50 — MÜNAFIKLARIN SIFATLARI VE HÜKÜMLERİ BAHSİ
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
Kıyametin ve Cennetle Cehennemin Sıfatı Bahsi
1- Mahlukatın İlk Yaradılışı ve Âdem
(Aleyhisselâm)'ın Halkedilmesi Babı
2- Öldükten Sonra Diriltip Hasretmek ve Kıyamet Gününde Yerin Sıfatı
Hakkında Bir Bab
3- Cennetliklerin Ağırlanması Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler :
6- Gerçekten İnsan Zenginliğini Görünce Azar... Âyet-i Kerimesi Babı
9- «Ezaya Allah (Azze ve Celle)'den Daha Sabırlı Kimse Yoktur» Hadisi
Babı
10- Kafirin Yer Dolusu Altın Fidye Vermek İstemesi Babı
11- Kafirin Yüz Üstü Hasrolunması Babı
14- Mü’minin Misali Ekin Gibi, Kafirin Misali Îse Erz Ağacı Gibi Olması
Babı
15- Mü'minin Misalinin Hurma Ağacı Gibi Olması Babı
Bu Hadisden Çıkarılan Hükümler:
17- Hiç Bir Kimsenin Cennete Ameliyle Değil, Allah Teala'nın Rahmetiyle
Gireceği Babı
18- Amelleri Çok Yapmak ve İbadet Hususunda Güç Sarfetmek Babı
1- (2772)
Bİze Ebû Bckr b. EM Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hasen b. Musa rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Züheyr b. Muâviye rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû
İshak rivayet etti ki: Kendisi Zeyd b. Erkam'ı şöyle derken işitmiş. Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Setlem)'le birlikte
bir seferde halka kıtlık isabet etti. Bunun üzerine
Abdullah b Ubey :
«Medine'ye dönersek elbette kuvvetli olan zelili oradan çıkaracaktır.» dedi.
Bunun üzerine ben Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'^ gelerek tunu
kendisine haber verdim. Az sonra o da Abdullah b. Übey'ye haber göndererek ona sordu.
Abdullah yapmadığına var kuvvetiyle yemin yerdi. Ve :
— Zeyd, Rİesûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e yalan söylemiş dedi. Bunun üzerine onların
söylediklerinden kalbime bir şiddet düştü. Nihayet Allah beni tasdik ederek:
«Münafıklar geldiği vakit...» sûresini indirdi.
Zeyd demig ki: Sonra
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendilerine istiğfarda bulunmak için
onları çağırdı. Ama onlar başlarını çevirdiler. Bir de şu âyet indi:
«Bunlar sanki dayanmış
odunlardır.»
Zeyd; bunlar en güzel
adamlardı, demiş.
2- (2773)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb ve Ahmed b. Abdete'd-Dabbî
rivayet ettiler. Lâfız tbni Ebî Şeybe'nindir. (İbni Abde: Ahberana; ötekiler :
Haddesena tâbirlerini kullandılar. Dediler ki) : Bize Süfyan b. Uyeyne Amr'dan
rivayet etti ki: Cabir'i şöyle derken işitmiş : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) Abdullah h. Übey'yin kafcrine geldi ve onu kabrinden çıkararak dizleri
üzerine koydu. Üzerine tükürüğünden üfürdü, oıla gömleğini de giydirdi. Ama
Allah bilir.
(...) Bans Ahmed
"b. Yûsuf El-Ezdî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdilrrezzâk rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize İibnû Cüreyc haber verdi. (Dedi ki) : Bana Anır b. Dînar
haber verdi. (Dedi ki) : Câbir b. Abdillah'ı şö'y-Ie derken işittim. Peygamter
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Abdullah b. Übey çukuruna konulduktan sonra onun
yanına geldi... Ve râvi Sütyân'm hadîsi gibi nakle tmiştir.
3- (2774)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize E hû Üsâme rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Ubeydullah b. Ömer, Nâfi'den, o da İbnû Ömer'den naklen
rivayet etti, (Şöyle demiş) : Abdullah b. Übey İbnû Selûl vefat ettiği vakit
oğlu Abdullah b. Abdillah, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)'e gelerek
babasını kefenlemek için ondan gömleğini vermesini İstedi. O da verdi. Sonra
cenaze namazını kılmasını istedi. Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) de
namazını kılmak için ayağa kalktı. Derken Ömer, Kesûlüllah (Sallallahü Aleyh:
ve Sellemyin elbisesinden tutarak;
— Yâ Resûlallnh! Allah onun namazını kılmayı
sana yasak ettiği halde onun namazım mı kılacaksın? dedi. Bunun üzerine
Kesûlüllah('Sallallahü Aleyhi ve Sellem);
«Benİ Aliah sadece
muhayyer bıraktı ve : Onlar için ister istiğfar et, ister etme. Onlar için
yetmiş kere istiğfar etsen..» buyurdu. Ben yetmişten de ziyade yapacağım,
dedi. Ömer :
— Hiç şüphe yok ki, o münafıktır, dedi.
Müteakiben Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) onun namazını kıldı.
Bunun üzerine Allah (AzzeveCelle):
«Onlardan Ölen bir
kimsenin üzerine ebedtyyen namaz kılma! nin başına da dikilme.» [1] âyetini indirdi.
4- (...)
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Ubeyduliah b. Saîd rivayet ettiler. (Dediler ki)
: Bize Yahya (bu zat Kattan'dır), Ubeydullah'dan bu isnadla hu hadîsin mislini
rivayet etti. Şunu da ziyâde eyledi : «îbnû Ömer bir daha onlar üzerine namaz
kılmayı terketti, dedi.»
Bu hadîsin Zeyd b.
Erkam rivayetini Buhârî «KKa-bu't-Tefsir»'de; Cabir ve İbni Ömer rivayetlerini
«Kitâbul-Cenâîz*'le «Kitâbu'l-Libas»'da; İbnû Ö zî, Nesâî ve İbnû Mâce vilerden
tahric etmişlerdir.
Münafıkların reisi
Abdullah Hazrec kabilesinin reisi idi.
İbni Abbâs
Hazretlerinin beyânına göre, iri yarı, yakışıklı ve ağzı lâf yapar bir adammış.
Münafıklardan bir takımları da onun sıfatında olup, Medîne'nin reisleri imişler.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in meclisine gelirler, orada sözleri
dinlenırmiş. Fakat âyet inince, onların dayalı ağaçlar gibi akılsız ve ruhsuz
bir takım cesetlerden ibaret oldukları, kendilerinde imandan ve hayrdan eser
bulunmadığı anlaşılmıştır. Çünkü faydalı odun; duvar veya tavan gibi faydalı
bir işde kullanılır. Faydasız odun ise, bir yere dayayıp bırakılır. Yakmaktan
başka bir şeye yaramaz. İşte bunların bir şeye yaramadıkları dayalı odunlara
benzetilmek suretiyle ifâde olunmuştur. Bazıları buradaki dayalı odunlardan
putların kastedilebileceğini söylemişlerdir. Çünkü câhiliyyet Arablari odundan
put yapar, onları duvarlara dayarlardı.
Abdullah b. Übeyy,
Resûlullah (Sallallahii Aleyhi ve Sellem) Tebûk seferinden döndüğü vakit ölmüştür.
Rcsûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendisini dolaşmaya gidermiş. Öldüğü
gün can çekiştirirken yanma varmış ve kendisine :'
«Ben seni yahudileri
sevmekten men etmiştim.» demiş. Abdullah :
«Esad b. Ziirâra
onlara buğzetmişti ama kendisine bir fayda vermedi." mukabelesinde
bulunmuş. Sonra :
«Yâ Resûlallah! Bu
muaheze zamanı değildir. Bu ölümdür. Şayet ölürsem beni yıkamaya gel! Hem lıana
tenine değen gömleğini ver de beni onunla kefenle, namazımı kıl, benim için
istiğfar et.» demiş. Resûlül-lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)Jde hu dediklerini
yapmıştır.
İbnû Übeyy'in oğlu
Abdullah ise ashâb-ı kiramın en büyüklerindendir. Bütün gazalarda bulunmuş ve
Yemâme harbinde şehid düşmüştü. Babasına karşı şiddetli buğzu vardı. Hattâ
Peygamber izin verse boynunu vururdu.
İbnû Übeyy'in ailesi
onu acele teçhiz edip, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seilenı) gelmeden
defnetmişlerdi. Rcsûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) gelince, ona verdiği
sözü yerine getirmek için kabrinden çıkartarak namazını kıldı. Burada şöyle
bir sual hatıra gelebilir. Acaba Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in
münafıkların reisi olan bir adama gömleğini vermesindeki hikmet nedir?
Bu suâle muhtelif
cevaplar verilmiştir.
Bazılarına göre
gömleği oğlu Abdullah'a ikram için vermiştir. Bir takımları Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) kendisinden bir şey isteyen kimseyi asla boş çevirmediği
için gömleğini verdiğini söylemiş; daha başkaları Peygamber (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) 'in :
«Benim gömleğim
şüphesiz Allah indinde ona fayda verecek değildir. Ama ben bu sebeple onun
kabilesinden birçok kimselerin İslâm'a gireceğini ümid ediyorum.» dediğini ve
hakikaten bu sebeple Hazrec kabilesinden bin kişinin müslüman olduğunu
hatırlatmışlardır. Ekser ulemâya göre lîesûlüllah (SaihtUahii Aleyhi ve Sellem)
bu gömleği ona Bedir gazâsmda Hz. Abbâs 'a
yaptığının karşılığı olarak vermiştir. Orada İbnû Übey, Hz. Abbâs 'a gömleğini
vermişti. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in Hz. Ömer'in tenbihine rağmen onun
na-imazmı kılması bu husûsdaki
âyet henüz inmediği içindir. Münafıklar.n Jenâzesini kılmaktan men eden
âyet bu hâdiseden sonra nazil olmuştur.
1- Gömlekten
kefen yapılabilir.
2- Kâfirin
cenaze namazı kılınmaz. Yıkanıp kefenlenmesi ve defni ise ihtilaflıdır.
3- Hadis-i
şerîf, Hz. Ömer 'in faziletine delildir.
4- Bir
ihtiyaç veya maslahattan dolayı cenazeyi kabirden çıkarmak Icâizdir.
5- Hadîs-i
şerîf, Hz. Zeyd b. Erkâm'ın faziletine
de delildir.
5- (2775) Bize
Muhammed b. Ebi Ömer EI-Mekkî rivayet etli. (Dedi ki) : Bİze Süfyan,
Mansûr'dan, o da Mücâhid'den, o da Ebû Ma'mer'-den, o da İbnü Mes'ud'dan naklen
rivayet etti. Şöyle demiş : Kâ'be'nin yanında üç kişi toplandı. İkisi Kureyşli,
birisi Sakifli yahut ikisi Sakifli, birisi Kureyşli idi. Kalblerinİn anlayışı
az, karınlarının yağı çoktu. Bunlardan biri: Allah'ın bizim konuştuğumuzu
işittiğini zanneder misiniz? dedi. Diğeri :
— Aşikar konuşursak işitir. Gizli konuşursak
işitmez, cevâbını verdi. Öteki:
— Aşikâre
konuştuğumuz zaman işitirse,
gizli konuştuğumuzda da işitir,
dedi. Bunun üzerine Allah (Azze ve Ceze) :
«Kulaklarınızın,
gözlerinizin ve ciltlerinizin aleyhinize şehâdef edeceğinden korunduklarınızı
da... ilâh.» [2] âyetini indirdi.
(...) Bana
Ebû Bekr b. HaHâd EI-Bâhilî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya (yâni; îbni
Saîd) rivayet etti. (Dedi ki) : Bİze Süfyân rîvâ-yet etti. (Dedi ki) : Bana
Süleyman, Umara b. Umeyr'den, o da Vehb b. Rabîa'dan, o da Abdullah'dan naklen
rivayet etti.
Ve dedi ki, bize Yahya
rivayet etti. (Dedi ki) : Bİze Süfyân rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Mansûr,
Mücâhid'den, o da Ebû Ma'mer'den, o da Abdullah'dan naklen bu hadîsin mislini
rivayet etti.
Bu hadîsi Buhârî
«Kİtâbu't-Tefsir» ile «Kitâbu't-Tevhîd>'de; Tirmizî ile Nesâî
«Kitâbu't-Tefsir»'de tahric etmişlerdir.
Râvî Ebû Ma'mer iki
Kureyşli, bir Sakirli mi; yoksa iki Sakifli, bir Kureyşli mi? denildiğinde
şekketmiştir. Abdûrrezzâk'ın tahric ettiği îbnû Mes'ud hadîsinde seksiz olarak
bir Kureyşli ile onun iki kayın biraderi denilmiştir. Kureyşlinin Esved b. Abdi
Yegûs , Sakîflilerin birinin Ahnes b. Şüreyk olduğu İbnû Abbas rivayetinde
bildirilmiş, diğer Sakîflinİn ismi söylenmemiştir. Sakîflilerin Ümeyye b.
Halef oğulları Safvan ile Rabîa olduklarını söyleyenler bulunduğu gibi,
Kureyşlinin Safvan b. Ümeyye, Sakîfîilerin Amr oğulları Rabîa ile Habib
olduğunu ileri sürenler de vardır. Kaadî ly âz: «Bu hadîsde semiz kimsenin
anlayışı az olacağına tenbih vardır.» demiştir.
Übbî'nin beyânına göre
İmam Şafiî: «Muhammed 3. Hasen 'den başka akıllı şişman görmedim.» demiştir.
(İmam Muhammed b. Hasen, İmam Âzam'm talebesidir.)
İnsanın aleyhine azası
nasıl şehadet eder, bunlar nasıl konuşur denilirse cevabı şudur : Allah Teâlâ
her şeye kadirdir. Ağacı konuşturduğu gibi, azayı da konuşturabilir. Bazıları
âyetteki cildden murâd; tenasül uzuvlarıdır, demişlerdir.
6- (2776) Bize
Ubeydullah b. Muaz El-Anberî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Şu'be, Adiy'den (bu zat İbnü Sâbit'dir.) rivayet etti. (Demiş
ki) : Ben Abdullah b. Yezîd'i, Zeyd b. Sâbit'den naklen rivayet ederken
dinledim ki, Peygamber (Salîaîhhü Aleyhi ve Selle m) Uhud harbine çıkmış da,
beraberindeki insanlardan bazıları geri dönmüş. Bunlar hakkında Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in ashabı iki fırkaya ayrılmışlar. Bazıları
bunları öldürelim; bazıları da hayır, öldürmeyelim, demişler. Bunun üzerine:
«Size ne oluyor kif
münafıklar hakkında iki fırkaya ayrılıyorsunuz?» [3]
âyet-i kerîmesi nâzıl olmuş.
(...) Bana
Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd rivayet etti. H.
Bana Ebû Bekr b. Nâfi'
dahî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Gunder rivayet etti. Her iki râvi Şu'be'den
bu isnadla bu hadîsin ismini rivayet etmişlerdir. .
Bu hadîsi Buhârî «Kitâbu Fadâili Medîne»'de tahric etmiştir.
Uhud harbînde ordudan
ayrılıp geri dönenler, münafıkların reisi Abdullah b. Übeyy ile ona tâbi olanlardır.
Nevevî diyor ki:
«Lisân ulemasının beyânlarına göre bu âyetin mânâsı: Münafıklar hakkındaki bu
ihtilâfta size ne var? demektir, Fieteyn kelimesi iki fırka mânâsına gelir. Bu
kelime Basralılara göre hâl olmak üzere mansubdur. Ferra' ise mahzuf kânenin
haberi olarak nasbe-dildiğini söylemiştir.»
7- (2777)
Bize Hosen b. AH EMIulvânî ile Mııhammed b. Sehl Et-Temîmî rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize İbnû Ebi Meryem rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhamracd b.
Ca'fer haber verdi. (Dedi ki) : Bana Zeyd b. Eşlem, Atâ' b. Yesar'dan, o da Ebû
Saîdî Hudrî'den naklen haber verdi ki: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
zamanında münafıklardan bir takım adamlar Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) gazaya çıkınca ondan ayrılırlar. Ve Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)yın hilâfına (evlerinde) oturduklarına sevinirlermiş. Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) geldiği vakit ondan özür dilerler; yemin ederler
ve yapmadıkları bîr şeyle övülmelerini isterlermîş. Bunun üzerine ;
«Sakın yaptıklarına
sevinenleri ve yapmathklarıyle övülmek isteyenleri zannetme. Evet, bunları
sakın azabdan kurtulacak zannetme!» [4]
âyet-i kerîmesi inmiş.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu't-Tefsîr»'de tahric etmiştir. Hadîsde zikri geçen âyet-i kerîmedeki
«Tahsebenne» fiili «Yahsdben-ne» şeklinde de okunmuştur. Bu takdirde âyetin
mânâsı :
«Sakın yaptıklarına
sevinenler ve yapmadtklartyle Övülmek isteyenler zannetmesin. Evet, bunlar
sak:n kendilerini azabdan kurtulacak zannetmesin.» demek olur. Aynı kelime
«Tahsebünne» şeklinde dahi okunmuştur ki, bu takdirde âyet mü'minlere hitâb
olur. Yâni:
«Ey mü'minler, sakın
yaptıklarına sevinenleri ve yapmadiklarıyle Övünenleri azabdan kurtulacak
sanmayın!» mânâsına gelir.
