Hedyu's-Sârî,s.l).

Hafız Ebû Bekr el-Hâzimî (584/1188) de Şurûtu'hEimmeti'l-Hamse kitabında şöyle dedi: "Hâkim'in söylemiş olduğu bu söz, es-Sahîh 'in in­celiklerine dalmaya iyice çalışıp bilememiş kimsenin sözüdür. Eğer ki­tabı gereği gibi hakkıyle araştırmış olaydı, muhakkak kitâbdan kendi da'vâsmı çürütüçü bir grup şey bulacaktı." Hâzımî bundan sonra Özetle şöyle dedi: Sahîh'in şartı, isnadı muttasıl, aklı bozuk olmayan, ada­let sıfatlarıyle muttasıf, dâbıt, mütehaffız, salim zihinli, vehmi az, sa­lim i'tikaadlı olmaktır. Sonra bil ki, bu imamların, hadîs mahreçlerini istinbât etmek keyfiyyetinde birer yolu vardır. Biz bu yolları kısaca işaret edelim: Sahîh tahrîc edecek kimsenin yolu, âdil olan râvînin, -hepsi sikalar oldukları hâlde- âdil üstâdları arasındaki hâlini ve ken­dilerinden rivayette bulunmuş olan kimseler arasındaki hâlini i'tibâ-ra almaktır. Zîrâ bu âdil râvîlerden kiminin kendi şeyhlerinden rivayetleri sahihtir,'sabittir, böylesinin hadîsini tahrîc etmek lâzım ge­lir. Kiminin de hadîsi medhûl olup, ayıblı bulunur; böylesinin tahrîci elverişli olmaz. Böylesi ancak şevâhid ve mutâbaalarda tahrîc edilir. İşte bu, âdil üstâdların hadîslerinin medhûl olup olmaması mes'elesi kendisinde mübhemlik ve anlaşılması güçlük olan bir bölümdür. Bu­nun yolu, aslın râvîsjnden rivayet eden râvîlerin tabakalarını ve her-birinin hangi mertebeye varabileceğini bilmektir. Biz bunu bir misâl ile tavzîh edelim (Hâziiîıî burada aslın râvîlerinden Zuhrî ile temsîl ederek, mes'eleyi şöyle îzâh ediyor): O da şunu bilmemizdir: Meselâ Zuhrî'nin ashabı beş tabaka üzeredir. Bunlardan her bir tabakanın, kendinden sonra gelen tabaka üstüne bir meziyyet ve farklılaşması var­dır. Birinci tabaka Mâlik ibn Enes, Sufyân ibn Uyeyne, Şuayb ibn Ebî

104 HâkimSahîhayn'ınbuşartlarım Ulûmu'l-Hadîs ileel-Medhalilâ Kitâbi'l-Iklîl adh eserlerinde ileri sürmüştür. Tecrîd Ter., 201, 231-233. sahîfelerde de nakledilmiştir.

Hamze, Yûnus ibn Yezîd el-Eylî, Akîl ibn Hâlid el-Eylî ve benzerleri­dir. Bunların rivayetleri sahîhliğin en yüksek derecesine varır. Buhâ-rî'nin aradıkları işte bunlardır.

İkinci tabaka, tesebbüt hususunda birinci tabaka ricali gibi iseler de, birinci tabaka ezberleme ve itkanlarıyle beraber Zuhrî'ye mülâze-metlerinin uzunluğuyle de tanınmışlardır. Meselâ Leys ibn Sa'd ile Ev-zâî, Nu'mân ibn Râşid, Abdurrahmân ibn Hâlid ibn Musâfîr, İbnu Ebî Zi'b gibileri Zuhrî'ye seferde de, hazarda da mülâzemet ettikleri hâl­de, ikinci tabakadan Ca'fer ibn Burkaan, Sufyân ibn Huseyn Sulemî, Zem'atu'bnu Salih el-Mekkî gibi hafız ve mutkm zâtların -Zuhrî'ye az mülâzemet dolayısıyle- Zuhrî'nin hadîsleri hakkında mümâreseleri ev­velkiler derecesinde değildir. Müslim bu iki tabaka ricalinin her bi­rinden kayıtsız şartsız hadîs tahrîc eder. Buhârî ise ikinci tabakadan yalnız diğer karineler ile kendisine evvelkilerin kuvvetinde sahîh gö­rünenleri alır 105.

Üçüncü tabaka, Muâviyetu'bnu Yahya es-Sadafî, İshâk ibn Yahya el-Kelbî, Müsennâ ibnu's-Sabbâh gibi Zuhrî'ye birinci tabakadakiler kadar mülâzamet etmiş olmakla beraber, cerh gailelerinden selâmet bulamayanlardır ki, onları kimi kabul, kimi reddeder. Ebû Dâvûd ile Nesâî bu tabaka râvîlerinden de rivayet ederlerse de Müslim, bunlar­dan yalnız diğer karinelerle kendisine sahîh görünenleri alır. Buhârî ise bunları büsbütün terkeder.

Dördüncü tabaka, cerh ve ta'dîî babında üçüncü tabaka ricali gibi olmakla beraber, Zuhrî'ye mülâzemetleri az olmak dolayısiyle, onun hadîsleriyle mümâresetleri de az olanlardır ki, Tirmizî, bunların da hadîslerini kabul eder.

Beşinci tabaka, Bahr ibnu Kesîr es-Sakkaa', Abdulkuddûs ibn Ha-bîb, Hakem ibnu Abdillah el-Eylî, Muhammed ibn Saîd el-Maslûb gibi zaîfler ve meçhullerden bâzı kimselerdir ki, bâblara göre hadîs tahrîc edenler için bunların hadîslerini almak caiz olmaz. Yalnız Ebû Dâvûd ile onun dûnundaki musannıflar bu gibi hadîsleri i'tibâr ve istişhâd kasdıyle zikrederler. Sahîhayn 'da ise son iki tabakadan rivayet edi­len hadîs yoktur.

Buhârî, ikinci tabakadan olan hadîsleri ekseriya ta'lîkan zikreder. Üçüncü tabakadan da bâzı ta'lîkleri vardır 106.

105 Buhârî'nin bir şartı da şudur: Buhârî her râvînin kendi şeyhinden işitmiş olduğu­nun sabit olmasını şart addeder. Ve râvî ile merviyy-anh'm yalnız çağdaş olmaları­nı kâfi görmeyip bir de görüşmüş olduklarının subûtû şarttır, der... Müslim ise mudellis olmayan râvînin "an fulâmn" demesini görüşmeye hami ettiklerine ba­karak buluşmanın ayrıca subûtunu şart addetmez. Hattâ Buhârî ile Alî ibnu'l-Medînî râvînin şeyhi ile uzun sohbetini de şart koşarlar... (Tecrid Ter. 199-200).

106 Hedyu's-Sâri,  s.7 vd.; İrşâdu's-Sârî, I, 19-29; Tecrîd Ter.,   I, 201, 232-233.

9- Buhârî'nin Hadîsleri Parçalamasındaki yâhudi Yalnızca Metni Zikretmesindeki Sebeb [107]

Buhârî, muhaddislerin önderi olmasına ilâveten, fıkıh'ta ulu bir imâm idi. Bu iki sıfatın bir tek şahısta toplandığı pek azdır. Bunun için Buhârî hükümler çıkarma keyfiyyeti ile fıkhı, kitâb ve sünnete tatbik bilgisinden Muhammed ümmetinin mahrum olmamasını iste­di. İşte bunun için hadîsten bâb'a münâsib olan kısmını zikreder. Ba­zen de hadîs meşhur olduğu için, yalnızca metni zikreder. Zîrâ o hadîs ma'lûmdur; hadîs ma'lûm olunca dînî hükmü zikretmek suretiyle on­dan istifâde keyfiyyetinden başka birşey kalmamış olur... Nevevî'nin Buhârî Şerhi'nde: "Buhârî'nin bu kitâbdaki maksadı, sırf hadîslerle yetinmek ve hadîs metinlerini çoğaltmak olmayıp, aynı zamanda ha­dîslerden hükümler istinbât etmek ve usûl, furû', zühd, âdâb, emsal ve diğer fenlerden istediği bâblar için deliller getirmektir..." şeklinde geçmiş olan izahları burada tekrarlandıktan sonra, İbn Hacer şöyle de­vam ediyor:

Buhârî'nin îrâd ettiği bâbların unvanları çeşitli şekiller üzerine­dir: Eğer gizli şekilde de olsa bu bâb'a münâsib olacak bir hadîs bulur ve bu da şartına uyarsa, o hadîsi bu bâbda, kitabının konusu için ıstj-lâh kılmış olduğu "haddesenâ "ve bunun yerine geçen sîgaile veyâkendi şartına göre an'ane ile getirir. Eğer o bâb hususunda hüccetliğe elve­rişli olmakla beraber kendi şartına uymayan bir hadîsten başkasını bulamadıysa, o hadîsi bâb'a sevk edegeldiği sîğaya mugayir olarak ya­zar; o kendi şartından değildir. İşte bundan dolayıdır ki, ta'lîkleri ge­tirmiştir. Buhârî bâbda ne kendi şartı üzere, ne de başkalarının şartı üzere sahîh olan bir hadîs bulamaz da ünsiyet edilip dikkatle nazar kılınacak ve bir cemâatin onu kıyâs üzerine takdim edeceği bir hadîs nev'inden olursa, bu hadîsin lâfzını yâhud da ma'nâsını bâb unvanı olarak kullanır. Sonra burada ya Allah'ın Kitâbı'ndan ona şehâdet ede­cek bir âyet getirir, yâhud da bu haberin delâlet ettiğinin umûmunu te'yîd edecek bir hadîs getirir. İşte bundan dolayı oradaki hadîsler üç kısım üzeredir. İnşâallah bunun tafsilleri açıklanmış olarak yakında gelecektir I08.

107 İrşâdu's-Sârî, I, 25-26, "Emmâ taktîuhu lil-hadîsi ve ihtisâruhu.."

108 Hedyu'sSârî, s.6-7; İrşâdu's-Sârî, I, 25.

10- Buhâr'nin Hadîsi Bölümlere Ayırması, Kısaltması ve Tekrar Etmesinin Sebebim

İbn Hacer Mukaddime'de şöyle dedi: Hafız Ebu'1-Fadl Muhammed ibn Tâhir el-Makdisî (507/1113), kendisinden bize rivayet edilen Cevâbu'l-Muteannit ismini verdiği risalede şöyle dedi: Ey muhâtab, iyi bil ki Buhârî -Allah ona rahmet eylesin- hadîsi kitabının birçok yer­lerinde zikr eder ve onunla herbir bâbda başka bir isnâdla istidlal ey­ler, ve ondan güzel istinbâtı ve geniş fıkhı ile yazmış olduğu bâbm gerektireceği ma'nâyı çıkarır. Bir hadîsi iki yerde aynı isnâd veya ay­nı lâfızla getirmesi çok azdır. O, hadîsi, ancak zikredeceğimiz bir ta­kım ma'nâlar sebebiyle diğer tarîkden getirir. Bunlardan murâdını en iyi bilen Allah'tır.

Bu ma'nâları şöyle sıralayabiliriz:

1-  Buhârî hadîsi bir sahâbîden tahrîc eder, sonra aynı hadîsi bir başka sahâbîden getirir. Bundan maksad hadisi garîblik hududundan dışarı çıkarmaktır. İkinci, üçüncü tabaka râvîlerinde ve üstâdlarına gelinceye kadar diğer râvî tabakalarında da böyle yapar. Hadîs san^a-tı ehlinden olmayan kimse bunu tekrardır zanneder. Hâlbuki tekrar değildir. Bu ziyâde bir fâideyi müştemil olduğu için böyle yapılmıştır.

2- Buhârî bu kaaideye göre birçok hadîslerin şahinliğini isbât etmiş olur. Bunlardan herbir hadîs, biribirinden ayrı birçok ma'nâları müş­temil olur. İşte bundan dolayı Buhârî o hadîsi her bir bâbda, ilk tarî­kin gayrı olan bir tarîkden olmak üzere îrâd eder.

3- Bir takım hadîsler vardır ki, bâzı râvîler onları tam rivayet eder­ler, bâzıları da bunları muhtasar olarak rivayet ederler. İşte Buhârî bu hadîsleri geldikleri gibi getirir. Bundan maksad, hadîslerin râvîle-ri cihetinden doğabilecek olan şübheyi gidermektir.

4- Râvîler bâzan ibarelerde ihtilâf etmişlerdir. Meselâ bir râvî bir hadîsi tahdîs eder, bunda bir ma'nâyı muhtemil olan bir kelime var­dır. Bu hadîsi bir başkası tahdîs eder ve kelimeyi ayniyle diğer bir ma'­nâyı muhtemil olan başka bir ibare ile ta'bîr eyler. İşte Buhârî, kendi şartına göre sahîh olduğu zaman bu hadîsi bütün tarîkleriyle îrâd eder ve herbir lâfız için müstakili bir bâb ayırır.

5- Bir takım hadîsler vardır ki, bunlarda mevsûlluk ve mürsellik biribiriyle karşılaşır. Buhârî katında mevsûlluk üstünlük kazanır ve i'timâd eyler ve irsalin kendi nazarında mevsûllukta hiçbir te'sîri ol­madığını tenbîh edici olarak o mürseli de getirir.

