İndiği Yer :
Mekke
16
8
Mushaf'taki sıralamada yüz ikinci, iniş sırasına göre
on altıncı sûredir, Kevser sûresinden sonra, Mâûn sûresinden önce Mekke'de
inmiştir. Medine'de indiğine dair rivayet de vardır.[1]
Sûre adını birinci âyette geçen ve "çokluk yangı,
çoklukla övünme" anlamlarına gelen "Tekâsür" kelimesinden
almıştır. "Elhâküm" ve "Makbûre" isimleriyle de
anılmaktadır. [2]
Sûrede insanların, hayatın aldatıcı yönleriyle meşgul
olmalarından, dünya malını biriktirmeye olan düşkünlüklerinden ve âhiret
hallerinden söz edilmektedir.[3]
Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla... 1. Çoğaltma
yansı sizi o derece oyaladı ki, 2. Sonunda (kimin yakını daha çok diye)
kabirlere bile gittiniz. 3. Hayır! Yakında bileceksiniz! 4. Hayır, hayır!
Elbette yakında bileceksiniz. 5. Hayır! Keşke kesin bir bilgiyle bilmiş
olsaydınız! 6. Yemin olsun, cehennemi mutlaka göreceksiniz! 7, Sonra kuşkusuz
onu gözünüzle ayan beyan göreceksiniz. 8. Nihayet o gün nimetlerden elbette
sorguya çekileceksiniz. [4]
1-5. "Çoğaltma yarışı" diye
çevirdiğimiz 1. âyetteki "tekâsiir" kelimesi, bu sûre bağlamında
özellikle "yüksek bir amaç gütmeden, nedenine niçinine bakmadan mal,
evlât, yardımcı ve hizmetçi gibi her devrin telakkisine göre çokluğuyla
övünülen şeyleri büyük bir tutkuyla durmadan çoğaltma yarışına girişmek, manevî
ve ahlâkî sorumluluğunu düşünmeden alabildiğine kazanma hırsına kendini
kaptırmak" anlamına gelmektedir. Bu tutku bireysel olabileceği gibi
toplumsal da olabilir. Âyette "tekâsiir" kavramı Câhilİye toplumunun
zihniyet yapısını tanıtmakla birlikte daha genel olarak evrensel bir mesaj
içermekte, genel bir tespit ve dolayısıyla uyan anlamı da taşımaktadır. Nitekim
birkaç asırdır özellikle "gelişmiş" denilen ülke ve toplumlarda
hakim zihniyet olan kapitalizmin esası da durmadan üretmek, tüketip tekrar
üretmek, kârı ve serveti sınırsızca çoğaltmaktır. İşte bu dünya görüşü ve onun
doğurduğu uygulamalar da bu "çoğaltma yanşı"nm çağdaş örneğidir.
Ancak insanlığın manevî ve ahlâkî değerlerini, birikimlerini sistem dışı
bırakan, hatta tahrip eden bu yarış, sonuçta ekonomik ve siyasî gücü, iletişim
imkânlarım da kullanarak bireysel ilişkilerden uluslar arası ilişkilere kadar
uzanan bir haksızlık ve adaletsizlik düzeni doğurmakta ve nihayet dünyayı
"global" bir mutsuzluk alam haline getirmektedir.
2. âyetteki "mekabir" kelimesi
"kabir" anlamındaki "makbere"nİn çoğuludur. "Sonunda
kabirleri ziyaret ettiniz" mealindeki cümleye müfessirler üç türlü mâna
vermişlerdir:
a) Mecazî anlamda, "Sonunda ölüp
kabirlere girdiniz".
b) Yine mecazî anlamda, "Kabirlerdeki
ölülerle Övündünüz"
c) Lafzı anlamda, "Bizzat kabirlere
gidip ölülerle övündünüz". Tefsirlerde anlatıldığına göre Câhiliye Arapları
mal, evlât, akraba ve hizmetçilerinin çokluğunu bir gurur ve şeref sebebi
sayarlar, hatta bu hususta övünürken yaşayanlarla yetinmeyip kabilelerinin
üstünlüğünü geçmişleriyle de ispat etmek İçin kabirlere gider, ölmüş
akrabalarının kabirlerini göstererek onların dahi çokluğuyla övünürlerdİ.
