İbn
Abbas dedi ki: “Cebrail’in Rasulullah’a ilk indirdiği, ‘Ey Muhammed Euzu
billahimene’ş-şeytani’r-racim’den sonra bismillahirrahmani’r-rahim de!’
buyurmasıdır.” (İsnadı zayıftır. El-Mizan: 1/231)
İbn
Abbas dedi ki: “Rasulullah (s.a.v.) bismillahirrahmani’r-rahim kendisine
indirilinceye kadar surenin sona erdiğini bilmiyordu.” (Ebu Davud, Salat: 788;
Hakim, Müstedrek: 1/231)
İbn
Mesud dedi ki: “Bizler bismillahirrahmani’r-rahim nazil oluncaya kadar iki
surenin arasını birbirinden ayırmayı bilmezdik.” (Senedinde meçhul kişi var.
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Ömer dedi ki: “bismillahirrahmani’r-rahim her surenin evvelinde nazil oldu.”
(İsnadı zayıftır. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Fatiha
suresi alimlerin çoğuna göre Kur’an’ın ilk nazil olan surelerindendir. Mekke’de
nazil olmuştur. İmam Mücahid’e göre Medine’de nazil olmuştur. (Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Ebu
Meysere şöyle dedi: Rasulullah ortaya çıktığında kendisine: “Ya Muhammed!” diye
nida eden bir münadiyi işitti. Sesi işitince korka korka yürüdü. Varaka b.
Nevfel de kendisine dedi ki: “Nida eden sesi işittiğinde sana ne dediğini
işitinceye kadar sağlamca dur.”Yine Rasulullah (s.a.v.) görününce “Ya Muhammed!”
diye aynı sesi işitti ve: “Emrine hazırım.” buyurdu. Seslenen dedi ki:
“Allah’tan başka hiç bir ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın rasulü olduğuna
şahidlik ederim, de.” Sonra aynı ses ona fatiha suresini sonuna kadar okudu.”
(Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Ali
b. Ebi Talib dedi ki: “Fatiha-i Kitab, Arş’ın altındaki bir hazineden Mekke’de
nazil oldu.” (İsnadı zayıftır. Deylemi, Firdevs: 6816, Kenzu’l-Ummal: 2521,
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Hüseyin
b. Fadl dedi ki: “Her alim yanılabilir. Bu da Mücahid’in yanılmasıdır. Zira o bu
sözde tek kalmıştır. Alimler aksini söylüyorlar. Fatiha’nın Mekke’de nazil
olduğuna kesin olarak hüküm verilecek delillerden biri de: “Andolsun ki Biz
sana tekrarlanan yediyi ve şu Kur’an-ı Azim’i verdik.” (Hicr: 15/87) ayeti
veya Fatiha’dır.” (İsnadı zayıftır. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Ebu
Hureyre şöyle dedi: Ubeyy b. Ka’b, kendisine Ümmü’l-Kur’an’ı okuduğu esnada
Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Hayatım elinde olan Allah’a yemin ederim ki
Allah bunun bir mislini, ne Tevrat’ta, ne İncil’de, ne Zebur’da, ne de Kur’an’da
indirmiştir. Şüphesiz o bana verilen Seb’u’l-mesani (tekrarlanan yedi) ve büyük
Kur’an’dır.” (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
El-Hicr
suresi ittifakla Mekke’de nazil olmuştur. Bu ayet de bu surenin içindedir.
Dolayısıyla Allah teala Rasulüne Mekke’de bulunurken Fatiha’yı vermekle ihsan
edip, sonra da onu Medine’de indirmiştir. Rasulullah fatihayı okumaksızın, namaz
kılarak Medine’de on küsür sene yaşadığını söylememiz mümkün değildir. Bu iddia
akılların kabul etmeyeceği şeyler cümlesindendir. (Tirmizi, Tefsir: 3125; Hakim,
Müstedrek: 2/258; Abdullah b. Ahmed, Zevaidu’l-Müsned: 5/114, Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
İkrime
dedi ki: “Medine’de indirilen ilk sure Bakara suresidir.” (Mürsel hadistir.
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Mücahid
dedi ki: “Bu surenin evvelinden ilk dört ayet mü’minler, onlardan sonra gelen
iki ayet kafirler ve sonra gelen on üç ayet de münafıklar hakkında inmiştir.”
(İbn Cerir; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
Abdulfettah
el-Kâdi dedi ki: “Dört ayet surenin başından “وَأُوْلَئِكَ
هُمْ الْمُفْلِحُونَ” kelimesine kadardır. Bu, Kufe mezhebinden olmayanlara uyduğumuz
takdirde böyledir. Çünkü onlara göre “الم” ayet değildir. Ancak Kufe mezhebine göre “الم” ayettir. Buna göre dört ayet “ذَلِكَ
الْكِتَابُ” dan “رَبِّهِمْ
وَأُوْلَئِكَ هُمْ الْمُفْلِحُونَ” a kadar olan kısımdır. Kafirler hakkında nazil olan iki ayet
ise “إِنَّ
الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ” den “وَلَهُمْ
عَذَابٌ عَظِيمٌ” e kadar olan kısımdır. Münafıklar hakkında nazil olan on üç
ayet ise “وَمِنْ
النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَا هُمْ
بِمُؤْمِنِينَ” ayeti ile başlar ve “إِنَّ
اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ” ayeti ile sona erer. Kafirlerden kasdolunan inkarcılar,
küfürlerini açıkça ilan edenlerdir. Münafıklardan kasdolunan ise, inanmadıkları
halde kendilerini inanmış gösterenlerdir.”
6)
Dahhak dedi ki: “Bu ayet Ebu Cehil ve onun ehli beytinden beş kişi hakkında
inmiştir.” Kelbi dedi ki: “Yani Yahudilerdir.” (Kelbi zayıftır. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
İbn
Abbas dedi ki: “Bu ayet, Medine Yahudileri hakkında inmiştir.” (Suyuti, Esbab-ı
Nüzul Lübab-ı Nükul)
Rebi
b. Enes dedi ki: “Bu iki ayet (6-7) Ahzab savaşında nazil olmuştur.” (Suyuti,
Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
14)
İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet Abdullah b. Ubeyy ve arkadaşları hakkında nazil
olmuştur. Bu kişiler bir gün çıkıp, Rasulullah’ın ashabından bir grupla
karşılaşmışlardı. Abdullah b. Ubeyy de: “Bakın bu beyinsizleri sizin başınızdan
nasıl savacağım.” demiş ve müteakiben gidip Ebu Bekir Sıddık’ın elini tutarak
ona şöyle demişti: “Teyme Oğullarının ulusu, İslam’ın büyüğü, mağarada Allah
Rasulü’nün yanında bulunan iki kişinin ikincisi ve canını malını Allah yolunda
cömertçe harcayan Sıddık’a merhaba.” Sonra Ömer’in elinden tutup ona da şunları
söyledi: “Adiy İbn Ka’b Oğullarının ulusu, hakla batılın arasını ayıran,
Allah’ın dini hususunda taviz vermeyen, canını ve malını Rasulullah için
harcayan kimse için merhaba.” Sonra da Ali’nin elini tutup dedi ki:
“Rasulullah’ın amcazadesi ve damadı, Rasulullah’ın içlerinden çıktığı Haşim
oğullarının ulusu olan kişiye merhaba.” Sonra dağıldılar, Abdullah arkadaşlarına
dedi ki: “Gördünüz mü nasıl yaptım. Siz de onları gördüğünüz zaman böyle yapın.”
Onlar da ona övgü yağdırdılar. Müslümanlar Rasulullah’a gelip bunu haber
verdiler. Bunun üzerine Allah teala da bu ayeti indirdi. (İsnadı çok zayıftır.
Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
19)
İbn Mesud dedi ki: Sahabelerden bazı kişiler şöyle demişlerdir: Medine ehlinden
iki münafık Rasulullah’tan kaçarak müşriklere gitti. Kendilerine Yüce Allah’ın
zikrettiği gökgürültüsü ve şimşek ile gökten boşanan şiddetli yağmur isabet
etti. Her yıldırım çarptıkça,
yıldırımın sesi kulaklarını sağır etmesin diye parmak uçlarını kulaklarına
tıkarlardı. Şimşek her parıldadığında onun ışığında yürüdüler. Parlamadığı zaman
ise karanlıktan önlerini dahi göremedikleri için eski yerlerine gerisin geri
döndüler ve: “Keşke sabaha çıksak da Muhammed’e gitsek ve ellerimizi onun elleri
üzerine koysak.” dediler. Sonra da Nebi’nin yanına gidip müslüman oldular,
ellerini onun eli üzerine koydular ve güzelce İslam’a dahil oldular. Bu yüzden
Yüce Allah bu iki münafıkın durumunu Medine Yahudilerine darb-ı mesel olarak
örnek verdi. Nitekim münafıklar Rasulullah’ın meclisinde bulundukları zaman,
Rasulullah’ın sözünden o münafıklar üzerine bir şeyler iner ya da bir şeyi
zikretmeleri sonucu kulaklarını sağır ederler diye tıpkı o iki münafığın durumu
gibi parmak uçlarını kulaklarına tıkarlardı. Şimşek çaktığı vakit ışığında
yürüdükleri gibi malları ve çocukları arttığı, bir yeri fethettikleri ve ganimet
malı elde ettikleri zaman “Muhammed’in yolu doğrudur.” diyerek mutlu bir şekilde
İslam yolunda ilerlerler. Malları ve çocukları helak olsa, onlara bir musibet
isabet etse bu sefer de: “Bu, Muhammed’in dini yüzünden başımıza geldi.” diyerek
İslam’ı terkedip mürted olurlar, şimşeğin kaybolması sonucu karanlıkta kalan o
iki kimse gibi karanlıklar içerisinde kalırlar. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
21)
Alkame dedi ki: İçerisinde ‘Ey insanlar!’ hitabının bulunduğu ayetler Mekke’de
nazil olmuştur. İçerisinde ‘Ey iman edenler!’ hitabının bulunduğu ayetler de
Medine’de nazil olmuştur. Yani ‘Ey insanlar!’ Mekke halkına, ‘Ey iman edenler!’
hitabı da Medine halkınadır. Bakara: 2/21-24 ayetleri Mekke müşriklerine hitap
etmektedir. Bakara: 2/24 ayetinde kafirlerin cezası bildirildi. (Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
25)
Alkame dedi ki: Bu ayet mü’minler hakkında nazil olmuştur. Mü’minlerin mükafatı
bildirilmiştir. (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
26)
İbn
Abbas dedi ki: Allah teala, münafıklar hakkında şu iki misali verdiğinde:
“Onların durumu, bir ateş yakan kimsenin
durumu gibidir.” “Ya da gökten boşalan şiddetli yağmur gibidir.” Müşrikler:
“Allah darb-ı meselleri getirmekten münezzeh ve yücedir.” dediler. Bunun üzerine
Allah bu ayeti indirdi. (Vahidi, Esbab-ı Nüzul, İbn Cerir, Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul. Suyuti bu rivayeti daha isabetli bulmuştur.)
