Kur'ân-I Kerim, Önceki Kitabları Neshetmiştir

 

Fıtrat dini ve yegâne hayat nizamı İslâm'ın düsturu Kur'ân-ı Kerim'in inzali, kendinden önce inzal olunmuş ve insanlar tarafından tahrif edilmiş ilâhî kitabları neshet-miştir... Kur'ân-ı Kerim, bütün insanlık için gönderilmiş olan en son hayat programıdır... Yegâne Rabbimiz Alİah Teâlâ, bütün insan kullarına, indirmiş olduğu en son kitabı Kur'ân-ı Kerim'e iman edip itaat ederek amel etmelerini emretmiştir... Ehl-i Kitab olan kitablı gayr-ı müslimler ile kitabsız gayr-ı müslimlerin tümü, mü'min ve Müslüman olmaya davet olunmuşlardır... Kurtuluşun tek yolu ve tek çaresi, Kur'ân-ı Kerim'i kabul edip İslâm'a girmektir... Yahudiler olsun, Hristiyanlar olsun, Tevrat'ı, Zebur'u ve İncil'i inzal eden Rabbu'l-Âlemin Allah Teâlâ'nın onları tasdik ederek inzal buyurduğu en son mesajı Kur'ân-ı Kerim'e inanıp onu kabul ederek hayatlarını ona göre tanzim etmeleri gerekir... Çünkü hayat programı olan Kur'ân'm inzâhyla kendi elleriyle tahrif edip bozdukları Tevrat, Zebur ve İncil'in nesh olduğunu Rabbimiz Allah Teâlâ beyan buyurmuştur...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Allah katından yanlarında olan (Tevrat)'ı doğrulayan bir kitab geldiği zaman -ki bundan önce inkâr edenlere karşı fetih istiyorlardı-işte bilip tanıdıkları gelince, onu inkâr ettiler. Artık Allah'ın laneti kâfirlerin üzerinedir.

Allah'ın, kullarından dilediğine kendi fazlından (peygamberliği) indirmesini kıskanarak ve hakka baş kaldırarak Allah'ın indirdiklerini tanımamakla nefislerini ne kötü şeye karşılık sattılar. Böylelikle gazab üstüne uğradılar. Kâfir için alçaltıcı bir azab vardır.[1]

Bu ayet'lerin esbab-ı nüzulü için şu olay anlatılmıştır:

İbn Abbas (r.anhuma)'dan rivayet olunmuştur:

Rasulullah (s.a.s.)'in gönderilmesinden önce yahudîler, Evs ve Hazrec kabilelerine karşı O'ndan meded umuyor­lardı. Ancak yüce Allah o'nu, Arablar içinden (seçip) gön-derince O'na iman etmediler ve O'nun hakkında söyledik­lerini inkâr ettiler.

Bunun üzerine Muaz b. Cebel, Bişr b. el-Berrâ ve Davud b. Seleme, onlara:

Ey yahudî topluluğu, Allah'dan korkun ve Müslüman olun ki, bizler müşrik iken, bize karşı Muhammed'den meded umardınız. Bize, O'nun gönderileceğini haber verir ve O'nu sıfatıyla tasvif ederdiniz, dediler.

Bunun üzerine beni en-Nadir'den biri:

O, bize, bildiğimiz bir şeyi getirmedi. O, size sözünü ettiğimiz kimse değildir, dedi.

Bunun üzerine, bu ayet-i kerime nazil oldu.

Amr b. Katâde el-Ensarî'den rivayet olunmuştur. O, der ki:

Bana, yaşlılarımız anlattı. Onlar, şöyle diyorlardı:

Arablar arasında hiç  kimse,  Rasulullah  (s.a.s.)'in durumunu bizden iyi bilmezdi. Yanımızda yahudîler vardı. Onİar, kitab ehli, biz ise put peresttik. Başlarına, bizim tarafımızdan hoşlanmadık bir şey gelince:

-Bir peygamber gönderilecek zaman gelip çattı. O'na tabi olup O'nunla birlikte Âd ve İrem kavimleri nasıl katlediİdiyse, sizi de öyle katledeceğiz, diyorlardı.

