Suyutî'nin
hayatı ve İlimdeki yeri Takdim:
İkinci
Tabaka: Alimler Ve Fakihler Tabakası:
Üçüncü
Tabaka: Tüccar Tabakası:
İmam
Hafiz Celaleddin es-Suyutî'nin Hayatı
C)
İlmi Taleb Etmesi ve Bu Husustaki Yolculukları:
d) İlimdeki Mahareti ve Derinlimi:
f)
Hocaları. Talebeleri ve Arkadaşları;
C-
MUSANNİFİN BU KONUDAKİ METODU:
Suyutî'nin Esbab-ı
Vıırudu'l-Hadisi'nin tanımı hakkındadır ki, bu da bir takım bölümlerden oluşur.
Suyutî, özellikle
Tefsir ve Hadis'te İslam kültürüne hizmet etmiş, Büyük pay sahibi ender
şahsiyetlerden sayılır.
Buna rağmen bu
şahsiyyet iki zıt görüş arasında kalmıştır.
a) En yüksek
derecede medhedilme.
b) En aşağı dereceye indirecek zemm. "İnsanlar kendi
zamanlarına benzer" kaidesine, Suyutî'yi tanımadan ve onun hakkında hüküm
vermeden önce bu şahsın yaşadığı asra kısaca göz atarak siyasî, içtimaî ve ilmî
yönden incelememiz gerekir. Çevrenin kişinin gelişme ve şekillenmesinde bir iz
bıraktığı muhakkaktır. Bunu diyor ve Allah'ın yardımını istiyorum.[1]
İmam Suyutî, hayatının
tamamını Burciye Memlukluları Devleti ve Çerkez Devleti zamanında geçinniştir.
H. 849'de doğmuş ve 911'de vefat etmiştir.
Bu asır, acı ve
ızdirapların damgasını vurduğu, istikrarsızlığın alıp yürüdüğü ve zulmün şüyu'
bulduğu bir asırdır. içkiyi artıran sultanlara muasır olarak yaşaması Suyutî'yi1
Ummamıza yeter.Oyleki bir yıl içerisinde saltanat makamına peşpeşe üç kişi
gelmiştir. Bunlar:
1- Melik Zahir Ebu Nasrel-İnaliyyi'l-Müeyyedî,
2- E.bu Sait Temriğa ez-Zahirî,
3- Melik Eşref Kayıtbay Mahmudî.
Bunların her üçü de saltanat
konusunda en az üç sene çekiştiler. Onlardan her biri krallıktan kendilerine
bir pay aldılar.[2] Bu durum satın alman
köleleri (küçükten satın alınıp asker yapılan) fitnenin izine dönmeye şevketti.
Durum o hale geldi ki, Melikler, devlet görevlilerini aciz kimselere hizmetten
alıkoydular.[3]
Bir gün geldi ki bu
sultanların içinden bir tanesi, halk ile oynamayı men ettiği kimseyi vekil
tayin eder oldu.3[4] Onlardan bir tanesi de 1,5
yıl müddetle hüküm işlerine tayin edilmiştir.[5]
Bu durum halkın bir
kısmının bir kısmına hırsla bakmasına vesile olmuş ve bu bahsedilen sebeplerle
korku ve izdıraplar yaygın hale gelmiştir Tagri Burdî'nin de dediği gibi h.
863, 12 Ramazan Cuma günü eski Mısır'da, Amr Îbnü'1-As Camii'nde Ctıma'ya gelen
kadınları azgın köleler zorla alıp götürdüler ve çok çirkin davranışlarda
bulundular. Bu davranışlar olmuş olaylardır[6].
Bir başka yönden halk
arasında birlik ve beraberlik yok olmuş,ayrılıklar zamana damgasını vurmuştur.