109 İrşâdu's-Sârî, I, 25-26, "Emmâ taktiuhu lil-hadîs ve ihtisâruhu ve iâdetuhu lehu fi'1-ebvâbi ve tekrâruhû", Tecrîd Ter.,   s.488-489.

6- Bir takım hadîsler de vardır ki, bunlarda mevkûfluk, merfu'luk biribiriyle karşılaşır. Bunlardaki hüküm de yukarıki gibidir.

7- Bir takım hadîsler vardır ki, bunlarda bâzı râvîler isnâdda bir kimse ziyâde etmişlerdir; bâzı râvîler de bir kişiyi eksiltmişlerdir. Bu­hârî bu hadîsleri iki vech üzere getirir. Çünkü kendi katında râvînin o hadîsi, kendisine başka bir üstâddan işittiği, sonra diğer üstâdla bu­luştuğu ve aynı hadîsi ona da tahdîs ettiği sahîh ve sabit olur. Böylece hadîsi iki vech üzere rivayet eder olmuştur n0.

Buhârî'nin hadîsi bazen çeşitli bâblara bölmesine, bazen de hadîsi bâzı kısımları üzere kısaltmasına gelince, bu da hadîs iki yâhud daha fazla hükmü müştemil olduğu hâlde metin kısa olduğu yâhud bir kıs­mı diğer kısmiyle irtibatlı olduğunda yapılmaktadır. Bu takdirde Bu­hârî bunlara göre hadîsi tekrar eder. Bunu da hadîsi, hadîse âid bir fâideden boşaltmamaya dikkat göstererek yapar. O da, hadîsi daha önce tahrîc etmiş olan üstâddan başka olan bir üstâddan getirmesidir. Böy­lece bu hadîse âid olan tarîkleri çoğaltma fâidesi hâsıl olur. Bazen de hadîsin sâdece bir tek tarîki olması sebebiyle mahreci Buhârî'ye dar olur. Bu takdîrde Buhârî hadîste değişik tasarruflarda bulunur. Artık onu biryerde mevsûl olarak getirir, diğer bir yerde muallak olarak ge­tirir, bazen tam olarak bazen de bu bâbda muhtâc olacağı tarafı üzeri­ne kısaltılmış olarak getirir nı...

11- Buhârf nin Hadîsleri Muallak Getirmesinin Sebebleri

Ta'lîk -yukarıda da geçtiği gibi- isnadın baş tarafından bir veya arka arkaya daha fazla râvî ismini hazf ile hadîsi hazfedilenlerin üst tara­fındaki râvîye cezm sîgalarından biri ile isnâd etmektir. Böyle olan hadîs muallaktır (Tecrîd Ter., 153).

Buhârî'de 1341 hadîs ta'lîk edilmiştir. Bunların 160 tanesinden mâ­adası kitabın başka yerlerinde mevsûlen rivayet edilmiştir. Bu 160 ha­dîsi de Hafız ibn Hacer el-Askalânî et-Tevfîk ismindeki güzel bir te'lîfinde birer birer isnâdlarmı bulup vasi etmiştir. İbn Hacer, Buhâ­rî'nin bütün ta'lîkleri, mutâbaaları ve mevkufları hakkında da Ta'lîku't-Ta'lîk nâmıyle müsned olarak bir kitâb daha yazmıştır; bilâ­hare onu da et-Teşvîk ilâ Vasli'l-Mühimm mine't-Ta'lîk ünvânıyle is-nâdsız olarak özetlemiştir (Tecrîd Ter., 126).

Buhârî muttasıl sened ile kitabın başlıca yerlerinde sevk ettiği 1181 hadîsi ancak kısa yazmak maksadı ile tekrardan çekinmek düşüncesiyle ta'lîk etmiştir. Bunların şartınca sahîh olduklarında şübhe yok­tur. Kalan 160 muallak hadîsten de -kaale, zekere, reva, yezkuru, yervî gibi- cezm sîgalarıyle rivayet olunmuşları her kime izafe edilmişlerse o kimselere âid olmaları sahihtir, diye hükmedilebilir. Zîrâ bu riva­yetlerin o kimselere âid oluşu Buhârî'ce sahîh olmasaydı, onlara cez-men nisbet etmezdi. Lâkin yine o cezm etmiştir diyerek, bu hadîslerin sıhhatlerine mutlak olarak hükmetmemişler ve bunların ricaline ba­kılıp hükmedilmek gerekir demişlerdir. Tedkîkten sonra anlaşılmış­tır ki, cezm sîgasıyle ta'lîk edilenler dört kısımdır:

110 Hedyu's-Sârî, s.12-13; Îrşâdü's-Sâri; I, 25.

111 Hedyu's-Sârî, s.13; İrşâdu's-Sârî, I, 25.

1- Bâzıları kendi şartına katılmış iken ya kısaltarak, ya o hadîsi şeyhinden işitmemiş, yâhud işitmiş ise, tahdîsen değil, müzâkereten işitmiş olduğu için, vasi etmemiştir. Kitâbu'l-Vekâle'de:

"Usmânu'bnu'l-Heysem şöyle dedi: Bize Avn tahdîs etti. Bize Muham-med ibn Şîrîn, Ebû Hureyre'den tahdîs etti; o söyle demiştir" isnâdıy-le rivayet ettiği " ..oUaİj jlTjj J§£ i»ı j_^J jk'5 = Rasûlullah (S) beni ramazân zekâtını korumaya tevkil etti..."hadîsi gibi ki, bütün ricali kendi şartınca oldukları hâlde senedi kaç yerde tekrar etmiş ise hep ÖUJ£ jû = Usmân şöyle dedi" demekle yetinip, hiçbir yerde " oUİc- \2jJ- = Bize Usmân tahdîs etti" dememiştir. Buhârî bu hadîsi "Fadâili'l-Kur'ân" ile "İblîs'in Zikri" bölümlerinde getirmiştir. Anla­şılan Usmân'dan işitmeyi tahdîs ile dinlememiş de onun için bu ta'bî-ri kullanmamıştır.

2- Bâzıları kendi şartınca olmamakla beraber, başkalarının şartınca sahihtir. Meselâ "Kitâbu't-Tahâre"de " &A*. cJÛ  = Âişe şöyle dedi" isnâdıyle ta'lîkan rivayet ettiği "u^-i jr J£ :&\ '/\ ^jj£ J^ı Ö& = Peygamber (S)her hâlinde Allah 'ı zikreder idi" hadîsini Müslim Sahî-Ai'nde (Hayz, Bâbu zikrillah fî hâli'l- cenabeti ve gayrihâ) tahrîc et­miştir.

3- Bâzıları sahîh olmamakla beraber hüccet olmağa elverişli bir ha-sen   hadîstir:   "Kitâbu'1-Gusl,   Bâbu   men   ığtesele   uryânen..."de Behzu'bnu Hakem babasından, o da dedesinden olmak üzere şöyle dedi: " ^\ ^ it- UA£LJ âı jiî &\ = Al­lah kendisinden haya olunmaya, insanlardan daha haklıdır" hadîsi gibi ki, bu Sünen sahihlerinin hep tahrîc ettikleri meşhur bir hasen hadîstir.

4- Bâzıları ricalin kusurlu sayılmış olmasından değil, isnadında azı­cık kesiklik bulunduğundan dolayı zaîftir. Bunları da kendince sika­lardan olan râvînin hadîsleri olmak üzere meşhur oldukları hâlde, bu küçük za'fa işaret olsun diye bu tarzda zikretmiştir. "Kitâbu'z-Zekât, Bâbu'1-arz fî'z-zekât"taki:

"Yemen İmâmı Tâvûs şöyle dedi: Muâz ibn Cebel Yemen halkına şöyle demiştir: Ey Yemenliler! Elbise, hamîs, lebîs denilen metâı, arpa ve hububat yerine zekât olarak getiriniz! Bu mübadele, size kolaylık, Medine'deki Peygamber sahâbîleri için de hayırlıdır" (Munîriyye bas­kısı, 11,235) hadîsi gibi ki, kendisi ile Tâvûs arasındaki rical, Tâvûs da dâhil olmak üzere, hep sikalardan iken, Muâz'm bu sözünü Tâvûs ondan bizzat işitmemiş olduğu için, isnadı ta'lîk etmiştir.

Buhârî'nin "yurvâ, yuzkeru..." gibi temrîd sîgasıyle ta'lîk ettiği hadîslere gelince, bunlar kimlere izafe edilmişlerse o kimselere aidi­yetlerinin sahîh olduğuna hükmedilmezse de, yine Sahîh nâmıyle yaz­dığı bir kitaba katmış olduğundan dolayı büsbütün çürük ve düşük rivayetler değildir. Buhârî'nin temrîd sîgâsı ile rivayet ettiklerinin ki­mi kitabın başka yerinde mevsûl ve lâfzıyle rivayet edilmiş iken, o ma­halde ma'nâsıyle rivayet edilmiştir; kimi meselâ Müslim'in sahîh hadîslerinden iken, kendi şartınca olmadığı için ta'lîk edilmiştir; ki­mi sahîh rivayet üzerine ziyâde bir lâfzı ihtiva ettiği için senedini kes­miştir; kimi de kendi başına kalsa zaîf sayılacaksa da birçok tarîklerden âdıdları(=kuvvetlendirici sebebleri) olduğu için hasen li-gayrihi'dir.

Hulâsa, Buhârî'nin ta'lîkleri içinde sırf zaîf denilecek hiçbir hadîs yoktur. Onun aşağı kuvvet derecesinde olan hadîsleri ile benzerleri, diğer sünen kitâblarında çok kerreler asıl olmak üzere rivayet edilmiş­tir »2.

12- Hafız Dârakutnî ve Diğerlerinin Tenkîd Ettikleri Buhârî Hadîsleri   [113]

Hafız ibn Hacer şöyle dedi: Buhârî'nin kitabı içinde tenkîd edilen hadîslerin toplamı -ki bunların bâzısında Müslim de Buhârî'ye ortak olmuştur-110 hadîstir. Bunlardan 32 tanesinin tahrîcinde Müslim Bu­hârî'ye muvafakat etmiştir. Bunlardan Buhârî'nin yalnızca tahrîc et­tikleri 78 hadîstir. Hulâsa olarak, bunlar hakkındaki cevâb sözümüz şudur:

Buhârî'nin, sonra da Müslim'in sahîh ve illetli hadîsleri tanımak­ta, asırlarmdaki ve daha sonraki hadîs imamlarından önde tutulacak­ları hususunda hiç şübhe yoktur. Çünkü bu imamların hepsi, Alî ibnu'l-Medînî (234/848)'nin, kendi akranları arasında hadîs illetlerini en iyi bilen kimse olduğuna ihtilâf etmezler. İşte Buhârî bu hadîsleri onun tasvibinden geçirmiştir. Hattâ Buhârî: Ben hiçbir kimse yanında kendimi küçük hissetmedim, ancak Alî ibnu'l-Medînî yanında ken­dimi küçük hissettim, derdi. Bununla beraber Alî ibnu'l-Medînî de Buhârî'nin bu sözü kendine ulaştığı zaman: Sizler Buhârî'nin bu sö­zünü bırakın; asıl o kendi benzerini görmedi, derdi. Muhammed ibn Yahya ez-Zuhlî (252/866) de Zuhrî hadîslerinin illetlerini bilmekte as-rmdaki insanların en âlimi idi. Buharı ile Müslim, bu hadîsleri bera­berce ondan istifâde edip almışlardır.

112  el-Askalânî.Hedyu's-Sârı, s. 14-15; el-Kastallânî, jrşâdu's-Sârî, 1,26-28, "Ve emmâ ıyrâduhu lil-ehâdîsi'1-muallakate merfuaten ve mevkûfeten..."; Ahmed Naîm Bey buradan özetlemiştir: Tecrîd Ter., I, 226-228.

113 Hedyu's-Sârî, s.344-380, "el-Faslu's-sâmin fî siyakı ehâdîs elleti intekade aleyhâ Hâ-fızu asrıhi Ebu'İ-Hasen ed-Dârakutnî..."

Firabrî Buhârî'den rivayet etti ki, o: Benel-Câmi'u's-Sahîh'e koy­duğum her bir hadîsi, ancak sahîhliğine iyice kanâat getirdikten ve Yüce Allah'a istihare ettikten sonra koymuşumdur, demiştir.

Mekkî ibn Abdillah da şöyle dedi: Ben Müslim ibnu'l-Haccâc'dan işittim: Ben de el-Câmi'u's-Sahîh kitabımı Ebû Zur'a'ya arz ettim. Onun illetli olduğuna işaret ettiği her hadîsi terk eyledim, diyordu 114.

