33-el-AHZÂB
Medine'de nâzil
olmuştur. 73 (yetmişüç) âyettir.
"Ahzâb", "hizb"in çoğuludur. Topluluk, gurup, bölük, parti
gibi manalara gelir. Her gün mutad olarak devam edilen dua demetine, Kur'an
cüzünün dörtte birine de hizip denir. Bu sûrede, müslümanlara karşı savaşmak
üzere birleşen Arap kabilelerinden bahsedildiği için, bu isim verilmiştir.
(Rivayete göre, bir takım ileri gelen müşrikler "Uhud" savaşından
sonra Medine'ye gelmişler, münafıkların lideri Abdullah b. Übeyy'in evine
misafir olmuşlardı. Hz. Peygamber bunlara, kendisiyle görüşmek üzere emân
vermişti. Bu görüşme esnasında Resûlullah'a: Sen bizim taptıklarımızı diline
dolamaktan vazgeç, "onlar menfaat sağlayabilir, şefâat edebilir" de,
biz de seni Rabbinle başbaşa bırakalım, dediler. Orada bulunan müslümanların
canları sıkıldı, onları öldürmek istediler. Bunun üzerine, verilmiş olan emânın
bozulması konusunda Allah'tan korkmalarını ve kâfirler ile münafıkların
sözlerine boyun eğmemelerini, Resûlullah'ın şahsında müminlerden isteyen 1. âyet nâzil oldu.
Rahmân ve Rahîm
(olan) Allah'ın adıyla.
1. Ey Peygamber! Allah'tan kork,
kâfirlere ve münafıklara boyun eğme. Elbette Allah her şeyi bilmekte ve yerli
yerince yapmaktadır.
2. Rabbinden sana vahyedilene uy.
Şüphesiz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
3. Allah'a güven. Vekîl olarak
Allah yeter.
4. Allah, bir adamın içinde iki
kalp yaratmadığı gibi, "zıhâr" yaptığınız eşlerinizi de analarınız
yerinde tutmadı ve evlâtlıklarınızı da öz oğullarınız olarak tanımadı. Bunlar
sizin ağızlarınıza geliveren sözlerden ibarettir. Allah ise gerçeği söyler ve
doğru yola O eriştirir.
Araplar arasındaki bir geleneğe göre, bir
adam karısına “sen bana anamın sırtı gibisin” dedi mi, o kadın kendi anası gibi
sayılır ve artık o adam ona yanaşamazdı. İşte buna “zıhar” denirdi. Ayette, bir
insanda iki kalbin birarada bulunmadığı gibi, hem annelik hem zevceliğin, hem
başka soydan evlatlık hem gerçek oğul olma vasfının birleşemeyeceği
anlatılmaktadır. Kur’an, Araplardaki bu iki geleneği (zıhar ve evlatlık
edinmeyi) tanımamıştır. Zıhar yapılması halinde, ceza olmak üzere “keffaret”
hükmü getirilmiştir (bak. Mücadele 58/1-4). Ayette Araplar arasında akıllı
kişilerin iki kalp taşıdığı yolundaki inanca işaret olunduğu da bazı
tefsirlerde belirtilmektedir.
5. Onları (evlât edindiklerinizi)
babalarına nisbet ederek çağırın. Allah yanında en doğrusu budur. Eğer
babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşleriniz ve
görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul edin. Yanılarak yaptıklarınızda size
vebal yok; fakat kalplerinizin bile bile yöneldiğinde günah vardır. Allah
bağışlayandır, esirgeyendir.
6. Peygamber, müminlere kendi
canlarından daha yakındır. Eşleri, onların analarıdır. Akraba olanlar, Allah'ın
Kitabına göre, (mirasçılık bakımından) birbirlerine diğer müminlerden ve
muhacirlerden daha yakındırlar; ancak, dostlarınıza uygun bir vasiyet yapmanız
müstesnadır. Bunlar Kitap'ta yazılı bulunmaktadır.
Önceleri, müminler, bir aile gibi
birbirlerine mirasçı olurlarken; bu ayetle, mirasçılıkta akrabalığa öncelik
verilmiştir.
