Hz. İbrahim (a.s.)'mn
Mucizesi:
(Müşrikler) dediler
ki: 'Eğer (bir şey) yapacaksanız, O'nu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun.
Biz de dedik ki: 'Ey
ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol.
O'na, bir düzen
(tuzak) kurmak istediler, fakat biz, onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık. [1]
Hz. Salih (a.s.)'ın
Mucizesi:
(Müşrikler, dediler
ki:) 'Sen, yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin. Eğer
doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (Mucize) getir görelim.
Dedi ki: 'İşte bu, bir
dişi devedir. Su içmek hakkı (birgün) onun, belli bir günün su içme hakkı da
sizindir. [2]
"Gerçek şu ki
biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine
göndereniz. Şu halde sen, onları gözetleyip bekle ve sabret.
Ve onlara, suyun
aralarında kesin olarak pay edildiğini haber ver. Su alış sırası (kiminse, o)
hazır bulunsun. [3]
"Ey kavmim, size,
işte bir ayet olarak Allah'ın devesi. Onu, serbest bırakın, Allah'ın arzında
yesin. Ona, kötülük (vermek niyetiyle dokunmayın. Yoksa sizi, yakın bir azab
sarıverir. [4]
"Biz, ayet
(mucize)ler göndermekten, öncekilerin onu yalanlamasından başka bir şey
alıkoymadı. Semud'a dişi deveyi görünür (bir mucize) olarak gönderdik. Fakat
onlar, bununla (onu boğazlamakla) zulmetmiş oldular. Oysa biz, ayetleri ancak
korkutmak için göndeririz.[5]
Hz. Musa (a.s.)'ın
Mucizesi:
"(Fir'avn) dedi
ki: 'Eğer gerçekten bir ayet (delil-mucize) getirmişsen ve doğru sözlülerden
isen, bu durumda onu getir (bakalım.)'
Böylelikle (Musa)
asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi.
(Bir de) elini
sıyırdı, o da anında bakanlara bembeyaz (görünü verdi.) [6]
"Bunun üzerine
Musa'ya: 'Asanı denize vur' diye vahyettik. (Vurdu ve) deniz hemencecik
yarılıverdi. de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.
Ötekileri de buraya
yaklaştırdık.
Musa'yı ve O'nunla
birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk.
Sonra ötekileri suda
boğduk.
Şübhesiz bunda, bir
ayet vardır. Amma onların çoğu iman etmiş değildirler. [7]
(Yine) hatırlayın!
Musa, kavmi için su aramıştı. O zaman Biz O'na: 'Asanı taşa vur' demiştik de
ondan oniki pınar fışkırmıştı. Böyle herkes içeceği yeri bilmişti. [8]
(Büyücüler) dediler
ki: ıYa Musa, (İlkin) sen mi atmak istersin, yoksa biz mi atalım?'
(Musa): 'Siz atın' dedi. (Asalarını)
atıvcrince insanların gözlerini büyüleyiverdiler, onları dehşete düşürdüler ve
(ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular.
Biz de, Musa'ya:
'Asanı fırlatıver' diye vahyettik. (O fırlatı verince) bir de baktılar ki, O
bütün uydurduklarını derleyip toparlayıp yutuyor.
Böylece hak yerini
buldu. Onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı.
Orada yenilmiş oldular
ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler.
Ve sihirbazlar secdeye
kapandılar:
Âlemlerin Rabbine iman
ettik' dediler.
Musa'nın ve Harun'un
Rabbine.[9]
Andolsun, Biz, Musa'ya
apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik. [10]
Onlara bir iyilik
geldiği.zaman: 'Bu, bizim için' dediler. Onlara bir kötülük isabet ettiğinde
(bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir uğursuzluğu olarak yorumlarlardı.
Haberiniz olsun, Allah katında asıl uğursuz (kötülük kaynağı) olanlar
kendileridir, amma onların çoğu bilmezler.
Onlar: 'Bizi büyülemek
için ayet (mucize) olarak her ne getirirsen getir, yine de biz sana inanacak
değiliz' dediler.
Bunun üzerine ayrı
ayrı ayetler (mucizeler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi,
kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu günahkâr bir
kavim oldular.
