Şefaat

 

Şehid imamımız İmam Ebu Hanife (rh.a) "El-Fıkhu'l-Ekber" adlı eserinde şöyle der:

"Peygamberlerin (salat ve selâm olsun) şefaat-ıjıaktır. Peygamberlerimizin (s.a.s) şefaati, günahkâr mü'minler ve onlardan büyük günah işleyip cezayı hak etmiş olanlar için hak ve sabittir.[1]

"El-Vasiyye" adlı eserinde ise, şöyle der:

"Peygamberimiz (s.a.s.)'in şefaati, büyük günah işlese de cennet ehli olan her mü'min için haktır.[2]

İmam Tahâvî (rh.a) şöyle diyor "El-Akhidedu't-Tahâvîyye" adlı eserinde:

"Ümmet-i Muhammed için hazırladığı şefaat da, hadislerde anlatıldığı şekliyle haktır.[3]

İmam Ömer en-Nesefî (rh.a) "Metnu'ı-Akâid" de şun­ları beyan eder:

"Kebire sahibleri hakkında peygamberlerin ve hayırlı mü'minleri şefaatta bulunma yetkileri vardır. Bu husus, meşhur hadislerle sabittir.[4]

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir?" [5]

İmam Kurtubî (rh.a) bu ayetin tefsirinde şunları kaydeder:

"Bu ayet-i kerimede, yüce Allah'ın dilediği kimselere şefaat izni vereceği belirtilmektedir. Bunlar ise, peygam­berler, âlimler, mücahidler, melekler ve bunların dışında Allah'ın kendilerine ikramda bulunduğu ve şereflendirdiği kimselerdir. Ayrıca bunlar, ancak Allah'ın razı olacağı kimselere şefaat edebileceklerdir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Onlar, ancak O'nun razı olacağı kimselere şefaat ede­bilirler.[6]

Şefaat konusuyla ilgili diğer ayetlerde şöyle buyurur Rabbimiz Allah (Azze ve Celle):

"O'nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi ola­maz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?" [7]

"O gün Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.[8]

"Rahman'ın katında ahid almışların dışında (onlar) şefaate malik olmayacaklardır.[9]

"Artık şefaat edenlerin şefaati, onlara (kâfirlere) bir yarar sağlamaz.[10]

Enes b. Malik (r.a)'dan.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

"Her peygamber, bir istek istedi-yahud şöyle buyurdu. Her peygamberin bir duası vardır, onunla dua etti de duası kabul olundu. Ben ise duamı, kıyamet gününde ümmetime şefaat için ayırdım.[11]

Ebu Hüreyre (r.a)'dan.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

"Her peygamberin kabul edilen bir duası vardır ve her peygamber, duasını evvelce yapmıştır. Fakat ben duamı, kıyamet gününde ümmetime şefaat için sakladım.

İnşallah, ümmetimden Allah'a hiçbir şeyi ortak (şirk) koşmadan ölenlere nasib olacaktır.[12]

 

Onlar da Nuh'a varacaklar ve:

Ey Nuh, sen, yeryüzü halkına gönderilen Rasullerin birincisisin. Allah sana, Kur'an'da: "Çok şükreden kuladını vemiştir. Lütfen hakkımızda Rabbin huzurunda şefaat et! İçinde bulunduğumuz sıkıntılı hali görmüyor musun? diyecekler. Nuh Peygamber de:

Aziz ve Celîl olan Rabbim, bugün celâllenmiştir. Öyle bir derecede ki, bundan önce böyle gadab etmemiş, bun­dan sonra da böyle celâllenmey e çektir. Benim de bir dua edişim var:

Ben, onu vaktiyle kavmimin helaki için dua etmiştim. (Ben de şimdi kendimi düşünüyorum) Vay nefsim, nefsim, nefsim!

Şimdi siz, benden başka bir şefaatçiye gidiniz. İbrahim'e gidiniz! diyecek.

Onlar da İbrahim'e varacaklar ve:

Ey İbrahim, sen, yeryüzündeki insanlardan Allah'ın peygamberi ve halilisin (dostusun). Rabbin huzurunda bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz şu sıkıntılı hali görüyorsun! Diyecekler.

İbrahim Peygamber de onlara:

Bugün Rabbimin Celâl sıfatı tecelli etmiştir. Hem bir derecede ki, bundan önce böyle gadab etmemiş, bundan sonra da böyle gadab etmeyecektir.

Ben üç kerre yalan (a benzer söz) söylemiştim. (Şimdi kendimi düşünüyorum) vay nefsim, nefsim, nefsim!

Artık siz, benden başkasına gidiniz. Musa'ya gidiniz, diyecektir.

Onlar da Musa'ya gidecekler ve:

Ya Musa, sen, Allah'ın Rasulüsün. Allah, seni elçi yapmasıyla ve kelam söylemesiyle insanlar üzerine faziletli kıldı. Rabbin huzurunda bizim için şefaat et! İçinde bulunduğumuz acıklı hali görmektesin, diyecekler.