Rasulullah (s.a.s.) gönderilince bizler, O'na tabi olduk. Yahudîler ise, o'nu inkâr ettiler. Allah'a yemin ederim ki, bu ayet, bizler ve onlar hakkında nazil oldu.[2]

Bu konuda diğer ayetlerde şöyle buyurur Rabbimiz Allah:

"(Ey Rasulum) de ki: 'Ey insanlar, ben, Allah'ın hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah ve ümmî peygamber olan Rasulüne iman edin. O da, Allah'a ve O'nun sözlerine inan­maktadır. O'na iman edin ki, hidayete ermiş olursunuz.[3]

"Biz seni, ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik, Ancak insanların çoğu bilmiyorlar.[4] "Oysa o (Kur'ân), âlemlere bir zikir (öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir.[5]

"Sana da (Ey Muharnmed) önündeki kitab (lar) ı doğru­layıcı ve ona bir şahid-gözetleyici olarak kitab'ı (Kur'ân'ı) indirdik. Öyleyse, aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)lanna uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir minhac (bir yolyöntem) kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı. Ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlar­da yansınız. Tümünüzün dönüşü Allah'a dır. Hakkında anlaş­mazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.[6]

"De ki: 'Ey Kitab Ehli, Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça, hiçbir şey üzerinde değilsiniz..[7]

"Hiç şübhesiz din, Allah katında İslâm'dır.[8]"Kim İslâm'dan başka bir din ararsa (veya benim­serse), asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır.[9]

Ebu Hürcyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasuhıllah (s.a.s.):

"Muhammed'in nefsi Kabza-ı kudretinde olan Allah'a yemin  ederim  ki,  eğer bu ümmetten  bir yahudî  ve Hristiyan beni işitir de, sonra benimle gönderilene iman etmeden ölürse, mutlaka cehennemliklerden olur [10]Bu hadisin vurud sebebi olarak şu olay anlatılır: Dare Kutnî, "İfrad"da Abdullah İbn Mes'ud (r.a.)'m şöyle dediğini rivayet eder:

Peygamber (s.a.s.)'c bir adam geldi ve şöyle dedi: -Ey Allah'ın Rasulü, ben, Hristiyanlardan İncil'e tam bağlı bir adam, aynı şekilde yahudîlerden de Tevrat'a son derece bağlı bir adam gördüm ki, bunlar, Allah'a ve kendi peygamberlerine inanıyorlar. Fakat sana tabi olmuyorlar. Bunun üzerine Rasuhıllah (s.a.s.), buyurdu ki: "Yahudî ve Hristiyanlardan bir kimse, benim (daveti­mi) duyduğu hâlde,  bana  tabi  olmazsa,  gideceği  yer cehennem olur.[11]

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Andolsun, 'şübhesiz Allah, meryem oğlu mesih'tir' diyenler küfre düşmüştür.[12]

"Andolsun, 'Allah, üçün üçüncüsüdür' diyenler, küfre düşmüşlerdir. Oysa tek bir ilâhdan başka ilâh yoktur.[13]

"Kendilerine kitab verilenlerden, Allah'a ve ahiret .gününe inanmayan, Allah'ın ve Rasulü'nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslâmi) din edin-meyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle ver­inceye kadar savaşın.[14]

Cabir (r.a.) anlatıyor:

(Bir gün) Ömer b. Hattab, Rasulullah (s.a.s.)'e bir Tevrat nüshasını getirdi ve:

Ya Rasulullah, bu bir Tevrat nüshasıdır, dedi.

Rasulullah da, bir şey söylemedi. O, okumaya başladı. Bu esnada RasuluIlarTm yüzü(nün rengi de) değişiyordu.

Bunun üzerine Ebu Bekr:

Evlad acısı görenler seni kaybedesice, Rasulullah'ın yüzünü görmüyor musun? Dedi.

Ömer, Rasulullah (s.a.s.)'in yüzüne baktı ve hemen şöyle dedi:

Allah'ın gazabından, O'nun Rasulü'nün gazabından, Allah'a sığınının. Rabb olarak Allah'a din olarak İslâm'a, peygamber olarak Muhammed'e razı olduk!