Âyet-i kerîmenin ne
sebeple indirildiği ihtilaflıdır. Bu hadîse göre münafıklar hakkında nazil
olmuştur. İbnû Abbâs Hazretlerinden rivayet edilen bir hadîsde ehl-i kitab
hakkında indiği bildirilmiş; Kur-t u b î her iki fırka hakkında nazil olduğunu
söylemiş. Ferra' ise, yahudiler hakkında nazil olmuştur, demiştir.
Âyetin lâfzı umûmîdir.
Yaptığına sevinen, yapmadığıyla övülmek isteyen herkese şâmildir.
8- (2778)
Bize Züheyr b. Harb ile Harun b. Abdillah rivayet ettiler. Lâfız
Züheyr'indir. (Dediler ki) : Bize Haccac
b. Muhammed, İbm Cüreyc'den rivayet elti. (Demiş ki) : Bana İbnû Ebî Müleyke
haber verdi. Ona da Humcyd b. Abdirrahman b. Av£ haber vermiş ki : Mervan
kapıcısına şöyle demiş :
— Yâ Kâfi', İbnû Abbas'a git de de ki : Eğer
bizden her yaptığına sevinen ve her yapmadığıyle övünmek isteyen azab
olunacaksa, hepimiz azab olunacağız, demektir. Bunun üzerine İbnû Abbâs :
— Bu âyetten size ne? Bu âyet ancak ehl-i kitab
olanlar hakkında indirilmiştir, demiş, sonra şu âyeti okumuş :
«Hanİ Allah kendilerine
kitab verilenlerden onu insanlara mutlaka açıklayacaklarına ve
gizlemeyeceklerine dâir söz almıştı.» [5] îbnû
Abbâs:
«Sakın yaptıklarına
sevinenleri ve yapmadıklarıyle övülmek isteyenleri azabdan kurtulurlar carıma»
âyetini de okumuştur. İbnû Abbâs şöyle demiş: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) onlara bir şey sordu, bunu ondan gizlediler de, kendisine başkasını
haber verdiler. Bu suretle ona kendilerine sorduğu şeyi haber vermiş göstermek
mevkiine çıktılar. Ve kendisinden bundan dolayı övülmelerini istediler,
kendilerine sorduğu şeyi gizlemiş olmaktan da sevindiler.
Buhârî bu hadîsi dahi
Â1-i İmrân Sûresinin tefsirinde tahric etmiştir.
Hz. İbni Abbâs birinci
âyeti okumakla, ondan sonraki âyette zikri geçenlerin bu âyette bahsedilenler
olduğuna işaret etmiş ve Allah Teâlâ'nm onları vaadleri hilâfına bildikleri
şeyi gizlediklerinden dolayı zemmettiğini; bu sebeple kendilerini azabla tehdid
buyurduğunu anlatmak istemiştir.
9- (2779)
Bize Ebû Bckr b. Ebî Şeybc rivayet etti. (Dedi ki) : Esvetl b. Âmir rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be b. Haccac,
Katâde'dcn, o da Ebû Nadra'dan, o da Kays'dan naklen rivayet etti. Kays şöyle
demiş : Ammâr'a :
__ Alî'nin işi
hakkında şu yaptığınıza ne dersiniz? Bunu kendi re'yi-
nizle mi yaptınız
yoksa size Kcsûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in vasiyet ettiği bir şey
mi? diye sordum. Ammâr :
__ Bize RcsıiKilluh
(SuHullchü Aleyhi ve Sellem) bütün insanlara bildirmediği bir şey vasiyet etmiş
değildir. Velâkin Huzeyfe ana Peygamber (Sallallahii Aleyhi ve Sellem)1den
naklen haber verdi. (Dedi ki) : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle
buyurdular:
«Ashabımın içinde on
iki münafık vardır. Onlardan sekizi deve iğne deliğine girinceye kadar cennete
giremezler. Onlardan sekizine senin namına aîeşden bir kandil yeter. Dördüne
gelince :» Bunlar hakkında Şube'-nin ne söylediğini belleyemedim, dedi.
10- (...)
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed "b. Beşşâr rivayet ettiler. Lâfız
İbnû Müsennâ'mndır. (Dediler ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize Şu'be, Katâde'den, o da Ebû Nadra'dan, o da Kays b. Ubâd'dan naklen
rivayet etti. (Şöyle demiş) : Ammâr'a:
— Harbetmeııize ne dersiniz? Bunu kendi
re'yinizle mi yaptınız. Şüphesiz ki re'y ba'zan hata eder ba'zan isabet! Yoksa bu size Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi
ve Sellem)"m yaptığı bir vasiyet mi? diye sorduk. O da :
— Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Seîlem) bütün insanlara vasiyet etmediği bir şeyi
bize vasiyet etmiş değildir, cevâbını verdi. Ve şunu söyledi:
— Şüphesiz Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem):
«Ümmetimin içinde...»
tuyurdular. Şu'ue demiş ki: Zannederim bana Huzeyfe rivayet etti, dedi.
Gunder şöyle demiş :
Zannederim : Ümmetim içinde on iki münafık vardır. Bunlar deve iğne deliğine
girinceye kadar cennete giremeyecek, onun kokusun da bulamıyacaklardır.
Onlardan sekizine senin namına dü-beyle (yâni) omuzlarında meydana çıkacak tâ
göğüslerinden yükselecek ateşten bir kandil yetecektir, dedi.
11- (...)
Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eliû Ahmed El-Kûfî rivayet
etti, (Dedi ki) : Bize Vclid b. Cümey' rivayet eUi. (Dedi ki) : Bize
Ebû't-Tufeyl rivayet etti. (Dedi ki) : Akabelilerden tir adamla Huzeyfe
arasında, insanlar arasında olağan bazı şeyler vardı. O adam dedi ki :
— Allah aşkına söyle, Akabeliler kaç kişiydiler?
Bunun üzerine cemâat Huzeyfe'ye :
— Madem sordu, ona haber ver, dediler. Huzeyfe
şunu söyledi:
— Bize ondört oldukları haber verilirdi. Şayet
sen de onlardansan, bu cemâat onbeş kişi olur. Allah'a şehadet ederim ki, onlardan onikisi
hem dünya hayâtında, hem de şâhidler dikildiği gün Allah'a ve Resulüne
düşmandırlar. Üçünü ma'zur görmüştür. Cemâat:
— Biz ResûlüMah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m
dellâhm işitmedik. Bu kavmin ne yapmak istediğini de bilmedik. Taşlık bir yerde
idi. Yürüdü ve:
«Gerçekten su azdır.
Benden önce onun yanma kimse varamaz.» buyurdu. Ama kendinden önce oraya
vai"*uş bir kavm buldu da, o gün kendilerine lanet etti, dediler.
Resûlüllah (Sallaîîahü
Aleyhi ve Sellem) ashab tâbirini
kullanmakla benim sohbetime nisbet edilenler mânâsını kasdetmiştir. Nitekim
ikinci rivayette : Ümmetimin içinde, demiştir.
«Deve iğne deliğinden
geçinceye kader...» sözünden murad; ebediy-yen demektir. Yâni; deve nasıl
ebediyyen iğne deliğine giremezse, bunlar da ebediyyen cennete giremiyeceklerdir.
Buradaki Akabe,
ensârın bey'at ettikleri Mina'daki Akabı değil, Tebûk yolu üzerinde bir yerdir.
Tebûk gazasında münafıklar Resûlüllah (Saltallahü Aleyhi ve Sellem) 'e
gadretmek için orada toplanmış, fakat Teâlâ Hazretleri Resulü Ekremini onlardan
korumuştu. Re-sûtüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) arkasından gelen
münafıkların şamatasını duyunca, onları geri çevirmek için Hz. Huzeyfe'ye emir
vermiş. Münafıklar onu görünce Allah tarafından kalblerine korku düşerek acele
geri dönmüş ve orduya karışmışlardı. Hz. Huzeyfe, Peygamberin yanına dönünce
onları tanıyıp tanıyamadığını sormuş; o da yüzleri zırhlı olduğu için
kendilerini tanıyamadığını, fakat hayvanlarını tanıdığım söylemişti. Bunun
üzerine Peygamber (Sallallahü A leyhi ve Sellem)
«Allah onları bana
isimleriyle ve babalarının adlanyle haber verdi. Inşaallah sabahleyin onları
sana bildiririm.» demişti. Bundan dolayı halk münafıklar hususunda bilâhere
dâima Hz. Huzeyfe'ye müracaat et-mislerdir. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)'in bu münafıkların kimler olduğunu gizli tutması, fitne çıkmasından
endişe ettiği içindir, deniliyor.
12- (2780)
Bize Ubeydullah b. Muaz El-Anfcerî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Kurra b. Hâlid, Ebû'z-Zü-beyr'den, o da Câbir b.
Abdillah'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem):
«Mürar yoluna kim
çıkacak? Gerçekten onun günahları Benî İsrail'in günahlarının affedildiği gibi
affedilecektir.» buyurdular. Derken oraya ilk Çikan bizim süvarimiz (yâni) Benî
Hazrec'in süvarisi oldu. Sonra cemâatin hepsi geldi. Bunun üzerine Resûlüllah
(Sallallahü A leyhi ve Sellem):
«Hepiniz affedil
mistir. Yalnız kail devenin sahibi müstesna.» buyurdu. Arkacığmdan biz o
adamın yanma vararak :
— Gel Kesûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Selleın)
senin için istiğfar etsin, dedik. Fakat
o :
— Vallahi kaybolan hayvanımı bulmanı, benim
için sizinkinin benim namıma istiğfar etmesinden daha makbuldür, dedi. Bu adam kaybolan hayvanını arayan biriydi.
13- (...) Bize
bu hadîsi Yahya b. Habîb El-Hârisî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hâlid b.
Haris rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kurra rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Ebû'z-Zübeyr, Câbir b, Abdİllah'dan rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûlüllah
(Saliallahü Aleyhi ve Sellem}:
«Mürar yahut Mirar
yoluna kim çıkacak...» buyurdular.
Râvi Muâz'ın hadîsi
gibi rivayette bulunmuş. Yalnız o : «Bir de baktık o adam kayıp hayvanını
aramaya gelen bir ıbedevî imiş.» demiş.
Seniyye, dağa çıkan
sarp yol, demektir. Bazıları iki dağ arasındaki yol mânâsına geldiğini
söylemişlerdir.
Mürar, mirar ve merar
acı yemişi olan bir ağaçtır. Burada ondan murad; bu isimle anılan bir yerdir,
Bu yer Hudeybiye'ye yakındır. Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem) Mürar
yoluna kim çıkacak diye sorması, ya çıkılması güç bir yer olduğu yâbut düşman
oraya yakın bulunduğu içindir. Huzeyfe (Radiyallahu anh) 'dan rivayet
olunduğuna göre, Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi ve Sellem), Tebûk 'de suyun çok
az olduğunu haber almış, ashabına :
«Yarın Inşaallah Tebûk
suyuna varacaksınız. Ona kim varırsa, ben gelip emretmedikçe, kuşluk zamanına
kadar ktmse suya dokunmasın.» diye tenbihde bulunmuş, bunu dellâla ilân
ettirmişti. Çünkü su iplik gibi akıyordu. Derken münafıklardan iki adam
herkesten önce oraya vararak suya el sürdüler. Bundan dolayı Resûlüllah
(Saİlallahü Aleyhi ve Sellem) kendilerine sitem etmiştir. Sonra ashabı o sudan
avuçlanyle azar azar alarak bir tuluma koymuşlar. Resûlüllah (Saliallahü Aleyhi
ve Sellem) bu sudan yüzünü ellerini yıkamış, ağzını çalkalamış ve suyu
kaynağına iade etmiş. Bunun üzerine su gürül gürül akmağa başlamıştı.
Kızıl devenin
sahibinin Ced b. Kays olduğu söylenir. Bu adam münafık idi.
14- (2781)
Bana Muhammed b. Râfi' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ehu'n-Nadr rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Süleyman (bu zat İbnû Muğî-ra'dır.) Sâbit'dcn, o da Enes b.
MâHk'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Bizden (yâni) Benî Neccâr'dan
bir adam vardı ki, Bakara ile Âl-i İmrân Sûrelerini okumuştu. Peygamber
(Saliallahü Aleyhi ve Sellem) 'e katilik yapıyordu. Derken kaçarak savuştu
gitti. Ve ehl-i kitaba katıldı. Onlar kendisini kaldırdılar : Bu adam
Muhammed'e kâtiplik yapıyordu, dediler. Ve onu beğendiler. Fakat çok geçemeden
aralarında Allah onbn boynunu helak etti. Kendisine bir hendek kazarak, onu
içine gömdüler. Ama yer onu yüzüne atmış olarak sabahladı. Sonra döndüler, ona
tekrar bir çukur kazarak gömdüler. Yer yine onu yüzüne atmış olarak sabahladı.
Sonra döndüler ona tekrar bir çukur kazarak gömdüler. Fakat yer yine onu yüzüne
atmış olarak sabahladı. Nihayet onu atılmış olarak bıraktılar,
Bu hadîsi Buhar!
«Kitâbu'l-Menâkıb-'de tahric etmiştir. Onun rivayetinde, bu adamın evvelce
hıristiyan olup, sonra müslümanlığı kabul ettiği, sonra yine hıristiyanlığa
döndüğü bildirilmektedir. Hıristiyanlığa döndüğü vakit kavmine :
«Muhammed benim ona
yazdıklarımdan başka bîr şey bilmez.» dermiş. Öldüğü zaman ona derin bir kuyu
kazmışlarsa da cesedini yer kabul etmeyip, görenlere ibret olmak üzere onu
dışafr atmıştır. Küffâr bunu görünce : Bu işi Muhammed ile ashabı yapmıştır.
Onlardan kaçtığı için onun kabrini eşip, cesedini çıkardılar, diyerek onu daha
derin bir kuyuya gömmüşlerse de, cesedini yine yer kabul etmeyip yüze atmış.
Üçüncüde daha derin kazdıkları halde, yine dışarı atmış. Nihayet bunun insan
işi olmadığına kanâat getirerek, onu gömmekten vaz geçmişlerdir.
15- (2782)
Bana Ebû Küreyb Muhammcd h. AhV rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hafs (yâni; İbnü
Gıyas), A'meş'dcn, o da Ebû Sitfyan'dan, o da CâbirMen naklen rivayet etti ki:
Resûlüüah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir seferden gelmiş. Medine yakınına
geldiği vakit ııcrdeyse atlıyı gömecek derecede şiddetli bir rüzgâr esmiş.
Câbir demiş ki, Resûlüllah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem);
«Bu rüzgâr bir münafık
öldüğü için gönderilmiştir.» buyurdular. Medine'ye geldiğinde gördü ki :
Münafıklardan büyük bir münafık ölmüştür.
16- (2783)
Bana Abbâs b. Abdî'1-Azîm EKAnberî rivayet elti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muhammed
Nadr b. Muhammcd b. Musa El-Ycmâmî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İkrinıe
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tyaz rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam
rivayet elti. (Dedi ki) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) birlikte
sıtmalı bir ilamı dolaşmaya gittik. Ben
elimi onun üzerine koyarak :
— Vallahi bugünkü gibi
şiddetle hararetli bir adam görmedim, dedim. Bunun üzerine Nebiyyııllah
(Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem):
«Ben size kıyamet
gününde bundan daha şİddefle hararetli birini haber vereyim mi?» dedi. Ve o gün ashabından bulunan iki
adam için :
«Hayvanlara binmiş
giden şu iki adam!» buyurdular.
17- (2784) Bana Muhammed
b. Abdillah b. Nümeyr rivayet e (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. H.
Bize Ebû Bekr b. Ebî
Şcybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üb me rivayet etti. Her ikisi
dediler ki: Bize TJbeyduIIah rivayet etti. H
Bize Muhammed b.
Müsennâ dahi rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Abdû'l-Vehhab (yâni;
Sakafî) haber verdi. (Dedi ki) : Bize Ubeydııllah, Nâfî'den, o da İbnû Ömer'den,
o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen rivayet etti. (Şöyle
buyurmuşlar) :
«Münâfıkın misâli iki
sürü arasında hayretle kalan koyun gibidir. Kimi o sürüye gider, kimi bu
sürüye!»
(...) Bize
Kuteybet b. Saîd rivayet etti. (Dedi İbni Abdirrahman El-Kaâri) Musa b.
Ukbe'den, c Ömer'den, o da Peygamber (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellem) dîsin
mislini rivayet etti. Şu kadar var ki o:
«Bir defa o sürüye,
bir defa bu sürüye hücum eder.» dedi.
Münafık öldüğü zaman
şiddetli rüzgar çıkması, ona bir ceza ve ölümüne alâmet olmak ve şerrinden
kulların rahata emdiğini bildirmek içinidir.
iki münâfıkın ashabdan
sayılmaları hakikatin sahabe oldukları için değil, zahiren müslüman
göründükleri içindir,
Bu rivayetler âhirette
münafıkların şiddetle azab göreceklerine delildirler.