Hasan
ve Katade dediler ki: Allah kitabında sinekle örümceği zikredip bununla
müşriklere misal getirince, Yahudiler gülmüş ve: “Bu Allah kelamına benzemiyor.”
demişlerdi. Bu yüzden Allah teala bu ayeti indirdi. (Mürsel hadistir. Vahidi,
Esbab-ı Nüzul, Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
İbn
Abbas dedi ki: Allah müşriklerin ilahlarının zaafiyetini zikredip onları örümcek
ağına benzetince müşrikler şöyle dediler: “Allah’ın, Muhammed’e indirdiği
Kur’an’da zikrettiği sineğe, örümceğe bakınız. Bunlarla ne yapacakmış?” dediler.
Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi. (İsnadı zayıftır. Vahidi, Esbab-ı Nüzul,
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
44)
İbn
Abbas dedi ki: Bu ayet Medine’li Yahudiler hakkında inmiştir. Onlardan bir adam,
karısı, annesi tarafından ve kendisiyle
aralarında süt emme cihetinden yakınlık bulunan müslümanlara diyordu ki:
“Üzerinde bulunduğun dinde ve Muhammed’in sana emretmekte olduğu şeyde sebat et,
ayrılma. Zira onun işi haktır.” Böylece onlar bunu insanlara emrederler, halbuki
kendileri yapmazlardı. (İsnadı Kelbi’den dolayı zayıftır. Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul, Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
45)
Çoğu ilim ehline göre bu ayeti kerime, Ehl-i kitab’a hitaptır. Bununla beraber
bütün kullar için bir edeptir. Bazıları da demiştir ki: Bu hitapla müslümanlara
hitap etmeğe dönülmüştür. Fakat birinci söz daha kuvvetlidir. (Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
62)
Mücahid dedi ki: “Selman Rasulullah’a kilise ashabının durumunu anlatınca
buyurdu ki: “Onlar cehennemdedir.” Selman dedi ki: “Bu yüzden yeryüzü
bana kapkaranlık kesildi. Nihayet bu ayet inince sanki üzerimden bir dağ
kalktı.” (Mürsel hadistir. İbn Cerir: 1/256; Hakim, Müstedrek: 3/599-602;
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Suddi
dedi ki: “Selman Rasulullah’a gelince kendi halkının ibadetlerinden ve dini
yorumlarından haber vermeğe başladı ve dedi ki: “Ey Allah’ın Rasulü onlar namaz
kılıyorlardı, oruç tutuyorlardı. Sana inanıyorlardı ve senin rasul olarak
gönderildiğine şahidlik ediyorlardı.” Selman övmeyi bitirince Rasulullah şöyle
buyurdu: “Ey Selman, onlar cehennem ehlindendir.” Bunun üzerine bu ayet
indi. (Mürsel hadistir. İbn Cerir: 1/254; İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Suddi
dedi ki: “Bu ayet Selman-ı Farisi’nin arkadaşları hakkında nazil olmuştur. (İbn
Cerir: 1/254; İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
İbn
Mesud, Rasulullah’ın bir grup ashabından rivayetle dedi ki: “Bu ayet Selman-ı
Farisi hakkında nazil olmuştur. O, Cündeysabur ahalisinin eşrafındandı. Bu
ayetin devamı ise Yahudiler hakkında nazil olmuştur.” (Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
75)
İbn
Abbas ve Mukatil dediler ki: “Bu ayet Musa’nın, kendisiyle birlikte Allah
teala’ya gitmeleri için seçtiği yetmiş kiş hakkında inmiştir. Bu yetmiş kişi
kendisiyle Mikat’a (Allah ile Musa’nın konuştuğu yer ve zaman) gidip Allah’ın
emir ve yasaklarına dair kelamını işitince kavimlerinin yanlarına döndüler.
Sadakatta olanlar işittikleri gibi ilahi emaneti hakkıyla eda ettiler.
İçlerinden bir grup da dediler ki: “Biz Allah’ın son sözünde şöyle buyurduğunu
işittik: ‘Bu şeyleri yapmağa güç yetirirseniz yapın. İstemezseniz yapmayın, bir
beis yok.” (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Müfessirlerin
çoğuna göre bu ayet recim ayetini ve Muhammed’in vasfını değiştirenler hakkında
nazil olmuştur. (Senedi yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
76)
Mücahid dedi ki: “Rasulullah (s.a.v.) Kurayza oğullarını fethedince kalelerinin
altında ayağa kalkıp şöyle dedi: “Ey Maymunların kardeşleri, ey domuzların
kardeşleri, ey tağuta tapanlar!” Bunu üzerine onlar da birbirlerine dediler
ki: “Bunları Muhammed’e kim haber verdi? Bunları ancak siz söylediniz. Allah’ın
sizlere açtığı şeyleri aleyhinizde hüccet olsun diye mi onlara haber
veriyorsunuz.” Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
İbn
Abbas dedi ki: “Onlar mü’minlerle karşılaştıkları zaman ‘İman ettik.’ derler.
Dostlarının Rasulullah olduğunu söylerler. Tenhada kaldıklarında ise tam tersi
şeyler söylerlerdi.” Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
Suddi
dedi ki: “Bu ayet iman eden bazı Yahudilerin sonradan münafık oldukları ve
araplardan olan bazı mü’minlerle kendisiyle azap olunan şeyler hakkında
konuşmaları üzerine nazil olmuştur. Nitekim bir kısmı diğerine: “Bizler sizden
daha üstünüz ve Allah katında daha sevimliyiz.” demeleri için mi azaptan
Allah’ın sizlere açtığı şeyleri onlara bildiriyorsunuz?” demişlerdi. (Suyuti,
Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Katade
dedi ki: “Yahudiler mü’minleri memnun etmek için onlara yaltaklanıyorlardı.
Ancak başbaşa kaldıklarında da, Allah’ın kendilerine öğrettiği, açıkladığı ve
kitabında Rasulullah’ın sıfatı ve rasullüğüne dair beyan ettiği şeyleri
mü’minlere anlatmayı birbirlerine yasaklıyor ve: “Eğer bunu yaparsanız onlar
bunu size karşı Rabbiniz katında
delil olarak kullanırlar.” diyorlardı. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.”
(Abdulfettah el-Kâdi, Esbab-ı Nüzul)
79)
Bu
ayet, Rasulullah’ın sıfatını, vasfını değiştiren kimseler hakkında nazil
olmuştur. (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Kelbi
dedi ki: “Muhakkak onlar, Rasulullah’ın kendi kitaplarındaki vasfını değiştirip,
düz saçlı, uzun boylu gösterdiler. Halbuki o, orta boylu, buğday tenli idi.
Sonra da kendi arkadaşlarına dediler ki: “Ahir zamanda gönderilecek nebinin
vasfına bakın. Bu vasfa benzemiyor.” Yahudi ve Hristiyan alimlerinin, diğer
Yahudi ve Hristiyanlarda bulunmayan imtiyazları vardı. İşte onlar, Rasulullah’ın
sıfatlarını açıklamaları halinde bu saltanatları ellerinden gideceğinden
korkmuşlardı da bundan dolayı değiştirmişlerdi. (Senedinde Kelbi olduğu için
zayıftır. Ed-Dürr: 1/32; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Abbas dedi ki: “Bu ayet kitap ehli hakkında inmiştir.” (Nesai; Suyuti, Esbab-ı
Nüzul Lübab-ı Nükul)
İbn
Abbas dedi ki: “Bu ayet Yahudi hahamları hakkında inmiştir. Öyle ki onlar,
Rasulullah’ın sıfatını, gözlerinin sürmeli, saçlarının kıvırcık, yüzünün güzel
olduğunu Tevrat’ta yazılı olarak bulmuşlardı. Hased ve haddi aşmaları sebebiyle
bu sıfatları değiştirerek: “Bizler onun vasıflarını uzun boylu, mavi gözlü ve
kısa saçlı bulduk.” diyorlardı. (İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
80)
İbn Abbas şöyle dedi: “Rasulullah (s.a.v.) Medine’ye geldiğinde, Yahudiler şöyle
diyordu: “Şu dünyanın ömrü ancak yedi bin senedir. İnsanlar cehennemde dünya
günlerinden her bin sene için ahiret günlerinden bir gün kadar azab görecek.
Zaten o ahiret de yedi günlük olduğuna göre, demek ki azab yedi gün sonra
kesilecek.” Bu asılsız iddia üzerine Allah teala bu hususta o Yahudilerin
delilsiz sözlerine işaret eden bu ayeti indirdi.” (İbn Cerir: 1/303; Taberani,
Kebir; İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
İbn
Abbas şöyle dedi: “Ehl-i Kitap, cehennemin iki ucu arası yürüme kırk yıl
çektiğini zannedip şöyle demişlerdi: “Biz cehennemde ancak Tevrat’ta bulup
öğrendiğimiz müddet kadar azab göreceğiz. Kıyamet günü olduğunda insanlar
cehenneme atılacak. Sakar tabakasına varıncaya kadar azab içinde yürüyecekler. O
Sakar’da Zakkum ağacı bulunmaktadır. Nihayet sayılı günlerin sonuna varmış
olacaktır.” Bu yüzden cehennem ehlinin bekçileri o Yahudilere diyecekler ki: “Ey
Allah’ın düşmanları, siz ateşte ancak sayılı günler azap göreceğinizi iddia
ediyordunuz. İşte bakın sayı tükendi de geriye ebedilik kaldı.” (Senedi
kopuktur. İbn Cerir: 1/302; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
İbn
Abbas şöyle dedi: “Şüphesiz ki Yahudiler şöyle dedi: ‘Bizler ancak yemini
bozarak buzağıya taptığımız kırk gün azaba uğrarız bunun dışında bize azab
yoktur.’ Bunun üzerine bu ayet indi. İkrime ve başkalarından da buna benzer
rivayetler gelmiştir. (İbn Cerir: 1/302; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
İbn
Abbas dedi ki: Yahudiler (Rasulullah ve ashabına işarette bulunarak) şöyle dedi.