Binâenaleyh bu iki imâmın kendi kitâblarma ancak illetsiz veya, kendileri ve onları süzgeçten geçirenlerin takdirleri ile de sahîhliğe te'sîri (müessir) olmayacak derecede ehemmiyetsiz illeti olan sahih ha­dîsleri aldıkları bilinip takarrür edince, daha sonraki tenkîdeilerin sözü, bu iki imâmın sahîh demelerine karşı olmuş olur. Hâlbuki o hususta bu iki imâmın sözlerinin diğerlerinin sözlerinden önde tutulacağı hu­susunda hiçbir şübhe yoktur. Böylece vâki' olan i'tirâz toptan berta­raf olur. Tafsil cihetinden def etmeye gelince, o da şöyledir:

Buhârî ile Müslim aleyhine tenkîd edilmiş olan hadîsler birçok kı­sımlara ayrılır. Sonra bunlar için altı kısım zikredilir:

Birincisi, râvîlerin isnâd ricalinde ziyâde ve eksiltme suretiyle ih­tilâf etmeleri.

ikincisi, râvîlerin isnâd ricalinin bâzısında tağyîr etmek suretiyle ihtilâf eylemeleri.

Üçüncüsü, râvîlerin bâzısının kendilerinden daha zabtedici olan kimseye karşılık hadîsteki bir ziyâdede yalnız kalması.

Dördüncüsü, rivayetle yalnız kalmış olan zaîftir; bu nevi'den Bu-hârî'de sâdece iki hadîs vardır.

Beşincisi, râvîleri aleyhine vehm ile hükmedilmiş olandır.

Altıncısı, meydana gelmiş bir tağyîr sebebiyle metni ihtilaflı olan­dır (Müteakiben İbn Hacer, bunların her birine teker teker cevâb ver­miştir).

Nevevî'ye gelince, onun görüşü değişik oldu. Müslim Şerhi'nin mu­kaddimesinde şöyle dedi: Fasl: Bir cemâat Buhârî ile Müslim aleyhi­ne bir takım hadîsleri, kendi şartlarından mahrumdurlar ve taahhüd ettikleri dereceden iniktirler diye zeyl yapmışlardır. ed-Dârakutnî bu hususta bir te'lîf meydana getirmiştir. Ebû Mes'ûd ed-Dımaşkî'nin de yine Buhârî ile Müslim üzerine bir hatâ zeyli vardır. Ebû Alî el-

114 Îrşâdu's-Sâri, s.21-22.

Gassânî'nin Takyîdu'î-MuhmeVİn illetler cüz'ünde Buhârî ile Müslim üzerine bir i'tirâz zeyli vardır. Fakat bu i'tirâzların hepsine veya ço­ğuna gerekli cevabi ar verilmiştir.

Yine Nevevî, Buhârî Şerhi'nin mukaddimesinde şöyle demiştir: "Fasl. Dârakutnî, Buhârî ile Müslim aleyhine, bir takım hadîslerini ele alıp, bunların bâzılarını ta'n eylemiştir. Bu ta'n, bâzı hadîseilerin kaaidelerinebinâ edilmiştir; çok zaîftir.Fakîh, usûlcü ve diğer âlimler cumhurunun üzerinde bulundukları kaaidelere muhâliftir.Binâenaleyh Buhârî veMüslim'e yapılan bu i'tirâzlarla aldanma!"

İbn Hacer, Nevevî'nin bu sözüne şöyle bir ta'lîk yaptı: "Doğru olan, Nevevî'nin Müslim Şerhfnde bu i'tirâzların ekserisi hakkında verdiği cevâbtır. Çünkü oradaki cevâbları çelişik değildir" 1I5.

Gizli değildir ki, ta'n 110 hadîs hakkındadır. Bu 110 sayısının ise mevkuf ve maktû'lar hâriç, mecmuu 9082 adedine ulaşan sahîh ha­dîslere nisbeti, zikredilmeye hakk kazanmıyacak bir nisbettir. Çünkü el-Câmi'u's-Sahîh öyle azametli bir kitâbdır ki, onu büyük bir insan grubu toplamış ve o insanların herbiri illetli râvîlerden sakınmak ve yalnız adalet, zabt, rivayet sağlamlığı, güzel alış ve edâ ile ma'rûf olan­larını seçmek için bütün tâkatlarını sarf etmişlerdir. Evet, o da Yüce Allah'ın: Oj& liS^l *j tjJU-jJ û\ p- & ^ aiT jîj ) "Eğer o, Allah'tan başkası tarafından olsaydı, elbet içinde biribirini tutmayan birçok şeyler bu­lurlardı. " (en-Nisâ: 82) kavlinden sonra azdır. Zîrâ: "Peygamber kendinden konuşmaz- O'nun her söylediği kendisine ilkaa edilegelen bir vahyden başkası değildir" (en-Necm-3)olduğu, binâenaleyh emâneti, kendisine vahy edildiği gibi edâ ve tebliğ ettiği hususunda hiçbir niza' yoktur. Allah O'nu ümmetinden dolayı mükâfatlandırdığı herhangi bir peygambe­rin en üstün mükâfâtıyle mükâfatlasın!

Şu kadar var ki, Buhâri'nin asrı olan Üçüncü Hicret Asrı öyle bir asırdır ki, onda mezhebler kalabalık olup, biribirini sıkıştırmış, müs-lümânlar fırka fırka şubelere ayrılmış, sözler (görüşler, i'tikaadlar), rivayetler fazlalaşmıştır. İşte İmâm Buhârî'nin bu dînî hizmete cesa­retle girişmesi,pek azı müstesna -ki onların da birçok cevâbları ve başka tarîkleri vardır- i'tirâz edilmemiş olan hadîsleri seçmesi, sünnet ve ha­dîs kitâbları içinde birinci dereceye oturtulmaya ehil olduğuna delildir.

13- Haklarında Söz Edilen yâhud Ta'n Edilen Râ vîler ve Cerh Sebebleri

İbni Hacer şöyle dedi: "Buhârî'nin, kendilerinden hadîs almakta Müslim'den ayrıldığı râvîler 430 küsur kişidir. Bunlardan zaîflik lâfı

115 Hedya's-Sârî, s.344-346 bâzı tasarruflarla; İrşâdu's-Sârî, 1,20-22.

edilenler 80 kişidir. Müslim'in kendilerinden hadîs almakta Buhârî'-den ayrıldığı râvîler 620 kişidir. Bunlardan zaîfhkla lâf edilenler 160 kişidir." Bundan sonra ibn Hacer şöyle dedi:

"Haklarında söz edilenlerden olup da Buhârî'nin hadîs aldığı kim­selerin çoğu, kendilerine kavuştuğu, meclislerinde oturduğu, hâlleri­ni tanıdığı, hadîslerine muttali' olup sağlamlarını gevşeklerinden ayırdığı kendi üstâdlarıdır." 1I6

Yine İbn Hacer Fethu'1-Bârî Mukaddimesi'nin dokuzuncu faslın­da şöyle dedi: 1I7 "İnsaflı olan herkesin şunu bilmesi lâzım gelir: Sa­hîh sahibi, hangi râvîden hadîs almışsa o râvînin kendi katında muhakkak adaletli, sahîh zabıtlı, gafletsiz olması gereklidir. Bilhassa buna imamlar cumhurunun bu iki kitaba Sahîhân (= İki Sahîh) is­mini vermekteki ittifakları da eklenince, bu gereklilik daha da kesin­lik kazanır. Bu, kendisinden Sahîh'e hadîs alınmış kimselerden başkasına hâsıl olmamış bir ma'nâdır. Bu da o iki kitâbda zikredilmiş olanların adaletli kılınmaları (sayılmaları) üzerinde cumhurun ittifa­kı mesabesindedir. Bu, kendisinden aslî hadîsler hususunda hadîs alın­dığı zamandadır. Kendisinden mutâbaalar, şâhidler ve ta'lîkler hususunda hadîs alınmış olan kimselere gelince, onlar kendileri için sıdk(=doğruluk) isminin husûlüyle beraber zabt ve diğer sıfatlardaki derecelerine göre biribirlerinden farklı olurlar. O takdirde bu râvîler-den biri hakkında başkalarına âid bir ta'n bulduğumuzda, işte bu ta'n bu imâmın ta'dîline (adaletli kılmasına) mukaabildir. Böyle olunca se-beb açıklanmış, bu râvînin adaletinde yâhud mutlak olarak zabtında ta'n edici bir kusurla müfesser olandan başka ta'n kabul edilmez. Çün­kü imamları cerh etmeye sevk edici sebebler çeşit çeşittir. Bunlardan kimisi kusurlu kılar, kimisi kusurlu kılmaz. Üstâd Ebu'l-Hasen Alî ibnu'1-Fadl el-Makdisî (581 ? 611/1185 ? 1214)es-SaMA'te kendisinden hadîs alınmış olan kimse hakkında: "Bu köprüyü geçmiştir" der idi. O bu sözüyle, artık o râvî hakkında başkaları tarafından söylenilen dedikodulara iltifat edilmez demek istiyordu.

Üstâd Ebu'1-Feth el-Kuşeyrî de Muhtasarında şöyle dedi:

"Biz de böyle i'tikaad ediyor ve bunu söylüyoruz. Biz bu görüşten dışarı çıkmayız. Bu görüşten ancak takdîm etmiş olduğumuz, Buhârî ile Müslim'in ardından onların kitâblarmaSa/iîhâi3(=İki Sahîh) adı­nı vermekte insanların ittifak edişleri ma'nâsı aleyhine, zann galebe­sini artıracak açık bir hüccet ve şifâ verici bir beyân ile çıkarız."

Ben derim ki: O râvîlerden hiçbiri hakkındaki ta'n kabul edilmez; ta'n ancak açıkça yaralayıcı bir ayıbla kabul edilir. Çünkü cerh(=yaralayip çürüğe çıkarma) sebebleri çeşit çeşittir. Bunların dö­nüp dolaşacağı yer beş şeydir: Bid'at, galat, cehâletu'1-hâl ve râvînin tedlîs yâhud irsal eder iddiası ile senedde inkıta' da'vâsidir. Cehâletu'l-

116 Hedyu's-Sârî, s.9.

117 Hedyu's-Sârî, s.381-382, "el-Faslu't-tâsi' fî siyakı esmâi men turne fîhi min ricali hâze'l-kitâb..."hâl'e(= râvînin hâlinin bilinmemesine) gelince, bu Sahîh içinde ken­dilerinden hadîs alınmış olan râvîlerin hepsinden bertaraf olmuştur. Çünkü Sahîh'in şartı, râvîsi adaletle tanınmış olmaktır. Kim bunlar­dan birinin mechûl yânı adaletle tanınmamış olduğunu iddia ederse, sanki o musannifin "O ma'rûftur" da'vâsmda, musannıfla nizâlaşmış olur. Ve yine şübhe yok ki, o râvînin tanınmişlığmı iddia eden, o râvî­nin tanınmadığını iddia eden üzerine takdîm edilmiştir. Çünkü isbât edende ilim ziyâdeliği vardır. Bununla beraber Sahîh'in ricali içinde, kendisine cehalet ismi ıtlâkımn caiz olacağı hiçbir kimse bulamazsın.

Galat(=yanılmak) sıfatına gelince, bu bazen râvîde çok olur, bazen de az olur. İşte bu cihetten çok yanılgan olmakla vasıflanırsa, ondan alman hadîse bakılır; şayet onun yanında yâhud bu çok yanılganlıkla vasıflanandan başka birinin yanında rivayet edilmişse, i'timâd edile­cek olanın, bu tarîkin hususîliği değil, hadîsin aslı olduğu bilinir. Ve şayet başkasının yanında bulunmamış da, ancak bu zâtın tankından bulunmuşsa, işte bu, yolu bu olana sahîh hükmü vermekten geri dur­mayı îcâb eden, yaralayıcı bir kusurdur. el-Câmi'u's-Sahîh'de bu ne-vi'den birşey yoktur. Hafızası kötü denilmesi gibi, az yanılmakla vasıflanırsa, yâhud bir takım vehimleri yâhud münkerleri olmak gibi ibarelerle vasıflanırsa, böylesi hakkındaki hüküm de bundan öncekin-deki hüküm gibidir. Şu kadar var ki, musannif indinde mutâbaalarda böylelerinden olan rivayet, ötekilerdeki rivayetten çoktur.

Muhalefete gelince, bundan şâzlık ve nekâret(=çetinlik, acâiblik) neş'et eder. Dâbıt ve sadûk olan râvî bir şey rivayet ettiği, sonra bunu o râvîden daha dâbıt olan kimse, yâhud daha kalabalık olan kimseler -hadîscilerin kaaideleri üzere birleştirilmeleri teaddüd edecek şekilde-birincinin rivayeti hilâfına rivayet ederlerse, işte bu şazdır. Bazen mu­halefet şiddetli olur, yâhud ezberleme zaîf olur; bu takdirde sahihe mu­halefet edene münker hükmü verilir. Bu nevi'den ise Sahîh içinde çok az birşeyden başkası yoktur.

İnkıta'(=sened kesikliği) da'vâsma gelince, bu, Buhârî'nin hadîs almış olduğu kimselerden def edilmiştir. Çünkü inkıta'sız olmak, onun şartlarından olduğu bilinmektedir.

Bununla beraber râvîlerinden tedlîs yâhud irsal ile zikredilmiş kim­selerin hükmü, Buhârî'de mevcûd bulunan hadîslerinin an'ane sure­tiyle yürümeleridir. Eğer onlarda işitme tasrîhi bulunursa, inkıta'lık i'tirâzı savulur gider, yoksa savulmaz.

