SAYFA   581                          

O

O

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

عَمَّ يَتَسَاءَلُونَ (1) عَنْ النَّبَإِ الْعَظِيمِ (2) الَّذِي هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ (3) كَلَّا سَيَعْلَمُونَ (4) ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ (5) أَلَمْ نَجْعَلْ الْأَرْضَ مِهَادًا (6) وَالْجِبَالَ أَوْتَادًا (7) وَخَلَقْنَاكُمْ أَزْوَاجًا (8) وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا (9) وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ لِبَاسًا (10) وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًا (11) وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا (12) وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا (13) وَأَنزَلْنَا مِنْ الْمُعْصِرَاتِ مَاءً ثَجَّاجًا (14) لِنُخْرِجَ بِهِ حَبًّا وَنَبَاتًا (15) وَجَنَّاتٍ أَلْفَافًا (16) إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ مِيقَاتًا (17) يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا (18) وَفُتِحَتْ السَّمَاءُ فَكَانَتْ أَبْوَابًا (19) وَسُيِّرَتْ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا (20) إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا (21) لِلْطَّاغِينَ مَآبًا (22) لَابِثِينَ فِيهَا أَحْقَابًا (23) لَا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا (24) إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا (25) جَزَاءً وِفَاقًا (26) إِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَابًا (27) وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كِذَّابًا (28) وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا (29) فَذُوقُوا فَلَنْ نَزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا (30)

 

 

78- en-NEBE’ SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 40 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Birbirlerine ne hakkında soruyorlar?

2) O büyük haberden mi?

3) Ki onun hakkında anlaşmazlık içindedirler.

4) Hayır, hayır; yakında bileceklerdir.

5) Yine hayır, hayır; yakında bileceklerdir.

6) Biz, yapmadık mı yeryüzünü bir beşik,

7) Dağları da birer kazık?

8) Sizi çift çift yarattık.

9) Uykunuzu bir dinlenme yaptık.

10) Geceyi bir elbise yaptık.

11) Gündüzü de bir geçim vakti kıldık.

12) Üstünüze yedi sapasağlam bina ettik;

13) Parıldadıkça parıldayan bir kandil yaptık. 

14) Sıkıştırılanlardan şarıl şarıl bir su indirdik.

15) Onunla tane ve bitki çıkaralım diye.

16) Sarmaş dolaş bahçeler.

17) Şüphesiz ayırdetme günü, belirlenmiş bir vakittir.

18) Sur’a üfürüleceği gün siz bölük bölük geleceksiniz.

19) Gök açılır, kapı kapı olur.

20) Dağlar yürütülür, seraba dönüşür.

21) Şüphesiz ki cehennem bir gözetleme yeridir.

22) Azgınların dönüş yeridir.

23) Devirler boyunca orada kalacaklardır.

24) Orada bir serinlik de tatmazlar; içilecek bir şey de.

25) Ancak kaynar bir su ve irin.

26) Uygun bir ceza olarak.

27) Doğrusu onlar, hiçbir hesab ummuyorlardı.

28) Ayetlerimizi de yalanladıkça yalanlıyorlardı.

29) Biz ise herşeyi yazıp saymışızdır.

30) “Şimdi tadın, size işkenceden başka bir şey artırmaya-cağız.”

 

 

O

 

O

1) Müşrik ve inkârcılar birbirlerine bu kadar sık hangi şeyi soruyorlar ve gereksiz yere neyi konuşuyorlar onu size haber vereyim mi?

2) Onlar hiçbir delile dayanmaksızın Muhammed’in getirdiği ve ilan ettiği büyük bir haber olan Allah’a inanma, sadece O’na ibadet etme, putların terkedilmesi gerektiği, helaller ve haramlar, öldükten sonra dirilme, cennet ve cehennem hakkında tartışıyorlar. 

3) Esasen onlar bu konuda ihtilaf içerisindedirler. Kimisi tamamen inkâr ederken, kimisi bunların doğru olabileceğini iddia etmektedirler.

4) Onlar bu görüşlerinden vazgeçsinler. Kıyameti ve azabı gözleriyle gördükleri zaman bunun gerçek olduğunu anlayacaklardır. 

5) Onlar takındıkları bu tavırdan vazgeçsinler. Yoksa başlarına gelecek azabı ve cezayı yakında öğrenecekler. Ama ne faydası olacak? Ahirette gerçekleri bilmiş olmalarının, cehennemde azaplarını artırmaktan başka bir faydası olmaz. Mü’minler de bileceklerdir.

6) Biz üzerinde yerleşmeniz ve çeşit çeşit ürünlerinden faydalanmanız için yeryüzünü size bir döşek ve yaygı haline getirmedik mi?

7) Yeryüzünün dengesinin muhafaza edilmesi, sabit tutulması ve sarsılmamanız için dağları da adeta birer kazık yapmadık mı?

8) Birbirinizi teskin edip huzura kavuşmanız ve üreme yoluyla hayatın devam etmesi için sizi erkekli dişili, güzel çirkin olarak yarattık.

9) Uykuyu, yorucu çalışmalardan uzaklaşma vesilesi kılarak bedenleriniz için bir dinlenme vasıtası kıldık. Uyku adeta ölüm gibidir.

10) Geceyi karanlığıyla sizi örten, düşmanlarınızdan gizleyen, huzur ve sükunet bulmanız için dinlendiren adeta bir elbise kıldık.

11) Gündüzü de geçiminizi sağlamanız ve rahat bir şekilde yolculuk yapmanız için bir vesile kıldık, geçim sağlama zamanı yaptık.

12) Üzerinizde sağlam ve eşsiz yaratılmış, geniş olup direksiz duran, yıldız ve gezegenlerle süslü yedi kat, yedi tabaka gök bina ettik.

13) Gökyüzünde parıldayan, her tarafa aydınlık veren, ısı yayan ve adeta bir kandil gibi olan güneşi sizin menfaatiniz için yarattık.

14) Yoğunlaştırılmış bir haldeki bulutlardan yeryüzüne sizin için bardaktan boşalırcasına şiddetli ve bol bol akıp dökülen yağmur indirdik.

15) Bu yağmurla insan ve hayvanlara gıda olması için çeşit çeşit taneler, bitkiler ve ekinler çıkaralım diye onu rahmetimizle indirdik.

16) Ağaçlarının birbirine yakınlığı ve dallarının çokluğundan dolayı birbirine girmiş bağ ve bahçeleri yetiştirelim diye yağmuru indirdik. Bütün bunları yoktan var eden Allah elbetteki insanı öldükten sonra da diriltebilir. O’nun herşeye gücü yeter. Kur’an’a iman edin!

17) Şüphe yok ki Allah’ın mahlukatı hakkında hüküm verip suçlularla suçsuzları ayırdedeceği gün önceden belirlenmiş bir vakittir.

18) İsrafil tarafından Sur’un üfürüleceği o günde, siz de hemen kabirlerinizden bölük bölük çıkarılır mahşer meydanına gelirsiniz.

19) Meleklerin inmesiyle Allah korkusundan gökler, hiçbir kusuru olmadığı halde her taraftan yarılır, kapılar gibi delikler, yollar ve boşluklar açılır.

20) Dağlar toz duman haline gelip yerlerinden savrulduktan sonra bakanın gözünde bir serap gibi olurlar. İnsanlar onu uzaktan su gibi görürler.

21) Şüphesiz cehennem içinde ebedi kalacak müşrikleri ve oradan geçip cennete gidecek olan mü’minleri sabırsızlıkla bekleyip gözetlemektedir.

22) Cehennem azgın suçluların, müşrik, kâfir, münafık ve mürtedlerin dönüp girecekleri ve ebedi bir şekilde kalacakları barınaklarıdır.

23) Müşrik ve kâfirler, cehennemde asırlar ve kesintisi olmayan sonsuz devirler boyunca ebedi olarak azap içerisinde kalacaklardır.

24) Müşrik ve kâfirler, orada ateşin sıcaklığını onlardan hafifletecek bir soğukluk ve susuzluklarını giderecek bir içecek tatmazlar.

25) Ancak boğazlarını ve karınlarını kavuran son derece kaynar bir su ve cehennem ehlinin derilerinden akan irin ve cerahatleri tadarlar.

26) Dünyada iken yaptıkları amellerine, inkâr ve isyanlarına uygun bir ceza olarak biz onları bununla cezalandırırız.

27) Çünkü onlar dünyada iken yaptıklarından dolayı hesaba çekileceklerini ve cehennemde azap göreceklerini ummuyorlardı.

28) Nebi ve rasulleri vasıtasıyla kendilerine indirdiğimiz apaçık ayetleri yalanladıkça yalanlıyor, küfürlerinde bile bile ısrar ediyorlardı.

29) Biz  ise herşeyi, onların işledikleri bütün suçları Levh-i Mahfuz’da zaptettik ve yanımızda muhafaza ettik. Ondan hiçbir şey kaybolmaz.

30) Onlar azaptan kurtulmak için Allah’tan yardım isterler. Allah onlara şöyle cevap verir: “Ey kafirler topluluğu! Şimdi tadın şu azabı! Biz, sizin yardım talebinize karşılık suçlarınızdan dolayı size azabımızı kat kat artırmaktan başka bir şey yapmayız.”

SAYFA    582                           

O

O

 

إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا (31) حَدَائِقَ وَأَعْنَابًا (32) وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا (33) وَكَأْسًا دِهَاقًا (34) لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّابًا (35) جَزَاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَاءً حِسَابًا (36) رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الرَّحْمَانِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا (37) يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلَائِكَةُ صَفًّا لَا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَانُ وَقَالَ صَوَابًا (38) ذَلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ إِلَى رَبِّهِ مَآبًا (39) إِنَّا أَنذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَالَيْتَنِي كُنتُ تُرَابًا (40)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا (1) وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا (2) وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا (3) فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا (4) فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا (5) يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ (6) تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ (7) قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ (8) أَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ (9) يَقُولُونَ أَئِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِ (10) أَئِذَا كُنَّا عِظَامًا نَخِرَةً (11) قَالُوا تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ (12) فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ (13) فَإِذَا هُمْ بِالسَّاهِرَةِ (14)

 

 

31) Şüphe yok ki muttakiler için bir kurtuluş vardır.

32) Bahçeler ve üzüm bağları da.

33) Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar.

34) Dolu dolu kadehler de.

35) Orada boş bir söz de işitmezler, yalan bir söz de.

36) Rabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olmak üzere.

37) Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi Rahman’dan. O’na hitabetmeye güç yetiremezler.

38) O gün Ruh ve melekler saflar halinde ayakta dura-caklardır. Rahman’ın izin verdiği dışında kimse konu-şamaz. O da doğruyu söyleyecektir.

39) İşte bu, hak gündür. Şu halde dileyen Rabbine bir yol edinsin.

40) Biz gerçekten sizi yakın bir azap ile uyardık. Kişi-nin kendi ellerinin önceden yaptıklarına bakacağı gün kâfir de: “Ah, keşke toprak oluverseydim.” diyecek.

 

79- en-NAZİAT SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 46 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun söküp çıkaranlara;

2) Yumuşacık çekip alanlara;

3) Yüzdükçe yüzenlere;

4) Yarış edercesine koşanlara;

5) İş yönetenlere:

6) O sarsıntının sarsacağı gün.

7) Arkasından onu artçı şok izleyecek.

8) O gün kalpler titrer.

9) Gözleri korkuludur.

10) “Biz mi çukurdan döndürüleceğiz?” derler.

11) “Çürümüş, dağılmış kemikler olduktan sonra mı?”

12) “Öyle ise bu zararına bir dönüştür.” derler.

13) Oysa o, yalnızca tek bir haykırıştır.

14) Birden, toprağın üzerinde uyanmıştırlar.

 

 

O

 

O

31) Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olup, emirlerini yerine getiren ve yasaklarından sakınanlar için cehennemden kurtuluş vardır.

32) Onlar için cennette, canlarının arzu ettiği güzel üzüm bağları ve çeşit çeşit meyvelerin ve ağaçların bulunduğu bahçeler vardır.

33) Onlar için, göğüsleri yeni çıkarak tomurcuk gibi kabarmış, bakire, uyumlu, güzellik ve yaşça aynı seviyede, harika, akran kızlar vardır.

34) Onlar için sarhoşluk vermeyen, içi saf şarap dolu, ard arda dökülen kadehler, kâseler vardır. Orada mutluluktan kadeh tokuştururlar.

35) Onlar cennette boş ve günaha girdirecek bir söz, saçmalama ve yalan söz işitmezler. Orası rahatlık, sevinç ve saadet yurdudur.

36) Allah kendisinden bir lütuf ve ihsan olmak üzere salih amellerine uygun olarak onlara yeterli ve değerli mükâfaatları vermiştir.

37) Bu mükâfaat ve bağış, yedi kat göklerin, yedi kat yerlerin ve içerisindekilerin Rabbi, sahibi, efendisi, terbiye edicisi, mü’min ve kâfirlere dünyada merhamet eden, onları nimetiyle rızıklandıran Rahman olan Allah’ın ahirette sadece mü’min kullarına olan lütfudur. Allah’ın huzurunda kimsenin itiraz etmeye, izin vermedikçe kimseye şefaat etmeye, hatta söz söylemeye bile hakkı, cesareti, gücü yoktur.

38) Bu korkunç günde, insanlar, tüm yaratıklar, Cibril ve melekler Allah’ın azametinden korkarak saygı ile saf saf ayakta dururlar. Rahman olan Allah’ın izin verdiği kimselerden başkası konuşamaz, izinle konuşan melekler, rasuller ve mü’minler de doğruyu, hakkı, adaleti söyler.

39) Bu büyük gün, gerçekleşmesi kesin ve mutlak olan bir gündür. Kim kendisini Rabbinin rahmeti olan cennete götürecek bir yol edinmek istiyorsa Muhammed’e ve getirdiği Kur’an ve sahih sünnete bağlansın, hayatını buna göre düzenlesin. Başka yollara uymasın.

40) Ey öldükten sonra dirilişi inkâr edenler! Biz sizi, meydana gelmesi yakın olan ahiret azabıyla uyarıp korkuttuk. O gün insan dünyada iken yaptıkları tüm amelleri karşısında bulur, hiçbir şeyi inkâr edemez. Mü’min, güzel amelleri için Allah’tan sevap umar, kötü amellerinin de cezasından korkar. Kâfir ise şöyle der: “Keşke bugün ben de hayvanlar gibi hakları birbirlerinden alındıktan sonra toprak olsaydım.”

NAZİAT SURESİ

Allah kıyametin, öldükten sonra dirilmenin, hesap ve cezanın hak olduğuna dair, kadir ve kıymetlerinden dolayı itaatkâr kulları olan meleklere yemin ediyor. Bu ayetlerde yemin edilen şeyler Mücahid’e göre ölüm, Katade’ye göre ise yıldızlardır.

1) Kâfirlerin ruhlarını cesetlerinden, parmak uçlarından, tırnaklarından ve saçlarından birçok budağı olan demir şişin yaş yünden çekilip çıkarıldığı gibi şiddetle çekip çıkaran, suda boğulan kimsenin durumu gibi canları alan işkence meleklerine andolsun!

2) Mü’minlerin ruhlarını ise kolaylıkla ve yumuşaklıkla, hamurdan kıl çeker gibi  nezaketle çıkaran rahmet meleklerine andolsun!

3) Allah’ın emri ve vahyi ile, O’nun emrini uygulamak için suda yüzen balıklar gibi gökten hızla inen temiz meleklere andolsun!

4) Mü’minlerin ruhlarını, ebediyet diyarı ile müjdelemek ve nimetlendirmek için yarışarak en önde cennete götüren meleklere andolsun!

5) Allah’ın emri ve iradesiyle kâinatın bütün işlerini yürütmele görevli meleklere andolsun ki öldükten sonra diriliş haktır!

6) İsrafil adlı melek tarafından birinci Sur’a üfürüldüğü gün her şey o esnada sarsılır ve sallanır, böylece Kıyametin kopuşu başlamış olur.

7) Onu, Sur’a ikinci defa üfürüş takibeder. Bunda da insanlar otların yerden bittiği gibi kabirlerinden kalkarak mahşerde toplanırlar.

8) O korkunç günde kâfirlerin kalpleri titrer, göğüslerinden çıkacak gibi olur. Amellerinin kötülüğü sebebiyle korkak, endişeli ve ürkektirler.

9) Onların gözleri üzüntü ve korkudan zelil bir halde donakalmıştır. Beklentilerine kavuşamadıklarından dolayı hayal kırıklığı içindedirler.

10) Kâfirler dediler ki: “Ölüp kabir çukurunda yok olduktan sonra tekrar diriler haline gelip sonra da cehenneme mi gireceğiz?!”

11) “Biz çürümüş, ufalanmış, içinden rüzgar geçtiğinde ses çıkaran içi boş kemikler haline geldiğimiz zaman mı yeniden dirileceğiz?!”

12) Onlar öldükten sonra dirilmeyi alaya alarak derler ki: “Eğer bu dönüş doğru ise biz o zaman kaybettik. Çünkü biz onu yalanlıyoruz.”

13) Öldükten sonra dirilme ve mahşerde toplanma olayı Sur’a ikinci kez seslenişle başlar. Bu çığlık ve üfleme bir defa olur, tekrarlanmaz.

14) Bütün yaratıklar, yerin altında iken bu sesi duyarlar ve aniden yeryüzüne çıkıverirler, parlak, düz ve beyaz bir yerde toplanırlar.

 

SAYFA       583                            

O

O

 

هَلْ أتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى (15) إِذْ نَادَاهُ رَبُّهُ بِالْوَادِي الْمُقَدَّسِ طُوًى (16) اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى (17) فَقُلْ هَلْ لَكَ إِلَى أَنْ تَزَكَّى (18) وَأَهْدِيَكَ إِلَى رَبِّكَ فَتَخْشَى (19) فَأَرَاهُ الْآيَةَ الْكُبْرَى (20) فَكَذَّبَ وَعَصَى (21) ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَى (22) فَحَشَرَ فَنَادَى (23) فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمْ الْأَعْلَى (24) فَأَخَذَهُ اللَّهُ نَكَالَ الْآخِرَةِ وَالْأُولَى (25) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِمَنْ يَخْشَى (26) أَأَنْتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمْ السَّمَاءُ بَنَاهَا (27) رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا (28) وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا (29) وَالْأَرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ دَحَاهَا (30) أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءَهَا وَمَرْعَاهَا (31) وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا (32) مَتَاعًا لَكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ (33) فَإِذَا جَاءَتْ الطَّامَّةُ الْكُبْرَى (34) يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الْإِنسَانُ مَا سَعَى (35) وَبُرِّزَتْ الْجَحِيمُ لِمَنْ يَرَى (36) فَأَمَّا مَنْ طَغَى (37) وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا (38) فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَى (39) وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ وَنَهَى النَّفْسَ عَنْ الْهَوَى (40) فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى (41) يَسْأَلُونَكَ عَنْ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا (42) فِيمَ أَنْتَ مِنْ ذِكْرَاهَا (43) إِلَى رَبِّكَ مُنتَهَاهَا (44) إِنَّمَا أَنْتَ مُنذِرُ مَنْ يَخْشَاهَا (45) كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَاهَا (46)

 

 

15) Musa’nın haberi sana geldi mi?

16) Hani Rabbi mukaddes vadi Tuva’da ona seslenmişti:

17) “Firavun’a git. Çünkü o, çok azdı.”

18) De ki: “Arınmak istiyor musun?”

19) “Seni Rabbine ileteyim de böylece korkasın.”

20) Derken ona en büyük âyeti gösterdi.

21) Hemen yalanladı ve isyan etti.

22) Sonra da yüz çevirip gitti.

23) Arkasından toplayıp seslendi:

24) “Sizin en yüce Rabbiniz benim.” dedi.

25) Allah, ahiret ve dünya azabıyla yakaladı onu.

26) Şüphesiz bunda korkan kimse için bir ibret vardır.

27) Yaratmak bakımından siz mi daha zorsunuz yoksa gök mü? Onu bina etti.

28) Boyunu yükseltti, onu düzenledi.

29) Gecesini kararttı, kuşluğunu da çıkarttı.

30) Bundan sonra da yeryüzünü yayıp döşedi.