Zira toplum aşağıdaki tabakalara ayrılmıştı:
Birinci Tabaka:
Sultanlar ve Emirler tabakası:
Onların tamamı krallık
ailesindendi. Düzgün hayatları vardı. İleri ve seçkin tabaka idiler. İdarenin
nimetinden öyle uzun zaman faydalamyorlardı ki' istedikleri herşey kendilerine
yakın oluyordu. Hatta mülk edinme (evlenme) dahi olsa. Bunun için istedikleri
bir
anlığı, hüküm
emirliğini veya bir mülkü ele geçirirlerdi. O zaman lannda böldükleri ziraat
arazisi, devletin yegane kaynağı idi. Sultan diğer büyük idareciler, arazinin
en iyisini ve en verimlisini almıslardı. îkinci derecede verimli araziyi
Sultan'ın diğer idarecileri
Imıslar üçüncü
dereceden verimli arazileri de askerî halkalar, Araplar, Türkmenler pay
etmişlerdi.[7]
Biı tabaka Divanî
vazifeler erbabından olup, fakihler, alimler, edipler ve katiplerden oluşur.
Bu tabakanın durumu
kendisinden sonraki tabakaya nazaran daha iyidir. Zira hukuk, tedrisat, fetva,
hitabet, yazışmalar, bunların elindedir. İşte bu alimler tabakası, o zaman,
gerçekten gizli hükümeti temsil eder gibiydiler. Bu vazife münasebetiyle
umum-husus, acık-gizli her şeyden istifade ediyorlardı. Devlet erkanı da
kendilerinden korktukları için, çok bol mal veriyorlar ve hesaplarını açık
bırakıyorlardı. Ancak bazı sultanlar, alimler arasında olan hırsı ve sürtüşmeyi
görmemezlikten gelmiştir. İbn Hacer, bu vesileyle kadılık vazifesinden birkaç
kez alınmıştır. Yerine Kaziyu'l-Kuzat Alemıı'd-Din Salih el-Bulkınî atanmıştır.
O da, vazifeden alınınca yerine es-Suftî getirilmiştir. Bu gibi şeyleri ileri
derecede huy edinmek onları (alimleri), hafif (yetersiz) görmekten değil,
bilakis onlardan korktuklarındandir.
Meliklerin, kadıyı
veya alimi görevden almaları, onun kendi zulmünü ve cefasını gizlediğini bize
göstermektedir. Bu da alimin menfaati ve hizmeti aleyhine başkalarını
kışkırtmak şeklinde olurdu. Hatta meliklerden biri görevden alınmalara karşı,
kadıların tepkilerini
bertaraf etmek için
"bu iş, Celaleddin Suyutî'ye danışılarak yapılmıştır" diye ilan
edilmişti.[8]
Konu hakkıda İbn tyas
şöyle der: "Anlatıldığına göre Halife Mütevekkil Alallah Abdulaziz,
Celaleddin Suyutî'ye gelip hiç duymadığı bir vazifeyi yerine getirmesini
istedi. O da şuydu; diğer kadıların başına büyük (baş) kadı olarak geçecek,
diğer İslam memleketlerine istediği kadıyı tayin edecek, istediğini bu görevden
azledecekti.
Ancak Suyutî bu göreve
başlayınca durum bazılarının (kadıların) zoruna gitti ve halifenin aklını
çeldiler. Bir takım dedikodular halifeye ulaşınca, o da "Bu tayin işini
benim aklıma getiren Suyutî oldu. Benim bu işte bir dahlim yok. Ve bana bu işin
eskiden beri yapılagelen bir iş olduğunu söyledi" diyerek cevap verdi.[9]
Bunlar, Sultân ve
Emirler ile yarışacak bir tabaka oluşturmuşlardı. Çünkü şiddet ve zorluk
zamanında sultanlara yardım etmede insanların en güçlüleri idiler. Bu tabaka
mal ve servet yönünden büyük paylara bahipti. Doğu ve Batı arasında muttasıl
ticaret halkaları oluşturmuşlardı. Mısır, bu eşsiz ticarî faaliyetten uzun
zaman faydalanmıştır.
Şu kadar var ki bu
tabaka da öncekiler gibi, melik ve emirler'in zulmünden kurtulmuş değillerdi.
Onlara çok ağır vergiler yüklemek suretiyle, ticarethanelerini, mallarını ve
servetlerini zayıflatıyorlardı. Durum o hale gelmişti ki onlardan bir çoğu
yaşama zevkini ve hayatın tatlılığını kaybetmişti. Bir kısmı da bazen nefisleri
aleyhine "Allah kendilerini boğsun da zarardan, ziyandan ve zulmün
tahakkümünden kurtulsunlar" diye dua ediyorlardı.[10]
Dördüncü Tabaka:
Bu tabaka,
çiftçilerden, çeşitli esnaf, sanatkar, alış-veriş yapanlar, işi olmayanlar ve
suculuk yapanlardan ibarettir.