Münafıkların delibaş
koyuna benzetilmesi m|üslümanlarîa müslüman, kâfirlerle kâfir göründükleri
içindir.
18- (2785)
Bana Ebû Bekr b. İshâk rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Bükeyr rivayet
etti. (Dedi ki) : Bana Muğîra (yâni; El-Hızâmî) Ebû'z-Zinad'dan, o da
A'rac'dan, o da Ebû Hüreyre'den, o da Resûlülluh (Sallallahü Aleyhi ve
Sd/em/den naklen rivayet etti. (Şöyle buyurmuşlar) ;
«Kıyamet gününde
semiz, İri bir adam gelecek. Fakat Allah İndinde bîr sivrisineğin kanadı kadar
ağırlığı olmayacaktır, (Bîr de onlar için K;-yâmet gününde tartı dikmeyiz...)
âyetini okuyun.» [6] buyurdular.
Bu hadîsi Buhâri ,
Kehf Sûresinin tefsirinde tahric etmiştir.
Hadîsin. Hz. Ebû
Hüreyre rivayetinde : Kıyamet gününde uzun, iri, yiyici ve içici bir adam
gelecek... denilmiştir. Böyle bir adamın Allah indinde sivrisineğin kanadı
kadar ağırlığı olmaması hiç bir kıymeti olmadığından kinayedir.
Hadîs-i şerif semizlik
ve şişmanlığı zemmetmektedir.
Âyeti okuyun sözü
zahire göre hadîsdendir. Maamafih sahabinin sözü olması ihtimali de vardır.
19- (2786) Bİze
Ahmcd b. Abdillah b. Yûnus rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Fudayl (yâni; îbni
Iyâz) Mansur'dan, o da İbrahim'den, o da AMde's-Sclmânî'dcn, o da Abdullah b.
Mesud'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Bir âlim Peygamber (Satlallahü
Aleyhi ve Seilem) 'e gelerek.
— Yâ Muhammedi Yahut Yâ Eha'l-Kâsım! Şüphesiz
ki, Allah Teâlâ kıyamet gününde gökleri bîr parmak üstünde, ye'rleri bir parmak
üstünde, dağlarla ağaçları bir parmak üstünde, su ile toprağı bir parmak üstünde,
şâir mahlûkatı da bir parmak üstünde tutacak, sonra onları sallayarak:
— Melik benîm;
Melik benim; buyuracaktır,
dedi. Bunun üzerine Kesûlüllah
(Sallallahü. Aleyhi ve Sellem) bu âlimin
söylediğine şaşarak 'onu tasdik için güldü. Sonra şu âyeti okudu :
«Onlar Allah'ı
hakktyle takdir etmemişlerdir. Halbuki Kıyamet gününde bütün yer ve gökler
onun sağ elinde dürülüp toplanacaklardır. Onu tenzih ederim. O müşriklerin
koştukları şirkten münezzehdİr.» [7]
20- (...)
Bize Osman b. Ebî Şeybe ile İshak b. İbrahim rivayet jetti. Her iki râvi
Cerir'den, o da Mansur'dan bu i sn adla rivayette bulumiıuş-lardır. Mansûr:
Yahudilerden bir âlim Resûlüllah (Sallallahü Aleyh; ve Sellem)'e geldi, diyerek
Fudayl'ın hadîsi gibi rivayette bulunmuş. Fakat: «Sonra onları sallayacak...»
dememiştir. O şunu söylemiştir:
— Gerçekten Resûlüllah
(Sallallahü A leyhi ve Seilem) 'in onun söylediğine şaşarak kendisini tasdik
için güldüğünü gördüm. Hattâ yan dişleri göründü. Sonra Resûlüllah (Sallallahü
A leyhi ve Seilem):
«Onlar Allah'ı
hakkıyle takdir etmediler.» dedi ve âyeti okudu.
21- (...)
Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize A'meş rivayet etti. (Dedi ki) : Ben İbrahim'i şöyle derken
işittim: Alkame'yi dinledim, şunu söylüyordu: Abdullah dedi ki: Ehl-i Kitabdan
bir adam Resûlüiiah (SallallahU Aleyhi ve Selîem)'e gelerek:
— Yâ Eba'l-Kâsim! Şüphesiz ki, Allah gökleri
bir parmak üzerinde, yerleri bir parmak üzerinde, ağaçlarla toprağı bir parmak
üzerinde, mah-lûkatı da bir parmak üzerinde tutacak; sonra :
— Melik benim, Melik benim! buyuracaktır,
dedi. Abdullah demiş ki: Bunun
üzerine Peygamber (Salîallahii Aleyhi ve Se';lem)"m güldüğünü gor-düm.
Hattâ yan dişleri göründü. Sonra :
«Onlar Allah'ı
haklayle takdir etmediler.» âyetini okudu.
22- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. (Dediler1 ki) :
Bize Ebû Muâviye rivayet etti. H.
Bize İsbak b. İbrahim
ile Alî b. Haşrem de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İşet b. Yûnus haber
verdi. H.
Bize Osman b. Ebî
Şcybe dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerîr rivayet etti. Bu râvilerin
hepsi A'meş'den bu isııadla rivayette bulunmuşlardır. Şu kadar var ki : Her
birinin hadîsinde : «Ağaçları bir parmak üzrinde ve toprağı bîr parmak
üzerinde...» ifâdeleri vardır. Cerir'in hadîsinde: «Mahlûkatı da bir parmak
üstünde...» ifâdesi yoktur. .Lâkin onun hadîsinde: «Dağları da bir parmak
üstünde...» ibaresi vardır. Cerir'in hadîsinde şu ziyâde de vardır: «Onu
tasdik için söylediğine şaşarak...»
Bu hadîsi Buhârî,
Ziimcr Sûresinin tefsirinde ve «Kitâfeu't-Tevhid»'de; Tirmizî ile Nesâî dahi
«Kitâbu't-Tefsir»'de muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.
Habr ve Ilıbr : Âlim
demektir. Bu kelime umumiyetle yahudilerin âlimleri hakkında kullanılır.
Hadîs-i şerif sıfat
hadislerindendir. Bunlar hakkında ulemânın iki mezhebi olduğunu evvelce
görmüştük. Yine hülâsa edelim ki: Bir mezhebe göre el, parmak v.s. gibi
uzuvlar Allah Teâlâ hakkında mümtenf
yâni; imkânsız olduğu
için, bu gibi kelimelerin hak olduğuna itikad etmek ve mânâlarım Allah'a
havale kılmak gerekir. Diğer mezhebe göre bunlar te'vil olunurlar. Bu takdirde
buradaki parmaktan murad; muktedir olmaktır.
Hadîsin zahirine
bakılırsa, Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Seîlem) yâ-hûdî âlimini tasdik için
gülmüştür. Kaadî Iyâz'la bazı kelâm ulemâsına göre ise, onun gülmesi tasdik
için değil, yahûdî âliminin söylediklerini red ve inkâr içindir. O yahudinin
kötü itikadına şaşmıştır. Çünkü yahudilere göre Ccnâb-ı Allah cisimdir.
Hadîsdeki (onu tasdik için) sözü râvi tarafından söylenmiştir. Nevevî birinci
mânâyı daha zahir bulmaktadır.
Resûlüiiah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) 'in gülmesinden murad; tebessümüdür.
23- (2787)
Bana Harmele b. Yahya rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnû Vehb haber verdi.
(Dedi ki) : Bana Yûnus, İbnû Şihab'dan naklen haber verdi. (Demiş ki) : Bana
İbnû Müseyyeb rivayet etti ki, Ebû Hü-reyre şöyle diyormuş : Kesûlülîah
(SallaUahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:
«Kıyamet gününde Allah
Tebareke ve Teâla yeri kabzeder, göğü de sağ eliyle dürer. Sonra : Melîk benim!
Nerede yerin melekleri? buyurur.»
24- (2788)
Bize Ebû Bekr b. EM Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) :
Bİze Ebû Üsâme, Ömer
b, Hamza'dan, o da Salını b. Abdillah'dan naklen rivayet etti. (Demiş ki) :
Bana Abdullah "b. Ömer haber verdi. (Dedi ki) : Kesûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular:
«Allah (AzzeveCelle)
Kıyamet gününde gökleri dürecek; sonra onları sağ eline alacaktır. Sonra :
Melik benim; cebbarlar nerede? Nerede mütekebbİrler? diyecektir. Sonra sol
eliyle yerleri dürecek. Sonra : Melîk benim. Cebbarlar nerede? Nerede
mütekebbİrler? buyuracaktır.»
25- (...) Bize Saîd b.
Mansûr rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Yakub (yâni; İbni Abdirrahman) rivayet
etti. (Dedi ki) : Bana Ebû Kâzim, Ubey-dullah b. Miksem'den rivayet etti ki, kendisi
Abdullah b. Ömer'in, Resûlülİah (Sallallahü Aleyhi ve Setlem) 'i nasıl taklid
ettiğine bakmış:
«Allah (Azze ve Ceile)
gokleriyle yerlerini ikî eliyle tutacak ve : Allah benim! Melik benim!
buyuracaktır.» demiş. Parmaklarını yummuş ve açmış.
(Abdullah demiş ki :)
Hattâ minbere baktım, altından "bir şey kıpırdıyordu. Kendi kendime :
Acaba bu minber Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'i düşürecek mi,
dedim.
26- (...)
Bire Saîd h. Mansûr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdu'l-Aziz b. EM Hazim
rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam, Ubeydullah b. Miksem'den, o da Abdullah
h. Ömer'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem)'i minber üzerinde gördüm:
«Cebbar (AzzeveCelle)
gökleriyİe yerlerini iki eliyle tutacak...» buyu-ruyordu. Sonra Ya'kub'un
hadîsi gibi rivayette bulunmuştur.
Ebû Hüreyre rivayetini
Buhârî «Kitâbu'r-Rikâk» ile «Kitâbu't-Tevhid»'de; îbni Ömer rivayetini
«Kitâbu't-Tevhid»'de tahric etmiştir.
Bu rivâyetlerdeki iki
el tâbiri kudret mânâsına te'vil olunmuştur. Çünkü biz insanlar işlerimizi
ellerimizle görürüz. Bundan dolayı bize anlayacağımız şekilde hitab
olunmuştur. Sağ ve sol el tâbirleri misâl tamamlanmak için zikredilmişlerdir.
Çünkü biz kıymetli gördüğümüz şeyleri sağ elle, başkalarını sol elle tutarız.
Bir de bizim nazarımızda sağ el solun göremediği işleri görür. Göklerin yerden
daha büyük oldu&u malûmdur. Bu sebeple onları sağ ele, yerleri de sol ele
izafe ederek istiârevi bizim zihinlerimize daha açık surette ifâde etmiştir.
Hakikatte Allah Teâlâ bir şeyin Kendisine daha ağır, diğerinin daha hafif
olmasıyle vasıflanamaz. Kaadîjffyâz diyor ki: «Bu hadîsde üç kelime var, hepsi
toplamak mânâsına gelir. Bunlar: Kabzeder, dürer ve alır kelimeleridir.
Peygamber (Salhllahü
Atevhi ve Selîem) 'in -parmaklarını yumup açması Allah'ın rrjıâhlûklarıni
toplamasını temsilen anlatmak içindir.»
Minberin titremesi
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeVem)*m bu işaretini yaparken hareketinden
ileri gelmiş olabilir. Maamafih Kaadî Iyâz işittiğinin heybeti sebebiyle
kendiliğinden titremiş olabileceğine de ihtimal vermektedir. Nitekim hurma kütü&ü
de ağlamıştı. Neticede Kaadî Tyâz şunları söylemiştir: «Bu hadîslerde vârid
olan müşkil kelimelerden Peygamber (SaMlahü Aleyhi ve Sellem) 'in ne
kasdettiğini Allah bilir. Biz Allah Teâlâ'ya ve sıfatlarına iman eder, ona hiç
bir şeyi benzetmez, onu da hiç bir şeye benzetmeyiz. Onun misli yoktur.
Hakkıyle işiten, gören odur. Resûlüllah (Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) ne
söylediyse haktır, doğrudur. Anlayabildiğimiz bir şey varsa Allah'ın lütfü
keremiyledir. Anlayamadıklarımıza ise iman eder; ilmini Allah Teâlâ'ya havale
eyleriz.» «Nerede yeryüzünün melikleri?» suâli bütün canlılar öldükten sonra
sorulacaktır.
27- (2789)
Bana Süreye b. Yûnus ile Hânın b. Abdillah rivayet ettiler. (Dediler ki) :
Bize Haccac b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki) : İbnti Cüreyc şunu söyledi:
Bana İsmail b.-Ümeyye, Eyyûb b. Hâlid'den, o da Ümnıü Seleme'nin azatlısı
Abdullah b. Râfi'den, o da Ebû Hürey-re'den naklen haber verdi. (Demiş ki) :
Resûlüllah (SalîaHahü Aleyhi ve Seîîem)
etimden tutarak şöyle buyurdular :
«Allah (Azze veCelle)
yeri cumartesi günü yaratmış, o toprakta dağları pazar günü, ağaçlan pazartesi
günü, sevilen şeyleri salı günü, nuru çarşamba günü yaratmış. Yerin üzerine
hayvanları perşembe günü yaymıştır. Adem (Aleyhisselâmi'ı da cuma günü
ikindiden sonra mahlûkatın en sonunda ve cum'a saatlerinin nihâyetinde, ikindi
ile akşam arasında yaratmıştır.»
tbrâhim dedi ki: Bise
Bistâmî (bu zat Hüseyn b. îsâ'dır) ile Sehl b. Ammâr, tbrâhim b. binti Hafs ve
başkaları bu hadîsi Haccâc'dan rivayet ettiler.
Hadîsdeki mekruh yâni;
sevimsiz şeylerden murad; demir v.s. gibi yerden çıkan madenler ve bir şeyin
ıslâhına yarayan maddelerdir. Bazı rivayetlerde nur yerine nûn denilmiştir.
Nûn, balık demektir. Teâla Hazretleri, gerek nuru gerekse balığı çarşamba günü
yarattığı için rivayetler
Sarasında münâfaât
yoktur. Hz. Âdem'in bütün mahlûklardan sonra (yaratılması illet-i gâiye (asıl
maksat) menzilesinde olduğu içindir. Uls-İmâdan bir cemaata göre Âdem
(Aleyhisselâm) cuma gününün icabet jsaatında yaratılmıştır. Teâlâ Hazretlerinin
muhtelif mahlûkatim haftanın ayrı ayrı günlerinde yaratmasındaki hikmet bizce
malûm değildir.
28- (2790)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : föize Ilâlid b. Mahled,
Muhammed b. Ca'fer h, Ebî Kesîr'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Ebû Hâzim
b. Dînar, Sehl b. Sa'd'dan rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Seilem):
«Kıyamet gününde
insanlar beyaz, kızıl beyaz, beyaz unun çöreği gibi bir yerin üzerinde
toplanacak, orada hiç kimse İçin bir alâmet olmayacaktır.» buyurdular.
29- (2791)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ali b. Müshir,
Dâvud'dan, o da Şa'bî'dcn, o da MesrûkMan, o da Âişe'den naklen rivayet etti.
(Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemye Allah (Azze ve Celle) Jnin :
«O gün yer, yerden
başka bir kılığa değişecek, göklerde Öyle olacak...» [8] âyet-i
kerîmesini sordum, İnsanlar o gün nerede olacak yâ Resûlallah? dedim. «Sırat
üzerinde!» buyurdular.
Sehl rivayetini
Buhârî «Kitâbu'r-Rikâk»'da
tahric etmiştir.
Muhtelif rivayetlerden
anlaşıldığına göre, kıyamet gününde insanların haşrolunacakları yer dünyadan
başka olacak, insanlar haşr için dünyadan oraya aktarılacaklardır. Hz.
Abdullah b. Mes'ud 'dan rivayet edilen bir hadîse göre, değişen yer gümüş gibi
sâf olup, üzerinde kan dökülmemiş, günah işlenmemiştir.
Afra: Kızıla çalar
beyaz demektir. Nakıy, beyaz un'dur. Mahşer yeri beyaz undan yapılmış çöreğe
benzetilmek suretiyle Allah Teâlâ'nın azametine lâyık bir yer olduğu
anlatılmıştır. Alâmetden murad; ev, bina gibi bir eser bulunmamaktır. Bununla
dünya toprağına işaret buyurul-muş. Onun yok olup, gittiği ve kulların onunla
alâkası bittiği anlatılmak
istenmiştir.
Müslim sarihlerinden
Übbî'ye göre ikinci rivayetteki sırattan murad; malûm sırat köprüsü
olabileceği gibi, mahlûkatm üzerinde duracakları başka bir yer olmak ihtimâli
de vardır. Hatta bu ihtimal daha kuvvetlidir. Çünkü bir hadîsde :
«Âişe : Yer
değiştirildiği vakit, insanlar nerede olacak? diye sormuş : Onlar köprünün
yanında karanlıkta olacaklardır. Köprü sırattır, buyurmuşlar.» denilmektedir.
