75- Hadis:[1] Ahmed b. Hanbel ve Müslim, Sa'd b. Ebi Vakkas'ın
şöyle dediğini rivayet ederler: "Rasulullah (s.a.v.) bize
çıkageldi. O, bir
elini diğerine vurarak şöyle diyordu: "Ay şu kadar, şu kadir, şu kadardır.
Sonra üçüncüsünde bir parmağını eksiltti. (Yani parmaklarıyla 29 olduğunu
işaret etti."
76-Ahmed, Buharî ve Müslim, Ibn Ömer'in şöyle dediğini
rivayet ederler: "Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ay, 29 gündür. Onu
görmeyince oruç tutmayınız ve yine onu görmeyince açmayınız. Eğer hava kapalı
olursa hesab ediniz."
77-Sebep[2]: Ahme'd ve Müslim,
Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet ederler: "Rasulullah (s.a.v.)
hanımlarından bir ay uzak durdu. 29. günün sabahı, bize çıka geldi. Bunun
üzerine bazı kimseler, "Ey Allah'ın Rasulü! Biz 29 gün olarak saydık" dediler. Hz.
Peygamber buyurdu ki: "Ay, 29 gündür." Sonra iki elinin bütün
parmaklarını iki defa üstüste koydu. Üçüncüsünde, onların 9'unu birleştirdi."
78-Buharî, Enes (r.a.)'ten şunu rivayet ediyor:
"Rasulullah, bir ay müddetle hanımlarının yanına uğramayacağına yemin
etti. Sonra kendisine ait yüksek bir yerde (seki'de) kaldı. 29. günde aşağı
indi. (Kendisine) denildi ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Sen bir ay yemin
etmiştin." O da buyurdu ki: "Ay 29 gündür."
79-Ahmed, İbn Ömer'den Rasulullah (s.a.v.)'ın şöyle
buyurduğunu rivayet eder: "Ay 29 gündür." Bu mesele Aişe'ye
zikredildi. O da dedi ki, "Ey Eba Abdirrahman, Allah sana merhamet etsin.
Rasulullah (s.a.v.) hanımlarından bir ay müddetle ayrılmadı mı? (Nihayet)
29'unda indi (Yanımıza geldi). O'na bu durum sorulunca, buyurduki: "Ay
bazen 29 gün olur."
80- Hadis[3]: Ahmed ve
Nesâî, Üsame b. Zeyd'den Rasulullah
(s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu rivayet ederler: "Kan verenin de alanın da
orucu bozulmuştur."
81-Ebu
Davud, Sevban'dan Rasulullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Kan
alanın ve verenin orucu bozulmuştur."
82-Sebep[4]: Ahmed ve Tirmizî, Şeddad b. Evs'ten rivayet ettiğine
göre Rasulullah, Bakî'de (Medine'de bulunan bir mezarlık) bulunan ve kan
aldıran bir adama uğradı. -Adam o esnada- ellerimii tutuyordu. Ramazan'in 18'i
geçmişti. Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Kan alanın ve aldıranın da
orucu kaçmıştır."
83-Beyhakî, Şuabu'1-îman adlı eserinde Gayyas b. Kellub
el-Kûfî tarikiyle Mutarrif b. Semure b. Cündib'den, o da babasından şunu haber
vermiştir: "Rasulullah, Ramazan'da kan aldırmakta olan bir adama uğradı.
Onlar bir adamın gıybetini yapıyorlardı. Bunun üzerine buyurdu ki: "Kan
verenin de alanın da orucu kaçmıştır."
Beyhakî, senedde ismi
geçen Gayyas1 in meçhul birisi olduğunu kaydeder.
84-Ahmed b. Hanbel, tbn Abbas'tan şu haberi nakleder:
"Rasulullah (s.a.v.), ihramda ve oruçlu iken kan aldırdı. Bunun
.üzerine baygınlık
geldi. Bundan dolayl da oruçlunun kan hoş karşılamadı."[5]
85- Hadisti[6]; Ahmed ve Taberanî, Ka'b b. Asım el-Eşarî'den şöyle
rivayet ederler: Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Yolculukta oruç tutmak
matlub ibadetten değildir."
