153-Hadis[1]:
"Ara-sıra ziyarette bulun ki sevgi artsın." İbn Adi,
"el-Kamil" adlı eserinde, Ebu Hureyre, İbn Ömer, Ebü Zerr ve Hubeyb
b. Mesleme'den, Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Seyrek ziyarette bulun ki muhabbet artsın."
154-İbn Adi, îbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Biz cahiliyye devrinde, 'seyrek ziyaret et ki muhabbet artsın1 derdik.
Hz. Peygamberde bize aynı şeyi söyleyerek buyurdu ki: "Seyrek ziyaret et
ki muhabbet artsın."
155-Sebep:
İbn Adi, Ata b. Ebi Rebah tarikiyle. Ebu Hureyre'den, Rasulullah
(s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Ey Ebu Hureyre,
dün nerede idin?"
Dedim ki:
"Ailemden bir grubu ziyaret ettim. (Başka bir lafza göre, Ebu Hureyre
şöyle demiştir: "Müslüman olan aile efradımdan bir grubu ziyaret
ettim.") Hz. Peygamber buyurdu ki: "Seyrek ziyaret et ki muhabet
artsın."
156- İbn Adi, İsmail b. Virdan tarikiyle Ebu Hureyre'nin
şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasulullah
(s.a.v.), Aişe (r.a.)'nin evinden çıktı. Ben, O'nu takip ettim. Sonra Ümm-ü
Seleme'nin evinden çıktı, yine O'nu takip ettim. Bana döndü ve buyurdu ki;
"Ey Ebu Hureyre seyrek ziyaret et ki muhabbet artsın."
157-Hadis58[2]: Ahmed ve Ebu Davud, Cabir b. Abdullah'ın söyle
dediğini rivayet ederler: "Rasulullah (s.a.v.), kişinin ahline:
(evine) geceleyin
gelmesini hoş görmemiştir." (Ahmed'in lafzı ise şöyledir: Rasulullah
(s.a.v.), geceleyin kişinin ehline (evine) gelmesini nehyetmiştir.)
Bir başka lafız da
şöyledir: "Sizden birinizin (evinden) ayrılığı uzun sürerse, geceleyin
ailesine (evine) gitmesin."
158-Ahmed, Sa'd b. Ebi Vakkas'tan şöyle dediğini rivayet
eder: "Muhakkak ki Rasulullah (s.a.v.), evinden uzun zaman ayrılan
kimsenin yatsı namazı vaktinden sonra evine dönmesini nehyetmiştir."
159-Sebep[3]: Abdurrezak, tbn Cüreyc'den, o da bir başka adamdan, o
da Muhammed b. İbrahim et-Temimî'den şunu rivayet eder: "îbn Revaha bir
seriyyede bulunuyordu. (Gece yansı) seriyyeden döndü ve evine kılıçlı bir
şekilde geldi. Birden evinde lamba yandığını gördü. Bunun üzerine şüpheye düştü
ve (pencereye) tırmanıp içeri baktı. Bir de ne görsün, hanımı yatakta yanı
üzerine yayılmış, yanında da saçları dağınık bir adam gözüküyordu. Onu dövmeye
niyetlendi de sonra kendisine zühd (takva) hakim oldu. (Nihayet) kansına
seslendi, o da uyandı ve şöyle dedi: "Arkanı (dön) gizlen gizlen."
İbn Revaha,
"yazıklar olsun sana bu yanındaki kim?" dedi. Hanımı, "bu
kızkardeşimdir. Yanımda kaldı başını yıkadı" dedi.
Bu durum Rasulullah
(s.a.v.)'a ulaşınca, Rasululah (s.a.v.), "geceleyin yoldan gelenlerin
hanımlarına uğramasını nehyetti. îki kişi 5u
emre uymayarak, hanımlarını
yanına gittiler. Her ikisi
de
^hanımlarının yanında
bir adam buldular. Bu durum da Hz. peygamber'e ulaşınca, buyurdu ki: "Ben,
sizi geceleyin seferden dönerken hanımlarınıza uğramaktan men etmedim mi?"
160- Sebep-: Ahmed, Ebu Seleme tarikiyle Abdullah
b. Revaha'dan şunu rivayet etmiştir: "O, geceleyin bir seferden döndüğünde
hanımına gitmekte acele etti. Evine vardığında birden lambanın yandığını ve
hammıyla beraber birisinin olduğunu gördü, kılıcını çekti. Hanımı (durumu
görünce) dedi ki: "Çekil, o, saçlarımı tarayan falan kadındır."
"İbn Revaha, Hz.
Peygamber'e gelerek durumu haber verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, seferden
dönenlerin, geceleyin ehline uğramalannı yasakladı."
161-Hadis[4]: Buharı ve Müslim, Tbn Ömer'den şöyle dediğini rivayet
etmişlerdir: "Rasulullah, hayatının sonunda bir kere
bize yatsı namazını
kıldırdı. Selam verince ayağa kalktı ve ; "Bu gecenizi görüyorsunuz ya!
İşte bu gecenizden itibaren yüz sene başında (bugün) yer yüzünde olanlardan
hiçbir kimse kalmayacaktır."
162- Sebep[5]: Ahmed ve Müslim, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini
rivayet ederler: "Peygamber (s.a.v.) vefatından bir ay evvel şöyle
buyurdu: "Bana kıyametin saatini sordular. (Dedim ki:) Onun ilmi Allah
indindedir. Allah'a yemin ederim ki yüz sene sonra yeryüzünde olan
yaşayanlardan kimse, kalmayacaktır."
163- Hadis[6]: îbn Mace, Ebu Cuhayfe'nin şöyle dediğini nakleder:
"Rasulullah (s.a.v.), buyurdu ki: "Kim güzel bir yol bırakıp giderse,
kendinden sonra o yola sülük edenlerin sevabı kadar sevab alır. Sevab
işleyenlerin sevabından da bir şey eksilmez. Kim de kötü bir yol bırakıp
giderse, kendinden sonra o yola sülük edenlerin işleyeceği günah kadar günah alır.
Günah işleyenlerin günahından da bir şey noksan olmaz."işleyeceği günah
kadar günah alır. Günah işleyer. bir şey noksan olmaz."
164- Sebep: Ahmed ve Müslim, Cerir'in şöyic ^^^.^ı-ı-rivayet
ederler: "Biz gündüzün ortasında, Rasulullah (s.a.v.)'ın yanında
bulunuyorduk. Derken, yalın ayak, kaplan postu rengindeki gömleklerini yahut
abalarını başlarına geçirmiş, kılıçlarını çekmiş, ekserisi hatta hepsi Mudar
Kabilesi'ne mensup çıplak bir takım adamlar, Peygamber (s.a.v.)'e geldiler.
Onların muhtaç halini görünce, Rasulullah (s.a.v)'ın yüzü değişti. İçeri girip
çıktıktan sonra Bilal'e emir buyurdu. Bilal ezan okuyarak, kamet getirdi.
Rasulullah (s.a.v.) da namazı kıldırdı. Sonra hutbe okudu ve:
"Ey insanlar!
Sizi bir kişiden yaratan Rabbiniz'den korkun" (Nisa-1) ayet-i kerimesini
sonuna yani, "Şüphesiz ki Allah sizin üzerinizde gözcüdür" ayetine
kadar ve Haşr Sûresi'ndeki "Allah'tan korkun, her nefis yarın (ahiret için
ne gönderdiğine bir baksın, Allah'tan korkun" ayet-i Kerimesini okudu.
(Sözüne devamla):
"Bir adam; dinarından, dirheminden, elbisesinden, bir sa' buğdayından, bir
sa' kuru hurmasından sadaka vermelidir. Velev ki yanm hurma olsun"
buyurdu.
Derken Ensar'dan bir
zat, hemen hemen elinin taşıyamayacağı kadar, hatta elinin taşımaktan aciz
kaldığı bir kese getirdi. Sonra birbiri ardınca herkes bir şeyler getirdiler.
Neticede yiyecek ve elbiselerden müteşekkil iki yığın gördüm. Rasulullah
(s.a.v.)'ın (mübarek) yüzünü altınla yaldızlanmış gibi parladığını gödüm. Bunun
üzerine Rasulullah (s.a.v.): .
"Her kim İslam'da
güzel bir çığır açarsa, o çığırın ecri ile kendisinden sonra o çığırla amel
edenlerin ecirlerinden hiçbir şey nçksan edilmemek şartıyla sevaplan kendisine
aittir. Kim de İslam'da kötü bir çığır açarsa o çığırın vebali ile kendisinden
sonra onunla amel edenlerin vebali, hiçbir noksanları olmamak üzere ona
aittir" buyurdu.
165- Ahmed, Huzeyfe'nin şöyle dediğini rivayet eder:
Peygamber (s.a.v.) zamanında bir adam yardım istedi. Topluluk (ona bir şey)
vermedi. Sonra ona bir adam yardımda bulununca diğerleri de yardımda bulundu.
Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
"Kim kendisiyle
amel edilen hayırlı bir çığır açarsa; onun sevabını aldığı gibi, ondan sonra o
yola sülük edenlerin sevabından eksik olmaksızın onların da sevabını alır. Kim
de kendisiyle amel edilen kötü bir çığır açarsa onun günahını aldığı gibi,
ondan sonra o yola sülük edenlerin günahı kadar günah alır. Ancak onların
günahlarından da bir şey noksan olmaz."
166- Ahmed, Ebu Hureyre'den şunu rivayet etmiştir:
"Rasulullah (s.a.v.)'a bir adam geldi. Rasulullah (s.a.v.), onu sadaka
vermeye teşvik etti. Adam, "yanımda şu ve şu var" dedi. (Ebu Hureyre)
dedi ki:
"Mecliste az veya
çok sadaka vermeyen hiçbir kimse kalmadı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.)
buyurdu ki: "Kim kendisiyle amel edilecek hayırlı bir çığır açarsa,
karşılığı tastamam verildiği gibi, o yola sülük edenlerin sevaplarından birşey
noksan olmaksızın onların sevapları kadar bir daha alır.
Kim de işlenecek kötü
bir çığır açarsa onun günahını tamamen aldığı gibi, o yola sülük edenlerin
günahları noksan olmaksızın onların günahları kadar da günah alır."
167-Hadis[7]: Buharî ve Müslim, İbn Ömer'den rivayet ettiklerine
göre, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Üstteki el, alttaki elden
hayırlıdır, (yani veren el, alan elden hayırlıdır).
168-Sebep[8]:Ahmed,
Buharî ve Müslim,
Hakim b. Hizam'dan rivayet etmişlerdir:
Dedi ki: " Rasulullah (s.a.v.)'tan (bir şeyler) istedim, bana verdi. Yine
istedim, yine verdi. Bir daha istedim yine verdi. Sonra şöyle buyurdu:
"Ya Hakim! Bu mal
tatlı ve göz alıcıdır. Kim onu gönül zenginliği ile alırsa kendisine mübarek
olur. Kim de onu aç gözlülük alırsa kendisine mübarek olmaz. Onun hali yiyip
doymayan adama benzer. Üstteki el, alttaki elden daha hayırlıdır."
Hakim (devamla),
"dedim ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Sen'i hak ile gönderen (Allah)e yemin
olsun ki, Sen'den sonra hatta ölünceye kadar hiç kimseden yardım
almayacağım!"
169-Ahmed, Hakim b. Hizam'ın şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasulullah (s.a.v.)'tan biraz mal istedim ve bu isteğimde biraz aşın
gittim. Bunun üzerine bunu buyurdu ki:
"Ey Hakim, bu mal
tatlıdır, göz alıcıdır. Bununla beraber de insanların ellerinin
kiridir. Allah'ın eli, veren
kimsenin elinin
üstündedir. Verenin
eli de alanın elinin üstündedir. Ellerin en aşağılık durumda olanı, alan
(kimsenin) elidir."
170-Hadis[9]: Buharî ve Müslim, Amr İbnu'l-As'ın şöyle dediğini
rivayet ederler: "Rasuiullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu işittim:
"Hakim (bir şeye) hükmedip, (bu) içtihadında doğruya isabet ederse iki
ecir (sevap) alır. Hükmedip, içtihadında doğruya isabet etmezse bir ecir
alır."
171-Sebep: Ahmed,
Abdullah b. Amr b.
As'ın şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasulullah'a davalı iki adam geldi. O da Amr'a dedi ki: "Ya Amr,
aralarında hüküm ver bakalım." Amr dedi ki:
"Ey Allah'ın
Rasulü! Sen bu işe benden daha layıksın. Rasuiullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Böyle olsa bile sen hüküm ver." Amr, "Eğer hükmedersem bana ne
var?" dedi. Peygamber (s.a.v.) de,
"Eğer hükmedip,
hükmünde isabet edersen sana on sevap var. Eğer sen ietihad edip bunda hata
edersen sana bir sevap var" buyurdu.
172-Hadis[10]: Ahmed, Ubade b.
Samit'ten, Rasuiullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Nefislerinizden, siz bana altı şeyi garanti edin, ben de size
cenneti garanti edeyim. Söz söylediğiniz zaman doğru söyleyin, vaadlannızı yerine getirin, nezdinizdeki emaneti yerine
verin, ırzınızı muhafaza edin, gözlerinizi haramdan sakının ve ellerinizi
kötülüklerden çekin."
173-Sebep[11]: Ahmed ez-Zühdî
de şöyle diyor:
"Bize Abdussamed anlattı. Ona da Abduicelii, ona da Hasan b.
