* Bir Kadının Eteğine Necaset Bulaşması Ve Onun Temizlenmesi
* Altına Necaset Bulaşan Terliğin Temizlenmesi
* Topraktaki İdrar Necasetinin Temizlenmesi
* Hayvan Leşinin Derisi Tabaklanarak Temizlenir
* Hayvan Leşinin Derisi Tabaklanma İle Temizlense De Yenmesi Haramdır
* Derinin Tabaklanması Sonucunda, Kılının da Temizlenmesi
* Hayvan Leşinin Derisi Ve Sinirinden Faydalanmanın Haramlığı İle
Tabaklanarak Kullanmanın Cevazı
* Kâfirlerin Kapları Temizdir Ve Yıkandıktan Sonra Kullanılabilir
* Yenebilen Maddenin İçine Düşen Necasetin Temizliği
Necaset (lügatte);
temiz olmayan, pis ve iğrenç olan, anlamındadır.[1]
Istalahta ise; namaz
gibi bazı ibadetleri engelleyen/mani olan pisliklerdir.[2]
Necis ve rics
kelimeleri birbirlerinin yerine kullanılmaktadır.[3]
Kur'ân'da neces kelimesi, manevî pislik ve rics ise her türlü pislik için kullanılmaktadsr.
"Ey İman edenler!
İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytanın işlerinden sayılan
pisliklerdir, onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz." (Mâide 5/90).
"De ki: Bana
vahyolunan (şu Kur'ân'da) yiyecek olarak kişiye haram olan bir şey bulamıyorum,
ancak leş, akan kan, pislik olan domuz ya da Allah'tan başkası adına kesilmiş
günah sebebi kurban müstesnadır, (yani haramdır). Kim zor durumda kalır da
ileri gitmemek ve haddi aşmamak şartıyla bunlardan yerse (bilin ki) senin
Rabbîn (bunları) affeden ve bağışlayandır." (Enam 6/145)
(İslâm fıkhında necis
olan şeyler Kur'ân ve Sünnet'ten yola çıkarak müclehidler tarafından
belirlenmiştir. Ancak baix konularda naslann farklılığı, kat'î olmaması ya da
nas bulunmaması sebebiyle ihtilâf edildiği de olmuştur. Bu açıdan baktığımızda
necaset konusu ittifak edilen ve edilmeyen şeklinde iki kısımda incelenebilir;
§Necis olduğunda
ittifak edilenler:
1- îçki ve benzeri
sarhoş edici maddeler,[4]
2- Leş eli
ve yağı,[5]
3- İnsan ya
da hayvandan akan kan,[6]
4- Domuz eti
ve yağı,[7]
5- İnsan ve
eti yenmeyen hayvanların idrar ve dışkısı,[8]
6- Karadakiyırtıcı
hayvanların eti ve yağı,[9]
7- İnsanın
vedî ve mezisi,[10]
8- Eti yenen
diri bîr hayvandan kesilen parça,[11]
9- Eü
yenmeyen (evcil eşek vb.) hayvanların eti ve yağı[12])
Allah Teâlâ buyurdu:
'Sana hayız konusunu
sorarlar. De ki: O, bîr hastalık/ kirlenme dönemidir. Bu dönemde
temizleninceye kadar eşlerinizle cinsel ilişkiye girmeyin. Temizlendiklerinde
ise Allah'ın size belirttiği kurallara uyarak onlarla beraber olabilirsiniz.
Şüphesiz Allah tevbe edenleri seven, (ayrıca) temizlenenleri de
sevendir,'(Bakara2/222).[13]
41/349- (Hz.
Ebû Bekir'in kızı) Esmâ'dan (Radıyaiiahu anhüma):[14]
RsL$ü\ü\\ah m
(Satiatiahu aleyhi ve seiiem) yanma bir kadın geldi ve dedi ki: 'Ey Allah'ın
Rasûlü! bir kadının elbisesine hayız kanı bulaşsa, (ne olur?)' Rasûlullah:
"Onu çitüesin, su
ile yıkayıp sıksın, sonra bununla namazını kılsın!" buyurdu.[15]
42/350- Mihsan
kızı Ümmü Kays'tan (Radıyattahaanh):[16]
Elbiseye bulaşan hayız
kanının durumunu Rasûlullah'a (Sattaiiahu aleyhi ve seiiem) sordum. O da:
"Bu elbiseyi su
ve sidr ('kir sökücü bir bitki/sabuna benzer madde) ile yıka, (önceden de)[17]
dal parçasıyla çitile!"buyurdu.[18]
43/351- Ebû
Hüreyre'den (Radıyattahaanh):[19]
Yesâr'ın kızı Havle
(Radıyatiahü anhâ), hac ya da umre yaparken Hz. Peygamber'in (Saiiaiiahü
aleyhi ve seiiem) yanma geldi ve dedi ki:
'Ey Allah'ın Rasûlü!
Benim tek elbisem var ve onu hayız gördüğümde de giyiyorum, (ne yapmalıyım?)'
Rasûlullah buyurdu ki:
"(Hayızdan)
temizlendiğin zaman, elbisede kanın bulaştığı yerleri yıka, sonra da onunla
namazını kıl! "
'Ey Allah'ın Rasûlü!
Ya izi çıkmazsa?..'
"Su ile
temizlemen senin için yeterlidir, izinin kalması zarar vermez."[20]
44/352- İbrahim
b. Abdurrahman b. Avf in ümmü veledi[21]
şunları anlattı:[22]
Benim eteklerim yerde
sürünürdü, (bir rivayette; uzun etekli (elbise giyen) bir kadındım.) Mescide
gelirken de, temiz olan ve olmayan yerlerden geçerdim. Ümmü Seleme annemizin
(itadıyattahü anhâ) yanına geldim ve bu durumu sordum. O da dedi ki:
'Ben Rasûlullah'ın
(Saiiaiiahtı aleyhi ve seiiem) şöyle buyurduğunu duydum: "Daha sonraki
(temiz yer), bir önceki (kirli kısmı) temizler.'"[23]
45/353- Mûsâ
b. Abdullah, Abdüleşhel kabilesine müntesip bir hanım sahâbiden şunları
nakleder:[24]
Ben RaSÛlUİlall'a
(Sallallahü aleyhi ve selleın):
"Ey Allah'ın
Rasûlü! (Evimizden) mescide giden, (bazen de) pislenen yoldan (gelip
geçiyoruz.) Yağmur yağdığında ne yapmalıyız?' deyince Rasû-lullah şöyle
buyurdu:
"Daha sonra o
pisliği temizleyici bir yol yok mu?"
'Evet, (var.)'
"İşte bu yer,
öncekinin (kirliliğine) yeterlidir, (onu temizler.)"[25]
Kadınların eteklerinin
uzun olması tesettür emrinden dolayı güzeldir ve uzun olduğu için de zaman
zaman yerde sürünebilir. Rasûlullah (SaMiahü aleyhi ve setlem) döneminde, dış
elbiseleri ya da mantoları ile kadınlar mescide geliyorlardı ve bazen elekler
yerde süründüğü için, yoldaki şeyler acaba namaza mani midir, diye Rasûluüah'a
soruyorlardı. İslâm'ın kolaylık dini olmasından da kaynaklansa gerek,
Peygamberimiz onlara bazı kolaylıkları -kendilerini de ikna ederek-
bildiriyordu. Ancak Kur'ân ve Sünnet'te, her İnsanın bulunduğu toplumsal
gerçeklere ve şartlara uygun olarak gücünün yettiği kadar temiz olması
emrediimektedir.
Günümüzde de
kadınların etekleri bazen yerle temas edip kirlenmektedir. Ancak bu konuda,
endişe ifade eden herhangi bir soruya rastlanmamaktadır. Bu da Rasûlullab
dönemindeki kadın sahabilerin hassasiyetini bize göstermektedir.[26]
46/354- Ebû
Saîd el-Hudrî'den (Radıyattahaanh):[27]
Rasûlullah (Saiiaiiaha
aleyhi ve.seilem) (namazda) terliğini çıkarınca ashab da terliklerini
çıkarttılar. Namaz bitince Peygamberimiz:
"Terliklerinizi
niçin çıkardınız?" diye sordu. Onlar da:
"Ey Allah'ın
Rasûlü! Senin terliklerini çıkardığını görünce biz de terliklerimizi
çıkardık" dediler. Bunu üzerine Peygamberimiz buyurdu ki:
"Bana Cebrail
geldi ve terliklerimin altında pislik olduğunu bildirdi. Biriniz mescide
geldiğinde terliklerinin altına baksın. Eğer onlarda bir pislik görürse yere
sürtüp temizlesin, sonra namazını kılsın!"[28]
NOT: Peygamberimiz
(Saiiaiiaha aleyhi ve seUemj döneminde mescid kumluk olduğundan, insanlar
terlikleriyle namaz kılarlardı. Ancak terliğin altının temiz olması
gerekmektedir.
Rasûlullah'ın
hareketleri Allah'ın kontrolü altındadır. İfk hadisesi ile İlgili olarak
bazıları bu olayı örnek göstererek:
'Allah onun
terliğindeki bir necaseti bile haber veriyor, buna razı olmuyor. Eğer Âişe
annemiz yanlış bir hareket yapsaydı mutlaka haber verilirdi' dediler. Daha
sonra inen âyetler de Hz. Âişe'nin suçsuz olduğunu beyan etti.[29]
47/355- Ebû
Hüreyre'den (Radıyattahaanh):[30]
Mescide bir bedevî
girdi ve iki rekât namaz kildi, sonra:
'Allahım, bana ve
Muhammed'e rahmet et, bizimle birlikte başkasına rahmet etme,' dedi. Hz.
Peygamber (Saiiaiiaha aleyhi ve settim) ona döndü ve buyurdu ki:
"Sen, geniş olan
(rahmeti) daralttın."