Başlarına iğrenç bir
azab çöküverince, dediler ki: 'ya Musa, Rabbine-sana verdiği ahid adına bizim
için dua et. Eğer bu iğrenç azabı bizim üzerimizden çekip giderirsen, andolsun,
sana iman edeceğiz ve İsrailoğullarını seninle göndereceğiz.
Ne zaman ki, onların
erişebilecekleri bir süreye kadar, o iğrenç azabı çekip giderdik, onlar, yine
andlarım bozdular.
Biz de onlardan
intikam aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmişler (gibi)
olmaları nedeniyle onları suda boğduk.[11]
Hz. Davud (a.s.)'ın
Mucizesi:
"Davud ile
birlikte teşbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları)
yapanlar biz idik. [12]
"O'na demiri
yumuşattık."
'Geniş zırhlar yap,
(onları) düzenli bir biçime sok ve hepiniz salih ameller yapın. Gerçekten ben,
sizin yaptıklarınızı görenim (diye vahyettik). [13]
Hz. Süleyman (a.s.)'m
Mucizesi:
"Süleyman için de
fırtına biçiminde esen rüzgara (boyun eğdirdik) ki, kendi emriyle içinde
bereketler kıldığımız yere akıp giderdi. Biz, her şeyi bilenleriz.
Onun için, denizde
dalgıçcıhk yapan ve bundan başka iş(îer) de gören şeytanlardan kimseleri de
(emrine verdik.) Biz, onların koruyucuları idik. [14]
"Süleyman,
Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: 'Ey insanlar, bize kuşların konuşma dili
öğretildi ve bize herşeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir
üstünlük.
Süleyman'a cinlerden,
insanlardan, kuşlardan orduları toplandı ve bunlar, bölükler halinde dağıtıldı.
Nihayet karınca
vadisine geldiklerinde, bir dişi karınca dedi ki: 'Ey karınca topluluğu, kendi
yuvalarınıza girin. Süleyman ve orduları, farkında olmaksızın sizi kırıp
geçmesin.
(Süleyman) bu sözü
üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki: 'Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin
nimete şükretmemi ve hoşnud olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et. Ve
beni, rahmetinle salih kullarını arasına kat.[15]
Hz. İsa (a.s.)'ın
Mucizesi:
"Kitab'da
Meryem'i zikret. Hani O, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Sonra onlardan yana
(kendini gizleyen) bir perde çekmişti. Böylece O'na, ruhumuzu (Cibril'i)
göndermiştik. O da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü.
Demişti ki: 'Gerçekten
ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınının. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma)".
Demişti ki: 'Ben,
yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim. Sana tertemiz bir erkek çocuk armağan
etmek için (buradayım.)'
O: 'Benim nasıl bir
erkek çocuğum olabilir? Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben, azgın utanmaz
(bir kadın) değilken, dedi.
'İşte böyle' dedi.
'Rabbin dedi ki: Bu, benim için kolaydır. O'nu, insanlara bir ayet ve bizden
bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır.)' Ve iş de olup bitmişti.
Böylelikle O'na gebe
kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi.
Derken doğum sancısı
O'nu, bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: 'Keşke bundan önce Ölseydim de
hafızalardan silinip unutuluverseydim.
Altından (bir ses)
O'na seslendi: 'Hüzne kapılma, Rabbin, senin alt (yan)ından bir ark kılmıştır.
Hurma dalını kendine
doğru salla, üzerine henüz oluşmuş taze hurma dökülüversin.
Artık ye-iç, gözün
aydın olsun. Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: 'Ben, Rahman (olan
Allah)a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.'
Böylece O'nu,
taşıyarak kavmine geldi. Dediler ki: 'Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir
şey yaptın.
Ey Harun'un kız
kardeşi, senin baban kötü bir kişi değildi ve annen de azgın utanmaz (bir
kadın) değildi.
Bunun üzerine O'na
(çocuğu) işaret etti. Dediler ki: 'Henüz beşikte olan bir çocukla biz, nasıl
konuşabiliriz?'
(İsa) dedi ki:
'Şübhesiz ben, Allah'ın kuluyum. (Allah) bana kitabı verdi ve beni peygamber
kıldı.
Nerede olursam
(olayım) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı
vasiyet (emr) etti.