Ebi'l-Hasan haber vermiştir: "Nihayet Benî İsrail, Musa (a.s.)'ya
kavuşunca şöyle dediler: "Şüphesiz Tevrat bize ağır geliyor. Bize, her
şeyi içine alan, hafif, kolay bir şeyden haber ver." Alİah Teala, vahyetti
ki:
"Onlara şunu
söyle: "Miras konusunda zalimlik etmeyiniz. Kendisine izin verilmedikçe
bir kulun iki gözü bir eve girmesin (bakmasın). Namaz için abdest alındığı
gibi, yemekten sonra ad abdest alınsın." Benî İsrail, bunları küçümsediler
de sonra bu emirleri devam eıtirmediier. (Ravİ diyor ki:) Bu haberler üzerine
Rasuiullah (s.a.v.)
buyurdu ki:
"Siz, bana altı
şeyi tekeffül edin, ben de size cenneti tekeffül edeyim. rSöz söyleyen yalan
krıştırmasm, kimse verdiği sözden
dönmesin, hiç kimse
emanete hıyanet etmesin, (ayrıca) ellerinizi gözlerinizi ve ırzınızı muhafaza
ediniz"
174-Hadis[12]:Müslim,
Cerir'den Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet eden: "Kim yumuşaklıkla muamele etmekten
mahrum olursa, hayırdan mahrum olur."1
175-Sebep[13]: Ebu Davud, Aişe (r.a.)'nin şöyle dediğini rivayet
ediyor: "Rasulullah, şu tepeye çıkar kamp yapardı. Bir defasında sahraya
çıkmak istedi. Bana, sadaka develerinden üzerine devamlı binilmesi yasak olan
bir deve gönderdi ve bana:
"Ey Aişe yumuşak
meamele et, gerçekten yumuşak muamele kimde bulunursa onu ziynetlendirir,
kimden soyulursa onu da çirkinleştirir" buyurdu.
176-Hadis[14]: Ebu Davud, Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre,
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Allah'a yemin
ederim ki, şu içinde bulunduğum günden sonra hiçbir kimseden hediye kabul
etmeyeceğim. Ancak, Kureyş îCabilesi'nden olan Muhacirler'in, Ensar'ın, Devs
Kabilesi'nin ve Taifliler'in hediyelerini kabul edeceğim."
177- Sebep[15]: Ahmed, İbn Abbas'tan şöyle rivayet etmiştir:
"Bir arabî, Hz. Peygamber'e bir hediye verdi. Peygamber (s.a.v.) de
hediyenin karşılığını ona verdi ve buyurdu ki:
"Razı oldun
mu?" Adam, "hayır" dedi. Hz. Peygamber, karşılığı artırdı ve
(tekrar) sordu:
"Razı oldun
mu?" Adam yine "hayır" dedi. Hz. Peygamber (bir daha) artırdı
ve,
"Razı oldun mu?"
diye tekrar sorunca, adam (bu sefer) "evet" dedi. Bunun üzerine
Rasulullah buyurdu ki:
"Bundan sonra
ben, Kureyşli (Muhacir)ler'in yahut Ensar'ın Veya Taifliîer'in hediyesi dışında
kimseden hediye kabul etmemeye niyetlendim."
178- Sebep: Ahmed, Ebu Hureyre'den şunu rivayet eder: "Bir
arabî, Hz. Peygamber (s.a.v.)'e bir genç dişi deve hediye etti.
İbn îshak konuyla
alakalı olarak şunu anlatmaktadır. Rasulullah (s.a.v.), Hendek Savaşı'm
bitirince Kureyşliler geri çekilip, Ravme denilen yerde sellerin toplandığı bir
(dereye) indiler. Orası Medine yakınında Cürf ile Zegabe arası bir yerdi.
Yaklaşık on bin kişi orada toplanmıştı.
Peygamber (s.a.v.) de
ona karşlık olarak alt) tane dişi deve verdi. Adam bunu azimsadi.
Sonradan bu durum
Peygamber (s.a.v.)'e ulaşınca, Allah'a hamd edip, O'nu Övdükten sonra şöyle
buyurdu:
"Falanca bana bir
dişi deve hediye etti. Ben o deveyi ehlimin bir kısmını tanıdığım gibi tanıdım.
(Zira o) Zeğabat günü kaybolmuştu. (Buna rağmen) onun karşılığı olarak adama
altı tane dişi deve verdim. fakat o, bunu azımsadı. Ben de bundan sonra
Kureyşli Muhacirler'in, Ensar'ın, Taifliler'in veya Devsliler'in hediyelerinin
dışında kimseden hediye almamaya niyet ettim."
179- Hadis[16]: Buharî, Ebu Hureyre'nin şöyle dediğini rivayet
etmiştir: "Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu işittim: "Allah
Teala rahmeti yarattığı gün, onu yüz rahmet olarak yarattı da kendi yanında 99
rahmeti alıkoydu. Geri kalan tek rahmeti de bütün mahlukları arasına
salıverdi."
180- Ahmed, Ebu Said'den rivayet ettiğine göre, Rasulullah
(s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve Celil olan Allah'ın yüz rahmeti
vardır. Ondan bir tanesini bütün mahlukat arasında taksim etmiştir. İşte,
insanlar, vahşî hayvanlar ve kuşlar, aralarında bununla birbirlerine merhamet
ederler."
181-Ahmed ve Müslim, Selman (r.a.)'ın Rasulullah'tan
şöyle buyurduğunu rivayet ederler: "Şüphesiz Aziz ve Celil olan Allah'ın
yüz rahmeti vardır. Ondan bir tanesiyle mahlukat, birbirine merhamet eder, yine
onunla vahşî hayvanlar yavrularına şefkat ederler. Aziz ve Celil olan Allah, 99
rametini Kıyamet Günü'ne ertelemiştir."
182-Buharî,
Ebu Hureyre'den, Rasulullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Allah
Teala yüz rahmet yaratmıştır. 99'unu yanında tutmuş bir tanesini yeryüzüne
indirmiştir. Bu bir rahmetle bütün mahlukat merhametleşir. Öyleki yavrusunu
incitme korkusundan dolayı at ayağını kaldırır."
183-Sebep[17]: Ahmed, Cündeb b. Abdullah el-Becelî'den şöyle
dediğini rivayet eder: "Bir arabî geldi, devesini yıktı ve onu
bağladı. Sonra Rasulullah
(s.a.v.)'ın arakasında namaz kıldı. Rasulullah namazını kılınca,
adam devesinin yanma gitti, bağını çözdü. Ona bindi ve sonra şöyle dedi:
"Ey Allah'ım,
bana ve Muhammed'e merhamet et, merhametindende bize kimseyi ortak kılma."
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) sahabeye (dönerek), "bu söze ne
dersiniz? Adam mı sapıttı yok sa devesi mi? Söylediğini duymadınız mı?"
Sahabe "evet duyduk" dediler.
Peygamber (s.a.v.)
adama, "sen Allah'ın rahmetini men ettin" buyurdu. "(Zira)
Allah'ın rahmeti geniştir. Allah yüz rahmet yaratmıştır. Ondan bir tanesini
mahlukata indirmiştir. Onunla mahlukat -cinler, insanlar ve hayvanlar-
birbirine şefkatli davranırlar. Allah in indinde 99 rahmet vardır. Söyler
misiniz? O mu daha sapıktır yoksa devesi mi?"
184-Hadis[18]:Taberanî,
"Evsad"ında ve
Beyhakî, "Şuab"ında, Rafi b. Yezid es-Sekafî'nin şöyle
dediğini rivayet ederler; "Rasulullah buyurdu ki: "Şeytan kırmızıyı
sever. Siz kırmızıdan ve göz alıcı elbiseden sakının."
185-Sebep[19]: Ahmed, Rafi b, Hadic'den şöyle rivayet eder:
Rasulullah (s.a.v.) göz alıcı bir kırmızı (elbise) gördü de bundan
hoşlanmadı."
(Gariptir ki), Rafi b.
Hadic vefat ettiği zaman tabutu üzerine kırmızı bir kadife çekmişlerdi. Bu da
insanları hayrete düşürdü.
186-Sebep: Ahmed, Rafı b. Hadic'den rivayet ettiğine göre, onlar
(bir gün) Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte bir sefere çıkmışlardı. (Ravi diyor
ki), Rasulullah (s.a.v.) yemek için konaklayınca herkes
devesinin yularını
boynuna takarak salıverdi. Develer ağaçlara doğru yöneldiler. Sonra biz
Rasulullah ile birlikte oturduk. Eğerlerimiz (yüklerimiz) develerin üzerinde
idi. Rasulullah başını kaldırdı ve elbiselerimizde bulunan kırmızı yünden
(örülmüş) ipleri gördü. Bunun
üzerine buyurdu ki:
"Ben, şu
üstünüzdeki kırmızı elbiseyi görüyorum." Biz, Rasulullah (s.a.v.)'ın bu sözünden
dolayı süratle yerimizden kalktık -hatta bazı develer bu süratten ürktü-.
Elbiseleri aldık ve onladaki kırmızı iplikleri çıkardık.
187-Hadis[20]:Ahmed ve Müslim,
Cabir'den rivayet
etmişlerdir: "Rasulullah (s.a.v.)
buyurdu ki: "Sizden
biriniz
hoşlanmadığı bir rüya
gördüğü zaman (uyandığında), sol tarafına üç kere tükürsün. Üç defa şeytandan
Allah (c.c.)'a sığınsın, yatış şeklini değiştirsin. (Sağa yatıyorsa sola, sola
yatıyorsa sağa dönsün)"
188- Ahmed ve Buharî, Ebu Said el-Hudrî'nin, Rasıılullah-(s.a.v.)'tan
şunu işittiğini rivayet ederler: "Sizden biriniz sevdiği bir rüya görürse
p, Allah'tandır. Allah'a hamd etsin ve onu anlatsın. Hoşlanmadığı bir rüya
görürse, o şey şeytandandır. Şaytanın şerrinden Allah'a sığınsın ve onu kimseye
anlatmasın ki onun zaran kendisine dokunmasın."
189-Sebep[21]: Ahmed ve Müslim, Cabir b. Abdullah'tan rivayet
ettiklerine göre, bir adam Hz. Peygamber'e gelir ve şöyle der: "Ey
Allah'ın Rasulü! Rüyamda başırmnMkesiIip yuvarlandığını ve benim de ardı sıra
gittiğimi gördüm." R:.,UıIullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Bu,
şeytandadır." Sizden biriniz hoşlanmadığı bir rüya gördüğü zaman kimseye
anlatmasın ve şeytandan Allah'a sığınsın."
190-Hadis[22]:Ahmed, Ebu Hureyre'den,
Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Sizden
biriniz aksırdığımz zaman "Elhamdu lillah" desin. O, "Elhamdu
Lillah" dediğinde (yanında bulunan) kardeşi de "Yerhamukellah (Allah
sana merhamet etsin)" desin.Ona karşı
da tekrar, aksıran kişi "a,
Allah durumunuzu düzeltsin ve size hidayet etsin" desin,"
191-Sebep[23]: Ahmed, Salim b. Ubeyd'den rivayet etmiştir. Dedi ki:
"Ben, Rasulullah (s.a.v.) ile bir seferde bulunmuştum. Bir adam aksırdı ve
sonra da sağlık, esenlik üzerine olsun" dedi. Diğeri de, "esenlik,
senin ve annenin üzerine olsun" dedi. Sonra Rasululah (s.a.v.) buyurdu
"Sizden biriniz aksırdiğı zaman, yahut "her halükârda Allah'a hamd
olsun. Yahit Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun" desin. Bunu duyan da
"Allah sana rahmet etsin" desin. Aksıran (tekrar) "Allah (c,c.)
sizi ve beni bağışlasın"
desin."
191a-Hadis[24]: Ahmed, Buharı ve Müslim, İbn Ömer'den Rasulullah
(s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet ederler: "Müslüman, müslümanın
kardeşidir. Ona zulmetmesin, onu hakir görmesin ve onu (her hangi bir tehlikeye
karşı) terketmesin."
192- Sebep[25]: Ahmed, Süveyd b. Hanzala'mnşÖyle dediğini rivayet
eder: "Biz, Rasulullah (s.a.v.)'ı görmeye çıkmıştık. Yanımızda Vail b.
Hücr (adında biri) vardı. Onu düşmanı yakaladı. însanlar yemin etmekten
kaçınıyorlardı. Ben, "o benim kardeşimdir" diye yemin ettim. Vail
bırakıldı. Biz de Rasulullah (s.a.v.)'a geldik. Bunu Rasulullah (s.a.v.)'a
anlattım. O da buyurdu ki: "Sen, onların en iyisi ve en doğrususun.
'Müslüman müslümanın kardeşi olduğu' konusunu doğru söylemişsin."
193-Hadis[26]: Ahmed, tbn Ömer'den
şunu rivayet etmiştir: "Hz. Peygamber (s.a.v.), yalnızlıktan, yani kişinin
yalnız yatmasını yahut yalnız sefere çıkmasını men etmiştir."
194-Hadis: Buharî, îbn Ömer'den rivayet ettiğine göre,
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Eğer insanlar, benim bildiğim gibi
yalnızlığın ne olduğunu bilselerdi, hiç kimse ebediyen yalnız olarak
gecelemezdi."
195-Hadis: Ahmed, Abdullah b. Amr b. As'tan rivayet ettiğine
göre Hz. Peygamber şöle buyurmuştur: "Tek yolcu, şeytandır, iki yolcu iki
şeytandır, üç yolcu ise cemaattir."
196-Hadis: Ahmed, Ebu Hureyre'den şunu rivayet etmiştir:
"Rasıılullah (s.a.v.), kadın gibi davranıp da kasden kadınlara
benzemek isteyen erkeklere lanet etmiştir. Kadınlardan da erkek gibi davranıp,
kendini kasden erkeğe benzetenlere lanet etmiştir. (Bunun gibi) evlenilmez
deyip de kendisini kadınlardan kesen erkeklere ve aynı şekilde söyleyen
kadınlara ve çölde yalnız yolculuk yapan kimse ile yalnız geceleyene de lanet
etmiştir."
197-Sebep[27]: Ahmed, tbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet eder:
"Hayber'den bir adam yola çıktı ve kendisine iki kişi tabi oldu. Sonra bir
kişi de o iki kişiye tabi olarak "dört kişilik grup halinde gidelim"
dedi. Ve onları iki kişi gitmekten alıkoyuncaya kadar uğraştı.
Sonra yola ilk çıkan
adama ulaştı ve dedi ki: "Şu iki kişi şeytandır. Ben, onları yoldan
alıkoyuncaya kadar kendilerinden ayrılmadım. Sen, Rasulullah (s.a.v.)'a
gittiğinde O'na selam ver ve zekâtları toplamak için burada olduğumuzu bildir.
Eğer uygun görürse zekâtları kendisine gönderelim." Adam, Medine'ye
ulaşınca durumu aynen bildirdi. Rasulullah da yolda yalnız olmaktan
nehyetti."
198-Hadis[28]: Buharî
ve Müslim, Ibn
Ömer'den naklettiklerine göre, Hz.
Peygamber, köpeklerin
öldürülmesini
"emretmiştir.
