VAKIFLAR

VAKIFLAR

VAKFIN SEBEBİ

VAKFIN SIHHATİNİN ŞARTLARI

VAKFIN HÜKMÜ

VAKIFLARLA İLGİLİ BAZI MESELELER

 VAKIFLAR

 

Vakıf; bir kimsenin ev, tarla, bağ, bahçe, kitap gibi mülkiyetinde olan bir malı, kendi mülkiyetinden çıkarıp fakirlere, ihtiyaç duyulan hizmetlere, hayır müesseselerine tasadduk etmesidir.

Vakfedilen bir mülk, vakfedenin mülkünden çıkıp, Allah için vakfedildiğinden, satılması, bağışlanması ve varislere miras malı olarak taksim edilmesi asla caiz değildir.

Ulûlazm peygamberlerin ikincisi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin cedd-i âlâsı Hz. İbrahim aleyhisselamın pek çok vakfiyesi vardır. Bu vakfiyeler zamanımıza kadar ulaşmıştır.

Peygamber Efendimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de Medine-i Münevvere’de bulunan bir kısım mülkünü vasiyet yoluyla vakfetmiştir.

Hz. Ömer radıyallahu anh, Hayber’de bulunan Kasm adındaki çok kıymetli hurma bahçesini, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin tavsiyesi üzerine vakfetmiştir.

Hz. Ebubekir, Hz. Osman, Hz. Ali radıyallahu anhümün ve diğer varlıklı sahabelerin çeşitli vakıfları olmuştur.

Câbir radıyallahu anh, mal sahibi olan bütün muhacir ve ensarın muhakkak vakıflarının olduğunu ve muhakkak tasaddukta bulunduğunu rivayet etmektedir.

Nasıl vakfetmesinler ve nasıl mallarını Allah yolunda infak etmesin, tasadduk etmesinler ki? Allah celle celaluhu, takva sahibi gerçek mü’minlerin vasıflarını: “O takva sahipleri bollukta da, darlıkta da Allah için infak ederler.” (Al-i İmran/134) diye bildirmektedir.

“Onlar nasıl vakfetmesinler, nasıl infak etmesinler ve nasıl mallarını Allah yolunda harcamasınlardı? Kendi canlarından, mallarından, evladu iyalinden daha çok sevdikleri, onun yolunda canlarını seve seve feda ettikleri, Peygamberimiz, Efendimiz, Canımız, Cânanımız, Allah’ın habibi, âlemlerin efendisi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İnsan öldüğü zaman üç şey hariç ameli kesilir: Sadaka-yı cariye, kendisinden faydanılan ilim, kendisini yâd ettiren salih evlat.” (Müslim) buyurmaktadır.

Hadis-i şerifte zikredilen sadaka-yı cariyeden maksat cami, medrese, kervansaray, bağ, bahçe, çeşme gibi umumun menfaatine, hayrına olan vakıflar tesis etmektir.

O vakıf müesseseleri devam ettiği, o vakfiyeden insanlar menfaatlendiği müddetçe vakfedenin amel defteri kapanmaz, onun için sevap yazılmaya devam eder.

Vakıf yapan insanlar, diğer insanlara, varlıklı Müslümanlara güzel bir örnek oldukları, hayırlı bir çığır açtıkları için ayrıca sevaba ve hayra nail olurlar. Nitekim kötü örnek olanlar, kötü çığır açanlar da günaha girer, onlar öldükten sonra da açtıkları o kötü çığırın günah ve vebali defterine yazılmaya devam eder.

Asr-ı saadetten sonra da vakfiyeler devam etmiş, halifeler, hükümdarlar, vezirler, ileri gelen yöneticiler, âlimler, ârifler, zenginler bir çok sahada, çok çeşitli vakfiyeler yapmış, vakıf müesseseleri tesis etmişlerdir.  Bilhassa Selçuklular ve Osmanlılar zamanında vakıflar devletin pek çok konuda yükünü omuzlamış, eğitim öğretim konularında, bir çok sosyal hizmetlerde, fakir ve fukaraya yardım hususunda, çok büyük hizmetler icra etmişlerdir. Cami, medrese, tekke gibi, eğitim öğretim ve manevî hizmet müesseseleri,  han, hamam, kervansaray, aşhane, imarethane, hastane, darülaceze gibi sosyal hizmet kurumları tesis ederek, İslam medeniyetinde çok mümtaz bir yer işgal etmiştir. Bu hizmetler devlet tarafından da hem teşvik edilmiş, hem de desteklenmiştir.