“Sonra da oradaki yerimizi bu insanlar alacaktır.” Bunun üzerine Rasulullah
onlara hitaben şöyle buyurdu: “Hayır, yalan söylüyorsunuz! Aksine orada
ebediyyen kalacak sizlersiniz. Bizler de inşaallah hiçbir zaman orada sizin
yerinizi almayacağız.” İşte bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” (İbn Cerir:
1/302)
89)
İbn
Abbas dedi ki: “Hayber Yahudileri Gatafan kabilesi ile savaşıyorlardı. Ne zaman
karşılaşsalar Hayber Yahudileri hezimete uğrardı. Bunun için Yahudiler şu duaya
sığındılar: “Allah’ım son zamanda bizim için çıkaracağını bize vadettiğin ümmi
nebinin hakkı için onlara karşı bize yardım etmeni senden niyaz ediyoruz.” Bu
sefer karşılaştıkları zaman bu duayı yaptılar da Gatafan kabilesi mağlup oldu.
Nihayet Rasulullah gönderilince Hayber Yahudileri onu inkar ettiler. Bunun
üzerine bu ayet indi. Yani ey Muhammed, o Yahudiler seninle Gatafan’a karşı
fetih istiyorlardı.” (Senedi yoktur. Zayıftır. Beyhaki; Hakim: 2/263; ed-Dürr;
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Süddi
dedi ki: “Araplar Yahudilere uğrarlardı da. Yahudiler, onlardan eza görürlerdi.
Yahudiler de Tevrat’ta Muhammed’in sıfatlarını bulur da Allah’tan onu nebi
olarak göndermesini niyaz ediyorlardı. Böylece onun duasıyla Araplara karşı
savaşırlardı. Muhammed kendilerine gelince onu kıskanarak inkar ettiler. Dediler
ki: “Rasuller, İsrailoğulları soyundan gelir. İsmailoğullarından gelen şu adam
da kim oluyor peki?” (Mürsel hadistir. İbn Cerir: 1/326; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
İbn
Abbas şöyle dedi: “Rasulullah (s.a.v.) gönderilmeden önce Yahudiler onunla Evs
ve Hazrec kabilelerine karşı zafer elde etmek için Allah’a dua ediyorlardı.
Allah (c.c.) Nebi’yi Araplardan gönderince Yahudiler sıfatlarını bildikleri
halde Nebiyi bile bile inkar ettiler. Bunun üzerine Muaz b. Cebel, Bişr b. Berra
ve Davud b. Seleme onlara şöyle dedi: “Ey Yahudiler topluluğu, Allah’tan korkun
ve müslüman olun. Şüphesiz sizler bizleri şirk içerisinde görüyor ve geleceği
bildirilen, vasıflarını saydığınız nebi ile Allah’tan bize karşı zafer
istiyordunuz.” Beni Nadir kabilesinden Sellam b. Mişkem şöyle dedi: “Bizim
beklediğimiz rasul bu değildir.” (İbn Cerir: 1/326; İbn Ebi Hatim; Suyuti,
Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Amr
b. Katade el-Ensari’den rivayet olunmuştur. O der ki: Bana yaşlılarımız anlattı.
Onlar şöyle diyorlardı: “Araplar arasında hiç kimse Rasulullah’ın durumunu
bizden iyi bilmezdi. Yanımızda yahudiler vardı. Onlar kitab ehli, biz ise
putperesttik. Başlarına bizim tarafımızdan hoşlanmadıkları bir şey gelince: “Bir
nebi gönderilecek, zamanı geldi çattı. Ona tabi olup onunla birlikte Ad ve İrem
kavimleri nasıl katledildiyse sizi de öyle katledeceğiz.” diyorlardı. Rasulullah
gönderilince, bizler ona tabi olduk. Yahudiler ise onu inkar ettiler. Allah’a
yemin ederim ki bu ayet, bizler ve onlar hakkında nazil olmuştur.” (İbn İshak;
İbn Münzir)
94)
Ebu Aliye şöyle dedi: “Yahudiler: ‘Yahudi olmayan cennete giremez dedi.’ Bunun
üzerine bu ayet indi.” (İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
YASİN
SURESİ
12)
Ebu
Said el-Hudri dedi ki: “Seleme oğulları, Medine yakınlarında idi. Burada oturan
müslümanlar, Mescid-i Nebi’nin yakınına evlerini nakletmek istediler. Bunun
üzerine bu ayet indi. Rasulullah onlara buyurdu ki: “Siz neden evlerinizi
naklediyorsunuz? Sizin gidiş gelişiniz lehinize yazılıyor.”
Ebu
Said dedi ki: “Seleme oğulları evlerinin Mescid’e uzakoluşundan dolayı
Rasulullah’a şikayette bulundular. Bunun üzerine Allah Teala bu ayeti indirdi.
Rasulullah buyurdu ki: “Evlerinizde kalın. Çünkü gidiş gelişinizlehinize
yazılıyor.” (İsnadı çok zayıftır. Hakim, Müstedrek: 2/428; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
78)
Müfessirler demişlerdir ki: “Ubeyy b. Halef, Rasulullah’a çürümüş bir kemikle
geldi ve dedi ki: “Ey Muhammed şu çürüdükten sonra, onu Allah’ın dirilteceğini
mi sanıyorsun?” O da şöyle buyurdu: “Evet, Allah seni diriltir ve Cehenneme
sokar. Bunun üzerine Allah Teala bu ayetleri indirdi.”
Ebu
Malik dedi ki: “Ubeyy b. Halef el-Cumahiyyi, elinde çürümüş bir kemikle
Rasulullah’a geldi ve onu iki elinin arasında ufatıp dedi ki: “Ey Muhammed, şu
çürüdükten sonra Allah onu diriltir mi?” O da buyurdu ki: “Evet Allah onu
diriltir ve seni öldürür. Sonra cehennem ateşine sokar.” Bu ayet bundan dolayı
inmiştir.” (Mürsel hadistir. Ed-Dürr: 5/269; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
SAD
SURESİ
5)
İbn
Abbas dedi ki: “Ebu Talib hastalandı. Kureyş başına toplandı. Nebi (s.a.v.) de
geldi. O anda Ebu Cehil, Rasulullah’ı Ebu Talib’e yaklaşmaktan men etmek için
ayağa kalktı ve O’nu Ebu Talib’e şikayet etti. Bunun üzerine Ebu Talib dedi ki:
“Ey kardeşimin oğlu, sen kavminden ne istiyorsun?” O da buyurdu ki: “Ey amca
ben, onlardan bir tek kelime istiyorum ki o kelime dolayısıyla bütün Araplar,
onlara boyun eğecek, acem ise onlara cizye ödeyecek.” Amcası: “Nedir o
kelime?” diye sordu. Rasulullah da buyurdu ki: “Lailahe illallah” Bunun
üzerine dediler ki: “İlahları bir tek ilah mı yaptı?” Bunun üzerine bu ayetler
indi.
Müfessirler
demişlerdir ki: “Ömer b. Hattab müslüman olunca bu, Kureyş’e pek ağır geldi ve
mü’minler rahatladı. Velid b. Muğire Kureyş’in büyüklerine dedi ki: “Ebu Talib’e
gidiniz.” Onlar da ona gittiler ve dediler ki: “Sen bizim şeyhimiz,
büyüğümüzsün. Şu beyinsizlerin yaptığını biliyorsun. Biz sana geldik ki bizimle
kardeşin oğlu arasında hüküm veresin.” Bunun üzerine Ebu Talib, Rasulullah’a
adam gönderdi ve onu çağırttı. Rasulullah gelince Ebu Talib dedi ki: “Ey
kardeşimin oğlu, kavmin senden i’tidal sahibi olmanı istiyor. Kavmin her
isteğine meyl etme. Rasulullah buyurdu ki: “Benden ne istiyorlar?” Onlar
da dediler ki: “Bizi ve ilahlarımızı diline dolamayı bırak ki biz de senin
ilahını bırakalım.” Rasulullah da: “Bana, kendisiyle bütün Arab’a sahib
olacağınız ve acemin de size boyun eğebileceği bir kelime verebilir
misiniz?” buyurdu. Bunun üzerine Ebu Cehil dedi ki: “Babanın hayrına! Sana
onun on mislini verelim.” Rasulullah: “Öyleyse Lailahe illallah deyin.”
buyurdu. Onlar bunu duyunca bundan nefret ettiler ve ayağa kalkıp şöyle dediler:
“İlahları bir tek ilah mı yaptı. Bu kadar mahlukatı bir tek ilah nasıl idare
edebilir?” Bunun üzerine Allah Teala bu ayetleri indirdi.” (Tirmizi, Tefsir:
3232, Tirmizi bu hadise hasen demiştir. Nesai, Tefsir: 456; İbn Cerir: 23/79;
Ahmed, Müsned: 1/227; Hakim, Müstedrek: 2/432; Suyuti, ed-Dürr: 5/295; Vahidi,
Esbab-ı Nüzul)
ZÜMER
SURESİ
9)
İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet, Ebu Bekir es-Sıddık hakkında indi.” İbn Ömer dedi
ki: “Osman b. Affan hakkında indi.” Mukatil dedi ki: “Ammar b. Yasir hakkında
indi.” (İsnadı yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
17)
İbn Zeyd dedi ki: “Bu ayet üç kişi hakkında inmiştir. Onlar cahiliyye devrinde
Lailahe illallah derlerdi. Bu üç kişi Zeyd b. Amr, Ebu Zerr el-Gıfari ve
Selman-ı Farisi’dir.” (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
18)
İbn Abbas dedi ki: “Ebu Bekir Sıddık Rasulullah’a iman etti ve onu tasdik etti.