86- Sebep[7]: Ahmed, Buharî ve Müslim'in, Cabir b. Abdullah'tan
haber verdiklerine göre, "Rasulullah bir sefer esnasında, insanların
başına toplanıp gölgelendirdikleri bir adamı gördü. "Bu nedir?" diye
sorunca onlar, "bu adam oruçludur" dediler. Bunun Üzerine Rasulullah
(s.a.v.), buyurdu ki: "Sefer esnasında oruç tutmak matlub ibadetten
değildir."
87-Hadis[8]: Ahmed, Müslim ve Buharî, Ebu Hureyre'den şunu rivayet
ederler: "Rasulullah buyurdu ki: "Ramazan'ı bir veya iki gün oruç
tutmakla öne almayınız. Ancak Ramazan'dan önce (aralıksız) oruç tutan orucuna devam
etsin."
88-Ebu Davud ve Beyhakî, İbn Abbas'tan şunu rivayet
ederler: "Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ramazan'ı, bir veya iki
gün oruç tutarak ileri almayınız."
89-Sebep[9]: İbn Neccar, Tarih'inde tbn Abbas'tan şunu rivayet
eder: "Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Hilali görmekle oruç tutunuz
ve yine hilali görmekle iftar ediniz. Eğer hava kapalı olursa
90- Hadis[10]: Ahmed, Buharî, Müslim ve Ebu Davud, Ebu Hureyre'den
şöyle rivayet ederler: Rasulullah buyurdu ki: "Ramazan'ın dışında, kocası
yanında olan hiçbir kadın onun izni olmadan oruç tutamaz."
91- Sebep[11]: Ahmed, Ebu Davud
ve Hakim, Ebi Said'den onun şöyle dediğini rivayet ederler: "Biz
Rasulullah'ın yanında idik. Bir kadın O'na geldi ve dedi ki:
"Ey Allah'ın
Rasulü! Kocam (olacak) Safvan b. Mutıll, namaz kıldığım zaman beni dövüyor,
oruç tuttuğumda ise orucumu bozduruyor." (Safvan b. Mutiîl de oradaydı)
Nebî (s.a.v.), kadının söylediklerini kocasına (Safvan'a) sordu. Safvan (şöyle)
cevap verdi:
"Ey Allah'ın
Rasulü! onun (karısının), "namaz kıldığım zaman beni dövüyor" sözü
(şöyledir) ben, kendisini nehyettiğim halde o, iki sûre birden okuyor."
Bunun üzerine Rasulullah buyurdu ki: "Okunan bir sûre de olsa insanlara
yeterlidir."
"Yine onun
"orucumu bozduruyor" sözüne gelince, kendisi beni bırakıyor, oruç
tutuyor. Halbuki ben, genç adamım. Buna sabredemiyorum." Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: "(Hiçbir kadın kocasının izni olmadan oruç
tutamaz (Bu lafız, Ahmed b.-Hanbel'e aittir). Sizden hiç biriniz kocasının izni
olmadan oruç tutmasın."
"Onun,
"güneş doğuncaya kadar namazımı kılmıyormuşum"
sözüne gelince;
"Biz, Ehl-i Beyt'teniz. Güneş doğuncaya kadar uyanamadığımızdan, şüphesiz
ki bize bu şekilde bildirildiği için böyle yapıyoruz." Rasulullah (s.a.v.)
buyurdu ki: "Uyandığın zaman, namazım kıl."[12]
[1] Birinci hadis Ahmed b. Hanbel'in lafzıdır, 1/184,
Müslim, Kitabu's-Siyam, 3/141, Nesâî, Kitabu's-Siyam, 4/112, İbn Mace,
Kitabu's-Siyam, , 1/530, Ebu Davud, Kitabu's-Siyam, , 1/542,
Ahmed,
Müsned, 1/218. İkinci hadis, Ahmed, Müsned, 2/5, Müslim, Kitabu's-Siyam,
Buharı,
Kitabu's-Savm, 3/44.
[2] Hadisin metni Müslim'e aittir. Kitabu's-Savm,
3/140,Ahmed, Müsned, 3/329, Bufıarî, Kitabu'n-Nikah, 7/41. Buharı,
Kitabu's-Savm, 3/34 ve Kitabu'n-Nikah, 7/14, Tirmizî, Ebvabu's-Savm, 2/98,
Ahmed,
Müsned, 6/10, Nesâî, Kitabu's-Siyam, 4/111.