7. Hani biz peygamberlerden söz
almıştık; senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan da.
(Evet) biz onlardan pek sağlam bir söz aldık.
8. Allah bu sözü doğruları
doğruluklarıyla sorumlu kılmak için aldı. Kâfirler için de çok acıklı bir azap
hazırladı.
Hicretin beşinci yılında Kureyş ve
Gatafan kabileleri topluca Medine
üzerine yürümüşler; müslümanlarla ittifakı bulunan Medine’deki Beni
Kureyza kabilesi de, ihanet ederek onlarla birleşmişti. Böylece düşman ordusunun
sayısı 12.000 kişiye varıyordu. Hz. Peygamber, istişare ederek Araplarda adet
olmayan bir savaş taktiği uyguladı: Medine çevresine hendek kazdırdı ve
askerlerini, hendekten çıkan toprakların ardına mevzilendirdi. Düşman hendeği
aşamadı. Bir ay kadar süren kuşatma sırasında yardım alamayan müslümanlar
bunaldılar. İşte bu durumda bir mucize meydana geldi: Birden ortaya çıkan soğuk
bir fırtına, düşman çadırlarını söküyor, ateşlerini söndürüyor, atlarını
ürkütüyor, düşmanı toza boğuyordu. Müslüman askerlerin etrafında sahipleri
görünmeyen seslerden tekbirler işitiyordu. Sonunda düşman perişan oldu, çekip
gitti. Daha sonra Beni Kureyza kabilesinden de bu ihanetlerinin hesabı soruldu.
İşte aşağıdaki ayetlerin, bu olay hakkında nazil olduğu rivayet edilmektedir.
9. Ey iman edenler! Allah'ın size
olan nimetini hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı da, biz onlara karşı
bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne yaptığınızı çok
iyi görmekteydi.
10. Onlar hem yukarınızdan hem aşağı
tarafınızdan (vâdinin üstünden ve alt yanından) üzerinize yürüdükleri zaman;
gözler yıldığı, yürekler gırtlağa geldiği ve siz Allah hakkında türlü türlü
şeyler düşündüğünüz zaman;
11. İşte orada iman sahipleri
imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmışlardı.
12. Ve o zaman, münafıklar ile
kalplerinde hastalık (iman zayıflığı) bulunanlar: Meğer Allah ve Resûlü bize
sadece kuru vaadlerde bulunmuşlar! diyorlardı.
Rivayete göre, onlardan biri, “Muhammed
hem bize İran ve Bizans’ın fethini vadediyor, hem de biz korkumuzdan meydana
çıkamayıp hendek kazıyoruz” demişti.
13. Onlardan bir gurup da demişti
ki: Ey Yesribliler (Medineliler)! Artık sizin için durmanın sırası değil, haydi
dönün! İçlerinden bir kısmı ise: Gerçekten evlerimiz emniyette değil, diyerek
Peygamber'den izin istiyordu; oysa evleri tehlikede değildi, sadece kaçmayı
arzuluyorlardı.
14. Medine'nin her yanından
üzerlerine saldırılsaydı da, o zaman savaşmaları istenseydi, şüphesiz hemen
savaşa katılırlar ve evlerinde pek eğlenmezlerdi.
Ayet, “...Şayet fitne çıkarmaları (dinden
dönmeleri) istenseydi, bunu hemen yaparlardı” şeklinde de manalandırılmaktadır.
15. Andolsun ki daha önce onlar,
sırt çevirip kaçmayacaklarına dair Allah'a söz vermişlerdi. Allah'a verilen söz
mesuliyeti gerektirir!
16. (Resûlüm!) De ki: Eğer ölümden
veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmanın size asla faydası olmaz! (Eceliniz
gelmemiş ise) o takdirde de, yaşatılacağınız süre çok değildir.
17. De ki: Allah size bir kötülük
dilerse, O'na karşı sizi kim korur; ya da size rahmet dilerse (size kim zarar
verebilir)? Onlar, kendilerine Allah'tan başka ne bir dost bulurlar ne de bir
yardımcı.