Osman, Abdurrahman b. Avf, Talha, Zübeyir, Said b. Zeyd ve Sa’d b. Ebi Vakkas
ona soru yönelttiler, o da iman ettiğini ona haber verdi. Bunun üzerine onlar da
iman ettiler. Onlar hakkında da bu ayet indi.” Ata dedi ki: “Sözün en güzeline
uyarlar.” ayetinde kastedilen Ebu Bekir’dir.” (İsnadı yoktur. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
22)
Bu ayet, Hamza, Ali, Ebu Leheb ve oğlu hakkında inmiştir. Ali ve Hamza, Allah’ın
göğüslerini açtığı kimselerdir. Ebu Leheb ve çcukları ise, Allah’ı anmaya karşı
yürekleri katılaşmış olanlardandır.
O da Allah Teala’nın şu sözündendir: “Allah’ı anmaya karşı yürekleri
katılaşmış olanlara yazıklar olsun.” (İsnadı yoktur. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
23)
Sa’d dedi ki: “Rasulullah’a: “Ey Allah’ın Rasulü, bize biraz konuşsan.” dediler.
Bunun üzerine Allah Teala bu ayeti indirdi.” (Hakim, Müstedrek: 2/345; Taberi,
Tefsir: 12/90; Suyuti ed-Dürr: 4/3; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
53)
İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet Mekke ehli hakkında indi. Onlar: “Muhammed, putlara
tapanların, Allah’ın haram kıldığı nefsi öldürenlerin mağfiret edilmeyeceklerini
iddia edip dururken, biz nasıl hicret edelim ve nasıl müslüman olalım? Biz
Allah’tan başka ilahlara ibadet edip, Allah’ın haram kıldığı nefsi de öldürmedik
mi? diyorlardı. Bunun üzerine bu ayet indi.” (İsnadı yoktur. İbn Cerir: 24/10;
Suyuti, ed-Dürr: 5/330; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Ömer demiştir ki: “Bu ayet Ayyaş b. Rabia, Velid b. Velid ve müslümanlardan bir
grup kimse hakkında indi. Bunlar müslüman oldular. Sonra işkenceye ve eziyete
tabi tutuldular. Derken fitneye düştüler. Biz de şöyle diyorduk: Allah bunların
ebediyyen ne tevbesini ne de dine yeniden dönmelerini kabul eder.” Bir grup
müslüman oldu. Sonra kendilerine azap ve işkence edilmesi sebebiyle dinlerini
terkettiler. Bunun üzerine bu ayetler indi. Ömer yazı yazmayı biliyordu. Ayyaş
b. Ebi Rabia, Velid b. Velid ve bir gruba mektup yazdı. Onlar da müslüman
oldular ve hicret ettiler.” (İsnadı yoktur. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
İbn
Abbas dedi ki: “Şirk ehlinden bir grup insan, çok insan öldürdüler ve çok zina
ettiler. Sonra Muhammed’e gelip dediler ki: “Sen, güzele davet ediyorsun bize
öyle bir haber bul ki, onu işlediğimiz zaman günahlarımıza keffaret olsun.”
Bunun üzerine bu ayet indi.” (Buhari, Tefsir: 4477, 4761, Edeb: 6001, Hudud:
6811, Diyat: 6861, Tevhid: 7520, 7532; Müslim, İman: 141, 142; Ebu Davud, Talak:
2310; Tirmizi, Tefsir: 3182; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Ömer
dedi ki: “Biz toplandık. Ben Ayyaş b. Ebi Rabia ve Hişam b. As b. Vail hicret
için sözleşip dedik ki: “Buluşma yerimiz el-Menasil (Beni Gıfar’ın mikatı)
olsun. Sizden kim hapsolur, sözleşme yerine gelmezse arkadaşının yanına gitsin.
Ben ve Ayyaş sözleştiğimiz yerde olduk. Fakat Hişam bu işten men olundu. Fitneye
düşürüldü. Biz Medine’ye gittik ve şöyle diyorduk: “Allah bunların tevbesini
kabul etmez.” Bir grup insan Allah’ı ve Rasulünü bildiler. Sonra kendilerine
dünyevi bir musibet ulaşınca, bundan vazgeçtiler. Allah Teala da bu ayeti bu
yüzden indirdi.” Ömer dedi ki: “Elimle mektup yazdım. Sonra onu Hişam’a
gönderdim. Hişam dedi ki:”Bana ulaşan dürülmüş mektubu açtım. Sonra dedim ki:
“Allah’ım onu bize anlat.” Sonra anladım ki, ayetler bizim hakkımızda inmiş.
Sonra hemen dönüp deveme bindim ve Rasulullah’a iltihak ettim.” (Munkatı’
hadistir. Nafi’ Ömer b. Hattab’tan işitmemiştir. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Rivayet
olunur ki, bu ayetler Hamza’nın katili Vahşi hakkında inmiştir. (Suyuti,
ed-Dürr: 5/330; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid: 7/100; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
67)
Abdullah dedi ki: “Ehl-i Kitap’tan bir kişi Rasulullah’a geldi ve dedi ki: “Ey
Ebe’l-Kasım, sana da Allah’ın bütün yaratıkları bir parmağında, yeryüzünü bir
parmağında, ağaçları bir parmağında taşıdığı tebliğ edilmiştir.” Bunun üzerine
Rasulullah azı dişleri görününceye kadar güldü. Allah Teala da bu ayeti indirdi.
Bunun manası şudur: “Allah Teala’nın yeryüzünü, içindekileri ve bütün mahlukatı,
ağaçları kudretiyle kabzetmesi, bizden birinin birşeyi parmağıyla tutup
kaldırmasından kolaydır. Bu ayet, bizim anlayabilmemiz için, kendi konuşmamız
esas alınarak bize hitap edilmiştir. Allah Teala’nın şöyle dediğini görmüyor
musun?: “Kıyamet günü, yer tamamen onun avucu içindedir.” Yani Allah yeri
kudretiyle kabzeder.” (Munkatı’ hadistir. Buhari, Tevhid: 7415, 7451; Vahidi,
Esbab-ı Nüzul)
22)
İbn Mesud dedi ki: “Sakif’ten iki kişi ve Kureyş’ten bir damatları veya
Kureyş’ten iki kişi, Sakif’ten bir damatları bir evde bulunuyorlardı. Onlardan
birisi dedi ki: Allah’ın sözlerimizi ve fısıltılarımızı işitmesi konusundaki
görüşünüz nedir? Bunun üzerine diğeri dedi ki: “Bir kısmını işitir, bir kısmını
işitmez.” Diğerleri dediler ki: “Eğer bir kısmını işitirse hepsini işitir.”
Bunun üzerine bu ayet indi.” (Buhari, Tefsir: 4816-4817; Tevhid: 7521; Müslim,
K. Sıfatı’l-Münafikun: 5/2775; Tirmizi, Tefsir: 3248 Tirmizi bu hadise hasen
demiştir; Nesai, Tefsir: 488; İbn Cerir: 24/69; Ahmed, Müsned: 1/444; Vahidi,
Esbab-ı Nüzul)
Abdullah
dedi ki: “Ka’be’nin örtüsü altında gizlenmiştim. Üç kişi geldi. Karınları çok
etli idi. Kalbi anlayışları az idi. Biri Kureyşli idi. Yanında bulunan onun iki
eniştesi de Sakifli idiler. Yahut adam Sakifli, yanındaki enişteleri Kureyşli
idiler. Anlamadığım bir kelamla konuşuyorlardı. Onların birisi dedi ki:
“Allah’ın şu sözümüzü işittiği hususunda görüşünüz nedir?” Diğeri dedi ki: “Eğer
yüksek sesle konuşursak işitir. Ama sesimizi yükseltmezsek işitmez.” Üçüncüsü de
dedi ki: “Eğer o konuşmalardan birşey işitirse, hepsini işitmiş olur.” Bu olayı
Rasulullah’a anlattım. Bunun üzerine bu ayet ve 23. ayet nazil oldu.” (Tirmizi,
Tefsir: 3249; Bu hadis, hasen ve sahih hadistir; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
30)
İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet Ebu Bekir hakkında nazil oldu. Şöyle ki müşrikler:
“Rabbimiz Allah, melekler ise kızlarıdır.” dediler. Allah’tan başkasına
taptıklarına: “Bunlar Allah katında şefaatçilerimizdir.” dediler de doğru
istikamette olmadılar. Yahudiler: “Rabbimiz Allah, Uzeyir Allah’ın oğlu,
Muhammed Rasul değildir.” dediler de onlar da doğru istikamette olmadılar. Ebu
Bekir ise: “Rabbimiz Allah, O’nun birliğine kimse ortak olamaz. Muhammed O’nun
kulu ve Rasulü’dür.” dedi. Sonra dosdoğru oldu.” (İsnadı yoktur. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
ŞURA
SURESİ
23)
İbn Abbas dedi ki: “Rasulullah Medine’ye geldiği zaman ona çok acılar isabet
ediyordu. Musibet ve haklar... Elinde de bunları karşılayacak bir genişlik
yoktu. Ensar şöyle dedi: “Bu adam Allah Teala’nın size hediyesidir. O, sizin
kardeşinizin oğludur. Ona birçok haklar musibetler isabet ediyor. Onun da elinde
bunları karşılayabilecek bir genişliği yoktur. Kendisine zararı olmayan malları
toplayın ve ona isabet eden zararlara karşılık, ona yardım maksadıyla
topladıklarınızı ona götürün.” Onlar da böyle yaptılar ve sonra ona götürüp
dediler ki: “Ey Allah’ın Rasulü, sen bizim kardeşimizin oğlusun. Allah senin
elinle bize hediye etti. Sana nöbetleşe birçok hukuki işler ve musibetler isabet
ediyor. Senin yanında onları karşılayacak bir genişlik de yoktur. Biz,
mallarımızdan birşey toplamayı senin için uygun gördük ve onları sana getirdik.
Sana ulaşan musibetlere karşı sana yardımcı olur.” Bunun üzerine bu ayet indi.”
(İsnadı yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Katade
dedi ki: “Müşrikler toplantı yerlerinde toplandılar ve sirbirlerine şöyle
dediler: “Verdiklerine karşılık ücret istediğini görmüyor musunuz? Bunun üzerine
Allah Teala bu ayeti indirdi.” (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
27)
Bu ayet Suffa ehlinden zenginlik ve bolluk temenni eden bir grup hakında indi.
Habbab
b. Eret dedi ki: “Bu ayet bizim hakkımızda indi. Biz Kureyza ve Nadir’in
mallarına baktık ve onu temenni ettik. Allah Teala da bu ayetleri indirdi.”