Kısa bir süre sonra,
bedevî mescide idrarını yapmaya başladı. İnsanlar mâni olmak için ona doğru
koştular, ama Peygamberimiz şöyle buyurdu:
"(Bırakın onu,)
sizler kolaylaştırmak için varsınız, göreviniz zorlaştırmak değil. İdrarın
üzerine bir kova[31] su dökün!"
§Aynı sahabiden
(itadıyaiiahu anh) başka yolla gelen rivayet:
Mescide, Rasûlullah
(Saiiaiiaha aleyhi ve seüem) orada iken bir bedevî geldi ve dedi ki:
'Allahım' bana ve
Muhammed'e rahmet et, bizimle birlikte başkasına rahmet etme,' dedi. Hz.
Peygamber onun bu sözüne güldü ve şöyle buyurdu:
"Sen, geniş olan
(rahmeti) daralttın."
Bedevi bir müddet
sonra kalktı, mescidin bir köşesine gitti, ayaklarını açtı ve oraya idrarını
yapmaya başladı. İşini bitirince Peygamberimiz yanma gitti ve kendisini şöyle
uyardı:
"Bu mâbed, ancak
Allah'ı zikir ve namaz kılmak İçin inşâ edildi. Buraya idrar yapılmaz."
Ashabından bir kova su
getirmelerini istedi ve oraya kovayı boşalttı. Bedevî hatasını anlayınca şöyle
dedi:
'Annem babam feda
olsun, Hz. Peygamber yanıma geldi, bana ne sövdü, ne azarladı ve ne de dövdü,
(güzelce açıkladı).'[32]
48/356- Enes
(b. Mâlik)'ten (Radıyaiiahaanh);[33]
Bir bedevî mescide
geldi ve oraya bevletti. Bunun üzerine Rasûluliah(Sallallahü aleyhi ve
sellem) ŞÖyle buyurdu:
"İdrarın üzerine
bir kova su dökün!"[34]
49/357- Abdurrahman
b. Va'le naklediyor:[35]
İbn Abbas'a
(RadtyaltahaankBmâ):
'Biz savaşıyor,
(bundan) leş derisi ve çeşitli tulumlar (alıp) getiriyoruz,[36]
(bunların durumu nedir?)' diye sordum, İbn Abbas da dedi ki:
'Sana ne diyeceğimi
bilemiyorum, ancak ben Rasûlullah'm (SaiiaiiaMaleyhi ve sellem) şöyle
buyurduğunu duydum:
"Herhangi bir
(hayvan) leşinin[37] derisi tabaklanırsa[38]
kesinlikle temizlenmiş olur."'[39]
50/358- Âişe
annemiz (Radıyaitahü anhû) bildirdi:[40]
RasÛlullah (Satlallahü
aleyhi ve sellem),
Tabaklandığı zaman
leşin derisinden faylamlmasım emretti.[41]
51/359- Âişe
annemizden (Radıyaitahü anha):[42]
Rasûlullah'a
(Sailallahü aleyhi ve seitem) leş derisinin (hükmü) soruldu da şöyle buyurdu:
"Onun
tabaklanması temizlenmesidir."[43]
52/360- Peygamberimizin
(Sailallahü aleyhi ve settem) eşi Şevde annemizden (Radıyallahü anhâ):[44]
Bir koyunumuz
(kesilmeden) ölmüştü. Biz derisini tabaklayıp şıra için (devamlı) kullandık ve
(şu an) eskimiş bir kap haline geldi.[45]
53/361-
Seleme b. Muhabbik'ten[46] (Radıyaitahüanh):[47]
Rasûlullah (Satımâhtt
ateyhı ve seitem) bir keresinde, avlusunda kırba (tulum) asılı bir eve geldi
ve su istedi. Kendisine, bu kırbanın leş derisinden yapıldığı bildirilince
şöyle buyurdu:
"Derinin
tabaklanması temizlenmesidir."
§ Bir başka lafızda:
"Derinin
tabaklanması temizlenmesi ya da normal kesilmesi (boğazlanması)
hükmündedir."[48]
54/362-
Muğîre b. Şu'be'den İRadıyaUaM amh):[49]
Rasûlullah jSalMlakü
aleyhi ve seiiem) benden su istemişti. Orada bulunan bir çadıra gittim ve
baktım ki bir bedevî kadın oturuyor. Ona:
'Bu kişi Allah
Rasûlü'dür ve abdest almak için su istiyor. Senin yanında su var mı?' deyince
kadın şöyle dedi:
'Annem ve babam Allah
Rasûlü'ne feda olsun ,
Vallâhî, göğün
gölgelendirdiği ve yeryüzünün taşıdığı kişiler arasında, benim için ondan daha
sevgili ve daha aziz bir kişi yoktur. Ancak bu kırba leş derisinden yapılmıştır
ve bununla Rasûlullah'ı kirletmek istemiyorum.'
Bunun üzerine
Rasûlullah'm yanına döndüm ve durumu haber verdim. Rasûlullah Efendimiz buyurdu
ki:
"Onun yanın dön
ve (sor,) eğer deriyi tabaklamışsa, bu onun temizlenmesidir."
Kadının yanma geldim
ve duyduklarımı anlattım. Kadın:
'Vallahi ben onu
tabaklamıştım' dedi ve ben ondaki suyu alıp Rasûlullah'a getirdim.
O vakitlerde
Rasûlullah'm üzerinde Şam bölgesi yapımı bir cübbe, mestleri ve bir de sarık
vardı.
Abdest alırken,
cübbenin altından ellerini/kollarını uzattı ki (onları yıkayabilsin.) Böyle
yapmasının sebebi de cübbenin yenlerinin biraz dar olmasıydı.[50]
Rasûlullah bu şekilde abdestini aldı, sarığının ve mestlerinin üzerine de
mesnetti.[51]
55/363- îbn
Abbas (Radıyallahü anhümâ), leşin derisinin temizlenmesi konusunda
Peygamberimizden (SaBalldhü aleyhi ve seüem) şunu nakletti:[52]
"Onun
tabaklanması tüm pisliğini (necasetini) giderir."[53]
56/364- îbn
Abbas'tan:[54]
Meymûne annemizin
(Radıyallahü anim) koyunu ölünce Rasûlullah (Saüallahü aleyhi ve selim) şöyle
buyurdu:
"Onun derisinden
faydalanmıyor musunuz, onu tabaklasanız! Zira bu onun kesilmesi (temizlenmesi)
demektir."[55]
57/365- İbn
Abbas (Radıyallahü anhümâ):[56]
Peygamberimizin eşi
Meymûne annemizden (RadıyaüaManhâ) naklediyor: Hz. Peygamber (Saüallahü aleyhi
ve seüem), Meymûne annemizin azatlısına ait ölmüş bir koyunun yanına gelince
şöyle buyurdu:
"Onun derisini
alsaydılar, tabaklayıp kullansaydılar ya!" 'Ey Allah'ın Rasûlü! O hayvan
leştir' dediler. O zaman Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Onun ancak yenmesi
haram kılındı."
§Râvilerden Süfyan
burada;.'"Yenmesi haramdır" sözünü ancak Zührîden duydum' dedi.
Abdullah dedi ki:
Babam Ahmed b. Hanbel de şunu ekledi:
'Süfyan söz konusu
hadisi, Meymûne annemiz yoluyla iki defa rivayet etmiştir.'
NOT: Bu
rivayet Meymûne annemizden nakledildiği için Ahmed b. Hanbel Müsned'inde bu
hadisi, İbn Abbas müsnedinde değil de, Meymûne annemize ait müsnedde
zikretmiştir.[57]
58/366- İbll
Abbas'tan (Radıyallahüanhümâ):[58]
üz. Peygamber
(Saliallahü aleyhi ve seilem), Ölmüş bir koyunun yanına gelince şöyle buyurdu:
"Onun derisinden
faydalanmaz mısınız?" 'Ey Allah'ın Rasûlü! O hayvan leştir ' dediler. O
zaman Peygamberimiz şöyle buyurdu; "Onun ancak yenmesi haram
kılındı."[59]
59/367- Peygamberimizin
eşi Meymûne annemizden (RadtyattaMajM),[60]
Rasûlullah (SaiMiahu aleyhi ve seiiem), ölmüş bir koyunu eşek gibi sürükleyen
Kureyş'ten bazı kişilerin yanına geldi ve onlara şöyle dedi: "Kegke onun
derisini alsaydımz!"
'Ey Allah'ın Rasûlü! O
hayvan leştir, ' dediler.
O zaman Rasûlullah
şöyle buyurdu:
"Onu su ve
tabaklama maddesi[61] temizler."[62]
Hanefi mezhebine göre;
insan ve domuz derisi dışında kalan bütün deriler, hayvanın kesilmesiyle ya da
leş ise tabaklanmasıyia temizlenir. Bu deri üzerinde veya içinde namaz
kılınabilir, satışı da caizdir. Ancak bunun yenmesi haram kılınmıştır.[63]
Cumhur ise kesilsin ya da leş olsun bu derilerin ancak tabaklanma ile temiz
hale geleceğini belirtmişlerdir.Ancak İmam Mâlik'ten gelen bir rivayete göre domuz
derisi tabaklanmakla dışı temizlenir ve kuru olan şeylerde kullanılabilir, içi
necis kaldığı için su kırbası/kabı olarak kullanılmaz. Üzerinde namaz kılınır,
içinde (yani elbise olarak) namaz kılınmaz.[64]
60/368- İbn
Abbas'tan (RadıyallahU anhümâ):[65]
Şevde annemize ait bir
koyun ölmüştü ve o dedi ki: 'Ey Allah'ın Rasûlü! (Koyunu kastederek) filân
öldü.' Peygamberimiz (Saiiaiiahü aleyhi ve seiiem) şöyle dedi:
"Onun derisini
alsaydınız ya!" 'Ölmüş bir hayvanın derisini alabilir miyiz?' "İzzet
ve celâl sahibi olan Allah (Kur'ân'da) şöyle buyurur: De ki: Bana vahyedîlende,
yeneceklerden leş veya akıcı kan ya da domuz eti dışında başka bîr haram
bulamıyorum.[66]
Siz onu yermiyorsunuz
ki...Eğer onu tabaklarsanız, faydalanabilirsiniz." Bunun üzerine Şevde
annemiz birini o leşin yanma gönderdi ve getirtti, sonra onun derisini yüzdü,
tabakladı ve ondan bir kırba yaptı, yanında delininceye kadar da kaldı.[67]
61/369-
Sâbit (b. Elsem)'den:[68]
Ben Abdurrahman b. Ebî
Leylâ ile Mescidde oturuyordum. Şişman bir adam geldi ve ona dedi ki:
'Ey Ebû İsa!'[69]
'Evet, buyurV
'Bize Rasûlullah'tan
sana ulaşan, kürk hakkında bir hadis naklet!'