'"Müslim rivayetine şunu da eklemiştir:) Hatta çölden gelen bir kadının
köpeğini dahi öldürdük."
199- Sebep[29]: Ahmed ve Taberanî, Ebu Rafi'den şunu rivayet ederler:
"Cebrail (a.s.), Hz. Peygamber'e gelip içeri girmek için izin istedi. O da
izin verdi. Ancak Cebrail (içeri girmekte) gecikti. Bunun üzerine Rasulullah
(s.a.v.) ridasını aldı ve ona doğru yöneldi. O (Cebrail), kapıda ayakta
duruyordu.
"Sana izin
vermiştik ey Cebrail, niçin içeri girmedin?" dedi.
Cebrail:"Evet ey
Allah'ın Rasulü! İzin vermiştiniz. Fakat biz, içerisinde köpek ve resim bulunan
bir eve girmeyiz" dedi. Bunun üzerine evi aradılar. Bir de ne görsünler,
evlerinin birisinde bir köpek yavrusu var."
Ebu Rafi, rivayetine
devamla diyor ki: "Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), Medine'de tek bir
köpek bırakmayıp hepsini öldürmemi bana emretti. Yanında kendisini koruyan bir
köpeğin bulunduğu bir kadın gördüm. Kadına acıdım ve köpeğini bıraktım. Hz.
Peygamber (s.a.v.)'e geldim.
(Durumu haber verdim) Onu da
öldürmemi emretti ve döndüm onuda öldürdüm."
200-Hadis[30]: Ahmed, Ebu Kebşe el-Enmarî'nin, Rasuiullah-
(s.a.v.)'tan şunu işittiğini rivayet eder: "Üç (haslet) var ki, onlar
üzerine yemin ederim. Üzerine yemin ettiğim üç şey şunlardır:
1-Sadaka
vermekten kulun malı eksilmez.
2-Uğradıği
haksızlığa karşı sabreden kulun, Cenab-ı Allah ancak şerefini artırır.
3-
Dilencilik kapısını"açan bir kula, Allah Teala behemehal yoksulluk
kapısını açar."
201-Sebep[31]: Ahmed, Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre,
Peygamber (s.a.v.) otururken . bir adam Hz. Ebtıbekr'e sövdü. Peygamber, buna
hayret ederek tebessüm etti. Küfürün dozunu artırınca, Hz. Ebubekr de sözlerin
bazısını aynen ona iade etti. Bunun üzerine Rasuiullah (s.a.v.) kızdı ve oradan
kalktı. Ebubekr de Peygamber'in arkasından çıkıp O'na ulaştı ve şöyle dedi:
"Ey Allah'ın
Rasulü! Adam bana küfür ettiğinde Sen oturuyordun. Ne zman ki ben sözlerinin
bir kısmını ona iade edince, Sen gazaplandın ve kalktın." O da şöyle
buyurdu:
"O sana
küfrettiği zaman seninle beraber bir melek bulunuyor ve onun sözlerini
kendisine iade ediyordu. Sen, ona karşılık verince şeytan ortaya çıktı.
Dolayısıyla ben de şeytanla oturamazdım." Sonra buyurdu ki:
"Ey Ebubekr! Üç
şey haktır:
1-Zulme uğrayan bir
kul, bu zulümden dolayı Allah için susar ve sabrederse, ancak Allah Teala ona
yardım etmekle şerefini artırır.
2- Bir kişi bir atiyye (birisine sadaka verme)
kapısını açarsa, ancak Allah Teala (onun malını) çok çok artırır7.
3- Bir adam daha çok
mal elde etmek niyetiyle dilencilik kapısını açarsa, Allah, bu dilenmesi
sebebiyle onun malım azaltır.
202-Hadis[32]:Ahmed, Buharı
ve Müslim, Cerir
el-Becelî'den, Rasuiullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet ederler:
"Merhamet etmeyene merhamet edilmez."
203-Sebep[33]: Ahmed, Buharî ve Müslim, Ebu Hureyre'den, Rasuiullah
(s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet ederler: "Akra b. Habis, Rasuiullah
(s.a.v.)'ın Hz. Hasan'ı öptüğünü gördü ve şöyle dedi:
"Benim on tane
çocuğum var. (Şimdiye kadar) asla hiç birini öpmedim." Peygamberde bunun
üzerine buyurdu ki: "Merhamet etmeyene merhamet edilmez."
204- Hadis[34]: Müslim, Ebu Eyyufa'un, Hz. Peygamber'in şöyle
buyurduğunu rivayet eder: "Eğer Allah'ın, sizin için affedeceği bir
günahınız olmasaydı, sizin yerinize günahları olup affedeceği bir kavmi
getirirdi."
205-Müslim, Ebu Hureyre'den, Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle
buyurduğunu rivayet eder: Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki
eğer günah işlemeyip, (tevbe etmezseniz) Allah sizi yok eder. Sonra yerinize
günah işleyip Allah'tan mağfiret isteyen bir kavim getirir ve günahlarını
affeder."
206-Taberanî, İbn Abbas'tan, Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle
buyurduğunu rivayet eder:
"Eğer siz günah
işlemezseniz Allah Teala günah işleyen bir kavim getirir ve onların günahlarını
bağışlar."
207-ibn Asakir, Enes'in
şöyle dediğini rivayet eder: "Peygamber (s.a.v.)'in ashabı
kendisine gelerek, "biz bazı günahları işliyoruz" diye şikayette
bulundular. Peygamber de bunun üzerine onlara dedi ki:
"Eğer siz günah
işlemezseniz, Allah (c.c.) günah işleyen bir kavim getirir. Onlar
bağışlanmalarını isterler. Allah da onları bağışlar."
208-Beyhakî, Şuabu'l-İrnan'da, Abdullah b. Amr'dan şöyle
dediğini rivayet eder (il ayeti nazil olunca, Ebubekr (orada) oturuyordu. Sonra
birden ağlatmaya başla)dı.
Peygamber (s.a.v.)
buyurdu ki: "Ey Ebubekr seni ağlatın nedir?" Ebubekr:
"Bu sûre beni
ağlattı" dedi. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: "Eğer siz
affolunacak günah işlemeseydiniz ve
hata
etmeseydiniz Allah
Teala günah işleyecek, hata edecek ve günahları bağışlanacak bir kavim
yaratırdı."
209- Hadis[35]: Darekutnî, "İfrad" isimli eserinde, tbn
Ömer'den Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Bir
müslümanın birmüslümanı korkutması helal değildir."
210- Sebep[36]: İbn Asakir, Vahidî'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Zeyd b. Sabit, savaşa ilk katıldığı zaman daha on beş yaşlarında idi. O
gün Müslüman I ar'la beraber siper kazıyordu. Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Dikkat edin! Bu
iş çocuğa ağır gelir." Sonra Zeyd yoruldu. Uyku kendisine galip geldi ve
uyudu. Ammar b. Hazm gelip çocuğun silahını aldı. O hiç farkında olmadı. Daha
sonra Rasulullah şöyle buyurdu:
"Ey uyuyan öyle
uyudun ki silahın da gitti." Sonra buyurdu ki: "Bu çocuğun silahından
haberi olan var mı?" Ammar b. Hazm, "Ey Allah'ın Rasulü! silahını ben
aldım" dedi. (Sonra) onu geri verdi. Bunun üzerine Rasulullah, "bir
mü'minin korkutulmasını veya cidden bir şeyin alınmasını yasakladı."
211-Hadis[37]: Müslim ve Tirmizî, İbn Ömer'den,
Rasulullah(s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet ederler: "Bıyıklarınızı
kısaltınız, sakalınızı uzatınız."
212-Sebep[38]: İbn Neccar, "Tarih"inde, îbn Abbas'tan şunu
rivayet eder: "Acem'den bir grup
Rasulullah (s.av.)'a geldiler, sakallarını tıraş etmişler, bıyıklarını
uzatmışlardı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Onlara
muhalefet ediniz. Bıyıklarınızı kısaltınız, sakallarınızı kısaltınız.'
213-îbn Sa'd, Ubeydullah b. Abdullah'ın şöyle söylediğini
rivayet eder: "Rasulullah (s.a.v.)'a bir mecusî geldi. Bıyığını uzatmış,
sakalını kesmişti. Rasulullah ona, "böyle yapmanı kim emretti?"
buyurdu.
Mecusî:"Rabbim emretti" diye cevap verdi. Rasulullah ona karşı
buyurdu ki: "Fakat benim Rabbim, 'bıyıklarımı kısaltmamı, sakallarımı
uzatmamı bana emretti.
214-Ebu'l-Kasım b; Bişr, "Emali'sinde Ebu Hureyre'nin
şöyle dediğini rivayet eder: "Rasulullah (s.a.v.)'ın yanına sakallarını
tıraş etmiş, bıyıklarını uzatmış bir mecusî geldi. Rasulullah ona,
"yazıklar olsun, sana bunu kim emretti" buyurdu. Mecusî:
"Onu bana Kisra
emretti" dedi. Rasulullah buyurdu ki: "Benim Aziz ve Celil olan
Rabbim, sakallarımı uzatmamı, bıyıklarımı
215- Hadis[39]: Buharı, İbn Ömer'den, Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle
buyurduğunu rivayet eder: "Sizlerden birisinin karnının cerahatla dolu
olması, şiirle dolu olmasından daha hayırlıdır."
216- Sebep[40]: Ahmed ve Müslim, Ebu Said el-Hudrî'nin şöyle dediğini
rivayet ederler: "Biz, Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte "Arc"1
denilen yerde yürüyorduk. Birden orada şiir söyleyen bir şair arız oldu.
Rasulullah (s.a.v.), (onu görünce) buyurdu ki: "Şeytanı yakalayınız, yahut
tutunuz. Çünkü kişinin karnının cerahatla dolu olması, şiirle dolu olmasndan
daha hayırlıdır."
217- Hadis[41]: Dört hadis kitabında, Sahr el-Gamidî'den şöyle
rivayet edilmiştir: "Hz, Peygamber buyurdu ki: "Ey Allah'ım! Sabahın
erken saatlerini (sahurlarını) ümmetim için mübarek kıl."
218- Sebep[42]: Hatib ve îbn en-Neccar, "Tarih-i Bağdat"ta,
Enes'ten şunu rivayet ederler: "Ramazan aylarının birinde bir gece,
Rasulullah (s.a.v.) ile beraber dışarı çıktım.
Ensar'ın evleri
içerisinde ışıklar görüldü. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: "Ey Enes, bu
ışıklar nedir?" Dedim ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Ensar sahur yemeği
yiyorlar." O da buyurdu ki:
"Ey Allah'ım!
Sabahın erken saatlerini ümmetim için mübarek
kıl"
219- Hadis[43]: Ahmed, Buharî, Ebu Davud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mace,
Îbn Abbas'tan şunu rivayet etmişlerdir: "Rasulullah (s.a.v.), kırbanın
ağzından su içmeyi yasak etmiştir."
220-Buharı, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, İbn Mace ve
Beyhakî (Şuabu'l-İman'da), Ebu Davud'un şöyle söylediğini rivayet ederler;
"Hz. Peygamber, kırbanın ağzını dışa kınp ağzından su içmeyi men
etmiştir."
221-Sebep[44]: Beyhakî, "Şuabu'I-îmaiTda Zührî'den, o da
Abdullah b. Ebi Said'den şunu rivayet ediyor: "Bir adam kırbanın ağzından
su içti, karnına yılan (solucan veya kıl yılanı) kaçtı Bunun üzerine Allah'ın
Rasulü, kırbanın ağzını kırarak su içmekten nehyetti."
222-Hadis[45]: Buharı ve Müslim, Ebu Hureyre'den şu hadisi
naklederler: "Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ey Allah'ım!
Sen'den, elbette
Sen'ih bana muhalefet etmeyeceğin bir ahit almak istiyorum. Ben bir beşerim.
Herhangi bir mü'mine eziyet etmiş olursam, yahut kötü söz söylemiş olursam, Sen
onu Kıyamet Gününde o mü'min için sana yakınlığa vesile kıl."
223- Ahmed ve Müslim, Cabir b. Abdullah'ın
Rasulullah-(s.a.v.)'tan şöyle dediğini işittiğini naklederler: "Ben bir
beşerim. Aziz ve Celil olan Rabbim'e şart koştum ki, Müslümanlardan harhangi
bir kula kötü söz söylemişsem, onu kendisinin günahlarından temizlenmesine ve
mükafatlanmasına bir vesile kılsın."
224- Ahmed, Ebu Said el-Hudrî'den şunu nakleder; Rasulullah
buyurdu ki: "Ey Allah'ım! Sen'den bana muhalefet etmeyeceğin bir ahid
almak istiyorum. Ben bir beşerim. Herhangi bir mü'mine eziyet ettiysem yahut
ona kötü söz söylediysem yahut ona lanet ettiysem veya onu dövdüysem, Sen onu
Kıyamet Günü'nde o mü'min için Sana yakınlaşmaya vesile kıl."
225- Sebep[46]: Ahmed, Enes'ten şunu nakleder: "Rasulullah, Hz.
Ömer'in kızı Hafsa'ya bir adam gönderdi ve ona bunu tutumasını söyledi. Hafsa
buna dikkat etmedi. Adam da çıkıp gitti. Rasulullah (s.a.v.) geldi ve Hafsa'ya:
"Adam nerede?" diye sordu. Hafsa da:
"Ey Allah'ın
Rasulü! Adama dikkat edemedim o da çıkıp gitmiş" dedi. Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: Allah elini kessin."
Sonra Hafsa da
ellerini yukan kaldırdı. Rasulullah (s.a.v.) odaya girince, "ne yapıyorsun
ey Hafsa?" buyurdu. Hafsa da, "Ey Allah'ın Rasulü! Sen biraz önce
bana "elin kesilsin" demedin mi?" dedi. Rasulullah (s.a.v.)
buyurdu ki: "Ellerini aşağı indir, muhakkak ki benim ümmetimden herhangi
bir insanın aleyhine dua etmem, onun mağfireti içindir."