18. Allah, içinizden (savaştan)
alıkoyanları ve yandaşlarına: "Bize katılın" diyenleri gerçekten
biliyor. Zaten bunların pek azı savaşa gelir.
19. (Gelseler de) size karşı pek
hasistirler. Hele korku gelip çattı mı, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş gibi
gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince ise, mala düşkünlük
göstererek sizi sivri dilleri ile incitirler. Onlar iman etmiş değillerdir;
bunun için Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu, Allah'a göre
kolaydır.
“Korku gidince ise...” diye başlayan
cümle, aşağıdaki şekillerde de manalandırılmıştır:
“...hayra pek düşkün adamlar tavrıyla
sizi keskin dilleri ile incitirler.”
“...mal düşkünlüğünden, ince sözlerle
size sokulurlar.”
20. Bunlar, düşman birliklerinin
bozulup gitmedikleri evhamı içindedirler. Müttefikler ordusu yine gelecek olsa,
isterler ki, çölde göçebe Araplar içinde bulunsunlar da, sizin haberlerinizi
(uzaktan) sorsunlar. Zaten içinizde bulunsalardı dahi pek savaşacak değillerdi.
21. Andolsun ki, Resulullah, sizin
için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için
güzel bir örnektir.
Ayette, Hz.Peygamber’in, Allah’ın
hoşnutluğunu kazandıracak davranışlarda bulunmak isteyenler için mükemmel ve
canlı bir örmek, en büyük fazilet nümunesi olduğu anlatılmaktadır. Böylece,
Resulullah’ın, hislerine mağlup insanları memnun etmek ve onlara pratik
değerden mahrum birtakım nazari kaideler öğretmekle görevli olmayıp, onun
hedefinin, insanlığa ameli kaideler öğretmek ve bu kaideleri kendi yaşayışıyla
izah ve tarif etmek olduğu anlaşılmış olmaktadır. Binaenaleyh, onun hayatı ve
sireti incelenirken bu nokta asla gözden uzak tutulmamalıdır.
22. Müminler ise, düşman
birliklerini gördüklerinde: İşte Allah ve Resûlü'nün bize vâdettiği! Allah ve
Resûlü doğru söylemiştir, dediler. Bu (orduların gelişi), onların ancak
imanlarını ve Allah'a bağlılıklarını arttırdı.
Allah, biraz güçlük ve sıkıntıya
katlandıktan sonra zaferin müminlere ait olacağını müjdelemiş; Hz. Peygamber de
müttefik orduların kısa bir süre sonra geleceğini, biraz sıkıntıdan sonra,
sonucun müminler lehine olacağını haber vermişti. İşte burada bu vaadlere
candan inanan müminlerin teslimiyetine işaret olunmaktadır.
23. Müminler içinde Allah'a
verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine
getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar
hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.
24. Çünkü Allah sadâkat gösterenleri
sadâkatları sebebiyle mükâfatlandıracak, münafıklara -dilerse- azap edecek
yahut da (tevbe ederlerse) tevbelerini kabul edecektir. Şüphesiz Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir.
25. Allah, o inkâr edenleri hiçbir
fayda elde edemeden öfkeleri ile geri çevirdi. Allah (ın yardımı) savaşta
müminlere yetti. Allah güçlüdür, mutlak galiptir.
26. Allah, ehl-i kitaptan, onlara
(müşrik ordularına) yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine korku
düşürdü; bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir alıyordunuz.
Müşrik kabileler gittikten sonra, gelen
vahiy üzerine Hz. Peygamber, müslümanlarla olan ittifaklarını bozup hainlik
eden Beni Kureyza adlı yahudi kabilesi üzerine yürüdü. Müslümanlar, 25 gün
kadar bir süre Kureyza’lıların kalesini kuşattılar. Sonunda kale müslümanların
eline geçti.
27. Allah, onların yerlerine,
yurtlarına, mallarına ve ayak basmadığınız topraklara sizi mirasçı yaptı.
Allah'ın her şeye gücü yeter.