'Babamın[70]
şöyle dediğini duydum: Rasûlullah'ın (Saüaüaha aleyhi ve seiiem) yanında
oturuyordum. Bir adam geldi ve dedi ki:
'Ey Allanın Rasûlü!
Ben kürk giyerek[71] namaz kılıyorum, (olur
mu?)' Rasûlullah şöyle buyurdu:
"Tabaklamanın
(faydası) nerede kaldı? "
O şişman kişi, bunu
dinledikten sonra oradan ayrıldı. İbn Ebî Leylâ'ya sordum:
'Bu kim?'
'BuSüveydb.
Gafele'dir.'[72]
62/370- (Muhadramûndan
olan) Abdullah b. Ukeym el-Cühenî (Radıyallahü anh) anlatıyor:[73]
Ben, Cüheyne
topraklarında yaşayan genç bir delikanlıyken, Hz. Peygamber'in (Sallatlahü aleyhi ve sellem) mektubu bize
UİaştK
"Hayvan leşinin
derisi ve sinirini kullanmayın!"
§ Abdullah b.
Ukeym'den ikinci senedle rivayet: Vefatından bir ay önce Rasûîullah'in
(Saiiaiiaku aleyhi ve seUem) şu mektubu bize ulaştı:
"Hayvan leşinin
derisi ve sinirini kullanmayın!"
§ Aynı râviden üçüncü
senedle şöyle nakledildi:
Vefatından bir ya da
iki ay önce, ki o sıralarda ben Cüheyne topraklarında yaşayan genç bir
delikanlıydım, Rasûîullah'in (Saiiaiiahu aleyhi ve sellem) şu mektubu bize
ulaştı:
"Hayvan leşinin
derisi ve sinirini kullanmayın!"
§ Aynı râviden
dördüncü senedle şöyle nakledildi: Rasûlullah (Saiiaiiaha aleyhi ve sellem)
bize şu mektubu göndermişti: "Hayvan leşinin derisi ve sinirini
kullanmayın!"
§ Aynı râviden beşinci
senedle şöyle nakledildi:
Bize Rasûîullah'in
(SaihıiiaM aleyhi ve sellem) şu mektubu okundu:
"Hayvan leşinin
derisi ve sinirini kullanmayın!"[74]
Muhadramûn: Hz.
Peygamber (Saiiaiiakaaleyhi ve sellem) döneminde yaşayan ancak onu görmeyen
MüslÜmanlardır. Üveys el-Karnî de bu zâtlardan birisidir.
*Leş derisinin
kullanımı hakkında, iki farklı rivayet bulunmaktadır: Bir rivayette kullanımı
yasaklanmış ve diğerinde de serbest bırakılmıştır. Bu hadislerden anlaşılan;
Leş derisinin
kullanımı yasaktır, ancak tabaklandığı zaman caizdir ve kullanılabilir:
1- İmam Ebû
Hanîfe'ye göre domuz dışında bütün leşlerin derisi tabaklanmakla temiz hale
gelir,
2- İmam
Şafiî'ye göre domuz ve köpek dışında bütün leşlerin derisi tabaklanmakla temiz
hale gelir,
3- İmam
Mâlik ve Ahmed'den bu konuda iki rivayet vardır.[75]
4- Leş ve
filin kemiği cumhura göre necistir, çünkü etine tâbidir, ancak İmam Ebû Hanîfe
ve bir rivayette Mâlik'e göre temizdir, çünkü kemikte hakiki hayat yoktur ve
cansız varlıklar gibi temizdir.[76]
Allah Teâlâ buyurdu;
'Bugün size temiz olan
şeyler helâl kılındı. Ayrıca Ehl-i kitabın yiyeceklerinden yemek size helâl
kılındığı gibi, sizin yiyeceklerinizden yemek de onlara helâl kılındı...'
(Mâide 5/5).[77]
63/371- Ebû
Sâ'lebe el-Huşenî'den (8adiyaiiaHUanh);[78]
Rasûlullah'a
(Saiiaiiahü aleyhi ve seiiem) dedim ki:
'Ey Allah'ın Rasûlü!
Biz gittiğimiz yerde Yahudi, Hnstiyan ve Mecû-si toplulukların yanına uğrayan
göçebe bir toplumuz, (oralarda) bu kişilerin kaplarından başkasını da
bulamıyoruz, (ne yapalım?)'
Hz. Peygamber şöyle
buyurdu:
"Eğer başka kap
bulamazsanız bunları su ile yıkayın, sonra o kaplardan yeyin ve içini"
§ Ebû Sa'lebe'den
gelen diğer rivayet:
Rasûlullah'a (SaUaitahu
aleyhi ve sellem) dedim ki:
'Ey Allah'ın Rasûlü!
Biz Ehl-i kitaba ait topraklarda yaşıyoruz ve onlar da domuz eti yiyor, şarap
içiyorlar. Onların kaplan ve tencerelerinden nasıl faydalanabiliriz?'
Hz. Peygamber şöyle
buyurdu:
"Eğer başka kap
bulamazsanız onları yıkayın, sonra içinde (yemek) pişirin ve ondan (su)
için!"[79]
Rasûlullah, kâfirlerin
davetlerine gider ve kaplarından onlarla birlikte yemek yerdi. Zira O bir
peygamberdi ve sosyal yönü çok güçlü olmalıydı, kendisi insanî ilişkilere çok
önem verir, her düşünceden insanlarla oturur, konuşur ve onlarla yemek yerdi.
Onun hayatı, tüm Müslümanlar ve özellikle davetçiler için önemlidir. Dünya
toplumları da, değişik kesimlerden insanlarla olan medenî ilişkilerini devam
ettirmelidirler.
Ancak kâfirlerin
kapları Müslümalarm eline geçtiğinde, yıkamadan kullanılmaması tavsiye edilir.
Çünkü bu insanlar kaplarım domuz eti ve şarap gibi şeylerde kullanmış
olabilirler. İslâm'a göre bunlar pistir, haramdır ve ihtiyaten kaplan
yıkanmalıdır.[80]
64/372- Câbir
b. Abdullah'tan (Radıyaiiaha anh):[81]
Biz Hz. Peygamber' le
(Saiiaiiahü aleyhi ve seiiem) birlikte müşriklerden bazı su ve yemek kaplarını
ganimet olarak aldık ve onlar leş derisinden yapıldığı halde, aramızda taksim
ettik.
NOT: Bu
kapların ana maddesi olan derinin, tabaklanması halinde leş derisi de olsa
kullanılabileceği anlaşılmaktadır. Ayrıca Ehl-i Kitâb yanında müşriklerin de
kaplarını kullanma ruhsatı verilmektedir.[82]
65/373- Enes
b. Mâlik'ten (Radıyaiiaha anh):[83]
Bir Yahûdî[84]
Peygamberimizi (SaiiaiiaM aleyhi ve seiiem)
arpa ekmeği ve kokusu biraz değişmiş et yağı yemeye davet etti, o da
bunu kabul etti.[85]
66/374- Ebû
Hüreyre'den (Radıyallahü anh):[86]
Rasûlullah'a
(Saüattuhüaleyhivesdlemj, bir kere yağın içine düşüp ölen farenin (hükmü)
sorulunca şöyle buyurdu:
"Eğer yağ
katıysa, o fare ölüsü ve etrafındaki (bir kısım yağı) alıp atarak kalanını
yiyebilirsiniz, ama yağ sıvıysa o yağı yemeyin!"
NOT: Sıvı
yiyeceklerin içine düşen necaset her tarafa yayılır, ancak katı maddelere düşen
necaset sadece düştüğü yeri kirletir ve o kısmın etrafından da biraz alınarak
atılması yeterlidir, sıvılar gibi tümünün dökülmesi şart değildir. Bu, insanlar
için bir ruhsattır/kolaylıktır.[87]
67/375- Ebû'z-Zübeyr'den
(Radıyaiiaha anh):[88]
Câbir'e (Radıyaiiahu
anh) bir yiyecek ve içeceğe fare düşüp ölse, (fare çıkarıldıktan sonra) onlar
yenir mi? diye sordum. Şöyle dedi:
'Hayır, Rasûlullah
(Saiiaitaha aleyhi ve seüem) bunu bize yasakladı. Biz, yağı çömleklere korduk.
Peygamberimiz şöyle buyurdu:
"Çömleğin içine
fare düşüp öldüğünde, o yağı yemeyin!'"[89]
68/376- İbn
Abbas (Radıyallahü anhümâ), Peygamberimizin (Sallallafıü aleyhi ve sellem) eşi
Meymûne annemizden naklediyor:[90]
Rasûlullah'a
(Saiiaiiahu aleyhi ve seiiem), yağa (bir rivayette, katı yağa) düşüp ölen
farenin (bulunduğu yağın) hükmü sorulunca, şöyle buyurdu:
"Fare ölüsü ve
etrafındaki (bir kısım yağı) alıp atarak kalanını yiyebilirsiniz!"[91]
[1] Cevherî, S(M/*, III/981.
[2] Feyyûmî, el-Misbâhu 'l-münîr, 227.
[3] Cevherî, age., III/973; Feyyûmî, age., 83.
[4] Bk. Mâide 5/90.