31) Ondan suyunu ve otlağını çıkardı.

32) Dağları da sapasağlam ona dikti.

33) Size ve hayvanlarınıza faydalı olmak üzere.

34) Fakat o, batıran en büyük bela geldiğinde...

35) O gün insan, neye çaba harcadığını anlar.

36) Ve görebilenler için cehennem sergilenir.

37) Artık kim azmışsa.

38) Ve dünya hayatını tercih etmişse.

39) Şüphesiz cehennem varılacak yerin kendisidir.

40) Kim Rabbinin makamından korkmuş ve nefsi heva-dan sakındırmışsa.

41) Şüphesiz cennet varılacak yerin kendisidir.

42) Sana saatin ne zaman demir atacağını soruyorlar.

43) Sen nerede, onu bilmek nerede!

44) Nihai bilgisi ancak Rabbine aittir.

45) Sen ancak ondan korkacakları korkutursun.

46) Onu gördükleri gün, sanki bir akşam veya kuşluk vak-tinden fazla kalmamış gibi olur onlar.

 

 

 

 

O

 

O

15) Ey Muhammed! İsrailoğullarına gönderilen İmran oğlu Musa’nın kıssasıyla ilgili doğru haberler sana geldi mi, ulaştı mı, duydun mu?

16) Hani bir zamanlar Rabbi Tur-i Sina dağında Tuva denilen iki defa kutsallaştırılan, mübarek ve temiz vadide onunla şöyle konuşmuştu:

17) “Yere yalınayak bas. Kibirlenen, ilahlık taslayan, isyan eden, azgın Firavun’a git. Çünkü o, zulüm ve azgınlık yaparak haddi aştı.

18) “Ona de ki: “Sen, zulüm ve isyan pisliğinden, küfür, şirk ve azgınlık kirinden temizlenip, arınıp müslüman olmak istiyor musun?”

19) “Rabb’ini tanıma ve O’na itaata giden yolu sana göstereyim de böylece O’ndan ürpererek ve titreyerek korkup azabından sakınasın.”

20) Firavun Musa’dan ayet, mucize göstermesini istedi. Musa ona bıraktığında hızla giden bir yılana dönüşüveren asa mucizesini gösterdi.

21) Firavun aşırı kibrinden ve inatçılığından dolayı bu büyük mucizeyi kabul etmeyip yalanladı, baş kaldırdı, sihir olarak niteledi.

22) Sonra yılandan korkarak mağlup bir vaziyette arkasına dönüp süratli bir şekilde kaçtı. Musa’nın getirdiklerini iptal için çalışmaya koyuldu.

23) Firavun toplanma borusunu çaldı, sihirbazlarını, askerlerini ve adamlarını acele topladı ve onlara kibirli bir şekilde şöyle seslendi:

24) “Ben sizin en yüce Rabbinizim, benim mülkümde kimsenin ortağı yoktur, kimse kanun koyamaz, otorite yalnız bana aittir.”dedi.

25) Allah, ilahlık ve rablık taslayıcı sözlerinden dolayı onu dünyada suda boğmakla, ahirette de can yakıcı cehennem ateşiyle cezalandırdı.

26) Firavun’un azgınlığı sonucu aldığı cezayı anlatan bu kıssada Allah’ın azabından ürpererek korkan kimseler için bir nasihat, öğüt ve ibret vardır. Allah bu kıssayı Mekke müşriklerinin baskıları sonucu bunalan mü’minleri teselli etmek, Mekke’li ve diğer azgın kâfirlere, tevbe etmedikleri takdirde kendi akibetlerinin de Firavun’un feci akibeti gibi olacağını hatırlatmak amacıyla indirmiştir.

27) Ey kâfirler! Sizi yaratmak ve diriltmek mi daha zordur, yoksa muazzam gökleri yaratmak mı?Allah göğün tavanını direksiz olarak yükseltti.

28) Allah, göğün tabakalarını yüksek yapılı, sağlam, geniş sahalı ve etrafı düzgün olarak yarattı. Gökte bir yarık ve çatlak bulamazsınız.

29) Allah, o gökte görülen geceyi uyumanız için zifiri karanlık, gündüzünü de maişet temin etmeniz için apaydınlık yaptı.

30) Allah, bitkilerin yetişmesi ve hazırlanması için yeryüzünü yaydı, elips biçiminde yuvarlatttı ve insanların oturması için hazırladı.

31) Allah, yeryüzünden fışkıran su kaynakları çıkarttı ve ondan insanların ve hayvanların yediği bitkileri, otları ve meraları yetiştirdi.

32) Allah, yeryüzü üzerindekileri sabit tutup sarsmasın diye dağları yeryüzüne yerleştirdi ve onları kazıklar gibi kıldı.

33) Allah bütün bunları kulların yararı, amaçlarının gerçekleşmesi ve hayvanlarının hayatını temin için yaratmıştır.

34) Dehşetiyle her şeyi kaplayan, bütün felaket ve musibetlere baskın gelen Kıyamet anı geldiği, hesap için insanlar toplandığı zaman...

35) O gün insan hayır ve şer neyi yapmışsa hatırlar ve karşılığını görmesi için amellerinin yazıldığı sahifede onları toplu olarak bulur.

36) Cehennem, bakanlar için apaçık olarak ortaya çıkarılır. Onu dünyadayken yalanlayanların pişmanlıkları bir fayda vermez.

37) Artık kim bile bile hakkı inkâr eder, bile bile günahta ısrar eder, direnir, şirk, küfür ve isyanda haddi aşarsa.

38) Geçici olan bu dünya hayatını, ebedi olan ahiret hayatına tercih eder, haram işler, ahiret için hazırlık yapmazsa.

39) Cehennem bu kimsenin evi ve meskenidir. Cehennem’den başka meskeni ve barınağı yoktur. Orada ebedi bir şekilde kalacaktır.

40) Kim Rabbinin büyüklüğünden, O’nun huzurunda hesap vermekten korkar ve kendisini helake götürecek şehevi arzulardan alıkoyarsa...

41) Şüphesiz böyle kimsenin  evi ve meskeni, dönüp varacağı ve sığınacağı yer, ebedi nimet ve sevinç yurdu olan yemyeşil cennettir.

42) Ey Muhammed! Öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden müşrikler sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar.

43) Sen onun ne zaman olacağını bilmiyorsun ki onlara bu konuda bilgi veresin.

44) Onun vaktini Allah’tan başka kimse kesin olarak bilemez. Allah bu konuda kimseye bilgi vermemiştir. Bu gaybi bir hadisedir.

45) Senin görevin insanları uyarmak ve Allah’ın azabıyla korkutmaktır. Rahman olan Allah’ın ayetleri ancak bu kimselere fayda verir.

46) Kâfirler kıyametin dehşetini gördükleri gün sanki dünyada bir günün akşamı veya kuşluk vaktinden fazla kalmadıklarını zannedecekler.

SAYFA         584                      

O

O

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

عَبَسَ وَتَوَلَّى (1) أَنْ جَاءَهُ الْأَعْمَى (2) وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّى (3) أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرَى (4) أَمَّا مَنْ اسْتَغْنَى (5) فَأَنْتَ لَهُ تَصَدَّى (6) وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّى (7) وَأَمَّا مَنْ جَاءَكَ يَسْعَى (8) وَهُوَ يَخْشَى (9) فَأَنْتَ عَنْهُ تَلَهَّى (10) كَلَّا إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ (11) فَمَنْ شَاءَ ذَكَرَهُ (12) فِي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍ (13) مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍ (14) بِأَيْدِي سَفَرَةٍ (15) كِرَامٍ بَرَرَةٍ (16) قُتِلَ الْإِنْسَانُ مَا أَكْفَرَهُ (17) مِنْ أَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُ (18) مِنْ نُطْفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ (19) ثُمَّ السَّبِيلَ يَسَّرَهُ (20) ثُمَّ أَمَاتَهُ فَأَقْبَرَهُ (21) ثُمَّ إِذَا شَاءَ أَنْشَرَهُ (22) كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَا أَمَرَهُ (23) فَلْيَنْظُرْ الْإِنسَانُ إِلَى طَعَامِهِ (24) أَنَّا صَبَبْنَا الْمَاءَ صَبًّا (25) ثُمَّ شَقَقْنَا الْأَرْضَ شَقًّا (26) فَأَنْبَتْنَا فِيهَا حَبًّا (27) وَعِنَبًا وَقَضْبًا (28) وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا (29) وَحَدَائِقَ غُلْبًا (30) وَفَاكِهَةً وَأَبًّا (31) مَتَاعًا لَكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ (32) فَإِذَا جَاءَتْ الصَّاخَّةُ (33)

 

80- ABESE SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 42 ayettir.)

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Surat astı ve yüz çevirdi.

2) Kendisine o kör geldi diye.

3) Nerden biliyorsun; belki o, arınacaktı?

4) Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt ona fayda verecekti.

5) Kendini yeterli görene gelince;

6) Sen onunla ilgilendin.

7) Sana ne o arınmak istemiyorsa!

8) Ama sana çabucak gelip,

9) Titreyerek korkan kimseye gelince;

10) Sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun.

11) Hayır, hayır; gerçekte o, bir öğüttür.

12) Artık dileyen onunla ders alsın.

13) Çok şerefli sahifelerdedir.

14) Yüksek ve tertemiz.

15) Kâtiplerin ellerinde.

16) Saygındırlar, hayırlıdırlar.

17) Kahrolası insan, ne kadar da nankör!

18) Onu hangi şeyden yarattı.

19) Bir damla sudan yarattı da onu takdir etti.

20) Sonra ona yolu kolaylaştırdı.

21) Sonra onu öldürüp gömdü.

22) Sonra dilediği zaman onu diriltir.

23) Hayır, hayır; ona emrettiğini yerine getirmedi.

24) Öyleyse insan yediğine bir baksın.

25) Biz şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık.

26) Sonra yeri yardıkça yardık.

27) Böylece orada taneler bitirdik.

28) Üzümler, sebzeler.

29) Zeytinler, hurmalar.

30) Sık ve bol ağaçlı bahçeler.

31) Meyveler ve çayırlar.

32) Size ve hayvanlarınıza bir yarar olmak üzere.

33) Fakat o dehşetli gürültü geldiğinde.

 

 

O

 

O

 

1) (Muhammed) Kaşlarını çatıp yüzünü ekşiterek buruşturdu ve sorularına cevap vermeyerek ondan yüz çevirip Kureyş topluluğuna döndü.

2) Mekke’nin ileri gelenlerine tebliğ yaparken aniden yanına kör olan Abdullah İbni Ümmü Mektum geldi diye...

3) Ey Muhammed! Ne biliyorsun bu âmâ kimse, belki de senden alacağı ilim ve marifetle müslüman olup günahlarından arınacaktı.

4) Veya dinlediği şeylerden öğüt alacaktı da, senin vereceğin öğüt ona fayda sağlayacaktı. Dünya ve ahiret mutluluğunu elde edecekti.

5) Malı ve mevkii sebebiyle imandan yüz çeviren, ona ihtiyaç hissetmeyen, tenezzül bile etmeyen o kimseye gelince...

6) Sen İslam’a daha fazla faydalı olur ümidiyle ona yöneliyor, onunla ilgileniyor, onun irşadı ve ıslahına ihtimam gösteriyorsun.

7) Oysa onun isyan ve inkâr kirinden temizlenmemesinden sana bir vebal yoktur. Sana düşen sadece tebliğdir. Hidayet Allah’ın elindedir.

8) Ama hayrı talep ederek, faydalanmak amacıyla sana koşarak, can atarak gelen kimseye gelince...

9) Allah’ın azabından titreyerek korkup, emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınmak amacıyla sana gelen kimseye gelince...

10) Sen İslam’a girmeleri halinde müslümanlara faydalı olurlar ümidiyle zenginlerle ilgileniyor, onunla ilgilenmiyorsun.

11) Ey Muhammed! Sakın bundan sonra artık böyle bir şey yapma! Bu Kur’an akıl sahibi kimseler için bir öğüttür.

12) Allah’ın kullarından, kim dilerse Kur’an’la öğüt alır; onun irşad ve yönlendirmelerinden yararlanır, okuyup ders alır da hakkı bulur.

13) Bu nasihatler izzet ve celal sahibi Rabbin katındaki kıymetli sahifelerde, levh-i mahfuz’da yazılıdır. Şeytanın parazitlerinden uzaktır.

14) Yüksek tutulan, şerefli, saygıdeğer, tertemiz sahifelerdedir. Hiçkimsenin onu değiştirmeye gücü yetmez.

15) Bu sahifeler yazıcı meleklerin ellerindedir. Kur’an, Allah’ın korumasıyla korunmaktadır.

16) Cibril, Mikail ve İsrafil gibi değerli, kıymetli, faziletli, saygın, hayırlı, iyilik ve dürüstlük sembolü yazıcıların ellerindedir.

17) Allah’ın kendisine olan yaratma, rızık verme vb. fazlını inkar eden bu nankör kâfire lanet olsun, Allah onu kahretsin!

18) Bu kâfir acaba hangi şeyden yaratılmıştır? Sümüğe benzeyen, basit ve değersiz şeyden değil mi? O halde nasıl büyüklük taslar?

19) Allah insanı spermden kan pıhtısına, ondan bir et parçasına, ondan da yaratılışını ve oluşumunu tamamlayıncaya kadar et ve kemiğe safha safha getirdi. Ana rahminde iken ona ecelini, rızkını, amelini, bedbaht mı, bahtiyar mı olacağını takdir etti ve yazdı.

20) Sonra insana annesinin karnından çıkış yolunu, hayır ve şer yolunu kolaylaştırdı, bu yolları takib etme imkanını ona verdi.

21) Belli bir müddet yaşadıktan sonra insanı öldürdü ve saygınlığını korumak için onu toprağa gömdürdü. Orası onun kabridir.

22) Sonra onu hesaba çekmek ve amellerinin karşılığını vermek üzere dilediği vakit tekrar diriltir.

23) Hayır, doğrusu o kibirli, nankör ve kâfir insan Allah’ın emirlerini hiçbir zaman tam olarak yerine getirmedi. Kendisine yazık etti.

24) Bu gafil insan, yaşamak için gerekli olan yiyeceği temin konusunda Allah’ın ona olan fazlını, kolaylaştırmasını hatırlasın, unutmasın.

25) Kudretimizle sıkıştırılmış bulutlardan yağmuru gökten arka arkaya dökülerek inen damlalar halinde yeryüzüne indirdik.

26) Tohumu toprağa attıktan sonra güçlü ve faydalı bitkilerin çıkması için yeryüzünü güzel bir şekilde yardık.

27) Bitkilerle yarılan topraktan bu su ile insanların beslenecekleri ve gıda olarak stok edecekleri  çeşit çeşit hububatı çıkardık.

28) Lezzetli ve iştah açıcı üzümleri, maydonoz, ıspanak ve bakla gibi yaş olarak yenilen ve arka arkaya koparılıp devşirilen şeyleri bitirdik.

29) Yediğiniz, yağından istifade ettiğiniz aydınlanma ve sabun yapımında faydalandığınız zeytinleri, hurma ağaçlarını bitirdik.

30) Dalları birbirine girmiş, meyveleri olgunlaşmış sık ağaçlarla dolu bahçeler yarattık.

31) Renk, tad ve şekil bakımından çeşit çeşit meyveleri, hayvanların otladığı meraları ve çayırları yetiştirdik.

32) Bütün bunları sizin ve hayvanlarınızın menfaati ve geçimi için bitirdik. Bunları yapan Allah sizi öldükten sonra diriltmeye de kadirdir.

33) Şiddeti, dehşeti ve korkunç sesiyle kulakları sağır edecek olan, Kıyametin o gürültüsü geldiğinde. İsrafil Sur’a son kez üfürdüğünde...

SAYFA  585

O

O

 

يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ (34) وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ (35) وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ (36) لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ (37) وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُسْفِرَةٌ (38) ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌ (39) وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ (40) تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ (41) أُوْلَئِكَ هُمْ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ (42)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ (1) وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ (2) وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ (3) وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ (4) وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ (5) وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ (6) وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ (7) وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ (8) بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ (9) وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ (10) وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ (11) وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ (12) وَإِذَا الْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ (13) عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا أَحْضَرَتْ (14) فَلَا أُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ (15) الْجَوَارِي الْكُنَّسِ (16) وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ (17) وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ (18) إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ (19) ذِي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ (20)

 

 

34) Kişi o gün kardeşinden kaçar;

35) Annesinden ve babasından da;

36) Eşinden ve çocuklarından da;

37) O gün onlardan her birinin derdi başından aşkındır.

38) O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır.

39) Gülmektedir, sevinmektedir.

40) Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürü-müştür.

41) Bir karartı kaplamıştır.

42) İşte onlar, kafirlerin ve facirlerin ta kendileridir.

 

81- et-TEKVİR SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 29 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Güneş dürüldüğünde,

2) Yıldızlar döküldüğünde,

3) Dağlar yürütüldüğünde,

4) Doğumu yaklaşmış develer başıboş bırakıldığında,

5) Vahşi hayvanlar toplandığında,

6) Denizler tutuşturulduğunda,

7) Nefisler eşleştirildiğinde,

8) Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda:

9) “Hangi suçtan dolayı öldürüldü?”

10) Sahifeler açıldığında,

11) Gökyüzü söküldüğünde,

12) Cehennem kızıştırıldığında,

13) Cennet de yaklaştırıldığında,

14) Nefis, neyi getirdiğini bilir.

15) Artık hayır; yemin ederim sinip dönenlere,

16) Bir akış içinde yerini alanlara;

17) Andolsun kararmaya başladığında geceye,

18) Nefes almaya başladığında sabaha,

19) Şüphe yok ki o, çok şerefli bir elçinin sözüdür.

20) Bir güç sahibidir, Arş’ın sahibi katında şereflidir.

 

O

 

O

34) Sur’a son kez üfürüleceği gün kişi kendi canının derdine düştüğü için kaçar, en sevdiği yakınlarından, kardeşinden...

35) Anasından, babasından...

36) Eşinden ve çocuklarından... Çünkü dehşet çok büyük ve korkunçtur. İnsanlar çıplak olmalarına rağmen birbirlerine bakamazlar.

37) O günde insanlardan herbirinin, başkasının durumuyla ilgilenmesine engel olan kendi meşguliyeti, derdi vardır.

38) O gün bazı yüzler vardır ki Allah’ın verdiği nimetlerden dolayı ışıl ışıl, aydınlık ve parlaktır.

39) Bu mü’min kullar cennet nimetlerini gördükleri için güler, sevinir. Devamlı nimetler içinde olup mutludurlar.

40) O gün kimi yüzler de vardır ki, onların üzerinde de cehennem alevinin dumanı ve tozu vardır.

41) Yüzlerini karanlık ve siyahlık kaplamıştır. O yüzler, hüzün ve hasret tozlarına bulanmıştır. 

42) Onlar hem inkâr edip, hem de günah işledikleri için Allah da onların yüzlerini hem siyah, hem de tozlu yaptı.

TEKVİR SURESİ

1) Dünyanın harap olması ve dünyalıların yok olması için güneşin katlanıp dürüldüğü, nurunun yok edildiği ve ışığının gittiği zaman...

2) Yıldızlar yerlerinden ardarda dökülüp saçıldığı, düştüğü, söndüğü, yeryüzüne atıldığı ve gökyüzünde hiçbir yıldız kalmadığı zaman...

3) Dağlar paramparça olup yerlerinden dağıldığı, toz haline gelip boşlukta saçıldığı, yürütülüp serap gibi olduğu zaman...

4) Arapların sahip oldukları en değerli varlıklardan olan on aylık hamile develer çobansız başıboş bırakılıp sahipsiz kaldığı zaman...

5) Korkunun şiddetinden ürküp kaçan vahşi hayvanlar, her taraftan gelip bir araya toplanıp birbirlerine zarar vermeden karıştıkları zaman...

6) Denizler yakılıp sular alev alev tutuşturulduğu ve sular insanları çepeçevre kuşattığı zaman... İşte Sur’a ilk defa üfürülüp kıyametin kopmaya başlayacağı o zaman kaçış nereyedir? Allah’ın azabından sizi kimse kurtaramaz. Dünyada iken ahiretiniz için hazırlık yapın.