226- Ahmed ve Müslim, Enes'in şöyle dediğini naklederler:
"Ümm-ii Süleym'in yanında yetim bir kız vardı. (Ümm-ü Süleym, Enes'in
annesidir) Rasulullah (s.a.v.) bu yetim kızı görerek: o sen: misin?;
Hakikaten büyümüşsiün? Yaşın
büyümesin"buyurdu. Bunun üzerine yetim kıziağlayarâk-Ümm-üSüleym'e döndü
Ümm-ü Süleym
"Sana ne oldu ey kızcağız?"diye sordu) Cariye:"Nebiyyullah
(s.a.s),bana yaşın büyümesinî'diye beddua etti.Şimdi artık yaşım ebediyyen büyümeyecek Yahut ömrüm uzamayacak
dedi; Ümm-ü Süleym,acele baş örtüsüne
sarılarak hemen ve Rasulullah(s.a.s)’a
rastladı Rasulullah (s.a.s) ona .Nereye ey Ümm-ü Selyem ?diye sordu. O
da: "Ey Allah'ın Nebisi, Sen benim
yetim kızıma beddua'mı ettin? dedi.
Neymış o, ey Umm-u
Sülyem diye buyurdular. Umm-u
Suleyem:
- "Ona "yaşı
büyümes ve ömrü üzamasin"'dîye'dua ettiğini söyledi." bunun üzerine
Rasulullah;(s.a.y.).tebessüm etti.;Sonra şöyle, buyurdu: "Ya Ümm-ü Süleym!
Bilmez misin ki, benim Rabbim'e şartım vardır; Ben Rabbîm'e şart koştum da
şöyle söyledim:
Ben ancak bir beşerim
Beşerin razı oldugu gibi olur, beşerin kızdıgı gibi kızarım.İmdi ümmetimden
harhangi biri aleyhine hak etmedigi halde duada bulunursam, bunu onun icin bir
temizlik suyu , birzekat veKıyamet Günü ‘nde onu kendisiyle
Allah’ayaklaştıracak bir ibadet
yapmalısın”dedim.
227-Ahmed.Hal Ebişsuyar'ın söyJe(dsdiğinj rivayet eder:
"Rasulullah ile
berabe;rrnbji;. tak^m^ir^şanlaurf. yürüdüğünü gördüm. Ben de onlara tabi oldum.
Onların, aniden karşıma çıkmaları ve süratli yürümeleri beni hayrete düşürdü.
Ve onları biraz eğledim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) bana geldi ve hurma
dalı yahut budanmış bir dal veya misvak ağacı ya da elinde bulunan başka bir
incitmedi. Geceyi
geçirdim ve dedim ki: "Rasulullah (s.a.v.), bende olduğunu bildiği bir
şeyden dolayı bana vurmuştur."
Kendi kendime dedim
ki: "Sabah olunca Rasulullah (s.a.v.)'a gideceğim." Daha sonra Cibril
(a.s.), Peygamber'e geldi. O'na, "Sen bir çobansın. Sana uyanların
başlarını kırma" dedi. ,
Ebussivar, sözüne
devamla dedi ki: "Sabah namazını kılınca (yahut sabaha çıkınca),
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Muhakkak ki bana tabi olan insanların
bana tabi olmaları beni şaşırrmyor. Ey Allah'ım! Kime vurdum ve kime kötü söz
söylediysem, onu kendisi hakkında günahlarına keffaret ve bir mükafat yahut
mağfiret ve rahmet kabul eyle."
228- Hadis: Tirmizî, Aişe (r.a.)'den, Hz. Peygamber'in şöyle
buyurduğunu nakleder:"Aıalarında Ebubekr'in bulunduğu bir kavme ondan
başkasının imam olması uygun düşmez."
229- Sebep: Ebu'l-Abbas ez-Zevzenî, "Şeceretü'1-Akl"
adı kitabında Kasım b. Muhammed'in şöyle dediğini nakleder: "Avali
ehlinden olan Ensar'dan bir takım insanlar arasında (tatsız) bir mesele vuku
bulmuştu. Rasululah (s.a.v.), aralarını bulmaya (barıştırmaya) gitti. Bir takım
insanlar ikindiyi kılmış, dönüyorlardı. Hz. Peygamber, "ikindi namazını
kim kıldırdı?" diye sordu. Onlarda, "Ebubekir" diye cevap
verdiler. Bunun üzerine buyurdu ki:
"Çok güzel yapıyorsunuz. İçlerinde
Ebubekr'in bulunduğu bir kavme, başkasının imam olması yaraşmaz."
230-Hadis[47]: Buharî, Ebu
Hureyre'den, Ebu'l-Kasım (s.a:v.)'ın şöyle buyurduğunu nakleder: "Benim
adımla ad koyunuz, ama benim künyemle künyelenmeyiniz."
231-Sebep[48]: Ahmed,
Buharı ve Müslim,
Cabir b. Abdullah'tan rivayet
ettiklerine göre, Ensar'dan birisinin bir oğlu oldu. Oğlunun ismini Muhammed
koymak istedi ve bunun için Hz. Peygamber'e geldi. Hz. Peygamber de buyurdu ki:
"Benim adımla ad koyunuz, benim künyemle künyelenmeyiniz."
Bir başka lafızda ise
şöyle denilmiştir: "Rasululiah, Sa'd dışında hiçbir kimseye anne ve
babasını bir arada zikretmemiştir. Uhud Savaşı'nda Sa'd'a:
"At! Annem ve
babam sana feda olsun" demiştir."
237-Sebep: Taberanî, Sa'd'm şöyle dediğini nakleder: "Hz.
Peygamber kendisi (Sa'd) için anasını ve babasını bir arada zikretmiştir.
Şöyleki, müşriklerden bir adam, Müslümanlar'a eza, cefa ediyordu. Bunun üzerine
Rasululiah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Ey Sa'd! At,
annem ve babam sana feda olsun." (Sa'd sözüne devamla dedi ki:)" Ben
de ucunda demiri olmayan bir ok attım. Ok, adamın yanına isabet etti. Avret
mahalli açıldı. Bunun üzerine Rasululah (s.a.v.), öylesine güldü ki azı
dişlerini gördüm."
238-Hadisi[49]:Ahmed, Abdullah îbn Mesud'dan, Ebubekr ve Ömer'in,
kendisini şu şekilde müjdelediklerini nakleder: "Rasululiah (s.a.v,)
buyurdu ki: "Kimi, Kur'an indirildiği biçimde okumak sevindirirse, îbn-u
Ümm-i Abd'in (Abdullah îbn Mesud), okuduğu gibi okusun."
239-Ahmed, Amr b. Mustahk'tan, Rasululiah (s.a.v.)'ın
söyle buyurduğunu nakleder: "Kim Kur'an'ı indirildiği biçimde okumayı
isterse İbn-ü Ümm-i Abd'ın okuduğu gibi okusun."
240- Sebep[50]: Abdullah b. Ahmed, "Zevaidi'z-Zühd"de diyor
ki: "Bana Ebu Kamil Fudayl b. el-Hüseyn, ona el-Mufaddal el-Kûfî Ebu
Abdirrahman, ona İbrahim b. el-Muhacir, ona İbrahim en-Nehâî, ona Ubeyde, ona
da Abdullah İbn Mesud şöyle demiştir:
"Rasululiah
minbere çıktı ve bana "oku" buyurdu. Ben de O'na Nisa Sûresi'ni
okudum. .
"Her ümmetten
(inanç ve davranışlarının doğru olup olmadığına tanıklık edecek) bir şahit,
Seni de bunlara şahit getirdiğimiz zaman (halleri") nice olur?"
ayetine gelince, ayağıyla bana işaret etti. Ben de başımı kaldırdım. Birde ne
göreyim iki gözünden yaş akıyor. Bunun
üzerine buyurdu ki:
"Kim Kur'an'ı
indirildiği şekilde okumayı severse, İbn-ü Ümm-i Abd'in (İbn Mes'ud), okuduğu
gibi okusun."
241- Ahmed, Ömer b. Hattab'dan şunu rivayet eder:
"Rasululiah (s.a.v.), Ebubekr (r.a.)'in yanında geceleyin zaman zaman
Müslümanlar'ın meseleleri üzerinde sohbet ederdi. Yine onun yanında bir gece
sohbet ederken ben de yanındaydım. Rasululiah (s.a.v.} dışarı çıktı, biz de
beraber çıktık. O esnada bir adam mescidde namaz kılıyordu. Rasululiah onun
kıraatini işitmek için ona doğru yöneldi. Onun kim olduğunu anlamaya başlayınca
Rasululiah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
Rasulullah, bu
sorulann her birini sordukça, Ensar Rasulul-lah(s.a.v.)'a karşı:
"Allah ve Rasulü
en çok ihsan edicidir" dediler. Rasulullah (s.a.v.):"Sizleri Allah'ın
Rasulü'ne şöyle cevap vermeden men eden nedir?" buyurdu.
Rasulullah birşey
söyledikçe, Ensar: "Allah ve Rasulü, en çok ihsan edicidir*' dediler.
Rasulullah: "Eğer siz isteseydiniz, benim bu sorularıma şöyle şöyle cevap
verebilirdiniz:
("Sen'i kavmin
yalanlamıştı. Bize hicret ettin. Biz Sen'i tasdik ettik. Kavmin Sen'i terketti,
biz Sana yardım ettik. Kavmin Sen'i kovdu, biz Sen'i bağrımıza bastık. Sen
yoksuldun, biz Sen'i malımıza ortak yaptık" diyebilirdiniz. Bunlar
doğrudur.")
"İnsanlar
aldıkları koyunlar ve develerle evlerine giderlerken,' sizler peygamberle
birlikte evlerinize gitmenizden razı oluyor musunuz? Eğer hicret fazileti
olmasaydı, muhakkak ben, Ensar'dan bir kimse 'olurdum. însanlar bir vadiye, bir
dağ yoluna gitmiş olsalardı, ben muhakkak, Ensar'ın vadisine ve dağ yoluna
giderdim. Ensar, deri üzerine giyilen iç fanilası, diğer insanlar da onun
üzerine giyilen elbiselerdir. Sizler, benden sonra, yolunda başkalarının
sizlere tercih edileceği zamana kavuşacaksınız. Sizler, bunlara sabrediniz.
Nihayet, sizler havuz başında bana kavuşacaksınız."
246- Hadis[51]: Ahmed ve Müslim, Ebu Said'den şunu rivayet ederler:
"Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ashabıma sövmeyin. Nefsim kudret
elinde olan Allah'a yemin ederim ki, sizden biriniz Uhud Dağı kadar altın
sadaka verse onlann verdiği bir ölçeğe veya onun yansı kadar sadakaya denk
olamaz."
Burkanı,
"Sahih"inde bu rivayete şunu ekler: "Sizden biriniz hergün Uhud
Dağı kadar sadaka infak etse.."
247- Sebep: Ahmed, Enes'ten şunu rivayet ediyor: Enes dedi ki:
"Halid b. Velid ile Abdurrahman b. Avf arasında bir°sÖz vardı. Halid,
Abdurrahman b. Avf a, "bizden Önce müslüman olup, bizim önümüze geçtiğiniz
günler vasıtasıyla kendinizi yüceltiyorsunuz" dedi.
Bu sözün Rasulullah'a
zikredildiği, bize kadar geldi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Ashabımı bana
bırakınız. Nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki, sizden biriniz,
Uhud Dağı kadar yahut onun gibi bir dağ altın infak etseniz, onlann amellerine
ulaşamazsınız."
Buna benzer bir
rivayeti de îbn Asakir, E.bu Said el-hudrî'den rivayet ediyor. Ebu Said dedi
ki: "Abdurrahman b. Avf ile Halid b. Velid arasında bir şey vardı. Halid,
ona sövdü. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Ashabımdan hiç
birine sövmeyiniz. Eğer sizden biriniz Uhud Dağı kadar altın infak etse,
onların bir ölçeğine veya yarısına erişemez."
248-Sebep[52]: îbn Asakir, Ebu Hııreyre'den rivayet ettiği bir
hadiste o, şöyle demiştir:
"Abdurrahman b.
Avf ile Halid arasında insanlar arasında, cereyan eden birşey vuku buldu. Bunun
üzerine Rasulullah buyurdu ki:"Ey Ebe'l-A'ver, Allah aşkına onuncusu
kimdir?" dediler, Said şu mukabelede bulundu:
"Benden Allah
aşkına istediniz, Ebu'l-A'ver de çenettedir." Ebu'1-AVer, Said b. Zeyd b.
Amr b. Nufeyldir.
254- Sebep: tbn Asakir, Said b. Zeyd'in şöyle dediğini kaydeder:
"Ebubekr Sıddık'ın, Rasulullah (s.a.v.)'a şöyle dediğini işittim.:
"Nolaydi cennet ehlinden olan sağ bir adam görseydim." Rasulullah
(s.a.v.) bunun üzerine ona buyurdu ki: "îşte, O, ben cennet
ehlindenim." Ebubekr dedi ki:
"Ey Allah'ın
Rasulü, Sen'in ehl-i cennet olmandan benim bir şüphem yok." Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.v.), ona cennet ehlini saymaya başladı ve şöyle buyurdu:
"Ey Ebubekr! Ben
cennet ehlindenim, sen de cennet ehlindensin, Ömer de cennet ehlinden, Osman da
cennet ehlinden, AH de cennet ehlinden, Talha cennet ehlinden, Zübeyr cennet
ehlinden, Abdurrahman b. Avf cennet ehlinden, Sa'd b. Malik cennet
ehlindendir." (Ravi, yani Said b. Zeyd) sözüne devamla, "onuncunun da
adını söyledim, (söylediğim halde) onlar yine, "Allah aşkına onuncu
kimdir?" diye sordular. Ben de "benim" dedim."
255- Hadis[53]: Müslim, Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre,
Allah'ın Rasulü şöyle buyurmuştur: "Muhammed'in nefsi, kudret elinde olan
Allah'a yemin olsun ki şu Yahudi ve Hristiyan toplumundan beni işittiği halde,
kendisiyle gönderildiğim şeye iman etmeden ölürse, o cehennem ehlinden olarak
ölmüştür."
256- Sebep: Darekutnî, "tfrad"da Abdullah tbn Mesud'un şöyle dediğini
rivayet eder:
"Peygamber
(s.a.v.)'e bir adam geldi ve şöyle dedi:
"Ey Allah'ın
Rasulü, ben Hristiyanlar'dan İncil'e tam bağlı bir adam, aynı şekilde
Yahudiler'den de Tevrat'a son derece bağlı bir adam gördüm ki, bunlar Allah'a
ve kendi peygamberlerine inanıyorlar, fakat Sana tabi olmuyorlar." Bunun
üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Yahudi ve Hristiyanlar'dan
bir kimse benim (davetimi) duyduğu halde, bana tabi olmazsa, gideceği yer
cehennem olur.256a-
Hadis:[54] (..............)
