Kur'ân-ı Kerim'de Geçen Bazı Mucizeler

 

Hz. İbrahim (a.s.)'mn Mucizesi:

(Müşrikler) dediler ki: 'Eğer (bir şey) yapacaksanız, O'nu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun.

Biz de dedik ki: 'Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol.

O'na, bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat biz, onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık. [1]

Hz. Salih (a.s.)'ın Mucizesi:

(Müşrikler, dediler ki:) 'Sen, yalnızca bizim benze­rimiz olan bir beşerden başkası değilsin. Eğer doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (Mucize) getir görelim.

Dedi ki: 'İşte bu, bir dişi devedir. Su içmek hakkı (birgün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir. [2]

"Gerçek şu ki biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen, onları gözetleyip bekle ve sabret.

Ve onlara, suyun aralarında kesin olarak pay edildiğini haber ver. Su alış sırası (kiminse, o) hazır bulunsun. [3]

"Ey kavmim, size, işte bir ayet olarak Allah'ın devesi. Onu, serbest bırakın, Allah'ın arzında yesin. Ona, kötülük (vermek niyetiyle dokunmayın. Yoksa sizi, yakın bir azab sarıverir. [4]

"Biz, ayet (mucize)ler göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir şey alıkoymadı. Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize) olarak gönderdik. Fakat onlar, bununla (onu boğazlamakla) zulmetmiş oldular. Oysa biz, ayetleri ancak korkutmak için göndeririz.[5]

Hz. Musa (a.s.)'ın Mucizesi:

"(Fir'avn) dedi ki: 'Eğer gerçekten bir ayet (delil-mucize) getirmişsen ve doğru sözlülerden isen, bu durum­da onu getir (bakalım.)'

Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi.

(Bir de) elini sıyırdı, o da anında bakanlara bembeyaz (görünü verdi.) [6]

"Bunun üzerine Musa'ya: 'Asanı denize vur' diye vahyettik. (Vurdu ve) deniz hemencecik yarılıverdi. de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.

Ötekileri de buraya yaklaştırdık.

Musa'yı ve O'nunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk.

Sonra ötekileri suda boğduk.

Şübhesiz bunda, bir ayet vardır. Amma onların çoğu iman etmiş değildirler. [7]

(Yine) hatırlayın! Musa, kavmi için su aramıştı. O zaman Biz O'na: 'Asanı taşa vur' demiştik de ondan oniki pınar fışkırmıştı. Böyle herkes içeceği yeri bilmişti. [8]

(Büyücüler) dediler ki: ıYa Musa, (İlkin) sen mi atmak istersin, yoksa biz mi atalım?'

 (Musa): 'Siz atın' dedi. (Asalarını) atıvcrince insan­ların gözlerini büyüleyiverdiler, onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular.

Biz de, Musa'ya: 'Asanı fırlatıver' diye vahyettik. (O fırlatı verince) bir de baktılar ki, O bütün uydurduklarını derleyip toparlayıp yutuyor.

Böylece hak yerini buldu. Onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı.

Orada yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak ters­yüz çevrildiler.

Ve sihirbazlar secdeye kapandılar:

Âlemlerin Rabbine iman ettik' dediler.

Musa'nın ve Harun'un Rabbine.[9]

Andolsun, Biz, Musa'ya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik. [10]

Onlara bir iyilik geldiği.zaman: 'Bu, bizim için' dedi­ler. Onlara bir kötülük isabet ettiğinde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir uğursuzluğu olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun, Allah katında asıl uğursuz (kötülük kay­nağı) olanlar kendileridir, amma onların çoğu bilmezler.

Onlar: 'Bizi büyülemek için ayet (mucize) olarak her ne getirirsen getir, yine de biz sana inanacak değiliz' dediler.

Bunun üzerine ayrı ayrı ayetler (mucizeler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu günahkâr bir kavim oldular.

Başlarına iğrenç bir azab çöküverince, dediler ki: 'ya Musa, Rabbine-sana verdiği ahid adına bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı bizim üzerimizden çekip giderirsen, andolsun, sana iman edeceğiz ve İsrailoğullarını seninle göndereceğiz.

Ne zaman ki, onların erişebilecekleri bir süreye kadar, o iğrenç azabı çekip giderdik, onlar, yine andlarım bozdular.

Biz de onlardan intikam aldık ve ayetlerimizi yalanla­maları ve onlardan habersizmişler (gibi) olmaları nedeniyle onları suda boğduk.[11]

Hz. Davud (a.s.)'ın Mucizesi:

"Davud ile birlikte teşbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) yapanlar biz idik. [12]

"O'na demiri yumuşattık."

