YAPILAN YEMİNLERDE ALLAH'I ENGEL KILMAK

 

«İyilik etmeniz, (kötülükten) sakınmanız ve insanların arasını bulmanız (hususunda) yaptığınız yeminlere Allah'ı en­gel kılmayın.» (Yâni bunları işlememeğe yemin billâlı etmeyin, Allah ismini bu gibi şeyleri işlemenize engel kılmayın). [1] Al­lah işiten ve bilendir.»

İyilik, takva ve ıslâh gibi ulvî hasletleri sudan sebep­lerden dolayı  yapmamaya Allah ile yemin etmek asla doğru değildir. Cenâb-ı Allah bizi bundan men'ediyor. Ancak yemin ettikten sonra daha hayırlı cihet olduğu anlaşılırsa yemini bo­zup keffâret vermekte bir beis yoktur. Nûr sûresi âyet 22'de buna işaret edilerek buyuruluyor ki: «Sizden (dinde) fazilet ve (dünyada) servet sahibi olanlar akrabalarına, yoksullara, Al­lah yolunda hicret edenlere vermelerinde kusur etmesin, affetsin, aldırış etmesin. Allah'ın sizi yarlığamasmı sevmez misiniz? Allah çok yarhğayıcı, çok esirgeyicidir.»

Bilhassa yemin üzerinde ısrarla durmak, yemin edilen şey­den hayırlı başka bir şey görüldüğü halde yeminden dönme­mek sahibini günahkâr eder. Bir ân önce yemini bozup keffâret vermek elbetteki hayırlıdır.Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.): «Vallaiıi sizden biriniz ailesi aleyhine (yemin edip de) ye­mininde inâd etmesi, (yemini bozup) Allah'ın farz kıldığı kef-frâreti vermesinden daha günahdır,» buyurdular. [2]

Buhâri ve Müslim'in lahrîc ettikleri diğer bir hadîste: Ailesi aleyhine yaptığı yeminde inad ve ısrar eden kimsenin (bu yoldaki inadı) günah bakımından daha büyüktür; keffaret bile (onu) müstağni kılmaz (yâni keffaret biîe onun bu günahını zor kar-şıhyabilir). [3]

Ali bin Talha ve İbnü Abbas (R.A.) yukarıdaki âyeti şöyle tefsîr etmişler: «Hayrı işlemeden önce yeminin keffaretini ver, sonra onu işle!» Nitekim Şa'bî, İbrâhîm Nahaî, Mücâhid, Ta­vus, Saîd bin Cübeyr, Atâ', îkrime, Mekhûl, Zührî, el-Hasan, Katâde, Mukatil, Rebi' bin Enes, Dahhak ve Süddî'yc göre de böyledir. Onların bu görüşünü, Sahîheyn'de Ebû Mûsâ el-Eş'a-rî'den yapılan rivayet kuvvetlendirmektedir. Cenâb-ı Peygam­ber (S.A.V.): «Vallahi ben inşâallah  bir şey'e yemin etmiyeyim; ettiğim takdirde ondan daha hayırlı başka bir şey görürsem Herhalde o yemini bozar ve hayırlı olana gelirim.» [4]

Yine Sahîheyn'de, Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) Eshâb-ı Kirâm'dan Abdürrahman bin Semüret's seslenerek:

«Bir de ey Abdürrahman, sen bir şey'e yemin edip de baş­kasının ondan daha hayırlı gördüğünde yeminine keffaret ve­rip o hayırlı olanı işle!» [5]

Müslim'in yaptığı rivayette:

«Bir şey üzerine yemin edip başka şey'in ondan hayırlı ol­duğunu gören kimse, yeminine keffaret vererek hayırlı,, ola­nı işlesin!» [6] Davud'un yaptığı rivayette ise:

«Âdem oğlunun mâlik olmadığı şeyde ne yemin vardır ne de adak... Ne Allah'a karşx günahta, ne de sıla-i rahmi kesmek­le adak ve yemin olur. O halde bir şey'e yemin eden ve başka­sına ondan hayırlı gören kimse yemini bıraksın ve hayırlı olan şey'e gelsin. Çünkü onun terki, onun keffareli (sayılır).» [7]

Bunu müteakip Ebû Dâvud diyor ki: «Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) den bu konuda gelen bütün hadîslerde