Bid'at'a gelince, bununla sıfatlanmış olan ya tekfir edilenlerden yâ­hud da fâsıkhğa nisbet edilenlerden olur. Bid'atle tekfir ise, imamla­rın hepsinin kaaidelerine göre bu tekfir üzerinde ittifak edilmiş olması zarurîdir. Nitekim bâzılarının Alî'ye ulûhiyet girmesi yâhud kıyamet gününden önce dünyâya döneceğine inanmak yâhud bundan başka bâ­tıl da'vâları ileri sürmelerinden dolayı Râfızîler'in gulâtı(=azgınları) hakkında olduğu gibi. el-Câmi'u's-Sahîh içinde bu gibilerin hadîslerin­den kesin olarak hiçbirşey yoktur.

Bid'at sebebiyle fıska nisbet edilen ise, azgınlıkta ileri gitmeyen i Hâricîler'le Râfızîler'in bid'atleri ve zahiri caiz olan bir te'vîle dayan-^ mak kaydıyle sünnet asıllarına görünüşte muhalefet eden diğer taife­lerin bid'atleri gibi, ki yolu bu olan kimsenin hadîsinin kabulünde :■ sünnet ehli ihtilâf etmiştir. Böyle bir kimse yolundan sakınmakla ma'-; rûf, insanlık haysiyetini bozucu işlerden selâmetle meşhur olduğu, dîn-.:. darlık ve ibâdetle mevsûf bulunduğu takdirde, kimisi mutlaka kabul .   edilir; kimisi de mutlaka reddedilir, demiştir.

Üçüncü görüş, bid'atine da'vet edici olması ile olmaması arasında } tafsil etmektir. Bid'atine da'vetci yâni propagandacı olmayan kabul r edilir, propagandacı olanın hadîsi reddedilir, denildi. Ve bu sonuncu~ğö-\ rüş, en âdil olanıdır. İmamlardan birçok taifeler bu görüşe gitmişler-, dir. İbn Hıbbân nakil ehli olan âlimlerin bu görüşte icmâmı iddia ; ettiyse de, bu iddiada düşünmeye bir meydan vardır. t1 Sonra bu tafsîle kaail olanlar ihtilâf edip, bâzısı bunu mutlak kıl-; di, bâzısı da tafsilde artırma yaparak: Propagandacı olmayanın riva­yeti kendi bid'atım kuvvetlendirici, zahiren onu zînetleyip güzelleştirici i bir şeye şâmil olursa kabul olunmaz, şâmil olmazsa kabul olunur, de-: di. Bâzısı bu tafsili ayniyle aksinde, propagandacı hakkında da ileri ?< sürüp: Eğer rivayeti kendi bid'atım reddeden bir şeye şâmil ise ka­bul olunur, değilse kabul olunmaz, dedi.

Buna göre -propagandacı olsun veya olmasın- bid'atçinin rivayeti kendi bid'atiyle asla ilgili olmayan bir hususa şâmil olduğu zaman mut­laka redd mi edilir? Yâhud mutlaka kabul mu olunur? Ebu'1-Feth el-Kuşeyrî bunda diğer bir tafsîle meyi edip: Eğer kendisine başkası mu­vafakat ettiyse, ona hiç iltifat olunmaz. Bu onun bid'atinin alevini bas­tırmak ve ateşini söndürmektir. Eğer hiç kimse muvafakat etmemişse, doğruluğu, yalandan sakınganlığı, dindarlıkla şöhreti ve bu hadîsin bid'atiyle alâkasızlığı gibi vasıflarıyle beraber, bu hadîs ondan başka hiçbir kimsede mevcûd olmadıysa, bu takdirde bu hadîsi tahsil etmek ve bu sünneti neşr etmek maslahatım, o kimseyi hakîr görme ve bid'- . atini söndürme maslahatının önüne geçirmek lâzım gelir. Allah en bi­lendir.

Ve şunu da iyi bil ki, bir cemâatten diğer bir cemâat hakkında, akî-delerindeki ihtilâfları (yânî fikir ihtilâfları) sebebiyle ta'n vâki' olmuş­tur. Binâenaleyh bu husus için uyanık olmak ve haklı olmadıkça böyle

> ta'na i'tibâr etmemek lâzım gelir. Ve yine bunun gibi, takvâlılai'dan bir cemâat, dünyâ işine girmiş olan bir topluluğu ayıblamış ve onları

li bu sebebden dolayı zaîf saymışlardır. Doğruluk ve zabtla muttasıf ol­duklarında, onlar için olan bu zaîflatmanm, bu zaîf saymanın hiçbir te'sîri yoktur. Muvaffak kılacak olan ancak Allah'tır.

Bunların i'tibârdan en uzak olanı, başkaları aleyhine kışkırtmak yâhud akranlar arasında sûretâ dostluk gösterisi yapmak için bâzı râ-vîleri zayıf sayan kişilerin zayıf saymasıdır. Bundan daha şiddetlisi de, kendisinden daha güvenilir yâhud daha yüksek kıymette olanı yâhud hadîsle daha ma'rûf bulunanı zayıf addeyîeyen kimsenin zaîf ad-deylemesidir. İşte bunların hepsi i'tibâra alınmaz! l!8

Bu zikrettiklerimizden açıkça sana şu cevâb ortaya çıkıyor: Buhâ­rî, bilhassa hadîs bu bid'atçıdan başkası yanında mevcûd bulunmadı­ğı zamanlarda, bid'atleri sebebiyle tekfir edilmeyenlerden rivayet etmiş ve onlardan da bid'atleriyle alâkalı olmayan şeyleri rivayet eylemiştir.

14- el-Câmi'u's-Sahîh'in Bâb İsimleri ve Muhtevalarının Özellikleri

"Buhârî'nin el-Câmi'u's-Sahîh'i, önceki bölümlerde de belirtildiği üzere, muhtevası bakımından umumiyetle iki kısımdan meydana ge­lir. Bunlardan biri isnâd bakımından muhtelif dereceler ifâde eden ha­dîsler, diğeri hadîs edebiyatının hâsseten Buhârî için kullandığı ta'bîri ile terâcim 'den ibarettir. Buhârî, kitabının bu ikinci husûsiyetiyle ha­dîs musanmflarmdan bariz bir şekilde ayrılır. Bâbların isimlen ve muh­tevalarının bir nevi' hulâsası mâhiyetinde olan ta'rîflerden ibaret bulunan bu kısım, kitabında mühim bir yer işgal etmektedir. Buhârî'-ye, bir hadîs musannıfından ziyâde bir fakîh üslûbu veren bu kısım­lar, bir bakımdan kitabının bir meziyyetini... teşkil eder" l19.

"Buhârî'nin Sahîh'inin büyük bir kısmını teşkil eden, bazen ken­disi için erişilmez bir meziyyet, bazen de tenkîd vesilesi olan bu kısım­larda umûmî hey'eti i'tibâriyle bazen "kaale" ve bazen de"kaale ğayruh u " ta'bîrini ta'kîb eden muhtelif cümleler, bazen kaaili zikr olun-mamakla zahiren Buhârî'ninmiş gibi görünen bir çok fikirler vardır. Bâbların arasına yayılan bu gibi fikirler en çok "Kitâbu't-Tefsîr"de olmak üzere, kitabının hemen hemen her tarafında bol bol bulunmak­tadır" 12°.

buhârî'nin terâcim adı verilen, yânî bâbların isimleriyle mütem­mim ma'lûmât şeklinde îrâd edilen bu kısımlar 121 hakkında -bir lis­tesini ileride vereceğimiz- müstakili eserler meydana getirilmiştir. Bunlardan Şâh Veliyyullah'a âid olan eserin mukaddimesini -terâcim denilen bu kısımların hususiyetlerini İyi özetlediği için- buraya almak uygun olacaktır,

Veliyyullah ed-Dihlevî (1176/1763) kısa giriş hutbesinden sonra şöy­le der:

118 Hedyu'sSân, s.381-382, "el-Faslu't-Tâsi'..."; trşâdu's-Sârî, I, 20-23;   Tecrîd Ter., s.319-324.

119  Ebu'I-Velid el-Bâcî, el-Mutevârî alâ Terâcimi'I-Buhârî, 3 ab; Fuad Sezgin, Buhârî'­nin Kaynaklan, s.52.

120 Buhârî'nin Kaynakları, s.53.

121  Aynı eser, s.190.

"Hadîs ehlinin hadîs ilminde ilk defa müdevven122 hâle getirerek tasnîf eyledikleri kitâblar dört fende olmuştur: Biri sünnet fennidir. Ben bununla fıkıh denilegelen ilmi kasdediyorum. Mâlik (179/795)'in Muvattâ'ı ve Sufyân es-Sevrî (160/776)'nin CamVi gibi. İkincisi, tefsir fennidir; İbn Curayc (150/767)'in kitabı gibi. Üçüncüsü, siyer fennidir; Muhammed ibn İshâk (151/768)'ın kitabı gibi. Dördüncüsü, zühd ve ri-kaak fennidir; Abdullah ibnu Mübarek (181/797)'in kitabı gibi.

İşte Buhârî (R) bu dört fenni bir kitâbda toplamak ve buna da an­cak kendinden önceki ve kendi zamanındaki âlimlerin sahih hükmü­nü verdikleri hadîsleri seçip almak ve sâdece merfû', müsned hadîsleri ayırıp yazmak istedi. Bu kitâbda mevcûd olan haberler ve diğer şeyle­re gelince, bunları da asaleten değil, sâdece tâbi'ler olarak getirmiş­tir. İşte bundan dolayı kitabına el-Câmi'u's-Sahîhu'1-Musned... adını verdi.

Ve bir de Buhârî, aynı zamanda bütün takatim Rasûlüllah'm ha­dîsinden istinbât etme yoluna boşaltmak, ve her bir hadîsten pek çok mes'eleler istinbât etmek istedi. Ve işte bu, kendinden evvel başka hiç­bir kimsenin öne geçip girişmediği bir iştir. Şu kadar ki, Buhârî, ha­dîsleri bâblara dağıtmayı ve bâb başlıklarına da istinbât sırrını tevdî' etmeyi güzel gördü.

Kitabının bâb başlıklarının mecmuu birçok kısımlara ayrılır:

1- Buhârî, kendi şartları üzere olmayan bir merfû' hadîsi bâb baş­lığı yapar ve o bâbda, kendi şartı üzere olan hadîsi bu bâb başlığına şâhid olarak zikreder.

2- Hadîsten istinbât ettiği bir mes'eleyi bâb başlığı yapar. Bu is­tinbât, hadîsin nassmdan yâhud işaretinden yâhud umûmundan yâ-hud da îmâsı nev'inden bir istinbât olur.

3- Önce gidilmiş olan bir mezhebi (bir görüşü) bâb başlığı yapar ve bâbda, şâhid olma nev'inden ona delâlet edecek olan hadîsi yazar. Ha­dîs bu mezhebin tercîh edilmesine kat'iyyet ifâde etmeksizin bir dere­ceye kadar bu mezhebin şahidi olur. Bu takdirde Buhârî, "Bâbu men kaale kezâ(= Şöyle diyen kimse bâbı)"der.

4- Kendisinde birçok hadîslerin ihtilâf ettiği bir mes'eleyi bâb baş­lığı yapar. Müteakiben ihtilâflarına rağmen bu hadîsleri getirir. Bu­nu, kendisinden sonra mes'elenin işini (çözümünü) fakîhe yaklaştırmak maksadıyle yapar. Bunun misâli "el-Vudû", Bâbu hurûci'n-nisâ iîe'l-bezâr (= Kadınların sahraya çıkmaları bâbı)"dır. Buhârî bu bâbda bi-ribiriyle ihtilâf eden iki hadîsi bir araya getirmiştir.

122(Kitâbmm giriş hutbesi şöyledir:

"Rahman ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.

"Hamd Allah'a mahsûstur. Allah seyyidimiz Muhammed'e, âline ve sahâbîlerine salât eylesin. Bundan sonra Kerîm olan Allah'ın rahmetine muhtâc, Veliyyullah ibn Abdirrahmân diye çağırılan Ahmed ibn Abdirrabmân -Allah her ikisinin lehin­de olsun- şöyle der:" (Şerhu Terâcimi Ebvâbi Sahîhi'l-Buhârî).

5- Bazen deliller biribiriyle karşılaşırlar; Buhârî indinde bunların her birini bir mahmile hami etmek suretiyle aralarını uyuşturmak ci­heti mevcûd olur. Bu takdirde Buhârî, tatbik (ve uydurma) cihetine işaret olmak üzere bu mahmili -hami edilecek yeri- bâb başlığı yapar. Bunun misâli: "Kitâbu'l-îmân:36; Bâbu havfi'l-mu'mini min en yah-bata ameluhu... ve mâ yuhzeru mine'l-ısrâri alâ't-tekaatuli ve'1-isyân" babıdır.Buhârî bu bâbda:"JÎT *Jl3j j/-i  ^iLİJl ^\L- Müslümâna söv­mek fâsıkhk, öldürmek ise kâfirliktir" hadîsini zikretmektedir.

