Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
1- Kuşkusuz ki biz Nuh'u kendilerine elem verici bir azap gelmezden Önce «kavmini korkut» diye onlara (peygamber olarak gönderdik).
2- (Nuh) dedi ki: «Ey kavmim! apaçık uyaran bir peygamberim».
Kesinlikle ben sizleri
3- «Durum şudur: Allah'a kulluk edin. Allah'tan (azabından) sakının ve bana da itaat edin».
4- (Bu takdirde) Allah sizin günahlarınızdan bir bölümünü affeder. Sizi (azapsız olarak) takdir edilmiş bir müddete kadar geciktirir. Muhakkak ki Allah'ın (o tayin ettiği) müddeti gelince onu ertelemez. Eğer biliyorsanız, (anlarsınız).
5- (Nuh): «Ey ftabbim! Kesinlikle ben gece-gündüz kavmimi davet ettim» dedi.
6- «Fakat benim davetim ancak onların kaçmalarım artırdı».
7- «Kuşkusuz ki ben günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine hüründüler, ayak direttiler. Kibirlendikçe kibirlendiler».
8- «Sonra ben onları gerçekten en açık şekilde çağırdım».
9- «Üstelik onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum».
10- «Dedim ki: Rabbinizden af talebinde bulunun. Kuşkusuz ki o çok bağışlayıcıdır».[1]
(1-10) «Kuşkusuz ki biz Nuh'u:..»Bu Ayetlerin Tefsiri
Mekke DÖnemi'nde nazil olmuştur. 28 ayettir.
Bu sure ittifakla Mekkî'dir. Küfe sayımına göre 28, Basralı-lara göre 29, Şamlılara göre ise 30 ayettir. Diğer kelimeleri 224, harfleri 999'dur. Nahl Suresi'nden sonra nazil olmuştur. [2]
x«Nuh» kelimesi yabancı kökenli bir isimdir. Cevaliki'ye göre Arapça'dır. Kirmani, «Nuh'un mânâsı Süryanice sakin insan demektir» diyor. Hakim, Müstedrek'inde «Nuh'a, çok ağladığından dolayı Nuh ismi verilmiştir» diyor; fakat Alusi bu hadisin sahih olmadığını zikretmektedir. Hz. Nuh'un ağlamasının sebebini be-lirten şu rivayet de uydurmadır: «Uyuz bir köpek gördü. Onu pis buldu ve üzerine tükürdü. Allah köpeği dile getirdi. Köpek: «Beni mi ayıplıyorsun yoksa beni yaratanı mı?» deyince Nuh çok pişman oldu ve bunun için çok ağladı».
El-Müstedrek'te «Sahabilerin çoğu Nuh, İdris'ten önce idi diyorlardı» diye kaydedilmiştir. Yine Müstedrek'te İbn Abbas'tan t(Adem ile Nuh arasında on kuşak vardır» ifadesi rivayet ediliyor.
Yine Müstedrek'te merfu olarak şöyle zikrediliyor: «Nuh kırk yaşında iken peygamber oldu. Kavminin arasında 950 sene kaldı. Onları Allah'a davet ediyordu. Tufan'dan sonra 60 sene daha yaşadı. Ta ki insanlar çoğalıp yayilıncaya kadar».
İbn Cerir'e göre Hz. Adem'in vefatından 120 sene sonra Nuh meydana geldi. Cevheri'nin Tehzib'inde, «Nuh, peygamberlerin, ömür bakımından en uzun ömürlü olanıdır. Hatta insanların hepsinden uzun ömürlüydü» deniliyor. Zira Şeddad'm rivayet ettiğine göre Hz. Nuh 1480 sene yaşamıştır. Fakat Şeddad'dan başka hiç kimse bu kadar yaşadığını rivayet etmemiştir. Rivayete göre şeriatı olan ilk peygamber Hz. Nuh'tur. Sünnetler, şeriatler kurmuştur. Şirk'ten ilk korkutan ve ümmeti helak olan da Hz. Nuh' tur. Fakat hakikat şudur ki Hz, Adem, Hz. Nuh'tan önce peygamberdi. Evvela sadece Hz. Havva'ya sonra çocuklarına gönderildi. Şeriatında imana davet etmekten başka bir şey yoktu. Hz. Nuh'a «Şeyh'uU Mürselin»; yani rasûllerin önderi ve aynı zamanda İkinci Adem denilir. Kabri hakkında ihtilaf vardır. Bazıları Küfe Mescidinde, bazıları Kızıldağda bazıları da Lübnan'daki bir dağın eteğinde olduğunu söylemektedir.