«Yeminini (bozmasına) karşılık keffaret versin!» buyurulmaktadır. [8]

Âyet-i Kerîme'nin iniş sebebi de bu mânayı kuvvetlendir­mektedir. Eshâb-i Kirâm'dan Abdullah bin Revâha ile eniştesi Beşir bin Nûman arasındaki bir hâdiseden dolayı ihtilâf vu­ku bulmuş, Hazret-i Abdullah onun yanına gitmiyeceğine, onun­la konuşmıyacağina ve onunla hasmı arasını düzeltmiyeceğine dair yemin etmişti. Halk ona:

—  Ya Abdullah!. Damadınla konuş, deyince,

— Ben yemin ettim, eminimden vazgeçmem bana helâl olmaz, diye cevap verirdi. Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi.

Yukarıda geçen âyet ve hadîslere dayanarak îmâm-ı Şafiî ile İmâm Mâlik, yemin keffarelinin yemini bozmadan önce ve­rilmesi içtihadında bulunmuşlardır. Ebû Hanîfe'ye göre: Ye­mini bozmak bir cinayettir. Keffaret bu cinayeti kapatmak için­dir. O halde önce yemin bozulur, sonra keffaret verilir.[9]

 

Çıkarılan Hükümler:

 

1- îyilik, takva ve ıslâh gibi ulvî hasletleri  sudan se­beplerle yapmamaya Allah ile yamin etmek doğru değildir.

2-Yapılan yemin üzerinde in ad ve ısrar etmek, yemin edilen şeyden hayırlı başka bir şey görüldüğü halde yeminden vazgeçmemek (yemini bozmamak) sahibini günahkâr eder.

3- Yemin edildikten sonra daha hayırlı bir şey görülün­ce yemini bozup o şey'e gitmek caizdir.

4- Bozulan veya bozulması düşünülen yeminin keffare-tini vermek vâcibdir. Ancak bu hususta mezheblerin  görüş farkları vardır:

Şafiî ve Mâlikî mezheblerîne göre: Yemin keffareti yemi­ni bozmadan önce verilir. Hanefî mezhebine göre: Yemin bo­zulduktan sonra keffareti verilir. [10]

 

YEMİN VE HÜKÜMLERİ

 

«Allah, sîzi yeminlerinizdeki «lâğv»dan dolayı sorumlu tutmaz. Fakat sizi kalblerinîzin azmettiği yeminler yüzünden muâhaza eder.» [11]

«Lağv», leğâ yelğû'nun masdarıdır. Boş söz, derece-i i'tibârı olmayan lâf mânasına gelir. Yeminde ise, îtimad edil-miyen, rastgelc olup kasde yaklaşık olmayan ve yalan niyyeti taşımayan yemine «Yemîn-i lağv» denir.

Mezheb imamlarının bu ycmîn hakkındaki görüşleri kıs­men de olsa farklıdır: İmâm-ı A'zam'a göre, doğru zanniyle ye­min ettikten sonra onun aksinin zahir olmasıdır. İmâm-ı Şafiî'­ye göre, yemin kasdı olmaksızın sadece bir sözü te'kid için «ha­yır vallahi», «evet vallahi» şeklinde yemin etmektir. İmâm Mâ-lik'e göre, öyle olduğu zanniyle yemin ettikten sonra onun ak­sinin vâki olduğu görülen yemindir.

Bâzı müfcssirlere göre: Dilin sürçmcsjyle yanilarak yapı­lan veya dil alışkanlığı neticesi olarak kullanılan yeminlerdir. Kaadı Beyzâvî de aynı görüşü belirtmiştir.