30- (2792) Bize Abdu'I-Melik b. Şuayb b. Leys rivayet
etti. (Dedi ki) : Bana babam, dedemden
rivayet etti. (Demiş ki) : Bana Hâlid b. Yezid, Saîd b. Ebî Hilâl'den, o da
Zeyd b. Eslem'den, o da Atâ' b. Yesâr'dan, o da Ebû Saîdi Hudrî'den, o da
Resûlüllah (Sallalhhü Aleyhi ve Sellemj'den naklen rivayet etti. Şöyle
buyurmuşlar :
«Kıyamet gününde yer
bir çerek olacak. Onu Cebbar kendi yed-i kudretiyle sizden birinizin seferde
çöreğini elden ele çevirdiği gibi, cennetliklere ikram olmak üzere
çevirecektir.»
Ebû Saîd demiş ki : Az
sonra yahudilerden bir adam gelerek: — Rahman olan Allah sana bereket versin ey
Eba'l-îvaâsım. Kıyamet giınünde
cennetliklerin ağırlanacağı şeyi sana
haber vereyim mi? dedi. Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
<Hay hay!» Duyurdular. Yahudi: (Resûlüllah
(Sallalhhü Aleyhi ve Sellem)'in buyurduğu gibi) :
— Yer bir çörek olacak, dedi. Bunun üzerine
ResûlüllaVı (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize baktı, sonra güldü,
hattâ yan dişleri
göründü. Yahudi:
— Sana onların katığını haber vereyim mi? dedi.
«Hay hay!» buyurdular. Yahudi:
— Onların katıkları bâlâm ile nûn'dur, dedi.
(Oradakiler) :
— Bu ne demektir? diye sordular.
—Öküzle balıktır.
Onların ciğerlerinin kenarından yetmiş fora kişi yiypcektir, dedi.
31- (2793)
Bize Yahya b. Habîb El-Hârisî rivayet etti.
(Dedi ki): Bize Halid b.Haris rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Kurra
rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed, Ebû Hüreyre'den rivayet etti (Şöyle
demiş): Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
<Bana yahudilerin
on kişi tabi olsa, yeryüzünde müslüman olmadık yahudi kalmazdı> buyurdular.
Onlar bu ekmeği
cennete girmeden durak yerinde yiyecek, orada beklerken acıkmıyacaklardır.
Nûn:
Bilittifak balık mânâsına gelirse de, bâlâmın mânâsı hususunda ihtilâf edilmiş
ve birçok muzdarib kaviller ortaya atılmıştır. Bu kavillerden Kaadî Iyâz ile
diğer muhakkıklarm ihtiyar ettikleri en sahih olanına göre kelime İbrânî olup,
öküz mânâsına gelir. Nitekim Yahûdî de onu öküz diye tefsir etmiştir. Kelime
Arabca olsa Ashab-ı kiram onu bilir, sormağa ihtiyaçları kalmazdı. Hattabî'ye
göre ya-hudî bu kelimeyi anlaşılmasın diye takdimli tehirli söylemiş olabilir.
Aslı leâdır. îbrânîde mânâsı yaban öküzü demektir.
Zâidetü'l-Kebid:
Karaciğer ziyadesi demektir. Bu ziyâde karaciğere takılı bir parça olup,
hayvanın en lezzetli yeridir.
HcsÜMillah (Saltallahü
Aleyhi ve Sellem)'in gülümsemesi kendisinin vahy suretiyle haber verdiklerini
yahudinin Tevrat'tan naklen söylemesine şaştığı içindir.
Yetmiş bin kişi
mes'elesine gelince : Kaadî Iyâz'in beyânına göre ihtimâl bunlar soruşuz
hesapsız cennete girecek olanlardır. Maamafih bu adetten çokluk kastedilmiş
olması da muhtemeldir.
Ebû Hüreyre
rivâyetindeki on yahudiden murad; bazılarına göre yahudilerin âlimleridir. Bir
takımları bunlardan murad; yahudilerin meşhur reisleri Ebû Yâsir, Ka'b b. Eşref
v.s. olduğunu söylemişlerdir.
32- (2794)
Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize A'meş rivayet etti. (Dedi ki) : Bana İbrahim AlkameMcn, o da
Abdullah'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Bir defa ben Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'\e birlikte bir ekinlikte yürüyordum. Kendisi bir
hurma dalına dayanıyordu. Aniden ya-hudilerden bir cemaatın üzerine uğradı.
Yahudiler birbirlerine:
— Ona ruhu sorun!
dediler. Ve şöyle konuştular:
__ Ona sormaya sizi
sevkeden nedir? O sizin karşınıza hoşlanmadığınız bir şeyle çıkmıyor! Fakat
yine de ona sorun! dediler. Bunun üzerine biri kalkıp gelerek ona ruhu sordu.
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Se'lem' sükût buyurdu. Ona hiç bir cevab
vermedi. Anladım ki, kendisine vahy geliyor. Yerimde durdum. Vahy inince şö'yle
buyurdular:
«Sana ruhu soruyorlar.
(Dedi ki) : Ruh Rabbİmin işidir. Size ilim nâmına ancak az bîr şey
verilmiştir.» [9]
33- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Saîd El-Eşecc rivayet ettiler. (Dediler ki)
: Bize Veki rivayet etti. H.
Bize İshak b. îhrâhim
El-Hanialî ile Alî b. Haşrem dahi rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İsa b.
Yûnus haber verdi.
Her iki râvî
A'meş'den, o da İbrahim'den,- o da AlkameMen, o da Abdullah'dan naklen rivayet
etmişlerdir. Abdullah: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) 'le birlikte
Medine'de bîr ekinlikte yürüyordum, diyerek Hafs'ın hadîsi gibi rivayet
etmiştir. Şu kadar var ki, Veki'in hadîsinde : «İlimden size ancak az bir şey
verilmiştir.» İsa b. Yûnus'un hadîsinde ise İbnû Haşrem'in rivayetinden olmak
üzere: «Onlara ilimden ancak az bir şey verilmiştir.» ibareleri vardır.
34- (...)
Bize Ebû Saîd El-Eşecc rivayet etti. (Dedi ki) : Abdullah b. İdris'i şöyle
derken işittim. Ben A'meş'den dinledim. Bu hadîsi Abdullah b. Mûrra'dan, o da
Mesruk'dan, o da Abdullah'dan naklen rivayet ediyordu. Abdullah şöyle demiş:
Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selîem) bir hurmalık içindeydi. Bir hurma dalma
dayanıyordu...
Sonra râvî
yukarkilerin A'meş'den rivayet ettikleri hadîs gibi nak-letmiştir. O
rivayetinde:
«Size ilimden ancak az
bir şey verilmiştir.» demiştir.
Bu hadîsi Buhâri
«İlim», «Tevhid», «Tefsir» ve «İ'tisam» bahislerinde; Tirmizî ile Nesâî
«Tefsir» bahsinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir. Tirmizî : «Bu hadîs
hasen sahihtir.» demiştir.
Mârâbeküm:
Tâbiri, sizi ona sual sormaya ne şevketti? mânâsına geldiği gibi: Size bu
hususta şüphe veren odur ki, ona sormaya muhtaç oluyorsunuz? mânâsına da
gelebilir. Bazıları bu hadîsdeki «Eskete» kelimesine sükût buyurdu, mânâsı
vermiş. Bir takımları boynunu önüne eğdi, diğerleri de, ondan yüz çevirdi,
demişlerdir.
Ma'zirî diyor ki: «Ruh
ve nefis hakkında söz söylemek en derin ve ince meselelerdendir. Bununla
beraber insanlar bu babda çok söz söylemiş, birçok eserler te'lif etmişlerdir.
Ebû'l-Hasen E1-Eş'arî ruh, giren-çıkan nefestir, demiş; İbnû Bâkıllâni, Eş'ari
'nin söylediği ile hayat arasında mütereddit bir şeydir, demiş; bir takımları
ruhun lâtif bir cisim olup, zahirî cisimlere ve a'zaya iştirak ettiğini söylemiş,
bazıları da: Ruhu Allah'dan başka kimse bilmez, demişlerdir. Cumhura göre, ruh
malûmdur. Onlar da bu kaviller üzerinde ihtilâf etmiş; kimisi ruh kandır,
demiş; bazısı daha başka bir şey söylemiştir. Âyet-i kerîme'de ruhun
bilinmeyeceğine, onu Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Selîem) in bilmezliğine
delil yoktur. O ancak âyet-i kerîmedeki beyanatla cevab vermiştir.»
Ruhla nefsin aynı şey
olup olmadığı da ihtilaflıdır. Esah olan kavle göre bunlar ayrı ayrı şeylerdir.
35- (2795)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Abdullah b. Saîd EI-Eşec rivayet etliler. Lâfız
Abdullah'ındır. (Dediler ki) : Bize Vekİ' rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
A'meş, Ebû'd-Duhâ'dan, o da Mesruk'dan, o da Habbab'dan naklen rivayet etti.
Habbab şöyle demi; : Benim Âs b. Vâil'-de alacağım vardı. Onu almak için
kendisine gittim de bana :
— Muhammed'e küfretmedikçe sana asla bir şey
ödemem, dedi. Ben de kendisine:
— Sen ölüp sonra dirilinceye kadar, ben
Muhammed'e asla küfrede-mem, dedim.
— Ben öldükten
sonra dirilecek miyim? Öyleyse mala ve çoluğa -Çocuğa döndüğüm vakit
sana borcumu öderim, dedi.
Veki demiş ki : A'meş
de böyle söyledi, dedi ki: Bunun üzerine şu âyet indi:
«Bizim âyetlerimize
küfredene ne dersin. Bana mutlaka mal ve çoluk çocuk verilecektir, dedi.» Âyet
tâ:
«Bize yalnız başına
gelecektir...» cümlesine kadar inmiştir.
36- (...)
Bize Ebû Küreyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâ-viye rivayet etti. H.
Bize İbnû Nümeyr de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize balram rivayet etti. H.
Bİze İshâk b. İbrahim
dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir haber verdi. II.
Bize İbnû Ebî Ömer de
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyan rivayet etti. Bu râvilerin hepsi
A'meş'den bu isnadla Vekİ'm hadîsi gibi rivayette bulunmuşlardır. Cerir'in
hadîsinde : «Dedi kİ : Câhiliyyet devrinde demirci idim. Âs b. Vâile bir iş
yaptım da, ondan alacağımı istemeğe gittim.» ibaresi de vardır.
Bu hadîsi Buharı,
«Buyu'», «Tefsir» ve «İcâre» bahislerinde; Tirmizî ile Nesâî «Kitâbu't-Teisir»'de
muhtelif râvilerden tah-ric etmişlerdir.
Âs İbni Vâil câhüiyyet
devrinin zmdıklarmdaridır. Mukâti1'in beyânına göre Hz. Habbab kuyumcu imiş. Âs
îbni Vâile zînet yapmış. Ücretini isteyince : «Siz cennette ipek, altın, gümüş
olduğunu söylemiyor musunuz?» demiş. Habbab : Evet! cevâbını vermiş. Öyle ise
aramızda buluşacağımız yer cennet olsun, demiş1. Ve onunla alay etmiş. Bunun
üzerine hadîsde zikri geçen âyet-i kerîmi İnmiştir.
1-
Demircilik, kuyumculuk gibi san'atlar, doğruluk göstermek şar-tıyîe sahibine
bir nakısa sayılmazlar.
2- Alay eden
kimsenin sözleri kıyamete kadar Allah'ın gazabına sebep olurlar.
3- Borcunu
ödemeyen kimseye karşı şiddet göstermek
37- (2796)
Bize Ubeydullah b. Muâz El-Anberî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, Abdû'l-Hanıid Ez-Ziyâdî'den rivayet etti. O da
Enes b. Mâlik'i şunu söylerken işitmiş. Ebû Cehl:
— Alîahım! Eğer bu
senin tarafından gelen hak (din) ise, bi; k gökten taş yağdır. Yahut bize
acıklı bîr azab getir, dedi. Bunun üze ine şu âyet indi:
«Sen aralarında iken
Allah onları azab edecek değildir. Onlar ettikleri müddetçe dahi Aüah
kendilerini azab edecek değildir. On lir Mes-cid-i Haram'dan men edip dururken,
neden Allah kendilerini azab etmiyecekmiş![10]
ilâh.»
Bu hadîsi Buhârî Enfaî Sûresinin tefsirinde tahric etmiştir.
Bazı rivayetlerde bu
sözü Nadr b. Hâris'in söylediği bildirilmiştir. Maarnafih rivayetler arasında
mûnafaat yoktur. Çünkü aynı sözü ikisinin de söylemiş olması mümkündür. Filhakika
Nadr b. Haris, İrân'a gitmiş, onların kıralları Rüstem ve tsfendi-yar'a dâir
bir şeyler öğrenmişti. Dönüşte Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selle m)
"in Allah tarafından gönderildiğini ve insanlara Kur'ân okurduğunu
işitince Kesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in bulunduğu meclislerde o
da İran'a öğrendiklerini hikâye eder. Sonra : Hangimiz güzel kıssa anlatıyor?
Ben mi? Muhammed mi? diye sorarrnış. Bundan dolayıdır ki, Bedr'de esir alındığı
vakit Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onun boynunun vurulmasını emir
buyurmuş ve öldürülmüştür.
38- (2797)
Bize Ubeydullah b. Muai ile Muhammed b. Abdi'I-A'Ia [El-Kaysî rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize Mu'temir, babasından rivayet 'etti. (Demiş ki) : Bana Nuaym
b. Ebî Hind, Ebû Iîâzim'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. (Demiş
ki) : Ebû Cehl:
— Muhammed sizin aranızda halâ yüzünü toprağa
sürtüyor mu? dedi. Kendisine : Evet! cevabı verildi. Bunun üzerine :
— Lât ve Uzza'ya yemin ederim kî
onu, bunu yaparken görürsem mutlaka boynuna basarım. Yahut
mutlaka yüzünü toprağa gömerim, dedi. Az sonra Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Seilem) namaz kılarken onun yanına vardı. Boynuna basmak niyetinde idi, fakat
birdenbire onu bırakıp geri döndüğünü ve elleriyle korunduğunu gördüler.
Kendisine :
— Sana ne oldu? denildi.
— Gerçekten onunla
benim aramda ateşten bir hendek, korkunç bir Şey ve bir takım kanatlar var,
dedi. Resûlüllah (Sallallahü Alevh' ve Seilem) de:
«Bana yaklaşmış
olsaydı melekler onu birer birer uzuvlarını koparırdı!» buyurdular.
Râvi demiş ki: Bunun
üzerine Allah (Azze veCelle) —Ebû Ilüreyre'-nin hadîsinde midir, yoksa duyduğu
bir şey midir bilmiyoruz—:
«Hayır! Gerçeklen
İnsan kendini zengin görünce azar. Hiç şüphe yok ki, dönüş Rabbİnedir. Bir kulu
namaz kılarken meneden kimseye ne dersin? Ya hidâyet üzere ise; veya takvayı
emrederse ne dersin! Yalanladı ve dönüp gitti ise (Ebû Cehl'i kastediyor) ne
dersin? Bilmez mi ki, Allah görüyor! Hayır! Eğer vazgeçmezse mutlaka alnına
yapışacağız. Yalancı, günahkâr alına! O meclisini çağırsın. Biz zebanileri
çağıracağız! Hayır! Ona itaat etme I» [11] âyetlerini indirdi.
Ubeydullah kendi
hadîsinde ziyâde etti: «Ve ona ne emretti ise etti.» dedi.
İbra Ahdİ'1-A'lâ
da: -Meclisini yâni;
kavmini çağırsın...* ibaresini ziyâde etti.
Anlaşılıyor ki, Ebû
Cehl zenginliğine güvenerek fazla şımarmış, Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve
Seilem) 'in namaz kılmasını, Muhammed yüzünü toprağa sürtüyor mu? diye alaylı
bir edâ ile sormuş. Kıldığını anlayınca, taptığı en büyük putlardan lât ile
uzza'ya yemin ederek onu namaz kılarken görürse mutlaka boynuna basacağına söz
vermiştir/ Fakat bu kadar alayişle ilân ettiği kahramanlık komedisi az sonra
pek gülünç bir hezimetle nihayete ermiş, boynunu toprağa gömmek için gittiği
Resûl-i Kibriya'nın kılına bile dokunamadan neye uğradığını anlayamamış, birdenbire
geri dönmüştür. Ve her halde yalanı şanına yedirememiş olacak ki, o anda
gördüklerini dosdoğru söylemiştir. Evet, Ebû Cehil o anda önünde ateşten bir
hendek, korkunç bir manzara ve meleklerin kanatlarını görmüştür. Allah her
şeye kadirdir. Resûl-ü Zişânını insanların şerrinden koruyacağına kefil olmuş
ve böyle nice tehlikeli anlarda çeşitli mucizelerle onu korumuştur. Bu hususta
hadîsler çoktur.