7) Sur’a ikinci kez üfürülmeyle başlayan yeniden diriliş sonucu ruhlarla bedenler, mü’minlerle mü’minler, kâfirlerle kâfirler, günahkârlarla günahkârlar bir araya getirildiği zaman...

8) Fakirlik ve utanç korkusuyla haksız yere diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna katili tehdit etmek ve cezalandırmak için sorulduğunda:

9) “Bu çocuk hangi günahtan dolayı öldürüldü, suçu neydi? Senin ne kabahatin vardı ki, seni katlettiler?

10) İnsanların ölüm anında kapanan amel defterleri, hesap ve ceza için yayılıp açıldığı ve açıklanmadık hiçbir sırrın kalmadığı zaman...

11) Gök, bir tavanın yerinden söküldüğü, bir koyunun derisinin yüzüldüğü gibi yerinden sökülüp sıyrıldığı, dürülüp katlandığı zaman...

12) Cehennem ateşi Allah’ın gazabı ve insanoğlunun günahları sebebiyle kâfirleri ve suçluları yakmak için alevlendirildiği zaman...

13) Cennet o günün şiddetinden korkmamaları, nimetleri görmeleri ve seyretmeleri için takva sahibi mü’minlere yaklaştırıldığı zaman...

14) Bu esnada herkes, hayır ve şer ne yapmışsa herşeyin karşısında hazır olduğunu ve bundan dolayı hesaba çekileceğini bilecektir.

15) Durum açık olmasına rağmen yine de gündüz gizlenip gece ortaya çıkan aydınlık ve parlak yıldızlara, gezegenlere, sinen, dönüp dolaşan sonra yuvalarına sığınan vahşi sığırlara ve yavrularına sığınan ceylanlara kuvvetli bir yeminle yemin ederim.

16) Kendi yörüngelerinde seyredip akan sonra ceylanların sığınaklarına gizlenmeleri gibi battıkları esnada gizlenen yıldızlara yemin ederim.

17) Karanlığıyla gelip kainatı örten, uykuya bürüyen, hayatı dumura uğratan, dönüp gelen geceye yemin ederim.

18) Işığıyla bütün varlıkları aydınlattığı, etrafa hayat saçtığı zaman adeta nefes alıp veren bir canlıya benzeyen sabaha yemin ederim. Bütün bunlar bir ve her şeye galip olan Allah’ın sonsuz güç ve kudretinin delilleridir.

19) Şüphesiz Muhammed’in size getirdiği bu Kur’an, şerefli ve saygın bir elçi -melek olan Cibril tarafından getirilmiş bir Allah kelamıdır.

20) O elçi-melek güçlü, kuvvetli, yüce Arş’ın sahibi olan Allah katında değerli ve yüksek bir mevkiye sahiptir.

SAYFA  586

O

O

 

مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ (21) وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍ (22) وَلَقَدْ رَآهُ بِالْأُفُقِ الْمُبِينِ (23) وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ (24) وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ (25) فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ (26) إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ (27) لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ أَنْ يَسْتَقِيمَ (28) وَمَا تَشَاءُونَ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ (29)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِذَا السَّمَاءُ انفَطَرَتْ (1) وَإِذَا الْكَوَاكِبُ انتَثَرَتْ (2) وَإِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ (3) وَإِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ (4) عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ (5) يَاأَيُّهَا الْإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ (6) الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ (7) فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ (8) كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدِّينِ (9) وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ (10) كِرَامًا كَاتِبِينَ (11) يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ (12) إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ (13) وَإِنَّ الْفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٍ (14) يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدِّينِ (15) وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ (16) وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ (17) ثُمَّ مَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ (18) يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئًا وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ (19)

 

 

21) Ona itaat edilir, orada güvenilir.

22) Arkadaşınız bir deli değildir.

23) Andolsun onu apaçık bir ufukta görmüştür.

24) O, gaybe karşı cimrilik etmez.

25) O, kovulmuş şeytanın sözü de değildir.

26) O halde nereye gidiyorsunuz?

27) O, alemler için ancak bir öğüttür.

28) Sizden dosdoğru yolda gitmek isteyenlere.

29) Ama, alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dile-yemezsiniz.

 

82- el-İNFİTAR SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 19 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Gök yarıldığında,

2) Yıldızlar dağıldığında,

3) Denizler fışkırtıldığında,

4) Kabirler altüst edildiğinde,

5) Nefis önce yaptıklarını ve ertelediklerini bilecek.

6) Ey insan! Kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir?

7) O ki seni yarattı, seni dizayn etti ve seni dengeli kıldı.

8) Dilediği biçimde seni terkib etti.

9) Hayır, hayır; bilakis siz dini yalanlıyorsunuz;

10) Oysa gerçekten sizin üzerinizde koruyucular var.

11) Çok şerefli yazıcılar.

12) Her yapmakta olduğunuzu bilirler.

13) İyiler, hiç şüphesiz nimetler içindedirler.

14) Facirler ise hiç şüphesiz cehennemdedirler.

15) Din günü oraya yollanırlar.

16) Onlar bir daha oradan kaybolmayacaklardır.

17) Din gününün ne olduğunu bilir misin?

18) Ve yine o din gününün ne olduğunu bilir misin?

19) Kimsenin kimseye fayda veremiyeceği gündür; o gün emir yalnız Allah’ındır.

 

O

 

O

 

21) Cibril, meleklerin reisi olduğu için Mele-i Ala’daki melekler kendisine itaat ederler. Risaleti ve vahyi ulaştırma konusunda Allah katında kendisi güvenilirdir. Bu sıfatlara sahip bir meleğin Allah katından Muhammed’e getirdiği Kur’an’a inanın, asla şüphe etmeyin!

22) Ey Kureyşliler! Birlikte yaşadığınız, doğruluğunu, temizliğini ve üstünlüğünü bildiğiniz Muhammed, iddia ettiğiniz gibi deli değildir.

23) Andolsun ki Muhammed Cibril’i Allah’ın yarattığı asli şekliyle güneşin doğduğu tarafta, yüksek ve apaçık bir ufukta görmüştür.

24) Muhammed, Allah’ın kendisine vahyettiği şeylerin yayılması ve insanlara öğretilmesi konusunda cimrilik etmez, hakkı gizlemez, ihmalkâr değildir. Aksine Allah’ın kelamını bütün gücüyle anlatır. O, her konuda emin bir kişidir. Hiç bir şekilde itham edilemez.

25) Muhammed’in size getirdiği bu Kur’an kulak hırsızlığı yapan, Allah’ın rahmetinden kovulmuş, taşlanmış şeytanın sözü de değildir.

26) Kur’an’ın Allah’tan geldiği apaçık olduğu halde onu yalanlamakla, şiir, kâhinlik ve sihir diye itham etmekle hangi yola giriyorsunuz?

27) Bu Kur’an, bütün insanlar ve cinler için bir öğüt ve hatırlatmadan başka bir şey değildir. İnsanlara ve cinlere dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmek için ne yapması gerektiğini bildirir. Ancak Kur’an ve sahih sünete kayıtsız şartsız teslim olanlar kurtuluşa ererler.

28) Kur’an, sizden hakka tabi olmak, Allah’ın şeriatını ve çizdiği programı takip edip hidayeti bulmak isteyenler için bir öğüttür.

29) Yaratılmış olan tüm varlıkların Rabbi, efendisi, sahibi ve terbiye edicisi olan Allah’ın dilemesi, yaratması, lütfu ve yardımı olmadan siz bir şey dileyemez, hidayeti bulamazsınız. Her şey Allah’ın elindedir. Siz cüz’i iradenizle yaptıklarınızdan dolayı hesaba çekilirsiniz.

İNFİTAR SURESİ

1) Bu korkunç günün dehşetinden gökkubbenin yarılıp çökeceği ve oradan meleklerin yeryüzüne bölük bölük ineceği zaman...

2) Yıldızlar gerdanlık kopunca incilerin dökülüp saçılması gibi parçalanıp burçlarından ve yerlerinden ayrılıp döküldüğü zaman...

3) Yeryüzünün sarsılması sonucu denizler alev alıp tutuştuğu ve birbirine açıldığı, dolayısıyla bütün yeryüzünü denizler kapladığı zaman...

4) Sur’a ikinci kez üfürülmesi sonucu kabirlerin toprakları karıştırıldığı ve içindeki ölüler hesap vermek üzere dışarı çıkarıldığı zaman...

5) Her nefis yeniden dirilişin olduğu o günde dünyada iken yaptıkları iyi veya kötü amelleri ve geride yapamayıp bıraktıkları şeyleri bilir.

6) Ey günah ve isyana dalan insan! İhsanı ve ikramı bol olan Rabbi’ne karşı isyan etmeye seni cesaretlendiren ve aldatan şey nedir?

7) Allah seni yoktan var etti, uzuvlarını uyumlu, ölçülü, düzgün ve sağlıklı kıldı, boyunu, endamını en güzel şekilde dimdik yaptı.

8) Allah kudretiyle seni fevkalade güzel şekilde, istediği ve seçtiği bir biçimde yarattı. Dileseydi seni çirkin bir surette de yaratabilirdi. 

9) Ey Kafirler! Muhammed’le zıtlaşmaktan vazgeçin! Allah’ın hoşgörüsü sizi aldatmasın! Gerçekten siz hesap gününü inkâr ediyorsunuz.

10) Halbuki siz terkedilip bırakılmış değilsiniz. Aksine üzerinizde sizi Allah’ın izniyle kaza ve belalardan koruyucu melekler vardır.

11) Değerli ve kıymetli yazıcı melekler olan Kiramen Katibin melekleri de vardır. Bir sağınızda, diğeri de solunuzdadır.

12) Yazıcı melekler hayır ve şer, yaptığınız her şeyi bilir ve kaydederler. Bunlar kıyamet gününde gözler önüne serilecektir. Dikkatli olun!

13) İman edip salih amel işleyen, iyilik yapan, doğru ve itaatkâr kimseler ahiret gününde cennet bahçelerinde nimetler içerisindedirler.

14) İnkâr edip çirkin ve kötü amel işleyen, günah yolunda yürüyen facirler ahiret gününde cehennemde acıklı bir azap içerisindedirler.

15) Bu kimseler, ceza ve mükâfaatın verildiği ahiret gününde cehenneme ve onun alevli ateşi içerisine gireceklerdir.

16) Onlar cehennemden bir an bile ayrılmazlar ve azaplarından hiçbir hafifletilme de yapılmaz. Ölüp yok olmayacaklardır.

17) Ey Muhammed! Amellerin karşılığının verileceği hesap ve ceza günü nedir, o nasıl şiddetli ve korkunç bir şeydir bilir misin?

18) O günün şiddet ve korkunçluğunu kimse bilemez, anlatılamaz, tarif edilemez. İnsan hafsalasının alamayacağı derecede korkunçtur.

19) O gün hiçkimsenin başkası için bir fayda sağlayamayacağı, bir zararı defedemiyeceği, Allah izin vermedikçe melek ve rasullerin bile konuşamıyacağı korkunç bir gündür. O gün emir ve hüküm yalnızca Allah’ındır. Hiç kimse O’na karşı gelemez.

 

SAYFA  587

O

O

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ (1) الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ (2) وَإِذَا كَالُوهُمْ أَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ (3) أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ (4) لِيَوْمٍ عَظِيمٍ (5) يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ (6) كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ (7) وَمَا أَدْرَاكَ مَا سِجِّينٌ (8) كِتَابٌ مَرْقُومٌ (9) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (10) الَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ (11) وَمَا يُكَذِّبُ بِهِ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ (12) إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ (13) كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ (14) كَلَّا إِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ (15) ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُوا الْجَحِيمِ (16) ثُمَّ يُقَالُ هَذَا الَّذِي كُنتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ (17) كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الْأَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ (18) وَمَا أَدْرَاكَ مَا عِلِّيُّونَ (19) كِتَابٌ مَرْقُومٌ (20) يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ (21) إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ (22) عَلَى الْأَرَائِكِ يَنظُرُونَ (23) تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ (24) يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيقٍ مَخْتُومٍ (25) خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسْ الْمُتَنَافِسُونَ (26)

 

83- el-MUTAFFİFİN SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 36 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Eksik ölçüp tartanlara veyl olsun!

2) Onlar ki insanlardan ölçerek aldıklarında tam almak isterler.

3) Ama kendileri onlara ölçtüklerinde veya tarttıklarında eksil-tirler.

4) Yoksa onlar muhakkak diriltileceklerini bilmiyorlar mı?

5) Büyük bir gün için.

6) İnsanların, alemlerin rabbi için kalkacağı gün.

7) Hayır, hayır; facirlerin kitabı şüphesiz siccindedir.

8) Siccin’in ne olduğunu biliyor musun?

9) Yazılı bir kitaptır.

10) Veyl olsun o gün yalanlayanlara!

11) Ki din gününü yalanlıyorlar.

12) Oysa onu haddi aşan ve çok azgın kimseden başkası yalanlamaz.

13) Ona ayetlerimiz okunduğunda: “Geçmişlerin masalla-rıdır.” derdi.

14) Hayır, hayır; kazandıkları, kalpleri üzerinde pas tut-muştur.

15) Hayır, hayır; gerçekten onlar o gün Rablerinden elbette perdelenmiş olacaklardır.

16) Sonra onlar, kuşkusuz cehenneme yollanacaklardır.

17) Sonra onlara: “İşte yalanladığınız budur.” denir.

18) Hayır, hayır; şüphesiz iyilerin kitabı İlliyyin’dedir.

19) İlliyyin’in ne olduğunu biliyor musun?

20) Yazılı bir kitaptır.

21) Yakınlaştırılanlar ona şahid olurlar.

22) Şüphe yok ki iyiler, nimetler içindedirler.

23) Tahtlar üzerinde bakarlar.

24) O nimetlerin mutluluğunu onların yüzlerinde tanırsın.

25) Mühürlü, katıksız bir şaraptan, onlara içirilir.

26) Ki onun sonu misktir. O halde yarışanlar bunun için yarışsınlar.

 

 

 

 

O

 

O

1) Ölçü ve tartıyı noksan yapan ve insanlara sattıkları şeyi eksik verip aldatan kimselere yazıklar olsun! Onlar için Cehennem azabı vardır.

2) Bu kimseler insanlardan bir şey aldıkları zaman kendi menfaatleri icabı tam olarak ölçüp tartarlar, haklarını tam olarak alırlar. 

3) İnsanlara bir şey sattıkları zaman ise kendi menfaatleri icabı, hile yaparak eksik ölçüp tartarlar, onların haklarını eksik verirler.

4) O ölçü ve tartıda hile yapanlar, öldükten sonra diriltilip hesaba çekileceklerini kesin olarak bilmiyorlar mı?

5) O gün çok korkunç ve dehşetli bir gündür. O gün rahat etmek istiyorsanız, Allah’ın razı olduğu şekilde iman edip salih amel işleyin.

6) O gün insanlar mahlukatın Rabbi, sahibi, yaratıcısı ve terbiye edicisi olan Allah’ın huzurunda yalın ayak, başı açık, ayakta dururlar. Mahşer gününde güneşin bir mil mesafeye yaklaştırılması sonucu insanlar günahları oranında ter içerisindedirler. Zalim, kulaklarına kadar ter içerisinde yüzecek, ter çenesine dayanacak, sanki suda yüzüp boğulmakta olan bir kimse gibi olacaktır.

7) Öldükten sonra dirilmeyi ve hesaba çekilmeyi inkâr eden bedbaht, facir ve günahkâr kimseler bu yaptıklarından vazgeçsinler! Onların amel defterleri yedi kat yerin dibinde, daracık, karanlık ve ıssız bir yerde, bir kuyuda, bir kayanın altında, Siccin’de hapsedilmiş olacaktır.

8) Ey Muhammed! Siccin’in ne olduğunu sen nereden bileceksin? O insan idrakinin üstündedir. Onun mahiyetini ancak Allah bilir.

9) Kötülerin ismi ve yaptıkları cürümler o kitapta yazılıdır. Bu yazılar unutulmaz ve silinmez. Ona bakan herkes herşeyi açıkça görür.

10) Allah’ın apaçık ayetlerini ve öldükten sonra dirilmeyi yalanlayanlara yazıklar olsun!  O gün onlar helak ve perişan olacaklardır.

11) Onlar, karşılık, hesap ve ceza gününü yalanlayan, bu gün için hazırlık yapmayanlardır.

12) Kıyamet gününü ancak küfür ve sapıklıkta haddi aşanlar, azgınlık ve isyanda ileri gidenler, şehvetlere ve lezzetlere fazlaca düşkünlükleri sebebiyle çok günah işleyenler yalanlarlar. Şehevani arzular ve boş hevesler onları ahiret için çalışmaktan alıkoyar.

13) Onlara ayetlerimiz okunduğu zaman derler ki: “Bunlar öncekilerin kitaplarına yazdıkları ve yalanla süsledikleri hikayelerdir.”

14) Hayır! Kur’an onların iddia ettiği gibi önceki kavimlerin masalları değildir! İşledikleri günahlar ve suçlar onların kalplerini örtmüş, gözlerini kör etmiştir. Böylece doğruyu yanlıştan ayırdedemez olmuşlardır. Artık böyle bir kalbe iman girmez, küfür ise çıkmaz. 

15) Hayır! Şüphesiz onlar, şirk, küfür ve günahlarından vazgeçmezlerse o gün Rablerini görme nimetinden mahrum bırakılırlar.

16) Onlar dünyada iken yaptıklarının cezası olarak cehenneme girecekler, orada acıklı ve ebedi bir azapla cezalandırılacaklardır.

17) Sonra cehennem bekçileri onlara kınama ve azarlama yoluyla şöyle der: “İşte bu, sizin dünyada iken yalanlamakta olduğunuz Cehennem azabıdır. Haydi bakalım tadın onu ve bugün girin onun ateşine!”

18) Hayır! Durum sizin iddia ettiğiniz gibi değildir! İyilerle kötüler asla bir olamazlar. İman edip salih amel işleyen, iyilik yapan, itaatkâr insanların amel defterleri yedi kat göğün üstünde, cennette arşın altında, Allah’ın huzurunda şerefli ve yüce bir makam olan İlliyyin’dedir.

19) Ey Muhammed! İlliyyin’in ne olduğunu sen nereden bileceksin? O insan idrakinin üstündedir. Onun mahiyetini ancak Allah bilir.

20) İyilerin ismi ve yaptıkları iyilikler o kitapta yazılıdır. Bu yazılar unutulmaz ve silinmez. Ona bakan herkes herşeyi açıkça görür.

21) Allah’a yakın olan görevli melekler, bu apaçık belgeye bakarak bu kimselerin cennete gireceklerine şahitlik ederler, tanık olurlar.

22) Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip iyilik edenler, ahiret gününde cennet bahçelerinde ebedi nimetler içerisindedirler.

23) Onlar değerli kumaşlar ve örtülerle süslenmiş divanlar üzerinde oturarak Rablerine ve kendileri için hazırladığı nimetlere bakarlar.

24) Ey Muhammed! Sen onların yüzlerinde nimetlere kavuşmanın sevincini, mutluluğunu, parlaklığını, aydınlığını ve güzelliğini görürsün.

25) Onlara cennette damgalı, mühürlü, ellerin kirletmediği, sarhoşluk vermeyen, miskle sıvanmış, saf, temiz, beyaz bir şarap sunulur.

26) İnsan onu içtiği zaman ondan misk kokusu yayılır. Bu hoş şarabı ve diğer cennet nimetlerini elde etmek isteyenler koşsun, birbirleriyle hayırlı işlerde yarışsın. Allah’ın razı olduğu ve istediği şekilde iman edip salih amel işlesin. Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmasın.

SAYFA  588

O

O

 

وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْنِيمٍ (27) عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ (28) إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا كَانُوا مِنْ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ (29) وَإِذَا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ (30) وَإِذَا انقَلَبُوا إِلَى أَهْلِهِمْ انقَلَبُوا فَكِهِينَ (31) وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوا إِنَّ هَؤُلَاءِ لَضَالُّونَ (32) وَمَا أُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظِينَ (33) فَالْيَوْمَ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ (34) عَلَى الْأَرَائِكِ يَنظُرُونَ (35) هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ (36)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِذَا السَّمَاءُ انشَقَّتْ (1) وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ (2) وَإِذَا الْأَرْضُ مُدَّتْ (3) وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ (4) وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ (5) يَاأَيُّهَا الْإِنسَانُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَى رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلَاقِيهِ (6) فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ (7) فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا (8) وَيَنقَلِبُ إِلَى أَهْلِهِ مَسْرُورًا (9) وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ وَرَاءَ ظَهْرِهِ (10) فَسَوْفَ يَدْعُو ثُبُورًا (11) وَيَصْلَى سَعِيرًا (12) إِنَّهُ كَانَ فِي أَهْلِهِ مَسْرُورًا (13)

 

 

27) Katkısı Tesnim’dendir,

28) Bir pınar, yakınlaştırılanlar ondan içecekler.