İbnü Abbas (R.A.), Hazret-i Âişe (R.A.) ve cumhûr-i ule­mâya göre: Konuşurken rastgele v<hayır vallahi, öyle vallahi, evet vallahi, değil, vallahi!» gibi sözlerdir. Nitekim müslüman-lardan biri, dili «îât» ve «uzzâ»ya yemin etmekle alışkın oldu­ğundan, «Lât ve Uzzâ'ya yemin ederim» deyince, Cenâb-ı Pey­gamber (S.A.V.): «Sizden kim yemin eder de yemininde lât ve uzzâ'ya and olsun, derse, hemen (rücû' edip) lâ ilahe illallah desin.» [12] Müslim'in tahrîc ettiği bu hadîs, ağız alışkanlığı neticesinde yapılan yemin Allah'dan başkasına da olsa bir hüküm ifâde etmez, hükmüne delâlet etmektedir. Kasden yapılacak olursa, o zaman  Allah korusun  küfre kadar götürür. Nitekim Ebû Davud'un rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfde:

«Kim Allah'dan başkasına yemin ederse dinden çıkmış olur,»

buyurulmaktadır. İmanı Ahmed ile Hâkim'in de buna yakın mânayla tahrîc ettikleri rivayetler vardır.

Hazret-i Âişe, İbnü Abbas (R.A.) ile İmâm-ı Şafiî'nin gö­rüşlerinin dayanağı Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.)in şu hadîsle­ridir:

«Yeminde lağv, adamın kendi evinde hayır vallahi,   evet billahi, demesi gibidir.» [13]

İşte bu tarz yeminler sahibine keffareti gerektirmediği gi­bi kıyamet günü o, bundan sorumlu da tutulmıyacaktır. İbnü Cerîr bu hükmü beyanla Hasan bin Ebû Hasan'dan şu rivaye­ti yapmıştır: «Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.) ok atma müsabaka­sı yapan birkaç kişinin yanından geçerken, aralarından (hakem rolünde olan) biri «İsabet ettin vallahi, boşa gitti vallahi» diye sesleniyordu. Peygamberin yanında bulunanlardan biri: «Ya Resûlellah! Yemin eden adam günahkâr oluyor?» dedi. Pey­gamber (S.A.V.): «Hayır, öyle deme, atıcıların yemini lağv'dır; ne keffaret gerekir, ne de sorumluluk,» buyurdular. Mâide sû­resinde bu husus beyân edilerek buyuruluyor ki: «Allah sizi rastgele yeminlerinizden dolayı değil de bile bile kalblerinizin azmettiği yeminlerden ötürü sorumlu tutar. Yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on düşkünü yedir­mek, yahut giydirmek, ya da bir köle âzâd etmektir. Bulama­yan ise üç gün oruç tutmalıdır; yeminlerinizin keffaretî budur.»

Buna benzer bir rivayeti Saîd bin Müseyyeb yapmıştır: Ensardan iki kardeş arasında taksim olunmadık bir mal bulu­nuyordu. Biri diğerinden hisselerinin ayrılmasını istedi, kar­deşi: «Eğer bir daha bunu istersen (bil ki) benim bütün malım Kabe'nin kapısındadır (oraya adıyorum). diye cevap verdi. Bunu duyan Hazret-i Ömer (R.A.) ona: «Kabe'nin senin malı­na ihtiyacı yoktur. Kardeşinle konuş (ve gereken taksimatı yap). Çünkü ben, Cenâb-ı Peygamber (S.A.V.)den duydum, bu­yurdular ki: «Allah'a karşı günah işlemekte, sıla-i rahmi kes­mekte ve mâliki olmadığın şeyde ne senin üzerine bir yemin, ne de adak gerekli olur.»

O  halde Cenâb-ı Allah ancak kalblerimizin kasd ve azmet­tiği yeminden dolayı bizi sorumlu tutar, [14]

 

Çıkarılan Hükümler :

 

1- Yemin ancak Allah ile,  O'nun isim ve    sıfatlariyle bağlantı yapar (kesinleşir). Meselâ: Nefsim kudret elinde olan zâta veya ibâdet ettiğim mabuda yemin ederim. Veya «vallahi, billahi, tallahi şöyle şöyle yapacağım» şeklindeki yeminler, Al­lah'a olan yeminlerdir. Rahman, Rahîm ve diğer isimlerden bi­riyle yemin etmek, Allah'ın isimlerine olan yemindir. «Allah'ın izzeti, Onun kudreti, O'nun azametine yemin ederim» şeklin­deki olanlar Allah'ın sıfatlarına olan yeminlerdir.

2- Bunlardan birine istikbale muzaf olarak yemin eden ve sonra yeminini bozan kimseye keffaret vâcib olur.