Bu tabaka, daha önce
zikrettiğimiz alim ve tüccarlar tabakasına nazaran darlık ve zorluk içinde
hayatlarını sürdürmüşlerdir. İdarecilerden onlara düşen pay ihmal ve
hakarettir. Zaten "fellah" kelimesi de bunu ifade ediyor. Yani zayıf,
mağlup, zelil ve işinde perişan olmuş kişi.
Belki de bu sebep,
çiftçilerin yaptığı işten kaynaklanmaktadır. Hasılatları ve erzakları bol
olduğunda çokça vergi Ödemekle mükellef kılınıyorlardı. Bu sebepten, çoğusu
işini terkedip soygunculuğu ve yağmacılığı meslek edinmişti. Bunu da, bir
miktar mal elde edip de başkalırının durumlarına nisbetle kendi durumlarını
muhafaza etmek için yapıyorlardı.[11]
Bu asırdaki sosyal
durum böyleydi. Çok kere meydana gelen acıklı olaylardan dolayı günlerin,
onlara şiddet ve elemden yüklediği şeylere izafeten bu asır izdi rap asrı
olmuştur. Nil nehrinin sularının alçalması, ziraatın yok olmasına,
hayvancılığın ölmesine, geçim darlığına ve veba ile taun hastalıklarının
yayılmasına vesile olmuştur.
Belki de bu
sebeplerden dolayı, birçok durumlarda hükmedenlerin, emri altı altındakileri
düşünmekten uzak kalmışlardır.[12]
Asır, siyasî açıdan
fesad ve ızdırap asrı, sosyal açıdan ayrılık ve yok olma asrı olmasına
karşılık, ilmî açıdan tam aksine bir ilerleme, patlama ve toparlanma asrı
olmuştur.
Bu sebeple bu asır,
ilmî açıdan genişleme ve toparlanma[13] asrı
olmuştur. Bu da şu sebeplere dayanır:
1- Moğol
istilasından dolayı doğudan, İspanyol zulmünden dolayı batıdan ulemanın
Mısır'a, Şam'a ve Kuzey Afrika ülkelerine hicret etmiş olmaları. Çünkü
buralarda Moğol ve İspanyol tehlikesi bulunmamaktadır.
2- Memluklular
devrinden önce inşa edilen medreselerde, mescidlerde, mekteblerde okutulan
ilmin yaygın hale gelmesi ve Memluklular asrında da meliklerin emriyle
yayılması.
Şu medreselerin
fonksiyonu tarihen sabit olmuştur:
a)
el-Medresetü's-Salihiyye
b)
el-Medresetü'n-Nasınyye
c)
el-Medresetü'1-Kumciyye
Bu üç medresenin
tamamı Selahaddin Eyyubî tarafından inşa edilmiştir.
d)
el-Medresetü'1-Mahmudiyye
Bu medrese de Sultan
Ferec b. Burkuk'un emirlerinden biri olan Emir Cemaleddin Mahmut tarafından h.
797 senesinde yapılmıştır.
İlmî faaliyetlerin
yüceleip yükselmesinde camilerin ve medreselerin fonksiyonu da bilinen bir
gerçektir.
Bunlar arasında;
Camiu'l-Ezher vardır. Selahaddin Eyyubî, burasını Sünnî mezhebin yayılması için
bir merkez olarak kullanmıştı. -Allah orayı korusun- Ayrıca Mısır Fuştat'ta Amr
Îbnü'1-As Camisi denilen Cami-i Atık ve Babu'l-Fütuh'ta bulunan Camiü'l-Hakim
sayılabilir. Bunların dışında muhtelif dinî, Arabî ve tarihî ilimlerin tedris
edildiği ders halkaları teşkil eden birçok mescid daha vardı.