Not: Suyutî'nin
kitabında her iki nüshada da hadis silinmiştir.
Onuncusu, "Kocam
Malik'tir. Amma ne Malik! Malik bundan çok daha hayırlıdır. Onun çok çöken, az
dolaşan develeri vardır. Ud sesini işittiler mi helak olduklarını
anlarlar" demiş.
Onbirincisi,
"Kocam Ebu Zer'dir. Amma ne Ebu Zer! Zihetten kulaklarımı şakırdattı.
Bazulanmı yağla doldurdu. Beni sevindirdi. Benim de gönlüm ferah oldu. Beni dağ
başında bir koyun sürücüğü sahibinde buldu da at kişnemesine ve deve sesine
sahip harman döğen, tınas savuran bir aileye kattı. İşte onun yanında
konuşuyor, burunlanmıyorum; uyuyor, sabahlıyorum; içiyor ve kanıyorum. Ebu Zer'in
oğlu da ne Ebu Zer oğlu! Yatağı, soyulmuş hurma lifi gibi. Kendisini bir
kuzunun budu doyurur. Ebu Zer'in kızı da ne Ebu Zer kızı! Anasına, babasına
muti'. Çarşaf dolusu ortağını çatlatan takımından... Ebu Zer'in cariyesi de ne
Ebu Zer cariyesi! Bizim laflarımızı (ortalığa) yaymaz. Zahiremizi döküp,
saçmaz. Evimizi de kuş yuvasına çevirmez.
Tulumlarımızda süt
çalkalanırken Ebu Zer çıktı (gitti). Ve bir kadına rastladı ki yanında pars
gibi iki çocuğu var. Böğrünün altındaki iki nar tanesiyle oynuyorlar. Hemen
beni boşayıp onu nikahladı. Ben de ondan sonra eşraftan bir adama kocaya vardım
ki, yürüyüşlü bir ata biner. Eline Hattî mızrak alır. Evime birçok develer
getirir. Bana her hayvandan bir çift verdi.
"Ye Ümm-ü Zer!
Akrabana da ver" dedi. Ama onun bana verdiği herşeyi toplasam Ebu Zer'in
kaplarının en küçüğünü doldurmaz" demiş.
Aişe şunu söylemiş:
"Rasulullah (s.a.v.) bana, "Ben, senin için Ümm-ü Zer'e nisbetle Ebu
Zer' gibiyim" buyurdular.
Kadınların bu
konuşması Medine'de geçmiştir. Yemen'de bir köyde konuştukları rivayet edildiği
gibi, konuşmanın Mekke'de cereyan ettiği dahi rivayet olumuştur. Bir rivayette
bu konuşma cahiliyet devrinde olmuştur. Kadınlar, söze başlarken, kocalarına
ait bildiklerini noksansız söyleyeceklerine söz vermişlerdir. Hatıb-i Bağdadî,
"el-Mübhemat" namındaki kitabında bu hususta şunları söyler:
"Ümm-ü Zer' hadisinde zikri geçen kadınların isimlerini söyleyen kimse
bilmiyorum. Onların isimleri benim tarikte zikredilmiştir ki bu da çok
gariptir..."
Bağdadî'nin
rivayetinde birinci kadının imi meçhul kalmış, ikincinin ismi Amra binti Amr,
üçüncünün Huney' binti Na'b, dördüncünün Mühedded binti Ebi merzeme, beşincinin
Kebşe, altıncının Hind, yedincinin Huney binti Alkame, sekizincinin Yasir binti
Evs b. Abd, onuncunun Kebşe binti Erkam, onbirincinin Ümm-ü Zer' binti Ekhel
olduğu bildirilmiştir. Dokuzuncunun ismi de bulunamamıştır.
Birinci kadın şunu
demek istemiştir: Kocamda birkaç cihetlerden hayır yoktur. Evvela kendisi deve
eti gibidir, koyun eti gibi değildir. Bunun la beraber arık, zayıf ve kötüdür.
Bir de elde edilmesi, yanına varılması güçtür. Hattabî dağ başı tabirinden onun
büyüklendiği
manasını çıkarmış ve
sözün: "Hayırsızlığı ile beraber büyüklenmeyİ ve huysuzluğu da kendinde
toplamıştır" manasına geldiğini söylemiştir.
"Semiz değil ki
götürülsün" tabirinden murad; semiz değlildir ki, insanlar onu evlerine
götürüp yesinler, demektir.
Hâsılı kadın, kocasını
zemmetmiş ve sözünü açığı gizliye, mütevehhemi mahsusa, hakiri kıymetliye
benzeterek ifade etmiştir.
ikinci kadının sözü
iki suretle teVİI edilmiştir. Birinci te'vile göre cümledeki zamir habere
aittir. Mana şudur: "Kocamın haberi uzundur. Tafsilatına girişirsem
anlatmakla bitiremem. İkinci te'vile göre zamir kocasına aittir, ibaredeki
"la" ziyadedir. Ve cümle, "Beni boşar da onu terkederim, diye
korkarım" manasınadır.
Ucer ile Bücer'den
murad kocasının kusurlarıdır. Hattabî Üe diğer bazı ulemaya göre, kadın bu
sözle kocasının gizli kusurların kasdetmiştir. Lügat manası, Ucer'in sinir veya
damarların düğümlenerek çıkıntı halinde görülmesi manasına geldiğini, Bücer de
aynı manaya gelirse de hassaten karında olduğunu söylemişlerdir. Bundan
dolayıdır ki, göbeği çıkık kimseye Araplar "Ebcer" derler.
İbnu'l-Arabî, Ucer'in sırtta şişkinlik manasına geldiğini, göbekte olursa buna
"Bücer" denildiğini sölmeşitir.
Üçüncü kadın,
kocasının uzun olduğunu söylemiştir. Bundan muradı faydasız derecede uzun
olduğunu anlatmaktır. Bu kadın, "Ben kocamın kusurlarını söylersem beni
boşar. Susarsam beni muallakta bırakır" demek istemiştir. (Muallaka,
kocası kendisini terk edip giden kadın demekttir. Böyle bir kadın ne bekâr, ne
evli demektir. Muallaktadır)
Dördüncü kadın
kocasını beliğ bir şekilde methetmiştir. Sözünün manası: Kocam tatlı geçimli
Tihame beldesinin geceleri gibi mutedildir. Ahlakı güzel olduğu için onun
tarfindan hiçbir sıkıntı ve gailem yoktur. Sohbeti de beni bıktırmaz, demektir.
Beşinci kadın da
kocasını beliğ bir şekilde methetmiştir. Ona pars'a benzetmesi çok uyuduğu
içindir. Evde bıraktığı malını ve eşyasını sorması da bundandır. Dışan çıkıp
halk arasına karıştığı, yahut harbe iştirak ettiği zaman arslan gibi cesur
olduğunu__söylemiştir.
Kadı İyaz'ın
rivayetine göre, İbn-i Ebi Üveys pars kesilmekten murad; eve girdiği zaman pars
gibi benim üzerime çullanır, demettir. Herhalde kadın, bununla hemen cinsî
muameleye girişir demek istemiştir, mutaalasmda bulunmuşsa da sahih ve meşhur
olan tefsir birincisidir.
Altıncı kadının sözüne
gelince: Ulema Leffin yiyecek çeşitlerini karıştırarak bir şey bırakmamak
şartıyla yemek manasına geldiğini söylemişlerdir. Iştifaf dahi bütün kaptakini
içmek manasına gelir. Kadının, "Kederi anlamak için elini sokmaz"
sözüne gelince Ebu Ubeyd:
"Zannederim bu
kadının vücudunda bir kusur veya hastalık varmış da bu sözle ondan kinaye
yapmıştır. Çünkü (bes) gam, keder demektir.
Herhalde kocası,
karısına zahmet vermemek için elini kadının elbisesinin içine sokmazmış. Bu
suretle kadın onu mürüvvet ve güzel ahlakla vasıflandırrmştır" diyor.
İbnu'l-Arabî ise,
kadının sözünü medh değil, zemm kabul etmiştir. Ona göre kadın: Yatarsa,
elbisesine sarınır uyur, benim ona karşı beslediğim sevgiyi anlamak için
beraber yatmaz, demek istemiştir.
Diğer ulemaya göre;
kadın bu sözüyle benim halimi, işlerimi soruşturmaz, demek istemiştir.
İbn Kuteybe, Ebu
Ubeyd'e itiraz etmiş ve : "Kadın, onu nasıl medheder. Halbuki sözünün
başında zemm etmişti" demişse de İbn-u Enbarî bu itirazı beğenmemiş;
"Kadınlar
kocalarına ait hiçbir şeyi gizlemeyeceklerine söz vermişlerdi. Bunlardan
kiminin kocası tamamen güzel evsafta olduğu için methetmiş, kiminin kocası kötü
ahlaklı olduğundan karısı zemmetmiş. Bazılarının kocaları da iyi ile kötüy cem
etmiştir. Karısı da onu o surette anlatmıştır" demiştir. Hattabî ve
başkalardı İbnu'l-Arabî ile Tbn Kuteybe'nun mutaalasını kabul etmiş, Kadı tyaz
da buna taraftar olmuştur.
Yedinci kadının sözünde
ravi (Gayaya) mı dedi. Yoksa (Ayaya) mı diye şekketmiştir. Ebu Ubeyd ile diğer
bazı ulema gayaya tabirini reddetmiş, doğrusunun ayaya olduğunu söylemiştir.
Ayaya, döl tutturamadiği için kadına yanaşamayan manasına geldiğini söylerler.
Kadı İyaz ile başkalarına göre Gayaya tabiri de doğrudur. Bu kelime gayaye'den
alınmıştır ki, karanlık demektir. Şu halde kadının muradı, kocam hiçbir işe yol
bulamaz, demektir. Yahut onu ağır yıldızlılıkla vasfetmiş, "Kocam içinde
hiçbir ziya bulunmayan koyu karanlık gibi bir adamdır" demek istemiştir.
Gayaya'nın
"Gay"dan alınmış olması da mümkündür. Gay; kötülüğe düşmek, yahut
haybet ve hüsrana uğramak manalarına gelir. Bu takdirde sözün manası,
"Ahmaklığından dolayı kocamın işleri üzerine yığılmış kalmış" demek
olur. Bu hususta başka te'viller de yapılmıştır.
Sekizinci kadın
kocasını methetmiştir.
Zerneb: Bir nevi güzel kokudur. Za'feran manasına geldiğini
söyleyenler de vardır. Bazılarına göre, kadın kocasının vücudunun değil, halk arasında
elbisesinin güzel koktuğu manasını kasdettiğini beyan etmişlerdir. Hatta bundan
kocasmn güzel ahlakını ve hüsn-ü muaşeretini kasdettiğini, "Teni
tavşan" ifadesinin açık açık bu manayı belirttiğini söylemişlerdir.
Dokuzuncu kadın,
kocasını methetmiştir. Ulema direği yüksek tabirinden şeref ve madih manası
kasdedildiğini söylemişlerdir. Direğin yüksekliğinden, o zatın kavminin
içindeki yüksek mertebesi kasdedilir. Kılıç kınının uzunluğundan, onu taşıyanın
da uzun olması lazım gelir. Keza, külün çokluğundan, müsafir çokluğu ve
cömertlik manası kasdedilir. Araplar, bunlarla övünürlerdi. Bazıları külün
çokluğundan misafirlere yol göstermek için yakılan ateş kasdedildiğini
söylemişlerdir. Zira cömert kimseler gece karalığında ateşi tazim ederler. Onu
yüksek yerlere yakarak misafirler yol bulsun diye ellerinde meşaleler
bulundururlardı.
Nâdi: Meclis demektir.
Evi meclîse yakın olan adam, cömert ve reis olurdu. Çünkü meclise gelenler
birçok ihtiyaçlarını.yakın evlerden görürlerdi. Cimri takımı oralardan uzakta
yaşarlardı.
Onuncu kadın dahi
kocasını medhetmiştir. Kocasının getirdiği develerin avlusunun içine
çöktüklerini, onları ancak zaruret miktarı mer'aya saldığını, ekseriyetle
avluda yattıklarını, misafir gelirse sütlerinden ve etlerinden onu ağırlamak
için develerin hazır bulunduklarını anlatmak istemiştir. Kocası develeri ud
sesine alıştırmış olduğundan, sanki develer kesileceklerini anlarlarmış gibi,
kesilmeye hazır olduklarını ifade etmiştir. Bu hususta başka sözler de
söylenmiştir.
On birinci kadın ilk kocasını
son derece methetmektedir. Bu meyanda "Bazularımı yağ ile doldurdu"
demektedir ki, bundan murad sadece kollarının değil bütün vücudunun semizleyip
yağ bağlamasıdır. Kadının ifadesinden kendinin dağ başında bir çobanın kız
olduğu, at ve deve sahibi olan zengin Ebu Zer ile evlendiği anlaşılıyor."
Araplar koyun
sahiplerine kıymet vermez, deve ve at sahiplerine itibar ederlerdi. Ebu Zer'in
çiftliği de vardır. Kadının, onun yanında bir sözü iki olmamış, rahatça yiyip
içerek yaşamıştır. Kayın validesinin ambarlan zahire ile doludur. Evi geniştir.
Kocasının ilk karısından tığ gibi bir oğlu vardır. Kendisi ince ve hafif
olduğundan, yattığı yer soyulmuş hurma lifi gibi incedir.
Şatbe: Hurma dalından soyulan ince şerittir. Bazıları bu
tabirden kınından çekilmiş kılıç manası kasdedihniş olduğunu söylemişlerdir.
Bir kuzunun budu ile doyması da ayn bir meziyettir. Çünkü bundan murad az
yediğini anlatmaktır. Araplar az yemekle övünürlerdi. Kadın, Ebu Zer'in kızını
da methetmiştir. Bu kız, annesine, babasına itaatli, çarşafını dolduracak kadar
semiz, ortağını çatlatacak kadar yakışıklıdır. İkinci rivayette bu kızın çekik
karınlı olduğunu söylemiştir. Bazıları "çarşafı boş" tabirinden
bedenin çarşafla sarılan üst kısmının zayıf, alt kısmının ise dolgun olduğunu
söylemişlerdir. "Çarşaf dolusu" tabiri de bunu te'yid etmektedir.