[5] Bk. En'âm 6/145; ayrıca 49/357 vd. hadisler.
[6] Bk. 41/309 vd. hadisler.
[7] Bk. En'Sm 6/145.
[8] Bk. 69/377 vd. hadisler.
[9] Bk. Mevsılî, age.,IV/719.
[10] Bk. 81/389 vd. hadisler; Mezi, kişinin eşiyle
oynaşması anında çıkan beyaz ve ince sudur,Vedi, idrardan sonra ya da ağır bir
şey taşırken gelen beyaz bir sudur. Mezi veya vedi abdestalınmasını gerektirir.
(Râzî, Muhtâru's-Sıhâh, 715; İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadîr, 1/61).
[11] Bk. San'ânî, Sübülü's-selâm, 1/36.
[12] Bk. San'ânî, age., 1/50-51.
İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar
Yayıncılık: 2/102-103.
[13] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/103.
[14] Sahih: Müsned, VI/346, H.no: 26811; Benzer rivayet
için bk.Vl/345, H.no: 26799; VI/353, H.no: 26860; Mâlik, Taharet, 103; Buhârî, Hayz, 9; Vudû', 63; Müslim, Taharet, 110;
Ebû Dâvûd, Taharet, 130, H.no: 360-362; Tirmizî, Taharet, 104, H.no: 138
(hasen-sahih); Humeydi 1/152, H.no: 320; Nesâî, Taharet, 185, H.no: 292; Hayz,
26, H.no: 392; İbn Mâce, Taharet, 118, H.no: 629; Dârimî, Vudû', 105, H.no;
1021, 1023 (Dârimî'nin bir rivayetinde Falıma bt. el-Münzir b. ez-Zübeyr'in
ninesi Esma bt. Ebû Bekir (Radıyallahü anhâ) olduğu belirtiliyor. Bk. Dârimî,
Vudû', 83, H.no: 778); Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, XXIV/109-110, H.no:
289-293.
[15] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/103-104.
[16] Sened:
Sahih: Müsned, VI/356^ H.no: 26881; Benzer rivayet için bk. VI/356,
H.no: 26880; VI/355, H.no: 26877; Ebâ Dâvûd, Taharet, 130, H.no: 363; Nesâî,
Tahâret: 185, H.no: 291; Hayz, 25, H.no: 393; Dârimî, VudÛ\ 105, H.no: 1024;
İbn Mâce, Taharet, 118, H.no: 628; Beyhakî, 11/207.
[17] Önceki rivayetlerde çitilemek önce zikredildiği için
burada da açıklama yapıldı.
[18] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/104.
[19] Sened:
Hasen: İVfifenei
11/364, H.no: 8752; Benzer rivayet için bk. 11/380, H.no: 8919; £&h
Dâv(Ü,Taharet, 130, H.no: 365; Heysemî, senedinde zayıf kabul ettiği İbn Lehîâ'nın
bulunduğunu belirtir. Bk. Mecma', 1/282. Bu râvî ile ilgili geniş bilgi için
bk.22/64.hadis.
Ayrıca Heysemî,
Taberânî'nin Havle bt. Hakim'den (Radıyallahü anhâ) benzer bir rivayet
naklettiğini (Bk. el-Mu'cemü'l-kebîr, XXIV/241) fakat senedinde bir başka zayıf
râvinin bulunduğunu ifade eder. Bk. Mecma', 1/282.
Bennâ hadisin hasen
olduğunu ifade eder. Bk.Bülûğu'l-emânî, 1/225.
[20] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/104-105.
[21] İslâm geldiği dönemde cahiliyyenin problemi olan
köleliği kaldırmaya çalışmış; keffaret-lerde önce köle azat etmeyi emretmiş,
kölelere efendisiyle anlaşma (mükâlebe) imkânı sağlamış ve bu durumdaki
kölelere maddi yardım fonu ayırmıştı. İşte bu yollardan birisi de cariyesinden
efendisinin çocuğu olduğu zaman, çocuk hemen hür olur ve annesi de efendisi
ölünce hür olur, böyle cariyeye ümmü veled denir.
[22] Sened:
Hasen: Müsned, VI/290,
H.no: 26368 (Bu rivayet, İbrahim b. Abdurrahman b. Avf m ümmü veledinin mechûl
olması sebebiyle zayıf sayılmıştır. Ancak hadisin şâhid ve mütâbileri
bulunmaktadır. Bu senediyle zayıf da olsa kuvvet kazandığını söyleyebiliriz);
Benzer rivayet için bk. VI/316, H.no: 26565 (Hasendir. Bu rivayetin metninde
şöyle bir ziyade bulunmaktadır:
Ümmü Seleme validemiz
(Radıyallahü anhâ), Ailah Rasûlü (Sallallahü aleyhi ve sellem): "Pis bir
yere uğradıktan sonra güzel bir yere uğrarsa, bu (iyi yer) temizleyicidir"
buyurdu, demiştir. Mâlik, Taharet, 16 (Zürkânî şerhinde bu kadının İsminin
Hamide olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Bk.İbn Abdilber, İsüzkâr, 11/131); Ebû
Dâvûd, Taharet, 137, H.no: 383; Tİnnizî, Taharet, 109, H.no: 143 (Tirmizî,
hadisin benzerini İbn Mes'ûd'dan (Radıyallahü anh) da nakletti. Heysemî ise bu
rivayetin Taberânî tarafından da nakledildiğini ve râvilerinin de sika
olduklarını belirtmiştir. Bk.Mecma', 1/285); İbn Mâce, Taharet, 79, H.no: 531;
Ebû Ya'lâ, XII/356, H.no: 6925.
[23] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/105-106.
[24] Sened:
Salıih: Miisned, VI/435, H.no: 27325; Diğer rivayet için bk. VI/435,
H.no: 27326; Ebû Dâvûd, Taharet, 137, H.no: 384; îbn Mâce, Taharet, 79, H.no:
533; Allah Rasûlü'ne (Saliallahü aleyhi ve sellemj soru soran Abdüleşhe]
oğullarından olan kadının kim olduğu belli olmadığı İçin rivayeti zayıf sayanlar
var; halbuki usul kuralı olarak sahâbînin bilinmezliği sened için zararlı
değildir.
[25] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/106.
[26] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/106.
[27] Sened: Sahih: Müsned, III/2O, H.no; 11096; Benzer
rivayet için bk. IIJ/92, H.no: 11816 (Bu rivayetin akabinde Ahmed b. Hanbel'in
oğlu Abdullah şöyie der:
"Babam: "Bu
hadiste terlikte bulunun maddenin ne olduğuna dair bir açıklama yapılmamıştır"
dedi." Ebû Dâvûd, Salât, 88, H.no: 650-651; İbn Huzeyme, 1/384, H.no: 786;
11/107, H.no: 1017; Hâkim, 1/391, H.no; 955 (Hâkim, Müslim'in şartına/râvisine
göre sahih olduğunu söylemiş, Zehebî ise bunu onaylamıştır).
a-Hz. Enes'ten
(RadıyaUahü anh) şahidi için bk. Hâkim, 1/235, H.no: 4S6 (Hâkim, Buharı'nin
şartma/râvisine göre sahih olduğunu söylemiş, Zehebî ise bunu onaylamıştır).
b-İbn Mes'ûd'dan
(RadıyaUahü anh) şahidi için bk. Hâkim, 1/236, H.no: 487 (Hâkim, bu rivayeti
şâhid olarak verir).
Bennâ, hadis hakkında
şöyle demektedir: "Şevkânî, bu konuda tek başına zayıf bir hadisin delil
olarak alınamayacağını, ancak yine bu hususta vârid olan diğer rivayetler esas
kabul edileceğini ifade eder. Halbuki burada verilen hadisin isnadı ceyyiddir
ve tek başına da delildir. Hattâ Hâkim'in rivayet ettiği Enes (RadıyaUahü anlı)
hadisi de tek başına delîI getirilebilecek sahih rivayetlerden biridir."
Bk.Bülûğu 'l-emânî, 1/225.
Toprağın temizleyici
olduğunu ifade eden hadisler:
Ebû Hüreyre (RadıyaUahü
anh) hadisi: İbn Mâce, Taharet, 79, H.no: 532 (Bûsirî, zayıf olduğunu ifade
etti.):
Ebû Davud'un da hocası
Ahmed b. Hanbel'den naklettiği hadis şöyledir: Bir diğer rivayetinde ise:
Ebû Dâvûd bu
rivayetlerin peşinden Hz. Aişe'den (RadıyaUahü anhâ) de bu manada bir nakle yer
verir, Bk. Taharet, 137, H.no: 385-387; İbn Huzeyme, 1/148, H.no: 292; Hâkim,
1/271-272, H.no: 590-591 (Ebû Hiireyre'den nakledilen bu hadis için Hâkim,
Müslim'in şartına/râvisine göre sahih olduğunu söylemiş, Zehebî ise sükût
etmiştir.
[28] Diğer bir rivayet:
[29] Nesefî, Ebü'l-Berekât, Med'arikü't-Tenzîl ve
hakâiku't-te'vîl IH/134-135.
İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar
Yayıncılık: 2/107-108.
[30] Sened:
Sahih: Müsned, 11/239,
H.no: 7254; İkinci rivayet: H/503, H.no: 10481; Benzer rivayetleri: Bevl bölümü
için bk. ü/282, H.no: 7786-7787; Duâ bölümü İçin bk. 11/283, H.no: 7789;
Humeydî, 11/419, H.no: 938; (Bu bölüm, Abdullah b. Amr'dan (Radıyallahü anhümû)
da rivayet edilmiştir. Bk. 11/170-171, H.no: 6590; 11/196, H.no: 6849; 11/221,
H.no: 7059; Heysemî, Ahmed ve Taberânî tarafından rivayet edilen bu hadisin
isnadının basen olduğunu ifade etti. Bk.Mecma', X/150. Cündüb b. Abdullah
el-Becelfdea (Radıyaliahüiznh) bu hâdiseyi destekleyen bir başka rivayet de
şöyledir:
Bk.IV/312, H.no: 18703. Senedinde bulunan Ebû Abdillaiı Abbas el-Cüşemî
meçhul biridir. Heysemî, Ebû Abdillah haricinde râvilerinİn sahih hadis
ricalinden olduklarını, onun ise hiç kimse tarafından zayıf sayılmadığını ifade
etti. Bk.Mecma', X/214; Ebû Dâvûd, Edeb, 36, H.no: 4885) Buhâri, Vudû', 58; Ebû
Dâvûd, Taharet, 136, H.no: 380; Salât, 149, H.no: 882 (Sünen'de Ma'kil b.