Peygamber
(s.a.v.)'in yemin etmesinin sebebi, hanımlarının kendisinden dünyalık talebinde
bulunmalarıdır.
Buharı,
konuyla ilgili bu haberi, Kitabu'l-Mezalim'de zikreder: Abdullah îbn Abbas
hadisidir. O şöyle demiştir: "Allah (c.c.)'ın, haklarında
"Eğer
her ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, ne iyi. Çünkü ikinizin de kalpleri
eğildi. (et-Tahrim-4) buyurduğu Peygamber'in zevcelerinden ikisinin kim
olduığunu Ömer (r.a.)'den sormaya hırslanır dururum.
Nihayet
onun beraberinde hacc yaptım. Dönerken yakın bir yerde Ömer saptı. Ben de
deriden bir su kabı ile onun beraberinde yoldan saptım. Ömer, helaya gitti. Nihayet
benim yanıma geldi. Ben de ellerine o su kabından döktüm. O da abdest aldı.
Ben:
"Ey
Mü'minlerin Emİri! Peygamberin zevcelerinden o iki kadın kimdir ki, Allah onlar
için, "Eğer ikiniz de tevbe ederseniz..." buyurmuştur.?" diye
sordum. Ömer bana:
"Hayret
ederim sana ey İbn Abbas! Onlar Hafsa ile Ayşe'dir" dedi.
Sonra
Ömer, hadiseye yönelerek onu anlatmaya başladı ve şöyle dedi:
"Ben,
Ensar'dan bir komşum ile beraber Benû Umeyye İbn Zeyd yurdunda (oturuyor) idim.
Burası Medine'nin Avalî denilen semtindedir. (Birşey öğrenmek ümidiyle)
Peygamber'in yanına nöbetleşe inerdik. Bir gün o iner, bir gün ben inerdim. Ben
indiğim zaman o gün, vahiy ve diğer şeylere dair (ne duyarsam) haberini komşuma
getirirdim. O da indiği zaman öyle yapardı.
Biz,
Kureyş topluluğu, kadınlara galebe ediyorduk. Medine'ye Ensar üzerine
geldiğimizde bir de gördük ki, onlar, kadınları erkeklerine galebe eder bir
kavim. Derken bizim kadınlarımız, Ensar kadınlarının edebinden almaya
başladılar. Bir gün ben hanımıma karşı bağırdım; o da bana cevap verdi. Ben
onun, bana söz çevirip, cevap vermesinden hoşlanmadım, azarladım. Bunun üzerine
o, şunları söyledi:
"Benim
sana karşı mırıdanmamı niçin münasib görmüyorsun? Vallahi Peygamber'in
hanımları bile O'na karşı mırıldanıyor ve birisi o gün geceye kadar
Peygamber'in yanma uğramıyor"dedi.
Karımın
bu sözleri beni ürküttü ve ben, "onlardan kim bunu yaparsa perişan olur,
büyük günah işlemiş olur" dedim.
Sonra
elbisemi üzerime topladım, yani giyindim ve Hafsa'nın yanına gittim. Ona:
"Ey
Hafsa! Sizlerden herhangi biriniz, bütün gün ta geceye kadar Allah Rasulü'ne
dargınlık eder mi?" dedim. O: "Evet" dedi. Ben:
"O
kadın, perişan olmuş ve zarar etmiştir. Her biriniz kendine Allah'ın Rasulü'nün
öfkesinden dolayı öfke etmesinden emin mi bulunuyor? Bu yüzden helak olursunuz.
Sen Allah'ın Rsulü'ne karşı çok istekte bulunma. O'na karşı her hangi berşey
hususunda söz çevirme yansına girme. O'na danlıp, O'ndan ayrı durma. Bir
ihtiyacın olursa, onu benden iste. Ve sakın arkadaşının Rasulul-lah(s.a.v.)'a
senden daha güzel ve daha sevgili olması da seni aldatmasın." (Ömer
Aişe'yi kasdetmiştir)
Ve
biz o sırada: "Gassanlılar bize (karşı) gaza etmek için atlarını
nallatıyorlarmış" diye havadis alıyorduk. Arkadaşım, kendi nöbetinde
Peygamber'in yanına girdi ve yatsı vaktinde döndü. Kapıma şiddetli bir vuruşla
vurdu ve: "O, uyuyor mu?" dedi. Ben korktum ve hemen onun yanına
çıktım. O:
"Büyük
bir iş meydana geldi" dedi. Ben: Nedir o? Gassanlılar mı geldi?"
dedim.
