TEKÂSÜR SÛRESİ

 

102

 

İndiği Yer :

 

Mekke

 

İniş Sırası :

 

16

 

Âyet sayısı :

 

8

 

Nüzulü

 

Mushaf'taki sıralamada yüz ikinci, iniş sırasına göre on altıncı sûredir, Kev­ser sûresinden sonra, Mâûn sûresinden önce Mekke'de inmiştir. Medine'de indi­ğine dair rivayet de vardır.[1]

 

Adı

 

Sûre adını birinci âyette geçen ve "çokluk yangı, çoklukla övünme" anlam­larına gelen "Tekâsür" kelimesinden almıştır. "Elhâküm" ve "Makbûre" isimleriy­le de anılmaktadır. [2]

 

Konusu

 

Sûrede insanların, hayatın aldatıcı yönleriyle meşgul olmalarından, dünya malını biriktirmeye olan düşkünlüklerinden ve âhiret hallerinden söz edilmektedir.[3]

 

Meali

 

Rahman ve rahîm olan Allah'ın adıyla... 1. Çoğaltma yansı sizi o dere­ce oyaladı ki, 2. Sonunda (kimin yakını daha çok diye) kabirlere bile gittiniz. 3. Hayır! Yakında bileceksiniz! 4. Hayır, hayır! Elbette yakında bileceksiniz. 5. Hayır! Keşke kesin bir bilgiyle bilmiş olsaydınız! 6. Yemin olsun, cehenne­mi mutlaka göreceksiniz! 7, Sonra kuşkusuz onu gözünüzle ayan beyan göre­ceksiniz. 8. Nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz. [4]

 

Tefsiri

 

1-5. "Çoğaltma yarışı" diye çevirdiğimiz 1. âyetteki "tekâsiir" kelimesi, bu sûre bağlamında özellikle "yüksek bir amaç gütmeden, nedenine niçinine bakma­dan mal, evlât, yardımcı ve hizmetçi gibi her devrin telakkisine göre çokluğuyla övünülen şeyleri büyük bir tutkuyla durmadan çoğaltma yarışına girişmek, mane­vî ve ahlâkî sorumluluğunu düşünmeden alabildiğine kazanma hırsına kendini kaptırmak" anlamına gelmektedir. Bu tutku bireysel olabileceği gibi toplumsal da olabilir. Âyette "tekâsiir" kavramı Câhilİye toplumunun zihniyet yapısını tanıt­makla birlikte daha genel olarak evrensel bir mesaj içermekte, genel bir tespit ve dolayısıyla uyan anlamı da taşımaktadır. Nitekim birkaç asırdır özellikle "geliş­miş" denilen ülke ve toplumlarda hakim zihniyet olan kapitalizmin esası da dur­madan üretmek, tüketip tekrar üretmek, kârı ve serveti sınırsızca çoğaltmaktır. İş­te bu dünya görüşü ve onun doğurduğu uygulamalar da bu "çoğaltma yanşı"nm çağdaş örneğidir. Ancak insanlığın manevî ve ahlâkî değerlerini, birikimlerini sis­tem dışı bırakan, hatta tahrip eden bu yarış, sonuçta ekonomik ve siyasî gücü, ile­tişim imkânlarım da kullanarak bireysel ilişkilerden uluslar arası ilişkilere kadar uzanan bir haksızlık ve adaletsizlik düzeni doğurmakta ve nihayet dünyayı "glo­bal" bir mutsuzluk alam haline getirmektedir.