Mukarrin'den mürsel olarak da nakledilmiştir. Bk. Taharet, 136, H.no: 381;);
Tirmizî, Taharet, I i 2, H.no: 147 (TirmizT, bu konuda İbn Mes'ûd, İbn Abbas ve
Vâsile'den (Radıyallahü anlı) de nakillerin bulunduğuna temas etti); Nesâî,
Taharet, 45, H.no: 56; sehv, 20, H.no: 1214-1215; İbn Mâce, Taharet, 78, H.no:
529.
[31] ya da büyük bir kova.
[32] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/108-110.
[33] Sened:
Sahih: Müsned, IH/110-111, H.no: 12021 (Hadis, sülâsiyyâttan biridir.).
Benzer rivayet için bk. m/167, H.no: 12645 (sülâsiyyâttan biridir); 111/114,
H.no: 12071; Malik, Taharet, 111 (mürsel olarak); Mân, Vudû', 57-58; Edeb, 80;
Müslim, Taharet, 98-100; Tirmizî, Taharet, 112, H.no: 148 (hasen-sahih); Nesâî,
Taharet, 45, H.no: 53-55; İbn Mâce, Taharet, 78, H.no: 528 (İbn Mâce, Vasile b.
el-Eska'dan (Radıyallahü anh) şâhid getirmiştir. Fakat senedinde bulunan
Ubeydullan el-Hüzelî zayıf bir râvidir. Bk. Taharet, 78, H.no: 530); Bu hadis
69/377.hadiste tekrar edilecektir.
[34] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/110.
[35] Sened:
Sahih: Müsned, 1/270, H.no: 2435; Benzer rivayet için bk.I/219, H.no:
1895; 1/227, H.no: 2003; 1/237, H.no: 2117; 1/261-262, H.no: 2369; 1/279, H.no:
2522; 1/280, H.no: 2038; 1/314, H.no: 2880; 1/327, H.no; 3018; 1/327-328, H.no:
3027-3028 (Bu rivayet miirseldir. Çünkü İkrime, Şevde bt. Zem'a'dan
(Radıyallahü anhâj nakletmiş, halbuki İkrime, İbn Abbas'tan, O da Sevde'den
(Radıyallahü anhüm) rivayet eder. Fakat burada müstcnsih veya matbaa hatasının
da olabileceği akla gelebilir); 1/329-330, H.no: 3052; 1/343, H.no: 3198;
1/365, H.no: 3452; 1/366, H.no: 3461; 1/372, H.no: 3521; Mâlik, Sayd, 17;
Müslim, Hayz, 105; Ebû Dâvûd, Libâs, 38, H.no: 4123; Nesâî, Fer', 5, H.no:
4238; Tirmizî, Libâs, 7, H.no: 1728 (hasen-sahih); Dârant, Edâhî, 20, H.no:
1991-1992; İbn Mâce, Libâs, 25, H.no: 3609.
[36] Bir rivayette ise şöyledir:
[37] kelime manası, tabaklanmamış deridir. Burada leş
derisi diye belirlenmesi, kesilen hayvanın derisinin tabaklanmasa da temiz
olmasındandır.fBk. Râzî, Muhtâru's-Sıhâh, 31; Şafiî, Ümın, 1/18; Merğınânî,
Hidâye, 1/21; İbn Kudüme, Muğııî, 1/55).
[38] Derinin tabaklanması, belirli işlemlerden sonra
kurutulmasi-kulianılır hale getirilmesidir. Önceleri toprak ve nar kabuğu gibi
maddelerle yapılan tabaklama işlemi günümüzde birtakım kimyasal ilaçlarla
yapılmaktadır.
[39] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/110-111.
[40] Sened:
Sahih: Müsned, VI/73,
H.no: 24328; Benzer rivayetler için bk. VI/104, H.no: 24611; VI/148, H.no:
25035; VI/153, H.no: 25074; Mâlik,
Sayd, 18; Ebû Dâvûd, Libâs, 38, H.no: 4124; Nesâî, Fer', 6, H.no: 4249;
İbn Mâce, Libâs, 25, H.no: 3612; Dârimî, Edâhî, 20, H.no: 1993. Hadislerin
isnadının her biri İmam Mâlik'ten geçmektedir.
[41] Bir rivayette ise emirden değil, ruhsatlan
bahsedilmektedir:
İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık:
2/111.
[42] Sened:
Hasen: Müsned,
VI/154-155, H.no; 25092; NesâU Fer', 4, Rno: 4241-4242.
[43] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/111-112.
[44] Sened:
Sahih: Müsned, VI/429, H.no: 27291; Benzer rivayet için bk. 1/328, H.no:
3028 (İbn Abbas (Radıyallahü anhümâ) hadisieri içinde yer almış ve
"fezekera'l-hadîs" lafzı ile kısaltma yapılmıştır); Buhâri, Eymân,
2\\Nesâî, Fer', 4, H.no: 4237.
[45] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/112.
[46] Asıl ismi Ebû Sinan Seleme b. Sahr b. Utbe'dir.
Bk.İbnü'1-Esîr, Üsdü'l-ğâbe, U/526, Trc. no:2177.
[47] Sened:
Sahih: Müsned, 111/476,
H.no: 15851; Diğer lafız: m/476, H.no: 15852; Benzer rivayet İçin bk. V/6,
H.no: 19950-19951; V/7, H.no: 19954; V/6, H.no: 19944,19945 (Buradaki rivayette
Seleme b. eİ-Muhabbik'ten (Radıyallahü anh) rivayet eden râvi meçhul olduğu
İçin senedi zayıftır. Ancak 15851 ve 19944. hadi si erde bu mechûl râvinin
Cevn b. Katâde et-Temîmî (Radıyallahü anh) olduğu anlaşılıyor ki bu râvinin de
sahâbîlİğinde İhtilaf vardır. Sahâbî olduğunu kabul etliğimizde (kabul
edilmediğini düşünsek bile makbul sayılan bir râvidir) senedin zayıflığı da
ortadan kalkar. Çünkü sahâbînin bilinmemesi zararlı değildir. Hepsi âdil kabul
edilmişlerdir. İbnü'1-Esîr, Cevn b. Kalâde'ye sahabeyi derlemek niyeti ile
yazdığı eserinde yer verir ve Cemel Vak'ası'nda Talha ve Zübeyr ile birlikte
olduğunu söyler. Bk. Üsdü'l-ğâbe, 1/580-581, Trc. no: 831; İbn Hacer, Isâbe, fi
ma'rifeti's-sahâbe, Trc. no: 1263. Zehebî "sahâbî olduğu söyleniyor"
derken, İbn Hacer sahâbiliğinin doğru olmadığını fakat makbul biri olduğunu
söyler. Bk.Kâşif, Trc. no: 825; Takrîb, Trc. no: 986 ) Ebû Dâvûd, Libâs, 38,
H.no: 4125; Nesâî, Fer', 4, H.no: 4240; İbn Asâkir, III/41S. Cevn b. Katâde
sadece Seleme b. Muhabbik'ten yalnızca bu hadisi rivayet eder. Rivayetlerini
ise Nesâî, Ebû Dâvûd ve (altı tarikle) Ahmed b. Hanbel nakleder.
[48] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/112-113.
[49] Sened:
Sahih; Mümed, IV/254,
H.no: 18141; Benzer rivayet için bk. IV/254, H.no: 1S052; Nesâî, Taharet, 66,
H.no: 82; Heysemî, Ahmed b. HanbeFin 18141.hadis için "Senedinde Ali b.
Yezîd b. Ebû Hilâl ve Kasım Ebû Abdurrahman bulunmaktadır, bu zatlar hakkında
lenkidler bulunmakla birlikte sika kabul edilmişlerdir" der. Bk. Mecma',
1/217. Daha Önce 81/278. hadiste de zikredildİği üzere (Miisned, V/266, H.no:
21191; îbn Mâce, Mukaddime, 17, H.no: 228) Bûsirî, cumhurun Ali b. Yezid'in
zayıf oluşunu belirttiğini ifade eder; İbn Hacer ve Zehebî de zayıf
sayanlardandır. Bk.Tabib, Trc. no: 4817; Kâşf, Trc. no; 3983. Heysemî, Ahmed b.
Hanbel'in isnadında çok zayıf sayılan Ali b. Yezid var" der. BkMecma',
1/199-200. Tirmİzî ve İbn Mâce yedi, Dârimî bir ve Ahmed b. Hanbel 40 rivayetini
nakleder.
Tirmizî hadisleri için:
"Âlimler zayıf saydılar" Buyu', 51, H.no: 1282; "hasen"
Zühd, 35, H.no: 2347; Zühd, 61, 2406; "isnadı kuvvetli değildir"
İsti'zân, 31, H.no: 2731; "Buhârî hadiste zayıf sayıldığını söyledi" Tefsîr,
31/1, H.no: 3195.
Kasım (Ebû Abdurrahman
veya Ebû Abdülmelik) b. Abdurrahman ed-Dımeşkî (v.112/730) ise sika biridir.
Heysemî, 54/96.hadİsin senedinde de zikredilen Kasım Ebû Abdumıhman'm Aiımed b.
