Kuduz kelime kullanmayın 6-12-1999 pzrt (Hümeze)
Bundan birkaç yıl önce, gazeteler Cağaloğlu’ndan idare edilirken, basın yoluyla
hakkında yalan haber yazılan bir adam, çok satan bir gazetenin idarehanesine
gelir, haberi yazanı kurşunla öldürür ve karakola teslim olur. Söylenen bir tek
iftiranın altında kalmaya dayanamayan, o yükü üzerinden atmak için 30 yıl
hapiste yatmayı göze alan bu adam bize bir gerçeği öğretiyor. İnsanın vücuduna
gelen yaraları veya yükleri vücudun bütün organları paylaşırlar. Acısına
birlikte katlanırlar. Ama ruhuna, nefsine, şahsiyetine yapılan hücumlarda kişi
yalnız kalıyor. Üç veya dört veya beş harften meydana gelen kelimenin yüklendiği
kötü mana altında ezilip kalıyor.
Onun içindir ki: Rabbimiz dil yarasıyla insanları yaralayanlara yazıklar olsun
diyor. (Hümeze 1) Bir belediye başkanı aynı partinin ileri gelenlerinden birinin
yanında kaş-göz işaretiyle aleyhinde konuşur. O işaret edilen bunu fark edince
banka müdürünün odasında tabancayla öldürdüğünü duymuştuk. Rabbimiz: “Kaş-göz
işareti ile insanları hafife alanların vay haline” buyurur. (Hümeze 1)
Rabbimiz Kur’anıyla bizim jest ve mimiklerimizi kontrol etmemizi, kimseyi
rahatsız etmememizi ister. Rabbimiz bizim uyacağımız yasaları belirlediği gibi
yürürken kimseyi incitmeden, edeble yürümemizden (İsra 37, Lokman 18, Kasas 25)
kapı çalma adabına kadar her şeyimizi öğretmektedir. (Nur 27, 59)
Yolcu, bu dünya gemisinde bir ömür boyu yolculuk yapacaksın. Rabbimiz dünya
gemisini ilkbahar, yaz, sonbahar, kış limanlarına uğratarak ihtiyaçlarımızı
karşılıyor. Birileri çıkıyor, milyonlarca insanın hakkını kendi kasasında
topluyor. Malının hesabını yapacak insanlar kiraladığı gibi onu koruyacak
güvenlik elemanları kiralıyor. Mallarını almak isteyen milyonlarca insanın
haksız olduğunu kapitalist ekonomi diliyle ikna edecek Prof’lar kiralıyor.
Haksızlığını haykıranların üzerine basın tetikçilerini gönderiyor.
Yolcu, sen kapitalist Karunların karşısına çıkacak “Bu malların seni koruyamaz.
Sen malları korumakla ömür tüketiyorsun. Kendi ellerinle etrafını ateş çemberine
alıyorsun. Haksız yollardan kazandığın mallar, sen ölünce senin ateşin olacak. O
ateşin içine fare ölüsü atılır gibi atılacaksın, ateşten direklere bağlanacaksın
ve üzerinden kilitlenecek ve dışarı çıkamayacaksın. Topladığın malların alevinde
yanacak, zehrinde boğulacak fakat ölmeyeceksin” diye uyaracaksın.
Biz bu “Hümeze” suresini devamlı okuyoruz. Bir çoğumuz namazında da okur. Bundan
sonra haksız kazancı almayacağız. Malımıza veya kıvrak zekamıza güvenerek
insanların şahsiyetini ezici söz, jest ve mimik kullanmayacağız.
Hatta bizi alaya alanlara işin doğrusunu söyleyeceğiz, ama bizi alaya alanı
aşağılayan cümleler kullanmayacağız.
Şairin biri diğer şairi ziyarete giderken çocuklarını da götürür. Çocukları kara
kara görünce - “Bu bok böcüleri senin mi?” diye sorar. - “Evet benim. Senin
kokunu alınca çocuklar da geldi!.” der. Şimdi bu iki şairinde söylediği doğru
değildir.
“Isıran köpek ısırılmaz” diye bir ata sözümüz var. Kelimelerin ısırması kuduz
köpek ısırmasından daha zehirlidir.
Kelimelerle ısırdığımız düşmanlar bir gün dostumuz oluverdiğinde onun ruhundaki
kuduz kelime izi dostluğumuza engel olabilir. Kuduz kelimelerin izi tazminat
paralarıyla tazmin ve tatmin olunmaz.
Rabbimiz: “İyilikle kötülük denk değildir. Sen kötülüğü en güzel olanla defet.