29) Şüphe yok ki o suçlular, iman edenlere gülerlerdi.

30) Yanlarından geçtikleri zaman birbirlerine kaş-göz işareti yaparlardı.

31) Ailelerine döndüklerinde neşeli dönerlerdi.

32) Onları gördüklerinde derlerdi ki: “Şüphe yok ki bunlar, sapmışlar.”

33) Oysa onların üzerine gözcü olarak gönderilmemiş-lerdi.

34) Artık bugün de iman edenler, o kâfirlere gülerler.

35) Tahtlar üzerinde bakarlar.

36) O kâfirlere yaptıklarının karşılığı verildi mi? diye.

 

84- el-İNŞİKAK SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 25 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Gök, yarılıp-parçalandığında,

2) Yaratılışına uygun olarak Rabbine boyun eğdiğinde,

3) Ve yeryüzü alabildiğine düzlendiğinde,

4) İçinde olanları dışarıya atıp boşaldığında,

5) Yaratılışına uygun olarak Rabbine boyun eğdiğinde,

6) Ey insan, gerçekten sen Rabbine doğru bir çaba har-cayıp durmaktasın. Sonunda O’na kavuşacaksın.

7) Artık kimin kitabı sağından verilirse,

8) Kolay bir hesap ile sorguya çekilecek,

9) Ve ailesine sevinç içinde dönecektir.

10) Kimin de kitabı ardından verilirse,

11) Hemen helak olmayı dileyecektir.

12) Ve alevli ateşi boylayacaktır.

13) Çünkü o, ailesi arasında sevinçli idi.

 

 

O

 

O

27) O saf şaraba Adn Cenneti’nden akan Tesnim adlı yüksek bir pınardan su karıştırılır. Bu çeşme cennet ehlinin en kıymetli ve en saf içeceği olup Selsebil diye de isimlendirilmiştir.

28) Bu pınardan sadece Allah’a yakın kılınmış kullar saf olarak içerler. Diğer cennet ehline ise bunun suyundan karıştırılarak verilir.

29) Doğrusu o müşrikler dünyada iken mü’minlere sırf Allah’a ve ahiret gününe inandıkları için gülüyorlardı, onları alaya alıyorlardı.

30) Mü’minler, müşriklerin yanlarından geçtikleri zaman kaş, göz hareketleri yaparak mü’minlerle eğleniyorlardı, onları küçümsüyorlardı.

31) Müşrikler evlerine ve ailelerine mü’minlerle alay etmekten dolayı büyük bir haz ve zevkle dönerlerdi. 

32) Günahkârlar, mü’minleri gördükleri zaman yemin ederek şöyle derlerdi: “Şu mü’minler gerçekten sapıktırlar. Hidayet ve doğrudan saptılar, babalarının dinini terkettiler, sonradan çıkma bir dine inandılar. Lezzetleri ve şehevi arzuları terkedip Allah’a ibadet ettiler.”

33) Bu kâfirler, mü’minleri gözetlesinler, ne yaptıklarına baksınlar diye vekil olarak gönderilmediler. Kendilerini ilgilendirmeyen şeylerle uğraşmasınlar. Kimin doğru yolda olduğunu yalnızca Allah bilir. Kendi kafalarına göre, delilsiz bir şekilde, ileri geri konuşmasınlar.

34) Mü’minler, dünyada iken kendileriyle alay eden, lüks bir hayat içerisinde yaşayan kâfirleri o gün zincir ve demir halkalara bağlanmış halde sıcak suya götürülürken gördükleri zaman ellerine misk kokulu, mühürlü halis şarabı alarak gülerler.

35) Mü’minler inci ve yakuttan yapılmış divanlar üzerinde oturarak müşriklere yapılan işkenceleri seyrederler. Allah onlara cehennemden çıkmalarını söyleyecektir. Müşrikler cehennemden çıkmak isterlerken aniden kapılar üzerlerine kapatılır. Mü’minler buna çok gülerler.

36) Nasıl, kâfirler yaptıklarının ve suçlarının karşılığını aldılar mı? Sevaplarına (cezalarına) tam olarak nail oldular mı!?

İNŞİKAK SURESİ

1) Kıyamet gününün dehşetinden gök parçalanıp dağıldığı, beyaz bulutlar ile yarıldığı ve melekler gökten bölük bölük indiği zaman...

2) Gök, kendi yaratılışına uygun olarak Rabbinin emrini dinleyip hükmüne boyun eğdiği ve kendisine, işitip itaat etmek, bu korkunç günün dehşetinden dolayı hak olduğu zaman...

3) Dağlarının ve tepelerinin giderilmesiyle yeryüzü fazlasıyla genişleyip, dağsız, çukursuz ve binasız, dümdüz hale geldiği zaman...

4) Yeryüzü içindeki ölüleri, hazineleri ve sırları hamile bir kadının karnındaki çocuğu dışarı attığı gibi atıp içini boşalttığı zaman...

5) Yeryüzü, Rabb’inin emrini dinleyip hükmüne boyun eğdiği ve kendisine, işitip itaat etmek, bu korkunç günün dehşetinden dolayı hak olduğu zaman... Bütün bu olaylar meydana geldiği zaman insan hayal bile edemiyeceği korkunç ve şiddetli durumlarla karşılaşır.

6) Ey insan! Sen dünyada çalışıp çabalamakta, gayret ve meşakkatle hedefine doğru koşmaktasın. Sen adeta ölüme doğru hızla koşan bir kimse gibisin. Sonra Rabb’inle karşılaşacaksın. O, sana yaptıklarının karşılığını zerre kadar eksikliğe uğratmaksızın verecektir.

7) O gün amel defterleri sağ taraflarından verilenler –ki bu mutluluk alametidir-

8) Onların hesapları kolay ve rahat olacaktır, tartışılmayacak ve hesapları incelenmeyecektir. Sadece amelleri kendilerine özel olarak arzedilecek, hatırlatılacak sonra mazeretleri dinlenmeksizin izzet ve ikram içerisinde cennete gireceklerdir.

9) Bu kimseler, sevinç ve mutluluk içerisinde cennetteki yakınları, çocukları ve hurilerden olan eşlerinin yanına gireceklerdir.

10) Amel defterleri arka veya sol taraftan verilenler –ki bu bedbahtlık alametidir-

11) Üzerine gelen bu felaketten dolayı hemen ölümü, hüsranı ve helaki temenni edecektir. Lakin o gün çok geçtir.

12) Kızgın ve alevli cehennem ateşine girecek, onun azap ve ateşine ebedi olarak katlanacaktır.

13) Çünkü o dünyada iken, sonunu düşünmeyen ve ahiretin korkunçluğunu hatırına getirmeyen günahkârların yaptığı gibi şımarık, mütekebbir ve ailesiyle birlikte sevinçli, keyifli, lüks bir hayat yaşıyordu. Onlar ahiretten gafil, boş ve faydasız şeyler içinde yüzüyorlardı.

 

 

SAYFA  589

O

O

 

إِنَّهُ ظَنَّ أَنْ لَنْ يَحُورَ (14) بَلَى إِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِهِ بَصِيرًا (15) فَلَا أُقْسِمُ بِالشَّفَقِ (16) وَاللَّيْلِ وَمَا وَسَقَ (17) وَالْقَمَرِ إِذَا اتَّسَقَ (18) لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ (19) فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ (20) وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمْ الْقُرْآنُ لَا يَسْجُدُونَ (21) بَلْ الَّذِينَ كَفَرُوا يُكَذِّبُونَ (22) وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ (23) فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ (24) إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ (25)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ (1) وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ (2) وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ (3) قُتِلَ أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ (4) النَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ (5) إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ (6) وَهُمْ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ (7) وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلَّا أَنْ يُؤْمِنُوا بِاللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ (8) الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ (9) إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ (10) إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْكَبِيرُ (11)

 

14) Doğrusu o, bir daha dönmeyeceğini düşünmüştü.

15) Hayır; gerçekten Rabbi onu çok iyi görendi.

16) Yoo, şafağa yemin ederim,

17) Ve geceye ve onun topladığı şeylere,

18) Ve aya, dolunay olduğunda;

19) Siz gerçekten tabakadan tabakaya bineceksiniz.

20) O halde onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar?!

21) Kendilerine Kur’an okunduğunda secde etmiyorlar.

22) Aksine küfürlerinde ısrar edenler yalanlıyorlar.

23) Oysa Allah, içlerinde gizlediklerini en iyi bilir.

24) Artık sen onlara çok acıklı bir azabı duyur!

25) Ancak iman edip salih amel işleyenler müstesna; onlar için kesintisi olmayan bir mükâfat vardır.

 

85- el-BURUC SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 22 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun burçları olan göğe,

2) Ve vaadedilen güne,

3) Şahidlik edene ve şahidlik edilene,

4) Kahrolsun Uhdud ashabı!

5) Tutuşturulmuş o ateşin,

6) Hani etrafında oturmuşlardı.

7) Ve mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.

8) Yalnızca Azîz ve Hamîd Allah’a iman ettiklerinden do-layı intikam alıyorlardı onlardan.

9) O ki, göklerin ve yerin mülkü yalnız kendisine aittir. Şüphesiz Allah, herşeyi en iyi görendir.

10) Gerçek şu ki, mü’min erkeklerle mü’min kadınlara işkence edip sonra tövbe etmeyenlere cehennem azabı var-dır ve yakıcı azap onlaradır.

11) Şüphesiz iman edip salih amel işleyenler için altların-dan nehirler akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş bu-dur.

 

 

 

O

 

O

14) Doğrusu o, öldükten sonra diriltilip hesaba çekilmek için Rabb’ine döneceğini hiç tahmin etmediği için şirk, küfür ve günah işlemişti.

15) Hayır! Durum onun zannettiği gibi değildir. Elbette Rabbi olan Allah’a dönecek ve dünyada iken yaptıklarının karşılığını zerre kadar zulme uğratılmaksızın görecektir. Şüphesiz ki Allah onu ve yaptıklarını görmekte, ilahi adalet gereği onu cezalandıracaktır.

16) Güneşin batışından sonra ufukta görülen ve şafak adı verilen kızıllığa, gece ve gündüze sizin için kuvvetli bir şekilde yemin ederim.

17) Geceye ve onun kuşattığı, biraraya getirdiği, sarmaladığı, sevkettiği, karanlığıyla örttüğü yıldız, hayvan vb. şeylere yemin ederim.

18) Ondördüncü gün bedir haline geldiği, aydınlık ve nuru tamamlandığı, böylece parlak ve aydınlık bir dolunay haline geldiği ve aydınlığı dünyayı kapladığı zaman aya yemin ederim ki:

19) Ey insanoğlu! Kıyamet gününde mutlaka zor, çetin ve dehşetli durumlarla karşı karşıya kalacaksınız. Bu, şiddet üstüne şidet, dehşet üstüne dehşettir. Ölümle başlayıp kabre, mahşer yerinde toplanmaya, hesaba çekilmeye nihayet cennete veya cehenneme gireceksiniz.  

20) Onlar niçin Allah’a inanmıyorlar ve gerçekleşeceğine dair apaçık deliller mevcut olduğu halde öldükten sonra dirilişi kabul etmiyorlar?

21) Beyan ve icazı konusunda onunla yarışmaktan aciz olduklarını bildikleri halde ayetleri işittikleri zaman niçin Allah’a secde etmiyorlar?

22) Aksine o küfürlerinde bilinçli olarak ısrar edenlerin tabiatı inkâr, inat, hakka karşı gelmek, direnmek ve yalancılıktır. Kureyş kâfirleri, Rasulullah kendilerine Kur’an’ı okuduğu zaman onu alaya alırlar, mü’minlerin tepesinde istihza maksadıyla alkış tutarlar, ıslık çalarlardı.

23) Allah onların Rasulullah’a ve mü’minlere karşı kalplerinde gizledikleri ve biriktirdikleri düşmanlığı en iyi bilendir.

24) Ey Muhammed! Artık sen inkâr ve isyanlarından dolayı onlara elem ve acı verici ebedi bir azabı müjdele, haber ver, duyur!

25) Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip salih amel işleyenler için Rableri katında kesintisiz ve sürekli nimetler vardır.

BURUC SURESİ

1) Güneş, ay ve yıldızların turları sırasında uğradıkları dönencelerin ve burçların sahibi eşsiz gökyüzüne andolsun!

2) Geleceği vaad edilen Allah’ın adaletli yargılaması sonucu mü’minleri nimet yurduna, kâfirleri ise azab yurduna yerleştirmekle noktalanacak olan Kıyamet gününe andolsun!

3) Mahşer yerinde hesaba çekilmek üzere toplanmış olan insanlara ve ümmetlerine yalnızca Allah’a ibadet etmeyi anlattıklarına dair şahitlik edecek olan nebi ve rasullere andolsun! (Şahit gerçeklere tanıklık edenlerdir; meşhud ise izlenen gerçeklerdir.)

4) Bütün bunlara andolsun ki hendek sahiplerine lanet edildiği ve helak edildiği gibi iman etmezlerse Mekke kâfirleri de helak olacaktır.

5) İçerisine atılan yakıtlarla alev alev yanan o şiddetli ateşin,

6) Hani onlar o vakit ateşin etrafında, yüksek bir yerde oturmuşlar, ateşin içinde mü’minleri yakarak intikam ateşlerini söndürüyorlardı.

7) Mü’min erkeklerin, kadınların, yaşlıların ve çocukların ateşte yakılmasını sadistçe bir zevkle seyrediyorlardı.

8) Herşeyi yenen, hiçbir şeye yenilmeyen, kendisine her halukârda hamd eden kullarına gereken mükâfaatı veren Allah’a sırf iman ettikleri, O’na hiçbir şeyi şirk koşmadıkları, tüm tağutları reddettikleri için müşrikler, mü’minlerden intikam alıyorlardı.

9) Yedi kat göklerin, yedi kat yerlerin ve içerisindekilerin yaratıcısı, sahibi, efendisi, yöneticisi olan Allah her şeyi gören, her şeyden haberdar bulunan ve ahiret günü herkese yaptıklarının karşılığını zerre miktarı haksızlığa uğratmaksızın verecek olandır.

10) İnanan erkek ve kadınlara dinlerinden dönmeleri için eziyet eden, işkence yapan sonra da yaptıklarından pişman olmayan ve tevbe etmeyenlere, içinde ebediyyen kalacakları can yakıcı bir cehennem ateşi vardır.

11) Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip salih amel işleyenler ve şehidler için de odalarının ve ağaçlarının altından sudan, sütten, şaraptan ve baldan nehirler akan cennetler vardır. İşte bundan büyük mutluluk ve bunun ötesinde bir kurtuluş yoktur. 

 

 

SAYFA  590

O

O

   

إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ (12) إِنَّهُ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ (13) وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُ (14) ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدُ (15) فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ (16) هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ الْجُنُودِ (17) فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ (18) بَلْ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي تَكْذِيبٍ (19) وَاللَّهُ مِنْ وَرَائِهِمْ مُحِيطٌ (20) بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَجِيدٌ (21) فِي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ (22)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ (1) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ (2) النَّجْمُ الثَّاقِبُ (3) إِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ (4) فَلْيَنظُرْ الْإِنسَانُ مِمَّ خُلِقَ (5) خُلِقَ مِنْ مَاءٍ دَافِقٍ (6) يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِ (7) إِنَّهُ عَلَى رَجْعِهِ لَقَادِرٌ (8) يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ (9) فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ (10) وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجْعِ (11) وَالْأَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِ (12) إِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ (13) وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ (14) إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا (15) وَأَكِيدُ كَيْدًا (16) فَمَهِّلْ الْكَافِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا (17)

 

12) Doğrusu, Rabbinin yakalaması pek şiddetlidir.

13) Çünkü ilkin var eden de yineleyecek olan da O’dur.

14) O, Ğafûr’dur, Vedûd’dur.

15) Arş’ın sahibidir, Mecîd’dir.

16) Her dilediğini gerçekleştirendir.

17) Orduların haberi geldi mi sana?

18) Firavun’un ve Semud’un.

19) Hayır, küfürde ısrar edenler bir yalanlama içinde-ler.

20) Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır.

21) Hayır; o, çok şerefli bir Kur’an’dır.

22) Levh-i Mahfuz’dadır.

 

86- el-TARIK SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 17 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun göğe ve Tarık’a,

2) Tarık’ın ne olduğunu bilir misin?

3) Delip geçen yıldızdır.

4) Üzerinde gözetleyici-koruyucu bulunmayan hiç kim-se yoktur.

5) O halde insan neden yaratıldığına bir baksın?!

6) Fışkırıp atılan bir sudan yaratıldı.

7) Bel ile göğüs kemiği arasından çıkar.

8) Şüphesiz O, onu döndürmeye elbette kadirdir.

9) O gün sırlar açığa çıkartılır.

10) Artık ne gücü vardır onun, ne de yardımcısı.

11) Andolsun, dönüşlü göğe.

12) Ve yarılan yere ki;

13) Şüphesiz o, kesinlikle ayırdedici bir sözdür.

14) O, bir şaka değildir.

15) Doğrusu onlar bir plan düzenleyip kuruyorlar.

16) Ben de bir plan düzenleyip hazırlıyorum.

17) Kâfirlere mühlet ver, onlara biraz süre tanı.

 

 

 

O

 

O

12) Ey Muhammed! Rabb’inin intikamı ve azgın zorbaları yakalayıp gazap ve darbesiyle cezalandırması son derece sert ve şiddetlidir.

13) Allah, varlıkları yoktan var eden, öldüren, kıyamet gününde, yaptıklarının karşılığını vermek için onları tekrar diriltendir. Ateş, kâfirleri kömür oluncaya kadar yer, bitirir. Sonra Allah tekrar işkence etmek için derilerini yenileyerek onları yeni bir yaratılışla yaratır.  

14) Allah mü’minlerin günahlarını örten, dostlarına iyilik ve lütufta bulunan ve onları çok fazla sevip ikramda bulunandır.

15) Allah, gökleri ve yeri kuşatan büyük Arş’ın yaratıcısı ve sahibidir. Yüksek ve yüce, şeref ve kerem sahibidir, istediğini yapandır. Allah’ın Kürsi’si gökleri ve yeri içine alır. Arş’a nisbetle Kürsi, genişliğini Allah’tan başka kimsenin bilemediği bir çöldeki halka gibidir.

16) Dilediğini yapar, istediği şekilde hükmeder. O’nun hükmünden sonra hüküm verecek ve O’nun hükmünü reddedecek kimse yoktur.

17) Ey Muhammed! Allah’a ve rasullerine zarar vermek amacıyla toplanmış olan o kâfir topluluğu hakkında sana bilgi ulaştı mı? Kavmine bunları anlat ve kendilerinden önceki kâfirlerin ve günahkârların başına gelenin bir benzerinin onların da başına geleceği uyarısında bulun.

18) Onlar zorba Firavun ve askerleriyle, güçlü ve günahkâr Semud halkıdır. Allah onların hepsini şirk ve isyanları yüzünden helak etti.

19) Kureyş kâfirleri bunların başlarına gelenlerden ibret almadıkları gibi inkâr ve yalanlamalarını daha da artırdılar.

20) Allah onları arkalarından çepeçevre kuşatmıştır. Onlara ve onlar gibi olanlara azabı şiddetlidir. O’nun herşeye gücü yeter.

21) Müşriklerin iftiralarının aksine bu Kur’an, yüce bir kitaptır. Üslup, belağat ve beyan bakımından eşi ve benzeri yoktur.

22) O, Allah katında Levh-i Mahfuz’dadır. Üzerinde en ufak bir değişiklik yapmaya, çarptırılmaya karşı ebediyyen korunmuştur.