«Onu kavmine gönderdik» sözüyle Hz. Nuh'un peygamberliğinin sadece kavmine mahsus olduğuna dikkat çekilmektedir. Bazıları «Onun kavmi Arap Yarımadası'nda oturanlar ve onlara yalan olan yerlerde yaşayanlardı. Bütün insanlar değildi. Çünkü bütün insanlara peygamber olarak gönderilmek ancak RasûUü Ekrem'e nasip olmuştur» demişlerdir.
«Günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın» ayeti ilâhî bir va'd-dır. Eğer iman eder, salih amel işlerlerse Cenab-ı Hak ahirette zarar verici her şeyi silip süpürecektir ve onları ahiret korkularından emin kılacaktır. Ve iman edip taat ederlerse kendileri için takdir edilen Ömrü yaşayacaklar, eğer küfür Üzerinde ısrar ederlerse son noktaya varamayacaklardır. Alimler bu ayeti, taat, iyilik ve Sıla-i Rahim'in insanların ömrünü uzatacağı hususuna delil olarak göstermişlerdir. Nitekim hadiste «Sıla-i Rahim ömrü uzatır» denilmektedir Hiç kuşku yok ki takva ve taat bu tesiri yapar. Çünkü ruhların temizliği, bedenlerin aklığı ömrü uzatır. Onunla emniyet ve muhafaza altına alınır. Fazilet ve maddi yararlar elde edilir. Hülasa Zemahşeri'nin dediğine göre ecel ikidir: Meselâ Cenab-ı Hak, Nuh kavmi iman ederse onların Ömürlerinin bin sene olmasına hükmetmiştir. Küfür üzerine kalırlarsa Allah onlan dokuzyüz sene sonra helak edecektir. Bu yüzden onlara şöyle denilmiştir: «îman edin. Cenab-ı Hak da sizi takdir buyurduğu ecele kadar tehir etsin». Bu da bin senedir. Sonra Cenab-ı Hak haber verdi ki, bu hayat tamam olduktan sonra tehiri mümkün değildir. Sizin bu-nu uzatmak için herhangi bir yolunuz da olmaz. O halde imhal ve tehir zamanında süratle iman ve itaata gelin. [3]
«Eğer biliyor iseniz» cümlesinin cevabı mukadderdir. Yani siz ilim ehlinden olsaydınız bunu bilirdiniz. Fakat ilim ehlinden olmadığınız için bunu bilmiyorsunuz. Onun için amel etme ve Al- f lâh'ın emrini tatbik etme hususunda sürat göstermiyorsunuz. Bu cümle onlan helak olacak şekilde dünyaya, dünya sevgisine dalmaktan menetmekte, dini emir ve yasaklardan yüz çevirmelerini yasaklamaktadır. Zira onlar bu imhal sahasında ölümden şüphe ediciler denilecek derecede dünyaya dalmışlardı.
Hz. Nuh Allah'a iltica ederek şöyle diyordu:
«Yarab! Onlan senin
vahdaniyetini ikrar etmeye her çağırdığımda, senin taatinle amel etmeye her
davet ettiğimde kulaklarını tıkadılar. Göklerin çağrısını dinlemesinler ve
bana bakmasınlar diye elbiseleriyle yüzlerini kapadılar, küfür ve isyana devam
ettiler. Hakka itaat etmediler. Ben onlara bazen gizli bazen de açık bir
şekilde davette bulundum. Bazen de hem gizli hem de açıkça davet ettim. Yani davetin denemediğim hiçbir şekli
kalmadı. Üç yol takip ettim:
1- Gizlice
onlara nasihat yaptım. Onlar kulak-tannı tıkadılar, elbiselerini yüzlerine kapadılar ve küfürde
ısrar ettiler.
2- Açıkça
onlan imana davet ettim.
3- Hem gizli hem de açık davet şeklini biraraya getirerek onlan çağırdım.»
Gaffar» kelimesi mübalağa sigasıdır. Dönüş yapan, azimeti-
nin doğru, niyetinin halis ve tövbesinin sıhhatli olduğu zaman tevbe eden bir kimsenin günahlan deniz köpükleri kadar da olsa Allah'ın lütuf ve keremiyle affedilir. [4]
11- «(Bundan ötürü) O, üzerinize göğü (yağmuru) bolca İndirip».
12- Ve mallarla, oğullarla, size yardım eder. Size bahçeler ve nehirler verir».
13- «Size ne oluyor ki Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsu-nuz?»
14- «Oysa o (Allah) sizi birkaç merhaleden geçirerek yarattı».
15- «Allah'ın göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz?»
16- «Ay'ı o göklerin içinde bir nur kıldı. Güneşi de bir kandil».
17- «Allah sizi topraktan yaratıp meydana çıkardı».
18- «Sonra sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır».
19/20- «Allah geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır».
21/22- Nuh şöyle dedi: «Ey Rabbim! (Bana karşı) başkal-dırdılar. Ve malı, çocuğu kendisine sadece zarar getiren kimseye uydular. Bir birinden büyük (korkunç) hileler kurdular».