Hanbel ve diğer âlimlerce zayıf sayıldığını zikretti. Bk. Mecma', 1/93. Ukaylî,
Duafâ, III/476, Trc. no: 1533; Buhârî, bu zât hakkında "İbn Abdurrahmân
eş-Şâmî diye bilinir. Abdurrahmân b. Hâlid b, Yezîd b. Muâviye el-Emevî'nin
âzadlığıdır. Ebû Ümâme'den (Radıyallahü anlı) hadis rivayet etmiştir. İstanbul
muhasarasına katıldığı zaman, başkaları her gün ikişer ekmek yerken, o birini
tasadduk etmiş, diğeri ile de oruç tutup iftar etmiştir. Dımeşk
fakihleriildendir. Kırk kadar muhacir (bir rivayette Bedir'e katılan) sahâbîyi
görme şerefine ulaştı" şeklinde olumlu bilgiler verdi. Bk.el-Târihu'l-kebîr,
VII/159, Trc. no: 712; Iclî ise tabiînden olan bu râvînin sika olduğunu,
kuvvetli olmamakla birlikte hadisinin yazılabileceğini belirtti.
Bk.Ma'rifelü's-sikât, 11/212, Trc. no: 1505; Heysemî'nin iddia ettiği Ahmed b.
Hanbel'in tenkidi, sadece Ali b. Yezîd'in, Kasım Ebû Abdurrahman'dan nakilleridir.
İbn Hıbbân bu zâtı mu'dal ve maklûb rivayet ile suçlar. İbn Main, Cüzcânî ve
Tirmizî ise sika olarak addederler. Bk.Zehebî, Mîzâri, V/453, Trc. no: 6823;
Tirmizî'nin hocası
Buhârî'den naklen bu iki râvî hakkındaki yorumu: "Kasım, Şamlı ve sika
biridir. Ali b. Yezid ise zayıftır (Bk. H.no: 2731, 3195, 3980). Fakat diğer
rivayet bunu kuvvetlendirmektedir. Bk. IV/244, H.no: 18052; IV/245, H.no:
18059; IV/246, H.no: 18063; IV/246-247, H.no: 18074; IV/247, H.no: 18075;
IV/247, H.no: 18077; IV/247, H.no: 18078-18079. Muğîre b. Şu'be hadislerinin
(ki hepsi de Tcbük'te bir sabah namazı sırasında cereyan etmiştir; deri kaplar hakkındaki hadisi, abdest
tazelemek için gözlerden ırak bir yere gitmesi, sarık ve mestlere mesti etmesi,
Hz. Ebû Bekir'in hâricinde Abdurrahman b. Avf in İmamlığında namaz kılması ve
yetişemediği rekatları tamamlaması gibi rivayetler) birlikte mütâlâa edildiği
takdirde hadisin sıhhati ortaya çıkacaktır. Aslında birbirleriyle birleştirilme/
telfik İhtimâli olan bütün rivayetler bir arada değerlendin lebi ise
Hz.Peygamber döneminin ruh ve heyecanı okuyuculara bir film şeridi gibi
sunulmuş olur.
[50] (Diğer rivayette, "Rasûlullah abdest alıyordu ve
üzerinde yenleri dar olan bir Şam cübbesi vardı. Elini ondan çıkartmak istedi,
ancak kol dar gelince, bedenin altından onu çıkardı ve İki elini yıkadı."
(Bk.Tirmizf, Libas 30; Müsned Trc. no. 233/541).
[51] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/113-115.
[52] Sened:
Sahih: Müsned, İ/237,
H.no: 2117; İbn Hıİzeyme, 1/60, H.no: 114; Beyhakî, 11/207; Hâkim, i/265, H.no;
574 (Hâkim, hadisin sahih olduğunu, herhangi bir illetinin bulunmamasına rağmen
Buhârî ve Müslim'in eserlerine almadığı bir hadistir, der. Hadisin sıhhati
Zehebî tararından o-naylanmıştır). Bennâ, Beyhakî'nin de sahih saydığını ifade
eder. Ek.Bülûğu'1-ernânî, 1/232.
[53] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/115.
[54] Sened:
Sahih: Müsned, 1/227,
H.no: 2003; Benzer rivayet için bk. 1/372, H.no: 3521; 1/366, H.no: 3461;
Müslim, Hayz, 101-105. Tirmitf, Libâs, 7, H.no: 1727; Selman'dan (Radıyallahü
anh) şahidi için bk. îbn Mâce, Libâs, 25, H.no: 3611 (Bûsirî, senedinde Leys
olduğu için zayıf saymış, senedindeki Şehr b. Havşeb İçin İse herhangi bir şey
söylememiştir.)
İbn Abbas'tan
(Radıyallahü anhümâ) nakledilen bu rivayetler aslında sahabe mürseli sayılır.
Çünkü bütün bunlar İbn Abbas'ın, teyzesi Meymûne validemizden (Radıyallahü
anhâ) naklettikleridir. Örnek için bk. Müsned, VI/336, H.no: 26731. Müslim'deki
rivayet de bu hususu doğrular:Müslim, Hayz, 103.
[55] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/115.
[56] Sened:
Sahih: Müsned, VI/329,
H.no: 26674; Mâlik, Sayd, 16; Buhârî, Zebâih, 30; Zekât, 61; Müslim, Hayz,
100-104; Ebû Dâvûd, Libâs, 38, H.no: 4120; Nesâî, Fer', 4, H.no: 4231, 4234;
İbn Mâce, Libâs, 25, H.no: 3610.
[57] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/116.
[58] Sened:
Sahih: MüW, 1/261-262,
H.no: 2369; Fer', 4, ti.no: 4232-4233, 4235-4236; Edâijî,20,H.no:1994.
[59] Bu konudaki bir rivayet de şöyledir:
İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar
Yayıncılık: 2/116-117.
[60] sened:
Hasen: Müsned, VI/334,
H.no: 26712 (Senedinde bulunan Rişdîn sebebiyle hasendir. Rişdîn için
bk.31/73.hadis); Benzer rivayet için bk. VI/329, H.no: 26674 (57/365.badis);
Nesâî, Fer', 5, H.no: 4245; Ebû Dâvûd, Libâs, 38, H.no: 4126 (Buradaki
rivayeti, hadisimizin mukaddimesi olması sebebiyle kaydediyoruz:)
[61] Karaz, selem ağacının meyvesi oİup deri tabaklamakta
kullanılır. Bk.Râzî, Muhtar, 530.
[62] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/117-118.
[63] Kâsânî, Bedâiu's-sanâi', 1/86.
[64] Şîrâzî, Mühezzeb, 1/245; İbn Kudâme, Muğnî, 1/59; İbn
Rüşd, Bidayetti'l-müctehid, 1/57; Sanânî, Sübülü's-selâm, 1/42-43.
İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar
Yayıncılık: 2/118.
[65] Sened:
Sahih: Müsned, 1/327-328, H.no: 3027; Benzer rivayet için bk. 1/277,
H.no: 2504.
[66] Âyetin tam metni:
"De ki: Bana
vahyolunanda leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya
da günah işlenerek
Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimseye haram
kılınmış bir şey bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere
kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki Rabbin bağışlayan ve
esirgeyendir." Bk, En'âm, 6/145.
[67] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/118-119.
[68] sened:
Sahih: Müsrf, IV/348,
H.no: 18960; îbn Ebî Şeybe, V/161, H.no: 24766; Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ,
11/421; Ahmed eş-Şeybânî, i/iâJ, IV/169, H.no: 2150. İbn Ebî Şeybe'nin lafzı
(parentez içi Beyhakî ve Ahmed eş-Şeybânî'den alındı):
Heysemî, senedinde
Muhammed b. Abdurrahman b. Ebî Leylâ'nın bulunduğunu, bu râvinin
hafızasının/ezber kabiliyetinin kuvvetli olmadığını, ancak Ebû Hâtim'in sika
saydığını ifade etti. Bk. Mecma', 1/218.
Abdurrahman b. Ebî
Leylâ'nın Buhârî'de 38, Müslim'de 32 rivayeti bulunmaktadır. Fakat bu zatın
oğullan da İbn Ebî Leylâ olarak biliniyor. Meselâ Muhammed b. Abdurrahman b.
Ebî Leylâ hakkında Tirmizî: "Babasından hiçbir hadis işitmemiştir. Onun
babasının rivayetleri mutlaka bir aracı vâsıtasıyladır" der. Bk.Tirmizî,
Salât, 28, H.no: 194; Kardeşi îsâ b. Abdurrahman vasıtasıyla da hadis almıştır.
Bk.Tirmizî, Edeb, 3, H.no: 2741. Kardeşi İsa vasıtasıyla aldığı örnek için
bk.73/381. hadis
Tirmizî diyor ki;
"Biz onu hafızası sebebiyle zayıf sayıyoruz. Ahmed b. Hanbel'in bu zatla
delil getirilemeyeceğini söylediğini Hocam Ahmed b. el-Hasan nakletti."
BkJlel, s. 745-746 (Sünen'İn sonunda) Tirmizî, Cum'a, 76, H.no: 609 (garib);
Abdullah b. îsâ isimli iki farklı râvi vardır. Biri: îbn Abdurrahman b. Ebî
Leylâ (v. 135/752) ki bu râvi sahih hadis ricâlindendir.
Muhammed b. Abdurrahman
b. Ebî Leylâ (v. 148/765) hakkında Zehebî de şunları söyler: Ahmed b, Hanbel
hafızasının kötü olduğunu söyledi. Ebû Hâtİm de sıdk mahallinde olduğunu
belirtti. Bk.Kâşif, Trc. no: 5000; Tirmizî 22, Ebû Dâvûd ve Nesâî 8, İbn Mâce
27, Ahmed b. Hanbei, 64 ve Dârimî 13 rivayetini nakleder. Tirmizî'nİn
hakkındaki verdiği hükümler: "hasen-sahih" bk.Sünen, Taharet, H.no:
146; Hac, H.no: 919; Birr, H.no: 1955; "hasen" bkSünen, Cum'a, H.no:
552; Cenâiz, H.no: 1005; Sayd, H.no: 1485; Fezâilü'l-cihâd, H.no: 1629; Cihâd,
H.no: 1715; Fezîlü'l-Kur'ân, H.no: 2880; Tefsir, H.no: 3071; Menâkib, H.no:
3658. Ebû Dâvûd ise bir rivayeti için: "hadis sahih değildir"
(bk.Sünen, Salât, H.no: 752) derken diğerlerinde herhangi bir hüküm vermemiştir.