TARIK SURESİ

1) Gökyüzüne ve gündüz gizlenip gece görünen aydınlatıcı parlak yıldıza, sıkıntıdaki insanı rahatlatmak amacıyla gelen ilhama andolsun!

2) Bu aydınlatıcı parlak yılıdızın ve ilhamın ne olduğunu sen nereden bilirsin? Bunu ancak Allah bilir.

3) O, aydınlığı ve nuru ile karanlığı delen, şeytanları yakan aydınlatıcı bir yıldızdır. Onun ışığı yeryüzüne çok uzak mesafelerden gelir.

4) Her insanı Allah’ın izniyle belalardan koruyan melekler bulunduğu gibi yaptıkları hayır şer tüm amelleri yazan melekler de vardır.

5) İnsan kendi yaratılışının ve yetişmesinin aslını düşünsün ve Allah’ın kendisini hangi şeyden yarattığına ibret gözüyle bir baksın.

6) Şu basit, değersiz, sümüğe benzer sudan ve kuvvetle fışkırıp dökülen bir meniden yaratılmıştır.

7) O meni, erkeğin sulbünden yani sırt ve omurga kemiği ve kadının da omurgası ile üst göğüs kemiği bölgesinden çıkar.

8) İnsanı fışkıran bir sudan yaratan Rabbi, onu bunaklık haline, çocukluğa, meniye, erkeğin sulbüne, öldükten sonra diriltmeye de kadirdir.

9) İnsanı kıyamet günü, yani kalplerin imtihan edildiği ve denendiği, ondaki inanç ve niyetlerin anlaşıldığı, bunların iyisinin ve kötüsünün birbirinden ayrıldığı ve herkesin gerçek durumunun ortaya çıktığı gün tekrar hayata döndüreceğiz.

10) Hiç kimsenin azabı kendisinden savmaya gücü yetmeyecektir, kendisini bu beladan koruyacak bir yardımcı da bulamayacaktır.

11) Denizlerin buharlaşması sonucu yoğun bulutlar halinde gökyüzüne yükselen suların, bulutlar tarafından bir müddet taşındıktan sonra tatlı, bol su olarak yeryüzüne geri dönen yağmurun sahibi gökyüzüne ve gökte tekrar tekrar doğup batan güneş, ay ve yıldızlara andolsun!

12) Çatlayıp yarılan ve içerisinden ekin, bitki, meyve ve ağaçlar çıkan yeryüzüne andolsun!

13) Şüphesiz bu Kur’an, Allah’ın mucize kelamıdır. Hakkı batıldan, hidayeti dalaletten ayırandır.

14) İçinde boşuna söylenmiş, batıl ve abes şeyler yoktur. Tamamı son derece ciddidir. Kur’an uslup, belağat ve beyan bakımından eşsizdir.

15) Müşrikler, Kur’an ve Rasulullah hakkında kafa karıştırıcı sözler söyleyerek Allah’ın nurunu söndürmek için tuzak kuruyorlar.

16) Ben de önce mühlet vermek, sonra da güç ve kudretime layık bir şekilde cezalandırmak suretiyle onların tuzaklarına karşılık vereceğim.

17) Onun için kâfirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı. Helaklarının geciktiğini zannetme. Onlara yakında ne yapacağımı göreceksin.

 

 

SAYFA  591

O

O

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

سَبِّحْ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى (1) الَّذِي خَلَقَ فَسَوَّى (2) وَالَّذِي قَدَّرَ فَهَدَى (3) وَالَّذِي أَخْرَجَ الْمَرْعَى (4) فَجَعَلَهُ غُثَاءً أَحْوَى (5) سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنسَى (6) إِلَّا مَا شَاءَ اللَّهُ إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفَى (7) وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَى (8) فَذَكِّرْ إِنْ نَفَعَتْ الذِّكْرَى (9) سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشَى (10) وَيَتَجَنَّبُهَا الْأَشْقَى (11) الَّذِي يَصْلَى النَّارَ الْكُبْرَى (12) ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَا (13) قَدْ أَفْلَحَ مَنْ تَزَكَّى (14) وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّى (15) بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا (16) وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَى (17) إِنَّ هَذَا لَفِي الصُّحُفِ الْأُولَى (18) صُحُفِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى (19)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ الْغَاشِيَةِ (1) وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌ (2) عَامِلَةٌ نَاصِبَةٌ (3) تَصْلَى نَارًا حَامِيَةً (4) تُسْقَى مِنْ عَيْنٍ آنِيَةٍ (5) لَيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِنْ ضَرِيعٍ (6) لَا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِي مِنْ جُوعٍ (7) وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاعِمَةٌ (8) لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌ (9) فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ (10) لَا تَسْمَعُ فِيهَا لَاغِيَةً (11)

 

 

87- el-A’LA SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 19 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Yüce Rabbinin ismini tesbih et.

2) O ki yaratıp düzenledi,

3) Takdir edip yol gösterdi.

4) Otlağı yeşertti.

5) Ardından onu kupkuru ve simsiyah yaptı.

6) Sana okutacağız, ve sen unutmayacaksın.

7) Allah’ın dilediği müstesna. Şüphesiz O açığı da bilir, gizliyi de.

8) Biz seni en kolaya iletip başarılı kılacağız.

9) O halde –eğer öğüt fayda verirse- sen de öğüt ver.

10) Titreyerek korkan kimse öğüt alır.

11) Bedbaht olan kimse ondan kaçınır.

12) O ki en büyük ateşi boylayacaktır.

13) Sonra orada hem ölmeyecek hem de yaşamayacaktır.

14) Doğrusu, arınan kurtulmuştur.

15) Ve Rabbinin ismini zikredip namaz kılan.

16) Oysa siz dünya hayatını üstün tutuyorsunuz.

17) Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir.

18) Şüphesiz bu, önceki sahifelerde de vardır.

19) İbrahim ile Musa’nın sahifelerinde.

88- el-ĞAŞİYE SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 26 ayettir.)

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Her şeyi kuşatacak olayın haberi sana geldi mi?

2) O gün öyle yüzler vardır ki, korkuludur.

3) Çalışmış, boşuna yorulmuştur.

4) Kızgın bir ateşi boylayacaktır.

5) Son derece sıcak bir çeşmeden içirilirler.

6) Onlar için dikenli bir bitkiden başka bir yiyecek yoktur.

7) Ne doyurup-semirtir, ne de açlıktan korur.

8) O gün öyle yüzler de vardır ki nimetten dolayı pırıl pırıldır.

9) Harcadıkları çabadan dolayı hoşnutturlar.

10) Yüksek bir cennettedirler.

11) Orada boş söz işitmezler.

 

 

O

 

O

1) Kendisinden başka yüce ve büyük olmayan Rabb’ini her türlü noksan sıfatlardan ve yaratıklara benzemekten uzak tutarak tesbih et!

2) Allah tüm mahlukatı yarattı ve onları düzene koydu. Kâinatta tam bir ahenk ve uyum vardır. Her şey planlanmıştır. Başıboş değildir.

3) Allah mahlukatın görevini takdir etmiş ve onları yönlendirmiştir. İnsana da bunlardan faydalanma yolunu göstermiştir. Hayvanlar içgüdüleriyle, insanlar da eğilimleriyle hayatlarını devam ettirirler. Bu duyguları onlara Allah vermiştir. Hayatın anlamı da budur.

4) Allah gökten yağmur indirerek hayvanların otladığı yeşil meraları, ekinleri ve tüm bitkileri bitirdi.

5) Yağmurların kesilmesinden sonra bunları siyah ve çürümüş hale getirdi. Daha sonra yağmur göndererek ölü olan toprağı tekrar diriltti. İşte ilk yaratılış ve öldükten sonra tekrar diriltilme de buna benzer. Bunu nasıl inkar edersiniz? Aralarında ne fark vardır?

6) Ey Muhammed! Bu Kur’an’ı sana Cibril vasıtasıyla okutacağız. Sen onu kalbinde muhafaza edecek, ezberleyecek ve unutmayacaksın.

7) Allah’ın dilemesi sonucu unutturduğu, neshetmek istediği hariç. Allah gizli açık herşeyi bilir. Hiçbir şey O’na gizli kalmaz.

8) Ey Muhammed! Seni son derece kolay ve müsamahakâr olan bu İslam şeriatını uygulamaya muvaffak kılacağız.

9) Faydalı olacağına inandığın, bildikleriyle amel eden, ihlaslı kimselere bu Kur’an ile öğüt ver. Ayrıca tüm insanlara da öğüt vermeye çalış.

10) Allah’ın azabından titreyerek korkan kimseler, düşünüp Kur’an’dan ders alır. Allah’ın istediği şekilde iman edip salih amel işler.

11) Sapık ve bedbaht olan kâfirler ve günahkârlar, nefislerine ağır geldiği için bu öğüdü reddeder, ondan uzak durur ve istifade etmezler.

12) Bu kimseler ahirette alevi korkunç ve sıcaklığı şiddetli olan dünya ateşinin yetmiş katı büyüklüğündeki cehennem ateşine girerler.

13) O bedbaht kâfir, orada ne ölüp rahata kavuşur, ne de iyi bir hayat yaşar. Aksine, azap ve çile içerisinde sürekli kalacaktır.

14) İman etmek suretiyle kendisini şirkten temizleyen ve Allah rızası için salih amel işleyenler, cennet ve saadetle kurtuluşa ermişlerdir.

15) Rabb’inin büyüklüğünü anan, hayatını Allah’ın istediği şekilde düzenleyen ve namazı dosdoğru kılan kimse kurtuluşa ermiştir.

16) Fakat ey gafiller, siz geçici dünya hayatını devamlı olan ahiret hayatına tercih ediyor, dünya için çalışıyor ahireti unutuyorsunuz.

17) Oysaki ahiret hayatı dünya hayatından daha hayırlı ve ebedidir. Akıllı olan ahirete yönelir, dünyadan da nasibini alır.

18) Şüphesiz bu surede anlatılan bu öğütler, daha önce inen semavi kitap ve sahifelerde de mevcuttur.

19) İbrahim ve Musa’nın sahifelerinde de bu öğütler mevcuttur. İslam evrensel bir dindir. Tüm nebi ve rasuller bu dinle gelmişlerdir.

ĞAŞİYE SURESİ

1) Şiddetli halleri ve korkularıyla herşeyi sarsacak ve kuşatacak olan kıyametin ve kâfirleri kuşatacak cehennemin haberi sana geldi mi?

2) O gün bedbaht, kâfir ve sapıkların yüzleri, gördükleri korku ve dehşetten zelil, hor ve hakir durumdadır.

3) Onlar dünyada boşuna çalışmış, yorulmuştur, zor işler altında bitkin düşmüştür. Cehennemde de zor işlerde çalışıp yorulacaklardır.

4) Onlar sıcağı kızgın, şiddetli ve alevli ateşe girerler ve orada kavrulurlar. Azabı devamlı hissetsinler diye derileri yenilenir.

5) Onlara, son derece sıcak bir pınardan kaynar su içirilir. Bu su onların bağırsaklarını parça parça eder.

6) Onlar için kötü, adi, acı, boğazı tırmalayıcı, öldürücü, pis kokulu dari’ adlı bir dikenden ve kanlı irinden başka bir şey yoktur.

7) O yiyecek cehennem ehlinin vücudunu beslemez ve onu yiyenden açlığı gidermez.

8) Kıyamet günü mü’minlerin yüzleri, Allah’ın lütfu ve rahmeti sonucu nail olacakları nimetlerden dolayı parlak, güzel ve aydınlıktır.

9) Bu çehreler, dünyada işledikleri amel ve Allah’a itaatlerinden dolayı hoşnutluk ve huzur içindedirler.

10) Bu simalar, cennetlerde yeri ve kıymeti yüksek olan bağlarda ve bahçelerdedir. Odalarında güven içindedirler.

11) Onlar cennette sövgü, küfür, yalan, iftira gibi çirkin veya gevezelik, dedikodu gibi boş herhangi bir söz işitmezler. Cennet, barış ve güvenlik yurdudur. Cennet ehli sadece hikmetli söz söylerler ve Allah’ın kendilerine verdiği kesintisiz nimetler için hamdederler.

 

 

SAYFA  592

O

O

 

فِيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌ (12) فِيهَا سُرُرٌ مَرْفُوعَةٌ (13) وَأَكْوَابٌ مَوْضُوعَةٌ (14) وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌ (15) وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌ (16) أَفَلَا يَنْظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ (17) وَإِلَى السَّمَاءِ كَيْفَ رُفِعَتْ (18) وَإِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ (19) وَإِلَى الْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ (20) فَذَكِّرْ إِنَّمَا أَنْتَ مُذَكِّرٌ (21) لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِمُسَيْطِرٍ (22) إِلَّا مَنْ تَوَلَّى وَكَفَرَ (23) فَيُعَذِّبُهُ اللَّهُ الْعَذَابَ الْأَكْبَرَ (24) إِنَّ إِلَيْنَا إِيَابَهُمْ (25) ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُمْ (26)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالْفَجْرِ (1) وَلَيَالٍ عَشْرٍ (2) وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ (3) وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ (4) هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِذِي حِجْرٍ (5) أَلَمْ تَرَى كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ (6) إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ (7) الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِ (8) وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِي (9) وَفِرْعَوْنَ ذِي الْأَوْتَادِ (10) الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِ (11) فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ (12) فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ (13) إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ (14)

 

 

12) Orada akan bir pınar vardır.

13) Orada yüksek tahtlar vardır.

14) Konulmuş sürahiler,

15) Dizilmiş yastıklar,

16) Ve yayılmış, kıymetli yaygılar.

17) Bakmıyorlar mı o deveye, nasıl yaratıldı?

18) Ve göğe; nasıl yükseltildi?

19) Ve dağlara; nasıl oturtulup-kuruldu?

20) Ve yere; nasıl yayılıp-döşendi?

21) Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin.

22) Üzerlerine musallat olan bir zorba değilsin.

23) Ancak kim yüz çevirir ve inkâr ederse;

24) Allah onu en büyük azab ile azablandırır.

25) Şüphesiz dönüşleri yalnız bizedir.

26) Sonra onları hesaba çekmek de elbette bize aittir.

 

89- FECR SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 30  ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun fecre,

2) Ve on geceye,

3) Hem çifte, hem de teke,

4) Ve yürüyüp gittiği zaman geceye ki;

5) Bunlarda akıl sahibi kimse için bir yemin var, değil mi?

6) Rabbinin Âd’a ne yaptığını görmedin mi?

7) Yüksek sütunlar sahibi İrem’e?

8) Ki şehirler içinde bir benzeri yaratılmış değildi.

9) Ve vadide kayaları oyup-biçen Semud’a?

10) Ve kazıklar sahibi Firavun’a?

11) Ki onlar, şehirlerde azgınlaşmışlardı.

12) Oralarda fesadı artırmışlardı.

13) Bundan dolayı Rabbin onların üzerine azab kamçısı yağdırdı.

14) Çünkü Rabbin gözetleme mevkiindedir.

 

 

O

 

O

 

12) Orada hiç kesilmeyen selsebil suyu akıtan, sütten beyaz, baldan tatlı pınarlar vardır. Ondan içen kimse ebediyyen susuzluk hissetmez.

13) Orada zümrüt ve yakutla süslü, yüksek tahtlar ve kanepeler vardır. Üzerlerinde eşlerini bekleyen iri gözlü huriler vardır.

14) Orada pınarların kenarlarına konulmuş, cennetliklerin içmeleri için hazırlanmış, altın ve gümüşten kadehler, kâseler vardır.

15) İstirahat etmek üzere yaslandıkları zaman yanyana dizilmiş yastıklar vardır.

16) Cennetin her tarafına serilmiş ince püsküllü halılar vardır. Bu nimetlerin hiçbiri dünya nimetlerine benzemez, kıyası mümkün değildir.

17) Öldükten sonra dirilmeyi inkâr eden bu kâfirler Allah’ın çarpıcı yaratma gücüne ibret gözüyle bakmazlar mı? O, deveyi günlerce açlığa ve susuzluğa dayanıklı, gözlerini tozdan ve kumdan, ayaklarını kuma batmaktan koruyacak ve en ağır yükleri taşıyacak bir şekilde yaratmıştır.

18) Eşsiz ve sağlam yaratılan gökyüzüne bakmıyorlar mı? Allah onu nasıl yüksek bir şekilde, direksiz ve sütunsuz olarak bina etti.

19) Yüksek dağlara bakmıyorlar mı? Allah onları nasıl dikmiş, yeryüzünün işaret noktaları, kazıkları ve su depoları haline getirmiştir.

20) Üzerinde yaşadıkları yeryüzüne bakmıyorlar mı? Nasıl yayılıp döşenmiş, güven içerisinde yiyip içebilecekleri hale gelmiştir.

21) Ey Muhammed! O kâfirlere Kur’an ile öğüt ver, onları korkut! Öğüt almamaları seni üzmesin. Sen ancak hidayet yolunu gösterirsin. Tebliğ ve irşad edersin. Hidayete iletmek bize aittir. Biz ise hakedeni hidayete ulaştırırız. Sen onların şirk ve küfürlerinden sorumlu değilsin.

22) Sen onlara hakim ve onlara egemen birisi değilsin ki onları imana zorlayasın. Sana düşen sadece tebliğdir. Kalpler Allah’ın elindedir.

23) Fakat kim öğüt ve nasihattan yüz çevirir, yüce ve güçlü olan Allah’ı inkâr eder, kendisine nasihat ve irşad fayda vermezse,

24) Allah onu en büyük azapla, dünya ateşinin yetmiş misli olan cehennem ateşiyle ebedi olarak yakmak suretiyle cezalandıracaktır.

25) Onlar öldükten sonra dünyada iken yaptıklarının hesabını vermek için bize ilk yarattığımız gibi döneceklerdir. Bizden başkasına değil.

26) Sonra onları hesaba çekip cezalandırma işi de sadece bize aittir. Büyük küçük herşeyden hesaba çekeceğiz. O zaman nereye kaçacaklar?

FECR SURESİ

1) Gecenin karanlığından sabah ışıklarının sökerek karanlığı kovduğu, Arşın ve göğün meleklerinin şahit olduğu fecir vaktine andolsun!

2) Mü’minlerin hac menasikini yerine getirmek için Rablerine yöneldikleri Zilhicce ayının ilk on gecesine, içinde Kadir gecesinin de bulunduğu Ramazan’ın son on gecesine ve Muharrem ayının ilk on gecesine andolsun!

3) Erkek-dişi, canlı-cansız tüm yaratıklara ve onları hiçbir örneğe ihtiyaç duymaksızın tek başına yaratan Allah’a andolsun!

4) Kainatın hayret verici hareketi ile düzenli bir şekilde devam eden, karanlığı ile eşyayı örten geceye andolsun!

5) Şüphesiz bu zikredilen şeyler, akıl ve gönül sahipleri nazarında büyük bir yemindir. Allah’ın varlığını ve birliğini ispat eder.

6) Haksız yere büyüklenen ve: “Bizden daha kuvvetli kim var?” diyen Âd kavmini, Rabb’in nasıl perişan etti, hiç duydun mu?!

7) Onlar İrem ehli ilk Âd kavmi olup, devamlı kalacaklarını umarak sütunlar üzerine inşa ettikleri yüksek ve görkemli binalara sahiplerdi.

8) Allah güç ve kuvvet bakımından onlar gibisini yaratmamıştır. Bu sebeple onlar, gurur ve kibire kapılıp insanlara zulmediyorlardı.

9) Dağlardaki kayaları parçalayan, Hicr’de, Vadi’l-Kura’da kayaları oyarak evler yapan Semud kavminin başına gelenleri biliyor musun?

10) Aynı şekilde güçlü ve zorba bir orduya, sağlam yapılı binalara sahip olup insanlara zulmeden Firavun’un neye uğradığını bilir misin?

11) Ad ve Semud kavmi ile Firavun ve ordusu bulundukları beldelerde taşkınlık yapmışlar, zulüm ve haksızlıkta haddi aşmışlardı.

12) Rasulü ve getirdiklerini inkâr etmek, zulüm, cinayet, günah ve diğer kötülükleri çokça işlemek suretiyle yeryüzünde fesat çıkardılar.

13) Bu yüzden Rabbin onların başına şiddetli ve türlü türlü azap indirdi. Allah Âd kavmini uğultulu, kasıp kavuran bir rüzgar ile, Semud kavmini de sarsıcı bir sesle, Firavun ve ordusunu ise suda boğmakla helak etti.