Anneme itaati de. Ve
beni, mutsuz bir zorba kılmadı.
Selam üzerimedir.
Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım günde.[16]
"Allah, şöyle
diyecek: 'Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni,
Ruhu'I-Kudüs ile destekledim. Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla
konuşuyordun. Sana, kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan
kuş biçiminde (birşey) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde bir
kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı iznimle iyileştiriyordun.
(Yine) benim iznimle ölüleri (hayata) çıkarıyordun. Israiloğullanna apaçık
belgelerle geldiğinde onlardan inkâra sapanlar: 'Şübhesiz bu, apaçık bir
sihirdir, demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden geri püskürtmüştüm.[17]
Yegâne Önderimiz
Rasulullah (s.a.s.)'in Mucizeleri:
Ebu Hüreyre
(r.a.)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
şöyle buyurdu:
"Her bir
peygambere, muhakkak iman edilen mucizelerin benzeri, yahud insanların o yüzden
iman ettiği mucizelerden verilmiştir.
Hiç şübhesiz ki, bana
ihsan olunan (en büyük) mucize, Allah'ın bana vahyettiği Kur'an'dır.
Bu sebeble ben,
kıyamet günü bütün peygamberlerin en çok ümmetlisi olacağımı umut ediyorum. [18]
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Yoksa: 'Onu,
kendisi uydurup söyledi' mi diyorlar? Hayır, onlar iman etmiyorlar.
Şu halde eğer doğru
sözlüler iseler, benzeri bir söz getirsinler. [19]
"Saat (kıyamet
vakti) yaklaştı ve ay yarıldı.
Onlar, bir ayet
(mucize) görseler sırt çevirirler ve: (Bu) süregelen bir büyüdür, derler.
Yalanladılar ve kendi
heva (istek ve tutkularına uydular. Oysa her iş, sonunda kendi amacına vanp
karar kılacaktır. [20]
Enes b. Malik (r.a.)
ravîlerine:
Mekke ehli, Rasulullah
(s.a.s.)'den bir ayet (yani bir mucize) göstermesini istediler. O da,
kendilerine ayın ikiye bölünmesini gösterdi, diye tahdis etmiştir.[21]
İbn Mes'ud (r.a.)
anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)
zamanında ay, iki parçaya ayrıldı. Bir parçası dağın üstünde, bir parçası da
önünde idi.
Bunun üzerine
Rasulullah (s.a.s.):
Şahid olun!"
buyurdu. [22]
Cübeyr b. Mutim (r.a.)
anlatıyor:
Ay, Rasulullah
(s.a.s.) zamanında bölünerek şu dağın üzerinde iki parça oldu. Bunun üzerine
Mekke müşrikleri:
Muhammed, bizi
büyüledi! dediler.
Onlardan bazıları da:
Bizi büyülediyse,
bütün insanları da büyüleyemez ya! dediler. [23]
Abdullah İbn Mes'ud
(r.a.)'dan.
Rasullullah (s.a.s.)
zamanında ay yarıldı.
Kureyşliler:
Bu, İbn Ebu Kebşe'nin
büyüsüdür, dediler.
Dışardan, seferden
gelenlerin getireceği haberi bekleyin. Şübhesiz Muhammed, bütün insanları
büyüleyecek değildir, diye de ilave ettiler.
Seferden gelenler, bu durumu
aynen haber verdiler.[24]
Enes b. Malik (r.a.)
şöyle dedi:
Rasulullah (s.a.s.)
bir hutbe yaptı da (o sırada çok uzaklarda Bizanslılarla yapılan Mute
Savaşı'ndan bahsederek şöyle buyurdu.
"Sancağı Zeyd b.
Harise aldı, akabinde vuruldu. Sonra sancağı Cafer b. Ebi Talib aldı. O da
vuruldu. Sonra sancağı Abdullah b. Ravaha aldı, O da vuruldu. Bundan sonra
sancağı emirsiz olarak, Halid b. Velid aldı ve O'na fetih ve zafer ihsan
olundu."
Rasulullah, (Onların
ulaştığı yüksekliği bildiği için) devamla:
"Bu şehid
olanların, bizim yanımızda olmaları bizi sevindirmez" buyurdu.
