1-Meçhul kadınların güzel yerleri erkeklere
anlatılabilir. Malum kadınların güzelliklerini anlatmak ise yasak edilmiştir.
2- Karısından emin olmak şartıyla onu sevdiğini
kendisine söylemek caizdir.
3- Özenme, bezenme olmamak şartıyla seci yapmak caizdir.
4- Kocasının iyiliklerine karşı kadının teşekkür etmesi
müstehabdır.
5-Şımarmayacağını
bilmek şartıla bir kimseyi yüzüne karşı methetmek caizdir.
259-Sebep: Taberanî, Aişe (r.a.)'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Babamın cahiiiyye devrindeki malıyla övündüm. O mal, bir milyon
ukiyye1 kadardı. Bunun üzerine
Peygamber (s.a.v.), bana buyurdu ki: "Ey Aişe, sükût et. Muhakkak ki ben
sana, Ümm-ü Zer'in, Ebu Zer'i gibiyim." Sonra Rasulullah (s.a.v.), şu
hadiseyi anlattı: "Cahiiiyye devrinde on bir kadın bir yerde toplanmışlar
da kocalarının haberlerinden hiçbir şey gizlememeye ahd etmişlerdi. Hadiseyi
uzun uzadıya anlattı."
260- Hadis[1]: Malik, Buharı, Müslim, Tirmizî ve Nesâî, Cübeyr b.
Mutim'den, Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet ederler:
6- Talakın
kinayeleriyle ancak niyet olduğu takdirde kadın boş düşer. Çünkü Peygamber
(s.a.v.) Aişe'ye:
"Ben senin için
Ebu Zer' gibiyim" buyurmuştu. Halbuki Ebu Zer'in fiilleri arasında
boşaması da vardı. Peygamber (s.a.v,) bunu kasdetmediği için, Hz. Aişe'nin
talakı bahis mevzu değildir. Hatta hadisin bir rivayetinde Rasulullah (s.a.v.):
"Şu kadar var ki,
Ebu Zer', Ümm-ü Zer'i boşamıştır. Fakat ben seni boşamadım"
buyurmuştur."
Sebep-94: Taberanî, bu
hadisi yakın lafızlarla zikretmiştir.
Ayrıca bakınız,
Mecmau'z-Zevaid, Kitabu'n-Nikâh, 4/307.
Heysemî, hadisin
ricalinin bir kısmının güvenilir olduğunu söylemiştir.
1 Dirhem: Memleketlere
göre değişik ağılık ölçüsü.
"Benim bir çok
isimlerim vardır: "Ben Muhammed'im, ben Ahmed'im, ben Mahî'yim ki, Allah
benimle küfrü silecektir. Ben haşirim ki, insanlar benim peşimden
haşredileceklerdir ve ben kendisinden sonra peygamber bulunmayan Akib'im."
260a- Sebep[2]: Taberanî, Cübeyr b. Mutim'den şöyle dediğini rivayet
eder: "Ebu Cehil, Hamza (r.a.)'mn yanından dönüp Mekke'ye geldiğinde şöyle
dedi:
"Ey Kureyş
topluluğu, şüphesiz ki Muhamed, Medine'ye yerleşmiş ve öncü kuvvetlerini
göndermiştir. O, ancak size zarar vermek istiyor. O'nun yoluna uğramaktan ve
O'na yaklaşmaktan kaçının. Çünkü O, zarar veren aslan gibidir. Eğer sizi
sıkıştınrsa koyunlardan keneyi kovar gibi kovunuz.
Allah'a yemin olsun ki
hiç kimsede görmediğim sihri O'nda gördüm. O'nun arkadaşlarıyla beraber hiç
kimsede olmayan şeytanları eördüm. Şüphesiz siz, Kayle'nin iki oğlunu iyi
tanırsınız. O, düşman yardım eden bir düşmandır." Bunun üzerine Mutim, Ebu
Cehil'e şöyl dedi:
"Ey Ebe'l-Hakem,
Allah'a yemin olsun ki kovduğunu kardeşlerinizden (yani Hz. Muhammed'e ve
Ashabı) daha doğru sözli daha sözünde duran bir kimse görmedim. Madem böyle
yaptım; öyleyse ondan insanların en uzak duranı olunuz." Bunun üzerine Eb
Süfyan b. el-Haris şöyle dedi:
"O'na karşı daha
şiddetli davranınız. Çünkü eğer Kayle'nin ik oğlu size galip gelirse, sizde ne
emniyet ne de anlaşma kalır. Eğer si onlara itaat ederseniz, onları Kinane'ye
ilhak ediniz. Yahu Muhammed'i onların arasından çıkarınız ki, O tek başına
kalsın.