14) Rabbin bu azgın, zalim ve bozguncuları gözetlemekte, davranışlarını takip etmektedir. Onları er-geç mutlaka cezalandıracaktır.

 

 

SAYFA  593

O

O

 

فَأَمَّا الْإِنسَانُ إِذَا مَا ابْتَلَاهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِي (15) وَأَمَّا إِذَا مَا ابْتَلَاهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَهَانَنِي (16) كَلَّا بَل لَا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ (17) وَلَا تَحَاضُّونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ (18) وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ أَكْلًا لَمًّا (19) وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا (20) كَلَّا إِذَا دُكَّتْ الْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا (21) وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا (22) وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْإِنْسَانُ وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى (23) يَقُولُ يَالَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي (24) فَيَوْمَئِذٍ لَا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ (25) وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ (26) يَاأَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ (27) ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً (28) فَادْخُلِي فِي عِبَادِي (29) وَادْخُلِي جَنَّتِي (30)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

لَا أُقْسِمُ بِهَذَا الْبَلَدِ (1) وَأَنْتَ حِلٌّ بِهَذَا الْبَلَدِ (2) وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ (3) لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي كَبَدٍ (4) أَيَحْسَبُ أَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ (5) يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُبَدًا (6) أَيَحْسَبُ أَنْ لَمْ يَرَهُ أَحَدٌ (7)

 

15) Fakat insan; ne zaman Rabbi kendisini sınayıp ona ikramda bulunup nimetler verse: “Rabbim bana ikram etti.” der.

16) Ama ne zaman onu deneyerek rızkını kıssa, hemen: “Rabbim bana ihanet etti.” der.

17) Hayır, hayır; aksine, siz yetime ikram etmiyorsunuz.

18) Yoksula yedirmek için de birbirinizi teşvik etmi-yorsunuz.

19) Mirası da, sürekli yiyorsunuz.

20) Malı bir yığma tutkusuyla çok seviyorsunuz.

21) Hayır, hayır; yeryüzü parça parça yıkılıp darmada-ğın olduğu zaman.

22) Rabbin gelip melekler saf saf dizildiği zaman.

23) O gün, cehennem de getirilecek, insan o gün hatır-layacak, fakat hatırlamanın ona ne faydası var?

24) “Ah ne olurdu hayatım için hazırlasaydım.” der.

25) Artık o gün kimse O’nun azabı gibi azab edemez.

26) O’nun vuracağı bağı hiç kimse vuramaz.

27) Ey huzura ermiş olan nefis!

28) Razı olmuş ve rızaya ermiş olarak dön Rabbine!

29) Haydi katıl kullarıma!

30) Ve gir cennetime!

 

90- el-BELED SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 20  ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Hayır, bu şehre yemin ederim,

2) Ki sen bu şehirde oturmaktasın.

3) Babaya ve doğana da,

4) Andolsun, biz insanı bir zorluk içinde yarattık.

5) O, hiç kimsenin kendisine asla güç yetiremiyeceğini mi sanıyor?

6) O: “Yığınla mal tüketip-yokettim.” der.

7) Kendisini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor?

 

 

 

 

O

 

O

15) Hesap gününden gafil insan sadece dünyaya önem verir. Rabbi ona mal mülk, evlat, ilim vererek şükür mü edecek yoksa nankörlük mü edecek diye imtihan edip denediği zaman gurura kapılıp: “Rabbim bana hak ettiğim şeyleri vermek suretiyle ihsanda bulundu.” der.

16) Ama Rabbi onu fakir düşürmek ve rızkını daraltmak suretiyle imtihan edip denediğinde bunun hikmetinden gafil kalarak sabırsızlık gösterip isyan ederek: “Rızkımı daraltmak suretiyle Rabbim beni zillete düşürdü, beni alçalttı, beni horladı, beni çaresiz bıraktı.” der.

17) Bu gafiller bu tür sözlerden vazgeçsinler. Çünkü bir insana ikramda bulunmak onu zengin etmekle olmaz. Bir insanı zelil etmek de onu fakirleştirmekle olmaz. Rızık, ancak ilahi iradeye uygun olarak verilir. Kâfire, ahmak ve cahile mal verilmesi onun iyi olduğuna delalet etmez. Allah sevdiği kimseleri hidayete erdirir. İmanları artsın diye onları çeşitli şekillerde imtihan eder. Allah size pek çok mal ile ikramda bulunduğu halde siz yetime ikramda bulunmuyorsunuz. Nimetlere karşılık şükür değil, nankörlük ediyorsunuz.

18) Allah’ın nimetlerine şükür olmak üzere ihtiyaç sahibi kimseleri yedirip içirmeye teşvik etmiyorsunuz, cimrilik ediyorsunuz.

19) Helâl haram, temiz pis demeden mirası bol bol yiyorsunuz. Kadınların ve çocukların paylarını tam olarak vermiyorsunuz.

20) Malı helâl haram demeden her yolla elde etmeyi büyük bir hırs ve açgözlülükle birlikte aşırı seviyorsunuz.

21) Ey gafiller! Zulüm, haddi aşma ve fesattan vazgeçin! İsrafil’in birinci defa Sur’a üfürmesiyle yeryüzü şiddetli bir şekilde peş peşe sarsıldığı, herşeyi yıktığı, yeryüzünün dümdüz hale geldiği, İsrafil’in ikinci defa Sur’a üfürmesiyle insanların kabirlerinden diriltilip mahşer meydanında toplandığı, mahşer sıkıntısından kurtulmak için Rasulullah’tan şefaat isteğinde bulunuldukları zaman...

22) Kulları hesaba çekmek için Allah’ın buluttan gölgeler içerisinde mahiyetini bilemediğimiz bir şekilde geldiği, meleklerin de arkada saf saf durarak mahşer meydanındaki insanları çepeçevre kuşattığı, sahifelerin açıldığı, terazilerin kurulduğu zaman...

23) İnkârcılar görsün diye cehennemin yetmiş bin adet zincirle her bir zincir de yetmiş bin melek tarafından çekilerek getirildiği zaman... O gün kâfir, dünyada iken yaptıklarına pişman olur. Tekrar dünyaya dönüp amelini düzeltmek ister. Artık vakti geçtiği halde gerçeği anlamasının ona ne faydası var? Ceza yurdunda hiç kimseye hiçbir fırsat geri gelmez. O sadece bir hasret ve bir hüzünden ibarettir.

24) O zaman hasret ve pişmanlıkla şöyle der: “Keşke ahiret hayatım için dünyadayken faydalı şeyleri önceden yapıp gönderseydim.”

25) O gün Allah’ın, kendisini inkâr edene ve asi olana yaptığı azaptan daha çetin azap edici yoktur. Yetki ve idare tamamen Allah’a aittir.

26) Hiç kimse, Allah’ın kâfiri ve faciri bağlaması gibi zincir ve halkalarla bağlayamaz. Ahiret azabı her türlü tasavvur ve hayalin üstündedir.

27) Ey Allah’ın vadiyle huzura kavuşmuş ve O’na kavuşacağına inanmış dünyada iken her türlü şirk ve küfürden uzaklaşmış tertemiz nefis!

28) Dünyada Allah rızası için ve Allah’ın istediği şekilde yaptığın amellerle Allah’ın rızasını elde ederek varlığınla O’nun Cennetine gir!

29) Nebi, sıddık, şehid ve salih kullarımın arasına gir! (Bu hitap mü’minlere melekler tarafından yapılır.)

30) Ebedi olarak Cennetime gir! (Bu hitap, mü’mine ölürken, diriltilirken, mahşer anında ve kıtabı sağ taraftan verilirken yapılır.)

BELED SURESİ

1) Göklerin ve yerin yaratılışından Kıyamete kadar haram kılınan, her türlü tehlikeden emin bir belde olan bu Mekke’ye yemin olsun...

2) Ey Muhammed! Şüphesiz ki içerisinde yaşadığın bu kente, sadece belli bir günün bir anı için zor kullanarak girmek sana helal kılınmıştır.

3) Üzerindeki hakkın büyüklüğünden dolayı insanlığın atası olan Adem, İbrahim ve çocuklarına, tüm babalara ve evlatlarına yemin olsun...

4) Gerçekten insanı doğumundan ölümüne kadar her türlü sıkıntı ve meşakkatlere dayanacak şekilde yarattık.

5) Mü’minlere eziyet eden o güçlü fakat cahil inkârcı Ebu’l-Eşedd, hiç kimsenin kendisinden intikam alamayacağını mı sanıyor?

6) Bu bedbaht inkârcı övünerek şöyle diyor: “Muhammed’e ve getirdiği dine düşmanlık uğrunda çok mal harcadım.”

7) Bu inkârcı Allah’ın kendisini görüp bir gün hesaba çekeceğini bilmiyor mu? Yazıklar olsun ona!

 

 

SAYFA  594

O

O

 

أَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِ (8) وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ (9) وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ (10) فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ (11) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْعَقَبَةُ (12) فَكُّ رَقَبَةٍ (13) أَوْ إِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ (14) يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ (15) أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ (16) ثُمَّ كَانَ مِنْ الَّذِينَ آمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ (17) أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ (18) وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِنَا هُمْ أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ (19) عَلَيْهِمْ نَارٌ مُوصَدَةٌ (20)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا (1) وَالْقَمَرِ إِذَا تَلَاهَا (2) وَالنَّهَارِ إِذَا جَلَّاهَا (3) وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَاهَا (4) وَالسَّمَاءِ وَمَا بَنَاهَا (5) وَالْأَرْضِ وَمَا طَحَاهَا (6) وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا (7) فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا (8) قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا (9) وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسَّاهَا (10) كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَاهَا (11) إِذْ انْبَعَثَ أَشْقَاهَا (12) فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ نَاقَةَ اللَّهِ وَسُقْيَاهَا (13) فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوَّاهَا (14) وَلَا يَخَافُ عُقْبَاهَا (15)

 

 

8) Ona iki göz vermedik mi?

9) Bir de bir dil ve iki dudak?

10) Ve biz ona iki de yol gösterdik.

11) Ancak o, sarp yokuşa göğüs germedi.

12) Sarp yokuşun ne olduğunu bilir misin?

13) Bir köleyi salıvermektir.

14) Yahut kıtlık gününde doyurmaktır.

15) Akraba bir yetimi,

16) Yahut topraklara düşmüş bir yoksulu.

17) Bundan sonra da iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.

18) İşte bunlar, sağın adamlarıdır.

19) Ayetlerimizi inkâr edenler ise, solun adamlarıdır.

20) Kapıları kilitlenmiş bir ateş onların üzerinedir.

 

91- eş-ŞEMS SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 15  ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun güneşe ve aydınlığına,

2) Arkasından geldiğinde aya,

3) Onu parıldattığında gündüze,

4) Onu kuşattığında geceye,

5) Göğe ve onu bina edene,

6) Yere ve onu yayıp-döşeyene,

7) Nefse ve onu düzenleyene,

8) Ki hem kötülüğünü hem de takvasını ona ilham etti.

9) Onu arındıran gerçekten kurtulmuştur.

10) Gizleyense hayal kırıklığına uğramıştır.

11) Semud, azgınlığından yalanladı.

12) Onların en sapkını ileri atıldığında,

13) Allah’ın Rasulü onlara şöyle dedi: “Allah’ın devesine ve sulanmasına ilişmeyin!”

14) Fakat onlar onu yalanladılar, sonra onu kestiler. Rableri de günahları sebebiyle onları yerle bir etti, orasını da dümdüz etti.

15) Ve O, bunun sonucundan korkmaz.

 

 

 

O

 

O

 

8) Biz ona, bakacağı ve kainatta Allah’ın birliğini gösteren delilleri göreceği iki göz vermedik mi?

9) Ona konuşacağı bir dil ve ağzını kapatacağı, yeme, içme ve konuşurken harfleri çıkarmada faydalanacağı iki dudak vermedik mi?

10) Annesinin memesinden emmesini ona öğrettik. Ayrıca cennete gitmesi ve cehennemden sakınması için ona hak ve batıl yolu açıkladık.

11) Malını, İslam’a düşmanlık yolunda harcayacağına, ahirette karşısına çıkacak güçlükleri aşmak için Allah yolunda harcasaydı ya?

12) Ey Muhammed! İnsanın ahirette karşısına çıkacağı sarp yokuşu, güçlükleri aşmanın yolunu sen bilir misin?

13) Sarp yokuşu aşmanın yolu, Allah rızası için boyun çözmek, yani köle azad etmek ve esirleri fidye karşılığı serbest bırakmaktır.

14) Veya açlığın çok yoğun olduğu, kıtlık gününde Allah rızası için ihtiyaç sahiplerine yemek yedirmek, içirmek ve giydirmektir.

15) Yahut babası küçükken ölmüş olan yetim akraba çocuğuna Allah rızası için yemek yedirmek ve ihtiyaçlarını karşılamaktır.

16) Ya da fakirliğin ve yoksulluğun şiddetinden yere serilmiş, toz toprak içerisinde yatan çaresizlere Allah rızası için yemek yedirmektir.

17) Sonra da Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip, birbirlerine gerek Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınma konusunda gerekse Allah yolunda başa gelen tüm eziyetlere Allah rızası için sabrı tavsiye edenlerden, ayrıca yoksul ve zayıf kimselere iyilik etmeyi birbirine tavsiye edenlerden olmaktır.

18) Bu sıfatlara sahip kimseler, amel defterlerini sağ taraftan alan, nebi, sıddık şehid ve salihlerle beraber cennete giren kimselerdir.

19) Ayetlerimizi inkâr etmek ve yalanlamak suretiyle küfürlerinde bilinçli olarak ısrar edenler, amel defterlerini sol taraftan alan, kendisi gibi aynı suçu işlemiş kimselerle beraber cehenneme giren kimselerdir.

20) Onların üzerlerine kapakları kapatılmış bir ateş vardır. Oradan çıkamazlar ve bir daha kurtulamazlar.

ŞEMS SURESİ

1) Kâinatı aydınlatıp karanlığı dağıttığında güneşe ve ondan yayılan ışığa ve gündüz vaktine andolsun...

2) Güneş batımından sonra çıkan ve güneşten aldığı ışığı aydınlatıcı olarak etrafa yayan, gündüzü takibeden aya andolsun...

3) Güneşin kuvvetli ışığı ile gecenin karanlığını giderdiği ve yeryüzünün her tarafını aydınlattığında gündüze andolsun...

4) Karanlığı ile dünyadaki varlıkları, güneşi, özellikle de kötülükleri kuşattığı, kapladığı, örtüp bürüdüğünde geceye andolsun...

5) Göğe ve onu sağlam bir bina şeklinde her taraftan yükselten, sıkıca tutturan muazzam gücün sahibine ve göğün yaratılışına andolsun...

6) Yeryüzüne ve yuvarlak olmasına rağmen onu her taraftan yayıp uzatan ve yaratıkların oturmasına uygun hale getirene andolsun...

7) İnsan nefsine, vicdanına, yaratılanların ruhuna, onları yaratana ve onları düzeltip olgunlaşmaya yetenekli kılana andolsun...

8) Allah ona takvanın yolunu da, isyanın yolunu da gösterdi ve öğretti, hidayet ve dalâleti birbirinden ayırdedecek ölçüyü de ona verdi.

9) Şüphesiz yalnızca Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şeyi şirk koşmayan, tağutu reddeden, nefsini şirk, küfür ve günah kirinden temizleyip arındıran Allah’ın rahmeti sonucu cehennem azabından kurtulmuş, cennet mutluluğunu elde etmiştir.

10) Nefsini günah ve isyanlarla küçük düşüren ve kendisini tehlikeye atan kimse ziyan ve kayıptadır. Cehennem azabı onlar içindir.

11) Semud kavmi azgınlık ve taşkınlığı sebebiyle kendilerine rasul olarak gelen Salih’i ve getirdiği hakikatleri yalanladı.

12) Hani kavmin en güçlü, kuvvetli, şerefli, zengin ve azgını olan Kudar ibn Salif, Salih’in devesini öldürmek için harekete geçmişti.

13) Allah’ın elçisi Salih onlara dedi ki: “Allah’ın devesine kötülük etmeyin, su içme nöbetini engellemekten sakının, sırayı bozmayın.”

14) Semud kavmi Salih’i ve getirdiklerini yalanladı ve Allah’ın Salih’e mucize olarak gönderdiği deveyi yere yatırıp boğazlayarak öldürdü. Allah da azgınlıkları ve işledikleri suç sebebiyle onların tamamını helak edip yerle bir etti, kırıp geçirdi, orasını da dümdüz yaptı.

15) Allah kâfirleri cezalandırdığından dolayı kimseden korkmaz. Semud kavminden hiç biri başlarına gelecek şeyin korkusunu taşımıyordu.

 

SAYFA  595

O

O

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى (1) وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى (2) وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى (3) إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّى (4) فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى (5) وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى (6) فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى (7) وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى (8) وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى (9) فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى (10) وَمَا يُغْنِي عَنْهُ مَالُهُ إِذَا تَرَدَّى (11) إِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدَى (12) وَإِنَّ لَنَا لَلْآخِرَةَ وَالْأُولَى (13) فَأَنْذَرْتُكُمْ نَارًا تَلَظَّى (14) لَا يَصْلَاهَا إِلَّا الْأَشْقَى (15) الَّذِي كَذَّبَ وَتَوَلَّى (16) وَسَيُجَنَّبُهَا الْأَتْقَى (17) الَّذِي يُؤْتِي مَالَهُ يَتَزَكَّى (18) وَمَا لِأَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزَى (19) إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْأَعْلَى (20) وَلَسَوْفَ يَرْضَى (21)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالضُّحَى (1) وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى (2) مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى (3)

 

 

92- el-LEYL SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 21  ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun sarıp kuşattığında geceye,

2) Ağardığında gündüze,

3) Erkeği ve dişiyi yaratana ki,

4) Gerçekten çabalarınız çeşit çeşittir.

5) Fakat kim verir ve korkup-sakınırsa,

6) Ve en güzeli doğrularsa,

7) Biz de ona en kolayı kolaylaştırırız.

8) Kim de cimrilik eder ve kendini yeterli görürse,

9) Ve en güzeli de yalanlarsa,

10) Biz de en zoru ona kolaylaştırırız.

11) Gerilediğinde malı kendisine fayda vermez.

12) Şüphesiz bize düşen, yol göstermektir.

13) Gerçekten son da, ilk de bizimdir.

14) Bakın! Sizi alevli bir ateşle korkutarak uyardım.

15) En bedbahttan başkası boylamaz orayı;

16) Ki o, yalanladı ve yüz çevirdi.

17) Korkup-sakınan ise, ondan uzak tutulacaktır.

18) Ki o, malını vererek temizlenip-arınır.

19) Onun yanında, hiç kimsenin karşılığı verilecek bir nimeti yoktur.

20) Ancak yüce Rabbinin rızasını kazanmak için,

21) Yakında kendisi de elbette razı olacaktır.

 

93- ed-DUHA SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 11  ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun kuşluk vaktine,

2) Karanlığı bastırdığında geceye,

3) Rabbin seni terketmedi ve darılmadı.

 

 

 

O

 

O

1) Karanlığı ile dünyayı, yerküreyi örttüğünde, varlıkları ve yaratıkları sarmalayıp gizlediğinde geceye andolsun...

2) Açılıp aydınlandığı, parlak nuruyla varlıkları ve dünyayı aydınlattığında gündüze andolsun...

3) Erkek ve dişi cinslerini adi, hakir, basit ve değersiz bir su olan meniden yaratana ve yaratılış şekline andolsun...

4) Ey insanlar! Cins ve nitelik olarak işleriniz darmadağınık, amaçları bakımından farklı ve çeşit çeşittir. İçinizde yararlı iş yapanlar da, zararlı işler yapanlar da vardır, takva sahibi olanlar da, bedbaht olanlar da, samimi olanlar da vardır, münafık olanlar da... Bazı işler güzel ve faydalıdır, bazı işler de çirkin ve zararlıdır. Kiminiz Rabb’ine kulluk için çalışır, kiminiz de boş arzuları ve midesi için çalışır.

5) Malını Allah yolunda harcayan, fakirin ve yoksulun hakkını veren, Allah’ın emirlerine karşı gelmekten korkan kimseye gelince...