3- Öğretmen ve
öğrenciler için kurulan hayır vakıflarının çoğalması:
Bu asrın insanları -ister
sultanlardan, ister emirlerden, ister saray ehlinden, ister ulema, tüccar,
zengin, zanaatkar olsun- Allah rızası içini ilmin yayılıp gelişmesinde ve bu
konuda vakıflar kurulmasında birbirleriyle yarışmışlardır. [14]
4- Özellikle, batılı Ehl-i Salib'in -Haçlıların- ve
Tatar Vloğallan'nın yok ettiği ansiklopedik çaptaki İslam eserlerinin aynısını
yazmak için, İslam müelliflerinin büyük gayretleri.
Tarihen sabittir ki,
dokuzuncu hicrî asrın sonlarına doğru İspanya'nın Gırnata şehrinde bulunan bir
kütüphaneye kard in ellerden bir tanesi gelmiş ve seksen bin cildi aşkın kitabı
yakmıştır.[15]
Bu olay, Bağdad'ın 656
senesinde düşmesinden sonra Moğallar'ın İslam kültürüne yaptığına denk bir
olaydır.
Takdim ettiğim bu
asrın ortaları, Celaleddin Suyutî'nin yetiştiği ve bu asırdan bize birçok güzel
şeyler kazandırdığı, bununla beraber kendisine birçok kötülüğün ulaştığı
asırdır. [16]
Hafız Celaleddin
es-Suyutî, büyük müfessirler, muhaddisler, lugatçüer, fakihler ve usulcüler
arasında yer alır.
Çünkü o, zikri geçen
bu ilimlerde bütün gayretini sarfedip ve hatta neredeyse, kısa ömrünün tamamını
bu işe hasrederek, birçok eser bırakmıştır. Günümüzde de onun eserlerinin
izleri artarak ve bereketli bir biçimde kendisinden faydalanılmaya devam eder.
O, geniş bir hal tercümesine ve uzun bir tanıtıma, hakkıyla layık bir kişidir.
Fakat, onun hakkında
çok yazılan kitaplara ve verilen konferanslara bakarak bu bahsi fazla
uzatmadan, süslemeden, ihtiyacı giderecek şekilde bitirmek istiyorum. Diyorum
ki, muvaffakiyet Allah'tandır.[17]
O, Hafız Abdurrahman
b. Kemal Ebibekr b. Muhammed b. Sabtkü'd-Din İbnü'1-Fahr Osman b. Nazıru'd-Din
el-Humamui-Hudayrî el-Esyutî'dir.[18]
Mu'cemu'l-Müellifin'in
sahibi, şu ifadeleri de eklemiştir: et-Tolûnî el-Mısrî eş-Şafiî, lakabı
Celalüddin, künyesi ise Ebu'l-Fadl'dır.[19]
Onun nesebinin arab
olmadığı da söylenmektedir. Kendisi şöyle der: "Kendisine itimad edilen
birisinin babamdan işitip bana söylediğine göre, ulu dedesi Arap değildi ve
Şark'tandı."[20]
O, kendi nesebi
hakkında şöyle demiştir: "Büyük dedem, Hümamü'd-Din, hakikat ehlinden ve
tarikat şeyhlerindendi. Ondan sonrakiler şerefli makam ve mevkiye sahiptiler.
Onlardan bir tanesi bulunduğu beldenin kadılık ve hisbe görevim yürütüyordu.
Bir diğeri tüccarlık yapıyordu. Bunlardan, babamın dışında ilme gerçekten büyük
hizmet etmiş birini tanımıyorum."[21]
O, hicri 849 senesinde
Receb ayının ilk gününde Pazar günü akşamdan sonra Suyut Mahallesi'nde doğdu.
Kendisi de doğumu için bu tarihi zikretmiş olup tarihçiler de bu konuda ittifak
etmiş, hiç birisi fazla birşey eklememişlerdir. Ancak İbn İyas ile İsmail Paşa,
onun doğumunun Cumade'l-Ahire'de olduğunu iddia etmişlerdir.
Suyutî yetim olarak
büyümüştür. Zira babası h. 855 senesinde Safer ayının beşinde Pazartesi gecesi
vefat etmiştir. O zaman Suyutî, henüz 6 yaşındaydı.[22]
Daha sekiz yaşma
gelmeden Kur'an'ı ve Minhacü'1-Fıkh, Usul ve İbn Malik'in Elfiye adlı eserini
ezberlemişti.[23]
Erken yaşta Kur'an'ı
ezberledi, sekiz yaşına gelmeden hıfzını tamamladı. Sonra yukarıda geçtiği gibi
İbn Malik'in Elfiye'sini, Usul'ü, Minhacü'l-Fıkh'ı ve Umde'yi ve kolayına gelen
bazı şeyleri ezberledi.