"Hayır
fakat ondan daha büyük ve daha uzun: Rasulullah (s.a.v.) hanımlarını
boşamış" dedi.
Ömer
dedi ki: "Hafsa isteğine ulaşmadı ve ziyana uğradı. Ben bunun yakında
olacağını zannediyordum." Elbisemi üzerime topladım ve Peygamberle beraber
sabah namazını kıldım. Peygamber, birkaç basamakla çıkılır, kendisine ait bir
meşrubeye (şerbetlik denilen sekili bir hücreye) girdi ve orada yalnız kaldı.
Ben, Hafsa'nın yanına girdim, gördüm ki ağlıyor. Ben:"Seni ağlatan nedir?
Ben, seni sakındırmış değil miydim? Rasulullah (s.a.v.), sizleri boşadı
mı?" dedim. Hafsa:
"Bilmiyorum.
O,' işte ta şu meşrubede" dedi. Bunun üzerine mescide çıktım ve minberin
yanına geldim. Gördüm ki minber etrafında bir takım kimseler var; Bazıları
ağlıyorlar. Yanlarında biraz oturdum. Sonra vicdanımdaki duygum bana galebe
etti. Peygamber'in içinde bulunduğu o meşrubeye geldim ve Peygamber'in siyah
uşağına: "Ömer için izin iste" dedim. İçeriye girdi. Peygamber'le
konuştu. Sonra çıktı ve: "Seni Peygamber'e söyledim, bir şey demedi"
dedi. Oradan ayrıldım. Nihayet mescidde minberin yanındaki topluluğun beraberinde
oturdum. Sonra yine vicdanımda hissettiğim şey bana galebe etti. Uşağa geldim.
O, önceki gibi söyledi. Ben yine minberin anındaki topluluğun
beraberinde oturdum. Sora
vicdanımdaki hissettiğim şey bana galebe etti. Tekrar uşağa geldim, ve:
"Ömer
için izin iste" dedim. Uşak, bir öncekinin benzerini söyledi, ben de
döndüm. Giderken baktım, uşak beni çağırıyor:
"Rasulullah
(s.a.v.), sana izin verdi" dedi. Bunun üzerine huzuruna girdim. Baktım ki
Rasulullah (s.a.v,) bir hasırın kumlan üzerine yan yatmış, kendisiyle hasır
arasında bir döşek yok, kumlar vücudunun yan tarafında iz yapmış; kendisi İçi
hurma lifi doldurulmuş deriden bir yastığa dayanmış idi. Kendisine selam
verdim. Sonra ayakta dikilerek: "Kadınlarını boşadın mı?" dedim.
Gözünü bana doğru yükseltti de: "Hayır" buyurdu. Sonra ben yine
ayakta dikilerek (Rasulullah hoşnudluğa dönüyor mu? Yahut O'nun kalbini hoş
edecek veya öfkesini sakinleştirerek bir söz söyleyeyim mi? diye) bakınarak
şöyle dedim:
"Ey
Allah'ın Rasulü! Eğer beni düşünürsen, bilirsinki biz Kureyş topluluğu
kadınlara galebe ediyor idik. Sonra bir kavim üzerine geldik ki kadınları,
onlara galebe ediyorlar." Ömer, bu sözü söyleyince Peygamber gülümsedi.
Sora ben şöyle dedim:
"Eğer
beni düşünürsen bilirsin. Ben Hafsa'nın yanına girdim de; "Sakın
arkadaşının Peygamber'e senden daha güzel ve daha sevgili olması seni
aldatmasın (Aişe'yi kasdediyor)" dedim.