3- Allah'dan başkasına (meselâ, Kabe'ye, Peygamber'e, evliya ve sülehâya) yemin etmek asla caiz değildir. Küfrü bile gerektirir. Şayet Allah'tan başkasına yemin edilirse, o, yemin-i mün'akid (bağlantı yapan yemin) olmaz ve keffaret de gerek­mez. Sahibi büyük günah işlemiş olur.

4- Allah'dan başkasına yemin etmek tahrîmen mekruh-tur. Buhârî ve Müslim'in îbnü Ömer (R.A.)den ittifakla yap­tıkları rivayette, Peygamber (S.A.V.) beş-on kadar deve ile yol­culuk yapan Hz. Ömer'e arkadan gelip yetişti ki, Ömer (R.A.) başkasına yemin ediyordu. Cenâb-ı Peygamber  (S.A.V.):

«Şüphesiz ki Allah sizi babalarınıza yemin etmekten men' ediyor. Artık kim yemin etmek istiyorsa Allah ile yemin etsin veyahut sussun!» [15]

Ebû Dâvud ve Neseî'nin Ebû Hüreyre (R.A.)den merfuan yaptığı rivayette:

«Babalarınıza, analarınıza ve putlara yemin etmeyin. An­cak Allah'a yemin edin. Allah'a da ancak doğru (sözlü) oldu­ğunuz halde yemin edin.»  [16]

5- Gelecek zamanla ilgili olarak yemin edilir ve sonra yemin bozulursa, keffaret lâzım gelir. Buna «Yemîn-i mün'a-kid» denir. Geçmiş ile ilgili vuku bulmamış bir şey'i vuku bul­muş gibi göstererek yemin etmeğe — sahibini günahlara gark ettiği için Yemîn-i gamûs» denir; hem kebâir günahlardan sayılır.

Ayrıca Mün'akid olan yemin de, «raursel», «mu­vakkat» ve «fevr» olmak üzere üç kısma ayrılır. Mur-sel; bir vakitle bağlı olmayan yemindir. Muvakkat; bir vakitle bağlı olan yemindir. Meselâ üç güne kadar şu işi işliyeceğim gibi. Fevr; bir söze cevap olan veya bir sebebe dayanan yemin­dir ki şimdiki zamanın delaletiyle kayıtlanır. Gelecek zamana şâmil olmaz.

Meselâ: Sokağa çıkmak üzere hazırlanan kadına, kocas;; Eğer sokağa çıkarsan sen benden boşsun! demesi gibi

6- O halde genel olarak yemin üç kısımdır: Yemîn-î ga-mûs, yemîn-i lağv, yemîn-i mün'akîd. Birincisinden dolayı kef-faret lâzım gelmez, ancak sahibi günahkâr olur; tevbe ve istiğ­far etmesi, kul hakkına taallûk ediyorsa Ödemesi gerekir. İkin­cisinden dolayı bir şey lâzım gelmez. Ancak mümkün oldukça dili bu tarz yeminlerden muhafazaya çalışmak iyi olur. Üçün­cüsünden dolayı keffaret lâzım gelir.

Ancak keffareti ödeme zamanı hakkında ihtilâf vardır ki Yapılan Yeminlerde Allah'ı Engel Kılmak bahsinde bunu be­lirtmiştik. Hanelilere göre: Yemim bozduktan sonra vermek. Şâfıîlere göre: Yemini bozman vermek lâzımdır.

Yemin hakkında geniş bilgi edinmek istiyenler mufassal fıkıh kitaplarına ve Tefsîr-i Kurtubî C. 6, S. 264'e müracaat etsinler. [17]


 

[1] Bakare sûresi, âyet:  224.

[2] Bulıârî - Müslim.

[3] Buhârî

[4] Buhârî - Müslim

[5] Buhârî - Müsüm.

[6] Müslim.

[7] Ebû Dâvud.

[8] Ebû Dâvud.

[9] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/66-69.

[10] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/69.

[11] Bakare sûresi, âyet: 225

[12] Sahîh-i Müslim.

[13] eî-Câmiu li-Ahkâmi'I-Kur'ân.

[14] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/70-72.

[15] Buhârî - Müslim.

[16] Ebû Dâvud - Neseî

[17] Celal Yıldırım, Kur’an Ahkamı Ve Mezhep İmamlarının Görüş Farkları, Bahar Yayınları: 2/72-74.