28. Ey Peygamber! Eşlerine şöyle
söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size
boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim.
Ayetin nazil olduğu sıralarda, artık Hz.
Peygamber, aşağı yukarı bütün Arabistan’a hakim durumda idi. İctimai hayatta
büyük değişiklikler meydana gelmişti. Artık fakirlik yerine, refah ortalığı
kaplamaktaydı. Bu şartlar altında Hz. Peygamber’in hanımları da, umumi refahtan
pay almayı arzulayarak, Resulullah’tan bazı zinet eşyaları ve daha iyi bir
geçim istemişlerdi. İşte bu sırada gelen vahiy, Hz. Peygamber’e, yine eskisi
gibi, sadelikten ayrılmamasını emretti. Böyle bir emir, dünya hayatına düşkün,
her geçen gün gücüne güç, servetine servet katmak için çırpınan maddeperest bir
insan tarafından tebliğ edilmiş olmazdı. Şayet Resulullah, zevcelerine de bu
umumi refahı sağlamış olsa idi, en küçük bir itirazla karşılaşmazlardı. Ne var
ki Resul-i Ekrem, yaşantısını ve yaşantısının sadeliğini asla
değiştirmeyecekti. Cemiyetin yaşantısında ne kadar değişiklik olursa olsun,
dünyanın geçici zinetleri Resulullah’ın evinde yer almayacak, nübüvvet harimi,
dünya alayişinden uzak kalacak, iktidar sahiplerine örnek olacaktı.
Hz.Peygamber’in
hanımlarından gelen istekler üzerine nazil olan bu ayete “tahyir” (serbest
bırakma) ayeti denir. Neticede, hanımları, refah ve zinet yerine Hz.
Peygamber’i tercih etmişlerdir.
29. Eğer Allah'ı, Peygamberini ve
ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, Allah, içinizden güzel davrananlar için
büyük bir mükâfat hazırlamıştır.
30. Ey peygamber hanımları! Sizden
kim açık bir hayâsızlık yaparsa, onun azabı iki katına çıkarılır. Bu, Allah'a
göre kolaydır.
31. Sizden kim, Allah'a ve Resûlüne
itaat eder ve yararlı iş yaparsa ona mükâfatını iki kat veririz. Ve ona
(cennette) bol rızık hazırlamışızdır.
32. Ey Peygamber hanımları! Siz,
kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah'tan) korkuyorsanız,
(yabancı erkeklere karşı) çekici bir eda ile konuşmayın; sonra kalbinde
hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin.
Ayette geçen emir, her ne kadar
Resulullah (s.a.)ın hanımları için buyurulmuş ve onların özel durumları
vurgulanmış ise de, hüküm, bütün müslüman hanımlara şamildir.
33. Evlerinizde oturun, eski
cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin,
Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı
gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.
Ayette hitabedilen Ehl-i Beyt,
Resulullah’ın ev halkıdır: Ehl-i Beyt hususunda en uygun görüş şudur: Allah
Resulü’nün evlatları, eşleri, torunları olan Hasan ve Hüseyin ve damadı Hz.
Ali, Elh-i Beyt’i teşkil ederler.
34. Evlerinizde okunan Allah'ın
âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, her şeyin iç yüzünü bilendir
ve her şeyden haberi olandır.
35. Müslüman erkekler ve müslüman
kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata
devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve
sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren
erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar,
ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çok
zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir
mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.
36. Allah ve Resûlü bir işe hüküm
verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme
hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa
düşmüş olur.
37. (Resûlüm!) Hani Allah'ın nimet
verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut,
Allah'tan kork! diyordun. Allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek
içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah'tır. Zeyd, o kadından
ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla
ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir
güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
Bu ayette zikredilen ve Kur'an’da adı
geçen tek sahabi olan zat, Zeyd b. Harise’dir. Çocukluğunda esir düşmüş, Hz.