[69] Ebû İsa, Abdurrahman b. Ebî Leylâ'nın künyesidİr. Bk.
Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, IV/262.
[70] Babası Ebû Leylâ Yesâr el-Evsî el-Ensârî'dir
(Radıyallahü anh). Bk. Ahmed eş-Şeybânî, Âhâd, İV/169, H.no: 2150. Tirmizî bir,
Ebû Dâvûd, Dârimî ve İbn Mâce iki, Ahmed b. Hanbel ise dokuz rivayetini
nakleder. Zehebî, Ebû Leylâ'nın Uhud Savaşında bulunduğunu, Sıffîn'de şehid
edildiğini, Kûfe'de bir evinin bulunduğunu, isminin Bilâl veya Evs olduğuna
dair bir bilginin de olduğunu söyler. Bk.Kâşif, Trc. no: 6803. İbnü'1-Esîr ise
isminin Yesâr b. Bilâl (bk.Üsdü'l-ğâbe, V/478, Trc. no: 5625), Evs b. Haviî
(bk.Üsdü'l-ğâbe, 1/320, Trc. no: 302), Dâvûd b. Bilâl (bk.Üsdü'l-ğâbe, 11/197,
Trc. no: 1506) veya Büleyl b. Bilâl (bk.Üsdü'l-ğâbe, 1/420, Trc. no: 498)
olarak ihtilaflı olduğunu söyler. İbnü'l-Kelbî'den de Ebû Leylâ'nın isminin
Dâvûd b. Büleyl b. Bilâl (bk.Üsdü'l-ğâbe, n/197, Trc. no: 1506) olduğunu
nakleder. Bk.Üsdü'l-ğâbe, VI/264, Trc. no: 6211).
[71] Giymekle ilgili mana İçin bk. îbn EbîŞeybe, V/161.
[72] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/119-121.
[73] Sened:
Hasen: Müsned, IV/310,
H.no: 18684; İkinci rivayet: IV/31O, H.no: 18686; Üçüncü rivayet: İV/310, H.no:
J8687; Dördüncü rivayet: 1V/310-311, H.no; 18688 (Bu rivayet Şerik sebebiyle
hasendir); Beşinci rivayet: IV/310-311, H.no: 18689; Ebû Dâvûd, Libâs, 39,
H.no: 4127-4128; Tirmizî, Libâs, 7, H.no: 1729 (Tirmizî "hasen"
hükmünü verdikten sonra hocası Ahmed b. Hasan'dan, Ahmed b. Hanbel'in önceleri
bu hadisle amel ettiğini, zira Allah Rasûlü'nün (Sallallahü aleyhi ve seliem)
vefatından hemen önce bir mektupla bu hükmün bildirildiğini, fakat daha sonra
bu hadisin muzdarip olduğuna kanaat getirince, bu hadisle ameli bıraktığını
nakletti); Nesâî, Fer', 5, H.no: 4246, 4248 (Nesâî, bu rivayetleri verdikten
sunra İbn Abbas'ın Meymûne validemizden naklettiklerinin daha sahih olduklarını
söyler); îbn Mâce, Libâs, 26, H.no: 3613. Heysemî, hadisin Taberânî'nİn
el-Mu'cemü'l-evsat'inde de nakledildiğini, senedinde zayıflığında icma edilen Ebeyde
b. el-Mualtib'in bulunduğunu belirtir. Bk. Meana', 1/218. Aynı râvi hakkında
"metruk" dediği de vakittir. Bk. Mecma', FV7134.
Emir San'ânî (v.l
182/1768) İbn Hacer'in Bülûğu'l-merûm'ına yazdığı şerhte derilerin tabaklanması
hususunda yedi görüşün bulunduğunu söyleyerek delil ve cevaplan ile şöyle
yorumlar:
'"1-Tabaklama leş
derisinin içini ve dışını temizler. Buna İbn Abbas'ın ( j—ü^i v&l £?
'j-&) (bk.Miisned Trc. H.no: 49/357) hadisi delildir. Aynı zamanda Hz.Alİ
ve İbn Mes'ûd'dan (Radıyallahii anhiiın) da nakledilir.
2-TabakIamanın
temizlikte hiçbir faydası yoklur. Hâdevîlerin geneli bu kanaatledir. Sahabenin
bir çoğundan da bu hususta nakil vardır. Delilleri ise Şâllî hadisidir ki Ahmed
b. Hanbel, Buhârî (et-Târihu'l-kebtr'de), Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce,
Dârekutnî, Beyhakî ve İbn Hıbbân'ın Abdullah b. Ukeym'den (Radıyallahii anh)
naklettiği (bk.Miisned Trc. H.no: 62/370) hadistir. Şâfi, Ahmed (yukarıda beş
farklı rivayetle metni verilen hadis) ve Ebû Dâvûd bir rivayetle
"vefatından bir ay önce", bir rivayette de "bir veya iki ay
önce" denilmektedir. Tirmizî de hasen hükmü vererek Ahmed b. Hanbel'in
önceleri bu görüşle olduğunu, daha sonra bu görüşünü bıraktığını söyler.
Hâdevîler, bu rivayetin İbn Abbas'ın (Radtyaîiahü anhilmâ) hadisini neshettiğini
iddia ederler. Bu iddiaya verilen cevaplar:
a-İbn Ukeym hadisinin
senedi muzdariptir. Bir keresinde mektubun bizzat kendilerine geldiğinden, bir
keresinde de Cüheync şeyhlerine geldiğinden ve o topraklarda okunduğundan
bahsedilir. Ayrıca hadisin metni de muzdariptir. Çünkü bazı rivayetlerde mutlak
olarak "vefalından Önce", bazı rivayetlerde ise "bir ay
önce", "bir veya iki ay Önce", "kırk gün önce",
"üç gün önce'' gibi değişik lafızlarla mukayyed olarak rivâyel
edilmekledir.
b-Hadis mürsel oîuşu
ile illetlidir. Çünkü İbn Ukeym (Radıyallahii anh) hadisi Hz.Peygamber'den
(Sallallahü aleyhi ve seliem) duymamıştır. Ayrıca hadis munkatıdır. Çünkü
Abdurrahman b. Ebî Leylâ, îbn Ukeym'den işitmemiştir. Ahmed b. Hanbel'in bu
görüşten ayrılmasının sebebi de budur.
c-Nesh görüşü kuvvetli
değildir. Çünkü Buhârî ve Müslim'in ittifak ettikleri tabaklama hadisi
sahihtir. Ayrıca Müslim birçok sahâbî kanalı ile çokça tarikten bu hadisi
nakleder. Meselâ: ibn Abbas'tan iki, Ümmü Seleme'den üç, Enes'ten iki, Seleme
b. el-Muhabbik, Aişe, Muğîre, Ebû Ümâme ve İbn Mes'ûd'dan (Radıyallahii anhUm)
birer rivayet nakletmıştir. Şu da bir gerçektir ki nesheden hadisin tarihinin
en son olduğuna dair kesinlik esastır. İbn Ukeym hadisinde de böyle bir
kesinliği görmek mümkün değildir. Biraz önce de belirtildiği gibi tarihlerin
farklı oluşu neshe delil olamaz. Tarihli rivayetler sahih olmuş olsa bile iki
farklı rivayetin hangisinin sonra olduğuna dair bir kesinlik yoktur. Bu da
delil olamayacağının bir ispatıdır. Bu takdirde şöyle de denilmez:
"Mademki nesh mümkün değildir, o zaman İbn Abbas ve İbn Ukeym
(Radıyallahii anhümâ) hadisleri birbiriyle çelişir. Çelişki durumunda
"tercih" veya "vakf yoluna gitmek gerekir." Bu görüşe şöyle
demeliyiz: "Çelişki sadece hadislerin hükümlerinin eşit olması durumunda
söz konusudur.Bu ise iki rivayet arasında görülmemektedir.İbn Abbas ve onun
rivayeti doğrultusundaki rivayetler sahihtir. İbn Ukeym'in hadisi İse böyle
değildir.
d-"lhâb"
Kâmûs ve Nihâye'dc bilindiği üzere iki görüşten birine göre:
"tabak!amna-mış derinin adıdır". Nadr b. Şümeyl de: "Ihâb",
tabaklanmamış, "kırba" ve "şenn" tabaklanmış deriye
verilen isimdir. Cevheri* de bu görüşü tekîd eder. Bu keiime farkından
hareketle şöyle bir yorum da dile getirilir: "İki hadisin çelişkili
olduğunu kabul etliğimizde aralarını cem ederiz. Deri kullanımını yasaklayan
hadis tabaklanmamış deri "Ihâb" ile ilgilidir. Tabaklandıktan sonra
"İhâb" demlemeyeceğine göre yasağın sınırlan dışına çıkar ki bu güzel
bir görüştür.
3-Eti yenen hayvanların
derisi tabaklanmakla temizlenir, diğerleri temizlenmez. Fakat bu görüş umum
ifâde eden İbn Abbas'ın (bk.Müsned Trc.
H.no: 49/357)
hadisi ile çürütülür.