6- Buhârî, bazen bir bâbda birçok hadîsleri toplar. Bunlardan her biri bâb başlığına delâlet etmektedir. Sonra Buhârî'ye bir hadîste, bâb başlığı yapılan fâideden başka diğer bir fâide zahir olur ve bu hadîsin üzerine " ^   = Bâb" alâmetini koyar. Bundan Buhârî'niri maksa­dı, birinci bâb, içindeki hadîslerle bitip son bulmuş ve diğer bâb başlı­ğına gelmiştir ma'nâsma değildir. Lâkin onun buradaki bâb sözü, ilim ehlinin mühim bir fâide üzerine "tenbîh" yâhud "fâide" yâhud da "kıf= dur" lâfzını yazagelmeleri menzilesindedir. Bunun misâli "Bed'u'l-

Halk" kitabında  "Bâbu kavlillâhi taâlâ:" " ..*fc j*" j- 4*» İ-fj = Debrenen her hayvanı orada üretip jajmflj//ırfa..."(el-Bakara:i64)'dır. Son­ra birkaç  satır ardından: " J,U>JI Jü l# £-£' ^i-  (4^-*Ji J,L* J^- 4"U = Müslümânm en hayırlı malı koyundur ki, onu dağ başlarına götüre­bilir." dedi ve bu hadîsi senediyle tahrîc etti.    Bundan sonra: " ^-ij

= Küfrün başı doğu tarafmdadır. Kendini beğenmek ve kibirlen­mek at ve deve sâhibleriyle mevâşi sahibi bedevilerdedir. Vakaar ve tevazu'ise koyun sâhiblerindedir " hadîsini zikretti. Sonra bu hadîsin içindeğanem(= koyun) zikri yoktur. Böyle olunca sanki Buhârî bu ha­dîs üzerine, bunun yukarıki baba dâhil bulunmasıyle birlikte bunda koyun için bir menkabe ve diğer bir fâide bulunduğunu bildirip, alâ­met yapmıştır (Bed'u'1-Halk; Bâbun hayru mâli'l-müslim...).

7- Buhârî, bazen muhaddislerin "bi-hâzâ'l-isnâdi= bu isnâd ile" sözü yerine "bâb" lâfzını yazar. Bu, bir isnâdla iki hadîs geldiği yerdedir. Nitekim iki isnâdla bir hadîs geldiği yerde C = H yazılır. Bunun misâli yine "Bed'u'1-Halk" kitabında "Bâbu zikri'l-melâike =Melekle-rin zikri bâbı"dır. Buhârî burada sözü uzattı, nihayet Şuayb'm Ebu'z-Zmâd'dan, onun da el-A'rac'dan, onun da Ebû Hureyre'den rivâyetiy-le: " j\$ı îZpSj jjj\ a&^ı; l)Jş\^J &iLİÎ = Melekler biribirleri akabin-ce gelirler, gece melekleri akabinden gündüz melekleri.." hadîsini tahrîc etti. Bundan sonra: "öiîljî ^-.UUİJI j,r i<CiLjıj ^.T^JU-Î Jlî lîı 4"U *Ji 'jî {jjfc İJ jiP't£>-Vl Ui iÜ! ^Sizden her biri âmîn dediği, melekler de gökte âmîn dediği zaman, bu iki âmînden biri diğerine uygun düşerse, o kulun geçmiş günâhları mağfiret olunur" babını yazdı. Bundan son­ra: ." y^> aJ \£S J^-i'Sf îs^Uİı d\ = Şübhesiz melekler, içinde suret bulunan bir eve girmezler" hadîsini tahrîc etti. Bunun içinde ise "âmîn" zikri yoktur, ancak çok hadîs sonra vardır.                                       :

İsmâîlî: Bâb yerinde "ve bi-hâzâl-isnâdi- Ve yine bu isnâdla" de­mekle sanki Buhârî "bâb" lâfzının "Ve bi hâzâ'l-isnâdi= Ve bu isnâdla" sözü için bir alâmet olduğuna işaret etmektedir, demiştir (Buhârî, Bed'u'1-Halk; Bâbu zikri'l-melâiketi...; Bâbun izâ kaale ahadukum âmîn...).

8-  Buhârî, bazen insanlardan bâzısının izince gitmekte oldukları müctehidlcrden birinin mezhebini ı^nnişünüı balı baslığı yapar, yâhud kendisi katında sabit olmamış bir hadîsi bâb unvanı yapar da, sonra bu mezhebin veya hadîsin hilâfına istidlal edeceği hadîsi getirir. Bu istidlal, hadîsin umumîliği ile yâhud bunun gayrı bir suretle olur.

9-  Buhârî, bâb başlıklarının çoğunda, hadîs tarîklerinin işaretle­rinden vakıaların ve hâllerin hususiyetlerini istinbât etmelerinde, si­yer ehlinin yoluna gider. Fakîh kimse, bu fenne âid mümâresesi olmadığı için bu durumdan hayret edebilir. Velâkin siyer ehlinin (ve tarihçilerin) bu hususiyetleri tanımaya şiddetli bir i'tinâ ve dikkatle­ri vardır.

10- Buhârî bazen, istenen mes'eleye uygun hadîs hatırlamaya de-vâmh idman ettirmeyi kasdeder ve hadîs talibini bu nev'e hidâyet ve rehberlik eyler. Bunun misâli "Bâbu zikril-hannât = Buğday satıcıyı zikr ,

bâbı"nda jj^1 = Sıva've Suvâ'(= İçinden su içilen maşraba) ismini * zikretmesidir l23.

11- Buhârî bâblarm başlıkları içinde, Kur'ân'm garîb lâfızlarının , şerhi, sahâbîlerin haberlerinin zikri, ve muallak hadîsler nev'inden pek çok ilim dağıtmıştır. Bazen bizzat kendi lâfzı asla bâb başlığına delâ­let etmeyen bir hadîs zikreder, lâkin o hadîsin birçok tarîkleri vardır; tarîklerinin bâzısı bâb başlığına işâreten yâhud umûmî olarak delâlet etmektedir. O, bu hadîsi zikretmekle, hadîsin bu tarîk ile kuvvet ka­zanacağı sahîh bir aslı bulunduğuna işaret etmiş olur. Bu gibi şeyler- ' den, çok maharetli hadîscilerden başkaları faydalanamazlar.

12- Buhârî, çok defa zahiren az faydalı görünen bir husus için bâb başlığı yazar, lâkin mütefekkir olan kimse bunun hakikatini araştır­dığı zaman faydasına nail olur:" UX=> U J^-^İI Jjî 4^' = Kişinin, biz na­maz kılmadık demesi babı" sözü gibi (Mevâkîtu's-Salât, 26. Bâb). Çünkü Buhârî bununla, böyle söylemeyi kerîh görenleri redde işaret etmiştir.

Ben derim ki: Bunların çoğu Abdurrezzâk (211/826) ile İbn Ebî Şey-be (235/849)'ye, musannaflarmın bâb başlıkları hakkında muahezeler ve delil ile susturup, serzeniş etmelerdir. Çünkü onların musannafla-rmda haberlerin şâhidleri sahâbîlerden ve tabiîlerden rivayet edilir.

123 Bu "Suvâ" kelimesi, Yûsuf Sûresi, 72. âyette geçmektedir. Böylesi ile, bu iki kitabı mümârese eden (dürüşüp çalışan) kimseden ve bunların içindekilere muttali' olandan başkası faydalanmaz.

13- Buhârî çok defa kitâb ve sünnetten akıl ile anlaşılan âdabı, bir nevi' istidlal ile ve Peygamber (S) zamanında mevcûd olan âdetler ile ortaya çıkarır. Böylelerinin güzelliğini ancak edebiyat kitâblarına mü-mârese eden, yânı onlara dürüşüp çalışan ve aklını kendi kavminin edebiyat meydanında cevelân ettiren, sonra da bu âdâb için sünnetten bir asıl araştıran kimse erişebilir (Burada kasdedilen âdâb, belki âdâb-ı muaşeret ve ahlâkî davranışlardır).

14- Buhârî çok kere hadîsin şâhidlerini âyetlerden, âyetin şâhidle-rini de hadîslerden getirir. Bunu da birbirlerine yardım etmeleri ve bâ­zısının önünde bâzı mücmellerin (anlaşılmaz şeylerin) yakın ve tahkik veçhile görünmesi için yapar. Böylece muhaddisin "Bu âmm ile mu-râd, mahsûstur", yâhud "Şu hâss ile murâd edilen, âmmdır" kavli ve benzerleri gibi olur. Bu ve benzerleri de ancak delici bir anlama ve hâ­zır bir kalb ile erişilebilir.

İşte bu, Buhârî'nin el-Câmi'u's-Sahîh'ini okumak ve anlamak is­teyen için ezber edilip iyice bilinmesi zarurî olan bir mukaddimedir. "Evvel ve âhir hamd Allah'a mahsûstur" 124.

15- el-Câmi'u's-Sahîh Üzerine Meydana Getirilen Eserler

Birçok İslâm âlimleri eî-Câmi'u's-Sahîh üzerine çok çeşitli araştır­malar ve çalışmalar yapmışlar, onun muhtevasını her cebhesiyle ince­lemişler, hattâ her kelimesiyle meşgul olup, çeşitli bakımlardan büyük küçük pekçok eserler meydana getirmişlerdir. Bu eserlerin listeleri umûmî kaynak kitâblarda verilmiştir. Biz burada bunlardan ehemmi­yetli bir bölümünün listesini târîh sırasıyle veriyoruz:

Rlgiv

a) Buhârî'nin Hâl Tercemesi Kitâbları

1.  Şemsüddîn ez-Zehebî (748/1348), Tercemetu'l-Buhârî (Ahbâru'l-Buhârî), Tezkire, s.556.

2.  Alî ibn Abdilmuhsin ed-Devâlîbî (858/1454), Tercemetu'l- Buhârî, İbnu İmâd, Sezerât, II, 293.

3.  İsmâîl   ibn   Muhammed   ibn   Abdilhâdî   el-Aclûnî   el-Cerrâh (1162/1748), el-Fevâİdu'd-Derârî.

124 Şâh Veliyyullah ed-Dihlevî, Şerhu Terâcumi Ebvâbi Sahîhi'l-Buhârî, (Haydarâbâd 1323), s.2-6.

4.  Ebû   Bekr   Abdulkaadir   ibn   Abdillah   el-Ayderûsî   el-Yemeni (1038/1629), Risale fî Menâkıbı'î-Buhârî.

5.  Ahmed ibn Alî ibn Muhammed el-Beşkirî, Risale fî Menâkıbı'l-Buhârî.

6.  Cemâlu'ddîn el-Kaasımî ed-Dımaşkî (1332/1914), Hayâtu'İ-Buhârî (Zırıkh, 11,131; Kehhâle, III, 157), Sayda 1330 125.

b) el-Câmi'u's-Sahîh'e Şerh Yazanlar

1.  Ahmed ibn Muhammed el-Hattâbî (386/996), flâmurs-Sünen.

2.  Ebû Hasen Alî ibn Halef ibn Abdilmelik el-Kurtubî ibnu Battal (440/1057).

3.  Muhammed ibn Saîd ibn Yahya ibn ed-Dubeysî el-Vâsıtî (637/1239), Şerhu Müşkili'l-Buhârî.

4. Yahya ibn Şeref en-Nevevî (676/1278), Şerhu Sahîhi'l-Buhârî. y:  5. Abdulkerîm ibn Abdinnûr ibn Munîr el-Halebî (735/1336), el-*?        Bedru'1-Munîru's-Sârî fî'1-Kelâm aîe'l-Buhârî.

6.  Muhammed ibn Abdillah ibn Mâlik (672/1273), Şevâhidu't-Tavzîh ve't-Tashîh H-Müşküâti'î-Câmi'i's-Sahîh.

7.  Ahmed ibn Ahmed el-Kürdî (763/1362), ehîkdu'1-Celî fî Halli İşkâli'l-Câmi'i's-Sahîh.

8.  Muhammed ibn Yûsuf ibn Alî el-Kirmânî (786/1384), el-Kevâkibu'd-Derârî fî Şerhi'i-Buhârî I26.

9.  Muhammed ibn Bahâdır ez-Zerkeşî(794/1392\et-Tenkîh li-Elfâzi'î-Câmi'i 's-Sahîh.

10.  Umer ibn Alî ibnu'l-Mulakkın (805/1402), et-Tevdîh li-Şerhi'l-Câmi'i's-Sahîh.

11.  Abdurrahmân ibn Umer ibn Reslân el-Bulkînî (824/1421), el-İfhâm îi mâ fî Sahîhi'l-Buhârî mine'l-İbhâm.

125  Bunların kaynakları:

Hatîb el-Bağdâdî (463/1070), Târîhu Bagdâd, II, 4-34.

Ebû Abdillah Muhammed ibn Ahmed ... Guncâr el-Buhârî (412/1021), Târîhu Buhârâ. Ebû Abdillah Muhammed ibn Abdillah el-Hâkim (405/1014), Târîhu Nîşâbûr. Tâcuddîn es-Subkî, Tabakaatu'ş-Şâfliyye, II, 2-19.

