Fırtınaya Hazırlık
 

zaman söylüyorum: Şiir söz konusu olduğunda, doğru işler yapmak yetmeyebilir, yeni bir doğru oluşturmak da gerekebilir. Baki Ayhan T., sadece doğru işler yapmıyor, yeni bir doğru oluşturmaya da gayret ediyor.
Baki Ayhan T.’nin 2001 yılında yayınlanan Hileli Anılar Terazisi’ni severek okumuştum. Bu kitaptan sonra, “Soylu Yenilikçi Şiir” başlığı altında bir manifesto yayınladı ve şiirlerini, bu iddia doğrultusunda yazdı. Uzak Zamana Övgü, 2003 yılında yayınlandığında, artık iddiası olan ve yeni bir doğru oluşturmaya çalışan bir şairle karşı karşıyaydık.
Bu şiirlerde dikkat çeken ilk şey, biçim ve seçkincilikti. Mesela, osuruk, balgam, hela, gübre gibi “soyluluktan uzak” kelimeler şiirde yer almıyordu. Ayrıca, bütün şiirler, 1+2+3+4+3+2+1 dize kümelenişi ile yazılmıştı. Bu kalıbın bir diğer anlamı da, ‘çıktığı gibi bitirmek’ olabilir.
Uzak Zamana Övgü’den çıkardığım bir başka sonuç da, bu şiirlerin temelinde ‘ahlak’ kavramının olduğu. Düzgün ve dürüst insan olmayı öne çıkaran bir ahlak bu. Zaten kendisi de, bir yazısında, “şairlere tek önerim, ahlaklı olmaları ve ahlakın tanımını kendilerine göre yapmamalarıdır” diyor.
Baki Ayhan T., üç yıl sonra yeni bir şiir kitabı yayımladı: Fırtınaya Hazırlık.
Bu kitap, şairin iddiasını bir adım ileriye taşıyor. Uzak Zamana Övgü için söylediğim sözler, bu kitap için de geçerli. Tabii bu, hep aynı şeyler yazıyor anlamına gelmemeli. Uzak Zamana Övgü, ‘bilmek’ üzerine, Fırtınaya Hazırlık ise ‘sezmek’ üzerine kurulmuş.
Bir anlamda, son kitabının derinliği ve meselesi daha fazla… Ayrıca, bu kitapta daha çok insan var: “ilk kez kadında gördüm göğün derinliğini.” “utanarak dokunuyor herkes birbirine.” “kadın: Bir şey değildir değilse kendi / balkonlara yığılır eski eşyalar gibi.” “sen burada bir yabancısın, üstelik küstah.”
Baki Ayhan T., bu kitabında, ‘zaman’ı özel bir durum olarak kullanıyor. Özel isim de diyebiliriz. Öyle ki, zaman imgesine, neredeyse her şiirinde, üstelik farklı şekillerde rastlamak mümkün: Eski zaman, yitik zaman, çıkmaz zaman, unutulmuş zaman, zamanı şaşırmak, amansız zaman, uygun zaman, zaman aralığı, uzak zamanlar, zaman ağacı, zamanı kilitlemek, gizli zamanlar, zamanın kesik yeri, geniş zamanlar, bu zaman, umulmadık zamanlar, zamanın zarı… Bütün bunlar, tesadüf değil, bilinçli bir tercihin sonucu. Zaman’ın fanilik olduğunu göz önüne alırsak, Fırtınaya Hazırlık’ı ölüme hazırlık olarak da okuyabiliriz.
Bu şiirlerin bir diğer özelliği de, güçlü çağrışımlar üzerine kurulması. “Bahçe” deniliyorsa, bu, sadece “bahçe” anlamına gelmiyor. Belki de çocuklarla ve oyuncaklarla dolu bir odayı işaret ediyordur. Yine, “şey”i çok kullanması, ancak ‘sezmek’ ile açıklanabilecek bir durum.
Evet, Baki Ayhan T., bu kitabıyla, hatırı sayılacak bir eser ortaya koymuştur. Yeni şeyler denemek, kuşkusuz, bazı tehlikeleri de beraberinde getirir. Bunu tersinden de okumak mümkün: Tehlikeyi göze alamayan, yeni bir şey üretemez…
Bu arada, Baki Ayhan T.’nin duruşuna da kısa bir vurgu yapmam gerekiyor. Ara sıra, onun Enis Batur’cu veya Hilmi Yavuz’cu olduğunu öne süren cümlelerle karşılaşıyorum. (Kitaplık dergisinde yazdığı ve iki şiir kitabını Can yayınlarından çıkardığı için.) Şairin, yazımızda adı geçen üç şiir kitabına ve edebiyat serüvenine baktığımızda, kendi çatısı altında olduğunu göreceğiz. Belki yalnız değil, fakat tek başına…
Baki Ayhan T., Fırtınaya Hazırlık, YKY, Ocak 2006

 

Ve Sadık Battal!

Sadık Battal’ı bilenler bilir. O bizim gözbebeğimizdir. Bizden keramet isterler, biz onu gösteririz. O, kendisine bile yük olmaz. Darda kalanlara bir ova gibi açılır. Her daim, eli açık bir bahçeye benzer.
Sadık Battal, eşsiz bir sinema bilgisine sahip… Bir kitap çıkarsa da nasiplensek, diyorduk. Nihayet beklenen oldu, kitap çıktı: Asıl Film Şimdi Başlıyor. (Vadi Yayınları)
Doç. Dr. Kurtuluş Kayalı, bu kitabın, Türk sinemasına yön verecek önemli nitelikler taşıdığını söylüyor.
Ben, Türk sineması için “gardı düşmüş boksör” benzetmesi yapıyordum. Asıl Film Şimdi Başlıyor’u bitirdiğim zaman yanıldığımı anladım. Meğer gardı düşen benmişim...
Evet, sağlam bir kitapla karşı karşıyayız. Büyük bir emekle örülen ve ustalıkla kurgulanan bir kitap: Önce Türk sinemasının geniş bir özeti; sonra Ömer Lütfü Akad, Metin Erksan, Yavuz Tuğrul gibi dikkat çekici yönetmenlerin mercek altına alınması. Ve onlarla söyleşiler...
Ayrıca, Ahmet Uluçay, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan gibi son dönem Türk sinemasının başarılı yönetmenleriyle ilgili notlar, yorumlar...
Bu kitabı okuduktan sonra, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak, Uzak, Kasaba, Mayıs Sıkıntısı, Eşkıya, Gönül Yarası, Susuz Yaz, Sevmek Zamanı gibi filmleri yeniden izlemem gerekiyor. Artık, “bakmasını” öğrenmiş bulunuyorum...