Zamanımızda da vakıf hizmetleri yeniden canlanmaya başlamış, bir çok sahalarda vakıflar kurulmuş, hizmete koyulmuştur. Müslüman zenginler de istenilen seviyede olmasa da bu hizmetlere katkıda bulunmaktadır. Ne yazık ki geçmişte olduğu gibi, bu hayır müesseselerini desteklemesi gereken resmi makamlar maalesef ideolojik yaklaşımlarla millet ve memleketin hayrına olan bu çalışmaları kösteklemekte, hizmetlere engel olmaktadır. Ancak ahireti, ebedî âlemi tercih eden hiçbir Müslüman bu engeller karşısında asla yılgınlık, bıkkınlık, ümitsizlik sergilememeli, bu hayırlı hizmetleri şevk ve aşkla yapmaya, faziletli, salih, muttakî ecdadımızın açtığı bu hayırlı çığırı devam ettirmeye bütün imkanlarıyla çaba göstermelidir.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“İslam uğruna başına ak düşen kimse için (o ak saçlar) kıyamet gününde ona bir nur olur.” (Nesâî)

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler, iyi işler yapanlar, namaz kılanlar ve zekat verenler için Rableri katında mükafatlar vardır. Onlara korku yoktur. Mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara/277)

“Herkesin yöneldiği bir yönü vardır. (Ey müminler) o halde siz de hayır işlerine koşun. Nerede olursanız olun mutlaka Allah sizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah herşeye kâdirdir.” (Bakara/148)

“Sonra kitabı kullarımız arasında seçtiklerimize miras verdik. Onlardan kimi kendisine zulmeder, kimi orta yolda gider, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.” (Fatır/32)

Ayet-i kerimelerden de anlaşılacağı üzere Müslümanın en önemli özelliklerinden biri de hep hayır işlemek, hayırlı hizmetlerde bulunmak, hayırda yarışmaktır. Vakıf tesis etmek, vakıf hizmetlerinde bulunmak “vakıf insan” olmak, kendini İslamî hizmetlere vakfetmek ne büyük bir saadet, ne büyük bir lütfu ilahidir.

Münafıkların, kâfir ve müşriklerin, İslam düşmanlarının en önde gelen özellikleri ise hayra, hayırlı hizmetlere engel olmak, İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık yapmak, kin beslemektir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Rasülüm alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan laf getirip götüren, hep hayrı engelleyen, mütecaviz, günaha dadanmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiçbirine mal ve oğulları vardır, diye sakın ilgi duyma.” (Kalem/10-14)

Demek oluyor ki İslam düşmanlarının veya Müslüman olsa da dünyayı ahirete tercih edip, mal mülk, makam mevki sahibi olmayı İslamî hizmetlere tercih edenlerin elde ettikleri geçici dünya nimetlerine bakıp, onlara ilgi gösterip imrenerek, Allah Teâlâ’ya kulluktan, İslamî hizmetlerden, mallarımızı Allah yolunda harcamaktan, vakfetmekten asla geri durmamalıyız.

Her türlü izzet ve şeref Allah katındadır. Ona kulluktadır. İslam’a hizmettedir. Şu fâni dünyanın mal ve mülkünde, makam ve mevkiinde fâni insanların yanında değildir.

 

VAKFIN SEBEBİ

Vakfın sebebi; Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak, Allah Teâlâ’nın kullarına hizmet etmektir. Bu hizmet yalnız insanlara değil diğer yaratıklara da şâmildir.

Ecdadımız, yaralı ve hasta hayvanların bakımı, göçmen kuşlardan hasta ve yaralı olmaları sebebiyle göç edemeyenlerin bakım ve tedavisi için bile vakıflar yapmıştır.

Çünkü onlar, çok iyi biliyorlardı ki, vakfettikleri, tasadduk ettikleri mallar az iken çoğalıyor, kendileri onu korumakta iken, tasadduk ettikleri malları artık kendilerini koruyor. Çünkü onlar, Muhbir-i Sâdık, Peygamberimiz, Efendimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin: “Sadakanın malı azaltmayacağı, bilâkis bereketlendireceği, bela ve musibetlere kalkan olacağı müjdesine bütün kalbiyle inanır ve tasdik ederlerdi.

Böylesi iman ve tasdik onları hep hayır işlerinde yarışmaya sevk etmiş, böylece İslam medeniyetinin şaheserleri vakıflar, vakıf müesseseleri, cami, medrese, kütüphane, tekke, zaviye, kervansaray, han, hamam, çeşme, köprü çeşit çeşit imaretler vücut bulmuştur.