Sonra 864 senesi
başlarında 16 yaşında iken ilimle iştigale başladı. Bir takım büyük hocalardan
Fıkıh ve Nahiv dersi aldı. Feraiz ilmini de zamanın meşhur ulemasından (Farazî)
Şihabü'd-Din eş-Şaremsahî'den almıştır.[24]
Fıkıh -konusunda ölünceye kadar Şeyhu'l-
îslam el-Bulkınî'nin [25]
derslerine devam etti. Sonra 14 sene, Allame Muhiddin Kafiyeci'ye devam edip
ondan Tefsir, Usul, Arapça, Maanî dersleri aldı ve bu konuda kendisine Kafıyeci
tarafından icazet verildi.[26]
Suyutî ilim talebi için çok yolculuk yapmıştır. Bu arada Fuyum, Mahle, Dimyat,
Şam ve Hicaz, Yemen, Hind ve Kuzey Afrika'yı dolaşmıştır.[27]
Şu yedi ilimde oldukça
büyük maharet kazanmıştır. Bunlar; Tefsir, Hadis, Fıkıh, Nahv, Maanî, Beyan ve
Bedî ilimleridir ki, hepsini de Arap lügat ve belağatinin inceliklerine vakıf
olarak elde etmiştir.
O, bu ilimlerde
hocalarına meydan okuyacak kadar, kendisine güvenmiştir. Bunun için de şöyle
demiştir: "Fıkıh ve Niikûl hariç ulaştığım bu yedi ilme hocalarımın hiç
birisi ulaşamamış ve vakıf olamamıştır."[28]
Müteaddid defalar, Şeyh
Seyfü'd-Din el-HanefTnin Keşşaf Tefsiri ve açıklamaları dersinde bulunmuştur.
Babası onu Hafız İbn Hacer'in meclisine götürürdü. Az bir kısmı hariç, Şeyh
Sayrafî'den Sahih-i Müslim, Şifa İbn Malik'in Elfiye'si, Şerhü'ş-Şüzûr, Hanefî
fıkhı usulü hakkında Muğnî'yi, Taftazanî'nin Akaid'ini okudu.
eş-Şems el-Merzebanî
el-Haneffden Kafiye ve şerhini okudu. Carudî'den, Mutevassıd Safiye ve şerhini
dinledi. Irakîden Elfiye'yi dinledi. Alemu'I-Bulkınî'nin derslerinde bulundu.
Ondan sayılmayacak derecede çok şey okudu. Şerefü'l-Münavî'den ölünceye kadar
ayrılmadı ve ondan da sayısız dersler aldı. Seyfü'd-Din Muhammed b.
Muhammed el-Hanefî'nin
derslerinden ayrılmadı. Allame eş-Şümünnî ile Kafiyeci'nin derslerini hiç terk
etmemiştir. [29]
Bununla beraber o,
kendi hakkında şöyle demiştir: "O, çok rivayet dinleyememiştir. Zira daha
mühim olan dirayeti, okumakla meşgul olmuştur."[30]
Bizzat Suyutî
Rahimehullah'ın kendisi hocalarının 150 kadar olduğunu saymıştır. Bunlann en
meşhurları aşağıdakilerdir:
1- Ahmed eş-Şaremsahî2[31]
2- ÖmereI-Bulkınî[32]
3- Salih b. Ömer b.