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Muhammed'in nefsi elinde olan (Allah)a yemin olsun ki, şayet Musa, sizin içinizde ortaya çıksaydı ve siz beni terk ederek O'na uysaydmız, doğru yoldan sapmış olur­dunuz. Şayet O, sağ olsa ve peygamberliğime kavuşsaydı, bana tabi olurdu.[15]

Cabir b. Abdullah (r.anhuma) şöyle demiş,tir: Ömer İbn Hattab, Ehl-i Kitab'dan birinin elinden aldığı bir Tevrat nüshasını, Rasulullah (s.a.s.)'e getirdi, o'na

okudu.

Rasulullah (s.a.s.), öfkelenip şöyle dedi:

"Siz, şübheye mi düştünüz ya İbn Hattab, nefsim kudret elinde bulunan Zat'a yemin ederim ki, ben, bu dini size saf (ve hurafelerden arınmış) olarak bembeyaz bir şekilde getirdim,

Ehl-i Kitab'dan bir şey sormayın. Size gerçeği söyler­ler, siz, onu yalanlarsınız. Veya size batıl söylerler, siz, onu doğrularsınız.

Nefsim kudret elinde bulunan zat'a yeni ederim ki, eğer Musa hayatta olsaydı, bana tabi olmaktan başka bir çıkar yolu yoktu.[16]

Ebu Nemle (r.a.)'dan.

O, bir vakitler Rasulullah (s.a.s.)'in yanında oturuyor­du. Rasulullah (s.a.s.)'m yanında bir de yahudî vardı, (o anda) bir cenaze geçti.

Yahudî:

Ey Muhammed, bu cenaze konuşur mu? dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

"Allah bilir." Buyurdu.

Yahudî:

Bu cenaze konuşur, dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

"Ehl-i Kitab'm size verdiği haberi, tasdik de etmeyin, yalanlamayın da, lâkin Allah'a ve Rasulüne inandık deyin. Eğer verilen haber batılsa, tasdik etmemiş olursunuz. Eğer haksa, onu yalanlamamış olursunuz." Buyurdu.[17]

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Kitab sahibi olanlar, Tevrat'ı İbranice (metni) ile okurlar, Arab dili ile de onu müslümanlara tefsir ederlerdi.

Rasulullah (s.a.s.), bu hususta Sahabîlerine:

"Sizler, Ehl-i Kitab'ı tasdik de etmeyin, tekzib de etmeyin. Sizler şunu söyleyin:

"Biz, Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiç birini, diğerinden ayırdetmeyiz ve biz, O'na teslim olmuşlarız (müslümanlarız).

Bir takım beyinsiz insanlar:

'Onları (müslümanlan) daha Önceki kıblelerinden çeviren nedir?1 diyecekler. De ki: 'Doğu da Allah'ındır, batı da. O, dilediğini doğru yola iletir."[18]

İbn Abbas (r.anhuma) şöyle demiştir:

-Ey Müslümanlar topluluğu, sizler, kitab ehline nasıl soru soruyorsunuz? Halbuki peygamberinizin üzerine indirilmiş olan kitabınız, Allah katından indirilen haber­lerin en yenisidir. Sizler, onu hiç karıştırılmamış olarak okumaktasınız.

Ve hâlbuki Allah (kendi kitabı içinde) sizlere, kitab ehli milletlerin Allah'ın yazdığı şeyleri tebdil ettiklerini ve kendi elleriyle Allah kitabını değiştirip başkalaştırdıklarmı ve karşılığında az bir bahâyı satın almaları için, 'bu, Allah katmdandır' dediklerini katiyyetle söylemektedir.[19]

Size gelmiş olan ilim, onlara herhangi bir şey sormak­tan sizleri nehyetmiyor mu? Allah'a yemin ederim ki, biz, onlardan hiçbir kimseyi asla sizin üzerinize indirilmiş olan kitab'dan sorar görmemişizdir.[20]

Bu ayetler, hadisler ve ashabın beyanlarından sonra, Kur'ân-ı Kerim*den önce Allah tarafından inzal edilip de insanlar tarafından değiştirilip bozulan Tevrat, Zebur ve İncil hakkında inancımızı şöyle beyan ederiz:

1) O kitablarda yer alan haberler, Kur'ân'a ve Sahih hadislere   aynen   uyuyorsa,   onların   doğru   olduğuna inanırız. Allah'ın varlığı ve birliği, meleklerin ve cinlerin varlığı, ahiretin varlığı, Âdem (a.s.)'m topraktan yaratılması, cennet ve cehennemin hak ve var oluşu... vs... gibi.