 

VAKFIN SIHHATİNİN ŞARTLARI

1- Vakfeden kişinin mülk edinmeye, teberrû yapmaya ehil olması şarttır. Yani;

a- Akıllı,

b- Hür,

c- Baliğ olması gerekir.

Buna göre:

a- Delilerin,

b- Efendisinin izni olmadan kölelerin,

c- Bunakların,

d- Çocukların yaptığı vakıflar sahih olmaz. Vakıf yapmak için Müslüman olmak şart değildir. Gayr-i müslim bir zımminin de yaptığı vakıflar sahihtir.

2- Vakfedilen şeyin malum olması ve belirlenmesi şarttır.  Meselâ şu evimi vakfettim. Şu tarlamı vakfettim gibi. Şu evimin bir kısmını vakfettim dese de o kısmı belirlemese vakıf yapmış sayılmaz.

3- Vakfedilecek malın bizzat kendisinin vakfedilmesi gerekir. Bir evin bizzat kendisini vakfetmek gerekir. Evin kirasını vakfetmek sahih değildir.

4- Vakıf mülkü muvakkat bir zaman için vakfedilmez. Meselâ bir kimse şu bahçem beş yıllığına vakıftır dese bu vakıf sahih olmaz.

5- Vakfeden kişi yaptığı vakfı kendi rızası ile yapmalıdır. Bir kişiye bir mülkü, baskı yapılarak, zorlanarak, rızası olmadan vakfettirilse, bu vakıf sahih olmaz.

6- Vakıf edilen mülkün vakıf anında vakfedenin mülkü olması gerekir.

Başka birinin malını onun haberi olmadan veya başka birinin malını gasp ederek filan mülk vakıftır, demekle o mülk vakıf olmaz.

 

VAKFIN HÜKMÜ

Vakfedilen mülkün aynının Allah Teâlâ’nın mülkü hükmünde olması ve asla:

a- Satılmamak,

b- Bağışlanmamak,

c- Varislere taksim edilmemek ve vakıf gelirlerinin Allah’ın kullarına ve hayır işlerine ait olmasıdır.

 

VAKIFLARLA İLGİLİ BAZI MESELELER

1- Vakfiyelerin şartlarına uymak ve şartlara göre hareket etmek vaciptir. Ancak şeriata aykırı bir şart varsa o şarta uymak gerekmez.

Meselâ vakfedilen bir cami asla müze haline getirilemez. Vakfedilen bir medrese, kahvehane veya çarşıya dönüştürülemez.

2- Vakfiyenin şeriata aykırı olmayan şartlarını, vakıf tescil edildikten sonra, vakfeden kişi bile değiştiremez. Ancak vakfiyede şartların değiştirilebileceği yazılmışsa, o takdirde vakfeden tarafından veya mütevelli tarafından değiştirilebilir.

3- Ölüm hastasının yapmış olduğu vakıf, vasiyet hükmündedir. Malının üçte biri için muteber olur.

4- Vakfedilen bir arsanın üzerindeki binalar ve ağaçlar vakfedilirken zikredilmese bile vakıftır.

5- Bir kimse herhangi bir vakfa bağışta bulunsa, ister bu vakıf arsasına bina yapıp hibe etmek suretiyle olsun, ister nakit olarak olsun, bina yapıldıktan, nakit teslim edildikten sonra bu bağışından rücu edemez.

6- Vakfı maksadının dışında kullanan veya vakıf gelirlerine hiyanetlik yapan bir mütevelli derhal azledilir.

Vakıf işleri ile meşgul olan, vakıf yönetiminde, vakıf hizmetlerinde bulunan kişiler çok dikkatli olmalı, vakıf mallarını korumak hususunda, vakfın maksadına uygun bir şekilde hizmet görmesinde, vakıf gelirlerinin artırılıp daha geniş hizmet imkanı sağlanmasında var gücüyle, şevkle, aşkla çalışmalı, başkalarını da bu hizmetlere teşvik etmelidir. Vakıf hizmetleri çok mesuliyetli ve fakat çok şerefli hizmetlerdir.

Her Müslüman sadece malını vakfetmek veya kurulmuş vakıflara bağışta bulunmakla iktifa etmemeli, kendisini de vakıf hizmetlerine, Allah’ın kullarına hizmete vakfetmeli, vakıf insan olmalıdır.

“Rabbimizin mağfiretine ve takva sahipleri için hazırlanmış olan genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun. O takva sahipleri ki darlıkta da, bollukta da Allah için infak ederler. Öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik yapanları sever.” (Âl-i İmran/133, 134)