6) Allah’a ve malını Allah yolunda infak eden muttakiler için hazırladığı cennete kavuşacağına kesin olarak inanan kimseye gelince...

7) Onu hayırlı yöne yöneltir ve onda başarılı kılarız. Bunlar cenneti ve Allah’ın rızasını kazanırlar.

8) Malını cimrilik edip hayır yollarında harcamayan, kendisini Allah’tan müstağni görüp Allah’ın azabından sakınmayan, O’nun rızasını kazanacak ameller işlemeyen kimseye gelince...

9) Kelime-i tevhidi, cenneti ve Allah’ın muttakiler için hazırladığı oradaki nimetleri inkâr edene gelince...

10) Onu Allah’ın sevmediği, cehenneme götürecek kötü, meşakkatli, sıkıntılı ve helak edici bir yola yöneltir, ona bu yolu kolaylaştırırız.

11) Kim cimrilik edip malını hayırlı işlerde harcamazsa ahiret gününde cehennem ateşine düştüğünde malı, mülkü ona fayda vermeyecektir.

12) İnsanlara hidayet yolunun sapıklık yolundan ayrı olduğunu açıklamak, doğru yol ile eğri yolu izah etmek bizim lütfumuzdandır. İnsana bir tercih hürriyeti verilmiştir. İnsan bu cüz’i iradesi sonucu yaptıklarından sorumlu tutulur. Allah’ın herşeyi önceden bilmesi ve onu Levh-i Mahfuz’da yazması insanı zorlaması değildir. Allah insana ne olacağını bildirmemiştir. Bildirseydi imtihanın anlamı olmazdı.

13) Dünyadakiler de ahirettekiler de bizimdir. Her ikisinde de dilediğimiz şekilde tasarruf yetkisi bize aittir.

14) Ey Kâfirler topluluğu! Ben sizi, aşırı derecede kızgın ve kavurucu ateşe karşı uyardım. Rabb’inize karşı isyan etmekten kaçının!

15) Onun kızgınlığını ancak sapıklık, azgınlık ve sapkınlıkta ileri derecede olan kâfirler tadacaklardır.

16) Onlar bile bile hakkı yalanlayan ve imandan yüz çevirenlerdir.

17) Bu kızgın ateşten mü’min, muttaki, şirk ve küfürden arınmış temiz kimseler kurtulacak, onun sıcaklığını duymayacaklardır.

18) İşte o kimse, nefsinin cimriliğinden ve malının kirinden temizlenmek için malını harcayandır. Malını, şehevi arzularını tatmin etmek veya övülmek arzusuyla değil, Allah’ın rızasını kazanmak için infak eder.

19) Onda hiç kimseye karşı bir minnet borcu yoktur ki, borcuna karşılık ona bir şey ödesin. O, sadece Allah rızası için harcar.

20) O’nun yüce ve büyük olan Rabb’in rızasını kazanmaktan ve ahirette Rabb’in yüzüne bakmaktan başka bir hedefi ve gayesi yoktur.

21) Ahirette onu razı edecek şeyi Allah ona elbette verecektir. Cemâli, rızası ve cenneti... En büyük kazanç budur.

DUHA SURESİ

1) Işığının ve aydınlığının etkili olduğu kuşluk vaktine ve gündüz vaktine andolsun...

2) İyice kararıp sessizlik çöktüğü, hareketlerin durduğu, insanların istirahata ve uykuya çekildiği, ibadet için teheccüde kalktıkları geceye andolsun... (Mekki surelerin birçoğunda öldükten sonra dirilmeyi, Rasulullah’ı ve Kur’an’ı inkâr eden müşriklere cevap vermek için dikkat çekmek amacıyla Arapların kullandıkları üsluba uygun olarak Allah birçok kevni ayetlere yemin etmektedir.)

3) Ey Muhammed! Rabbin seni terketmedi, nübüvvet ve risaletle seni görevlendirdikten itibaren sana hiç darılmadı ve kızmadı. Seni nebi ve rasul olarak nimetlendiren Allah, seni terkedecek, unutacak, kızacak veya darılacak değildir. Sana hep yardım etmiştir ve edecektir de.

 

 

SAYFA 596

O

O

 

وَلَلْآخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنْ الْأُولَى (4) وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَى (5) أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى (6) وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى (7) وَوَجَدَكَ عَائِلًا فَأَغْنَى (8) فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ (9) وَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ (10) وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ (11)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ (1) وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ (2) الَّذِي أَنقَضَ ظَهْرَكَ (3) وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ (4) فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (5) إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (6) فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ (7) وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ (8)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ (1) وَطُورِ سِينِينَ (2) وَهَذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ (3) لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ (4) ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ (5)

 

 

4) Elbette ki son, senin için ilkten daha hayırlıdır.

5) Elbette Rabbin sana verecek ve memnun olacaksın.

6) Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı?

7) Ve seni yol bilmez bulup doğru yola iletmedi mi?

8) Ve seni bir yoksul bulup sonra zenginleştirmedi mi?

9) Öyleyse, sakın yetimi ezme!

10) İsteyeni sakın azarlama!

11) Rabbinin nimetini de durmaksızın anlat!

 

94- el-İNŞİRAH SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 8  ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Biz senin göğsünü açmadık mı?

2) Yükünü üzerinden kaldırmadık mı?

3) Ki o, belini bükmüştü.

4) Senin itibarını da yüceltmedik mi?

5) Demek ki, gerçekten güçlükle beraberdir kolaylık.

6) Gerçekten güçlükle beraberdir kolaylık.

7) O halde, boş kaldın mı hemen çalış!

8) Ve sadece Rabbine yönel!

 

95- et-TİN SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 8  ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun incire, zeytine,

2) Sina dağına,

3) Ve şu emin beldeye ki;

4) Doğrusu biz insanı en güzel biçimde yarattık.

5) Sonra onu, aşağıların en aşağısına çevirdik.

 

 

O

 

O

4) Allah’ın senin için ahirette hazırladığı şeyler bu fani dünyadaki şeylerden kıyas edilemiyecek kadar daha hayırlıdır. Onun için üzülme!

5) Rabbin seni memnun etmek için sana sevap ve mükâfat verecek, ikramda bulunacaktır. Sana dünyada yardım, galibiyet ve iktidar nasip etmiş, ülkelerin fethini lütfetmiş ve İslam’ı bütün dinlerden yüce kılmıştır. Ahirette de büyük şefaat yetkisi, Livau’l-hamd sancağı ve Kevser ırmağını sana vermiştir.

6) Doğmadan evvel babanı, altı yaşında iken anneni kaybederek yetim ve öksüz kalmışken Rabb’in seni sekiz yaşına kadar deden Abdulmuttalib, sekiz yaşından sonra amcan Ebu Talib’in himayesine vermek suretiyle barındırmadı mı? Amcan müslüman olmasa bile seni her konuda desteklemedi mi? Kâfirlerin baskısından seni korumadı mı? Ebu Talib’in vefatından sonra Allah sana Medine’li ensarı yardıma gönderdi. Onlar ve Mekke’li muhacirler Medine’de sana her konuda yardım etmedi mi?

7) Küçükken yolunu şaşırıp kaybolmuşken seni evine sağ salim çıkarmadı mı? Her ne kadar Allah’a şirk koşmasan, günah işlemesen bile, hak olan şeriatı ve dini tam olarak bilmez bir halde bulup Kur’an’ı indirerek seni doğru yol olan İslam şeriatına iletmedi mi?

8) Seni fakir ve muhtaç bulup da, yoksul ve perişan iken, ticaret yollarını senin için kolaylaştırmak ve ganimetlerden pay vermek suretiyle insanlara muhtaç olmaktan seni kurtarmadı mı?  

9) Öyleyse sakın yetimi hor görüp onu ezme, malını zorla elinden alma. Fakat ona iyilik yap ve nazik davran. Ona merhametli ol.

10) Aynı şekilde ihtiyaç ve fakirlikten dolayı yardım isteyen dilenciyi veya Allan’ın dinini öğrenmek isteyen kimseyi azarlama, hakaret etme. Aksine gücün nisbetinde bir şeyler vererek gönlünü hoş et, ona ilim öğret.

11) Allah’ın verdiği lütuf ve nimetini unutma, şükret. Allah’ın nimetlerini anlatmak şükür, anlatmamak nankörlüktür. İnsanlara hakkı anlat.

İNŞİRAH SURESİ

1) Ey Muhammed! Kalbini yarıp içindeki şeytanın nasibini çıkararak yerine iman nurunu koymak suretiyle kalbini hidayete açmadık mı?

2) Sana ağır gelen, seni zayıf düşüren, seni üzen yükü hafifletmedik mi? Hatalarını, kusurlarını bağışladık. Seni iman nuruyla rahatlattık.

3) Senin sırtına ağır gelen, seni üzüntü ve kederlere gark eden yükü; kavminin iman etmemesinden dolayı taşıdığın üzüntü ve kederleri iman nuruyla giderip teselli etmedik mi?

4) Senin ismini, yüce adımızla beraber kelime-i şehadet, ezan, kamet, hutbe ve birçok yerde anarak, büyük bir şerefe ulaştırıp dünya ve ahirette zikrini, şanını, ününü, itibarını yüceltmedik mi?

5-6) Kuşkusuz senin için zorluktan sonra bir kolaylık, darlıktan sonra bir rahatlık, sıkıntıdan sonra bir çıkış yolu vardır. Allah vaadini gerçekleştirdi. Arap yarımadası ve Yemen fethedilinceye, insanlar dalga dalga İslam’a girinceye kadar Rasulü’nün ruhunu almadı.

7) Dünya işlerini, tebliğ görevini bitirdikten sonra verdiği nimetlere şükretmek amacıyla Allah’a ibadet etmeye çalış. O’ndan ihtiyacını iste.

8) İstek ve arzunu geçici dünyaya değil, Allah katında olan şeylere rağbet et-yönelt. O’nun rızasını kazanmaya çalış. İhlasla O’na ibadet et.

TİN SURESİ

1) İncire, zeytine ve bunların yetiştirildiği yer olan, Şam’ı, Kudüs’ü ve İsa’nın yetiştiği yerleri de içine alan Filistin topraklarına andolsun...

2) Allah’ın Musa ile keyfiyetini ve mahiyetini bilmediğimiz bir şekilde vasıtasız konuştuğu, Sina’daki bol ağaçlı Tur dağına andolsun...

3) Her türlü tehlikelerden emin kılınan, kâinatın efendisi Muhammed’in doğup büyüdüğü, Ka’be’nin de bulunduğu Mekke’ye andolsun...

4) Biz insanı en mükemmel ve en güzel sıfatlarla nitelenmiş olarak en güzel biçimde ve kıvamda, dimdik vaziyette yarattık.

5) Yaşlanınca da onu tekrar çocukluk haline çevirdik. Ona bunaklık verdik. İnsan Allah’ın kendisine verdiği nimetlere karşı şükretmeyip nankörlük eder ve hayatını Allah’ın istediği şekilde düzenlemezse biz onu ahiret gününde aşağıların en aşağısı olan cehenneme indireceğiz.

 

 

SAYFA  597

O

O

 

إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ (6) فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ (7) أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ (8)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ (1) خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ (2) اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ (3) الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ (4) عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ (5) كَلَّا إِنَّ الْإِنسَانَ لَيَطْغَى (6) أَنْ رَآهُ اسْتَغْنَى (7) إِنَّ إِلَى رَبِّكَ الرُّجْعَى (8) أَرَأَيْتَ الَّذِي يَنْهَى (9) عَبْدًا إِذَا صَلَّى (10) أَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ عَلَى الْهُدَى (11) أَوْ أَمَرَ بِالتَّقْوَى (12) أَرَأَيْتَ إِنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّى (13) أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى (14) كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعَنْ بِالنَّاصِيَةِ (15) نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ (16) فَلْيَدْعُ نَادِيَه (17) سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ (18) كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ (19)

 

 

6) İman edip salih ameller işleyenler müstesna; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.

7) Öyleyse bundan sonra hangi şey sana dini yalanlata-bilir?

8) Allah, hakimlerin hakimi değil mi?

 

96- el-ALAK SURESİ

 

(Mekke’de inmiştir. 19 ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Yaratan Rabbinin ismiyle oku!

2) İnsanı bir kan pıhtısından yarattı.

3) Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.

4) Ki O, kalemle öğretendir.

5) İnsana bilmediğini öğretti.

6) Hayır, hayır; gerçekten insan, azar.

7) Kendini yeterli gördüğünden. 

8) Şüphesiz dönüş yalnızca Rabbinedir.

9) Engelleyeni gördün mü?

10) Namaz kıldığı zaman bir kulu.

11) Gördün mü? Ya o, doğru yol üzerindeyse,

12) Yahut takvayı emrettiyse?

13) Gördün mü? Ya yalanlayıp yüz çevirdiyse,

14) Allah’ın gördüğünü bilmiyor mu?

15) Hayır, hayır; eğer o, son vermeyecek olursa, elbet-te, alından tutup sürükleyeceğiz.

16) Yalancı ve günahkâr alından.

17) O halde çağırıversin derneğini...

18) Biz de zebanileri çağırıveririz!

19) Hayır, hayır; ona itaat etme! Secde et ve yaklaş!

 

 

O

 

O

 

6) Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip salih amel işleyen kimseler için Allah katında kesintisiz ebedi cennet nimetleri vardır.

7) Ey insan! Bu açıklama ve apaçık delillerden sonra, Allah’ın hükümlerini ve ceza gününü yalanlayıp inkâr etmene sebep nedir? 

8) Yaratan, güzel biçim veren, düzelten ve güzelleştiren Allah seni diriltmeye ve hesaba çekmeye muktedir değil mi? O kullar arasında hükmetme ve haklı ile haksızı ayırma bakımından adaletle yargılayanların en adili değil mi? (Evet, biz de buna şahitlik edenlerdeniz.)

ALAK SURESİ

1) Tüm mahlukatı bir örneğe ihtiyaç duymaksızın yoktan var eden Allah’ın adını anarak, O’ndan yardım isteyerek oku! (Bu surenin ilk beş ayeti Kur’an’ın ilk nazil olan ayetleridir. Cibril, Allah’ın emriyle Nur dağındaki Hira mağarasında bulunan Rasulullah’a bu ayetleri getirdi.)

2) Allah insanı alaktan, donmuş kana ve küçük kurtçuklara benzeyen, canlı spermaları ihtiva eden meniden yaratmıştır.

3) Oku! Rabb’in yüce ve kerem sahibidir. Hiçbir kerem sahibi O’na denk olamaz ve denklikte O’na yaklaşamaz.

4) Senin Rabb’in kalemle yazıp çizmeyi öğretendir. Ey Muhammed! Senin Rabb’in bir vasıtayla okumayı ve yazmayı öğrettiği gibi vasıtasız olarak da sana öğretecektir. O’nun her şeye gücü yeter. İlim bir avdır, yazmak ise onu bağlamaktır. İlmin ve bilginin muhafaza edilmesi için yazılarak kayda geçilmesi din ve dünya işleri için çok önemlidir.

5) Allah insanlara çeşitli ilimleri ve bilgileri öğreterek onları cehaletin karanlığından ilmin aydınlığına çıkarmıştır.

6) Bu ahmak ve cahil insan artık inadından vazgeçsin. Gerçek şu ki kâfir ve nankör olan insan, verdiği nimetlerden dolayı Allah’a şükredeceği yerde azgınlık yapar, isyan eder,  taşkınlıkta haddi aşar ve Rabb’ine karşı kibirlenir.

7) Zengin kâfir, mal ve servet sahibi olduğu, zeki kâfir aklına güvendiği ve nefsini ilah edindiği için Allah’a muhtaç olmadığını düşünür.

8) Ey insan! Kuşkusuz dönüş ve varış Rabb’inin huzurudur. Allah seni dünyadayken yaptıklarından dolayı mutlaka hesaba çekecektir.

9) İnsanları Allah yolundan meneden, engelleyen, işkence ve eziyet eden o azgın Ebu Cehil’in yaptıklarını gördün mü, duydun mu? Ne kadar aklı kıt bir adamdır o? Ne çirkin bir iş yapıyor?

10) Ebu Cehil, Allah’ın kulu ve rasulü olan Muhammed’i namazdan ve ibadetten alıkoymak istiyor, ona işkence ve eziyet ediyor. (Ebu Cehil Allah’ın koruması sonucu Rasulullah’a eziyet edemedi. Ateşten bir hendek, korkunç bir varlık ve kanatlar görerek korkup kaçtı.)

11) Ey Ebu Cehil! Allah için namaz kılan ve yalnızca O’na ibadet eden Muhammed’in doğru yolda olmadığına inandığın için ona işkence etmek istiyorsun. Peki ya o kul, doğru yolu bulmuş ise o zaman senin halin ne olur? Muhammed’in getirdiklerini iyi düşün! Nefsine uyma!

12) Eğer o kul insanları Allah’ın emir ve yasaklarını yerine getirmeye çağıran biri ise o zaman halin ne olur bir düşünsene!?

13) Muhammed’i ve getirdiği Kur’an ve sünneti yalanlayan, imandan yüz çeviren kimselerin yaptıklarını gördünüz mü? Duydunuz mu?

14) Ebu Cehil ve onun gibi olanlar bilmiyorlar mı ki Allah onların yaptıklarından haberdardır, onları mutlaka hesaba çekecektir.

15) Bu bedbaht adam, Rasulullah’ı tehdit etmekten vazgeçsin! Aksi taktirde onu perçeminden tutar, şiddet ve sertlikle cehenneme fırlatırız.

16) Bu perçemin sahibi yalancı ve günahkâr olup, suçu çoktur. Bile bile günah işleyen, azgın, sapık, fasık, facir, zalim, kâfir bir kimsedir.

17) O azgın adam, kendisini kurtarmaları için derneğinde, meclisinde bulunanları, taraftarlarını, yardımcılarını, avenesini çağırsın bakalım!

18) Biz de cehennemde görevli, acımasız, güçlü bekçileri, zebanileri çağıracağız! O zaman onun hali ne olacak?

19) O halde ey Muhammed! Sakın o azılı kâfirin ‘Namazı terket!’ sözüne ve genel olarak Allah’ın emirlerine aykırı hükümlere itaat etme! Seni hiçbir örneğe ihtiyaç duymaksızın yoktan var eden ve öldükten sonra da hesaba çekmek için tekrar diriltmeye kadir olan Rabb’ine ibadet et, O’na hiçbir şeyi şirk koşma! Yalnızca Allah rızası için namaz kıl, secde et ve O’nun rızasını elde etmeye vesile olacak amellerle O’na yaklaşmaya çalış!

 

SAYFA  698

O

O

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ (1) وَمَا أَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ (2) لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ (3) تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ أَمْرٍ (4) سَلَامٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ (5)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

لَمْ يَكُنْ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّى تَأْتِيَهُمْ الْبَيِّنَةُ (1) رَسُولٌ مِنْ اللَّهِ يَتْلُوا صُحُفًا مُطَهَّرَةً (2) فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ (3) وَمَا تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمْ الْبَيِّنَةُ (4) وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ (5) إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أُوْلَئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ (6) إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُوْلَئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ (7) جَزَاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ (8)

 

 

97- el-KADR SURESİ

 

(Mekke’de inmiştir. 5  ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Doğrusu, biz onu Kadir Gecesi’nde indirdik.

2) Kadir Gecesi’nin ne olduğunu bilir misin?

3) Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.

4) Melekler ve Ruh, onda Rab’lerinin izniyle her bir iş için inerler.

5) O, tan yeri ağarıncaya kadar selamdır.

 

98- el-BEYYİNE SURESİ

 

(Medine’de inmiştir. 8  ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Kitap ehlinden ve müşriklerden küfürlerinde ısrar edenler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar, ayrılacak değillerdi.

2) Tertemiz sahifeleri ileten Allah’tan bir rasuldür.

3) Onların içinde dosdoğru yazılı-hükümler vardır.

4) Ama kendilerine kitap verilenler, ancak apaçık delil gel-dikten sonra ayrılığa düştüler.

5) Oysa onlar, dini yalnızca O’na halis kılan hanifler olarak sadece Allah’a ibadet etmek, namazı dosdoğru kılmak ve ze-kâtı vermekten başkasıyla emrolunmadılar. Dosdoğru din, işte budur.