2) O kitablarda yer alan haberler, Kur'an'da ve sahih hadislerde yok, amma İslâm'ın ruhuna ters değilse, olduğu hâl üzere bırakırız. Ne inanır, ne de reddederiz. Bunlar, Vahiy ile beyan olunan Allah'ın kelâmı da olabilir, kendi uydurmaları da olabilir.

3) O kitablarda yer alan haberler, İslâm'a aykırı ise, inkâr eder, inanmaz ve reddederiz. Çünkü bunlar, insan­ların kendi uydurmalarıdır...

Bu konuda, muvahhid mü'min müslümanlann inancı budur!...

İlâhi kitabların bütünü vahy ile Allah tarafından melek aracılığı ile seçilen Rasüle indirilmiştir... Bundan dolayı Vahy hakkında ana kaynaklarımızda bulunan bilgilerin muvahhid mü'minler tarafından bilinmesi gerekir...



[1] Bakara. 2/89-90.

[2] Abdulfettah el-Kadî, A.g.e.sh.8. İmam el-Vahidî, A.g.e.sh.31. İbn Hişam, A.g.e.c.2t sh.187, vd. Fahruddin er-Râzî, A.g.e.c.3, sh.212-213. et-Taberî, A.g.e.c.l, sh.267.

[3] A'raf, 7/158.

[4] Sebe; 34/28.

[5] Kalem, 68/52.

[6] Mâide, 5/48.

[7] Mâide, 5/68.

[8] Âl-i İmrân, 3/19.

[9] Âl-i İmrân, 3/85.

[10] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman. B./O, Hds.240.

[11] İmam Celâlu'd-Din es-Suyutî. Esbab-u Vurûdİ'I-Hadis-Hadisler ve sebebleri, çev.Dr.Necati Tefik-Abdulmecid Okçu, Erzurum, 1996, sh.207.

Şu hadisi de kaydetmek yerinde olur.

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasuiullah (s.a.s.) şöyle buyurdular:

"Bana, yahudîlerden (Hahamlarından) on kişi iman etmiş

olsaydı, yahudîlerin hepsi bana iman etmiş olurlardı."

Sahih-i Buhârî. Kitabu Menakıbi'l-Ensar, B.51, Hds.155.

Sahih-i müslim, Kitabu Sıfatı'1-Münafikin, B.3, Hds.31.

[12] Mâide, 5/17 ve 72.

[13] Mâide, 5/73.

[14] Tevbe, 9/29.

[15] Şünen-i Darimî, Mukaddime, B.39, Hds.441.

İmam er-Rûdânî, Cemu't-Fevaid, c.l, sh.46, Hds.150. Taberânî, Mu'cemu'l-Kebir1 den (Ebu'd-Derda'dan). İbn Kesir, Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri, c.4, sh. 1292. İmam Ahmed b. Hanbei'den. Bu rivayette şu ziyade yer alır: Siz, ümmetlerden benim payıma düşen, ben de peygamber lerden si2in payınıza düşenim,"

[16] Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, Beyrut, 1313, c.3, sh.387.

Hatib-i Tebrİzî, mişkatü'l-Mesabih, Kitabu'İ-İman, Hds.177

(38). Beyhakî, Şuabi'l-İman'dan.

[17] Sünen-i Ebu Davud, Kitabul-İlm, B.2, Hds.3644.

İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.2, sh.222. İmam Ahmed b. Hanbei'den.

[18] Sahih-i Buhârî, KitabuVTefsir, B.ll, Hds.12. Kitabu'l-İ'tisam, B.25, Hds.89. Kitabu'ş-Şehadât, B.30 (Bab başlığında) Kitabu't-Tevhid, B.52, Hds.l67.J

[19] Bkz. Bakara 2/79.

[20] Sahih-i Buhârî, Kitabu'ş-şehadât, B.30, Hbr.47. Kitabu'l-İ'tisam, B.25, Hbr.90. Kitabu't-Tevhid, B.43, Hbr.149.

İmam-ı Buhârî, Halku Efali'1-İbad, sh.134, Hbr, 413.