Kadı İyaz diyor ki: "Evla olan şöyle demektir: Kızın omuzlan ve göğsü
dolgundur. O derecede ki çarşafı kabartır da cesedine dokunmaz olur. Alt kısmı
ise böyle değildir" diyor. Bu kadının ifadesine göre Ebu Zer'in cariyesi
de imrenilecek gibidir. Kimseye laf taşımaz, zahireyi döküp saçmaz, evi kuş
yuvasına çevirmez bir hizmetçisidir. Bundan murad; süprüntüleri kuş yuvası gibi
dağınık bırakmaması, evi tertemiz tutrnasıdır.
Evtab: Vatb'm cemidir.
Vatb: İçinde yağ çalkalanan tulum ve yayıktır. Evinde yayıklar döğülür, sütler
çalkalanır; varlık kapıdan taşarken Ebu Zer'in evinden niçin çıkıp gittiği izah
edilmemiştir. Niçin evlendiğine dair de söz yoktur. İhtimal Ümm-ii Zer'in yayık
döğerken çok yorulduğunu ve istirahata ihtiyacı olduğunu görerek evlenmiştir.
Evlendiği kadının aslan yavruları gibi iki çocuğu vardır. Onun böğrünün altında
iki nar tanesiyle oynamaktadırlar. Ebu Ubeyd'e göre bu cümlenin manası kadının
geniş çantılı olması ve yan üstü yattığı zaman böğrünün altında nar tanelerini
geçecek kadar bir boşluk kalmasıdır.
İbn-i Üveys'e göre iki
nar tanesinden murad, kadının memeleridir. Kadı Tyaz bu tevcihi daha güzel
bulmuş ve: "Çocukların annelerinin sırtlarının altından nar tanesi
atmaları adet olmadığı gibi, kadınların bu şekilde yatıp, erkeklerin onların
görmeleri dahi adet değildir" demiştir.
Ümm-ii Zer tekrar
zengin bir ağa ile evlenmiştir. Kocasının malı çoktur, yeni kocası ona her
çeşitten birer çift kesilecek hayvan ve hizmetçiler vermiştir. Malından
yakınlarına yedirmesine de müsaade etmiştir. Fakat ilk kocasının varlığı
yanında bütün bunlar onun en küçük kabını dolduracak kadar bile çok değildir.
Görülüyor ki Ümm-ii
Zer1 hala ilk kocasını sevmektedir. Onun için ikinci kocasının ikramları gözünü
dolduramamıştır Bundan dolayı bazı büyükler, gözü ilk kocasında kalır
endişesiyle boşanmış bir kadınla evlenmeyi iyi görmemişlerdir.
Kadı Iyaz:
"Ümm-ii Zer'in sözünde erişilmez birfasahat ve belagat vardır..."
demiş; onu bir hayli övmüştür.
Hikâyenin sonunda
Rasulullah (s.a.v,), Hz. Aişe'ye: "Ben senin için Ümm-ii Zer'e nisbetle
Ebu Zer' gibiyim" buyurmuştur. Ulemanın beyanına göre bu söz onun gönlünü
almak ve kendisiyle iyi geçindiğini anlatmak içindir. Bir rivayette bu söze
karşı Hz. Aişe: "Annem, babam Sana feda olsun, belki Sen benim için Ebu
Zer'den daha hayırlısın" demiştir.[55]
[1] Hadisin kendisini ve Sebebini Zehebî,
MiZanii'l-T'tidal (adlı eserin)da zikretmiştir, 4/391, Beyhakî, eş-Şuab, s.
232, Acİunî, Keşfu'I-Hafa, 1/528, Ebu Nuaym el-îsbehanî, Ahbaru'l-İsbehan,
1/143.
[2] Birinci hadisin lafzı Ahmed'e aittir, 3/299,
Ebu
Davud, Kitabu'l-Cihad, 2/81,
Buharî,
Kitabu'n-Nikah, 7/50,
Ahmed,
Müsned, 2/299.
"Bir
başka lafız da şöyledir" şeklindeki hadis Buharî'nin lafzıdır. Ayrıca;
Ahmed,
Müsned, 3/335, 395, 399,
Tirmizî,
Ebvabu'l-Tstizan, 4/166,
Müslim,
Kitabu'l-İmara, 4/587,
Abdurrezzak,
Musannaf (7/495)ında, Abdurrahman b. Hermele!nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasulullah (s.a.v.), gece yansı bir yere konaklayınca, birmünadiye,
"kadınlarınıza geceleyin gitmeyiniz" diye nida etmesini
emretti." (Ravi) dedi ki: "İki kişi bu konuda acele ettiler.
Kadınlarının yanına gittiler de onların yanında yabancı adam buldular. Bu durum
Rasulullah (s.a.v.)'a haber verilince, "kadınlarınızın yanına geceleyin dönmekten
nehyetmedim mi?" diye buyurdu
[3][3] Abdurrezzak, Musannaf, 7/496.
İkinci
hadis:
Lafız
Ahmed'e aittir, 3/451.
Bu
hadiste zikredilen sebep önceki sebebe göre daha kuvvetlidir.
Hz.
Peygamber'in seferden dönerken geceleyin eve dönmeyi nehyetmesinin sebebi,
zannedilmesin ki suçluyu korumaya ve onun suçunu gizlemeye yöneliktir. Durum
şudur:
Her
ne kadar şeriat bazı konularda setri (suçu gizlemeyi) teşvik etmişse de
buradaki setr, geceleyin gelen yolcunun hakkına riayeti temin etmek içindir.
Nitekim Buharî'nin rivayet ettiği bir hadisten de anlaşıldığına göre, seferden
gelen kimsenin hanımı kendisi için taransın, temizlensin diye geceleyin gitmesi
nehyedilmiştir. Yoksa suçluyu korumak için evlere gitme durumu nehyedilmemiştir
(Buharî, Kitabu'n-Nikah, Bab-u Talebi'l-Veled, 7/50).
Seferden
dönen kişi, bütün arzusunu ehli için biriktirir. Kadınlar eğer hıyanet ehlinden
iseler onların bu durumu uzun süre saklı kalmaz. Ayıplarının zevceleri
tarafından ansızın yakalanmasındansa gözetleyerek suçlanmn ortaya çıkarılması
daha evladır. Eğer hıyanet ehlinden değil iseler zevceleriyle arzularındaki
muhabbeti artırmak için süslenmeleri gerekir.
Fethu'1-Barî
sahibi (İbn Hacer) şöyle der:
"Nehyin,
uzun müddet ayrılma kayd altına alınması, bu işin sebebinin kendisi olduğuna işaret
eder. Yoksa hüküm illetine göredir. İllet varsa hüküm vardır. İllet yoksa hüküm
yoktur. Uzun süreli aynlma söz konusu ise geceleyin eve gitme nehyedilmiştir.
Aksi halde neyih söz konusu değildir. Mesela, bir ihtiyacı için gündüzün
evinden ayrılan, geceleyin evine dönebilir. Bu hüküm, onun için söz konusu
değildir." (Fazla malumat için bakınız, Fethu'1-Barî, 9/340).
Müslim'in
Nevevî şerhinde de bu konuya şu şekilde temas edilmiştir: "Aynlığı az
süren adamın, geceleyin evine dönmesinde bir mahzur yoktur. Nitekim
rivayetlerin birinde de şöyle denilmiştir:
"Adamın
seferi uzun sürüp, büyük bir kafile ile yahut askerî ve buna benzer, topluluk
ile geri döndüğü yayılırsa ve döndükleri, herkes tarafından anlaşılırsa, kadın
kendi kocasının da onlarla döndüğünü anlarsa bu durumda kocanın dilediği zaman
evine dönmesinde bir sakınca yoktur. Zira nehyin sebebi ortadan kalkmıştır.
Başka bir hadis-i şerif de bunu teyid eder, "Hanımlann taranması ve
temizlenmeleri için zaman veriniz," (Nevevî, Şerh-i Müslim, 4/588
[4] Lafız Buharî'ye aittir, Kitabu'1-İlm, 1/40,
Müslim,
Kitab-u Fezaili's-Sahabe, 5/396,
Ahmed,
Müsned, 2/Î21.
Müslim,
konuyla alakalı olarak îbn Ömer'in şöyle dediğini ilave eder:
İnsanlar
Rasulullah'ın, "yüz sene sonra kimse kalmayacak" sözünden hiçbir
canlının kalmayacağını zannettiler. Halbuki Rasulullah (s.a.v.) o anda yaşayan
kimselerden yüz sene sonra kimsenin kalmayacağını söylemek istemiştir.
(Bakınız, Buharı, Kitabu'İ-Mevakıt, 1/156; Müslim, Fedailu's-Sahabe, 5/399.
Rasulullah, bu sözü vefatından yaklaşık bir ay evvel söylemiştir
[5] Müslim, Kitab-u Fedaili's-Sahabe, 5/398, Ahmed,
Müsned, 3/326 (muhtelif lafızlarla)
[6] Hadisin lafzı İbn Mace'ye aittir, i/75,
Tirmizî,
Ebvabu'1-Tlm, 4/149,
Darimî,
1/107, Ahmed, Müsned, 2/505. Birinci hadis: '
Ahmed, Müsned, 4/359,
Müslim,
Kitabu'z-Zekat, i/70, 3/52,Nesâî, Kitabu'z-Zekat, 5/56
İkinci
hadisAhmed, Müsned, 5/387,
Üçüncü
hadis: Ahmed, 2/520, îbn-Mace, Mukaddime, 1/74
[7] Bu hadis Buharî'nin rivayet ettiği hadisin bir
parçasıdır, Kitabu'z-Zekat, 2/139. Müslim'de de hadisin bir kısmı rivayet
edilmiştir, Kitabıı'z-Zekat, 3/73,
Darimî,
Kitabu'z-Zekat, 1/383, Nesâî, Kitabu'z-Zekat, 5/46, Ahmed, Müsned, 3/402
[8] Hadis, Buharî'nin rivayet ettiği hadisin bir
parçasıdır, itabu'z-Zekat, Babu'l-İstifaf ani'l-Meseleti, Müslim, 3/75,
Tirmizî, Ebvab-u Sıfati'l-Kıyame, 3/56
[9] (169. hadis): Buharî, Kitabu'l-İ'tjsam, 9/133,
Müslim,
Kitabu'I-Ekdiyye, 4/310,
Ahmed,
4/204,
Tirmizî,
Ebvabu'l-Ahkam, 2/392,
Nesâî,
Kitab-u Adabi'l-Kudat, 8/197,
İbn
Mace, Kitabu'l-Ahkam, 2/776, Ahmed,
4/198
[10] Ahmed, 5/323, Hakim, Müstedrek, 4/359
[11] Bu hadisin senedi mürseldir
[12] Müslim, Kitabu'1-Birr, 1/451, Ahmed, 4/362, 366, İbn
Mace, Kitabu'1-Edeb, 2/216, Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, 2/554.
[13] Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, 2/554, , Müslim, Kitabu'1-Birr, 5/454.
1 Başka bir nüshada, yumuşaklık (J-ij) yerine,
nzk (JJj) kelimesi bulunmaktadır
[14] Ebu Davud, Kitabu'1-Buyu', 2/260, Nesaî,
Kitabu'1-Umra, 6/237.
[15] Birinci hadis; Ahmed, 1/295.Olayda ismi geçen kelimesi
kelimesinin cemidir. İbn Sa'd Tabakat'ında bu kıssayı şu şekilde anlatır
(2/67):
"Rasulullah
(s.a.v.), Kürz İbn Cabir el-Fihrî'nin yirmi atlıdan olan seriyyesini, develeri
çalanlar üzerine gönderdi. Kürz, bunlara doğru yöneldi. Onları kuşatıp esir
aldı. Sonra da atların terkisine bağlayıp Medine'ye getirdi. O arada Rasulullah
Gabede idi. Esirleri Rasululiah (s.a.v.)'ın bulunduğu yere doğru götürdüler ve
Zeğabe denilen yerde onunla karşılaştılar (...).
Kıssanın
sonunda İbn Sa'd şöyle diyor: "Rasululah (s.a.v.), ismine Hanna denilen
bir deve kaybetmişti. Deveyi sordu. Kendisine onun kesildiği söylendi. Halbuki
devenin kesildiği söylentisi doğru değildi. İşte bu deve, anıabinin
Rasulullah'a hediye ettiği devedir. Develeri çalanlar, Aranî denilen kabile
mensuplarıydı.
[16] Buharı, Kitabu'r-Rikak, 8/123,
İkinci
hadis; Ahmed, 3/55, 5/439,
Müslim,
Kitabu't-Tevbe, 5/596.
Dördüncü
hadis; Buharî, Kitabu'1-Edeb, 8/9,
Ahmed,
2/434, 3/56
[17] Ahmed, 4/312
[18] Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, Kitabu'l-Libas, 5/130
[19][19] Birinci hadis; Ahmed, 4/41.
İkinci
hadis;, 3/463 (hangi tarikle geldiği belirsizdir.) Ebu Davud, Kitabu'l-Libas,
2/375.
Ben
derim ki; kırmızı elbise giymek hususundaki kerahetin sebebi, o renk (genel
olarak) kadınlara ait olduğu içindir Ebu Davud'un, Amr İbn As'tan yaptığı bîr
rivayet şöyledir: "Rasulullah beni gördü. Üzerimde usfur denilen boya ile
boyanmış bir elbise vardı. "Bu nedir?" diye sordu. Ben de gittim
elbiseyi yaktım. (Sonra da) "elbiseni ne yaptın?" diye sordu. Ben de,
"onu yaktım" dedim. Rasulullah (s.a.v.), "onu ehlinden birine
giydirsen olmaz mıydı?" diye buyurdu."
Bir
başka tarikte de "kadınlar için kırmızı giymekte bir sakınca yoktur"
diye buyurmuştur.
Taberanî,
"el-Evsad" isimli eserinde Aişe (r.a.)'den şunu rivayet eder:
"Cebrail (a.s.)'i omuzlan arasında (ucu) sarkan kırmızı bir sarıkla
gördüm."
Ayrıca
bakınız; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 5/130. Aynca Buharî'nin kırmızı elbiselerle
ilgili babına bakılabilir. Bakınız: îbn Hacer, Fethu'I-Barî, 10/306.