Rusları el-Bulkınî[33]
4- Muhyiddin
el-Kafiyeci[34]
5- Kadı Şerefü'd-Din
el-Münavî[35]
Birçok kimse onun
huzurunda talebelik yapmıştır. Bunlardan en belirgin olanı Davudî'dir.[36]
Ders dinleme ve
öğrenme anında birçok kimselerle arkadaşlık etmiştir. Bunlardan hususiyle
ikisini zikredelim:
1- Şemsüddin es-Sehavî[37]
2-Ali el-Uşmunî[38]
Onun akidesi, sahabeyi
korumaya yönelik olarak yazdığı eserlerden ve sünnete sımsıkı sarılmak
hususundaki teliflerinden Ehl-i Sühhet mezhebinden olduğunu ortaya koyar. Bunun
dışında başka bir şeye meyletmemiştir. Ancak ulu dedesi Humam'ı örnek alarak
tasavvufa meyillidir. Fakat onun Kitap ve Sünnet bilgisi, Kitap ve Sünnet'ten
uzak olan bir takım mutasavvıfların ileri-geri ortaya attıklarından kendisini
men etmiştir.[39]
Kırk büyük alimin
haber verdiğine göre Suyutî, kitap yazmak ve yazdıklarını tasnif etmek için
insanlardan ayrılmış ve uzak kalmıştır. Yirmi iki yıl kadar buna muktedir olmuş
ve îslamî tedrisatını birçok tasnifatıyla beslemiştir. Bazıları bu tasnifatın
sayısının altı yüze ulaştığını söylemektedirler. Bunlar Tefsir ve Tefsir
İlimleri, Hadis ve Hadis tümleri, Fıkıh ve Fıkıh Usulü, Arabî İlimler'in bütün
dalları, Siyer ve Tarihe ait olmak üzere çeşitli konulan kapsamıştır.
Hidayetü'l-Arifin adlı
eserin sahibi bu eserlerden bir çoğunu bizzat saymış ve yukarıdaki sayıya yakın
olduğunu söylemiştir.[40]
Ben bunlardan,
inceleme ve tahkik konusuyla son derece alakalı olan Hadis ve Hadis İlimleri
hakkındaki bazı meşhur eserleri zikretmekle yetineceğim.[41]
1-
Zehrü'r-Rüba Ale'l-Mücteba li'n-Nesâî (b) [42]
2-
el-Havalik A'la Muavatt-ı Malik (b)
3-
Mirkatü's-Suud Şerh-i Sünen-i Ebi Davud (y) [43]
4- Cemu'l-Cevami', yahut, Camiu'l-Kebir (b)
5-
el-Camiu's-Sağir ve Zeyluhu (b)[44]
1-
Tedribü'r-Ravi bi Şerh-i Takribü'n-Nevevî (b)
2-
el-Elfiyet-ü fi'1-Hadis (b)
3- îs'afü'I-Mebta1 bi Ricali'l-Mübetta' (b)
4-
Dürrü's-Sahabe fi mennezzele Mısr mihe's-Sahabe (b)
5- Nesrü'l-A'bir fi Tahric-i
Ehadisi'ş-Şerhi'l-Kebir (y)[45]
Şeyh Suyutî'nin
hayatı, araştırma yapmak, eser te'lif etmekle geçmiştir.
Bu sebeple kendisini
Ravzatül-Mikyas'taki evine hapseder ve oradan dışarı çıkmazdı. Bu hal, vefatına
kadar devam etmiştir. Sol kolunda meydana gelen şiddetli verem hastalığından
dolayı vefatından önce yedi gün hasta yatmıştır. Bunun neticesi olarak 911
hicrî yılı Cumade'1-Ula ayının 19runda Perşembe günü evinde vefat etmiş ve Hoş
Koson denilen yerde defnedilmiştir.[46]
Tahkike konu olan
kitabın toplu tanıtımı ve musannifin bu konudaki metodu:
Kitabın tanıtımı
aşağıdaki şekilde özetlenebilir:[47]
Kitabın mevzuu, Hz.
Peygamber'in bir takım sebepler vesilesiyle söylediği hadislerdir.[48]
Babları ve konulan
şöyledir:
1- Giriş: Bu kısımda hadislerin vurud sebeplerinin
ehemmiyeti, çeşitleri, tarihleri ve bu konudaki meşhur tasnifat zikredilmiştir.
2- Taharet Konusu: Sekiz hadisten oluşur.
3- Namaz Konusu: On bir hadisten oluşur.
4- Cenaze Konusu: Yedi hadisten oluşur.
5- Oruç Konusu: Beş hadisten oluşur.
6- Hacc Konusu: Üç hadisten oluşur.
7- Alış-veriş Konusu: Sekiz hadisten oluşur.
8- Nikah Konusu: Üç hadisten oluşur.
9- Cinayetler Konusu: Beş hadisten oluşur.