'Geniş zırhlar yap, (onları) düzenli bir biçime sok ve hepiniz salih ameller yapın. Gerçekten ben, sizin yaptık­larınızı görenim (diye vahyettik). [13]

Hz. Süleyman (a.s.)'m Mucizesi:

"Süleyman için de fırtına biçiminde esen rüzgara (boyun eğdirdik) ki, kendi emriyle içinde bereketler kıldığımız yere akıp giderdi. Biz, her şeyi bilenleriz.

Onun için, denizde dalgıçcıhk yapan ve bundan başka iş(îer) de gören şeytanlardan kimseleri de (emrine verdik.) Biz, onların koruyucuları idik. [14]

"Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: 'Ey insanlar, bize kuşların konuşma dili öğretildi ve bize herşeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlük.

Süleyman'a cinlerden, insanlardan, kuşlardan orduları toplandı ve bunlar, bölükler halinde dağıtıldı.

Nihayet karınca vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: 'Ey karınca topluluğu, kendi yuvalarınıza girin. Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp geçmesin.

(Süleyman) bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki: 'Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnud olacağın salih bir amelde bulun­mamı ilham et. Ve beni, rahmetinle salih kullarını arasına kat.[15]

Hz. İsa (a.s.)'ın Mucizesi:

"Kitab'da Meryem'i zikret. Hani O, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.

Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çek­mişti. Böylece O'na, ruhumuzu (Cibril'i) göndermiştik. O da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.

Demişti ki: 'Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınının. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaş­ma)".

Demişti ki: 'Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçi­yim. Sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım.)'

O: 'Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben, azgın utanmaz (bir kadın) değilken, dedi.

'İşte böyle' dedi. 'Rabbin dedi ki: Bu, benim için kolaydır. O'nu, insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kıl­mak için (bu çocuk olacaktır.)' Ve iş de olup bitmişti.

Böylelikle O'na gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi.

Derken doğum sancısı O'nu, bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: 'Keşke bundan önce Ölseydim de hafızalardan silinip unutuluverseydim.

Altından (bir ses) O'na seslendi: 'Hüzne kapılma, Rabbin, senin alt (yan)ından bir ark kılmıştır.

Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluş­muş taze hurma dökülüversin.

Artık ye-iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: 'Ben, Rahman (olan Allah)a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.'

Böylece O'nu, taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: 'Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın.

Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın utanmaz (bir kadın) değildi.

Bunun üzerine O'na (çocuğu) işaret etti. Dediler ki: 'Henüz beşikte olan bir çocukla biz, nasıl konuşabiliriz?'

(İsa) dedi ki: 'Şübhesiz ben, Allah'ın kuluyum. (Allah) bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı.

Nerede olursam (olayım) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti.

Anneme itaati de. Ve beni, mutsuz bir zorba kılmadı.

Selam üzerimedir. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım günde.[16]

"Allah, şöyle diyecek: 'Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni, Ruhu'I-Kudüs ile destekledim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana, kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde (birşey) oluştu­ruyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir kuş olu­veriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun. (Yine) benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. Israiloğullanna apaçık belgelerle geldiğinde onlardan inkâra sapanlar: 'Şübhesiz bu, apaçık bir sihirdir, demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm.[17]

Yegâne Önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in Mucizeleri:

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Her bir peygambere, muhakkak iman edilen mucizelerin benzeri, yahud insanların o yüzden iman ettiği mucizelerden verilmiştir.

Hiç şübhesiz ki, bana ihsan olunan (en büyük) mucize, Allah'ın bana vahyettiği Kur'an'dır.

Bu sebeble ben, kıyamet günü bütün peygamberlerin en çok ümmetlisi olacağımı umut ediyorum. [18]

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Yoksa: 'Onu, kendisi uydurup söyledi' mi diyorlar? Hayır, onlar iman etmiyorlar.

Şu halde eğer doğru sözlüler iseler, benzeri bir söz getirsinler. [19]

"Saat (kıyamet vakti) yaklaştı ve ay yarıldı.

Onlar, bir ayet (mucize) görseler sırt çevirirler ve: (Bu) süregelen bir büyüdür, derler.

Yalanladılar ve kendi heva (istek ve tutkularına uydular. Oysa her iş, sonunda kendi amacına vanp karar kılacaktır. [20]

Enes b. Malik (r.a.) ravîlerine:

Mekke ehli, Rasulullah (s.a.s.)'den bir ayet (yani bir mucize) göstermesini istediler. O da, kendilerine ayın ikiye bölünmesini gösterdi, diye tahdis etmiştir.[21]

İbn Mes'ud (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.) zamanında ay, iki parçaya ayrıldı. Bir parçası dağın üstünde, bir parçası da önünde idi.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

Şahid olun!" buyurdu. [22]

Cübeyr b. Mutim (r.a.) anlatıyor:

Ay, Rasulullah (s.a.s.) zamanında bölünerek şu dağın üzerinde iki parça oldu. Bunun üzerine Mekke müşrikleri:

Muhammed, bizi büyüledi! dediler.