Ravî Eyyub
es.Sahtiyanî dedi ki:
Yahud Rasulullah
(s.a.s.):
"O şehidlerin
bizim yanımızda olmaları, kendilerini sevindirmez."
Bunu söylerken, iki
gözü yaş akıtıyordu.[25]
Cabir b. Abdillah (r.
anhuma) anlatıyor:
Mescid, hurma
ağaçların gövdeleri üzerinde tavanlan-mıştı (yani, mescid'in tavanı hurma
kütükleri üzerine oturtulmuştu).
Rasulullah (s.a.s.)
hutbe okumak istediğinde bu kütüklerden birine dayanıp ayakta söz söylerdi.
Rasulullah için minber yapılınca, minberin üzerinde konuşur oldu.
Bu sırada biz, bu
kütükten gebe develerin iniltisine benzer bir ses (çıktığını) işittik. Nihayet
Rasulullah (s.a.s.) kütüğün yanına gelip elini Onun üzerine koyunca sustu. [26]
Cabir b. Abdillah
(r.anhuma)'dan.
Rasulullah (s.a.s.)
Cuma günü bir ağaca yahud bir hurma kütüğüne dikilir (öyle hutbe yapar)dı.
Ensar'dan bir adın,
yahud bir adam:
Ya Rasulullah, sana
bir minber yapayım mı? dedi.
Rasulullah (s.a.s):
"İsterseniz
yapın" buyurdu.
O'na, bir minber
yaptılar. Cuma günü olunca Rasulullah, minbere çıkarıldı.
Bu sırada ağaç kütüğü
çocuk gibi feryad etti. Sonra Rasulullah inip onu kucakladı. O sırada kütük,
susturulan çocuk gibi hafif hafif inliyordu. Rasulullah (s.a.s.): "O,
yanında edildiğini işittiği zikrullah için ağlıyordu"
buyurdu.[27]
Abdullah İbn Mes'ud
(r.a.) anlatıyor:
Biz (Sahabîler) âdet
hilafı olan işleri bereket ve hayır sayardık. Siz ise, bunlar(ın
hepsi)korkutmak (için izhâr edilir) sanıyorsunuz.
Biz, bir seferde
Rasulullah (s.a.s.) ile beraberdik. Suyumuz azalmıştı. Bunun üzerine Rasulullah
(s.a.s.):
"Haydi, bana bir
miktar su artığı bulup getiriniz!" dedi.
Sahabîler, içinde az
bir mikdar su bulunan bir kap getirdiler. Rasulullah (s.a.s.) bu kabın içine
elini koydu. Sonra Sahabîlere:
"Haydi, temiz ve
mübarek suya geliniz! Suyun artışı ise, Allah'dandır" buyurdu.
Ve yemin olsun ben,
Rasulullah (s.a.s.)'in parmaklan arasından suyun kaynayıp aktığını gördüm. Ve
yine yemin olsun ki biz, (Rasulullah'in yanında) yemek yenirken, yemeğin:
Sübhânallah, dediğini
işitirdik. [28]
Rabbimiz Allah şöyle
buyurur:
"Yedi gök, yer ve
bunların içindekiler, O'nu teşbih ederler. O'nu (Allah'ı) övgü ile teşbih
etmeyen hiç bir şey yoktur. Ancak siz, onların teşbihlerini kavramıyorsunuz.
Şübhesiz O, halim olandır, bağışlayandır. [29]
[1] Enbiya, 21/68-70.
[2] Şuara, 26/154-155.
[3] Kamer, 54/27-28.
[4] Hud, 11/64.
[5] İsra, 17/59.
[6] A'raf, 7/106-108. Tâhâ, 20/17-22. Şuara, 26/31-34.
Kasas, 28/31-32.
[7] Şuara, 26/63-67.
[8] Bakara, 2/60.
[9] A'raf, 7/115-122. Tâhâ, 20/65-70.
[10] İsra, 17/101.
[11] A'raf, 7/131-136.
[12] Enbiya. 21/79. Sad, 38/18-19. Sebe, 34/10,18-19.
[13] Sebe; 34/10-11.
[14] Enbiya, 21/81-82.
[15] Nemi, 27/16-19.
[16] Meryem, 19/16-33.
[17] Mâide, 5/110.
[18] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İ'tisam, B.l, Hds.7. Kitabu
Fedaili'l-Kur'ân, B.l, Hds.3.