126  Bu şerhler içinden bilhassa çok faydalandığımız dört tanesi:

a) el-Kirmânî (786/1384), el-Kevâkihu'd-Derârî,,., mantıkî münâkaşa bakımından;

b) İbn Hacer (852/1448), Fethu'I-Bâri, Ebû Zerr rivayetini esas almış {Feth, s.5), ken­dinden önceki kitâblardan geniş ölçüde istifâde etmiş, Buhârî'nin kaynakları bakı­mından daha fazla bilgiler ihtiva eder;

c) Aynî (855/1451), Umdetu'l-Kaarî, râvîler hakkında verdiği bilgiler, hadîslerin man­tıkî, fıkhı münâkaşası ve nahvî izahları bakımından;

ç) Kastallânî (923/1517), İrşâdu's-Sârî, Yûnînî nüshasını esas almıştır (s.39-40) Sa-hîh'in rivayetlerinin tenkîdi bakımından ehemmiyetli olup, bunlar birbirlerini ta­mamlarlar (Buhârî'nin Kaynakları, s.158).

12.  Muhammed  ibn  Ebî  Bekr  ed-Demânînî  el-Mâlikî  (827/1424), Mesâbihu'I-Câmi'i's-Sahîh.

13.  Muhammed   ibn  Ahmed  ibn  Mûsâ  el-Kufeyrî  (831/1428),  el-Kevkebu's-Sârî fî Şerhi'i-Buhârî.

14.  Muhammed  ibn   Abdinnaîm   Mûsâ  el-Birmâvî  (831/1428),   el-Lâmİ'u's-Sabîh ale'LCâmi'i's-Sahîh.

15.  Yahya ibn Muhammed ibn Yûsuf ibn el-Kirmânî (833/1430), Mecma'u'l-Bahreyn ve Cevâhiru'l-Hıbrayn fî Şerhi Sahîhi'l-Buhârî.

16.  Alî ibn Huseyn ibn Urve el-Meşrıkî el-Mevsilî el-Hanbelî (837/1434), el-Kevkebu 's-Sârî.

17.  İbrâhîm ibn Muhammed ibn Halîl Sıbt ibn el-Acemî (841/1438), et-Telkih li-Fehmi Kaarî's-Sahîh.

18.  Muhammed ibn Ahmed ibn Muhammed ibn Merzûk el-Hafîd (842/1439), el-Metceru'r-Rabîh ale'l-Câmi'i's-Sahîh.

19.  Muhammed   ibn   Muhammed   ibn   Yûsuf  eş-Şâfiî   el-Menzilî (852/1448), Teysîru Menheli'l-Kaarî fî Tefsiri Müşkili'l-Buhârî.

20.  Ahmed ibn Alî ibn Hacer el-Askalânî (852/1448), Hedyu's-SârîMu-kaddimetu Fethi'1-Bârî; Fethu'1-Bârî fî Şerhi'i-Buhârî.

21.  Mahmûd ibn Ahmed ibn Mûsâ el-Aynî (855/1451), UmdetuTKaarî fî Şerhi'i-Buhârî.

22.  Muhammed ibn Muhammed Alî en-Nuveyrî (857/1453), Ta'iîk ale'l-Buhârî.

23.  Muhammed ibn Fahriddîn el-Abbâs el-Medenî (860/1455).

24.  Ahmed ibn İbrâhîm ibn Muhammed ibn Halîl el-Halebî (884/1479), et-Tavzîh li'1-Evhâmi'i-Vâkıati fî's-Sahîh.

25.  Ahmed ibn îsmâîl ibn Usmân el-Gûrânî (893/1489), el-Kevseru'l-Cârî ilâ Riyâdi'l-Buhârî.

26.  Ebu'l-Bakaa Muhammed ibn Alî ibn Halef el-Ahmedî eş-Şâfiî (910/1504), el-Bâriu'1-Fasîh fî'î-Câmi'i's-Sahîh (Hediyyetu'l-Ârifîn, 11,224).

27.  Celâluddîn es-Suyûtî (911/1505), et-Tavşîh ale'l-Câmi'i's-Sahîh.

28.  İsmâîl el-Cerrâhî (?) (915/1510), el-î'lâmbi-Şerhi Ehâdîsi Seyyidi'l-Enam. (İsmi ve vefatı bir tesbîte göre: İsmâîl ibn Muhammed ibn Cerrah el-Aclûnî, 1162/1748).

29.  Zekeriyyâ ibn Muhammed el-Ensârî (916/1511), Tuhfetu'1-Bâri bi-Şerhi Sahîhi'l-Buhârî.

30.  Ahmed ibn Muhammed ibn Ebî Bekr el-Kastallânî (923/1517), İrşâdu's-Sârî fî Şerhi Sahîhi'l-Buhârî.

31.  Ebu'l-Hasen Alî ibn Muhammed ibn Muhammed ibn Halef el-Menûfî (939/1532), Menûatu'l-Kaarî.

32.  Muhammed ibn Umer ibn Ahmed es-Sefîrî el-Halebî (956/1549), Şer­hu îddeti Ehâdîsi Sahîhi'l-Buhârî.

33.  Abdurrahîm ibn Abdirrahmân ibn Ahmed el-Abbâsî (963/1556), Feyzu'1-Bârî fî Şerhi Garîbi Sahîhi'l-Buhârî.

34.  Usmân ibn îsâ ibn İbrâhîm es-Sıddîkî el-Hanefî (Takriben X. Hicrî Asır), Ğâyetu't-Tavdîh.

35.  Ebû Yûsuf Cemâluddîn ibn Umer ibn Hasen Leyâ (X. Hicrî Asır sonları), Buğyetu's-Sâmî ve'1-Kaarî bi-Şerhi Sahîhi'l-Buhârî.

36.  Ebû Zeyd Abdurrahmân ibn Muhammed ibn Yûsuf el-Ârif el-Fâsî (1036/1626), Tasnîfu Mesâmî İi-Ba'zı Fevâidi'1-Câmi'; el-Havâsi'l-Ferîde.

37.  Nûru'1-Hakk   ibn   Abdi'I-Hakk   el-Buhârî   eş-Şâhcehân-âbâdî (1073/1663), Teysîru'l-Kaarî fî Şerhi Sahîhi'l-Buhârî.

38. Abdulkaadir ibn Alî ibn Yûsuf el-Fâsî (1091/1680).

39.  Muhammed Ya'kûb el-Benbânî (Hicrî XI. Asır), el-Hayru'1-Cârî.

40.  Abdullah   ibn   Salim   ibn   Muhammed   el-Basrî   (1135/1723), Ziyâu's-Sârî.

41.  Ebu'l-Hasen Muhammed ibn Abdilhâdî es-Sindî (1136/1723), el-Hâşiye ale'l-Buhârî, Kaahire 1300.

42.  Ebû Abdillah Muhammed ibn Abdirrahmân ibn Zekrî el-Fâsî (1144/1731), el-Hâşiye ale'l-Buhârî.

43.  Ca'fer ibn Celâliddîn Muhammed Maksûd Âlim eş-Şâhî (1160/1747), el-Feyzu't-Târî.

44.  İsmâîl ibn Muhammed ibn Abdilhâdî el-Aclûnî (1162/1749), el-Feyzu'1-Cârî li-Şerhi Sahîhi'l-Buhârî.

45.  Yûsuf Efendi-zâde Abdullah ibn Muhammed el-Hilmî (1167/1735), Necâhu'l-Kaarî lî-Sahîhi'1-Buhârî.

46.  Ebu'n-Necâh Ahmed ibn Alî el-Usmânî el-Menînî (1172/1759), ed-Derârî fî Şerhi Sahîhi'l-Buhârî.

47.  Umer ibn Muhammed Arif en-Nehravâlî (Hicrî XII. Asır), el-Fevzu'n-Nebevî fî Usûîi'l-Hadîs ve Fehârisi'l-Buhârî ve Şerhu'l-Kitâbeyn min Evveli Sahîhi'1-îmân ve'l-İlm.

48.  Ebû Abdillah Muhammed et-Tâvûdî ibn Sûde el-Murrî (1209/1795), Zâdu'1-Muciddi's-Sârî;   el-Hâşiye  ala   Sahîhi'l-Buhârî;   Kettânî, Fİhrisu'l-Felâris, 1,185-190.

49.  Hasen el-Adevî el-Hamzavî el-Mâlikî (1303/1885), en-Nûru's-Sârî ipin Feyzi Sahîhi'î-Buhârî.

50.  İbrahim   Hasen   el-Mevcî   (?),   Tercemetu'l-Cüz'i'l-evvel   min Sahîhi 1-Buhârî.

51.  Muhammed Enver el-Keşmîrî (?),Feyzu'l-Bârîalâ Sahîhi'l-Buhârî, Kaahire 1938 nı.

c) el-Câmi'u's-Sahîh'i Özetleyenler        

(Muhtasar Yazanlar)

'"1. Eyyûb ibn Abdillah ibn Muhammed ibn Yûsuf el-Firabrî (320/932), el-Evâh'i's-Sıhâh.

127 Kastallânî, trşâdu's-Sârî, Mukaddime, s.41-44; Kâtib Çelebi, Keşfu'z-Zunûn, I, 541-555; II, müteaddid sahîfeler; Brockelmann, GAL, 1,157, Supp. I, 260-265; Fuad Sezgin, GAS, I, 115-128.

2. Muhammed ibn Muhammed el-Mervezî el-Kuşmeyhenî (389/999), Cüz'un îlhi'l-Hadîsu'l-mietu'l-Muhrece min Kitabi Sahîhi'l-Buhârî.

3.  Ebu'l-Kaasım Alî ibnu'l-Hasen ibn Muhammed ibn Ubeydillah el-Yezîdî (488/1095), İrşâdu's-Sârî ile'htisârî Sahîhi'l-Buhârî.

4.  Abdu'1-Hakk ibn Abdirrahmân ibn Abdillah el-Ezdî (581/1185).

5.  Ahmed ibn Umer el-Ensârî el-Kurtubî (656/1258).

6.  Yahya ibn Şeref en-Nevevî (676/1278), Şerhu'l-Buhârî: a) Telhîsu Şerhi'l-Ehâdîsi'n-Nebeviyye   ve   İzahı   Hikemihâ   ve'stinbâtı Maânîha'l-Bâriza ve'1-Hafiyye, b) Telhîsu Şerhi'Î-Elfaz ve'LMaânî mima Tadammanahu Sahîhu'l-Buhârî.

7.  Abdullah ibn Saîd ibn Ebî Cemre el-Ezdî (699/1300), Cem'u'n-Nihâye bi-Ba'zi'î-Hayr ve'1-Ğâye; Behcetu'n-Nufûs ve Tahalliha ve Ma'rifetimâ aleyha velehâ el-Merâ'î'd-Dâlle alaFadhMuhtasari'l-Buhârî el-Müsemmâ bi-Behcet...

8.  Ebu'l-Abbâs Ahmed ibn Ahmed eş-Şercî el-Ezdî (893/1488), et-Tecrîdu 's-Sarîh li-Ehâdîsi'1-Câmi'i's-Sahîh.

9.  Ebû Alî Muhammed ibn îsâ ibn Abdillah ibn Harzûz (960/1552), el-Kevkebu 's-Sârî fî'htisâri '1-Buhârî.

10.  Yahya ibn Muhammed (Takriben 1300 Hicrî), Telhis... alâ Kitâbi'l-Câmi'i's-Sahîh.

11.  Mustafâ Muhammed Umâre, Cevâhiru'l-Buhârî, Kaahire 1341.

12.  İkinci Ordu Dokuzuncu Alay Müftîsi Hafız Umer Ziyâuddîn Da-ğıstânî (vef. 1340), a) Sunenu'l-Akvâli'n-Nebeviyye min Ehâdîsi'î-Buhâriyye, İstanbul 1308; b)ZübdetuWuhârî, İstanbul 1330, Türk-çesi: Trabzon 1341.

13.  Abdu's-Selâm Muhammed Hârûn, eî-Eîfu'î-Muhtâre min Sahîhi'l-Buhârî, Kaahire 1959 I28.

ç) Bâb Başlıkları Hakkında Eser Yazanlar

1.  Ebû'l-Abbâs Ahmed ibn Muhammed ibn Mansûr ibni'l-Munîr el-İskenderî (683/1284), Kitâbu'l-Mutevârî ala Terâcimi'l-Buhârî.

2.  Mustafâ ibn Muhammed el-Kastamonî (981/1573), Şerhu Evâili Sahîhi'LBuhârî.

3.  Ebu'l-Hasen   Muhammed   ibn   Abdilhâdî   es-Sindî   el-Eserî (1136/1723), el-Fevâidu'lMutealhka bi-Sahîhi'1-Buhârî.

4.  Veliyyullah Ahmed ibn Abdirrahîm ed-Dihlevî (1176/1763), Risa­le Şerh Terâcimi Ebvâbı Sahîhi'l-Buhârî, Haydarâbâd 1323 Hicrî.

5.  el Kaaıd (1225/1810), Fihrist Ebvâbı Sahîhi'l-Buhârî.