[20] Birinci hadisin lafzı Ahmed'e aittir, 3/530, Müslim,
Kitabu'r-Rüya, 5/118,
Ebu
Davud, Kitabu'1-Edeb, 2/601, îbn Mace, Kitab-u Ta'biri'r-Rüya, 2/1286.
îkinci
hadis: Ahmed, 3/8, Buharı, Kitabu'r-Rüya, 9/55, 9/39, 4/152, '
Müslim,
Kitabu'r-Rüya, 5/118 Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, 2/600, Darimî, Kitabu'r-Rüya,
2/49.
[21],Ahmed, 3/383,Müslim, Kitabu'r-Rüya, 5/125, îbn Mace,
Kitab-u Ta'biri'r-Rüya, 2/1287,
Darimî,
Kitabu'r-Rüya, 2/49. Nevevî şöyle diyor: Tükürmekten maksad üflemektir. Yani
tükürmeksizin yumuşak bir üfleyiştir, 5/116. Kadı, şöyle diyor: "Üç defa
tükürme emrinden maksat, hoş olmayan rüyayı hazırlayan şeytanı kovmak, tahkir
etmek ve pisliğini yüzüne vurmaktır. Hususiyle sol tarafa tükürmek
kasdedilmistir. Çünkü, pisliklerin, hoş olmayan ve benzerlerinin yeri sol
taraftır. Sağ ise bunun zıddıdır. pisliklerin, hoş olmayan ve benzerlerinin
yeri sol taraftır. Sağ ise bunun zıddıdır.
Kötü
rüyayı kimseye anlatmama sözüne gelince, bu rüyanın görünüşü gibi, tabirinin de
o şekilde yapılmasına binaendir. Bunlar, tabii ki muhtemel olan şeylerdir.
Gerçekleşmesi ancak Allah'ın takdiri iledir. Müslim'in Nevevî şerhi, 5/17
[22] Ahmed, 2/353, 2/448, Buharî, Kitabu'1-Edeb, 8/61,
Müslim, Kitabu'z-Ziihd, 5/840,
Tirmizî,
Ebvabu'l-îsti'zan, 4/178, Darimî, 2/195, İbn Mace, Kitabu'1-Edeb, 2/1224.
[23] Ahmed, 6/7. Tirmizî, hadisi yakın lafızlarala
zikretmiştir.
Ahmed,
hadis için Aişe (r.a.)'den rivayet edilen bir sebep daha zikreder ki o da
şöyledir:
"Rasulullah
'in yanında bir adam aksırdı. Sonra, "ne diyeyim ey Allah'ın Rasulü!"
diye Peygamberimiz'e sordu. Peygamberimiz de de" diye buyurdu. Orada
bulunan insanlar, "biz ne diyelim ey Allah'ın Rasulü!" dediler.
Peygamber (s.a.v.), "siz de:
deyin"
buyurdu. Aksıran adam, "onlara karşı ben ne diyeyim ey Allah'ın
Rasulü?" dedi. Peygamberimiz buyurdu ki
[24] Ahmed, 2/91 (lafız ona aittir). Buharî,
Kitabu'l-îkrah, 9/28, Kitabu'l-Mezalim, 3/168,
Müslim,
Kitabu'1-Birr, 5/442, Ahmed, 2/68,2/277, Tirmizî, Ebvabu'l-Hudud, 2/440,
Müslim,
5/442, 3/318
[25] Ahmed, 4/9, İbn Mace Kitabu'l-Keffarat, î/685
[26] Birinci hadis, Ahmed, 2/91,
İkinci
hadis; Buharî Kitabu'I-Cihad, 4/80,
Ahmed,
2/23, 24, 60, 120, 1/330, 339, 2/287,
İbn
Mace, Kitabu'1-Edeb, 2/11239,
Tiimizî,
Ebvabu'l-Cihad, 3/111 (yakın lafızla).
Üçüncü
hadis; Ahmed, 2/186,
Malik,
2/978, Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, 2/34,
Dördüncü
hadis; Ahmed, 2/99, Ebu Davud, Kitabu'l-Libas, Bab-u Libasi'mNisa,
îbn
Mace, Kitabu'n-Nikah, 1/614
[27] Ahmed, 1/299, 278
[28] : Buharı, Kitab-u Bed'i'1-Halk, 4/158,
Müslim,
Kitabu'l-Müsakat, 4/78, 80,
Ahmed,
2/22, 117, 144, 146,
Nesâî,
Kitabu's-Sayd, 7/163,
Ahmed,
6/109,3/333.
Müslim'in
Cabir'den yaptığı diğer bir rivayet de (4/80) şöyledir: "Rasulullah
(s.a.v.) bize (bütün) köpekleri öldürmeyi emretti. Hatta çölden gelen bir
kadının köpeğini dahi öldürdük. Sonra köpekleri öldürmeyi nehyetti ve buyurdu
ki:
"Siz,
alnında iki beyaz nokta olan tamamen siyah hayvandan sakının, zira o
şeytandır."
Bana
göre bu hadis, bütün köpeklerin öldürülme emrini neshetmiştir (ortadan
kaldırmıştır).
[29] Hadis bu lafızla muzdariptir.O) Bu hadis manasıyla üç
yerde mevcuttur:
Ahmed
b. Hanbel'in Müsned'inde (6/9) Ebu Rafi'den yaptığı rivayettir ki o şöyledir:
"Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
"Ey
Ebu Rafi, Medine'deki bütün köpekleri öldür." Ben de Baki'de Sûr denilen
yerde Ensar'dan yanlarında köpek olan bazı kadınlar buldum. Dediler ki:
"Ey Ebu Rafi, Peygamber (s.a.v.) erkeklerimizi savaşa gönderdi. Allah'tan
sonra bu köpek bizi koruyor. Allah'a yemin olsun ki o köpek sayesinde hiçbir
kimse yanımıza gelmeye güç yetiremez. Ancak bizden bir kadın köpekle adam
arasında olursa gelebilir. Bunu git Peygamber'e haber ver."
Ebu
Rafi durumu Peygamber'e duyurunca, Peygamber buyurdu ki: "Git onu da
öldür. Onları Aziz ve Celil olan Allah korur."
İkinci
hadis ise yine Ahmed b. Hanbel'in Müsnedi'ndedir (6/391). Yine Rafi rivayet
ediyor: "Rasulullah (s.a.v.), bana köpekleri öldürmemi emretti. Ben de
onları öldürmek için çıktım. Gördüğüm her köpeği öldürdüm. Bir evin etrafında
dolaşan bir köpek vardı. Onu öldürmek isteyince evin içinden bir insan,
"ey Allah'ın kulu! Ne yapmaya çalışıyorsun?" diye bağırdı.
"Bu
köpeği öldürmek istiyorum" dedim. Kadın dedi ki:
"Ben,
zaten kadre uğramış bir kadınım. O köpek, beni yırtıcılardan ve bana eziyet
için gelenlerden korur. Git durumu Hz. Peygamber'e bildir."
Ben
de gittim durumu Rasulullah'a arzettim. O da köpeğin Öldürülmesini bana
emretti."
Üçüncü
hadis: Taberanî, el-Evsat isimli eserinde Hz. Aişe'den şöyle dediğini rivayet
eder: "Rasulullah (s.a.v.) bana buyurdu ki: "Bana Cebrail gelecek.
(Yanımda) otur. Geldiğinde selam verirsiniz, o da size hayır duasında bulunur.
Cebrail
geldi ve kapıda dikeldi. Sonra geri döndü ve içeri girmedi. Rasulullah (s.a.v.)
bunun üzerine buyurdu ki: "Cebrail, neden geri dönüp içeri girmedi?"
İkinci kez Cebrail'in yanına gitti ve buyurdu ki: "Ey Cibril, Aişe sana
selam vermek ve senin de ona dua etmen için (içeride) oturdu. Sen ise
kapımızdan geri döndün ve içeri girmedin." Bunun üzerine Cebrail dedi ki:
"Ben,
içeri girmek için geldim. Ancak içeride şu hayvancıkları (köpek yavrusu) ve
resimleri buldum." (Mecmau'z-Zevaid, 5/873)
Heysemî,
hadiste kapalılık olduğunu söylemiştir.
Hadislerin
sebeb-i vurudu için aşağıdaki hadisleri de zikretmek gerekir:
Ebu
Davud, Kitabu'l-Libas, Babun fi's-Suret,
Nesâî,
Kitabu's-Sayd ve'z-Zebaih, 7/164,
Ahmed,
6/330
Müslim,
Kitabu'l- Libas 'ta (4/814) şunu kaydetmiştir: "Meymune'nin, Abdullah İbn
Abbas'a anlattığına göre, "Rasulullah (s.a.v.) bir gün sabahleyin üzgün
olarak kalkmıştı. Meymune, "Ey Allah'ın Rasulü! hakikaten Sen'in durumunu
bugün yadırgamaktayım" dedi. Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Cibril
bu gece benimle buluşmaya söz verdi. Ama buluşmadı. Allah'a yemin ederim ki
bana verdiği sözü bozmamıştır." Meymune, "Rasulullah'in durumu gün
boyunca bu şekilde devam etti" dedi. Sonra sedirimizin altındaki köpek
yavrusu aklına geldi. Sonra onun çıkarılmasını emretti, o da çıkarıldı. Sonra
eline su alıp köpeğin yattığı yere saçtı.
Akşamleyin
kendisine Cebrail gelince ona dedi ki: "Dün gece bana gelmeye söz
vermiştin. Neden gelmedin?" Cebrail buyurdu ki:
"Evet,
ancak biz içinde köpek ve resim bulunan eve girmeyiz."
Ertesi
gün Rasulullah, sabahlar sabahlamaz, köpeklerin öldürülmesini emretti. Hatta
küçük bahçe köpeğini öldürülmesini emrediyor. Büyük bahçenin köpeğini
bırakıyordu.
Ayrıca
Buharî de Kitabu'l-Libas'ta bu konuya değinmiştir, 7/217.
Ahmed
de Aişe (r.a.)'den şunu rivayet eder:
"Cebrail,
Peygamber'e belirli bir saatte geleceğini va'detmişti. O saatte Rasulullah
(s.a.v.)'a gelmesi gecikti. Bunun üzerine Rasulullah dışarı çıktı. Kapının
önünde O'nu beklerken buldu. Ona:
"Va'dettiğin
(saatten) beri Sen'i bekliyorum" buyurdu. O da buyurdu ki:
"Evde
köpek var. Köpek ve resim olan eve biz girmeyiz. Aişe'nin sediri altında köpek
yavrusu vardı. Rasulullah (s.a.v.), onun çıkarılmasını emretti. Sonra sabah
olunca (diğer) köpeklerin öldürülmesini de emretti.
Şu
şekilde bir rivayete de şahit olmaktayız:
Asi
bir kadın sıcak bir günde kuyunun etrafında susuzluktan dolayı dilini çıkararak
dolaşan bir köpek gördü. Kadın sonra kuyudan çizmesiyle su çıkarıp köpeği
suladı. Bu sebeple kadının günahları affolundu. Müslim, Kitabıfs-Selam Bab-u
Fazl-ı Sayi'l-Behaim, 5/101.
Bununla
beraber, köpeğe merhamet etmek konusu ile (köpekten dolayı eve girmeyen)
şeriatı indiren meleğin misafir edilmesi konusu birbiriyle zıtlaşınca, beşere
rahmet konusu köpeğe merhametten evladır. (Zira melekler, insanlara rahmet için
inerler.)
Yine
İslam (dini), rahmet konusunu oldukça geniş tutmuş, tamamen siyah köpekler
dışında diğerlerinin öldürülmesini ortadan kaldırmıştır.
(1)
Senedinde veya manasında birbirine zıtlık bulunan iki veya daha çok hadisin
çelişmesi ve birbirine tercih edilememesi.
[30] bu hadis, Ahmed'in hadisinin bir kısmıdır, 4/231,
Müslim, Kitabu'I-Birr, 5/448,
Tirmizî,
Ebvabu'z-Zühd, 3/386, Ahmed (yakın lafızlarla
[31] Ahmed, 2/436.
[32] Ahmed, Müsned, 4/365, Buharı, Kitabu'1-Edeb, 8/12,
Müslim, Kitabu'l-Fedail, 5/174.
[33] Hadisin lafzı Ahmed'e aittir, 2/24İ, Buharî, Edeb,
8/9, Müslim, Kitabu'l-Fedail, 5/174, Tirmizî, Ebvabu'1-Birr ve's-Sıla, 3/212.
[34] Müslim, Kİtabu't-Tcvbc, 5/592. İkinci hadis (205.
hadis); Müslim, Kitabu'l-Fedail, 5/174, Ahmed, 2/309, 5/414, 1/289, 3/238.
Üçüncü
hadis; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, Kitabu't-Tevbe, 10/215.
Bu
hadis, çokça günah işlemeye davet etmez. Fakat günah işlemekle yoldan çıkmış
kimseye Allah'ın rahmet kapısının açık olduğunu bildirir. Bu durum, Allah'ın
şeytana karşı, mü'mine yardımıdır.
Ibn
Kesir, Abdurrezzak'tan, o da Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet eder:
"işittiğime
göre, "O kimseler ki kötülük işlediklerinde hemen Allah'ı zikrederler ve
günahlarının bağışlanmasını isterler." (AI-i tmran-135) ayeti inince,
şeytan ağlamaya başlamıştır. Tevbesinde, samimi olmayan günah sahibinin tevbesi
bunun dışındadır. Samimi kişinin gayreti, Rabbi'nin rızasına yöneliktir.
Ahmed
b. Hanbel, Müsned'inde (1/10), Ebubekr (r.a.)'den şunu rivayet eder: Rasulullah
(s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Hiçbir
kimse yoktur ki, bir günah işledikten sonra güzel bir abdest alıp iki rekat
namaz kılar. Sonra da (Allah (c.c.)'tan günahının bağışlanmasını dilerse Allah
onun günahını bağışlamamış ola."
Musibetlere
sabretmek ve işlediği günahın bağışlanmasını istemek mü'minin sahip olduğu
ahlaklardandır
[35] Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, 2/597,Ahmed, 5/362, Tirmizî, Ebvabu'l-Fiten, 3/313.
[36] Tarih-i Dımeşk, yazma varak /4 Daru'l-Kütüb, no:
97.Ahmed, 5/362,Hadis için Ebu Davud'un tahdic ettiği bir sebep daha
zikredilebilir.2/597.Abdurrahman b. Ebi Leyla'dan rivayet edilmiştir:
"Hz.
