66- Kavminin önde gelenlerinden küfre sapanlar dediler ki: "Gerçekte biz seni 'aklî bir yetersizlik' içinde görmekteyiz ve doğrusu biz senin yalancılar olduğunu da sanmaktayız."
67- (Hud:) "Ey kavmim" dedi. "Bende 'akıl yetersizliği' yoktur; ama ben gerçekten alemlerin Rabbinden bir peygamberim" dedi.
68- "Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
69- "Sizi uyarıp-korkutmak için aranızdan bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikr'in gelmesine mi şaşırdınız? (Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi arttırdığını (veya üstün kıldığını) hatırlayın. Öyleyse Allah'ın nimetlerini hatırlayın da(52) umulur ki kurtuluş bulursunuz."
70- Dediler ki: "Sen bize yalnızca Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin?(53) Eğer gerçekten doğru sözlülerden isen, bize vadettiğin şeyi getir, bakalım."
71- Andolsun dedi, "Rabbinizden üzerinize bir azab ve bir gazab gerekli kılındı. Sizin bile babalarınızın isimlendirdiği (düzüp uydurduğu) (54) bir takım isimler (düzme tanrılar ve kurallar) adına mı benimle mücadele ediyorsunuz ki Allah onlar hakkında hiçbir delil(55) indirmemiştir. Öyleyse bekleyedurun, şüphesiz, ben de sizlerle birlikte bekliyorum.
AÇIKLAMA
52. Arapçada"" kelimesi 1) Nimetler, 2) Tabiatın burhanları, 3) Öğülmeye değer nitelikler gibi anlamlara gelir. Bunların ışığında ayet, "Allah'ın nimetlerini, ikramlarını hatırla ve O'nun bunları senden geriye alacak güce sahip olduğunu da unutma" gibi bir anlama gelebilir.
53. 70. ayet, Hud kavminin ne Allah'ın varlığından habersiz olduğunu, ne O'nu inkâr ettiğini, ne de O'na ibadet etmeyi reddettiğini gösterir. Onların kabule yanaşmadıkları husus, Hz. Hud'un (a.s.) hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnız tek Allah'a ibadet etmeye olan çağrısıdır.
54. "Birisine, "Yağmur Tanrısı", bir diğerine "Hava Tanrısı", "Refah Tanrısı", "Afet Tanrısı" vs. gib adlar veriyorsunuz. Halbuki, bunlar hiçbir şeyin tanrısı değildir. Sadece sizin uydurduğunuz adlardır bunlar." Günümüzde bile, birtakım insanlar diğerleri için "zorlukları gideren", "ihsanlar bağışlayan" vs. gibi isimlerle anarlar. Halbuki onun kimseye bağışlayacak bir ihsanı, hazinesi yoktur. Verecek birşeyi olmayan birisine "veren" demektedirler. Hakikatte bu lakaplar, bu sıfatlarla mavsuf olabilme yetkisi olmayanlara takılan boş laflardır. Bunun için, eğer bir kimse bu lakapların doğruluğunu ispat etmeye çalışırsa, aslında, gerçek ile bir alâkası olmayan bu isimler üzerinde münakaşaların büyümesine neden olur, o kadar.
55. Yani, "Kendi bilginize göre, "Rablerin Rabbi" diye tanımladığınız Allah gerçekte, bu ilâhlardan hiçbirini, bir ilâhın veya rabbin yetkilerini verip temsilci seçmemiştir. O, ne ilâhlık gücünün bir kısmını, filan veya falana vermiş, ne de herhangi bir kişiyi "bağışlayıcı" veya "güçlükleri bertaraf edici" olarak, kuvvet vermek suretiyle yetkili kılmıştır. Siz, bizatihi kendi arzunuzla bu ünvanları hoşlandıklarınıza verdiniz."