Peygamber
bir daha gülümsedi. Ben O'nun gülümsediğini gördüğüm zaman hemen oturdum ve
gözümü kaldırıp evinin içine baktım. Vallahi, evin içinde tabaklanmamış üç
hayvan derisinden başka gözü döndürecek hiçbir eşya görmedim. Bunun üzerine
ben:
"(Ey
Allah'ın Rasulü!) Allah'a dua et, ümmetine genişlik versin. Çünkü Farslılar ve
Romalılar'a genişlik verilmiş ve onlara dünya ihsan olunmuş. Halbuki onlar
Allah'a ibadet etmiyorlar" dedim. Bunu söyleyince dayanmış iken doğruldu
da:
"Sen
bir şek içinde misin ey Hattab'ın oğlu? Onlar, hpşlukları dünya hayatında peşin
verilip geçiştirilen birer kavimdir" buyurdu. Ben de:
"Ey
Allah'ın Rasulü! Benim için istiğfar ediver" dedim. ay kadınların yanına
girmeyeceğim" buyurmuştu. Bu zaman içinde Allah (c.c), Peygamber'ini
uyardı (et-Tahrim: 1-4). 29 gece geçince Rasulullah, Aişe'nin yanına girdi ve
Aişe ile başladı. Aişe O'na:
"(Ey
Allah'ın Rasuîü) Sen bizim yanımıza bir ay girmemeye yemin etmiştin. Halbuki
biz, 29. gecenin sabahında olduk. Ben bu geceleri hakkıyla sayıyorum"
dedi. Bunun üzerine Peygamber:
"(Kendisine
yemin ettiğim) ay 29'dur. işte bu ay da 29 oldu" buyurdu.
Aişe
dedi ki: "Müteakiben muhayyer kılma ayeti
Ahzab: 28-29) indirildi. Peygamber ilk kadın olarak benimle başladı ve
şöyle buyurdu:
"Ben
sana bir emir anlatacğım. Cevap hususunda acele etmemenden dolayı sana bir
serzeniş yoktur. Ta ki ebeveynine danışasm."
Aişe
dedi ki:
"Katî
biliyorum ki, ebeveynim, bana Sen'den ayrılmamı emretmezler."
Sonra
Peygamber şöyle buyurdu:
"Allah
şöyle buyurdu: "Ey Peygamber! Zevcelerine şunu söyle: Eğer siz dünya
hayatını ve onun zinetini istiyorsanız, gelin size boşama bedellerinizi vereyim
de hepinizi güzellikle salıvereyim. Yok eğer Allah'ı ve Rasulü'nü ve ahiret
yurdunu istiyorsanız haberiniz olsun ki Allah içinizden güzel hareket edenlere
pek büyük bir mükafat hazırlamıştır." (Ahzab: 28-29)
Ben
de:
"Ay!
Ben bunun hakkında mı ebeveynime danışacağım? Ben elbette Allah'ı, Rasulü'nü ve
ahiret yurdunu isterim" dedim.
Sonra
Rasulullah, bütün kadınlarını böyle muhayyer kıldı. Onlar da hep Aişe'nin
dediği gibi söylediler.
1:
Hafsa'nın açıkladığı söz şudur: Peygamber, Aişe'nin gününde, Mariye ile yalnız
kalmış, Hafsa da bunu bilmişti. Peygamber, Hafsa'ya, "Şunu gizli tut. Ben
Mariye'yi kendime haram kıldım" demiş. Hafsa da bunu Aişe'ye açıklamış,
Aişe de öfkelenmişti. Nihayet, Peygamber (s.a.v.) kadınlarına bir ay
yaklaşmamaya yemin etmiştir.
İşte
Peygamber, Hafsa, Aişe'ye açıkladığı zaman1, o sözden dolayı ayrılıp inzivaya
çekilmiş ve kadınlarına küsmüş olduğundan dolayı "bir
[3] Ahmed, Müsned, 5/210, 6/156,
İkinci
hadis (yani 81 nolu hadis) Ebu Davud,
Kitabu's-Siyam, 1/552,
Ahmed,
Müsned, 5/283, İbn Mace, Kitabu's-Siyam, 1/537
[4] Hadisin lafzı Ebu Davud'a aittir. Kitabu's-Siyam,
Ahmed, Müsned, 4/122-123-124, Darimî, Kitabu's-Savm, 1/347, Ahmed, Müsned,
5/280-282, Hakim, Müstedrek,' 1/427.
[5] Geniş bilgi
için bakınız: Tirmizî, Ebvabu's-Savm, 2/111,
Buharî,
Kitabu's-Savm, Babu'l-Hacame ve'l-Kay1, 3/42.
[6] Hadisin lafzı Ahmed b. Hanbel'e aittir, 5/434,Nesâî,
Kitabu's-Siyam, 4/146,Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 3/161,ibn Mace, Kitabu's-Siyam,
1/532.