Bir de bakmışsın ki seninle arasında düşmanlık olan kişi sanki sıcacık bir dost
oluvermiş” buyurur. (Fussilet 34)
Siz en iyisi “Mürselat” suresini “Şifa tefsiri 8/133)inden bir okuyuverin.
Güzel yayıcı olalım 7-12-1999 Salı (Mürselat)
İnsanlık ailesi bir iken bin oldu. Milyon oldu. Milyar oldu. Altı milyara
ulaştı. "Dünya bir kişiye bol, iki kişiye dar gelir" denildi. Altı milyar insan
sığdı. İkibin yıl önce Çinli filozofun biri "babanın beş çocuğu olsa, onlarında
beşer çocuğu olsa, babanın malı 25 kişiye bölünür. Bu da onlara yetmez. Yakında
dünyanın sonu gelir" demişti. Aradan binlerce yıl geçti. Altı milyara da yetti.
Rabbimiz ard arda insanlık ailesini teker teker gönderirken hepsine yetecek
rüzgarı, havayı hepsinin ciğerlerine ardarda gönderiyor. Batan güneşin ardından
yeniden doğudan geliyor ve ardarda doğuşlar, batışlar, ölüşler ve doğuşlar
oluyor.
Çekirdek ağaç oluyor. Meyvesi insanlığın karnını doyuruyor. Çekirdek olarak
toprağa gidiyor, tekrar meyve olarak geliyor. Ardarda rızkımız gönderilmeye
devam ediyor.
Yolunu sapıtan insanlık ailesine ardarda peygamberler gönderilmiş. Son
Peygamberimiz Efendimizden sonra ise kıyamete kadar bu dini ihya edecek
Peygamber varisi alim adamlarını da Rabbimiz göndermeye devam ediyor.
İlahi mesajları Peygamberler ve onların ümmetleri ile yaymaya devam ediyor. Adem
ile Havva'nın çocuklarını dünyanın her tarafına yayan Rabbimiz. Her yere ışık,
ısı, rızık yayan Rabbimiz. Bizde sözlerin en güzeli Allah kelamını en güzel
çiçekleri, çekirdekleri, ağaçları, yayalım. Dünyamız cennet olsun.
Kuşlar, karıncalar, sincaplar aracılığıyla ağaçların meyvelerin, sebzelerin
çekirdeklerini uzak yerlere yayan ve yaşatan yine Rabbimiz.
Bütün bunları "Yalanlayanların o gün vay haline" diyen yine Rabbimiz.
Ölmeyecekmişiz gibi sımsıkı sarıldığımız evlerimiz, iş yerlerimiz bu günlerde
sallanmaya başladı.
Saçlarımızın sararıp dökülmesinden, dişlerimizin çürüyüp çekilmesinden,
eklemlerimizin çatırtısından ders alamadık. Ayaklarımızın altı sallanmaya
başladı.
Asıl yurdumuza gidiyoruz.
Ölümüzü dirimizi toplayan dünyayı, yüce dağlarından tatlı sular indiren dünyayı
yaratan Rabbimiz "bir gün gelir yıldızlar söndürülür, gökyüzü yarılır, dağlar
savrulur" diyor. Ve arkasından "Yalanlayanların o gün vay haline" kelamını
tekrarlıyor. İslam dinini yalanlayanları uyarıyor.
Cehennemi bu dünyada sanki görüyormuşuz gibi tasvir ediyor ve canlarımızı
cehennemde yakmamak için "Mürselat" suresinde on defa "Yalanlayanların o gün vay
haline" diyor.
Bir anne veya babanın çok önemli bir işde çocuğunu tekrar tekrar uyarmasında
olduğu gibi. Anne babadaki merhameti yaratan Rahman ve Rahim Rabbimiz bizi bu
surede on defa uyarıyor.
Cenneti tasvir ediyor ve müttakilerden ders almamızı istiyor ve bizi cennete
yönlendiriyor. Suçlulardan ve namazı terk edenlerden olmamamız için tekrar
tekrar uyarıyor ve en önemlisi insanlara Allah'ın kelamı Kur'anı tebliğ etmemiz
öneriliyor. Allah'ın kelamına inanmayanların bizim sözlerimize hiç
inanmayacaklarını bildiriyor. Çünkü bizim sözlerimiz aklımız ve kültürümüzle
orantılıdır.
Kur'an ise altı milyar insanı yaratan Allah'ın kelamıdır.
Öyle ise siz yarına kadar "Kâf" suresini "Şifa tefsiri 7/213"inden bir
okuyuverin.