39- (2798)
Bize tshak b. İbrahim rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir Mansûr'dan, o da
Ebû'd-Duhâ'dan, o da Mesrûk'dan naklen haber verdi. (Şöyle demiş) : Abdullah'ın
[12]
yanında oturuyorduk. Kendisi de aramızda yaslanmıştı. Derken ona bir adam
gelerek :
— Yâ Ebâ Abdirrahman! Gerçekten Kinde kapıları yanında bir hikayeci
kıssa anlatıyor ve duman mucizesi gelerek kâfirlerin canlarını alacağını,
mü'minlerinse ondan nezle şeklinde müteessir olacaklarını söylüyor, dedi.
Bunun üzerine Abdullah kızarak oturdu ve şunları söyledi:
— Ey insanlar!
Allah'dan korkun! Sizdeiı kim bir şey bilirse, bildiğini söylesin.
Bilmeyen de, Allah bilir, desin. Çünkü
birinizin bilmediği bir şey için,
Allah bilir, demesi en büyük ilimdir. Gerçekten Alîah (Azze ve Ceîle) Peygamberi (Sallallahü
Aleyhi ve SeUem)'e :
«Ben bunun için sizden
bir ücret istemiyorum. Ben tekellüf yapanlardan da değilim de!» [13]
buyurmuştur.
Şüphesiz Resûlüllüh
(Sallaîlahü Aleyh- ve Selleni) insanlarda bir gerileme gördüğü vakit :
«Atlahım! Yûsuf'un
yedi (sene) si gibi yedi (sene)!» buyurmuştu. Müteakiben başlarına öyle bir
kıtlık gelmişti ki, her şeyi silip süpürmüş. Hattâ açlıktan deri ve İaşeleri
yemişlerdi. Onlardan biri gökyüzüne bakarak duman şeklinde bir şey gördü. Hemen
Ebû Süfyan gelerek :
— Yâ Muhammedi Sen Allah'a tâatı ve akrabaya
yardımı emrederek geldin. Ama kavmin helak oldular. İmdi onlar için Allah'a dua
et, dedi. Allah (Azze veCetle):
«Semânın insanları
saracak aşikâr bir duman getireceği günü gözeî! Bu acıklı bir azabdır.» [14]
âyet-i kerîmesini:
«Şüphesiz ki, siz
döneceksiniz...» kavli kerîmine kadar fcuyurdu Abdullah şöyle dedi : Hiç
hakkında :
«O gün
biz en büyük
savlette tutacağız, biz
İntikam alacağızla [15] buyurulan
günde âhirdin azabı açılır mı? Batşe, Bedir günüdür. Duhan ayeti batşe, lızâm
ve rûm âyeti geçmişlerdir.
40- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki : Bize Ebû Muâviye ile Veki' rivayet
ettiler. H.
Bana Ebû Saîd El-Eşec
de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki verdi. H.
Bize Osman b. Ebî
Şeybe dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Biz
rivayet etti.
Bunların hepsi
A'meş'den rivayet etmişlerdir. H.
Bize Yahya "b.
Yahya ile Ebû Küreyb de rivayet ettiler. Lâfız Yahya'nındır. (Dediler ki) :
Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da MüsHm b. Subeyh'den, o da Mesrûk'dan naklen
rivayet etti. (Şöyle demiş) : Abdullah'a bir adam gelerek:
— Mescidde kendi re'yiyle Kur'ân'ı tefsir eden
bir adam bıraktım. Şu âyeti tefsir ediyor:
«O gün semâ aşikâre
bir duman getirecektir.» Bu adam: İnsanlara kıyamet gününde bir duman gelecek
ve canlarını alacak, hattâ ondan nezleye tutulmuş gibi olacaklar diyor, dedi.
Bunun üzerine Abdullah şunları söyledi:
— Her kim bir ilim biliyorsa, onu söylesin.
Bilmeyen de, Allah bilir, desin. Çünkü bir adamın bilmediği hir şey için, Allah
bilir, demesi anlayışından ma'duddıır. Bu mes'ele şöyle olmuştur. Kureyş (kabilesi) Peygamber (Sallaliahü A leyhi ve
Seilem) 'e âsi gelince onların aleyhine Yûsuf'un seneleri gibi seneler
gelmesine dua etti. Bunun üzerine onlara kıtlık ve şiddetli meşakkat isabet
etti. O derecedeki adam semâya bakıyor da, açlıktan kendisi ile semâ arasında
duman gibi bir şey görüyordu. Kemikleri bile yediler. Nihayet Peygamber
(Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'c bir adara gelerek:
— Yâ Resûlallah! Mudar (kabilesi)
için Allah'a istiğfar et! Çünkü
onlar helak oldular, dedi. Resûlüllah (Sallaliahü Aleyhi ve Seilem)'.
«Mudar için mi? Sen
hakikaten cüretkârsın!» buyurdu. Arkacığmdan onlar için duâ etti. Allah (Azze
veCelle) de:
«Biz azabı biraz
açacağız, siz gerçekten (yine) döneceksiniz.» [16]
âyetini indirdi. Ve kendilerine yağmur verildi. Onlar refaha kavuşunca yine
eski hallerine döndüler. (Bu sefer) Allah (Azze ve Celle) de:
«Semânın insanları
saracak aşikâr bîr duman getireceği günü gözet! Bu acıklı bir azabdır.»
«O gün biz en büyük
savletle tutacağız. Biz intikam alacağız.» âyetlerini indirdi. Abdullah,
bundan Bedir gününü kastediyor, demiş.
41- (...)
Bize Kuteyhe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir, A'meş'den, o da
Ebu'd-Duha'dan, o da Mesrûk'dan, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti. (Şöyle
demiş) ; Beş şey vardır ki, bunlar geçmişlerdir. Duman, Hizâm, rûm, batşe ve
kamer,
(...) Bize
Ebû Saîd El-Eşec rivayet etti. (Dedi ki) : Bixe Yeki' rivâ-et etti. (Dedi ki) :
Bize A*meş bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etti.
42- (2799)
Bize Muhammed b. Müsennâ ile Muhammed b. Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler ki) :
Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be rivayet etti. H.
Bize Ebû Bekr h. Ebî
Şeybe de rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Gunder, Şu'be'den, o da
Katâde'den, o da Azra'dan, o da Hasen El-Uranî'den, o da Yahya b. Cezzâr'dan, o
da Abdurrahman b. Ebî tylâ*-dan, o da Übey b. Ka'b'dan naklen Allah (Azze ve
Celleynm şu âyeti hakkında rivayette bulundu:
«Büyük azabdan başka
biz onlara mutlaka yakın azabdan da tattıracağız.» [17]
Râvî demiş ki: (Yakın
azab) dünya musibetleri, rûm, batşe yahut dumandır. (Batşe ini yoksa duman mı?
dediğinde şekkeden Şu'be'dir.)
İbnû Mes'ud
(Radiyallahu anh^ rivayetini Buhârî «tstis-ka» ve «Tefsir» bahislerinde tahric
etmiştir.
Kinde kapıları Kûfe'de
bir kapının ismidir. Hikayecinin kim olduğu malûm değildir.
Hadîsden anlaşılan
mânânın hülâsası şudur: Hikayeci Duhan âyetini tefsir ederken, onun kıyamet
alâmetlerinden biri olduğunu söylemiş ve kıyamete yakın zuhur edeceğini
bildirmiştir. Hz. Abdullah ibnû Mes'ud ise bunun B e d r harbinde geçtiğini,
insanların açlıktan gözleri dumanlanarak gökyüzünde duman varmış gibi gördüklerini
anlatmış ve bir kimsenin bilmediği bir şeye karışmaması icâb ettiğini tenbihde bulunmuştur.
Maamafih mes'elede hilaf vardır. îbnû Abbâs, îbnû Ömer ve Zey d b. Alî
hazeratından rivayet olunduğuna göre kıyamete yakın böyle bir duman zuhur
edecektir. Hattâ bu duman kıyametin on büyük alâmetinden biridir.
Batşe:
Şiddetle tutmak savletle kapmak mânâsına gelir. Burada ondan murad; Bedir
harbidir.
Lizâm: Lâzım
gelen demektir. Bununla da batşe-i kübra namı verilen Bedir savaşında
kâfirlerin öldürülüp, esir edilmeleri kastedilmiştir.
Rûm âyeti, Romalıların
evvelâ mağlûp olup, sonra gâlib geleceklerinden bahseden âyettir ki, bu da mazide
kalmış ve Hudeybiye harbinde Romalılar, İranlılara galebe çalmışlardır.
Yûsuf (Aleyhisselâm)'m
senelerinden murad: Onun zamanında Mısır'da vuku bulan yedi senelik kıtlıktır.
Resûlüllah (Saîlallahü
Aleyhi ve SeHem),Kureyş kabilesinin İslâm'ı kabul etmeyip, düşmanlıklarını
artırdıklarını görünce Cenâb-ı Hak'dan on-lan kıtlıkla azab etmesini niyazda
bulunmuştu. Filhakika bu duâ kabul buyurulmuş, müşrikler açlıktan deri ve lâşe
yemişlerdi.
43- (2800)
Bize Amru'n-Nâlad ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Süfyan b. Uyeyne, İbnû Ebî Necih'dan, o da Mücâhid'-den, o da Ebû Ma'mer'den, o
da Abdullab'tlan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Saîlallahü
Aleyhi ve Selle m) zamanında ay ikiye ayrıldı. Bunun üzerine Resûlüllah
(Saîlallahü A leyhi ve Selkm) :
«Şahid olun!»
buyurdular.
44- (...)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb ve İshak b. İbrahim toptan Ebû Muâviye'den rivayet ettiler. H.
Bize Ömer b. Hafs b.
Giyâs da rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. Her iki râvi
A'meş'den rivayet etmişlerdir. H.
I Bize Mincab b. Haris
Et-Temîmî dahi rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize İbnû Mûshir,
A'meş'den, o da İbrahim'den, o da Ebû Ma'mer'den, o da Abdullah b. Mes'ud'dan
naklen haber verdi. (Şöyle demiş) : Bir defa biz Mina'da Resûlüllah (Sallallahü
A leyhi ve Sellem) % birlikte iken, ansızın ay iki parçaya ayrıldı. Bir
parçası dağın arkasında, bir parçası da önünde idi. Bunun üzerine ResûIüLIah
(Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) bize :
«Sahici olun!»
buyurdular.
45- (...)
Bize Ubcydullah b. Muâz El-Anberî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Şu'be, A'meş'den, o da İbrahim'den, o da Ebû
Ma'mer'den, o da Abdullah b. Mes'ud'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş):
Resûlüllah (Saîlallahü A leyhi ve Sellem) zamanında ay iki parçaya yarıldı da,
parçanın birini dağ örttü, diğer parça dağın üzerinde idi. Bunun üzerine
Resûlüllah (Saîlallahü A leyhi ve Sellem):
«Aİlahım! Şahid ol!»
dedi.
(2801) Bize
Ubeydullah b. Muâz rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki)
: Bize Şu'be, A'meş'den, o da Mücâhid'den, o da ibnû Ömer'den, o da Peygamber
(Saîlallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.
(...) Bu
hadîsi bana Bişr b, Hâlid de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed b. Ca'fer
haber verdi. H.
Bize Muhammed b.
Beşşâr' dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnû Ebî Adiy rivayet etti. Her iki
râvî Şu'be'den İbnû Muâz'uı Şu'be'den is-nâdıyle onun hadîsi gibi rivayette
bulunmuşlardır. Yalnız İbni Ebî Adiyy'in hadîsinde :
«Bunun özerine : Şahîd
olun! Şahîd olun! buyurdular.» ifâdesi
vardır.
46- (2802)
Bana Züheyr b. Harb ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Yûnus b. Muhammed rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Şeyban rivayet etti. (Dedi ki)
: Bize Katâde, Enes'den rivayet etti ki: Mekkeîiler Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellemj'den kendilerine bir mu-cize göstermesini istemişler. O da
onlara ayın yarılmasını iki defa göstermiş.
(...) Bana
bu hadîsi Muhammed b. Kâfi' de rivayet etti. (Dedi ki) . Bize Abdûrrezzak
rivayet etti. (Dedi ki) : Bİze Ma'mer, Katâde'den, o da Enes'den naklen
Seyhan'ın hadîsi mânâsında haber verdi.
47- (...)
Bize Muhammed b. Mûsennâ da rivayet etti. (Dedi ki) : Bİ2e Muhammed b. Ca'fer
ile Ebû Dâvud rivayet ettiler. H.
Bize îbnû Beşşâr dahi
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahya b. Saîd ile Muhammed b. Ca'fer ve Ebû
Dâvud rivayet ettiler. Bunların hepsi Şu'-be*den, o da Katâde'den, o da
Enes'den naklen rivayet etmişlerdir.
Enes: «Ay iki parçaya
ayrıldı.» demiştir.
Ebû Davud'un hadîsinde
: «Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) nında ay yarıldı.» ifâdesi vardır.
48- (2803)
Bize Musa b. Kureyş Et-Temîmî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İshak b. Bekr b.
Mudar rivayet etti. (Dedi ki) : Bana babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Ca'fer b. Rabîa, Irak b. MâHk'den, o da Ubeydullah b. Abdillah b. Utbe b.
Mesud'dan, o da tbni Abbas'dan naklen rivayet etti. İbnû Abbas: «Gerçekten ay
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanında yarıldı.» demiş.
Kitâbu'l-Menâkıb» ile «Kitâbu't-Tefsir» «Kitâbu't-Tefsir»'de muhtelif râvüerden
Bu rivayetleri Buharı
de; Tirmizî ile Nesâî tahric etmişlerdir.
Kaadî Iy âz diyor ki:
«Ayın yarılması Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in en büyük
mucizelerinden biridir. Onu ashab-ı kiramdan birçokları rivayet etmişlerdir.
Bununla beraber âyet-i kerîmenin siyakı ve zahiri de ayın varıldığını
göstermektedir.» Zeccâc bazı bid'-atçılann bunu inkâr ettiğini söylemiş, buna
sebep kalblerini Allah'ın kor etmesi olduğunu göstermiştir. Aklın bunu inkâra
mecali yoktur. Çünkü ay Allah'ın bir mahlûkudur. Allah onun üzerinde dilediği
tasarrufu yapar. Bâzı mülhidler: «Böyle bir şey olsa tevâtüren nakledilir.
Bunu bütün yeryüzünde yaşayanlar bilir. Mekkelilere mahsus kalmazdı.»
demişler-se de, ulema kendilerine cevab vermiş: «Ayın yarılması geceleyin insanların
çoğu uyurken vuku bulmuştur. Gökyüzüne bakarak ibret olan o saatte nadir
bulunur.» demişler. Mutad ay tutulmasını buna misal göstermişlerdir. Filhakika
ay tutulması yıldız göçmesi vesaire gibi şeyler geceleyin olur, fakat bunları
ancak mahdut şahıslar görür. Birçok kimselerin uykuda bulunmak sebebiyle bundan
haberleri bile olmaz. Burada da ayın yarılması mucizesi geceleyin olmuştu.
Müşriklerden bir cemâat bunu istemişlerdi. Başkalarının bundan haberi
olmamıştı. Bir de caiz ki, ay menzillerine göre değiştiği için bazı ufuklardan
görünmüş, bazılarından gö-rünmemiştir. Nitekim ay tutulması da böyledir. Bâzı
yerlerden görünür bazı yerlerden görünmez.
Hattâbi: «Ayın yarılması büyük bir mucizedir. Sair peygamberlerin
mucizelerinden ona muadil/hemen hemen hiç bir mucize yoktur.» demiştir.
Mekkelüer bu mucizeyi
görünce etrafa adamlar göndererek, oralardan da görülüp görünmediğini sordurmuşlar.
Ve görüldüğü haberini almışlardı. Hâdiseyi tevatür derecesine varan hadîslerle
Kur'ân-ı Kerîm te'yid ettikten sonra, onu kabul etmeyenlerin hiç bir Özrü kalmaz.
49- (2804)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muaviye ile Ebû
Üsâme, A'meş'clen, o da Saîd b. Cübeyr'dcıı, o da Ebû Abdirralıman
Es-Sülenıî'den, o da Ebû Musa'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
«İşittiği ezaya Allah
(Azze ve Celie) 'den daha sabırlı kimse yoktur. Kendisine şirk koşulur. Çocuk
iddia edilir. Sonra o yine bunlara afiye» verir. Rızık ihsan eder.» buyurdular.
(...) Bize Muhammed b.
Abdillah b. Nümcyr ile Ebû Saîd El-Eşec rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Veki rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A'meş rivayet etti. (Dedi ki) : Bîze Saîd
b. Cübeyr, Ebû Abdirrahmnn Es-Sülemi'den, o da Ebû Musa'dan, o da Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)fden naklen İm hadîsin mislim rivayet etti.
Yalnız: «Kendisine çocuk iddia edilir...» cümlesi müstesna! Çünkü onu % i kr etmemiştir.
50- (...)