Kayle'nin iki oğluna
gelince, Allah'a yemin olsun ki o ikisi v< ailesi eşit bir şekilde zeliliik
içinde helak olacaklardır. Onlara cidd olarak ben kefilim.
Onlara kendimden öyle
kötü bir şey yapacağiifî ki zillet ehli olaı Hazrec'in erkekleri uzaktan veya
yakından helak olacaklardır. Bu uzal olan bir şaka değildir."
Bu haber Rasulullah
(s.a.v.Ya ulaşınca şöyle buyurdu "Nefsim, kudret elinde olan Allah'a yemin
ederim ki, onlar istemesele dâhi onları öldüreceğim, asacağım ve kurban
edeceğim. Ben, Aziz vt Celil olan Allah'ın gönderdiği bir rahmetim. O ikisi,
ben öldüremeyecekler. Ta ki Allah Dini'ni yayacaktır.
Benim beş ismim
vardır. Ben Muhammed'im, ben Ahmed'im ben Manî'yim ki, Allah benimle küfrü
silmiştir. Ben Haşir'im ki benden sonra İnsanlar haşrolunacaklardır. Ben
Akib'im (kendisinder sonra peygamber gelmeyen)."
Ahmed b. Salih,
"Ümid ederim ki hadis, sahihtir" demiştir.
Şaka da olsa ciddi de
olsa onları zillet haline getireceğim, Hazrec'in adamlarına zillet damgasını
vuracağım."
261-Hadis[3]:Ahmed,
(Hakim), îbn Mesud'un
şöyle dediğini rivayet eder: "Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"îbn Ümm-i Abd'in ümmetim için rıza gösterdiği şeye ben de razı
oldum."
262-Sebep[4]: îbn Asakir, hadisi aşağıdaki şekilde bir başka
vecihten, sebebiyle beraber rivayet eder:
.
"Sonra Amr İbn
Haris'in şöyle dediğini söyler: "Rasulullah (s.a.v.), Abdullah İbn
Mesud'a, "Kur'an oku, diye buyurdu. Abdullah îbn Mesud, "Kur'an Sana
indiği halde ben mi okuyayım?" dedi.
Peygamber (s.a.v.):
"Ben onu benden
başkasından dinlemeyi severim" buyurdu. Abdullah İbn Mesud, Nisa Sûresi'ni
okumaya başladı ve "Her ümmetten (inanç ve davranışlarının doğru olup
olmadığına tanıklık edecek) bir şahit, Sen'i de bunlara şahit getirdiğimiz
zaman (halleri) nice olur" ayetine gelince, Rasulullah'ın iki gözünden yaş
akmaya başladı. Abdullah da sustu. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) ona
buyurdu ki: "Konuş." O da sözüne başlarken Allah'a hamd etti. Allah'ı
övdü. Hz. Peygamber'e salat ve selam olundu. Kelime-i şehadet getirdi ve şöyle
dedi:
"Ben, Rab olarak
Allah'ı din olarak İslam'ı seçtim. Allah ve Rasulü'nün razı olduğuna ben de
sizin için razı oldum." Bunun üzerineRasulullah
İbn-u
Ümm-i Abd'in sizin için raa oldıığu şey£i ben
263-Hadis[5]: Ahmed, Buharî,
Müslim, Ebu Davııd, Tirmizî, Cabir'in şöyle dediğini
rivayet ederler: "Rasulullah (s.a.v.) buyııdu ki: "Harp
hiledir."
264-Sebep: îbn-ü Ebi Şeybe, Urve'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasulullah (s.a.v.) Kurayze Günü, "harp hiledir" dedi. (Ravi
diyor ki:) Rasulullah (s.a.v.)'ın Ashabı içinde Mesud adında bir adam vardı.
Kendisi söz taşıyan birisiydi.