6.  Huseyn ibn Salim eş-Şebâsî... (1299/1882), Risale fî Zikri Adedi mâ Verede mine'l-Ehâdîs fî Ebvâbi'hBuhârî.

7.  Abdurrahîm Enbâr, Hidâyetu '1-Bârî ilâ Tertibi Ehâdîsi el-Buhârî, Kaahire 1340.

128 Fuad Sezgin, GAS, I, 126-128.

d) Okunmasıyle ilgili Hususlar

(Âdâb ve Usûller)

Hakkında Eser Yazanlar

1.  Ebû  Hâmid  Muhammed  el-Kudsî  eş-Şâfıî  (888/1413), Kitâbu Tuhfeti'l-Ka'arî inde Hatmi'l-Buhârî.

2.  Muhammed   ibn   Abdirrahmân   ibn   Muhammed   es-Sahâvî (902/1497), Umdetu'l-Kaarî ve's-Sâmi' fî Hatmi's-Sahîhi'1-Câmi'.

3.  Celâluddîn Ahmed ibn Hayreddîn el-Kerekî (912/1506), et-Tırâz îi'î-Kaarî Yevme Hatmi Sahîhi'l-Buhârî.

4.  Muhammed ibn Salim ibn Alî et-Tabelâvî (966/1559).

5.  Alî el-Kaarî el-Herevî (1014/1605), Âdâb (Dırâb) el-Kaarî ala Ev­veli Bâbi'l-Buhârî.

6.  Alî ibn Ahmed ibn Muhammed ibn Hâlid el-Hazrecî (1033/1633), et-Tavzîh fî Hatmi Ehâdîsi'l-Câmi'i's-Sahîh.

7.  Abdu's-Selâm ibn Mahmûd ibn Muhammed ibn Muh. el-Adevî (1033/1623).

8.  Muhammed ibn Abdirrahmân ibn Zekeriyyâ el-Gazzî (1167/1756), Durûs fî'1-Keîûm alâ'I-Câmi'i's-Sahîh.

9.  Bahâuddîn ibn Mu'min (1187/1773), Kâfî'l-Kaarîli-Sahîhi'1-Buhârî.

10.  Muhammed ibn Kaasim ibn Muhammed el-Cessûs (1182/1768), Mu­kaddime alâ Sahîhi'l-Buhârî.

11.  Muhammed ibn Muhammed et-Tatvânî, İthâfu'l-Kaarî Şerhu'l-Buhârî.

12.  Abdurrahmân el-Bennâ' es-Sââtî, İrşâdu'î-KaarîUa'1-İstihâre min Sahîhi'l-Buhârî, Kaahire 1937.

e) Şeyhleri ve Me'hazları Hakkında Eser Yazanlar

1.  Abdullah ibn Adiyy ibn Abdillah el-Curcânî ibnu'l-Kattân (365/976); Esâmî men Ravâ anhum el-Buhârî.

2.  Ebu'l-Hasen Alî ibn Umer ed-Dârakutnî (385/995), Zikru Esâmi't-Tâbün ve men Ba'dehum mimmen Sahhat Rivâyetuhu mine's-Sıkaat inde Muhammed ibn İsmâîl el-Buhârî.

3.  Ebû Nasr Ahmed ibn Muhammed el-Huseyn el-Kelâbâzî (398/1007), Esmâu Ricali Sahîhi'l-Buhârî.

4.  Ebu'l-Velîd Süleyman ibn Halef el-Bâcî (474/1081), et-Ta'dîl ve't-Tecrîh îi-men harrace anhu'l-Buhârî fî'l-CâmVi's-Sahîh.

5.  Ebu'l-Ferec Abdurrahmân ibmı'l-Hasen ibnu'l-Cevzî ( 597/1200), Ehâdîsu't-Ta'lîk.

6.  Ebu'l-Fedâil   el-Hasen   ibnu'l-Muhammed   el-Hasen   es-Sağânî (650/1252), Esâmi' Şuyûhi'î-Buhârî.

el-C.Cımi'u's-Snhîh  i'7.crinr Bir Anıştırma/127

7.  Muhammed ibn Ahmed ibn Mûsâ ibn Abdillah el-Kufeyrî el-Aclûnî (831/1427), el-Muctebâ fî Ma'rifeti Esmâi men Zekerehum el-Buhârî bi-Ensâb ve'1-Elkaab ve'î-Künâ.

8.  îbni Hacer el-Askalânî (852/1448), Ta'lîku't-Ta'lîk alâ Kitâbi'l-Buhârî.

9.  Muhammed   ibn   Dâvûd   ibn   Muhammed  el-Bâzilî  (925/1519), Gâyetu'l-Merâm fî Ricâli'l-Buhârî ilâ Seyyidi'I-Enâm.

10.  Ebû Muhammed Abdullah ibn Salim el-Basrî (1134/1721), Sahîhu'l-Buhârî ve Esânîduhu.

11.  Abdurrahmân  ibn  Ebi'1-Hayr  et-Tusterî  en-Nasrabûnî, Ricali Sahîhi'l-Buhârî.

12.  Hasen ibn Hasen Sûfî-zâde (1279/1862), Esâmi Ruvâti Sahîhi'l-Buhârî.

13.  Muhammed ibn Muhammed ibn Alî el-Kûcîlî, Ikdu'î-Cumân el-Lâmi el-Muntakaa min ka'ri Bahri'î-Câmi'.

14.  (?), es-Sahâbe eîlezîne ahrace lehum el-Buhârî fî Sahîhihi.

f) Buhârî ile Müslim'in Ricali Hakkında Eser Yazanlar

1.  Ebu'l-Hasen Alî ibn Umer ed-Dârakutnî (385/995).

a.Ricâlu'l-Buhârî ve Müslim.

b. Zikru Kavm mimmen ahrace lehum el-Buhârî ve Müslim fî Sahîhayhimâ ve da'afehum en-Nesâî fî Kitâbi'd-Duâfâ.

c. Esmâu's-Sahâbe  elletî'ttafaka fîha'l-Buhârî ve Müslim ve men infarede kullun minhumâ.

ç. Risale fî Beyânı ma 'ttafaka aleyhi'l-Buhârî ve Müslim ve men infarede bihî ahaduhumâ ani'l-âhari.

d. Kitâbu't-Tetebbu' vehuve mâ uhrice ala's-Sahîhayn velehu illetun.

2.  Ebû Abdillah el-Hâkim en-Nîşâbûrî (404/1014),

a. Tesmiyetu men ahracahum el-Buhârî ve Müslim.

b.  el-Medhal ilâ Ma'rifeti's-Sahîhayn.

3.  el-Huseyn el-Ceyyânî (498/1105),

a. et-Tenbîh alâ'l-Evhimi'l-Vâride fî's-Sahîhayn.

b.   Takyîdu'lMuhmel   ve   Temyîzu'î-Müşkil fî's-Sahîhayn.

4.  Muhammed ibn Tâhir ibn Alî el-Kayserânî (507/1113), el-Cem'bey­ne Ricali's-Sahîhayn.

5.  Muhammed ibn İsmâîl ibn Halfûn (636/1238), el-Mu'lim hi-Esâmi Şuyûhi'l-Buhârî ve Müslim.

6.  Ahmed ibn Ahmed ibn Mûsâ el-Hakkârî (763/1362), Ricâlu'l-Buhârî ve Müslim.

7.  Yahya ibn Ebî Bekr el-Âmirî (893/1488), er-Riyâzu'1-Mustatâbe fî Cümletimen ravâ fî's-Sahîhayn mine's-Sahâbe.

8.  Abdu'1-Ğanî ibn Ahmed el-Bahrânî eş-Şâfiî (1174/1761), Kurratu'l-Ayn fî Dabtı Esami Ricali's-Sahîhayn.

g) Sahîhayn'ın Müşkil

Lügatlerini Açıklayanlar

1.  Muhammed ibn Ebû Nasr el-Humeydî (488/1095), Tefsîru Ğarîbi mâ fî's-Sahîhayn.

2.  Ebû İshâk İbrâhîm ibn Yûsuf ibnu Kurgûi (569/1173), Şerhu Müşkilâti's-Sahîhayn el-Mustahrac min Meşârıkı'l-Envâr Îi'î-Kaadî Iyâd.

3.  Abdurrahmân ibn Alî ibn Muhammed ibnu'l-Cevzî (597/1200), Keş-fu Müşkili's-Sahîhayn.

4.  Halil ibn Keykeldî ibn Abdillah (761/1359),   

a. Müşkilu 's-Sahîhayn;

h. Keşfu'n-Nikaab amma revâ'ş-Şeyhâni li'1-Ashâb.        

ğ) Sahîhayn'ın Şartlarına Göre Müşterek Hadîslerini ve  Eklerini Biraraya Toplayanlar

1.  Muhammed ibn Abdillah el-Cevzekî (338/998), el-Cem' beyne's-Sahîhayn.

2.  Halef ibn  Muhammed  ibn  Alî  el-Vâsıtî  (401/1011), Etrâfu's-Sahîhayn.

3.  Muhammed ibn Abdillah el-Hâkim en-Nîşâbûrî (404/1014), el-Müstedrek ala's-Sahîhayn.

4. Muhammed ibn Ebî Nasr el-Humeydî (488/1095), el-Cem' beyne's-Sahîhayn.

5.  Ebû Nuaym Ubeydullah ibnu'l-Hasen ibn Ahmed ibn el-Haddâd (517/1123), el-Cem' beyne's-Sahîhayn.,

6.  Abdu'1-Hakk ibn Abdirrahmân ibn Abdillah el-İşbilî ibnu'l-Harrât (581/1185), el-Cem' beyne's-Sahîhayn.

7.  Abdu'1-Ğânî ibn Abdi'l-Vâhid el-Cemmâilî (600/1203), Umdetu'l-Ahkâm mimma'ttafaka aleyhi'1-İmâm el-Buhârî ve Müslim.

8.  Ebû Hafs Umer ibn Bedr ibn Saîd el-Mevsılî (622/1225), el-Cem' beyne's-Sahîhayn.

9.  Ebu'1-Mecd İsmâîl ibn Hibetillah ibn Saîd el-Mevsılî ibn Bâtîş (655/1257), el-Beyân amma'ttafaka aîeyhi'ş-Şeyhân.

10.  Ahmed ibn Abdirrahmân ibn Muhammed el-Makdisî el-Harîrî (758/1357), Mufîdu's-Sâmi' ve'1-Kaarîmimma'ttafaka aleyhi Müs­lim ve'1-Buhârî.

11.  Umer ibn Reslân el-Bulkînî (805/1403), Şerh Zevâid Müslim alâ'l-Buhârî.

12.  Muhammed Şerîf İbn Mustafâ et-Tokadî, Ahkİmu's-Sahîhaynl29.

129 Fuad Sezgin, Geschİchte des Arabischen Schrifttums, I, 115-134.

13.  Muhammed Habîbullah eş-Şınkîtî, Zâdu'l-Müsiim flmâ'ttafaka aleyhi'l-Buhârî maa Müslim.

14.  Muhammed Fuâd Abdu'1-Bâkî, eî-Lu'luu ve'1-Mercân fîma'ttafaka aleyhi'ş-Şeyhân, Kaahire 1368/1949 I3°.

h) el-Câmius-Sahîh'in Baskıları

Buhân'nmeî'Câmi'u's-Sahîh'i çeşitli memleketlerde müstakili ola­rak veya şerhlerinden bâzıları ile birlikte birçok defalar basılmış­tır. Bunların öğrenebildiğimiz bâzı baskılarını yer ve tarihleriyle birlikte sunuyoruz:

Mısır Baskılan:

1279 Taşbasma, hamişinde Hasen el-Advî Şerhi. 1299-1309 Hamişinde Sindî haşiyesi.

1299-1300-1320 Mehmed Mustafâ Matbaası, hamişinde Sindî haşiye­si, Kastallânî ve Şeyhu'l-İslâm Zekeriyyâ el-Ensârî şerhlerinden takrirler vardır.

1304  Matbaatu'l-Hayriyye.

1305  Matbuatu Şeref. 1306-1309 Matbaatu'l-Meymeniyye.

1348 İdâretu't-Tıbâatı'l-Munîriyye; hadîsler rakamlı.

Bulak Baskıları:

1280, 1286, 1289, 1296, 1311-1313 Yûnînî nüshası. Hind Baskılan:

1269 Bombay Mebi'; 1869; 1270-1890 Dehlî; 1873 Mutah. Âsitâne Baskıları:

1315 Matbaatu'l-Âmire. 1325

Avrupa Baskıları:

1862-1868 Leiden, üstâd E. Krehl'in i'tinâsıyle. 1907-1908 Leiden, Ludolf Krehl. 1876 Petersburg.

130  Burada el-Câmi'u's-Sahîh üzerine meydana getirilmiş olan eserlerden 130 kadarı­nın listesini sunmuş olduk. Bunların dışında müellifleri ve târihleri belli olan ve belli olmayan, bununla uzak yakın ilgili daha bir hayli eserler olduğu gibi, burada­kiler üzerine yazılmış şerh, haşiye, ta'lîk, tavzih, terceme, İstatistik vesaire şeklin­de daha pek çok çalışmalar ve eserler de mevcûddur. Bundan sonra da yeni yeni çalışmalar olacaktır. İşte bu durum, Kur'ân'dan sonra İslâm'ın en mühim kitabı­nın nail olduğu hüsnü kabul ve mazhariyetin açık delilidir.