10- Kurbanlar Konusu: Bir hadisten oluşur.
11- Yeme-içme Konusu: Üç hadisten oluşur.
12- Edeb Konusu: Kırk iki hadisten oluşur.
Bu tertip üzere
mesela, hakkında bir veya daha, çok hadis getirmiş, akabinde de bir veya daha
çok sebep sıralamıştır.[49]
Kendisi takib ettiği
metoda, mukaddimesinde işaret etmemiştir. Eğer buna işaret etmiş olsaydı, belki
bizim için muradını anlamak daha kolay olurdu.
Şu kadar var ki,
Allah'ın izniyle kitabı çok inceledim, uzun uzun gözden geçirdim ve musannifin metodu
hakkında aşağıdaki esaslar onaya çıktı:
a) Yukaradı zikredilen konulardan her biri hakkında önce
konu ile alakalı olaç hadislerden bir veya birkaçını (^ja) tabirini kullanarak
getirmiş ve açıklamasını yapmıştır. Daha sonra da tabirini kullanarak hadisin
sebeb-i vurudu hakkındaki hadisleri getirmiş ve açıklamaları yapmıştır.
b) Hadisleri ve
sebepleri hakkındaki hadisleri ta'lik tarikiyle getirmiştir. -Yani Sahabe'ye
kadar isnadı hazfetmiştir- Bu usule, hadis meşhur kitaplarda olduğu zaman
başvurmuştur. Eğer hadis yahut sebebi hakkında varid olan hadis, meşhur olmayan
meşihat ve Emali[50] gibi tasnifattan alınmış
ise okuyucunun dikkatini çekmek için senedi zikreder.
c) Hadisin
sebeb-i vurudu için bazen birden fazla hadis zikreder. Bazen de sebep için getirilen
hadisin başına nekre koyarak sigasını getirir.
Bunu da hadisin sebebinin sadece bu meseleye taalluk etmediği, bilakis
daha başka sebeplerin de olabileceği gerekçesiyle yapar. Bu da beni bazı
hadisler için, zikredilmeyen başka sebepler getirme yoluna şevketti. Bu duruma
86 numaralı hadis misal olarak gösterilebilir ve ben bunu sayfanın altındaki
şerhte gösterdim.
d) Hadis ve
sebebini zikrederken sağlam sünnet kitaplarına dayanır. Bunlar arasında
cami'Ier, müsnedler, mu'cemler, cüzler, meşihat ve bunların benzerleri, ayrıca
bazı tarih kitapları vardır.
e) Suyutî,
hadislerin sebebi için vaz edilen hadislerin zikrinde genel olarak bir hadis
getirmekle yetinir. Bazen de (sebep için) birden çok hadis irad eder. Birden
fazla tarîk ve kaynağa dayanır. Nitekim (tahkik bahsinde) 30 numaralı hadisinde
durum böyledir. Birincisinde Ahmed b. Hanbel ve Nesâî'den tahric ederek,
Enes'in rivayetini zikreder. İkincisinde ise Ebu Davut'tan tahric ederek
Sevban'ın rivayetini zikreder.
Bazen de metinleri birbirine muhalif olan iki kitaptan hadis zikrettiği olur. 32 numaralı hadisinde durum böyledir.[51]
[1] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 37.
[2] en-Niicumu'z-Zâhire fi Müluk-i Mısr ve'1-Kahire,
16/356, 396.
[3] a. g. e.
[4] Bedayiıı'z-Zuhur fi Vekaidi'd-Duhur, 3/338.
[5] Hıfatu'l-Makrizî, 3/102-103.
[6] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 37-38.
[7] Dr. Said Aşur, el-Asru'l-Memlukî fi Mısr ve'ş-Şam, s.
308-311.
Celalü'd-Din
Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık:
38-39.
[8] en-Nucumu'z-Zahire, 5/373-375
[9] Bedayiu'z-Zuhur, 3/360, el-Asru'l-Memlukî, s. 311. Bedayiu'z-Zuhur,
3/360, el-Asru'l-Memlukî, s. 311.
Celalü'd-Din
Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık::
39-40.
[10] Dr. Said Aşur, el-Asru'1-Memlukî, s. 312.
[11] a. g. e. s. 312-326.
[12] a. g. y.
Celalü'd-Din
Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 41.