Onlardan bazıları da:

Bizi büyülediyse, bütün insanları da büyüleyemez ya! dediler. [23]

Abdullah İbn Mes'ud (r.a.)'dan.

Rasullullah (s.a.s.) zamanında ay yarıldı.

Kureyşliler:

Bu, İbn Ebu Kebşe'nin büyüsüdür, dediler.

Dışardan, seferden gelenlerin getireceği haberi bek­leyin. Şübhesiz Muhammed, bütün insanları büyüleyecek değildir, diye de ilave ettiler.

Seferden gelenler, bu durumu aynen haber verdiler.[24]

Enes b. Malik (r.a.) şöyle dedi:

Rasulullah (s.a.s.) bir hutbe yaptı da (o sırada çok uza­klarda Bizanslılarla yapılan Mute Savaşı'ndan bahsederek şöyle buyurdu.

"Sancağı Zeyd b. Harise aldı, akabinde vuruldu. Sonra sancağı Cafer b. Ebi Talib aldı. O da vuruldu. Sonra sancağı Abdullah b. Ravaha aldı, O da vuruldu. Bundan sonra sancağı emirsiz olarak, Halid b. Velid aldı ve O'na fetih ve zafer ihsan olundu."

Rasulullah, (Onların ulaştığı yüksekliği bildiği için) devamla:

"Bu şehid olanların, bizim yanımızda olmaları bizi sevindirmez" buyurdu.

Ravî Eyyub es.Sahtiyanî dedi ki:

Yahud Rasulullah (s.a.s.):

"O şehidlerin bizim yanımızda olmaları, kendilerini sevindirmez."

Bunu söylerken, iki gözü yaş akıtıyordu.[25]

Cabir b. Abdillah (r. anhuma) anlatıyor:

Mescid, hurma ağaçların gövdeleri üzerinde tavanlan-mıştı (yani, mescid'in tavanı hurma kütükleri üzerine oturtulmuştu).

Rasulullah (s.a.s.) hutbe okumak istediğinde bu kütük­lerden birine dayanıp ayakta söz söylerdi. Rasulullah için minber yapılınca, minberin üzerinde konuşur oldu.

Bu sırada biz, bu kütükten gebe develerin iniltisine ben­zer bir ses (çıktığını) işittik. Nihayet Rasulullah (s.a.s.) kütüğün yanına gelip elini Onun üzerine koyunca sustu. [26]

Cabir b. Abdillah (r.anhuma)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) Cuma günü bir ağaca yahud bir hurma kütüğüne dikilir (öyle hutbe yapar)dı.

Ensar'dan bir adın, yahud bir adam:

Ya Rasulullah, sana bir minber yapayım mı? dedi.

Rasulullah (s.a.s):

"İsterseniz yapın" buyurdu.

O'na, bir minber yaptılar. Cuma günü olunca Rasulullah, minbere çıkarıldı.

Bu sırada ağaç kütüğü çocuk gibi feryad etti. Sonra Rasulullah inip onu kucakladı. O sırada kütük, susturulan çocuk gibi hafif hafif inliyordu. Rasulullah (s.a.s.): "O, yanında edildiğini işittiği zikrullah için ağlıyordu"

buyurdu.[27]

Abdullah İbn Mes'ud (r.a.) anlatıyor:

Biz (Sahabîler) âdet hilafı olan işleri bereket ve hayır sayardık. Siz ise, bunlar(ın hepsi)korkutmak (için izhâr edilir) sanıyorsunuz.

Biz, bir seferde Rasulullah (s.a.s.) ile beraberdik. Suyumuz azalmıştı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

"Haydi, bana bir miktar su artığı bulup getiriniz!" dedi.

Sahabîler, içinde az bir mikdar su bulunan bir kap getirdiler. Rasulullah (s.a.s.) bu kabın içine elini koydu. Sonra Sahabîlere:

"Haydi, temiz ve mübarek suya geliniz! Suyun artışı ise, Allah'dandır" buyurdu.

Ve yemin olsun ben, Rasulullah (s.a.s.)'in parmaklan arasından suyun kaynayıp aktığını gördüm. Ve yine yemin olsun ki biz, (Rasulullah'in yanında) yemek yenirken, yemeğin:

Sübhânallah, dediğini işitirdik. [28]

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Yedi gök, yer ve bunların içindekiler, O'nu teşbih ederler. O'nu (Allah'ı) övgü ile teşbih etmeyen hiç bir şey yoktur. Ancak siz, onların teşbihlerini kavramıyorsunuz. Şübhesiz O, halim olandır, bağışlayandır. [29]

 



[1] Enbiya, 21/68-70.

[2] Şuara, 26/154-155.