131 Mu'cemu'l-Matbuâti'l-Arabiyye... I, 534-536.

ı) Buhârfnin Hayâtı ve Eserlerinden  :

Bahseden Bâzı Kitâblar Fihristi

Kitâblar müelliflerinin meşhur olan isimlerinin baş harfleri sıra­sına göre verilmiştir:

Abdu'l-Kaadir ibn Abdillah el-Ayderûs, Risale fî Menâkıbi'l-Buhârî. ■[       Abdurrahmân Eşref, Tezkiretu'l-Hikem (Bulak 1252), s. 186.

Ahmed Emîn, Duha'l-İslâm, II, 110-119.

Ahmed Naîm, Tecrid-i Sarîh Tercemesi, Mukaddime, İstanbul 1928.

Alî el-Kaarî, Şerhu Nuhbeti'l-Fiker (İstanbul 1327), s.65,142,196.

........., Bustânu'l-Muhaddisîn, 100.

Brockelmann, Geschichte der Arabischen Litteratur, GAL I, 157. "      , GAL. Supp. I, 260-265.

, Encyclopedie de 1'İsIâm, I, 803.

Cemâluddîn el-Kaasımî ed-Dımaşkî, Hayâtu'l-Buhârî, Sayda 1330.

Cemâluddîn Muhammed ibn Abdillah ibn Mâlik, Şevâhidu't-Tavzîh ve't-Tashîh li-Müşkilâti'1-Câmi'i's-Sahîh, Haydarâbâd 1319.

Dâiretu'l-Maârif, Beyrut 1881, V, 229.

Ebû Abdillah Muhammed ibn Ahmed ez-Zehebî, el-Muğnî fî Tabakaati'l-Muhaddisîn, Feyzullah Ef. Ktp. rak. 1528.

Ebû Bekr Muhammed ibn Hayr, Fihristu'bni Hayr, 1894-1895.

Ebû Ca'fer Muhammed ibnu'l-Hasen et-Tûsî, Fihristu't-Tûsî, Kal-kutta 1853.

Ebu'1-Fidâ, el-Muhtasar min Ahbâri'l-Beşer, Mısır 1323, II, 48.

Ferrâ, Tabakatu'l-Hanâbile, s.201-203.

Fihristu'l-Ezheriyye, I, 402.

Fuad Sezgin, Buhârî'nin Kaynakları^ İstanbul 1956.

"      , Geschichte des Arabischen Schrifttums, (Leiden 1967), I, 115-134, Madde:69.

Hacı Halîfe (Kâtib Çe\ehî),<Keşfu'z-Zunûn,İstanbul 1941,1,541-545 (I ve II. cildlerde Buhârî ve eserlerinin zikredildiği sahîfeler: 48, 49, 89, 227, 238,287,522,541, 564,571,572,1087,1392,1402,1420,1448, 1449, 1453, 1469, 1471, 1581, 1684).

Hafız Nasruddîn Ebu'l-Abbâs Ahmed Hatîbi İskenderiyye, eî-Mutevârî alâ Terâcim Ebvâbi'î-Buhârî, İstanbul Umûmî Ktp. 115.

Hâkim ibnu'l-Beyyı', Kitâbu Ma'rifeti Ulûmi'l-Hadîs, Kaahire 1957.

Hattâbî, Şerhu'î-Buhârî, Feyzullah Ef. Ktp. rak.497.

Hazrecî, Hulâsâtu't-Tehzîb, Bulak 1301, s.327.

Havânsârî (İ/^V-i ), Ravdatu'l-Cennât, Veliyyuddîn Ef. Ktp. rak.29, varak: 159-161.

Hatîb el-Bagdâdî, Târîhu Bağdâd, Mısır 1931, II, 4-34.

Hayruddîn Zırıklı, eî-A'lâm......, VI, 258-259.

İbn Ebî Hatim er-Râzî,e7-Cer/î ve't-Ta'dîl, Haydarâbâd 1952.

İbn Ebî Ya'lâ, Tabakaatu'l-Hanâbüe, I, 271-279 (201-203).

İbnu'1-Esîr, el-Kâmil fî't-Târîh, VII, 79.

el-Câmi'u's-Sahîh Üzerine Bir Araştırma/131

İbnu'I-Esîr, el-Lubâb, I, 231.

İbn Hacer el-Askalânî, Tehzîbu't-Tehzîb, IX, 47-55.

İbn Hacer el-Askalânî, Mukaddimetu Hedyi's-Sârî li-Fethi'1-Bârî, 1-495.

İbn Haldun, Mukaddimetu'bni Haldun, Kaahire (tsz), s.440-445; "el-Faslu's-Sâdis fî Ulûmi'l-Hadîs".

İbn Hallikan, Vefeyâtu'l-A'yân, Bulak ..., I, 576-577 (III, 329).

İbn Kesir, el-Bidâye ve'n-Nihâye, Mısır 1932, XI, 24 vd.

İbn Kesîr, el-Bâisu'1-Hasîs Şerhu İhtisarı Ulûmi'l-Hadîs. Kaahire 1370/1951.

İbnu'I-İmâd el-Hanbelî, Sezerâtu'z-Zeheb, Mısır 1323, II, 134-136.

İbn Nedîm, el-Fihrist, s.230.

İbnu's-Salâh, Ulûmu'l-Hadîs, Kaahire 1328,*Haleb 1350/1931.

İsmâîl ibn Muhammed ibn Abdilhâdî el-Cerrâhî el-Aclûnî, el-Fevâidu'd-Derârî, II, 308.

İsmâîl Paşa el-Bağdâdî, Hediyyetu'i-Ârifîn..., II, 16.

İslâm Ansiklopedisi, M.E.B. Yayını, II, 771-773 (Buhârî mad.); V, 47-54 (Hadîs mad.); X, 66-67 (Sahîh mad.).

Kastallânî, Şerhul-Buhârî, I, 16-39.

Lutfî Abdu'1-Bedî', Fihrisu'l-Mahtûtâtu'l-Musavvere, II, 65.

Makdisî, el-Kemâl fi Ma'rifeti EsmâTr-Ricâl, II, 111-113.

Meksânî Ahmed Muhammed, Fihrisü'l-Müellifîn ve'1-Anâvîn, Tat­van (el-Mağribu'1-Aksâ) 1372/1952.

Muhammed ibn Ca'fer el-Kettânî, er-Risâletu'1-Mustatrafe, Kara-çi 1379/1960.

Muhammed Muhammed EbûZehvi,eJ-flactfs ve'1-Muhaddisûn, Mı­sır 1378/1959.

Muhammed Zubeyr Sıddîkî, Hadith Literatüre, Ter. Yusuf Ziya Ka-vakcı, Hadîs Edebiyatı Târihi, İstanbul 1966, s.90-96.

Muhibbuddîn el-Hatîb, Mukaddimetu'l-Edebi'l-Mufred lii-Buhârî, Hind. 1306; İstanbul 1309.

Nevevî, Tehzîbu'1-Esmâ' ve'1-Lugât, I, 67-76.

Nevevî, el-Mübhemât fî'1-Hadîs, I, 34.

Safedı, el-Vâfî' bi'1-Vefeyât, İstanbul 1949, II, 206-209.

Seyyid, Fihrisu'î-Mahtûtâtı'i-Musavvere, II, 120; III, 79.

Subhî Salih, Ulûmu'l-Hadîs ve Mustalahuhu, Mütercim: Yaşar Kandemir, Hadîs İlimleri ve Istılahları, Ankara 1973, s.96, 97, 338-339.

Subkî, Tabakaatu'ş-Şâfnyye, II, 2-19.

Suyûtî, Tabakaatu'l-HufTâz, XXI.

Suyûtî, Tedrîbu'r-Râvî, Mısır 1306, s.24, 37.

Şemsuddîn Sâmî, Kaamûsu'l-A'lâm, II, 125.

Şevkaanî, Neyiu'l-Evtâr, Mısır 1344, I, 10.

Tâhir el-Cezâirî, et-Tezkire, II, 15.

Taşköprî-zâde,Miftâhu's-Saâde veMisbâhu's-Siyâde, Haydarâbâd 1329.

Taşköprî-zâde, Türkçe tercemesi: Mevzûâtu'1-Ulûm, İstanbul 1313, I, 577 vd.

132/Sahîh-i Buhârî ve Tercemesi

Tayyibî, Kitâb fî Esmâ'i'r-Ricâl, II, 44-45.

Umer Rızâ Kehhâle, Mu'cemu'l-Müellifîn..., IX, 52-54.

Ya'fı'î, Mir'âtu'İ-Cinân, II, 167-169.

Ya'kût el-Hamavî, Mu'cemu'l-Buldân, Mısır 1906, II, 85-86.      ı .     Yûsuf el-Iyş, Fihrisu Mahtutâtı'z-Zâhiriyye, VI, 234-235. ,fl     Yûsuf Elyân    Serkis,   Mu'cemu'î-Matbuati'l-Arabiyye...,   Mısıf '1346/1928, I, 534-537.

Zehebî, Tezkiratu'l-Buffâz, II, 122-124. *     Zehebî, Siyeru'n-Nubelâ, VIII, 234-254.

Zeynuddîn el-Irâkî, Tabsıratu'l-Mubtedî ve Tezkiratu'l-Muntehî, Mı­sır 1355/1957.

Zeynuddîn el-Irâkî, Fethu'î-Muğîs bi-Şerhi Elfîyeti'l-Hadîs, Mısır 1355/1957. ■Ab j-

 

134/Sahîh-i Buhârî ve Tercemcsİ -----Ma'n b. îsâ------------

İbrahim b. el-Munzîr-

-Cuveyriye b. Esma-Ma'n b. îsâ

Abdurrahmân —    b. Mehdî

Abdullah b. Muhammed b. Esmâ------------Alî b. Abdiliah el-Medînî -

-Abdullah b. Vehb-- Yahya b. Saîd-----

-Yahya b. Süleymân-

- Abdurrahmân b. Mehdî--Sufyân b. Uyeyne-------

■ Müsedded b. Musarhad. ---------.Sadak b. el-Fadl-

-Ebû Kuteybet el-Cârûdî--Abdurrahmân b. Mehdî--Abdurrahmân b. Mehdî-

-Abdullah b. Vehb--------

-ef-Humeydî Abdullah b, ez-Zubeyr-

-----------------el-Munzîr b. el-Valîd-

-----------------------------'Amr b. Alî-

-Muhammed b. el-Musannâ-----------Yahya b. Süleymân-

-Muhammed b. Yahya Ebû Gassân--Abdullah b. El-Mubârek------------

-Ebû Ahmed Marrâr--------Muâz b. Esad-

-Abdullah b. Vehb-

■Muhammed b. Ubeydillah-.................Kaala Mâlik-

-Kaala Ravh'an Mâlik-------

------Hallâd b. Yahya-------

■Ebu'l-Velîd Hişâm.

-Ebû Asim ed-Dahhâk-—Ebû Nuaym el-Fadl-------Yahya b. Bukeyr-

-Abdulazîz b. Abdİllah--------Yahya b. Kaza'a-

--------Kuteybe b. Saîd-

■ Abdullah b. Mesleme-

— îsmâîl b. Ebî Uveys.

— Abdullah b. Yûsuf

 

III

 

E

•w'

■a

S

"3

"■     X)

ra

 

,„-.   <

2

 

 

 

w

 

 

."S

 

_

«a

6

2,

 

 

1-

o

 

 

u N

e

ti OJ

 

 

 

 

 

 

 

 

el-

■§

 

             

AYNÎ'Yİ BUHÂRÎ'YE BAĞLAYAN RİVAYET ZİNCİRLERİNDEN BİRİ

AYNÎ (855)

Abdurrahîm ibnu Ebi'l-Mahâsin ibn Abdirrahmân el-Irakîeş-Şâfıî (806)

Alâuddîn Alî ibnu Usman İbn Mustafâ et-Türkmânî

Ebu'l-Hasan Alî İbnu   ,i Muhammed                 s

ibn Hârûn el-Kaarî       ?.

Abdullah ibnu'l-Hüseyn ibnu'I-Mubârek ez-Zebîdî

Ebu'İ-Vakt Abdu'l-Evvel ibnu îsâ es-Siczî

Abdurrahmân ibnu Muhammed ibn el-Muzaffer ed-Dâvûdî

Abdullah ibnu Ahmed Hammûye

Ebû Alî Abdurrahmân ibnu Abdillah ibn Yûsuf el-Ensârî

Ebû Tâhir İsmâîl ibnu Abdilkavî

Ebu Amr

Usmân ibnu

Abdirrahmân

ibn Raşîk er-Rıb'î

Ebu'l-Abbâs

Ahmed ibnu

Alî ibn Yûsuf

ed-Dımaşkî

Hibetu'llah ibnu Alî ibn Mes'ûd

el-Bûsîrî

Ebû Abdillah Muhammed ibnu Berekât es-Saîdî

Ebû Abdillah

Muhammed ibn

Ahmed ibn

Hâmid el-Ertûhî

Alî ibn Umer el-Ferkaa

Kerîme bintu Ahmed d-Merzeviyyetu (463/1070) Ebu'l-Heysem Muhammed ibnu Mekkî el-KuşmeyhePÎ

Ebû Abdillah Muhammed ibnu Matar el-Firabrî (320) Muhammed İbn îsmâîl el-Buhârî (256)

138/Sahîh-i Buhârî ve Tercemesi