Hatice onu köle olarak satın almıştır. Hz. Hatice’nin kendisine hediye ettiği
bu çocuğu, Peygamberimiz azad edip evlat edinmişti. Resulullah, Zeyd’i çok
severdi, ona halasının kızı Zeyneb binti Cahş’ı nikahlamıştı. Fakat Zeyneb,
Zeyd ile geçinemedi. Zeyneb, asil bir aileden geldiği için bir köle azadlısı
ile evlenmek istememiş, ancak bu yönde vahiy gelince onunla evlenmişti. Zeyd’e
bir türlü ısınamamış, bu yüzden ona karşı asaletiyle övünmekten geri
durmamıştı. Zeyd, bir süre daha buna sabretti ise de sonunda Allah’ın Resulüne
varıp Zeyneb’den ayrılmak istediğini söyledi. Bunun üzerine Resulullah
hoşnutsuzluğun sona ermesi için ayrılmalarını uygun bulduysada bunu Zeyd’in
yüzüne söyleyemedi, ona sadece “karını yanında tut” dedi.
Hz.
Peygamber’in içinde gizlediği şey, Zeyneb’in sonradan kendisine zevce olacağını
bildiği halde bunu açıklamamasıdır. Bu konuda uydurulan birtakım isnatların
aslı yoktur. Peygamberimiz, Zeyneb’in güzelliğine hayran kaldığı için onunla
evlenmiş değildir. Zeyneb onun halasının kızı idi ve Peygamber onu her zaman
görüyordu. İsteseydi onunla Zeyd’den önce kendisi evlenebilirdi.
38. Allah'ın, kendisine helâl kıldığı
şeyde Peygamber'e herhangi bir vebâl yoktur. Önce gelip geçenler arasında da
Allah'ın âdeti böyle idi. Allah'ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir
kaderdir.
39. O peygamberler ki Allah'ın
gönderdiği emirleri duyururlar, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden
korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah (herkese) yeter.
40. Muhammed, sizin erkeklerinizden
hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin
sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
41. Ey inananlar! Allah'ı çokça
zikredin.
42. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin.
Sabah-akşam bütün vakitleri içine
almaktadır. Tesbih ve zikir, öncelikle “Sübhanellah”, “Elhamdülillah”, “La
ilahe illallah”, “Allahüekber” ve “La havle vela kuvvete illa
billahi’l-aliyyi’l-azim” ifadeleriyle yapılır.
43. Sizi karanlıklardan aydınlığa
çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen O'dur. Melekleri de size istiğfar
eder. Allah, müminlere karşı çok merhametlidir.
44. Kendisine kavuştukları gün, Allah'ın
onlara iltifatı, "selâm" dır. Allah onlara çok değerli mükâfat
hazırlamıştır.
45. Ey Peygamber! Biz seni hakikaten
bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
46. Allah'ın izniyle, bir davetçi ve
nûr saçan bir kandil olarak (gönderdik).
47. Allah'tan büyük bir lütfa
ereceklerini müminlere müjdele.
48. Kâfirlere ve münafıklara boyun
eğme. Onların eziyetlerine aldırma. Allah'a güvenip dayan, vekîl ve destek
olarak Allah yeter.
49. Ey iman edenler! Mümin kadınları
nikâhlayıp da, henüz zifafa girmeden onları boşarsanız, onları sayacağınız bir
iddet süresince bekletme hakkınız yoktur. O halde onları (bir bağışla) memnun
edin ve onları güzel bir şekilde serbest bırakın.
Zifaftan önce boşanan kadına, önceden
tayin edilmiş bir mehir varsa onun yarısı verilir. Yoksa bağış yapılır. Bu
bağışın belli bir miktarı yoktur. Bu şekilde boşanmış kadın iddet beklemeden
evlenebilir.
50. Ey Peygamber! Mehirlerini
verdiğin hanımlarını, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında
bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç
eden kızlarını sana helâl kıldık. Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği
takdirde, kendisini peygambere hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil,
sırf sana mahsus olmak üzere (helâl kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve
ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı
biliriz. (Bu hususta ne yapmaları lâzım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana
bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
Nisa suresinin üçüncü ayetinde dörtten
fazla evlenmeye izin verilmediği halde, bu ayette Resulullah’ın dörtten fazla
hanımla evlenmesine müsaade edilmiştir. Resulullah’a has olan bu müsaadenin
hukuki, ictimai, siyasi ve eğitimle ilgili sebepleri vardır.