[7] Hadisin lafzı, Ahmed b. Hanbel'e aittir, 3/299,Buharî,
Kitabu's-Siyam fi's-Sefer, 3/44,Müslim, KıtabuVSiyam, 3/175,Ebu Davud,
Kitabu's-Siyam, 1/561,Tirmizî, Ebvabu's-Savm,
Nesâî,
Kitabu's-Siyam, 4/148.Konu ile ilgili olarak Tirmizî, Ebvabu's-Savm'da şu
rivayetlere yer
verir:
Cabir
b. Abdullah'tan rivayet verilmiştir: "Rasulullah (s.a.v.), fetih senesi
Mekke'ye müteveccihen yola çıktı. "Kuraü'l-Gamim Vadisi"ne varıncaya
dek kendisi oruçlu idi. Ashabı da onunla beraber oruçlu idiler. Rasul-i
Ekrem'e;
"Ey
Allah'ın Rasulli, artık oruç tutmak onlara güç geliyor ve Müslümanlar, Sen'in
yaptığına bakıyorlar" denildi.
Rasulullah
(s.a.v.) ikindiden sonra olduğu halde bir kadeh su istedi ve Müslümanlar'ın
gözü önünde içti. Bunu müteakib Ashab'dan bazısı oruçlarını açtı, kimi de
oruçlu kaldı. Bu oruçluların haberi Rasul-i Ekrem'e ulaşınca: "Onlar
asidirler" buyurdu. . Ebu Isa, Cabir'in bu hadisinin hasen olduğunu
söylemiştir. Seferde oruç tutma konusunda ilim adamları ihtilaf ettiler. Hz.
Peygamber'in Ashabı'ndan ve sonrakilerden bazı ilim adamları seferde oçuç
yemenin efdal olduğu görüşüne sahip oldular. Hatta bir kısmı seferde oruç
tuttuğu vakit, hakkında kaza geldiği görüşündedir.
Ahmed
ve Ishak seferde oruç yemek cihetini ihtiyar etmişlerdir. Peygamber'in
Ashabı'ndan ve sonrakilerden bazı ilim adamları da şöyle diyorlar: "Kuvvet
bulurda oruç tutarsa iyi -ki efdal olan da budur-ve tutmasa da iyidir."
Süfyan Sevrî, Malik b. Enes ve Abdullah b. Mübarek bu görüştedirler. Şafiî
diyor ki: "Peygamber (s.a.v.)'in, "Seferde oruç tutmak faziletten
değildir" sözünün ve bazı kimselerin oruçlu kaldıkları haberini alınca,
"onlar asidirler" buyurmasının manası şudur: "Bu söz Allah'ın
ruhsatını kabul etmeyi gönlü kaldırmayan kişiye hamledilir. Fakat seferde oruç
yemeyi mubah görür de oruç tutar ve buna dayanabilirce, o kişi bana daha çok sevimlidir."
[8] Ahmed, Müsned, 2/521,Müslim, Kitabu's-Savm, 3/139,Ebu
Davud, Kitabu's-Siyam, , 1/545,
Tirmizî,
Ebvabu's-Savm, 7/96-97,Nesâî, Kitabu's-Siyam, 4/122-123, İbn Mace,
Kitabu's-Siyam, 1/528
[9] Müslim, Kitabu's-Savm'da, bunu manasıyla rivayet
etmiştir, 3/134. otuza tamamlayınız. Biz dedik ki: "Ey Allah'ın Rasulü!
Ramazan'ı bir veya iki gün öne almayalım mı?" Bunun üzerine Rasulullah
(s.a.v.) gazablandi ve, "hayır" buyurdu
[10] Lafız Ebu Davud'a aittir, Kitabu's-Siyam,
[11] Ebu Davud, Kitabu's-Siyam, 1/572,Ahmed, Müsned, 3/80,Hakim,
Müstedrek, 1/436,
Ukbe,
"bu hadis, Buharî ve Müslim'in şartlarına uygun ve sahihtir"
demiştir. Fakat o ikisi bunu rivayet etmemişlerdir. Ebu't-Tayyib Şemsu'1-Hakk,
Avnu'l-Ma'bud, Şerh-i Sünen-i Ebi Davud, 7/130
[12] Celalü'd-Din Es-Suyûtî, Esbâbu Vurudi’l-Hadis Hadisler
ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 118-127.