2. âyetteki "mekabir" kelimesi "kabir" anlamındaki "makbere"nİn çoğulu­dur. "Sonunda kabirleri ziyaret ettiniz" mealindeki cümleye müfessirler üç türlü mâna vermişlerdir:

a) Mecazî anlamda, "Sonunda ölüp kabirlere girdiniz".

b) Yi­ne mecazî anlamda, "Kabirlerdeki ölülerle Övündünüz"

c) Lafzı anlamda, "Biz­zat kabirlere gidip ölülerle övündünüz". Tefsirlerde anlatıldığına göre Câhiliye Arapları mal, evlât, akraba ve hizmetçilerinin çokluğunu bir gurur ve şeref sebebi sayarlar, hatta bu hususta övünürken yaşayanlarla yetinmeyip kabilelerinin üstün­lüğünü geçmişleriyle de ispat etmek İçin kabirlere gider, ölmüş akrabalarının ka­birlerini göstererek onların dahi çokluğuyla övünürlerdİ. Sûrenin iniş sebebi ola­rak bu tür rivayetler anlatılmış olmakla birlikte genel anlamda insan fıtratındaki mal, evlât ve taraftarların çokluğu ile övünme vb. davranışlar eleştirilmekte, ger­çek üstünlüğün âhirette ortaya çıkacağı belirtilmektedir. 3-5. âyetlerin başındaki "hayır" anlamına gelen "kellâ" edatı, ebedî olan âhiret hayatını, orada verilecek hesabı ve bu hesap için hazırlık yapmayı unutup da fani olan ve ancak daha yük­sek amaçlar için kullanıldığında bir değer ifade eden mal mülk vb. imkânları bi­linçsizce çoğaltma yansına girişip bunlarla övünmenin korkunç bir yanılgı olduğu gerçeğini pekiştirmek maksadıyla üç kez tekrar edilmiştir. 5. ayette "kesin bir bil­gi" diye çevirdiğimiz "ilme'l-yakîn" tamlaması sözlükte "bir şeyi gerçek haliyle idrak etmek" anlamına gelen "ilim" ile "gerçeğe uygun kesin bilgi" anlamındaki "yakîn" kelimelerinden oluşan bir terim olup "kesin olan aklî ve nakli delillerin ifade ettiği bilgi" diye tarif edilmiştir. [5]

 

6-8. "... gözünüzle ayan beyan göreceksiniz" diye çevirdiğimiz kısımdaki "ayne'l-yakîn" tamlaması sözlükte "göz" anlamına gelen "ayn" ile "gerçeğe uy­gun kesin bilgi" anlamındaki "yakîn" kelimelerinden oluşan bir terim olup gözlem yoluyla elde edilen ve doğruluğu apaçık olan bilgiyi ifade eder. [6]  Ayne'l-yakîn ile elde edilen bilginin İl­me'l-yakîn ile elde edilenden daha üstün ve kesinlik derecesi daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Yüce Allah dünya hayatında mutlak gerçeği kabul edip de âhiret için hazırlık yapmayan, aksine fani şeylere aldanıp onlarla başkalarına karşı övü­nenlerin âhirette cehennem azabıyla cezalandırılacağını yemin ederek haber ver­miştir. 6. âyette "Cehennemi mutlaka göreceksiniz" İfadesinin mecazî bir görme şeklinde anlaşılmaması için 7. âyette "Onu ayne'l-yakîn olarak, gözünüzle ayan beyan göreceksiniz" buyurutmuş; böylece hem tehdit pekiştirilmiş hem de cehen­nem olayının büyüklüğü ifade edilmiştir. [7] 8. âyet ise Al­lah'ın verdiği nimetlerin şükrünü yerine getirmek üzere O'nun yolunda ve emret­tiği şekilde değerlendirmeyip de onları başkalarına karşı övünme ve kendini üstün görme aracı yapanların bu nimetlerden hesaba çekileceklerini, sonuçta cehennem azabıyla şiddetli bir şekilde cezalandırılacaklarını göstermektedir. [8]



[1] bk. Buhârî, "Rikak" 10; Şevkânî, V, 575

Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/633.

[2] İbn Âşür, XXX, 517

Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/633.

[3] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/633.

[4] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/633.

[5] Bu terim hakkında bilgi için bk. Yusuf Şev­ki Yavuz, "İlme'l-yakîn", Dİ A, XXII, 137

Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/634-635.

[6] bk. Yusuf Şevkj Yavuz, "Ayne'l-yakîn", DÎA, IV, 269

[7] Ebû Hayyân, VIII, 508

[8] Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/635.