[3] Kamer, 54/27-28.

[4] Hud, 11/64.

[5] İsra, 17/59.

[6] A'raf, 7/106-108. Tâhâ, 20/17-22. Şuara, 26/31-34. Kasas, 28/31-32.

[7] Şuara, 26/63-67.

[8] Bakara, 2/60.

[9] A'raf, 7/115-122. Tâhâ, 20/65-70.

[10] İsra, 17/101.

[11] A'raf, 7/131-136.

[12] Enbiya. 21/79. Sad, 38/18-19. Sebe, 34/10,18-19.

[13] Sebe; 34/10-11.

[14] Enbiya, 21/81-82.

[15] Nemi, 27/16-19.

[16] Meryem, 19/16-33.

[17] Mâide, 5/110.

[18] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İ'tisam, B.l, Hds.7. Kitabu Fedaili'l-Kur'ân, B.l,       Hds.3. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-iman, B.70, Hds, 239.

[19] Tur, 52/33-34. Ayrıca bkz.İsra, 17/88. Hud,ll/13-14. Bakara, 2/23-24. Yunus, 10/38.

[20] Kamer, 54/1-3.

[21] Sahih-i Buhârî, KitaburI-Menakıb, B.27, Hbr.138. Kitabu't-Tefsir, B.290, hbr.388.

Kitabu Merakıb'i-Ensar, B.35, Hbr.88.

Sahih-i Müslim, Kitabu Sıfatu'l-Münafikin, B.8, Hbr.46.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.54, Hbr.3502.

Kadı Iyaz, Şifa-ı Şerif, çev.Suat Cebeci, Ank. 1992, sh.221-223.

İbn Kesir, el-Bidaye ue'n-Nihaye, c.3, sh.183-187.

Et-Taberî, A.g.e.c.8, sh.65.  

[22] Sahih-i Buhârî, Kitubu't-Tefsir, B.290, Hds385-386. Kitabu'l-Menakıb, B.27, Hds.137.

Kitabu Menakıbi'l-Ensar. B.35, Hds.89.

Sahih-i Müslim, Kitabu Sıfatul-Münafikun,B.8, Hds.43-45.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.54, Hds.3501-3504.

Kadî Iyaz, A.g.e.sh.221.

İbn Kesir, A.g.e.c.3, sh.183-187.

Et-Taberî, A.g.e.c.8, sh.64.

İbn Kesir, Hadislerle Kur'ân-t Kerim Tefsiri, cl4.sh.7583,

Beyhakî ve İmam Ahmed b. Hanbel'den.

[23] Şünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.54, Hbr.3505. İbn Kesir. ei-Bidaye ue'n-Nihaye. c.3, sh. 183. İmam Ahmed b. Hanbel'den.

İbn Kesir, Hadislerle Kur'ân-i Kerim Tefsin, c.14, sh.7582 Beyhakî, Delâilen-Nübüvve'den Et-Taberi, A.g.e.c.8.sh.66.

[24] ibn Kesir, Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri, cl4.sh.7583. Ebu Davud et-Tayâlisi ve Beyhakî'den. Et-Taberî, A.g.e.c.8.sh.66.

Celâleddin es-Suyutî, peygamberimizin mucizeleri ve Büyük özellikleri, c.l, sh. 222-224.

[25] Sahih-i Buharı, Kitabu'i-Cihad ve's-Siyer, B.7, Hds.l5.B.182, Hds.261.

Kitabu Fedailu Ashabu'n-Nebî, B.27, Hds.98.

Kitabu'l-Cenaiz, B.4, Hds.10.

Sünen-i neseî, Kitabu'l-Cenâiz, B.27, Hds.1878.

İbn Hişam, A.g.e.c.4,sh.3O.

Celâleddin es-Suyutî, A.g.e.c.l, sh.456-458.

İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.4, sh.411.

[26] Sahih-i Buharı, Kitabu'1-Menakıb, B.25. Hbr.92. Sünen-i Tirmizi, Kitabu'İ-Menakıb, B.9, Hbr.3868. Kadîlyaz, A.g.e.sh.236.

İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.6,sh. 167-172.

[27] Sahih-i Buhârî. Kitabu'l-Menakıb, B.25, Hds.91. Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.6, Hds. 31-32.

İbn Kesir, Şemailu'r-Rasuİ, çevr Naim Erdoğan, ist. 1983. sh.254-264.

Celâleddin es-Suyutî, A.g.e.c.2, sh. 145-146.

[28] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Menakıb, B.25, Hds.86. Sünen-İ Neseİ, Kitabu't-Tahare, B.61, Hds. 16-11. Sünen-i Tirmizt Kitabu'l-Menaktb, B.14, Hds.3874. Sünen-i Dârimî. Mukaddime, B.5, Hds.29.

[29] İsra, 17/44.