Hendek Savaşı Günii'nde,
Kurayza Kabilesi, Ebu Süfyan'a, "Bize yardım etmeleri için adamlar
gönderin. Öyle ki Muhammed (iki ateş arasında kalıp) Medine'ye (şehrin içine)
yöneldiğinde biz öldürelim, Hendek'e yöneldiğinde siz öldürün" diye haber
gönderdiler. Böylece iki taraftan kendisinin öldürülme (savaşla sıkıştırılma)
durumu zoruna gitti de Mesud'u çağırıp ona,
"Bizim
duyduğumuza göre, Benî Kurayza Ebu Süfyan'a kendilerine yardım etmesi için
adamlar gönderilmesini istemişler. Ancak adamlar gelince onları
öldürecekler" buyurdu. Mesud, bunu Peygamber (s.a.v.)'den duyar duymaz,
hemen durumu Ebu Süfyan'a, Peygamber'den o şekilde duyduğunu haber verdi. Bunun
üzerine Ebu Süfyan:
"Allah'a yemin
olsun ki bu doğrudur. Çünkü Muhammed asla yalan söylemez" dedi ve onlara
hiçbir kimseyi göndermedi.
265- îbn Cerir, "Tehzibu'l-Asar"da İbn Şihab'dan
şöyle dediğini nakleder: "Benî Kurayza Yahudileri, Ebu Süfyan'a ve
arkadaşlarına Hendek Savaşı'nda, "geliniz, biz Müslümanların arkalarından,
geceleyin baskın yapacğız" diye haber göndermişlerdi. Nuaym b. Mesud
el-Eşcaî de bunu işitmişti. (Kendisinin peygamberimizle tanışıklığı ve
barışıklığı vardı.)
Benî Kurayza
Yahudileri, Ebu Süfyan ile arkadaşlarına bu hususta haber gönderdikleri sırada
Nuaym b. Mesud, Uyeyne b. Hısn'ın yanında bulunuyordu. Mesud durum hakkında
gelip Peygamber (s.a.v.)'e bilgi verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber de:
"Bunu onlara
bizim emretmiş olmamızı umardık" buyurdu. Nuaym b. Mesud, Rasulullah
(s.a.v.)'ın bu sözü üzerine, Katafanlar'a gitmek üzere ayrılınca, Ömer b.
Hattab, "Ey Allah'ın Rasulü! Sen'in tarafından söylenen bu söz, Allah
tarafından ise, buna bir sözüm yok. Fakat kendi görüşün ise ben derim ki, Benî
Kurayza Yahudileri'nin hareketleri daha zararsız ve hafifti" dedi.
Peygamberimiz buyurdu
ki: "O, benim görüşümdür, harp bir aldatmadır." ,
Sonra Peygamber
(s.a.v.) arkasından birisini gönderip Nııaym'ı çağırttı. Ona: "Biraz önce
söylemiş olduğum, benden işittiğin sözü biliyorsun ya, onun üzerinde dilini
tut, onu hiç kimseye anma (söyleme)" buyurdu.
Nuaym, geri dönüp
Uyeyne b. Hısn ve onunla bulunanların yanına geldi. Onlara, "Muhammed'in
hiçbir zaman gerçekten başka bir şey .söylemediğini biliyor musunuz?" diye
sordu.
"Hayır"
dediler. Nuaym: "O, bana Benî Kurayza Yahudileri'nin size gönderdiği haber
hakkında, "Bunu, onlara bizim emretmiş olmamızı umardık" buyurdu.
Sonra da bunu, size söylemekten nehyetti" dedi.
Uyeyne b. Hısn, gidip
Ebu Süfyan ile buluştu. Nuaym'ın Hz. Peygamber'den işittiği sözü ona haber
verdi ve onlara: "Siz, ancak Benî Kurayza Yahudileri'nin hileleri
içindesiniz" dedi.
Bunun üzerine Ebu
Süfyan ve adamlan aradan çekildiler. Bu da BenîKurayza'nın hezimeti oldu.
Bu olayda görüldüğü
gibi, harpte hile yapmak hususunda insanlara ruhsat verilmiştir.
İbn Cerir, Hz.
Peygamber'in, "bunu onlara bizim emretmiş olmamızı umardık" sözünün
iki şeye muhtemel olduğunu söyler. Ya işin aynen yapılması veya yapılmaması,
her ikisinde de, söz şüphesiz dorudur ve yalandan uzaktır.