Muhammed'in ashabı kendisiyle birlikte bir seriyyeye çıkmışlardı. Onlardan bir
tanesi uyudu. Bir diğeri de gidip uyuyanın kısaltmamı emretti."
yanındaki
ipi aldı. Uyuyan kişi korktu. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Birmüslümanın
birmüslümanı korkutması helal olmaz."
[37] Müslim, Kitabu't-Tahare, 1/542, Tirmizî,
Ebvabu'l-îstizan ve'1-Adab, 4/187, Nesâî, Kitabu't-Tahare, 1/19, Ahmed, 2/16,
356, 365, 366, 387, Ebu Davud, Kitabu't-Tereccüi, 2/402, Buharî,
Kitabu'l-Libas, Bab-u Ta'Iimili'l-Eza
[38] îbn Sa'd, et-Tabakatü'1-Kübra, 1/147.
Hadisin ravilerinin sıka olduğunu söylemiştir
[39]Buharı, Kitabu'1-Edeb, İnsanı Kur'an'dan, îlim'den,
Allah'ı zikirden alıkoyacak şekilde şiirin insana galip olmasının Keraheti
Babı, Tirmizî, Ebvabu'l-îsti'zan ve'1-Edeb, 4/219,
İbn
Mace, 2/1236, Ahmed, 1/175, 2/478, 480, 1/177, Ebu Davud, Şiir Babı, Müslim,
Kitabu'ş-Şiir.
[40] Ahmed, 3/8, 3/41, Müslim, Kitabu'ş-Şiir, 5/114.
Nevevî
konuyla ilgili olarak şu açıklamada bulunur (5/113):
Şiir
söylediği işitilen adamın şeytan diye isimlendirilmesi, adamın kafir olma
ihtimalindendir. Yahut ona şiirin galip gelmesinden ya da söylediği şiirin
zemmedilen şiir cinsinden olmasından dolayıdır.
Kısaca
ona şeytan denilmesinin sebebi, zikredilen bu ihtimalleri ve bunun
dışındakileri akla getirmesindendir.
Şiirin
hükmüne gelince; genel olarak ulema, "şiir, çirkin olmadıkça, fuhşa teşvik
etmedikçe mubahtır, sözleri güzels,e şiir de güzeldir, sözleri çirkinse şiir de
çirkindir" demişlerdir.
Nevevî,
"doğru olan görüş budur" demiştir. Zira RasuluHah şiir dinlemiştir.
Müşriklerin hicvine karşı Hassan'a şiir söylemesini emretmiştir. Ashabı seferde
ve hazarda O'nun huzurunda şiir söylemişlerdir.
Konuyla
alakalı olarak Tirmizî'nin "Sünen"inde şu hadis vardır: Cabirb.
Semure'den rivayet edilmiştir: "Yüz kereden fazla Peygamber (s.a.v.)'in
meclisinde bulundum. Peygamberin ashabı karşılıklı şiirler söylerler ve
cahiliyyet işlerine dair bir takım hususları müzakere ederlerdi. O ise sessiz
kalırdı ve bazen onlar gülümserdi." (Tirmizî, 4/218).
Yine
Tirmizî, Abdullah'tan şunu rivayet eder: "Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Muhakkak şiirin bir kısmında hikmet vardır." (4/216). 1 Medine'ye 78
mil uzaklıkta olan bir köydür.
[41] Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, 2/34, Tirmizî,
Ebvabu'l-Bııyu', 2/343, îbn Mace, Kitabu't-Ticaret, 2/752,
Darimî,
Kitabu's-Siyer, 2/134, Ahmed, 3/416, 417, 432, 4/384, 393
[42] Tarih-i Bağdat, 10/103, Buharı, Kitabu's-Siyam, 3/37
[43] Ahmed, 1/293, 321, 2/247, 327, Tirmizî,
Ebvabu'l-Et'ime, 3/476, Buharî, Kitabu'l-Eşribe, 7/145,
İbn
Mace, Kitabu'l-Eşribe, 2/1132, Ebu Davud, Kitabu'l-Eşribe, Babun fi
Îhtinasi'l-Eskiya1,
Ahmed,
1/841, Nesâî, Kitabu'd-Dahaya, 7/412. İkinci hadis (220 nolu hadis): Buharî,
Kitabu'l-Eşribe, 7/145, Müslim, Kitabu'l-Eşribe, 2/44. Buradaki nehyetmekten
maksad, tahrimî değil tenzihidir. Bakınız,
Nevevî,
4/706. Ayrıca Tirmizî, "Ebvabu'l-Eşribe"de Abdullah İbn. Enis'ten, o
da babasından şunu rivayet eder: "Peygamber (s.a.v.)'irt şöyle yaptığını
gördüm. Asılı bir kırbaya doğru gitti. Ağzım kırdı, sonra ondan su içti."
Bu hadis de, nehyin tenzihen (mekruh) olduğunu gösterir
[44] İbn Mace (2/1131), ayrıca İbn Abbas'tan şu hadisi
nakleder: "Rasulullah (s.a.v.), kırbaların ağzını kırmayı nehyetti. Ancak
bu nehiyden sonra bir adam, geceleyin kırbanın ağzını kırdı (yani dışa doğru
kıvırdı) ve ondan bir (kıl) yılanı çıktı."
[45] Ahmed, 2/316, Buharî, Kitabu'd-Da'avat, 8/96, Müslim,
Kitabu'r-Riba, 5/454,
Ahmed,
2/243, 390, 449, 488, 493, 496. îkinci hadis: Ahmed, 3/333, 384, 391,
Müslim,
Kitabu'r-Riba, 5/460. Üçüncü hadis: Ahmed-,3/33, 6/180.
[46] Birinci hadis (225): Ahmed, 3/141. İkinci hadis:
Müslim, Kitabu'1-Birr, 5/461. Üçüncü hadis: Ahmed, 5/294.
Müslim
ise Kitabu'l-Birr'de (5/457), Hz. Aişe'den konu ile ilgili olarak şu rivayeti
nakleder:
"Rasulullah
(s.a.v.)'ın yanına iki adam girdi. O'nunla ne olduğunu bilmediğim birşey
konuştular da gazaplandirdılar. O da kendilerine lanet ve sitem etti.
Çıktıkları vakit ben:
"Ey
Allah'ın Rasuİü! Şu iki adamın kazandığı hayırdan kim birşey kazanabilir?"
dedim.
"Ne
o?" buyurdu. "Sen onlara lanet ve sitem ettin * dedim. "Sen
benim Rabbim'e koştuğum şartı bilmiyor musun? 'Allah'ım! Ben ancak bir beşerim.
Müslümanlardan hangisine lanette bulunur veya sitem edersem, bunu onun için bir
zekat ve ecir kıl' dedim" buyurdular.
Nevevî,
konu ile alakalı olarak şöyle der: "Denilebilir ki, hak etmeyene aleyhinde
Peygamber (s.a.v.) nasıl beddua eder? Nasıl sitem ve lanet eder?" Buna
ulema kısaca iki şekilde cevap vermiştir:
1-
Burada kişinin, "aleyhine duayı hak etmemesi" Allah indinde ve batına
göredir. Halbuki zahire göre o kul bedduayı hak etmiştir. Peygamber serî bir
emareye göre onun bedduayı hak ettiğine hüküm vermiştir. Çünkü O, zahirle hüküm
vermeye memurdur. Sırlan ancak Allah bilir.
2-
Peygamber'in beddua etmesi, sitemde bulunması ve emsali şeyler kasden söylenmiş
olmayıp, Araplar'm adetine göre niyetsiz olarak dile getirilen sözlerdir.
Peygamber
(s.a.v.), bu sözlerden birinin icabet saatine rastlayarak kabul edilmesinden
endişe duymuş ve Hak Teala Hazretleri'ne niyaz ederek bu sözlerin muhatap lap
hakkında rahmet, keffaret olmasını ve sevap almasını dilemiştir. Rasulullah bu
sözleri pek nadir söylemiştir (Nevevî, 5/458). Kendisi kötü söz söylemez,
kimseye lanet etmez, şahsı için kimseden intikam almazdı.
Ben
diyorum ki, "Bize, iki te'vilden birine inanmak gerekir. Çünkü Rasulullah
(sx.v.) güzel ahlaklı idi. Müslim, Ebu Hureyre'den şunu da rivayet emiştir:
"Peygamber'e
denildi ki müşriklere beddua et." Peygamber de "Ben, lanet için değil
rahmet için gönderildim" buyurdu.
Yine
Müslim'in Ebu'd-Derda'dan rivayet ettiği bir hadis şöyledir: "Lanetçiler
kıyamet gününde ne şefaatçi ne de şahid olabilirler." (Müslim,
Kitabu'I-Birr, 5/457)-
[47] Buharî, Kitabu'l-Menakıb, 4/226, Kitabu'1-Edeb, 8/53,
54,
Müslim,
Kitabu'1-Adab, 4/844, 846, Ahmed, 3/301, Ebu Davud, Kitabu'1-Edeb, 2/588, îbn
Mace, Kitabu'1-Edeb, 2/1230, Ahmed, 2/248, 260, 270, 392, 457, 492 (Ebu Hureyre
tarikiyle) Buharî, el-Edebu'l-Müfred, 2/301.
[48] Ahmed, 3/298, Müslim, Kitabu'I-Adab, 4/844, Buharî,
Kitabu'I-Hums, 2/103, Kitabu'1-Edeb, 8/53,
Ahmed,
3/385 (yakın lafızlarla) ikinci, hadis; Ahmed, 3/121, Buharî, Kitabu'l-Menakıb,
4/226,
Müslim,
Kitabu'1-Adab, 4/844, îbn Mace, Kitabu'1-Edeb, 2/1231.
Hz.
Peygamber'in künyesiyle künyelenmek konusunda ulemanın üç görüşü vardır:
1- İmam
Şafiî'ye göre Ebu'l-Kasım
ismiyle hiçbir insan künyelenemez. îster adı Muhammed olsun
isterse olmasın.
2-
İsmi Muhammed olanların "Ebu'l-Kasım'l künyelenmesi caizdir. Diğerlerinin
ki değildir.
3-İmam
Malik'e göre bir kimsenin ismi Muhammed olsun veya olmasın,
"Ebu'I-Kasım"la künyelenebilir.
Maük'e
göre, bu yasaklama Hz. Peygamber'in hayatıyla alakalı olup, O'ndan sonra
konulabilir.
Buharî,
Edebu'l-Müfred, Ebu Davud, Tirmizî, îbn Mace ve Hakim'in Müstedrek'inde rivayet
edilen bir hadis-i şerife göre, "Hz. Peygamber vefatından sonra ismiyle
başkalannın isimlendiril meşine ve künyesiyle de başkalannın künyelenmesine
müsaade etmiştir."
[49] Ahmed, 1/7, îbn Mace, Mukaddime, Abdullah İbn
Mes'ud'un Fazileti Babı, 1/49. îkinci hadis; Ahmed, 4/479.
[50] Bu hadisi Suyuti'nin zikrettiği kitapta bulamadım.
Belki Suyutî başka bir nüshadan hadis çıkarmış olabilir. Buharı,
Fedailü'l-Kur'an, 6/241, Müslim, Kitab-u Sahıti'I-Müsafirin, 2/454. ikinci
hadis; Ahmed, 1/25, 38
[51] Kitabu's-Sünne' Sahabe'ye ' Sövmeden Ahmed, 3/11
Müslim,
Kitab-u Fedaili's-Sahabe, 5/4(K) Buharî, Kitab-u Fedaili's-Sahabe, 5/10
[52] Ahmed, 2/266, Müslim, Fedail, 5/400 (aynı bab).îbn
Asakir'den nakledilen hadisleri, verilen yazmalar arasında bulamadım.
[53] Müslim, Kitabu'1-îman, 1/367
[54] Tahkik ettiğim her iki nüshada da (93) nolu hadisi
bulamadım. Buraya münasip olacak biçimde -en iyisini Allah bilir ya-Buharî'nin,
Kitab-u Bedi'I-Halk Sıfat-ı îblis ve Cünûdihi (4/150) babında, zikrettiği hadis
uygun düşebilir.
Ayrıca
şu hadisler de konu ile yakından alakalıdır:
Müslim,
Kitabu'l-Eşribe, 4/697, Ebu Davud, Kitabu'l-Eşribe, 2/304, Tirmizî,
Kitabu'l-Ut'ime, Kabın ağzının .örtülmesi babı, îbn Mace, Kitabu'l-Eşribe,
2/1129.
Ahmed
(3/301, 319)'in konu ile ilgili olarak Cabir'den rivayet ettiği bir hadis
şöyledir: Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:
"Gece
karanlık olunca yahut gecenin bir bölümü olunca, çocuklannızı (dışan çıkmaktan)
men ediniz. Çünkü şeytanlar o sırada yayılırlar. Yatsıdan sonra bir saat
geçince onları serbest bırakın.
Allah'ın
ismini zikrederek su kabının ağzını bağla, içine bir şey düşme ihtimali olmasa
bile, yine de Allah'ın ismini zikrederek yemek kaplarının ağzını kapat."
Ahmed,
Ebu Hureyre'den (2/363) şunu da rivayet etmiştir:
"Peygamber
(s.a.v.) buyurdu ki: "Lambaları söndürünüz, kapılan kilitleyiniz, yemek ve
su kaplannın ağzını kapatınız."
Yine
Ahmed, Abdurrahman b. Sercis'terr (5/82), Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu
rivayet eder: Sizden biriniz odalara yahut ağıllara bevletmesin. Uyuduğunuz
zaman lambayı söndürünüz Çünkü fare, fitili alır, ev halkını yakabilir. Su
tulumlarının ağzını bağlayınız içecek kaplannın ağzım kapatınız. Geceleyin
kapılan kilitleyiniz."
Ahmed,
ayrıca Ebu Ümame'den (5/262), şunu rivayet eder: "Rasulullah (s.a.v.)
buyurdu ki: "Kapılarınızı kapatınız, yemek kaplarının ağzını kapatınız, su
tulumlarının ağzını bağlayınız. Lambalarınızı söndürünüz. Çünkü onların
zararından kurtulmak konusunda size emniyet verilmemiştir."
[55] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 158-213.