23- Ve dediler ki: «Sakın mabudlannm bırakmayın. Hele Vedd'den, Suva'dan, Yeğus'tan, Ye'ûk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin».
24- «Gerçekten bunlar çok kimseleri yoldan çıkardılar. Rabbim! Sen de bu zalimlerin ancak şaşkınlıklarım artır».
25- Onlar günahları yüzünden suda boğuldular. Ateşe sokuldular. Kendilerine Allah'tan başka yardımcı da bulamadılar.
26- Nuh: «Ey Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma. Çünkü sen onları bırakırsan onlar kullarını saptırırlar. Yalnız ahlâksız ve nankör (kimseler) doğururlar».
28- «Ey Rabbim! Beni, anamı, babamı, iman etmiş olarak evime girenleri ve iman sahibi erkek ve kadınları bağışla. Zalimlerin ise ancak helakini artır».[5]
(11-28) «(Bundan ötürü) O, üzerinize göğü (yağmuru)...» Bu Ayetlerin Tefsiri
însanlar gelgeç hayırların elde edilmesini sevdiğinden dolayı Cenab-ı Hak, Hz. Nuh'un kavmine, eğer Allah'a iman ederlerse onlara ahirette en büyük nasibi, dünyada da bolluğu, zenginliği, çocukların çokluğunu verecektir. Bunun için Hz. Nuh kendilerine beş şey va'detmektedir. Onlar da şunlardır:
1- Bol yağmur yağdıracaktır. Ziraatlarınız bol, dane ve meyveler çok olacaktır. Zengin olacak, rahata kavuşacaksınız. ÇünkU saadet ve hidayetin sebebi olan her şey verilecektir size.
2- Malınız çoğalacaktır.
3- Evlatlarınız çoğalacaktır. Zira sosyal bilimciler nezdin-de de sabit olmuştur ki bir milletin evlatları, eğer emniyet varsa, zulüm yoksa, fertler arasında adalet tatbik ediliyorsa, çoğalır.
4- Size bağ ve bostanlar verecektir. Onların meyvelerinden yararlana caksmız.
5- Size nehirler kılacaktır. Bolluk ve ziraatin değişik türleri yeşerecektir. Şüphesiz ki bağ ve bahçeler, ziraat sahalarına sahip olan bir millet müreffeh bir hayat içindedir. Dünya hayatları saadetli olur.
Hasan Basri'den gelen bir rivayet şöyledir: Bir kişi kıtlık sebebiyle Hasan Basri'ye gelerek şikayette bulundu. O da: «Allah'tan af talep et» dedi. Başka biri fakirlikten ve zürriyet azlığından şikâyette "bulundu. Ona da af talep etmesini söyledi. Üçüncü bir kişi bostan ve bağların kuruduğundan şikâyet etti. Ona da «Allah1. tan af talebinde bulun» dedi. Huzurunda oturanlardan bazıları: «Bu üç ayrı kişi sana şikâyetlerini, çeşitli ihtiyaçlarını bildiriyor. lor, sen ise onlara af talep etmelerini söylüyorsun» dediler. Hasan Basın cevap olarak: «Ben kendiliğimden bir şey söylemedim. Cenab-t Hak'kın Hz. Nuh'un kavmine söylediklerini kendilerine aktardım. «Rabbinizden af talebinde bulunun» ve başka ayetleri» dedi. [6]
«Sizi değişik safhalarda yarattı»; Siz evvela rahimlerde meni idiniz. Sonra bir kan pıhtısı oldunuz. Sonra da bir et çiğnemi. Sonra da kemiklerinize et giydirildi. Sonra Cenab-ı Hak sizi yeni bir yaradılışla inşa etti. Yaratanların en güzeli olan Allah ortaktan münezzehtir.
«Allah sizi topraktan bitirdi» ayetinin mânâsı, Allah sizin babanız Adem'i topraktan yarattı demektir. Nitekim başka bir ayet te «Kesinlikle Allah katında İsa'nın misali Adem'in misali gibidir. Cenab-ı Hak Adem'i topraktan yarattı» buyurulmuştur. Veya mânâsı şudur: Cenab-ı Hak her beşeri yerden bitirir. Çünkü Cenab-ı Hak onlan meniden halketti. Meni de gıdalardan, gıdalar da yerde biten bitkilerden meydana geliyor. Dolayısıyla her fert yerden bitmiş olmaktadır.
«Onları bitki kıldı». Çünkü bitki gibi onlar da gelişirler. Doğarlar, ölürler, elleri ve ayakları vardır, tıpkı bitkiler ve onlarda görülen damarlar gibi. Onların değişik ahvalini bitkilerin değişik hallerine benzetti Cenab-ı Hak. Bitkilerin tatlısı, acısı var. Güzeli ve habisi vardır. İnsanlar da böyledir. Her insanın bir özelliği vardır, her bitkinin ayrı Özelliği olduğu gibi.