Sûrenin iniş sebebi olarak bu tür rivayetler anlatılmış olmakla birlikte genel
anlamda insan fıtratındaki mal, evlât ve taraftarların çokluğu ile övünme vb.
davranışlar eleştirilmekte, gerçek üstünlüğün âhirette ortaya çıkacağı
belirtilmektedir. 3-5. âyetlerin başındaki "hayır" anlamına gelen
"kellâ" edatı, ebedî olan âhiret hayatını, orada verilecek hesabı ve
bu hesap için hazırlık yapmayı unutup da fani olan ve ancak daha yüksek
amaçlar için kullanıldığında bir değer ifade eden mal mülk vb. imkânları bilinçsizce
çoğaltma yansına girişip bunlarla övünmenin korkunç bir yanılgı olduğu
gerçeğini pekiştirmek maksadıyla üç kez tekrar edilmiştir. 5. ayette
"kesin bir bilgi" diye çevirdiğimiz "ilme'l-yakîn"
tamlaması sözlükte "bir şeyi gerçek haliyle idrak etmek" anlamına
gelen "ilim" ile "gerçeğe uygun kesin bilgi" anlamındaki
"yakîn" kelimelerinden oluşan bir terim olup "kesin olan aklî ve
nakli delillerin ifade ettiği bilgi" diye tarif edilmiştir. [5]
6-8. "... gözünüzle ayan beyan
göreceksiniz" diye çevirdiğimiz kısımdaki "ayne'l-yakîn"
tamlaması sözlükte "göz" anlamına gelen "ayn" ile
"gerçeğe uygun kesin bilgi" anlamındaki "yakîn"
kelimelerinden oluşan bir terim olup gözlem yoluyla elde edilen ve doğruluğu
apaçık olan bilgiyi ifade eder. [6] Ayne'l-yakîn ile elde edilen bilginin İlme'l-yakîn
ile elde edilenden daha üstün ve kesinlik derecesi daha yüksek olduğu
anlaşılmaktadır. Yüce Allah dünya hayatında mutlak gerçeği kabul edip de âhiret
için hazırlık yapmayan, aksine fani şeylere aldanıp onlarla başkalarına karşı
övünenlerin âhirette cehennem azabıyla cezalandırılacağını yemin ederek haber
vermiştir. 6. âyette "Cehennemi mutlaka göreceksiniz" İfadesinin
mecazî bir görme şeklinde anlaşılmaması için 7. âyette "Onu ayne'l-yakîn
olarak, gözünüzle ayan beyan göreceksiniz" buyurutmuş; böylece hem tehdit
pekiştirilmiş hem de cehennem olayının büyüklüğü ifade edilmiştir. [7]
8. âyet ise Allah'ın verdiği nimetlerin şükrünü yerine getirmek üzere O'nun
yolunda ve emrettiği şekilde değerlendirmeyip de onları başkalarına karşı
övünme ve kendini üstün görme aracı yapanların bu nimetlerden hesaba
çekileceklerini, sonuçta cehennem azabıyla şiddetli bir şekilde
cezalandırılacaklarını göstermektedir. [8]
[1] bk. Buhârî, "Rikak" 10; Şevkânî,
V, 575
Prof.
Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi
Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/633.
[2] İbn Âşür, XXX, 517
Prof.
Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi
Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/633.
[3] Prof. Dr. Hayrettin Karaman,
Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin
Gümüş, Kur’an Yolu:V/633.
[4] Prof. Dr. Hayrettin Karaman,
Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin
Gümüş, Kur’an Yolu:V/633.
[5] Bu terim hakkında bilgi
için bk. Yusuf Şevki Yavuz, "İlme'l-yakîn", Dİ A, XXII, 137
Prof.
Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi
Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/634-635.
[6] bk. Yusuf Şevkj Yavuz,
"Ayne'l-yakîn", DÎA, IV, 269
[7] Ebû Hayyân, VIII, 508
[8] Prof. Dr. Hayrettin Karaman,
Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin
Gümüş, Kur’an Yolu:V/635.