Bana Ubeydullah b. Saîd de rivayet etti. (Dedi ki) Bize Ebû Üsâme, A'meş'den
rivayet etti. (Demiş ki) : Bize Saîd b. Cü'jeyr, Ebû Abdirrahman Es-Sülemî'den
rivayet etti. (Demiş ki) : Abdullah b. Kays şunu söyledi. Resûlüllah
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«İşittiği bîr ezaya
Allah Tealâ'dan daha sabırlı kimse yoktur, kâfirler ona şerik koşuyor, çocuk
iddia ediyor, bununla beraber o kendilerine1 nzk ve afiyet ihsan ediyor, onlara
veriyor!» buyurdular.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu'1-Edeb» ile «Kitâbu't-TevliH »'de; Nesâî «Kitâbu'n-Nuût» ve
«Kitâbu't-TefsnVde muhtelif râvilârden tahric etmişlerdir.
Ulemânın beyânına göre
bu hadîsten murad; Allah Teâlâ'nın vâsi' hil-mini anlatmaktır. Onun hilmİ o
kadar geniştir ki : Allah'ın çocuğu ve eşi vardır, diyen kâfirlere bile
şâmildir. Mâziri : «Sabrın hakikati nefsi intikam almaktan ve emsali şeylerden
men etmektir. Binâenaleyh sabır bir şeyden vaz geçmenin neticesidir. Bu neticeye
Teâlâ hakkında sabır ismi verilmiştir.» diyor.
Kaadî Iyâz dahi :
«Sabûr Allah Teâlâ'nm isimlerinden biridir ve âsilerden intikam almayan
mânâsına gelir. Allah Teâlâ'nın isimler arasında halim ne mânâya gelirse,
sabûr da o mânâyadır. Halim : İntikam almaya kudreti varken affedendir.»
demektedir.
Bize Ubeydullah
b. Muâz EI-Anberî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki)
: Bize Şu'be, Ebû tmran El-Cevnî'-den, o da Enes b. Mâlik*den, o da Peygamber
(Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) den naklen rivayet etti. (Şöyle buyurmuşlar) :
«Allah Tebâreke ve
Teâla cehennemliklerin en hafif azab edilenine : Dünya ve ondaki butun
varlıklar senin olsa, onları fidye verir miydin? diye soracak. O kîmse : Evet!
cevabını verecektir. Bunun üzerine : Ben senden daha Adem'in sulbünde iken
bundan daha ehvenini, şirk koşmamanı (zannederim şöyle dedi)... Benim de seni
cehenneme koymamamı diledim de, sen şjrkden başkasını kabul etmedin,
buyuracaktır.»
(...) Bize
bu hadîsi Muhammed "b. Beşşâr rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Muhammed
(yâni; îbni Ca'fer) rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Şu'be, Ebû îmran'dan rivayet
etti. (Demiş ki) : Ben Enes b. Mâlik'i, Peygamber (SallaUahü Aleyhi ve
Sellemj'dcn naklen bu hadîsin mislini rivayet ederken dinledim. Yalnız:
«Seni cehenneme
koymamamı...» ifâdesi müstesna! Çünkü onu anmamıştır.
52- (...)
Bize Ubeydullah b. Ömer El-Kavârîrî ile İshak b. İbrahim, Muhammed h. Müsennâ
ve İbni Beşşâr rivayet ettiler. (İshak: Ahbeıana; ötekiler: Haddesena
tâbirlerini kullandılar.) (Dediler ki) : Bize Muâz b. Hişâm rivayet etti. (Dedi
ki) : Bize babam, Katâde'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bize Enes b. Mâlik
rivayet etti ki, Peygamber (SallallahU Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuşlar :
«Kıyamet gönünde
kâfire : Ne dersin? Senin yer dolusu altının olsa, bunları fidye verir miydin?
diye sorulacak. Kâfir: Evet! cevabını verecek. Bunun üzerine kendisine : Senden
bundan daha kolayı istenmişti, denilecektir.»
53- (...)
Bize Abd b. Humeyd de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh b. Ubâde rivayet
etti. H.
Bana Amr b. Zürâra da
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdü'l-Vahhab (yâni; İbnû Atâ') haber verdi. Her
iki râvi Saîd b. Ebî Arûbe'den, o da Katâde'den, o da Enes'den, o da Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etmiştir.
Yalnız o:
«Kendisine : Yalan söyledin, senden bundan daha kolayı İstenmişti, buyurulacaktır...» demiştir.
Bu hadîsi Buhârî
-Kitâbu'l-Enbiya* ile «Kitabu sıfetü Nâr»'da tahrİc etmiştir.
İftida :
Kişinin düştüğü vartadan kurtulmak için mal vermesidir.
Bu hadîsdeki «diledim»
tâbirinden murad; emrettim, demektir. Nitekim rivayetin birinde, senden
istenildi, buyurulması bu mânâyı te'ytö etmektedir. Çünkü ehl-i hakka göre
Allah Teâlâ bir şeyi dilediği vakit olmaması imkânsızdır. Ehl-i Hakkın
mezhebine göre Allah Teâlâ var olan şeylerin hepsini hayrıyle, şerriyle
dileyerek yaratır. Bunlar da imanla küfürde dâhildir. Mü'minin imanını,
kâfirin de küfrünü murad eder. Bu bâb da Mu'tezile fırkası muhalefet etmiş :
«Allah kâfirin imânını murad etmiş; küfrünü dilememiştir.» demişlerdir. Bu söz
bâtıldır. Çünkü Allah Teâlâ hakkında âciz isbatını istilzam eder. Bundan Allah
Teâlâ'mn mülkünde dilemediği şeylerin vuku bulması lâzım gelir. Ki, Teâlâ Hazretleri
bundan münezzehdir.
Hadisin mânâsı şudur:
Kıyamet gününde dünya bütün varlıklarıyle kâfirlerin elinde olsa ve azabdan
kurtulmak için bunu fidye olarak vermek ellerinden gelse, hiç tereddüd etmeden
verirlerdi.
Hadîsdeki, yalan
söyledin, tâbiri: Dünyaya dönmüş olsan bunu yapmazdın, yalan söylerdin,
manasınadır. Yoksa âhirette milke kadir olsalar onu gerçekten fidye olarak
verirler.
Hadîs-i şerif Allah
buyuruyor. Allah diyor, gibi sözlerin caiz olduğu da delildir. Selefden
bazıları bunu kerih görmüş : «Allah "buyurdu...» »nilmesi lâzım geldiğini
söylemişlerdir. Bunun doğru olmadığını evvelce örmüş, bilûmum ulemânın cevaza
kail olduklarını bildirmiştik.
54- (2806)
Bana Züheyr b. Harb ile Abd b. Humeyd rivayet ettiler. lıâfız Züheyr'indir.
(Dediler ki) : Bize Yûnus b. Muhammed rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Şeyban,
Katâde'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bize Enes b. Mâlik rivayet etti ki: Bir
adam :
— Yâ Resûlallab!
Kıyamet gününde kâfir yüzüstü nasıl hasredilecek? diye sormuş. Resûlüllah (Sallaliahü
Aleyhi ve Selletn):
«Onu dünyada iki ayağı
üzerinde yürüten, Kıyamet gününde yüzüstü yürütmeye kadir değil midir?»
buyurmuşlar.
Katâde: Hay hay,
Rabbimizin izzeti hakkı için, demiştir.
Bu hadîsi Buhârî
«Kitâbu't-Tefsir» iîe «Kİtâbu'r-Rikâk»'da; Nesâî «KHâbu't-TefsnVde muhtelif
râvilerden tahric etmişlerdir.
Kâfirlerin yüzüstü
cehenneme haşredilecekleri Kur'ân-ı Kerîm 'de de haber verilmiştir. Resûlüllah
(Saîlallahü Aleyhi ve Sellemyin cevâbı kâfirlerin hakikaten yüzüstü
yürüyeceklerini takrirdir. Bundan dolayı Katâde: Hay hay, Rabbimizin izzeti
hakkı için, diyerek tas-dikde bulunmuş. O buna kadirdir, demek istemiştir.
Kâfirin yüzüstü haş-rolunmasmdaki hikmet, dünyada iken Allah'a secde
etmediğinin cezâsfdır.
Kıyamette bu şekilde
rezil ve rüsyay edilecektir.
55- (2807)
Bize Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yezıd b. Harun rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Kammad b. Seleme, Sabit El-Bû-nânî'den, o da Enes b. Mâlik'den
naklen haber verdi. (Demiş ki) : Resûlülüllah (Sallailahü Aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdular:
«Kıyamet gününde
cehennemliklerin dünyaya dalan en müreffehi getirilerek cehenneme bir kere
daldırılacak. Sonra :
— Ey âdemoğlu! Hiç bir hayır gördün mü? Sana
hiç bir nimet uğradı mı? denilecek. O :
— Hayır!
Vallahi Yarabbi! diyecek. Bir de
cennetliklerden dünyada iken insanların en yoksulu getirilecek ve cennete bîr
kere daldırılacak. Kendisine :
— Ey Âdemoğlu! Hiç yoksulluk gördün mü?
Başından hiç şiddet geçti mi? dîye sorulacak. O da :
— Hayır! Vallahi ya Rabbi! Başımdan hiç
yoksulluk geçmedi : Hiç bir şiddet görmedim, diyecektir.»
Hadîsin mânâsı şudur.
Kıyamet gününde dünyanın en müreffeh, zenginlerinden cehennemi hak etmiş
birisi getirilerek, cehenneme bir kert» daldırılacak ve kendisine cehennemden
bir hayır görüp görmediği sorulacak. Sonra dünyada iken fakru zaruret içinde
yaşamış, fakat cenneti haketmiş biri getirilerek o da cennet nehirlerine yahut
kevsere daldırılacak ve kendisine cennette yokluk ve sıkıntı görüp görmediği
sorulacak ikisinden de hallerine göre cevap alınacaktır. Kullar buna göre
hareket etmeli, dünyada iken âhiretini kazanmaya çalışmalıdır.
56- (2808)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile Zühcyr b. Harb rivayet ettiler. Lâfız
Züheyr'indir. (Dediler ki) : Bize Yezîd b. Harun rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
Hemmâm b. Yahya, Katâde'den, o da Enes b. Mâ-lik'den naklen haber verdi. (Şöyle
demiş) : Eesûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Stllem):
«Şüphesiz ki, Allah
hiç bir mü'mine işlediği hayrı mükâfalsız bırakmaz. O hayr sebebiyle hem
dünyada dilediği verilir, hem de âhirette mükâfatlandırılır. Kâfire gelince
dünyada Allah için yaptığı hayırlar karşılığında ona nzık verilir. Ahirete
vardığında ise onun kendisi ile mükâfat-landırılacağı bir hayrı yoktur.» buyurdular.
57- (...)
Bize Asım b. Nadr Et-Teymî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Mu'temir rivayet
etti. (Dedi ki) : Ben babamdan dinledim. (Dedi ki) : Bize Katâde, Enes b.
Mâlik'den rivayet etti. O da Resûliillah (Sallallahü Aleyhi ve Selletny den
rivayet etmiş ki: ŞÖyle buyurmuşlar:
«Kâfir bir hayır
işlediği vakit onun sebebiyle kendisine dünyadan bir nimet verilir. Mü'mine
gelince, şüphesiz Allah onun hasenatını âhirette biriktirir. Tâatından dolayı
dünyada da akabinde nztk verir.»
(...) Bize
Muhammed b. Abdillah Er-Ruzzî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdu'l-Vehhab b.
Atâ', Saîd'den, o da Katâde'den, o da Enes'den, o da Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) 'den naklen yukarkilerin hadîsi mânâsında haber verdi.
Küfrü üzere dünyadan
giden kâfirin âhirette hiç bir sevabı olmadığına, dünyada Allah için işlediği
hayırların hiç bir mükâfatını göremiye-ceğine ulemâ ittifak etmişlerdir. Bu
hadîs-i şerîf dahî kâfirin dünyada yaptığı hayr hasenat karşılığında kendisine
dünyada nimet verileceğini, bunların âhirette kendisine bir faydası olmayacağını
sarahaten bildirmektedir. Mü'mininse hayr hasenatının karşılığı, hem dünyada
hem âhirette verilecektir. Buna hiç bir mâni yoktur.
Şeriatın bildirdiği bu
hakikate itikad vâcibdir.
Hadîsdeki zulümden
murad; terkdir. Yâni; Allah mü'minin mükâfatını terketmez, demektir. Çünkü
zulüm bazan noksanlık mânâsına gelir. Zulmün hakikati haddi tecâvüzdür ki: Bu,
Allah Teâlâ hakkında müste-hildir.
Dünyada iken hayır
hasenat işleyen kâfir, sonradan müslüman olur ve müslüman ölürse, sahih olan
kavle göre, bu hasenatının mükâfatım âhirette görecektir.
58- (2809)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdû'1-A'la,
Ma'mer'den, o da Zûhrî'den, o da Saîd'den, o da Ebû Hürey-re'den naklen rivayet
etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Mü'minİn misâli ekin
gibidir. Ekini rüzgâr sallar durur. Mü'mine de belâ gelmekte devam eder.
Münafıkın misâli ise erz ağacı gibidir. Kesilmedikçe sallanmaz.» buyurdular.
(...) Bize
Muhammed b. Kâfi' ile Abd b. Humeyd, Ahdûrrezzak'dan rivayet ettiler. (Demiş
ki) : Bize Ma'mer, Zührî'den bu isnadla rivayet etti. Yalnız Abdûrrezzâk'ın
hadîsinde «tümîlühû» yerine «tülîühû» kelimesi vardır.
59- (2810)
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdullah b. Nüraeyr
ile Muhammed b. Bişr rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Zekeriyya b.. Ebî
Zaide, Sa'd b. İbrahim'den rivayet etti. (Demiş ki) : Bana İbnû Ka'b b. Mâlik,
babası Ka'b'dan rivayet etti. (Şöyle demiş) : ResûHülah (Sallaliahü Aleyhi ve
Sellem):
«Mü'minin misali
ekinden bir deste gibidir. Rüzgar onu eğiltir. Kimi yere yıkar, kimi doğrultur.
Nihayet kurur. Kâfirin misâli ise kökü üzerinde dimdik duran erze ağacı
gibidir. Onu hiç bir şey eğiltemez. Nihayet sökülmesi bir defada olur.»
buyurdular.
60- (...)
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Bişr b. Seriy ile
Abdurrahman b. Mehdi rivayet ettiler. (Dediler ki) ; Bize Süf-yan, Sa'd b.
İbrahim'den, o da Abdurrahman b. Ka'b b. Mâlik'den, o da
babasından naklen
rivayet etti. (Şöyle demiş) :
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Setlem):
«Mü'minin misâli
ekinden bir deste gibidir. Rüzgarlar onu eğiltîr. Bazen yere yıkar, bazen de
doğrultur. Nihayet eceli gelir. Münafığın misali ise, kendisine hiç bir şey
dokunmayan dimdik erze ağacı gibidir. Sonunda
bu ağacın sökülmesi
bir defada olur.» buyurdular.
61- (...)
Bana bu hadîsi Muhammed b. Hatim ile Mahmud b. Gay-lan da rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize Bişr b. Seriy rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyan, Sa'd
b. İbrahim'den, o da Abdullah b. Ka'b b. Mâlik'den, o da babasından, o da
Peygamber (Sallaliahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. Şu kadar var
ki, Mahmud, Bişr'den naklettiği rivayetinde : «Kâfirin misâli ise erze ağacı
gibidir.» demiş. İbnû Hatim ise Züheyr'in dediği gibi münafığın misâli.»
demiştir.
62- (...)
Bize bu hadîsi Muhammed b. Beşşâr ile Abdullah b. Hâ-şhn de rivayet ettiler.
(Dediler ki) : Bize Yahya (bu zat Kattân'dır.) Süf-yan'dan, o da Sa'd b,
İbrahim'den, o da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den naklen
yukarkilerin hadîsi gibi rivayet etti. Bunların ikisi de Yahya'dan rivayet
ettikleri hadîslerinde : «Kâfirin misâli ise erze ağacı gbidir.» demişlerdir.
(İbnû Haşim : Abdullah b. Ka'b b. Mâlik'den, o da babasından naklen, dedi. İbnû
Beşşâr ise : İbnû Ka'b b. Mâlik'den, o da babasından naklen, dedi.)
Bu rivayetleri Buhârî
«Kitâbu'I-Merda»'da; Nesâî «Ki-tabu't-Tıb»'da tahric etmişlerdir.
Hâme: Ekin kümesi,
yumuşak ekin sapı mânâlarına gelir.
Erze yahut erzen, çam cinsinden
ulu bir ağaçtır. Buna sedir ağacı denir. Halk arasında katran ağacı diye
maruftur. Aynî: «Ben bu ağacı Tarsus dağlarında ve Lârende'de gördüm.
Uzunluğuna gelince, ondan bir ağacı şiddetli rüzgârlar sökmüş de, bir ucu
karşiki dağa varmıştı. İki dağın arasında büyük bir vadi vardı. Ağaç dağdan
dağa köprü gibi olmuştu. Kalınlığı ise yirmi kişi elele tutunsa
kucaklayamaya-cak derecede idi.» diyor.
Ulemânın beyânına göre
bu hadîsin mânâsı şudur : Mü'minin bedenine, ailesine veya malına elem, keder
çok arız olur. Bu ise onun günahlarına kefiarettir. Derecelerini yükseltir.
Kâfirin başına belâ az
gelir. Gelse de günahlarına kefaret olmaz. Onun belâsı kıyamet gününde tam
olarak gelecektir.