Hz.
Peygamber dışındaki müminlere verilen birden fazla evlilik izni ve bunun
sınırları hakkında bak. Nisa 4/3’ün açıklaması.
51. Onlardan dilediğini geriye
bırakır, dilediğini de yanına alırsın. Boşadığın hanımlarından arzu ettiğini
tekrar yanına almanda, senin üzerine bir günah yoktur. Böyle yapman onların
mutlu olmalarına, üzülmemelerine ve hepsinin, senin verdiklerine razı
olmalarına daha uygundur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah hakkıyle
bilendir, halîmdir.
28 ve 29. Ayetlerde Resulullah (s.a.)ın
hanımlarına onunla birlikte kalmak veya ayrılmak şıklarından birini seçmeleri
teklif edilmiş, onları Resulullah ile birlikte kalmaya tercih etmişlerdi. Bu
ayette de aynı seçim hakkı Resulullah’a verilmiş, o da hanımlarından ayrılmamayı
uygun bulmuştur.
52. Bundan sonra artık başka
kadınlarla evlenmen, elinin altında bulunan cariyeler hariç, güzellikleri
hoşuna gitse bile, bunların yerine başka hanımlar alman sana helâl değildir.
Allah her şeyi gözetler.
53. Ey iman edenler! Siz zamanını
gözetlemeksizin, bir yemeğe davet edilmedikçe, Peygamber'in evlerine girmeyin.
Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete
dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber'i üzmekte, fakat o (size bunu
söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber'in
hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin
kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin
Allah'ın Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız
asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük (bir günah) tır.
Bu ayet, Hz. Peygamber’in evine yemekten
önce gelen, yemek hazır oluncaya kadar bekleyen, yemekten sonra da kalkıp
gitmeyenler hakkında nazil olmuştur. Ayet-i kerime, müslümanların Resulullah’a
ve hane-i saadete karşı nasıl davranacaklarını, birbirlerine karşı nasıl
muamele edeceklerini bildirmektedir. Buna göre bir kimsenin başkasını rahatsız
etmemesi, evinde huzur ve istirahatını bozmaması, davet edildiğinde bildirilen
zamandan önce gitmemesi, yemekten sonra fazla oturmaması gerekmektedir.
54. Bir şeyi açığa vursanız da,
gizleseniz de şüphe yok ki Allah, her şeyi gayet iyi bilmektedir.
Peygamber hanımlarına hitaben perde
arkasından konuşmayı emreden ayet inince, onların yakın akrabaları “Biz de mi
perde arkasından konuşacağı?” diye sordular. Bunun üzerine şu ayet indi:
55. Onlara (Peygamber'in
hanımlarına), babaları, oğulları, kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kız
kardeşlerinin oğulları, kadınları (mümin kadınlar) ve ellerinin altında bulunan
câriyelerinden dolayı bir günah yoktur. (Ey Peygamber hanımları!) Allah'tan
korkun; şüphesiz Allah, her şeye şahittir.
56. Allah ve melekleri, Peygamber'e
çok salevât getirirler. Ey müminler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir
teslimiyetle selam verin.
Allah’ın salevatı, rahmet etmek ve
kulunun şanını yüceltmektir. Meleklerin salevatı, Peygamber’in şanını
yüceltmek, müminlere bağış dilemek anlamınadır. Müminlerin salatı ise, dua
anlamına gelmektedir. Allah bütün müminlere, peygamberlerine salat ve selam
getirmelerini emretmekte ve ona saygı göstermelerini istemektedir. “Allahümme
salli ala Muhammedin” demek salat, “Esselamü aleyke eyyühe’n-nebiyyü” demek
selamdır. Peygamberimizden rivayet edilen çok sayıda salevat-ı şerife vardır.
Bunları okumak, mümkün olduğu kadar çok salat ve selam getirmek, Peygamber’in
sevgisini celbeder, şefaatine sebep olur.