(İsnadı yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Amr
b. Hureys dedi ki: “Bu ayet Suffa Ashabı hakkında inmiştir. Onlar şöyle
diyorlardı. Keşke bizim de dünyalığımız olsaydı.” Ve bu vesileyle de dünyayı
temenni ediyorlardı.” (el-İsabe: 2/537; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid: 7/104; Vahidi,
Esbab-ı Nüzul)
51)
Yahudiler, Nebi’ye şöyle diyorlardı: “Sen rasulsen neden Musa’nın Allah ile
konuşması ve O’na bakması gibi O’nunla konuşmuyor ve O’na bakmıyorsun? Sen böyle
yapmadıkça sana iman etmeyiz.” Rasulullah da onlara şöyle buyurdu: “Musa,
Allah’ı görmedi.” Bunun üzerine Allah Teala bu ayeti indirdi.” (İsnadı yoktur.
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
ZUHRUF
57)
İbn Abbas dedi ki: Nebi (s.a.v.) Kureyş’e şöyle buyurdu: “Ey Kureyş, Allah’tan
başka ibadet edilen hiçbir şeyde hayır yoktur.” Onlar da dediler ki: “Sen
İsa’nın bir nebi ve halis bir kul olduğuna inanır mısın? Eğer dediğin gibi ise o
kendi kavminin ilahları gibidir.” Bunun üzerine Allah Teala bu ayeti indirdi.”
(İsnadı zayftır. İbn Hibban el-Mecruhin. 3/39’da Ebu Yahya ile ilgili malumat
vermiştir. Heysemi, Mecmau’z-Zevaid: 7/104; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
DUHAN
49)
Katade dedi ki: “Bu ayet Allah düşmanı Ebu Cehil hakkında indi. O şöyle demişti:
“Muhammed beni tehdit mi ediyor? Vallahi ben, iki dağ arasındaki insanların en
güçlüsüyüm.” (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İkrime
dedi ki: “Nebi (s.a.v.) Ebu Cehil ile karşılaştı. Ebu Cehil ona dedi ki: “Sen de
bilirsin ki ben, çöl ehlini meneden birisiyim, ben güçlüyüm ve
şerefliyim.”
Allah
Ebu Cehil’i Bedir Gününde öldürdü, perişan etti ve kendi sözüyle onu ayıplayıp
onun hakkında bu ayeti indirdi. (İsnadı zayıftır. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
CASİYE
14)
İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet özellikle Ömer b. Hattab’tan affı istiyor ve
Allah’ın ceza vereceği günleri ummayanları kasdediliyor. Onlar başta Abdullah b.
Ubeyy ve diğerleri. Onlar, Beni Mustalik Gazvesinde, kendisine el-Müreysi’
denilen bir kuyunun başında konakladılar. Abdullah kölesini suya gönderdi. Köle
geç kaldı. Gelince Abdullah köleye dedi ki: “Seni kim hapsetti?” O da: “Beni,
Ömer’in kölesi geciktirdi. Kuyunun ağzına oturdu, kimseyi oraya bırakmadı.
Nebi’nin ve Ebu Bekir’in kırbalarını doldurdu. Sonra kendi efendisinin kırbasını
doldurdu.” Bunun üzerine Abdullah dedi ki: “Bizimle, bunların misali, “Besle
köpeği, yesin seni.” denilmesine benzer.” Onun bu sözü Ömer’e ulaşınca Ömer,
kılıcını çekti ve ona doğru yöneldi. Allah Teala da bu ayeti indirdi.” (İsnadı
yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Abbas dedi ki: “Kim Allah’a güzel bir şekilde borç verirse...” ayeti inince
ismine Nehhas denilen Medine’li bir yahudi: “Muhammed’in Rabbi ihtiyaç sahibi
oldu.” Dedi. Ömer bu sözü işitince kılıcını çekti ve o adamı aramak üzere dışarı
çıktı. Cebrail Rasulullah’a geldi ve dedi ki: “Rabbin sana diyor ki: “İman
edenlere ‘Ahirette cezayı ummayanları affetmelerini’ söyle.” Ve bil ki Ömer
kılıcını çekti, o yahudiyi aramaya çıktı. Bunun üzerine Rasulullah Ömer’i
aramaya başladı. Ömer gelince: “Ey Ömer, kılıcını bırak.” buyurdu. Ömer:
“Doğru söyledin, ey Allah’ın Rasulü. Şehadet ederim ki, Allah seni hak ile
gönderdi.” dedi. Rasulullah buyurdu ki: “Rabbin şöyle diyor.” dedi ve bu
ayeti okudu. Ömer dedi ki: “Hiç şüphesiz Rabbin seni hak ile gönderdi. Yüzünde
gadab gözükmez.” (İsnadı zayıftır. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
AHKAF
9)
İbn Abbas dedi ki: “Nebi’nin ashabına ulaşan belalar şiddetlenince Nebi (s.a.v.)
rüyasında hurması, ağacı ve suyu bol bir yere hicret ettiğini gördü. Bu rüyayı
ashabına anlattı. Onlar da bununla müjdelendiler ve orada müşriklerin ezasından
ve üzüntüden kurtulacaklarını umdular. Sonra onlar bir müddet böylece kaldılar.
Rüyada anlatılanı göremediler ve dediler ki: “Ey Allah’ın Rasulü, rüyada
gördüğün yere ne zaman hicret edeceksin?” Rasulullah sustu ve Allah Teala bu
ayeti indirdi. Yani rüyada gördüğüm yere gidecek miyim yoksa gitmeyecek miyim?
Ben de bilmiyorum. Sonra şöyle buyurdu: “Bu, rüyamda gördüğüm bir şeydir.
Ben, ancak kendime vahyolunan şeye tabi olurum.” (Kelbi’den dolayı isnadı
zayıftir. Vahid, Esbab-ı Nüzul)
15)
İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet Ebu Bekir Sıddık hakkında inmiştir. Rasulullah yirmi
yaşında bir genç, o da on sekiz yaşında bir genç iken arkadaş oldular. Onlar
beraberce Şam’a ticaret için gittiler. Sidre denilen bir ağacın altında
konakladılar. Rasulullah ağacın bir gölgesinde oturdu. Ebu Bekir burada bulunan
bir rahibin yanına kadar yürüdü. Rahib ona dinden sual etti. Sonra Ebu Bekir’e
ağacın gölgesindeki adamın kim olduğunu sordu. O da cevaben: “O, Muhammed b.
Abdullah b. Abdu’l-Muttalib’dir.” Dedi. Rahib dedi ki: “Vallahi o nebidir.
Meryem oğlu İsa’dan sonra o ağacın altında, Allah’ın nebisi olan Muhammed’den
başkası gönderilmedi.” Bunun üzerine Ebu Bekir’in kalbine yakin bir tasdik fikri
düştü. Gerek seferlerinde gerekse huzurunda Rasulullah’tan hiç ayrılmıyordu.
Rasulullah kırk, Ebu Bekir otuz sekiz yaşına bastığında, Muhammed’in nebiliği
haber verildi. Ebu Bekir derhal müslüman oldu ve onu tasdik etti. Kırk yaşına
gelince Neml: 27/19 ayetini okudu.” (İsnadı yoktur. Suyuti, ed-Dürr: 6/41;
Vahid, Esbab-ı Nüzul)
FETİH
SURESİ
Mervan
b. Hakem dedi ki: “Fetih suresi Mekke ile Medine arasında Hudeybiye olayı
hakkında indi. Bu sure başından sonuna kadar bu vesileyle inmiştir.” (Tirmizi.
Tefsir: 3263; Vahid, Esbab-ı Nüzul)
1)
Enes dedi ki: “Hudeybiye gazvesinden döndüğümüzde bizimle ibadetlerimiz arasına
bir tatsızlık girdi. Sanki biz hüzünle şiddetli elem arasındaydık. Bunun üzerine
Allah Teala bu ayeti indirdi. Rasulullah buyurdu ki: “Allah bana bir ayet
indirdi. O ayet bana dünyadan ve dünyada bulunan her şeyden daha
sevimlidir.” (Müslim, Cihad ve Siyer: 96/1786; Vahid, Esbab-ı
Nüzul)
2)
İbn Abbas dedi ki: “Yahudiler: “Ben bana ne yapılacağını bilmiyorum.”
ayeti inince Nebi’ye ve müslümanlara sövüp dediler ki: “Ne yaptığını bilmeyen
bir adama nasıl uyalım?” Bu söz Rasulullah’a çok ağır geldi. Allah Teala da bu
ayeti indirdi.” (İsnadı yoktur. Vahid, Esbab-ı Nüzul)
5)
Enes dedi ki: “Bu surenin ilk ayetleri inince Rasulullah’ın ashabı dedi ki: “Ey
Allah’ın Rasulü, Allah’ın sana verdiği kutlu olsun. Bizim için birşey yok mu?
Bunun üzerine Allah Teala bu ayeti indirdi.” (Müslim, Cihad ve Siyer: 97/1786;
Vahid, Esbab-ı Nüzul)
Enes
dedi ki: “Bu surenin ilk ayetleri Nebi’ye Hudeybiye’den dönüşte indirildi.
Ashabını hüzün almıştı. Onlarla ibadetleri arasına perde çekildi. Hudeybiye’de
kunban kestiler. Bu ayet indiği zaman ashabına buyurdu ki: “Bana, dünya ve
içindekilerden daha hayırlı bir ayet indi.” Nebi (s.a.v.) o ayeti ashabına
okuyunca kavminhden bir adam dedi ki: “Ey Allah7ın Rasulü, kutlu olsun. Allah
sana ne yapacağını beyan etti. Ya bize ne yapacak?” Bunun üzerine Allah Teala bu
ayeti indirdi.” (Müslim, Cihad ve
Siyer: 97/1786; Vahid, Esbab-ı Nüzul)
24)
Enes dedi ki: “Mekke ehlinden seksen kişi silahlı olarak Ten’im dağından
Rasulullah üzerine indiler. Rasulullah’ın ve ashabının gaflet anını
gözetliyorlardı. Esirler aldılar ve sonra serbest bıraktılar. Allah Teala da bu
ayeti bu sebepten dolayı indirdi.” (Müslim, Cihad ve Siyer: 133/1808; Ebu Davud,
Cihad: 2688; Tirmizi, Tefsir: 3264; Nesai, Tefsir: 530; Ahmed, Müsned: 3/120,
124, 290; Vahid, Esbab-ı Nüzul)
Abdullah
b. Muğfel el-Müzeni dedi ki: “Biz Hudeybiye’de Rasulullah ile beraber, Allah
teala’nın Kur’an’da “ağacın kökü” dediği yerde iken, birden üzerimize seksen
kadar silahlı genç geliverdi. Yüzümüze atılıverdiler. Rasulullah onlara beddua
etti. Allah onların görmelerini aldı. Biz üsteledik ve onları yakaladık.