[13] İbrahim Ebyarî, Türasu'l-însaniyye, 2/630
[14] Hıfatu'I-Makrızî, 3/341, 346, 368.
[15] Türasu'l-însaniyye
adlı esere bakınız,
2/630. Bu olayı gerçekleştiren Kardinal peder,
Zimtes'tir.
[16] Said Aşur, el-Asru'1-Memalik-i fi Mısr ve'ş-Şam, s.
329-336.
Celalü'd-Din
Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık:
41-43.
[17] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 44.
[18] Suyutî, Hüsnü'l-Muhadara, 1/335.
[19] Ömer Kehhale, Mu'cemu'l-Müellifin, 5/128.
[20] Şezeratü'z-Zeheb, 8/51.
92
Hüsnü'l-Muhadara, 1/35, Hediyyetü'I-Arifın, 1/534.
Celalü'd-Din
Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık:
44-45.
[22] Suyutî, Nazmü'l-Akyan fi A'yani'l-A'yan, s. 95.
[23] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 45.
[24] Ahmed b. Ali b. Ebibekr eş-Şaremsahî hakkında geniş
bilgi için Mu'cemü'l-Müellifın, 1/356'ya bakılabilir.
[25] Geniş bilgi için Tabaka tü'l-Huffaz, s. 538'e
bakılabilir.
[26] Bakınız, Mu'cemü'l-Müellifin, 10/51, Hüsnü'l-Muhadara,
1/335
[27] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 45-46.
[28] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 46.
[29] İbnü'1-İmad, Şezeratü'z-Zeheb, 8/51.
[30] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık:46-47.
[31] a. g. e.
[32] a. g. e.
[33] a. g. e.
[34] a. g. e.
[35] Yahya b. Muhammed b. Muhammed b. Ahmed b. Mahluf-b.
Abdusselam el-Haddadî el-Münavî, fakihtir, muhaddistir. H. 798 senesinde
doğmuş, 871 yılında Kahire'de vefat etmiştir. Geniş bilgi için,
Mu'cemü'l-Müellifin, 13/227'ye bakınız.
[36] Davudi, Şemsüddin Muhammed b. Ali ed-Davudî el-Mısrî
eş-Şafiî, asrının hadis alimidir. Tabakatü'l-Müfessirin adlı eserin sahibidir.
H. 945'te vefat etmiştir. Keşfu'z-Zünûn, 1/1107 el-A'Iam, 7/184.
[37] Muhammed b. Abdurrahman b. Muhammed b. Ebibekr b.
Osman o- Muhammed Şemsüddin Ebu'I-Hayr Ebi Muhammed es-Sehavî. vefatı h.
902fdir. ed-Davü'1-Lamî, 8/2,Nazmü'l-Akyan fi A'yani'l-A'yan, 7/184.
[38] Ali b. Muhammed b. îsa b. Yusuf b. Muhammed el-Uşmunî.
Vefatı H. 918'dir. el-Bedrü't-Talî, 1/491.
Celalü'd-Din
Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık:
47-48.
[39] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık. 48.
[40] Şezeratü'z-Zeheb, 8/51, Bedayiü'z-Zuhur, 4/82.
[41] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 48.
[42] Basımı yapılmıştır.
[43] Yazma halindedir.
[44] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 49.
[45] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 49.
[46] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 49.
[47] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 50.
[48] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 50.
[49] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 50.
[50] Meşihat, meşihet kelimesinin cemi olup, musannif veya
musannifi arın, bütün şeyhlerin infirad ettiği hadisleri toplayıp bir araya
getirmesiyle oluşan bir eserdir.
Emaiî
ise, imla kelimesinin cemidir. Alimin birisi oturup, çevresinde talebeleri
toplanır. Alim, Allah tarafından, ilim °jarak kendisine ne verdiyse onları
söyler, talebeler de kağıt kalemle söyleneni yazarlar. Böylece bir kitap oluşur
ki bunun ismi de "İmla" veya "Emalî" denir.
Bak,
Suyutî, Tedribü'r-Ravî, 2/132, Keşfu'z-Zünûn, 1/162, Sahavî, el-İ'lam
bi't-Tevbih li men Zenbi't-Tarih, s. 605.
[51] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 50-52.