57. Allah ve Resûlünü incitenlere
Allah, dünyada ve ahirette lânet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap
hazırlamıştır.
Bunların, özellikle, “Uzeyr Allah’ın
oğludur, Allah’ın eli bağlıdır, Allah fakir, biz zenginiz” diyen yahudiler;
“Mesih, Allah’ın oğludur, o üçün üçüncüsüdür” diyen hıristiyanlar; “Melekler,
Allah’ın kızlarıdır, putlar onun ortaklarıdır” diyen müşrikler olduğu
söylenmiştir.
58. Mümin erkeklere ve mümin
kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira
ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
59. Ey Peygamber! Hanımlarına,
kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman)
dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi
için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
60. Andolsun, iki yüzlüler,
kalplerinde hastalık bulunanlar (fuhuş düşüncesi taşıyanlar), şehirde kötü
haber yayanlar (bu hallerinden) vazgeçmezlerse, seni onlara musallat ederiz
(onlarla savaşmanı ve onları şehirden sürüp çıkarmanı sana emrederiz); sonra
orada, senin yanında ancak az bir zaman kalabilirler.
61. Hepsi de lânetlenmiş olarak
nerede ele geçirilirlerse, yakalanır ve mutlaka öldürülürler.
62. Allah'ın önceden geçenler
hakkındaki kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.
63. İnsanlar sana kıyametin zamanını
soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı
yakındır.
64. Şu muhakkak ki, Allah kâfirleri
rahmetinden kovmuş ve onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır.
65. (Onlar) orada ebedî olarak
kalacaklar, (kendilerini koruyacak) ne bir dost ne de bir yardımcı
bulacaklardır.
66. Yüzleri ateşte evrilip
çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke Allah'a itaat etseydik, Peygamber'e de itaat
etseydik! derler.
67. Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve
büyüklerimize uyduk da onlar bizi yolda saptırdılar, derler.
68. Rabbimiz! Onlara iki kat azap
ver ve onları büyük bir lânetle rahmetinden kov.
69. Ey iman edenler! Siz de Musa'ya
eziyet edenler gibi olmayın. Nihayet Allah onu, dedikleri şeyden temize
çıkardı. O, Allah yanında şerefli idi.
Hz. Musa’nın, kavmiyle birlikte soyunup
yıkanmadığını görenler, uzvi bir hastalığı olduğunu söyleyerek onu incittiler.
Bir gün Hz. Musa tek başına yıkanırken elbisesini bir taşın üstüne koymuştu.
Giyinmek için gelince, taş elbise ile hareket edip kavminin yanına geldi.
Böylece onda bir hastalık olmadığını gördüler. Bu iddialarının asılsızlığı,
kendi şehadetleriyle ortaya çıkarıldı.
Hz.
Peygamber de bir ganimet taksimi esnasında münasebetsiz bir itirazla
karşılaşmıştı. Ayet bu tür eziyetlere işaret ederek müminleri uyarmaktadır.
70. Ey iman edenler! Allah'tan
korkun ve doğru söz söyleyin.
71. (Böyle davranırsanız) Allah
işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. Kim Allah ve Resûlüne itaat
ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.
72. Biz emaneti, göklere, yere ve
dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan)
korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.
İnsana yüklenen emanet, işlenmesinde
sevab, terkinde ikab olan ibadet ve davranışlarla, akıl ve düşünce
kabileyetidir. Kulluk ve akıl emanetine riayet edilmezse, zulüm ve bilgisizliğe
sapılmış olur. Bu emaneti vermekle Allah, insanı teklifleriyle sorumlu tutmuş
ve böylece onu imtihan etmiştir.
73. (Allah bu emaneti insana vermek
sûretiyle), münafık erkeklere ve münafık kadınlara, müşrik erkeklere ve müşrik
kadınlara azap edecek, inanan erkeklerin ve inanan kadınların da tevbesini
kabul buyuracaktır. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
Şirk, iman ve amel hususunda Allah’a
ortak koşmak demektir. Bunu yapana da müşrik denir.