63- (2811)
Bize Yahya . Eyyûb ile Kuteybe b. Saîd ve Ali b. Hucur Es-SaJdî rivayet
ettiler. Lâfız Yahya'nındır. (Dediler ki) : Bize İsmail (yâni; îbnû Ca'fer)
rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Abdullah b. Dînar haber verdi ki: Abdullah b.
Ömer'i şöyle derken işitmiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Gerçekten ağaçlardan
bir ağaç vardır ki, yaprağı düşmez. Bu ağaç müslümanın misalidir. Şimdi bana
söyleyin, bu ağaç nedir?» buyurdular. Bunun üzerine cemâatin zihinleri
kırlardaki ağaçlara takıldı.
Abdullah demiş ki:
İçimden bunun hurma olduğu geçti. Fakat (söylemeye) utandım. Sonra
cemaat:
— Bize bunun ne
olduğunu söyle yâ Resûlallah! dediler. Bunun üzerine :
«O hurma ağacıdır.»
buyurdu.
Abdullah demiş ki: Ben
bunu Ömer'e andım da :
«O hurma ağacıdır
deseydin, benim için filân ve filân şeyden makbul olurdu.» dedi.
64- (...)
Bana Muhammed b. Ubeyd El-Guberî rivayet etti.' (Dedi ki) : Bize Hammad b. Zeyd
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Eyyûb Ebû'l-Halil Ed-Dubaî'dcn, o da
Mücahid'den, o da İbnû Ömer'den naklen rivayet etti. (Demiş ki): Bir gün
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ashabına :
«Bana misâli mü'min
gibi olan bir ağaç haber verin!» dedi. Bunun Üzerine cemâat çölün ağaçlarından
birini anmaya başladılar.
Ihnü Ömer demiş ki:
İçimden yahut kalbimden bu ağacın hurma olduğu geçti. Bunu söyleyecek oldum,
bir de baktım ki, karşımdakiler kavmin büyükleri! Konuşmaktan çekindim. Onlar
susunca Resûlüllah (Sallallahü Aleyh'ı ve Settem):
«Bu ağaç hurmadır.»
buyurdular.
(...) Bİze
Ebû Bekr b. Ebî Şeybe İle İbnû Ebî Ömer rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize
Süfyan b. Uyeyne îbnû Ebî Necilı'dan, o da Mücâ-hid'den naklen rivayet etti.
(Şöyle demiş) : İbnû Ömer'le Medine'ye doğru arkadaşlık ettim. Ama onu
Resûlüllah (Sû//a/!a/ıü Aleyhi ve Sellem)'den bir hadîsden başka hadîs rivayet
ederken işitmedim. (Dedi ki) : Peygamber (Saîlaîîahü Aleyhi ve Sellem)'in
yanında idik. Kendisine hurma özü getirildi... Ve râvî hadîsi yukarkilerin
hadîsi gibi nakletmiştir.
(...) Bize
İbnû NÜmeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize babam rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize Seyf rivayet etti. (Dedi ki) : Mücâhidi şöyle derken işittim. Ben İbnû
Ömer'i: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Selle m) 'e hurma özü getirildi...
derken dinledim.
Ve râvî yukarkilerin
hadîsi gibi anlatmıştır.
(...) Bize
Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Üsâme rivayet etti.
(Dedi ki) : Bize Ubeydullah b. Ömer, Nâfi'den, o da İbnû Ömer'den naklen
rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in
yanında idik:
«Bana müsiüman bir
adamın benzeri yahut müslöman bir adam gibi bir ağaç haber verin, o ağacın
yaprakları dökülmez.» buyurdular.
İbrahim demiş ki:
Umulur ki Müslim, meyve verir de, dedi. Başkasının nüshasında da : Her zaman
meyve vermez, şeklinde buldum.
îbnü Ömer demiş ki: Bu
ağacın hurma olduğu içimden geçti ama Ebû Bekr'le Ömer^n konuşmadıklarını
gördüm. Ben de konuşmaktan yahut bir şey söylemekten çekindim. Müteakiben Ömer
: Onu söylemiş1 olsaydın, benim için filân ve filân şeyden daha makbul olurdu,
dedi.
Bu hadîsi Buharı
«Kitâbu'l-İlmin» üç yerinde, bir de «Büyü'», «Etime» ve «Edeb» bahislerinde
tahric etmiştir.
Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)in hurmayı müslümana benzetmesi hayrının çokluğu, meyvesinin
güzelliği ve devamı itibariyledir. Çünkü hurmanın yemişi çıktığı günden
kuruyuncaya kadar devam üzere yenir. Kuruduktan sonra da ondan birçok faydalı
şeyler yapılır. Odunundan, yapraklarından ve dallarından da istifade edilir.
Hattâ çekirdeği de hayvanlara yem olarak verilir. Hâsılı hurmanın her şeyi
faydalıdır. Nitekim mü'min de ibâdetleriyle, güzel hlâkı ile, namazı, orucu,
zikri, sadakası vesâiresiyle bunun gibidir. Aralarındaki sahih vech-i Şebeh
budur. Bazıları benzeme yönünün tepesi Kesildiği vakit, insan gibi ölmesi olduğunu
söylemişlerdir. Başka ağaçlar böyle değildir. Onlar tepeden kesildiği vakit
kurumazlar.
Cummâr: Hurma Özü,
demektir. Bundan murad; hurmanın başından çıkan sığır dili gibi, beyaz ve yumuşak
bir şeydir. Arablar bunu yerler.
Anlaşılıyor ki,
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'m suâli karşısında ashab-ı kiramın
her biri kırlarda yetişen ağaçlardan bîrini düşünmüş, bunun hurma olacağı
kimsenin aklına gelmemiştir.
Son rivayette zikri geçen
İbrahim, îmanı Müslim'in arkadaşı İbrahim b. Süfyan 'dır. Bu zatın ve
başkalarının Müslim 'den rivayet ettikleri hadîsde : «Yapraklan düşmez, her zaman
meyve de vermez.» denilmiştir. Başka rivayetlerde : «Her zaman meyve verir...»
denildiği için İbr âh im b. Süfyan buradaki rivayeti müşkil görmüş ve : «Umulur
ki, Müslim her zaman meyve verir, demiştir.» diyerek, bu suretle hatanın
kendinde ve hadîsi: «Her zaman yemiş vermez.» şeklinde rivayet edenler de
olacağına işaret etmiştir. Fakat Kaadî lyâz'la diğer imamlardan bazıları
hadîsde hata olmadığını, İbrahim b. Süfyan'm burada vehme kapıldığım
söylemişler, hadîsi Bubârî 'nin de nefiy edatı olan «Lâ» ile rivayet ettiğini
hatırlatmışlardır. Onlara göre Nefıy edatı «lâ» «tü'tî» fiiline değil, mahzufa
müteâlliktir. Cümlenin takdiri şöyledir : «Bu ağacın ne yaprakları düşer, ne de
ona bir şey arız olur. Meyvesini de daima verir.» Yalnız râvi matufları
zikretmemiştir,
1- Âlimin
bir mes'eleyi arkadaşlarına arzederek, onların anlayışlarım denemesi ve
kendilerini düşünmeye teşvik etmesi müstehabdır
2-
Büyükleri saymak ve yanlarında konuşmamak
İslâm âdabından dır.
3- Bir
zarara müeddi olmamak şartıyle utanmak müstehabdır.
4- Darb,
mesel ve teşbih caizdir.
5- Büyük bir
âlim bazan kendinden aşağı olanın, anladığı bir mânâdan gaflete düşebilir.
Çünkü ilim bir bak vergisidir. Onu Allah dilediğine verir,
6- Hadîs-i
şerîf hurmanın faziletine delâlet etmektedir,
65- (2812)
Bize Osman b. Ebî Şeybe ile İshak b. İbrahim rivayet ettiler. (îshak bize haber
verdi; Osman ise bize rivayet etti tâbirlerini kullandılar. Osman dedi ki) :
Bize Cerir, A'meş'den, o da Ebû Süfyan'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti.
(Şöyle demiş) : Ben Peygamber (Saiîaîîahü Aleyhi ve Sellem)'i:
«Şeytan Arab
yarımadasında namaz kılanların kendisine ibâdet etmesinden ümidini kesmiştir.
Lâkin aralarında aldatma hususunda (çalışmaktadır).» buyururken İşittim.
(...) Bize
bu hadîsi Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki' rivayet
etti. H.
Bize Ebû Küreyb dahi
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Muaviye rivayet etti. Her iki râvi
A'raeş'den bu isnadla rivayet etmişlerdir.
66- (2813)
Bize Osman b. Ebî Şeybe ile tshak b. İbrahim rivayet ettiler. (İshak :
Ahberana; Osman ise : Haddesena tâbirlerini kullandılar. Osman dedi ki) : Bize
Cerir, A'meş'den, o da Ebû Süfyan'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti.
Câbir şöyle demiş : Ben Peygamber (Salîaîlahli Aleyhi ve Sellemj'i:
«Şüphesiz iblisin
tahtı denizin üzerindedir. Çetelerini gönderir de insanlara fitne verirler.
Ona göre bunların en büyüğü, en büyük fitne verendir.» buyururken işittim.
67- (...)
Bize Ebû Küreyb Muhammed b. Ala ile İshak b. İbrahim rivayet ettiler, isafız
Ebû Küreyb'indir. (Dediler ki) : Bize Ebû Muâviye haber verdi. (Dedi ki) : Bize
A'meş, Ebû Süfyan'dan, o da Câbir'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) :
Resûlüllah (SaîlalhhU Aleyhi ve Seîlem):
«Gerçekten iblis
tahtını suyun üzerine koyar. Sonra çetelerini gönderir. Bunların ona derece
İtibariyle en yakın olanı, en büyük fitne çıkaranıdır. Bunlardan biri gelerek
: ŞÖyle şöyle yaptım, der. O da : Hiç bir şey yapmamışsın, der. Sonra biri
gelerek onu karısıyla birbirinden ayırmadan bırakmadım, der. Bunu kendisine
yaklaştırır ve : Sen ne iyisin, der.» yurdular, A'meş demiş ki: «Zannederim onu
iltizam eder, dedi.»
68- (...)
Bana Seleme b. Şebîb rivayet etti. (Dedi İd) : Bize Hasen b. A'yen rivayet
etti. (Dedi ki) : Bize Ma'kıl, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen rivayet
etti. Câbir, Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işitmiş
:
«Şeytan çetelerini
gönderir de insanlara îiîne verirler. Onun indinde derece İtibariyle bunların
en büyüğü, en büyük fitne çıkaranıdır.»
69- (2814)
Bize Osman b. Ebî Şeybe ile İshak b. İbrahim rivayet ettiler. (İshak :
Ahberana; Osman ise : Haddesena tâbirlerini kullandılar. Dediler ki) : Bize
Cerir, Mansûr'dan, o da Sâlİm b. Ebi'I-Ca'd'dan, o da babasından, o da Abdullah
b. Mes'ud'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûlüllah (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem):
«Sizden hiç bir kimse
yoktur ki : Kendisine cinlerden bir arkadaşı ve kim kılınmamış olsun!» buyurdu. Ashab :
— Yâ sana yâ
Resûlallah? dediler.
«Bana da : Şu kadar
var ki, Allah onun hakkında bana yardım etti de o müslümnn oldu. Artık bana
hayırdan başka bir şey emretmiyor.» buyurdular.
(...) Bize
İbnû Müscnna ile İbnû Beşşâr rivayet ettiler. (Dediler kj) : Bize Abdurrahman
(yâni; İbni Mehdi) Süfyan'dan rivayet etti. H.
Bize Ebû Bekir b. Ebî
Şeybe de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Yahyâ b. Âdem, Ammâr b. Ruzeyk'dan
rivayet etti. Her iki râvî Mansur'dan, Ce-rir'in isnadıyle onun hadîsi gibi
rivayet etmişlerdir. Şu kadar var ki, Süf-yan'm hadîsinde :
«Kendisine cinlerden
bir arkadaşı, meleklerden de bir arkadaşı vekil kılınmıştır.» ibaresi vardır.
70- (2815)
Bana Harun b. Saîd EI-Eyîî rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnû Vehb rivayet
etti. (Dedi ki) : Bana Ebû Sahr, İbnû Kuseyt'dan naklen haber verdi. Ona da
Urve, ona da Peygamber (Salîallahü Aleyhi ve SellemVm zevcesi Âİşe rivayet
etmiş kj : Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem) geceleyin Âişe'nin yanından
çıkmış. Âişe demiş ki: Ben onukıs-kandim. Az sonra gelerek benim ne yaptığımı gördü.
Ve:
«Sana ne oldu ya Âİşe!
Kıskandın mı?» diye sordu.
— Bana ne olacak,
benim gibisi, senin gibi bir zâtı kıskanmaz
dedim. Bunun üzerine
Resûlüllah (Salîallahü Aleyhi ve Sellem)'. «Sana şeytanın mı geldi?» dedi. Ben:
— Yâ Resûîaîlah! Benimle beraber şeytan mı var?
dîye sordun «Evet!» dedi.
— Yâ her insanla birlikte? dedim. «Evet!» cevâbını verdi.
— Seninle de mi yâ Resûlallah? dedim.
«Evet! Lâkin Rabbîm
onun hakkında bana yardım etti, tâ ki müsluman oldu.» buyurdular.
Bu hadîslerin birinci
rivayeti Arab yarımadasında şeytana ibâdet edecek kimse kalmadığını
bildirmektedir. Nevevi: «Bu hadîs Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) in mûcizelerindendİr.» diyor. Filhakika Arab yarımadasında o günden
bugüne müslüman olmayan yoktur. Fakat şeytan her ne kadar müslümanlan
dinlerinden döndüremiyeceğini anlamışsa da araîannda fitne ve fesad saçmak için
dâima koşmuş ve hâlen çalışmaktadır.
Arş : Hükümdarın tahtı
demektir. Şeytanın tahtından murad; bulunduğu merkezdir. Hadîs-i şerîf
şeytanın merkezi su üzerinde bulunduğunu anlatmaktadır.
El-Mebârik nam eserde
şöyle deniliyor: «Şeytanın tahtını su üzerine koyması hakikî olabilir. Allah
Teâlâ istidrac için ona bu kudreti vermiştir. Fakat bu söz onun şiddetli
azgınlığını ve ordusu arasında emrini ge-jirdiğini temsil de olabilir. Her iki
takdire göre de Resûlüllah (Sallallohü 4îeyhî ve SeUem) bu tumturaklı ibareyi
(yâni; tahtının su üzerinde oluşunu) onunla istihza için kullanmışa benziyor.
Çünkü aynı ibare Allah hakkında
kullanılmış (Ve onun arşı su üzerindeydi) buyurulmuştur.» Feesleme» kelimesi
«Feeslemü» şeklinde de okunmuştur. Bu takdir-3e cümlenin mânâsı ben ondan
kurtuldum, demek olur. Ulema bu İki ri-^âyetin hangisi tercih edileceğinde ihtilâfa
düşmüşlerdir. Hattâbî : Sahih ve muhtar olan refî' rivayeti (yâni; eşlemü)
dır.» demiş; Kaadî Iyaz ise «esleme» rivayetinin muhtar olduğunu söylemiştir.
Çünkü bundan sonra Resûîülîah (Sallallahü Aleyhi ve Setfem):
«Artık bana hayırdan
başka bîr sey emretmiyor.» buyurmuştur. Eslemenin mânâsında da ihtilâf vardır.
Bazıları bunun teslim oldu mânâsma geldiğini söylemiş; bir takımları da
Müslüman ve Mü'min oldu mânâsında kullanıldığını bildirmişlerdir. Hadîsin.zahir
mânâsı da budur.
Kaadî Iyâz şöyle
demiştir: «Bilmiş ol ki, ümmet Peygamber (SallaVahü Aleyh' ve SellemYin
cismivle, fikriyle ve diliyle şeytandan masum ve mahfuz olduğuna İttifak
etmiştir.»
Bu hadisler şeytanın
vesvesesinden fitne ve igvasmdan korunmak gerektiğine işaret etmektedirler.
Şeytanın dâima bizimle beraber olduğunun bildirilmesi imkân nisbetinde ondan
korunalım diyedir.
71- (2816)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Leys Bükeyr'den, o da Büsr
b. Saîd'dcn, o da Ebû Hüreyre'den, o da Resûlüllah (Sallaüahü Aleyhi ve
Sc;/em)'den naklen rivayet etti ki, şöyle buyurmuşlar :
«Sizden hiç bir
kimseyi ameli kurtarmcyacaktir.» Bir
adam :
— Seni de mi yâ
Resûlallah! diye sormuş.
«Beni de! Meğer ki,
Alialı kendinden bir rahmeîle beni örtmüş ola. Lâkin doğruyu dileyin!»
buyurmuşlar.
(...) Bana
bu hadîsi Yûnus "b. Abdi'1-A'la Es-Sadefî de rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize Abdullah b. Vehb haber verdi. (Dedi ki) : Bana Amr b. Haris, Bükeyr b.