Rasulullah onlara buyurdu ki: “Siz Uhud zamanı gibi mi geldiniz? Uhud da size
bir emniyet verildi mi?” Dediler ki: “Allah’ım, hayır.” Rasulullah onları
yollarına serbest bıraktı. Allah Teala da bu ayeti indirdi.” (Senedsizdir.
Nesai, Tefsir: 531; Ahmed, Müsned: 4/87; Hakim, Müstedrek: 2/460-461; Vahid, Esbab-ı
Nüzul)
HUCURAT
SURESİ
1)
İbn Zübeyir dedi ki: “Temimoğulları’ndan bir cemaat Rasulullah’a geldi. Ebu
Bekir onlara: “El-Ka’ka’ b. Mabed’i emir tayin edin.” Dedi. Ömer de el-Akra’ b.
Habis’i tayin etmesini istedi. Bunun üzerine Ebu Bekir: “Sen, ancak bana
muhalefet etmeyi istedin.” Dedi. O da: “Hayır. Ben, sana muhalefet etmedim.”
Dedi. Bunun üzerine münakaşaya başladılar ve seslerini yükselttiler. Bu ayet
bundan dolayı indi.” (Buhari, Megazi: 4367; Tefsir: 4845, 4847; Tirmizi, Tefsir:
3266; Nesai, Tefsir: 534; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
2)
Bu ayet Sabit b. Kays b. Şemmas hakkında nazil oldu. Kulağı ağır işitiyordu.
Yüksek sesli idi. Birisiyle konuştuğunda sesini yükseltirdi. Çoğu kere
Rasulullah ile konuşurken ona eziyet verirdi. Bunun üzerine Allah teala bu ayeti
indirdi.
Sabit
Kays dedi ki: “Ben, sesimi Nebi’nin sesinden daha fazla yükseltiyorum. Öyleyse
ben cehennem ehlindenim. Bu söz Rasulullah’a duyurulunca Rasulullah buyurdu ki:
“O, cennet ehlindendir.” (Müslim,
İman: 188/119, Buhari, Menakıb: 3613; Tefsir: 4846; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
İbn
Ebi Müleyke şöyle dedi: “İki münakaşacı az kaldı ki helak olacaklardı. Ebu Bekir
ile Ömer Rasulullah’ın yanında seslerini çok yükselttiler. Temim oğullarından
bir topluluk Rasulullah’a geldiğinde onlardan birisi, el-Akra’ b. Habis’i işaret
etti, diğeri de başka bir şahsı işaret etti. Bunun üzerine Ebu Bekir, Ömer’e:
“Sen benim düşünceme muhalefet ediyorsun.” dedi. Ömer de: “Hayır, muhalefet
etmedim.” dedi. Bu mesele üzerine her ikisi de seslerini yükselttiler. Allah
teala da bu ayeti indirdi.” İbn Zübeyir dedi ki: “Rasulullah’ın ne dediğini
anlamak istemedikçe sesini artık yükseltmiyordu.” (Buhari, Tefsir: 4845; Vahidi,
Esbab-ı Nüzul)
3)
İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet nazil olunca, Ebubekir Rasulullah ile yüksek sesle
konuşmamaya yemin etti. Ancak hafif sesle konuşuyordu. Bunun üzerine Allah teala
bu ayeti indirdi.” (İsnadı yoktur; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Bu
ayet inince Ebu Bekir şöyle dedi: “Allah’ın Rasulü ile yüksek sesle konuşmamaya
yemin ettim. Ancak alçak sesle konuşabilirim.” (Bu hadisin senedinde bulunan
Hüseyin metruktur. Yahya ise hadisin hırsızlığıyla itham edilmiştir. Hadisin
bulunduğu kaynak: Hakim, Müstedrek: 3/74; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid: 7/108;
Suyuti, ed-Dürr: 6/84; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
4)
Zeyd b. Erkam dedi ki: “İnsanlardan bir gurup Nebi’ye geldi. Rasulullah kendi
odasında iken ona: “Ya Muhammed, ya Muhammed!” diye bağırdılar. Bunun üzerine
Allah Teala bu ayeti indirdi.” (Taberani, el-Kebir: 5/210; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Muhammed
b. İshak ve diğer bazı kimseler şöyle dedi: “Bu ayet Beni Temim hakkında indi.
Onlardan bir topluluk Rasulullah’a geldiler. Mescid’e girip Rasulullah’ın
odalarının arkasından: “Bizim yanımıza gel. Eğer biz medhedersek, bu bir süstür.
Eğer zemmedersek bu da lekedir.” dediler. Onların bu bağrışmaları Rasulullah’a
eziyet verdi. Rasulullah onların yanına geldi. Onlar da: “Ey Muhammed, seninle
aramızda övünmeye geldik.” dediler. Bunun üzerine onların hakkında bu ayet nazil
oldu. Gelenlerin arasında el-Akra’ b. Habis, Uyeyne b. Hısn, ez-Zibrikan b. Bedr
ve Kays b. Asım da vardı.” (İsnadı yoktur. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Cabir
b. Abdullah dedi ki: “Temim oğulları, Rasulullah’a geldiler ve kapının önünde :
“Ey Muhammed, yanımıza gel. Zira bizim medhimiz süs, zemmimiz lekedir.” diye
bağırdılar. Rasulullah onların bu sözlerini işitti ve yanlarına gelerek şöyle
buyurdu: “Ancak Allah’ın medhi zinet, zemmi lekedir.” Onlar da şöyle
dediler: “Biz, Temimoğulları’ndan bir topluluğuz. Şairlerimizi ve hatiplerimizi
getirdik ki, seninle övüşelim.” Bunun üzerine Rasulullah buyurdu ki: “Ben şiirle
gönderilmedim. İftiharlaşmakla da emrolunmadım. Ama isterseniz buyurun. Bunun
üzerine ez-Zibirkan kendi aralarındaki gençlerden bir gence dedi ki: “Kalk senin
ve kavminin faziletini anlat.” O da kalktı ve: “Bizi mahlukatın en hayırlısı
kılan, kendilerini istediğimiz şekilde kullanabileceğimiz malları bize veren
Allah’a hamd olsun. Biz, yeryüzü halkının en hayırlılarındanız. Yeryüzü ehlinin
adet, mal ve silah bakımından en fazla olanlarındanız. Bu sözümüzü Yadırgayan, sözümüzden daha
güzel bir fiil getirsin.” dedi. Bunun üzerine Rasulullah, Sabit b. Kays b.
Şemmas’a: “Kalk ona cevap ver.” dedi. O da kalkıp şöyle dedi: “Allah’a
hamd ederim. Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. O, tektir ve ortağı
yoktur. Muhammed’in, Allah’ın kulu ve rasulü olduğuna şehadet ederim.” Amme
oğullarından muhacir olanları çağırdı. –ki onlar yüzleri çok güzel ve insanların
en ağır başlıları idiler.- Onlar da bu davete icabet ettiler. Bizi, kendi dinine
yardımcı kılan Allah’a hamd olsun. Biz, insanlarla Allah’tan başka ilah yoktur,
deyinceye kadar savaşırız. Şehadet kelimesini söyleyen bizden canını ve malını
kurtarmış olur. Kim bu hususta diretirse, onu öldürürüz. Onun Allah’a rağmen
hareketi bize çok kolaydır. Bizim sözümüz budur. Allah’tan benim, bütün mü’min
erkek ve kadınların affını dilerim.” Ez-Zibirkan b. Bedr, gençlerden birine:
“Kalk ve falan beyitleri oku. O beyitlerde kendinin ve kavminin faziletini
zikret.” dedi. Genç ayağa kalktı ve şu beyitleri okudu:
“Biz
öyle değerli kimseleriz ki, bize dokunacak hiçbir kabile yoktur.
Reisler
bizdedir. Bolluk bizdedir.
Biz,
bütün insanları, korkudan emin olmadıkları bir zamanda yağlı develerden yedirir
içiririz.
Bir
şeyden çekindiğimizde, bizim için hiç kimse kaçınamaz.
İşte
biz, iftihar esnasında sesimizi böyle yüceltiriz.”
Bunun
üzerine Rasulullah Hassan b. Sabit’e adam gönderdi. Elçi ona gittiğinde Hassan
dedi ki: “Ben onun yanında bulunduğumda benden bunu taleb etmiyor.” Elçi dedi
ki: “Temim oğulları şair ve hatiplerini getirdiler. Rasulullah Sabit b. Kays’a
emretti de o da onlara cevab verdi. Onların şairleri konuşmaya başlayınca, sana,
beni gönderdi ki ona cevab veresin.” Hasan geldi. Rasulullah ona cavab vermesi
için emretti. Hasan dedi ki: “Ey Allah’ın Rasulü, ona emret de bana ne dediğini
duyursun.” Bunun üzerine o şahıs şiirini tekrar etti. Hasan da ona şu şiirle
cevab verdi:
“Biz,
badiyede yaşayan, hazırda bulunan kimsenin arzusunun tersine Allah’ın Rasulü’ne
ve dinine yardım ettik.
Biz,
ölümün zikri askerler arasında misk gibi yayılırken, harbin en şiddetli yerinde
ölümün içine dalmadık mı?
Biz,
zırha bürünen kimselerin başını vurup da baskın olan kahredici Gassan’ın
aslından gelen bir soyu da kendimize nisbet etmemiş
miydik?
Eğer
Allah’tan utanmasam, birçok kalabalığa üstün gelerek, onlara üstünlük taslayarak
derdik ki: “Yok mu bir övünen? Gelsin de onunla övüşelim”
O
halde bizim dirilerimiz çakıl taşına basıp geçenlerin en hayırlılarıdır.
Ölülerimiz de kabirlerde yatanların en hayırlılarıdır.”