4-Domuzun dışında bütün
hayvanların derisi tabaklanmakla temizlenir. Çünkü domuzun derisi yoktur. (Ebû
Hanife'nin görüşü)
5-Domuzun dışında bütün
hayvanların derisi tabaklanmakla temizlenir. Ancak gerekçe, derisinin olmaması
değil, "o bizatihi neci sti r/p istir" (En'âm, 6/145) âyetidir. Çünkü
zamir, domuza gitmektedir, bu İse onun tamamının necis olduğunu belirtir. Köpek
de bu hükme kıyas edilir. (Şafiî'nin görüşü)
6-Bütün hayvanların
derisi tabaklanmakla temizlenir. Fakat içi değil, sadece dışı temiz sayılır ve
bu deri akıcı/sıvı işlerde değil, kuru işlerde kullanılmalıdır. Üzerinde/dış yüzünde
namaz kılınır, fakat İç yüzeyinde namaz kılınmaz. (İmam Mâlik'in görüşü)
7-Tabaklanmasa biîe
derinin hem iç hem de dış yüzeyi kullanılabilir. Çünkü Buhâri'nin "leşin
sadece yenilmesi haramdır" (Bk.Müsned Trc.li.no: 57-58/365-366) hadisi
buna delildir. Zührî'nin bu görüşüne şu şekilde cevap verilir: "Bu rivayet
mutlaktır. Tabaklama hadisleri İse bu mutlak hükmü takyİd eder."
Bk.Sübülü's-selârn, 1/65-67.
[74] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/121-123.
[75] İmam Şafiî, Ümm, 1/18; Merğmânî, age., 1/21; İbn
Kudâme, age., 155.
[76] Şîrâzî, Mühezzeb, 1/236; Kâsânî, age., V63\ İbn
Kudâme, age., 1/60; DesÛkî, Haşiye, 1/54-55.
İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar
Yayıncılık: 2/124.
[77] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/124.
[78] Sened:
Sahih: Müsned, IV/193,
H.no: 17662 (Bu senedi, Haccâc sebebiyle basendir); İkinci rivayet;
IV/193-194,H.no: 17666; Benzer rivayet için bk. ÎV/193, H.no: 17660; İV/] 95,
H.no: 17679, 17681. Buharı, Zebâih, 4; Müslim, Sayd, 8; Ebû Dâvûd, Sayd, 23.
H.no: 2857; Et'ıme, 45, H.no: 3839; Tirmizi, Sayd, 1, H.no: 1464 (Tirmizî,
hasen-sahih hükmünü belirttikten sonra, Ebû Sa'lebe'nin (Radıyallahü anlı)
İsminin Cürsünı (Cürhüm) b. Nâşib veya Cürsüm (Cürhüm) b. Kays olabileceğini
söyler); Et'ıme, 7, H.no; 1796-1797; Tayâlisî, s.136, H.no; 1014; îbn Mâce,
Sayd, 3, H.no: 3207; Taberânî, el-Mu'cemü'l-kebîr, XXII/217, H.no: 580;
Müsnedü'ş-Şâmiyyîn, 1/444, H.no: 783.
Müsned'in bazı
nüshalarda senedde kalb bulunmaktadır, yani Yezid ile Haccac İsimleri yer
değiştirmiştir. Yezid b. Ertâd isminde bir râvi yoktur. Haccâc b. Ertâd ise İbn
Hacer'in ifadesiyle saduktur, hata ve tedlisleri çoktur. (Bk.Takrtb, Trc. no:
1119) Ancak hadis diğer rivayetlerle kuvvetlenmiştir. Hadisin avlanma ile
ilgili bölümü Sayd konusunda 2/6726. hadiste zikredilecektir.
Abdullah b. Amr'dan şahidi için bk. l/6725.hadis.
[79] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/124-125.
[80] San'ânî, Sübülü's-selâm, 1/69-70.
İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar
Yayıncılık: 2/125.
[81] Sened:
Hasen: Müsned, III/326,
H.no: 14438; Benzer rivayet için bk. IIJ/343, H.no: 14633; III/389, H.no: 15126
Bu rivayetler Muhammed b. Râşid el-Huzâî sebebiyle basendir. Çünkü bu râvinin
hafızası hakkında tenkidler vardır. Kaderî olduğu da iddia edilir, fakat bu
doğru değildir. En azından makbul sayılır. Heysemî, senedindeki râvilerin sika
olduklarını dile getirmiş-^ tir. Bk. Meana\I/218.
Muhammed b. Râşid
el-Huzâî el-Mekhûlî Dımeşklidir. Basra'ya yerleşmiştir. Ahmed b. Hanbel ve
birçok kimse sika saymıştır. Dühaym: "Kaderî görüşieriyle
hatırlanırdı" der. Ebû Müshir de: "Haricî görüşleri benimserdi, verâ
sahibi biriydi" der. Bk.Zehebî, Kâşif Trc. no: 4842; Bu zatın, Tirmizî
bir, Nesâî iki, Ebû Dâvûd sekiz, İbn Mâce ve Dârimî dört, Ahmed b. Hanbel ise
40 rivayetini nakleder. Tirmizî hadisini "hasen" sayar. Bk.Sünen,
Diyât, H.no: 1387. Ebû Dâvûd ise Dımeşkii olan bu râvinin kati/ adam öidürme
sebebiyle Basra'ya kaçtığını söyler. Bk.Sünen, Diyât, H.no: 4564. Ahmed b.
Hanbel ise hocası Abdürrezzak'tan: "Muhammed b. Râşid'den hadiste daha
verâ sahibi birini ben görmedim" dediğini nakleder. Bk.MUshed, D/182.
Müsned'deki benzer bir
rivayet için bk. III/379, H.no: 14993 (Senedindeki Bürd b. Sinan eş-Şâmî (v.
135/752) Ali (İbnü'l-Medînî) zayıf, bunun dışındaki âlimler sika saymışlardır.
Bk.Zehebî, Kâşif, Trc. no: 550; İbn Hacer İse "saduktur, kaderî olmakla
suçlandı" der. Bk. Takrîb, Trc. no: 653; Bu zatın, Tirmizî iki, Nesâî
altı, Ebû Dâvûd beş, İbn Mâce üç, Dârimî dört ve Ahmed b. Hanbel on bir
rivayetini nakleder. Tirmizî hadisini "hasen" sayar. Bk.Sünen, Cum'a,
H.no: 601; Sıfatü'l-kıyâme, H.no: 2506. Hadisin metni ise şöyledir:
Ebû Dâvûd, Et'ime, 45, H.no: 3838.
[82] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/126.
[83] sened:
Sahih: Müsned, IH/270,
H.no: 13794; Benzer rivayet için bk. 111/133, H.no: 12301; m/180, H.no: 12797;
III/208, H.no: 13103; 111/210-211, H.no: 13134; 111/232, H.no: 13369; III/238,
H.no: 13431; IH/252, H.no: 13577, 13580; IH/288, H.no: 14001; III/289-290,
H.no: 14018; Buhârİ, Buyu', 14; Rehn, 1; Meğâzî, 29; Nesâî, Buyu', 59, H.no:
4607; Tinnizî, Buyu', 7, H.no: 1215 (hasen-sahih); Bennâ hadisin senedinin
ceyyid olduğunu ifade eder. Bk.Bülûğu'l-etnânî, 1/239. Rivayetlerin hepsi Enes
(Radıyallahü anlı) kanalıyla nakledilmiştir.
[84] Rivayetin devamından bu Yahûdînin terzi olduğunu
anlıyoruz.:
[85] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/126-127.
[86] sened:
Sahih: Müsned,
11/232-233, H.no: 7177; Benzer rivayet için bk. 11/265, H.no: 7591 {ıtt ÖlT jij
£_£if lJi); 11/490, H.no: 10304; Abdürrezzâk, 1/84, H.no: 278; Ebû Dâvûd,
Et'ıme, 47, H.no:
3842; Tinnizî, Et'ıme,
8, H.no: 1798 (Tircnizî, Ma'mer'in hata yaptığını, sahih olanın Meymûne'nin
(Radıyallahü anhâ) rivayeti olduğunu söyler.) Meymûne'nin (Radıyallahü anhâ)
rivayeti için bk.68/376.hadis. Bennâ hadisin râvilerinin sahih hadis ricali
olduklarını ifade eder. Bk.Bülûğu'l-emânt, 1/240.
[87] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/127.
[88] Sened:
Sahih: Müsned, 111/142, H.no: I46I8; Heysemî, senedinde zayıf kabul
ettiği îbn Lehîâ'nın bulunduğunu belirtir. Bk. Mecma', 1/287. Bu râvî ve
rivayetinin kabul edildiğine dâir geniş bilgi için bk.22/64.hadis. Aynca bir
önceki (66/374) ve bir sonraki (68/376) hadisler bu rivayeti destekler.
[89] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/127-128.
[90] Sened:
Sahih: Müsned, VI/329,
H.no: 26675; Benzer rivayet için bk. VI/330, H.no: 26682 VI/335, H.no: 26726;
(Heysemî, "j—.ü,"
ziyadesinin bulunduğu bu rivayetin senedinde hocası Muhammed b. Mus'ab
el-Karkasânî'nin bulunduğunu, bu zatı Ahmed b. Hanbel'in sika kabul edip kendisinden
rivayetlerde bulunduğunu; Yahya b. Main ve cemaatin zayıf saydığını belirtir.
Bk. Mecma', 1/287. Fakat diğer rivayetlerin senedlerinde bu zat yer almıyor);
Bennâ, Şevkâni'den naklen İbn Hıbbân'ın bu ziyâdeyi sahih saydığını söylüyor.
Bk.Bülûğu'l-emânî, 1/240. Mâlik, İsti'zân, 20; Buhâri, VudÛ', 67; Zebâih, 34;
Ebû Dâvûd, Et'ıme, 47, H.no: 3841, 3843; Tirmizî, Et'ıme, 8, H.no: 1798
(hasen-sahih); Nesâî, Fer', 10, H.no: 4255-4257; Dârimî, Vudû', 60, H.no: 744;
Et'ıme, 41, H.no: 2089-2092; Aynca Heysemî, Taberânî tarafından nakledilen
benzer rivayetleri verir. Fakat "bunlar zayıf rivayetlerdir", der.
Bk. Mecma', 1/287.
[91] İmam Ahmed b. Hanbel, El-Müsned, el-Fethu’r-Rabbani
Tertibi, Ensar Yayıncılık: 2/128.