Musa Peygamber de onlara:

Rabbim, bugün celâl sıfatıyla tecelli etti, o derecede ki, ne şimdiye kadar bu derece öfkeli olmuş, ne de bundan sonra bunun gibi öfkeli olacaktır. Ben ise, öldürülmesiyle memur olmadığım bir canı öldürdüm.[13] (Şimdi ben, nefsimi düşünüyorum) vay nefsim, nefsim, nefsim!

Siz, benden başka bir şefaatçıya gidiniz. İsa'ya gidiniz, diyecektir.

Onlar da İsa Peygambere gelecekler ve:

Ya İsa, sen Allah'ın Rasulüsün ve Allah Teâlâ'nın Meryem'e koyduğu ve O'nun tarafından bir ruhsun. Sen, beşikte bir Sabî iken insanlara söz söyledin! Rabbin huzu­runda bizim için şefaat et! İçinde bulunduğumuz ıztırabı görmekdesin! diyecekler.

İsa peygamber de onlara:

Rabbim, bugün bundan evvel benzerini yapmadığı ve bundan sonra da benzerini yapmayacağı bir gadabla gadab etmiştir, diyecek ve kendine aid hiçbir günah zikretmeden:

Vay nefsim, nefsim, nefsim! diye endişesini açıklayacak:

Siz, benden başkasına gidiniz. Muhammed'e gidiniz, diyecek.

Onlar da Muhammed'e gelecekler de:

Ya Muhammed, Sen, Allah'ın Rasulüsün ve peygam­berlerin hatemisin. Allah, senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarım mağfiret etmiştir. Rabbin huzurunda bizim için şefaat et! İçinde bulunduğumuz elem ve ıztırabı görmektesin, diyecekler.

Bunun üzerine ben, hemen Arş'm altına giderim de Aziz ve Celîl olan Rabbime secde edici olarak yere kapanırım. Sonra secdemde Allah, bana kendisine yapıla­cak hamdlerinden ve üzerine güzel senadan öylesini açıp ilham edecektir ki, benden önce onu, hiçbir kimseye açmamıştır. (Ben, o hamdler ve senalarla hamd ve sena ettikten) sonra Allah tarafından bana:

Ya Muhammed, başını kaldır. İste, istediğin sana ver­ilecektir! Şefaat et, şefaatin kabul olunacaktır! Buyrulur.

Ben, secdeden başımı kaldırıp:

Ya Rabb, ümmetim! Ya Rabb, ümmetim! diye şefaat dileğimi söylerim.

Bana:

Ya Muhanımed, ümmetinden üzerinde hesab ve sual olmayanları cennetin kapılarından olan sağ kapıdan cen­nete koy! Onlar, cennetin bundan başka olan öbür kapılarmda da insanlarla ortaktırlar, buyrulacak."

Bundan sonra Rasulullah (s.a.s):

"Nefsim elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, cen­netin kapı kanatlarında iki kanadın arası, Mekke ve Himyer, yahud Mekke ile Busra arası kadar geniştir" buyurdu. [14]

 



[1] İmam-ı Şam'ın Beş Eseri, sh.70.

[2] İmam-ı Azam'ın Beş Eseri, sh.76.

Bkz. İmam-t Azam, Fıkh-ı Ekber şerhi, sh.254-255.

[3] Dr. Arif Aytekin, A.g.e.sh.46, md.41.

[4] Taftazânî, A.g.e.sh.271.

Şerhi için bkz.aynı eser, sh.271-274.

[5] Bakara, 2/255.

[6] İmam Kurtubî, A.g.e.c.3, sh.484.

[7] Yunus, 10/3.

[8] Tâhâ, 20/109.

[9] Meryem, 19/87.

[10] Müddessir, 74/48.

[11] Sahih-i Buhârî, Kitabu'd-Daavat, Hds.l.

Sahih-i Müslim, kitabu'1-İman. B.86, Hds.334-342. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.37, Hds.4307. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.85, Hds.2808. İmam Malik, Muvatta; Kitabu'l-Kur'ân, Hds.26.

[12] Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.86, Hds.338. Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tevhid, B.32, Hds. 100. Sünen-İ Tirmizî, Kitabu'd-Daavat (çeşitli hadisler) B.12, Hds.3834.

Şünen-i İbn Mace, Kitabu'z-Zühd, B.37, Hds.4307. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.85, Hds.2808.

[13] Kasas, 28/15-16

[14] Sahih-i Buharı, Kitabu't-Tefsir, B.185, Hds.233. Kitabu't-Tevhid, B.24, Hds.66. Kitabu'z-Zekat, B.53, Hds.76. Kitabu'r-Rikak, B.51, Hds.149. Kitabu'l-Enbiya, B.5, Hds. 15. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.84, Hds.327. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu'l-Kıyame, B.10, Hds.2551. Sünen-i Dârimî, Kitabu'r-Rikak, B.84, Hds.2807. İmam Suyutî, Mütavatır Hadisler, sh. 179-181, Hds.112. Diğer bir rivayet için bkz: Sahih-i Buhârî, kitabuVTevhid, B.37, Hds.136. Sahih-i Müslim, Kitabu'1-İman, B.84, Hds. 322 ve 326.