îbn Cerir, İbn
Abbas'tan naklettiğine göre, Rasulullah (s.a.v.), ashabından birisini Yahudiler'in,
bir adamını öldürmeye gönderdi.' Adam geri dönerek Peygamberimiz'e: "Ey
Allah'ın Rasulü! Benim ona gücüm yetmiyor. Ancak bana izin verirsen ben, o işi
becerebilirim" dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: -
"Harp hiledir,
dilediğini yap."
267- Hadis[6]: İbn Cerir, "Tehzib'inde, Haraiti,
"Musavü'l-Ahlak"ta, Beyhakî ise "Şuabu'l-îman"da, Şehr b.
Huşeb'den, o da Züburkan'dan, o da Nevvas b. Sem'an'dan rivayet ettiğine göre,
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Bana ne oluyor
ki, pervanelerin ateş etrafında uçması gibi, sizi de yalan etrafında dönüp
dolaşır halde görüyorum. Dikkat edin! Yalan ancak üç şeyde söylenebilir;
1- Kişinin hanımım
razı etmesi için,
2-Harpte düşmana hile
yapmak için,
3- İki kişinin
arasının ıslah etmek için.
Çünkü Cenab-ı Hak,
ayet-i kerimesinde şöle buyurmuştur: "Onlann aralanndaki gizli
konuşmaların çoğunda hayır yoktur. Yalnız sadaka yahut iyilik ya da insanların
arasını düzeltmeyi emreden(in konuşması) müstesna." (Nisâ:114.)
268- Ahmed, İbn Cerir, Taberanî ve Beyhakî, Şehr b,
Huşeb'den şöyle dediğini rivayet ederler: "Bana Esma binti Yezid, Hz.
Peygamber'in şöyle buyurduğunu söyledi:
"Ey insanlar!
Pervanelerin ateş etrafında birbirini takip etmesi gibi, yalan konusunda
birbirinizi takip etmeye zorlayan (sebep) nedir? Her türlü yalana yalnız üç şey
için müsaade edilmiştir:
1- Kişinin hanımını
kendisinde razı etmesi için,
2- Müslüman iki
kişinin arasını düzeltmek için,
3- Harpte düşmanı
mağlup etmek için."
269-Sebep[7]: İbn Cerir, Şehr b. Huşeb'den rivayet ediyor:
"Rasulullah (s.a.v.), bir seriyye çıkardı. Seriyye bir adamın (arazisinde)
konakladı. Adam, onlara kesmeleri için bir oğlak yahut bir koç getirdi. Onlar,
"bu zayıftır" deyip, kesmekten vazgeçtiler.
Adamın koyunlarının
(altında) bulunduğu bir gölgeliği vardı. Ona, "koyunlarım oradan çıkar,
biz orada gölgelenelim" dediler. Adam, "Buranın dışındaki arazimde
hastalık vardır, koyunlarıma hastalık isabet etmesinden korkarım" dedi.
Onlar,
"Bizim canımız,
kendimize senin koyunlarından daha sevimlidir (önemlidir)" deyip,
koyunları gölgelikten çıkardılar. Koyunlar çıkarılınca kendileri gölgeliğe
girdiler.
Adam, onların
yaptıklarını koşarak, Peygamber (s.a.v.)'e haber verdi.
Seriyye geri dönünce,
adamın anlattıklarını Rasulullah (s.a.v.) kendilerine bildirdi. Bunun üzerine:
"Allah'a yemin
olsun ki, bu yalandır, onun söylediği hiçbir şey doğru değildir" dediler.
Peygamber-(s.a.v.)