«Sonra sizi yere iade edecek, toprak olacaksınız. Sisi tekrar beşer olarak yerden çıkarıp, haşre gönderecektir».
Bazıları «Allah sizi yerden bitirdi» ayetinin mânâsının «Allah sizler için yerden bitkiler bitirdi» demek olduğunu söylemişlerdir, îbn Becr adlı alim «Allah yaş vermek suretiyle, küçüklükten sonra onları yeryüzünde yaşattı. Kısa olduktan sonra boylarım uzattı» demiştir,...
Bu ayette tekâmül nazariyesine ya da herhangi bir hayvandan meydana geldiğine mesned olacak bir şey yoktur. Ancak insanların var olma şekilleri tasvir edilmektedir. Yani insanlar çeşitli merhalelerden geçirilerek meydana gelmişlerdir. Darvinizm'in esası çürük olduğundan dolayı bu ayeti o istikamette yorumlamak uygun değildir.
Hulasa Hz. Nuh, kavmini deruni ve afaki alametlere, madenlere, bitki ve hayvanlara, insanlara, göğe, yere, güneş ve aya bakmaya davet- ediyor, neticede onlardan Allah'ın vahdaniyetine de-lil çıkarmalarını emrediyor.
Onlar birbirlerine: «Mabudlannmn ibadetini terkedip de sakın Nuh'un Rabbine ibadet etmeye yanaşmayın. Hele şu büyük putlar var ya! Onlara ibadetten asla vazgeçmeyin» diyorlardı. Hz. Nuh zamanında tapılan büyük putlar daha sonra Araplara intikal etmiştir. Buhari, Îbn'ul-Munzir, îbn Merduveyh, îbn Abbas' tan şöyle rivayet etmişlerdir:
Vedd Kelb kabilesinin, Suva Huzeyl kabilesinin, Yeğus Hutayf kabilesinin, Yeuk Hamedan Kabilesinin, Nesr ise Himyerlilerin putuydu ve diğer kabilelerin başka putları da vardı. Lat, Sakif'in putuydu ve TaiTte bulunuyordu. Uzza, Süleymi, Gatafan ve Cü-şen Kabilelerinin putuydu. Menat ise Huzaa'nın putuydu ve Ku-deyde'de bulunuyordu. îsaf ve Naile putları Mekkelilerindi. Aynı şekilde Hubel de Mekkelilere aitti. Hubel putların en büyüğü ve onların nezdinde en yücesiydi. Bunun için Hubel'i Kabe'nin tam üstüne koyuyorlardı. Yani bunlar Hz. Nuh zamanında tapılan putların bizzat kendileri değildi, fakat onların isimlerini almışlardı.
«Onlar çok kimseleri bu putlara tapmakla delâlete götürdüler».
«Allah onları isyanları ve günahları nedeniyle tufanla boğdu. Kabirlerinde de onlara azap verecektir. Onlar bu bâtıl mabudla* nndan ne yardım ne de bir yarar görmeyeceklerdir.»
Nuh: «Yarab! Yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma» diye onlar aleyhinde bedduada bulundu. Bu bedduanın sebebi iki maddede kısaltıldı. Birincisi eğer onları bırakırsan senin kullarını sapıtırlar, dalâlete götürürler. İkincisi, onlar ancak kâfir ve facir kimseleri doğurup dünyaya getirirler.
Hz, Nuh onlan evvela denedi, sonra da aleyhlerinde bedduada bulundu, Zira 950 sene peygamber olarak aralarında yaşadı. Rivayete göre onlardan bir kişi oğlunu getirerek kendisine Hz. Nuh'u gösterir ve «İşte bu adam çok yalancıdır. Benim babam da bu şekilde bana tanıtmıştır» derdi. Büyük ölünce küçük de aynen onun gibi yetişiyordu.
Hz. Nuh kâfirlerin aleyhinde bedduada bulunduktan sonra, nefsine, anasına, babasına, müminlere mağfirette bulundu: «Ya-rabbi, beni annemi-babamıf evime mümin olarak gireni, mümin
erkekleri, mümin kadınları affet» dedi. Sonra tekrar kafirlerin aleyhinde bedduada bulundu.
«Zalimlerin de sadece helakini çoğalt»; yani onların köklerini kurut, rahmetinden uzaklaştır[7],
NÜH SUBESÎ'NİN SONU
[1] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları:
15/275.
[2] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları:
15/276.
[3] Zemahşeri, Keşşaf, cilt: 6, sh: 159
[4] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları:
15/276-279.
[5] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları:
15/281.
[6] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları:
15/282-283.
[7] Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları:
15/283-286.