Bunun
üzerine el-Akra b. Habis ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Vallahi ben öyle bir işi
için geldim ki, bunlar o iş için gelmemişlerdir. Ben bir şiir söyledim sen onu
dinle. (Hassan veya Rasulullah) dedi ki: “Haydi buyur.” El-Akra da onu okumaya
başladı:
“Biz
size insanlar bizim üstünlüğümüzü bilsinler diye geldik. Şereflerin zikredildiği
yerde, bizimle övüşmeye girildiğinde
Biz
her toplulukta insanların reisleriyiz. Şu Hicaz diyarında Darim oğulları gibisi
de yoktur.
Tıhame
toprağında ve Necid’de, her ganimet ve bollukta ganimetin dörtte biri bizim
olur.”
Rasulullah
buyurdu ki: “Ey Hasan, kalk ona cevap ver.” Hasan ayağa kalktı ve şöyle
dedi:
“Ey
Darim oğulları, övünmeyin. Zira sizin övünmeniz ulvi hasletlerin yad edilmesi
yanında çirkinliğe dönüşür.
Bize
karşı acaip bir halde övünüyorsunuz. Halbuki sizler bir çocuk bakıcısı ile bir
hizmetçinin arasından çıkıp gelmiş çobanlarımızsınız.
Şeref
ve ululuktan elde edebileceğiniz en üstün şey, şerefli kimselerin anılmasından
sonra, bizi takip etmenizdir. (Meclislerde bizim alice- naplığımızın yadından sonra, sıranın
size gelmesi bile sizin için büyük şereftir.
Eğer
siz kanlarınızı ve mallarınızı, taksim yerlerinde bizlere taksim etmenize engel
olmak için geldiyseniz (canınızı, malınızı kurtarmak istiyorsanız) o halde
Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayın ve müslüman olun. Rasulullah’ın yanında Darim
ile de övünmeyin. Aksi halde Ka’be’nin Rabbine yemin olsun ki, ellerimiz kan
dökücü keskin kılıçları başlarınızın üzerine doğru
eğdirecektir.”
Bu
sözler üzerine Akra’ b. Habis ayağa kalkıp şöyle dedi: “Muhammed gerçekten
bahtiyar bir kimsedir. Kendisine her hatibimiz konuştu. Fakat onların hatibinin
sözleri daha güzeldi. Bizim şairimiz de konuştu. Fakat onların şairi daha iyi
şiir inşad ediyordu.” Bu sözlerin ardından Akra’ b. Habis Rasulullah’a yaklaşıp:
“Şahitlik ederim ki Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki
sen gerçekten Allah’ın Rasulüsün.” dedi. Rasulullah ona: “Şu andaki İslami
halinden önceki halin artık sana zarar veremez.” buyurdu. Sonra Rasulullah
onlara bağışta bulunup elbise giydirdi. Müteakiben Rasulullah’ın yanında sesler
yükseldi. Çok fazla ileri geri konuşmalar oldu. Bunun üzerine Allah teala bu
ayetleri indirdi.” (İsnadı zayıftır. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
6)
Bu ayet Velid b. Ukbe b. Ebi Muayt hakkında inmiştir. Rasulullah onu, zekat
memuru olarak Beni Mustalık kabilesine göndermişti. Bu zatla o kabile arasında
cahiliyye dönemine ait bir düşmanlık vardı. Kabile onun geldiğini duyunca, Allah
Teala’ya ve O’nun Rasulü’ne ta’zimen Velid b. Ukbe’yi kabul ettiler. Onun
haberini dilden dile uçurdular. Derken şeytan onların kendisini öldüreceklerini
vesveseledi. Velid de onlardan korkup, aynı yoldan geriye Rasulullah’ın yanına
döndü ve: “Mustalık oğulları, sadakalarını vermediler. Beni de öldürmek
istediler.” dedi. Bu söz üzerine Rasulullah gazaba gelip, onlara savaş açmaya
niyet etti. Velid’in geri dönüş haberi o kavmin kulağına gitti. Müteakiben
Rasulullah’a geldiler ve: “Senin elçinin geldiği haberini duyduk ve onu
karşılayıp ikram etmek ve Allah7ın hakkı olan zekattan yanımızda bulunanları
kendisine ödemek üzere yola çıktık. Fakat onun geri döndüğü haberi ortaya çıktı.
Bu yüzden senin bize gazab ettiğine dair ona gelen bir mektubun, onu geldiği
yoldan geri çevirdiğinden korktuk. Biz, Allah’ın ve O’nun elçisinin gazabından
Allah’a sığınırız.” dediler. Bunun üzerine Allah Teala bu ayeti indirdi. Ayette
kasdolunan kişi Velid b. Ukbe’dir.” (Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Haris
b. Dırar dedi ki: “Rasulullah’ın huzuruna vardım. Beni İslam’a davet etti. Ben
de İslam’da girip ikrarda bulundum. Beni zekat vermeye çağırdı. Ben de kabul
ettim ve dedi ki: “Ey Allah’ın Rasulü, kavmime döneyim de onları İslam’a ve
zekat borcunu ödemeye davet edeyim. Kim bana icabet ederse onun zekatını
toplayayım. Zekatı da sana getireyim.” Haris b. Dırar kendisine icabet
edenlerden zekatı toplayıp, Rasulullah’ın kendisine elçi göndermek istediği
vakit gelince elçi, Haris’ten uzak kalıp görünmedi ve yanına gelmedi. Bunun
üzerine Haris, Allah’ın ve Rasulü’nün bir gazabına uğradığını sandı. Derhal
kavminin ulularını topladı ve onlara şöyle dedi: “Rasulullah yanımda bulunan
zekatı almak için bana bir elçi göndermek üzere benim için bir vakit tayin
etmişti. Allah’ın Rasulü tarafından sözüne ihtilaf etme diye bir şey beklenemez
ve ben Rasulullah’ın elçisinin ancak bir kızgınlıktan dolayı alıkonduğu
görüşündeyim. Haydi şimdi kalkın, yola çıkıp Rasulullah’a gidelim.” Rasulullah
da Velid b. Ukbe’yi, Haris’in toplayıp yanında bulundurduğu zekatı almak için
Haris’e göndermişti. Velid yola koyulup, sonunda yolun bir kısmına varmıştı ki
korkuya kapılıp geri döndü. Rasulullah’a gelip: “Ey Allah’ın Rasulü, Haris
zekatı bana vermeyip, beni öldürmek istedi.” dedi. Bunun üzerine Rasulullah
Haris’e gitmek üzere derhal yola bir heyet koydu. Haris de arkadaşlarıyla
beraber çıkageldi. Heyet tam Medine’den ayrılmak üzereyken, Haris onları
karşıladı. Böylece Haris onlarla karşılaştı. Heyet: “İşte Haris.” dedi. Haris
onlara yetişince: “Kime gönderildiniz?” diye sordu. Onlar da: “Sana.” dediler.
Haris: “Niçin?” diye sordu. Onlar da: “Rasulullah Velid b. Ukbe’yi sana
göndermişti. Velid de Rasulullah’a dönüp, senin ona zekat vermeyip, onu öldürmek
istediğini söyledi.” Dediler. Haris: “Hayır, Muhammed’i hak rasul gönderene
yemin ederim ki onu ne gördüm, ne de o bana
geldi.”
dedi. Nihayet Haris, Rasulullah’ın huzuruna girince Rasulullah: “Zekatı
vermedin, elçimi de öldürmek istedin öyle mi?” diye sordu. Haris: “Hayır, seni
hak nebi olarak gönderene yemin ederim ki onu ne gördüm, ne de o bana geldi.
Gelmemin sebebi de ancak senin elçin benden uzak kaldığı esnada Allah ve
Rasulü’nün bir gazabı olacağından korkmamdı.” dedi. Bunun üzerine bu ayetler
indi.” (Ahmed, Müsned: 4/279; Taberani, Mu’cem-i Kebir: 3/274; Heysemi,
Mecmau’z-Zevaid: 7/109; Suyuti, ed-Dürr: 6/87; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
9)
Enes dedi ki: “Dedim ki: “Ey Allah’ın Rasulü, Abdullah b. Ubeyy’e gitseniz.” Bu
söz üzerine Rasulullah Abdullah’a gitmek üzere yola koyuldu. Bir merkebe bindi.
Müslümanlar da beraber yola çıkıp yürümeye başladılar. Abdullah b. Ubeyy
“Sebiha” denilen bir yerde bulunuyordu. Rasulullah onun yanına gelince, İbn
Ubeyy eliyle burnunu tutarak: “Git başımdan. Vallahi merkebinin kokusu beni
gerçekten rahatsız etti.” dedi. Bunun üzerine Ensar’dan bir kişi (Abdullah b.
Revaha): “Vallahi Rasulullah’ın merkebinin kokusu senden daha hoştur.” dedi.
Abdullah’a kendi kavminden olan birisi kızdı. Derken o ikisinden her birinin
adamları diğerine kızdı. Böylece aralarında değnekli, yumruklu ayakkabılı bir
kavga oldu. İşte bize gelen bilgiye göre Hucurat: 49/9 ayeti onlar hakkında
indirildi.” (Buhari, Sulh: 2691; Müslim, Cihad ve Siyer: 117/1799; İbn Cerir:
26/81; Beyhaki, Sünen: 8/172; Suyuti, ed-Dürr: 6/90; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
11)
Hucurat: 49/11 ayeti, Sabit b. Kays b. Şemmas hakkında nazil olmuştur. Bu zatın
kulaklarında ağırlık vardı. Rasulullah’ın yanına gelince ona yer verirlerdi ki
Rasulullah’ın tam yanına otursun da böylece Rasulullah’ın konuştuğunu
işitebilsin. Yine böyle bir gün bu zat geldi. İnsanlar yerlerini almışlardı
bile. Bu zat insanların omuzlarından aşa aşa ilerliyor ve bir taraftan da: “Yer
verin yer verin.” diyordu. Bunun üzerine bir adam ona: “Oturacak bir yer buldun
otur.” dedi. Sabit te kızgın bir vaziyette oturdu ve aynı adama bir göz işareti
yaptı da: “Bu adam da kim?” diye sordu. O kişi: “Ben falan kimseyim.” dedi.