onlara, "eğer arkadaşlarının içinde bir tanesinde hayır varsa sen, beni
tasdik edersin (o beni tasdik etsin) buyurdu. Bunun üzerine bir tanesi adamın
anlattıklarının aynısını Peygamber (s.a.v.)'e anlattı. Peygamber (s.a.v.) de
buyurdu ki:
"Ateşe üşüşen
kelebekler gibi yalana üşüşüyorsunuz. Yalana hiçbir şekilde yer yoktur. Ancak
insan harpte (düşmanı aldatmak için) yalan söyleyebilir. Çünkü harp,
aldatmadır. İki adamın arasım bulmak (barıştırmak) için yalan söyleyebilir. Bir
de adam karısına, (onun gönlünü kazanmak için) yalan söyleyebilir."[8]
[1]Müslim, Kitabu'l-Fedail, 5/201, Tirmizî, Ebvabu'I-Adab,
4/214,
Buharı,
Kitabu'I-Menakıb, 4/216, Kitabu't-Tefsir, Tefsir-u Sûreti's-
Saff,
Malik,
Kitab-u Esmai'n-Nebî, 2/61,
Darimî,
Kitabu'r-Rekaik, 2/225 (yakın lafızlarla) Ahmed, 4/81, 395, 404 (Ebu Musa
el-Eşari, hadisi olarak değişik lafızlarla zikretmiştir).
Hadis-i
şerifte, "Ben Mahî'yim ki, Allah benimle küfrü silecektir" sözü
hakkında alimler şöyle demişlerdir: "Bununla Mekke ve diğer Arap
beldelerinden küfrün silineceği yahut İslam'ın kendisine ulaştığı bütün İslam
beldeleri veya umumî olarak küfrün silinmesi kasdedilmiştir."
Buna
şu ayet delil getirilmiştir: "O dinini, bütün dinlerin üzerine çıkarsın
diye..." (Tevbe-33, Fetiiih-28, Saff-9)
Başka
bir hadiste "Manî'nin manası, "kendisine tabi olanlardan günahları
silen" şeklinde anlaşılır.
Bu
manaya göre küfrün silinmesi şu ayetteki gibi olur: "İnkâr edenlere söyle:
"Eğer vaz geçerlerse, geçmişteki günahları kendilerine bağışlanır..."
(Enfal-38)
Bir
sahih hadis de şöyledir: "İslâm kendinden öncekileri silmiştir."
(Bkz. Nevevî, 5/201).
[2] Bu hadisi Taberanî, Ahmed b. Salih el-Mısrî
tarikiyle rivayet etmiştir. Hadisin
ricali sikadır.
Ahmed
b. Salih, h. 170 senesinde Mısır'da doğmuştur. Kendisinden Buharı, Ebu Davut ve
Tirmizî, rivayette bulunmuşlardır (Ta.bakatü'ş-Şafiiyyc, 2/6, 7). Bkz. Heysemî,
Mecmau'z-Zevaid, 6/67
[3] Hakim, Müstedrek, Kitab-u Marifeti's-Sahabe, 3/318.
Hadisin, şeyheynin şartına uyduğunu ve sahih olduğunu zikretmiştir. İbn Asakir,
Tarih-i Dımeşk, Yazma, Daru'l-Kütübi'l-Mısriyye,
rakam,
3866.
[4] îbn Asakir, Tarih-i Dımeşk, Yazma,
Daru'l-Kütübi'l-Mısriyye, rakam, 3866,
Hakim,
Müstedrek, Kitab-u Marifeti's-Sahabe, 3/319,
Müslim,
Kitab-u Salati'l-Müsafırin, 2/454, Tirmizî, Abvabu't-Tefsir, Tefsir-u
Sûreti'n-Nisa, 3/304. .oldum.
[5] Ahmed, 3/224, 297, 308, 6/459, Buharî, Kitabu'I-Cihad,
4/77, Müslim, Bab-u Cevazi'l-Hud'a fi'1-Harb, 4/338, 339, Ebu Davııd,
Kitabu'I-Cihad, 2/41, Tirmizî, Ebvabu'l-Cihad, 3/112 (hadis sahih ve hasendir),
Ibn Mace, Kitabu'l-Cihad, 2/945
[6] Buharî, et-Tarihu'1-Kebîr, 1/398, Taberî,
Tehzibu'1-Asar, s. 125. İkinci hadis; Ahmed, 6/454,
Heysemî,
Mecmau'z-Zevaid, Kitabu'1-îlm, 1/142, Buharî, Kitabu'l-Cihad, 6/182,
Müslim,
Kitabu'l-Cihad, 4/338, Beyhakî, es-Sünen, 9/150.
[7] Ebu Cafer et-Taberî, Tehzibu'1-Asar, s. 126.
Yalanın
cevazı hakkında bkz. Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, 2/578,
Tirmizî,
Kitabu'1-Birr, iki kişinin arasını ıslah babı.
[8] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 213-225.