6) Gerçek şu ki, ister kitap ehlinden, ister müşriklerden olsun, küfürlerinde ısrar edenler, cehennem ateşindedirler, orada dai-midirler. İşte onlar, yaratılmışların en kötüleridir.

7) İman edip salih amel işleyenler, onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.

8) Rableri katındaki mükâfatları, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere Adn Cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur. Ken-dileri de O’ndan hoşnut olmuşlardır. İşte bu, Rabbinden titre-yerek korkan kimse içindir.  

 

 

 

O

 

O

1) Biz Kur’an’ı, Ramazan ayının kadri ve kıymeti büyük bir gecesi olan Kadir gecesinde Levh-i Mahfuz’dan dünya semasındaki Beytü’l-izze’ye toptan indirdik. Sonra olayların vukuuna göre yirmi üç senede Cibril vasıtasıyla Muhammed’e bölüm bölüm indirdik. (Kur’an’ın parça parça indirilmesinin hikmeti, okuma yazma bilmeyen Rasulullah’ın ezberlemesini kolaylaştırmak ve insanların ihtiyaçlarını giderip maslahatlarını gerçekleştirmektir. Kur’an, olayların vukuuna göre müslümanları en faydalı ve en iyi olan şeye yönlendirmek için iniyordu.)

2) Ey Muhammed! Kadir gecesinin kıymetini ve üstünlük derecesini sana kim bildirdi? Onu ancak Allah sana bildirirse bilirsin.

3) Kadir gecesi yapılan ibadet, başka gün ve gecelerde yapılan bin aylık ibadetten daha kıymetli, daha faziletli ve sevapça daha çoktur.

4) Arşın ve gökyüzünün melekleri, beraberlerinde Cibril olduğu halde, Allah’ın emriyle, Kur’an’ın şanını yüceltmek için, bu mubarek gecenin hürmetine, o sene insanlık için takdir edilmiş olan hayır ve şer her türlü iş için yeryüzüne bölük bölük bereket ve rahmetle inerler. Kur’an okuyan, Allah’ı zikreden topluluğun etrafını kuşatırlar. Onlara sükunet indirirler, onlara neşe ve moral verirler.

5) Allah o gece bütün yeryüzü ehli için güvenlik, esenlik, itminan ve istikrar bahşeder. Melekler mü’minlere dua eder, onları selamlarlar. Fecir doğuncaya, tan yeri ağarıncaya, şafak sökünceye kadar meleklerin inişi ve Kadir gecesinin selameti devam eder. (Allah, Ramazan ayının bütün gecelerini ibadetle geçirsinler diye bu geceyi gizlemiştir. Nitekim Cuma günündeki icabet saatini, duanın kabulüne sebep olan Kur’an’daki ismi a’zamını ve rızasının hangi itaatlerde, gazabının hangi günahlarda olduğunu, Kıyametin vaktini de gizlemiştir.)

BEYYİNE SURESİ

1) Kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanlardan ve putperest müşriklerden küfürlerinde bilinçli olarak ısrar eden kimseler, kendilerine apaçık bir delil gelinceye kadar güya içlerinde bulundukları şirk ve inkârdan kopup ayrılacak değillerdi. Bu yüzden Allah onları gözden çıkarmadı.

2) Bu apaçık delil, okuma yazma bilmemesine rağmen üslup, belağat ve beyan bakımından eşi ve benzeri bulunmayan, batıldan uzak, şirk ve küfürden arınmış sahifelerden ibaret bir kitap olan Kur’an’ı, ezberden, sesli okuyan, sizi onunla uyaran Allah’ın Rasulü Muhammed’dir. 

3) Apaçık bir delil olan Allah’ın Rasulü Muhammed’in getirdiği Kur’an’ın sahifelerinde, dosdoğru hükümler ve gerçek haberler vardır. Çünkü onlar ilim ve hikmet sahibi yüce Rabb’in katından indirilmiştir.

4) Kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanlar, Tevrat ve İncil’de geleceği bildirilen, öz oğullarını tanıdıkları gibi vasıflarını bildikleri beklenen rasule, elçiye sırf kendi toplumlarından gelmediği için kıskançlıklarından dolayı tabi olmayarak ihtilafa düşüp fırkalara ayrıldılar. Her bir fırka kendisi dışındaki fırkayı tekfir etmiş ve aralarında bir çok savaşlar çıkmıştır. Onlardan çok az bir topluluk iman etmiştir.

5) Apaçık bir delil olan Allah’ın Rasulü Muhammed’in getirdiği Kur’an’a inanmaları bir yana Yahudiler Uzeyr’in, Hristiyanlar ise İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu, putperest Arap müşrikleri ise meleklerin Allah’ın kızları olduğunu iddia etmişlerdir. Halbuki onlar her türlü şirkten uzak olarak dini yalnızca Allah’a has kılarak, son rasulün, elçinin şeriatı olan İslam’a girerek, Allah’ın razı olduğu ve istediği şekilde O’na ibadet etmek, namazı rükun ve şartlarını yerine getirerek huşu içerisinde devamlı olarak eda etmek, zekâtı zamanında verilmesi gereken yerlere Allah rızası için vermekten başka bir şeyle emrolunmamışlardı. İşte dosdoğru ve apaçık bir din de bu İslam şeriatıdır.

6) Kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanlardan ve putperest müşriklerden küfürlerinde bilinçli olarak ısrar eden kimseler, ahiret gününde içinde ebedi olarak kalmak üzere cehenneme gireceklerdir. İşte onlar iman etmedikleri için yaratıkların en şerlileridir.

7) Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip bu imana uygun olarak salih amel işleyenler ise yaratıkların en hayırlılarıdır.

8) Onların Rab’leri nezdindeki mükâfatı köşklerinin ve ağaçlarının altından, sudan, sütten, şaraptan ve baldan akan nehirlerin bulunduğu içlerinde ebedi olarak kalacakları cennetlerdir. Salih amelleri sebebiyle Allah onlardan razı olmuştur. Allah’ın lutfettiği ikramlar sebebiyle de onlar Rab’lerinden razı olmuşlardır. Bu mükâfat Allah’tan titreyerek, ürpererek korkup sakınan ve ahiret için çalışan kimseler içindir.

 

 

SAYFA  699

O

O

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِذَا زُلْزِلَتْ الْأَرْضُ زِلْزَالَهَا (1) وَأَخْرَجَتْ الْأَرْضُ أَثْقَالَهَا (2) وَقَالَ الْإِنسَانُ مَا لَهَا (3) يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا (4) بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَى لَهَا (5) يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ أَشْتَاتًا لِيُرَوْا أَعْمَالَهُمْ (6) فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَه (7) وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَه (8)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا (1) فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا (2) فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا (3) فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (4) فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا (5) إِنَّ الْإِنسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ (6) وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ لَشَهِيدٌ (7) وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ (8) أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ (9) وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ (10) إِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ (11)

 

 

99- ez-ZİLZAL SURESİ

 

(Mekke’de inmiştir. 8  ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Yeryüzü, olabildiğince sarsıldığında,

2) Yeryüzü, içindeki ağırlıkları dışarı çıkardığında,

3) Ve insan: “Buna ne oluyor?” dediğinde,

4) O gün bütün haberlerini anlatacaktır.

5) Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.

6) O gün insanlar, amelleri gösterilsin diye, bölük bö-lük çıkarlar.

7) Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür.

8) Kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse, onu görür.

 

100- el-ADİYAT SURESİ

 

(Mekke’de inmiştir. 11  ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun harıl harıl koşanlara,

2) Kıvılcım saçanlara,

3) Sabah akıncılarına,

4) Derken, orada tozu dumana katanlara,

5) Ve bununla bir topluluğun ortasına dalanlara ki;

6) Gerçekten insan, Rabbine karşı çok nankördür.

7) Şüphesiz kendisi de buna elbette şahiddir.

8) Muhakkak o, mal sevgisine son derece düşkündür.

9) Bilmiyor mu, kabirlerde olanların altüst edileceğini?

10) Göğüslerde olanların derleneceğini,

11) Şüphesiz o gün, Rableri kendilerinden gerçekten haberdardır.

 

 

O

 

O

1) Allah’ın emriyle İsrafil tarafından birinci Sur’un üfürülmesiyle yeryüzü, kütlesi olabildiğince şiddetli bir şekilde sarsıldığı ve sert bir şekilde hareket ettirilip üzerindekileri, kalpleri korkutacak ve yürekleri hoplatacak biçimde sarstığı, sarsıntının şiddetinden herşeyin yıkılıp yeryüzü dümdüz hale geldiğinde...

2) İkinci Sur’un üfürülmesiyle yeryüzü içindeki hazineleri, defineleri, malları ve ölüleri, diri olarak dışarı çıkardığında...

3) Aşırı korku ve dehşetten dolayı, dirilen kâfir şöyle der: “Niçin bu yeryüzü böyle büyük bir sarsıntıyla sarsıldı da içindekileri dışarı attı?”

4) O gün yer konuşacak ve üzerinde yapılan tüm olayları, maceraları, haberleri, olup bitenleri haber verecek. Bütün insanların yapıp ettiklerine şahitlik edecek. Yeryüzü asi ve kâfirin aleyhine, mü’minin ise lehine şahitlik edecektir. Hatta o kadar ki kâfir, ayıplarının ortaya çıktığını görünce utancından hemen Cehenneme sevkedilmeyi arzu edecek.

5) Yeryüzünün bu haberleri anlatması, Allah’ın bunu ona vahyetmesi, gizemli iletisi, emretmesi ve üzerinde meydana gelen bütün olayları anlatmasına izin vermesi sebebiyledir. Bir et parçası olan dili konuşturan Allah toprak ve taştan ibaret olan yeryüzünü de konuşturmaya kadirdir. Herşey adeta kamerayla tesbit edilmiş olup belgelerle ispat edilecek, kimse itiraz edemiyecektir.

6) Bu korkunç günde insanlar dünyada iken yaptıklarının hesabını vermek üzere kabirlerinden fırlayıp çıkarak gruplar halinde mahşer meydanında toplanırlar. Kitapların verilip sahifelerin açılması üzerine, mizandan sonra hesap yerinden dönerek dünyada iken yaptıkları amellerinin karşılığını görmek için gruplar halinde amel defterini sağından alan cennete, solundan alan ise cehenneme gider.

7) Kim zerre miktarı kadar az bir şey de olsa, hayır yapmış ise ahirette Allah katında onun sevabını görecektir.

8) Kim zerre miktarı kadar az bir şey de olsa, kötülük yapmış ise ahirette Allah katında onun cezasını görecektir. Allah hiç kimseye zerre kadar zulmetmez. Allah’ın istediği ve razı olduğu şekilde iman edip salih amel işleyenler Allah’ın rahmeti sonucu cennete girecektir. Hakkı bile bile inkâr eden, Allah’a şirk koşan, münafık ve mürtedler de Allah’ın adaleti gereği cehennem azabıyla cezalandırılacaklardır.

ADİYAT SURESİ

1) İslam düşmanları üzerine hızla giden, hücum eden, kalplerine korku salan ve dört nala koşarken harıl harıl soluyan savaş atlarına, hacıları Arafat’tan Müzdelife’ye, oradan Mina’ya ve diğer yerlere taşıyan develere andolsun...

2) Hızla koşarken taşların üzerinden geçmeleri sebebiyle nalınlarından ateş kıvılcımları çıkaran atlara andolsun...

3) Sabahleyin güneş doğmadan önce düşmanı gafil bir anda yakalamak için ansızın baskın yapan akıncı atlarına, süvarilere ve Müzdelife’den sonra hacıları Mina’ya taşıyan develere andolsun... (Rasulullah, karşı cephede sabah ezanı duymazsa düşmana saldırırdı. Ezan bir parola idi.)

4) Tozu dumana karıştırarak koşan atlara ve develere andolsun...

5) Yılmadan düşman topluluklarının ortasına dalan savaş atlarına ve Müzdelife’deki hacıların arasına dalan hacıları taşıyan develere andolsun...

6) Şüphesiz insanların çoğu Rabb’inin nimetlerine şükretmeyerek nankörlük etmektedirler. Musibetleri hatırlar da nimetleri unuturlar.

7) Şüphesiz insan, kendi tasarrufları ve davranışlarıyla kendi nankörlüğüne şahittir. O, devamlı gaflet içindedir. Şehvani arzuları için harcama yapar, hayır yapmaya gelince cimrilik eder, Allah’ın farz kıldığı zekâtı hak sahiplerine vermez.

8) Şüphesiz insan mala mülke aşırı düşkündür. Hayır işlemeye karşı pek cimridir. Helal haram demeden mal toplar. Bir dere dolusu altını olsa yine de doymaz, ikincisini ister. Onun gözünü ancak toprak doyurur.

9) Bu cahil ve Rabbinin nimetine karşı nankör kimse, Allah’ın insanları bir gün hesaba çekmek için kabirlerinden çıkaracağını bilmez mi?

10) Kulların kalplerinde gizledikleri sırlar ve gizli şeyler, herkesin huzurunda mahşer günü açığa çıkarıldığında...

11) Şüphesiz o gün Rabb’leri onların bütün yaptıklarından haberdardır ve onlara en uygun karşılığı verecektir.

 

 

SAYFA  600

O

O

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

الْقَارِعَةُ (1) مَا الْقَارِعَةُ (2) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ (3) يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ (4) وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنفُوشِ (5) فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ (6) فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ (7) وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ (8) فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ (9) وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ (10) نَارٌ حَامِيَةٌ (11)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

أَلْهَاكُمْ التَّكَاثُرُ (1) حَتَّى زُرْتُمْ الْمَقَابِرَ (2) كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (3) ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (4) كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ (5) لَتَرَوْنَ الْجَحِيمَ (6) ثُمَّ لَتَرَوْنَهَا عَيْنَ الْيَقِينِ (7) ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنْ النَّعِيمِ (8)

 

 

101- el-KARİA SURESİ

 

(Mekke’de inmiştir. 11  ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Şiddetle çalan?

2) Nedir o şiddetle çalan?

3) O şiddetle çalanın ne olduğunu bilir misin?

4) O gün insanlar, darmadağınık pervaneler gibi olacak.

5) Dağlar da atılmış yün gibi olacak.

6) O zaman kimin tartıları ağır gelirse;

7) Artık o, hoşnut olunan bir hayat içindedir.

8) Fakat kimin de tartıları hafif gelirse,

9) Artık onun da anası Hâviye’dir.

10) Onun ne olduğunu bilir misin?

11) Kızgın bir ateştir.

 

102- et-TEKASÜR SURESİ

 

(Mekke’de inmiştir. 8  ayettir.)

 

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Çoklukla övünmek sizi o kadar çok oyaladı ki;

2) Ta mezarı ziyaretinize kadar sürdü.

3) Hayır, hayır; yakında öğreneceksiniz.

4) Yine hayır, hayır; yakında öğreneceksiniz.

5) Hayır, hayır; eğer siz kesin bir şekilde bilmiş olsay-dınız

6) O çılgınca yanan cehennem ateşini de mutlaka göre-ceksiniz.

7) Sonra onu, gerçekten yakîn gözüyle göreceksiniz.

8) Sonra kuşkusuz o gün, nimetten elbette sorguya çe-kileceksiniz.

 

 

 

O

 

O

1) Korkunç ve dehşet verici halleri ve içindeki felaketleri ile insanların yüreklerini ağzına getiren, ödünü koparan Kıyamet!

2) Nedir o korkunç ve dehşet verici halleri ile insanların yüreklerini ağzına getiren, ödünü koparan Kıyamet!?

3) Ey Muhammed! Korkunç ve dehşet verici halleri ile insanların yüreklerini ağzına getiren, ödünü koparan Kıyametin ne olduğunu sen bilir misin? Allah bildirmedikçe senin onu bilmen mümkün değildir. Kuşkusuz Kıyamet, o kadar büyük ve korkunçtur ki, hayal bile edilemez. İnsan aklı onu kavrayamaz. O, anlatılamayacak ve tasavvur edilemiyecek kadar korkunçtur. O, sadece insanın kalbini etkilemez. Güneş, ay, yıldızlar, hayvanlar, yeryüzü, dağlar, denizler kısacası tüm kâinat bu olaydan etkilenir. Bu olayın mahiyetini ancak Allah bilir. Sizler sadece Allah’ın bildirdiği ve hafızalarınızın hayal ettiği kadar, hayal gücünüz oranında anlarsınız.

4) Sur’a ikinci kez üfürüldüğü gün insanlar kabirlerinden şiddetli korku ve dalgınlıktan dolayı panik içinde, dalga dalga ne yapacaklarını ve nereye gideceklerini bilmeden şaşkın bir halde çıkarlar. Aynı yönde uçmayan, her biri ayrı yöne doğru uçan kelebekler gibi başka başka yönlere giderler. Birbiri üzerine binen çekirgeler gibi etrafta dalgalanırlar.

5) O gün dağlar havada uçuşup dağılan, atılmış, etrafa saçılmış renkli yünler gibi olur. (Çünkü dağlar da çeşitli renklerdedir. Kimisi beyaz, kimisi kırmızı, kimisi siyahtır.)

6) Hesap gününde sahifelerin açılıp amellerinin tartılması sonucu iyilikleri kötülüklerinden fazla olan, iyilikleri kötülüklerine galebe çalan mü’min kimse...

7) O gün onlar güzel bir hayat içinde lezzet, afiyet ve mutluluğun tadını çıkarırlar. Sonsuza dek cennette olacakları için bu hayattan memnundurlar. Çünkü orada dünya nimetleriyle kıyaslanamayacak güzellikte nimetler ve ebedi bir mutluluk vardır. Günahkâr mü’minin durumu ise Allah’ın dilemesine kalmıştır. Dilerse günahları oranında azabeder, dilerse hiç azabetmeden affeder, cennetine koyar.

8) Hesap gününde sahifelerin açılıp amellerinin tartılması sonucu iyilikleri kötülüklerinden az olsa da olmasa da kâfir kimse...

9) Onun kalacağı ve gideceği yer de cehennem uçurumudur. Onun derinliklerine yuvarlanacak alevli ateşine bir daha çıkmamak üzere atılacaktır. Kâfir, cehennemin dibine ulaşıncaya kadar yetmiş sene boyunca aşağı doğru düşecektir.

10) Ey Muhammed! Cehennemdeki uçurumun mahiyetini sen bilir misin? Bunlar gaybi hadiseler olduğu için onun mahiyetini senin bilmen mümkün değildir. Ancak Allah’ın bildirmesiyle bilebilirsin.

11) O son derece kızgın ve korkunç bir ateş çukurudur. Bu ateş, onun sığındığı annesidir. Kıyamet günü onu kucağına alacaktır. Annenin çocuğu beklediği gibi cehennem de sabırsızlıkla bu anı beklemektedir. (Allah bizleri ondan korusun! Amin.)

TEKASÜR SURESİ

1) Makam, mevkii, mal ve çocukların çokluğuyla övünmek sizi çok fazla oyaladı ve Allah’a ibadetten alıkoydu.

2) Hatta kabirleri ziyaret edip ölülerinizin çokluğuyla bile övündünüz. Çoklukla övünme olayı ölünceye ve kabre konuluncaya kadar sürdü.

3) Faydası olmayan şeylerle uğraşmayın. Baki olanı bırakıp fani olanla meşgul olmanızın akibetini ileride, kabirde bilip öğreneceksiniz.

4) Sonra ahiret gününde, size gelecek azabı görecek ve hatalarınızı anlayacaksınız. Yalnız olarak ölecek, dirilecek ve hesap vereceksiniz.

5) Faydası olmayan şeylerle uğraşmayın. Kesin bir ilimle bilseydiniz, dünya güzelliklerine aldanıp ahireti unutmazdınız.

6) Yemin ederim ki mutlaka siz, cehennemi açık ve kesin bir şekilde görecek ve onu seyredeceksiniz.

7) Rabb’inize arz olunduğunuz zaman cehennemi mutlaka göz görüşüyle ve gerçek bir görüşle göreceksiniz.

8) Sonra siz, dünya nimetlerinden, sağlık, yiyecek, içecek, binit, yatak gibi zevk aldığınız şeylerden ve Allah’ın tüm nimetlerinden, nereden, nasıl kazanıp nereye harcadığınızdan ve bunların şükrünü eda edip edemediğinizden ahirette mutlaka sorulacaksınız.