Sahih-i Müslim, Kitabu'1-iman, B.70, Hds, 239.
[19] Tur, 52/33-34. Ayrıca bkz.İsra, 17/88. Hud,ll/13-14.
Bakara, 2/23-24. Yunus, 10/38.
[20] Kamer, 54/1-3.
[21] Sahih-i Buhârî, KitaburI-Menakıb, B.27, Hbr.138.
Kitabu't-Tefsir, B.290, hbr.388.
Kitabu Merakıb'i-Ensar,
B.35, Hbr.88.
Sahih-i Müslim, Kitabu
Sıfatu'l-Münafikin, B.8, Hbr.46.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu
Tefsiru'l-Kur'ân, B.54, Hbr.3502.
Kadı Iyaz, Şifa-ı
Şerif, çev.Suat Cebeci, Ank. 1992, sh.221-223.
İbn Kesir, el-Bidaye
ue'n-Nihaye, c.3, sh.183-187.
Et-Taberî, A.g.e.c.8, sh.65.
[22] Sahih-i Buhârî, Kitubu't-Tefsir, B.290, Hds385-386.
Kitabu'l-Menakıb, B.27, Hds.137.
Kitabu
Menakıbi'l-Ensar. B.35, Hds.89.
Sahih-i Müslim, Kitabu
Sıfatul-Münafikun,B.8, Hds.43-45.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu
Tefsiru'l-Kur'ân, B.54, Hds.3501-3504.
Kadî Iyaz,
A.g.e.sh.221.
İbn Kesir, A.g.e.c.3,
sh.183-187.
Et-Taberî, A.g.e.c.8,
sh.64.
İbn Kesir, Hadislerle
Kur'ân-t Kerim Tefsiri, cl4.sh.7583,
Beyhakî ve İmam Ahmed b. Hanbel'den.
[23] Şünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B.54,
Hbr.3505. İbn Kesir. ei-Bidaye ue'n-Nihaye. c.3, sh. 183. İmam Ahmed b.
Hanbel'den.
İbn Kesir, Hadislerle Kur'ân-i Kerim Tefsin, c.14, sh.7582 Beyhakî,
Delâilen-Nübüvve'den Et-Taberi, A.g.e.c.8.sh.66.
[24] ibn Kesir, Hadislerle Kur'ân-ı Kerim Tefsiri,
cl4.sh.7583. Ebu Davud et-Tayâlisi ve Beyhakî'den. Et-Taberî, A.g.e.c.8.sh.66.
Celâleddin es-Suyutî, peygamberimizin mucizeleri ve Büyük özellikleri,
c.l, sh. 222-224.
[25] Sahih-i Buharı, Kitabu'i-Cihad ve's-Siyer, B.7,
Hds.l5.B.182, Hds.261.
Kitabu Fedailu
Ashabu'n-Nebî, B.27, Hds.98.
Kitabu'l-Cenaiz, B.4,
Hds.10.
Sünen-i neseî,
Kitabu'l-Cenâiz, B.27, Hds.1878.
İbn Hişam, A.g.e.c.4,sh.3O.
Celâleddin es-Suyutî,
A.g.e.c.l, sh.456-458.
İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.4, sh.411.
[26] Sahih-i Buharı, Kitabu'1-Menakıb, B.25. Hbr.92.
Sünen-i Tirmizi, Kitabu'İ-Menakıb, B.9, Hbr.3868. Kadîlyaz, A.g.e.sh.236.
İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, c.6,sh. 167-172.
[27] Sahih-i Buhârî. Kitabu'l-Menakıb, B.25, Hds.91.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B.6, Hds. 31-32.
İbn Kesir,
Şemailu'r-Rasuİ, çevr Naim Erdoğan, ist. 1983. sh.254-264.
Celâleddin es-Suyutî, A.g.e.c.2, sh. 145-146.
[28] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Menakıb, B.25, Hds.86.
Sünen-İ Neseİ, Kitabu't-Tahare, B.61, Hds. 16-11. Sünen-i Tirmizt
Kitabu'l-Menaktb, B.14, Hds.3874. Sünen-i Dârimî. Mukaddime, B.5, Hds.29.
[29] İsra, 17/44.