Eşec'den naklen bu isnadla haber verdi. Yalnız o : «Kendinden bir rahmet ve
fadlile...» demiş. «Lâkin doğruyu dileyin..."» cümlesini anmamıştır.
72- (...)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Hammad (yâni; İbni Zeyd)
Eyyûb'dan, o da Muhammed'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet etti. (Şöyle buyurmuşlar) :
«Hiç bir kimseyi ameli
cennete koymaz.» Bunun üzerine:
— Seni de mi yâ
Resûlallah? denilmiş.
«Beni de! Meğer ki,
Rabbim beni rahmeîiyle örîe.» buyurmuş.
73- (...)
Bize Muhammed b. Müsennâ rivayet etti. (Dedi ki) : Bize tbni Ebî Adiy, İbnû
Avn'dan, o da Muhammed'den, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle
demiş) : Peygamber (Sallallahü Aleyh:
ve Sellem)
«Sizden hiç bir kimse
yoktur ki, kendisini ameli kurtarsın!»
buyurdu.
Ashab:
— Seni de mi yâ
Resûlallah? dediler.
«(Evet!) Benî de!
Meğer ki, Allah kendinden bir mağfiret ve rahmetle beni sarmış ola!» buyurdu.
îbnü Avn eliyle şöyle
yapmış ve taşına işaret ederek : Beni de! Meğer ki, Allah kendinden bir
mağfiret ve rahmetle beni örtmüş ola!» demiş.
74- (...)
Bana Züheyr h. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Cerir, Süheyl'den, o da
babasından, o da Ebû Hüreyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş): Resûiüllah
(Sallallahü Aieyhi've Sellem):
«Hiç bîr kimseyi ameli
kurtaracak değildir.» huy urdu. Ashab :
— Seni de mi yâ
Resûlallah! dediler.
«(Evet!) Beni de!
Meğer ki, Allah kendinden bîr rahmet İle imdadıma yetişe!» buyurdular.
75- (...)
Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ebû Abbâd Yahya b.
Abbâd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbrahim b. Sa'd rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize İbnû Şihab Abdurralunan b. Avf'ın azatlısı Ebû Ubeyd'den, o da Ebû
Hüreyre'den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûiüllah (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem):
«Sizden hiç birinizi
ameli cennete koyacak değildir.» buyurdu. Ashab:
— Seni de mi yâ
Resûlallah! dediler,
«(Evet!) Beni de!
Meğer ki, Allah kendinden bir fadl-u rahmetle beni örte!» buyurdular.
76- (...)
Bize Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize babam
rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A'meş, Ebû Sâlih'den, o da Ebû Hüreyre'den
naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Resûiüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Yaklaşın ve doğruyu
arayın! Bilmiş olun ki, sîzden hiç bir kimse ameliyle kurtulacak değildir.»
buyurdu. Ashab
— Yâ Resûlallah! Sen
de mi? dediler.
«(Evetl) Ben de! Meğer
ki, Allah kendinden bîr rahmet ve fad! ile beni Örtmüş ola.» buyurdular.
(2817) Bize İbnû Nümeyr de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize
babam rivayet etti. (Dedi ki) : Bize A'meş, Ebû Süfyan'dan, o da Câbir'den, o
da Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'den naklen bu hadîsin mislini rivayet
etti.
(...) Bize
İshak b. İbrahim rivayet etti, (Dedi ki) : Bize Cerir, A'meş'-den iki isnadla
birden İbni Nûmeyr'in rivayeti gibi rivayette bulundu.
(2816) Bize Ebû
Bekr b. Ebî Şeybe ile Ebû Küreyb rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize Ebû
Muaviye, A'meş'den, o da Ebû Sâlih'den, o da Ebû Hüreyre'den, o da Peygamber
(Sallallahü Aleyhi ve kellem)1'den naklen bu hadîsin mislini rivayet etti. O:
«Müjde size!» cümlesini de ziyâde etmiştir.
77- (2817)
Bana Seleme b. Şebîb rivayet elti. (Dedi ki) ; Bize Ha-sen b. A'yen rivayet
etti, (Dedi ki) : Bize Ma'kil Ebû'z-Zübeyr'dcn, o da Câbir'den naklen rivayet
etti. Câbir şöyle demiş : Ben Peygamber (Sallallcthü Aleyhi ve SclUmfit
«Sizden hiç bir
kimseyi ameli cennete koyamaz. Onu cehennemden de koruyamaz. Beni de (öyle)!
Ancak Allah'dan bir rahmetle (olursa) o başka!» buyururken işittim.
78- (2818)
Bize İshak b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdû'1-Aziz b. Muhammed
haber verdi. (Dedi ki) : Bize Musa "b. Ukbe haber verdi. H.
Bana Muhammed b. Hatim
dahi rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Behz rivayet etti. (Dedi ki)
: Bize Vûheyb rivayet etti. (Dedi ki) : Bİze Musa b. Ukbe rivayet etti. (Dedi
ki) : Ebû Seleme b. Abdirrah-raan b. Avf'ı, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
'in zevcesi Âişe'den rivayet ederken dinledim. Âişe şöyle diyormuş :
Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Doğruyu arayın,
yaklaşın ve müjde size! Çünkü hiç bir kimseyi ameli cennete koyacak değildir.»
buyurdu Ashab:
— Seni de mi yâ
Resûlallah? dediler.
«(Evet!) Beni de!
Meğer ki, Allah kendinden bir rahmetle beni örtmüş olaMyi bilin kî, Allah'a en
makbul amel az da olsa en devamlı yapılandır.» buyurdular.
(...) Bize
bu hadîsi Hasen EI-Hulvânî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bİ2u Ya'kub b. İbrahim
h. Sa'd rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Abdü'1-Aziz b. Mut-talib, Musa b.
Ukbe'den tu isnadla rivayet etti.'Ama «Müjdeleyin...» sözünü anmadı.
Bu rivayetleri Buhârî
«Kitâbu'r-Rikâk»'da; Hz. Âişe rivayetini Nesâî yine «Kitâlıu'r-Rikâk»'da
tahric etmişlerdir.
«Doğruyu arayın,
yaklaşın...» cümlesinden murad : Doğruyu arayın, onunla amel edin. Bunu
yapamazsanız hiç olmazsa ona yaklaşın, demektir. Buradaki doğruluk, her işte
ifratla tefrit arasında orta yolu tutmaktır. Müjdeden murad da amelin
karşilığındaki cevabdır. Velev ki az olsun.
Bu hadîsler hiç bir
kimsenin ibâdet ve taatlarıyle sevabı ve cenneti hak etmediğine, bunların ancak
Allah tarafından bir ikram ve ihsan olmak üzere verildiğine delâlet
etmektedirler ki, ehl-i sünnetin mezhebi de budur. Ehl-i Sünnete göre akıl;
sevab, azab gibi şeyleri isbat etmediği gibi, bir şeyi vâcib veya haram da
kılamaz. Allah'ın teklif ettiği şeylerde aklın hiç bir dahlü tesiri yoktur.
Bunlar ancak şeriatla sabit olur. Yine ehl-i sünnetin mezhebine göre Allah'a
vâcib olan bir şey yoktur. Bütün dünya ve âhiret âlemi onun milk ve
sultanmdadır. Dilediğini yapmakta tamamiyle serbesttir. Bütün muti ve sâlih
kullarını azab etmiş olsa, bu onun bir adaleti; ikram ve ihsan buyurarak
cennetine koysa, bu da onun fadlu keremidir. Bu hal kâfirler hakkında da
böyledir. Ancak kâfirleri cennete koymıyacağmı haber vermiştir. Şu halde
mü'minleri rahmetiyle cennete koyacak, kâfirleri de adaletiyle ebediyyen
cehennemde azâb edecektir.
Dalâlet fırkalarından
Mutezile, şer'î hükümleri akılla isbata kalkışırlar ve : «Amellerin sevabını
vermek, kulun yararına olanı yaratmak Allah'a vâcibdir...» derler. Onların bu
bâtıl iddiasına göre Cenab-ı Hak (hâşâ) onların düşündüğü gibi yaratmaya
mecburdur. Bu çirkin iddia bütün şer'î delillere muhâlifdir.
Burada şöyle bir sual
hatıra gelebilir. Kur'ân-ı Kerîm'de:
«Amelleriniz sebebiyle
cennete girin.»
«İşlediğiniz ameller
sebebiyle mirasa olduğunuz cennet işte budur.» Ve emsali âyetlerde cennete
ameller sayesinde girileceği bildiriliyor. Bu hadîslerle âyetler arasında
çatışma yok mudur?
Cevab: Hayır, yoktur.
Gerçi âyetler ameller sebebiyle cennete girileceğini bildiriyorsa da, o
amellere muvaffak kılan, hidâyet veren ve onları kabul eden Allah'dır. Bu
cihet onun sırf bir rahmeti ve fadlu keremidir. Binâenaleyh hiç bir kimse
mücerret ameliyle cennete giremez denilebilir. Hadîslerden murad da budur.
Rafiî diyor ki : «Hiç
bir kimse cehennemden kurtulmak için ameline güvenmemeüdir. Çünkü amel ancak
Allah'ın tevfiki ile meydana gelir. Günâhı terk etmek de Allah'ın korunmasıyle
olur. Bütün bunlar Allah'ın fadlu rahmetiyle meydana gelir.»
79- (2819)
Bize Kuteybe b. Saîd rivayet etti. (Dedi ki) ; Bize Ebû Avâne, Ziyâd b.
Ilâka'dan, o da Muğira b. Şu'be'den naklen rivayet etti kî, Peygamber
(Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) ayakları şişinceye kadar namaz kılmış. Kendisine:
— Sen hâlâ bu külfete
katlanıyor musun? Halbuki Allah senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını
atfetmiştir, denilmiş. Bunun üzerine: «Şükreden bir kul olmayayım mı?» buyurmuşlar.
80- (...)
Bİze Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ile lbnü Nümeyr rivayet ettiler. (Dediler ki) :
Bize Süfyan Ziyâd b. Ilâka'dan rivayet e«i. O da Mu-ğîra b. Şu'be'yi şöyle
derken İşitmiş : Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ayakları şişinceye
kadar namaz kıldı. Ashab :
— Allah senin gelmiş
geçmiş bütün günahlarını atfetmiştir, dediler. O:
«Şükreden bir kul
olmayayım mı?» buyurdular.
81- (2820)
Bize Harun b. Mâruf ile Harun b. Saîd EI-Eylî rivayet ettiler. (Dediler ki) :
Bire İfenü Vehb rivayet etti. (Dedi ki) : Bana Ebû Sahr, İbnü Kuseyt'den, o da
Urve b. Zübeyr'den, o da ÂişeMen naklen haber verdi. (Şöyle demiş) : ResÛlüllah
(Salîallahü Aleyhi ve Sellem) namaı kıldığı vakit ayaklan patlayacak derecede
ayakta dururdu, Ai§e :
— Ya Resûlallahî Allah
senin gelmiş geçmiş bütün günahlarım sana bağışladığı halde yine bunu mu
yapıyorsun? demiş. Bunun üzerine:
«Ya Aişe! Şükreden bir
kul olmayayım mı?» buyurmuşlar.
Bu hadîsi Buharı
«Teheccüd», «Rikak» ve «Tefsir» bahislerinde- Tirmizî ile İbni Mâce «Namaz»
bahsinde; Nesâ1 «Namaı» ve «Tefsir»
bahislerinde muhtelif râvilerden tahric etmişlerdir.
Bezzâr, Ebû Ya'lâ ve
Taberânî, Hz. Enes'den; Taberânî, İbnû Mes'ud ile Nu'man b. Beşir'den bu mânâda
hadîsler rivayet etmişlerdir.
Kaadi Iyâz'ın beyânına
göre şükür : îyilik eden kimsenin iyi-'ligini bilerek onu söylemektir. İyiliğin
karşılığındaki mükâfata da şüküı denilmiştir. Çünkü bu mükâfat o kimseyi övmeyi
tazammun eder. Kulur Allah Teâlâ'ya şükretmesi: Nimetlerini itiraf ederek ona
senada bulun mak ve ibâdetlerine devam etmekle olur. Kullarının fiillerine
karşı Al lah'ın şükrü ise, onlara mükâfat vermek ve sevablarını katlamaktır. Allah'ın
şekür ismi bu mânâyadır.
Resulüllah (Salîallahü
Aleyhi ve Sellem) 'in :
«Şükreden bir kul
olmayayım mı?» buyurmasından murad: Aliah'u beni affetmesi, ona şükür için
kalkıp teheccüd namazı kılmama sebebdiı Onu nasıl bırakabilirim, demektir.
ResÛlüllah (Sallşallahü
Aleyhi ve Sellem) bu sözüyle: «Teâlâ Hazretleri bana bunca nimetler ihsan
etmiş; iki cihanın hayrını bana tahsis buyuı muş iken, ben ona şükretmeyeyim
mi?» demiş gibidir.
82- (2821)
Bîze Ebû Bekr.b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Veki' ile Ebû Muâviye
rivayet ettiler. H.
Bize İbnû Nümeyr de
rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Ebû Muâviye, A'meş'den, o da
Şakik'dan naklen rivayet etti. (Şöyle de-mİş) : Abdullah'ın kapısı yanında
oturduk, onu bekliyorduk, derken yanımızdan Yezid b. Muâvİyete'n-Nehaî geçti.
— Bize şunun yerini bildir, dedik. Hemen onun
yanına girdi. Ve az sonra Abdullah yanımıza çıkarak:
— Ben sizin burada olduğunuzu haber aldım. Ama
yanınıza çıkmama sizi bıktırırım endişesi mani' oldu. Gerçekten Resûİüllah (SaîlaUahü
Aleyhi ve Sellem) bizi bıktırır endişesiyle bazı günler va'z hususunda bizden
söz alırdı, dedi.
(...) Bize
Ebû Saîd El-Eşec rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnû İdris rivayet etti, H.
Bize Mincab b. Haris
Et-Temîmî de rivayet etti. (Dedi ki) : Bize İbnû Müshir rivayet etti. H.
Bize İshak b. İbrahim
ile Ali b. Haşrem de rivayet ettiler. (Dediler ki) : Bize İsa b. Yûnus haber
verdi. H.
Bİze İbnû Ebî Ömer
dahi rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Süfyan rivayet etti. Bu râvilerin hepsi
A'meş'den bu isnadla bu hadîsin mislini rivayet etmişlerdir.
Mincâb İbnû Müshir'den
rivayetinde şunu zîyâde etti: «A'meş dedi ki: Bana Amr b. Murra dahî Şakîk'dan,
o da Abdullah'dan naklen bu hadîsin mislini rivayet etti.»
83- (...)
Bize İshak b. İbrahim de rivayet etti. (Dedi ki) : B ze Ce-rir, Mansûr'dan
naklen haber verdi. H.
Bize İbnû Ebî Ömer
dahi rivayet etti. Lâfız onundur. (Dedi ki) : Bize Fudayl b. Iyâd, Mansûr'dan,
o da Ebû Vâil Şakîk'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Abdullah
"bize her perşembe günü müzâkere yapardı. Bir adam kendisine :
— Yâ Ebâ Abdirrahman! Biz senin konuşmam
seviyor, onu arıu ediyoruz. Bize her gün konuşmuş olmanı diliyoruz, dedi.
Bunun üzerine Abdullah şunu söyledi;
— Sizinle konuşmaktan beni
men eden sizi
bıktırırım korkusudur, Gerçekten
Resûİüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizi bıktırır
endişesiyle bazı günler va'z hususunda tizden soz alırdı.
Bu hadîsi Buhârî «KitâbuM-İlim»'de tahric etmiştir.
Ebû Abdirrahman, Hz. Abdullah
b. Mesud'ur künyesidir.
«Yete havvelûnâ»
kelimesinin meşhur mânâsı bizden söz alırdı, de mektir. Bazıları bunun bizi
ıslâh ederdi, mânâsına geldiğini; bir takımlar va'z için bize anîden gelirdi,
demek olduğunu söylemişlerdir.
-Bizi bir insanın hizmet
işini kapadığı gibi hapsederdi...»
mânâsına geldiğini söyleyenler de vardır.
Hadîs-i şerif cemaatı
bıktırmamak için va'zı
fazla uzatmayıp orta hâle dikkat etmenin lüzumuna delildir.
[1] Sûre-i Tevbe, âyet: 84
[2] Sûre-i Fussılet, âyet : 22
[3] Nisa Sûresi, âyet: 88
[4] Âl-i İmran Sûresi, âyet: 188
[5] Âl-i İmrân Sûresi, âyet : 187.
[6] Sûre-i Kehf, âyet:
105
[7] Süre-i Zümer,
âyet: 67.
:[8] Sûre-i
İbrahim, âyet : 48
[9] Sûre-i İsra, âyet: 85
[10] Sûre-i Enfal, âyet :
33-34
[11] Sûre-I Alâk, âyet :
6-19.
[12] İbnû Mes'ud.
[13] Sûre-i Sa'd, âyet: 86.
[14] Sûre-İ Duhân, âyet:
10-11.
[15] Sûre-i Duhân, âyet:
16.
[16] Sûre-i Duhân, âyet;
15
[17] Süre-i Secde, âyet: 21