Sabit de: “Falan kadının oğlusun öyle mi?” diyerek cahiliyye döneminde iken o
kadını ayıpladığı bir şeyle o kişinin annesini mevzu bahis etti. Adam bu söz
üzerine utandığı için başını öne eğdi. Allah teala da bu ayeti bu sebepten
dolayı indirdi.” (Senedi yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Bu
ayet Rasulullah’ın, Ümmü Seleme ile alay eden iki hanımı hakkında nazil
olmuştur. Ümmü Seleme iki taraftan böğrüne “Sebeniyye” denilen beyaz bir şal
bağlar, bir ucunu arka tarafından sarkıtırdı. Böylece yürürken onun peşinden
sürüklerdi. Aişe de Hafsa’ya şöyle demişti: “Şunun arkasından sürüklediği şeye
bak, sanki köpeğin dili.” İşte bu söz Aişe’nin alay etmesiydi.” (Senedi yoktur.
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Enes
de bu ayetin Rasulullah’ın, Ümmü Seleme’yi kısa boylu olmakla ayıplayan
hanımları hakkında indiğini söylemiştir. (Senedi yoktur. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
İbn
Abbas dedi ki: “Safiyye binti Huyay b. Ahtab, Rasulullah’a gelip dedi ki: “Ey
Allah’ın Rasulü, kadınlar: “Ey
Yahudilerin kızı yahudi kadın!” diyerek beni ayıplıyorlar.” Rasulullah bunun
üzerine şöyle buyurdu: “Sen de: “Benim babam Harun’dur, amcam Musa’dır, eşim
de Muhammed’dir.” deseydin ya!” Bunun üzerine Allah teala da bu ayeti
indirdi.” (Senedi yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Dahhak
babasından ve amcasından şunları nakletti: “Rasulullah yanımıza geldi. Bu arada
bir adam, bir adamı kötü bir lakapla çağırmaya başladı. Bunun üzerine: “Ey
Allah’ın Rasulü, o lakap o adamın hoşuna gitmiyor.” denildi. Bunun üzerine bu
ayet indirildi.” (Ebu Davud, Edeb: 4962; Tirmizi, Tefsir: 3268; Nesai, Tefsir:
536; İbn Mace, Edeb: 3741; Ahmed, Müsned: 4/260; Suyuti, ed-Dürr: 6/91; Vahidi,
Esbab-ı Nüzul)
12)
İbn Abbas dedi ki. “Bu ayet, kendisine mescidde yer vermeyen bir kişiye: “Falan
kadının oğlu musun?” diyen Sabit b. Kays hakkında inmiştir. Sabit’in o sözü
üzerine Rasulullah: “Falanca kadının ismini anan kimdir?” diye sordu.
Sabit ayağa kalkarak: “Benim ey Allah’ın Rasulü.” dedi. Rasulullah: “Bak şu
topluluğun yüzlerine.” buyurdu. Sabit de baktı. Rasulullah: “Ne gördün ey
Sabit?” buyurdu. Sabit:
“Beyaz,
kızıl, siyah renkler gördüm.” dedi. Rasulullah şöyle buyurdu: “O halde sen
onları ancak din ve takva hususunda üstün görebilirsin.” İşte bu yüzden Allah
Teala Hucurat: 49/12 ayetini indirdi.” (Senedi yoktur. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Mukatil
dedi ki: “Mekke’nin fethi günü Rasulullah Bilal’e emir buyurdu da, Bilal
Ka’be’nin üstünde ezan okudu. Bunun üzerine Attab b. Esid b. Ebi’l-İs şöyle
dedi: “Allah’a hamdolsun ki babamın canını aldı da bu günü görmedi.” Haris b.
Hişam da: “Muhammed şu siyah kargadan başka bir müezzin bulamamış mı?” dedi.
Süheyl b. Amr da: “Göğün Rabbinin rasulüne haber vereceğinden korktuğum bir şeyi
söylemiyorum.” demişti. Derken Cebrail, Rasulullah’a gelip müşriklerin bu
söylediklerini haber verdi. Rasulullah da onları çağırarak söyledikleri şeyleri
kendilerine haber verdi. Onlar da bunu itiraf ettiler. İşte Allah Teala bu ayeti
indirerek, soysopla, mal çokluğu ile övüşmekten ve fakirleri aşağılamaktan
onları men etti.” (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Müleyke
dedi ki: “Mekke fetholunduğu gün Bilal, Ka’be’nin üstüne tırmanarak ezan okudu.
Bunu gören bazı insanlar: “Ey Allah’ın kulları, şu siyah köle mi Ka’be’nin
üzerinde ezan okuyor?” Bazısı da: “Allah şu adama buğzetse onu değiştirir.”
Demişlerdi. Bunun üzerine Allah Teala bu ayeti indirdi.” (Mürsel hadistir.
Ed-Dürr: 6/97; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Yezid
b. Şecere dedi ki: “Rasulullah bir gün Medine pazarlarından birisine uğramıştı.
Bir de baktı ki siyah bir köle satılığa çıkarılmış “Kim artırırsa ona
satılacak.” diye bağırılıyordu. Köle de şöyle diyordu: “Kim beni satın alacaksa
bir şartla satın alsın.” Ona: “Şartın nedir?” diye soruldu. O da: “Beni satın
alan adam Rasulullah’ın arkasında beş vakit namaz kılmaktan beni men etmeyecek.”
dedi. Nihayet adamın biri onu bu şarta binaen satın aldı. Rasulullah bu köleyi
her farz namazda görüyordu. Derken bir gün onu göremedi. Sahibine: “Köle
nerede kaldı?” diye sordu. Adam: “Hukkaya tutuldu ey Allah’ın Rasulü.” dedi.
Rasulullah ashabına: “Kalkın ona geçmiş olsuna gidelim.” buyurdu. Ashab
da Rasulullah ile birlikte kalkıp o köleyi ziyarete gittiler. Günlerden sonra
Rasulullah kölenin sahibine: “Kölenin durumu nasıl?” diye sordu. Adam:
“Ey Allah’ın Rasulü, köle aynen eski durumunda.” dedi. Rasulullah kalkıp kölenin
yanına girdi. Köle, eski şiddetli hummanın içindeydi. Derken bu hal üzere ruhunu
teslim etti. Rasulullah’ın ashabı bu işin heybetinden etkilenmişti. Muhacir
şöyle dedi: “Biz, yurtlarımızı, mallarımızı, ailemizi terkettik. Buna rağmen
bizden hiçbir kimse ne hayatında ne de hastalığında ne de ölümünde şu kölenin
gördüğü gibi bir iltifat görmemiştir. Ensar ise şunları söyledi: “Biz,
Rasulullah’ı yurt sahibi yaptık. Ona yardım ettik. Mallarımızı ona ortak ettik.
Buna rağmen zenci bir köleyi bize tercih etti.” Bunun üzerine Allah Teala bu
ayeti indirdi. Bu ayetin tefsiri şu demektir: “Sizler bir babanın, bir annenin
çocuklarısınız.” Böylece Allah Teala onlara: “Şüphesiz Allah katında sizin en
değerliniz takvaca en üstün olanınızdır.” ayetiyle de takvanın üstünlüğünü
göstermiş oldu.” (Senedi yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
14)
Bu ayet, Beni Esed b. Huzeyme kabilesinden bazı bedeviler hakkında inmiştir.
Bunlar bir kıtlık senesi Medine’ye gelip Rasulullah’ın huzuruna çıktılar da
Kelime-i Şehadet getirip zahiren müslüman oldular. Fakat kalpten mü’min
olmamışlardı. Bunlar Medine yollarını insan pisliği atarak bozuyorlar ve
fiyatları fahiş bir şekilde yükseltiyorlardı. Rasululah’a da şöyle diyorlardı:
“Sana dünyalıkları ve çoluk çocuğu getirdik. Falan kabileler gibi seninle
savaşmadık, sadaka verdik.” Böylece Rasulullah’a minnet ediyorlar,
müslümanlıklarını onun başına kakıyorlardı. Allah teala da onlar hakkında bu
ayeti indirdi.” (Senedi yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
KAAF
SURESİ
38)
Hasan ve Katade dediler ki: “Yahudiler şöyle demişlerdir: “Allah, mahlukatı altı
günde yarattı, yedinci gün –cumartesi günü- istirahat etti.” Yahudiler bu güne
istirahat günü ismi verirler. Bundan dolayı Allah Teala bu ayeti indirdi.”
(Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Abbas dedi ki: “Yahudiler Rasulullah’a gelip göklerin ve yerin yaratılışından
sordular. Nebi (s.a.v.) buyurdu ki: “Allah, yeri Pazar ve Pazartesi günleri,
dağları ve dağlardaki faydalı şeyleri salı günü, çarşamba günü ağaçları ve suyu,
perşembe günü gökleri, Cuma günü ise yıldızları, güneşi ve ayı yarattı.”
Yahudiler: “Sonra ne oldu ya Muhammed?” dediler. Buyurdu ki: “Sonra da Arş’a
istiva etti.” Yahudiler dediler ki: “Eğer sözü tamamladıysan, gerçekten
isabet ettin. Demek ki bundan sonra istirahat etti.” Bunun üzerine Rasulullah
çok şiddetli gazaba geldi de bu ayetler nazil oldu.” (Senedi zayıftır. Vahidi,
Esbab-ı Nüzul)
İbn
Abbas dedi ki: “Şüphesiz Yahudiler bir gün Rasulullah’a gelip gökyüzü ve
yeryüzünün yaratılışı hakkında soru sordular. Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Yüce Allah pazar ve pazartesi günü yeryüzünü, salı günü dağları ve içindeki
faydalı şeyleri, çarşamba günü ağaçları, suları, madenleri, ovaları, perşembe
günü semayı, cuma günü yıldızları, güneşi, ayı ve melekleri yaratmıştır. Bunları
tam –O’nun tesbit ettiği- üç saat kala yaratmıştır. İlk saatinde ölen kimselerin
ölüm ecellerini, ikinci saatinde de insanlara fayda ve zararı dokunan afetlerin
hepsini, üçüncü saatte de Adem’i yaratmış, ona cennette mesken vermiş ve İblis’e
kendisine secde etmesini emretmiş, son saatte de onu cennetten
çıkartmıştır.” buyurdu. Yahudiler: “Sonra neyi ey Muhammed!?” dediler. O da:
“Sonra da Arş’a istiva etti.” diye buyurdu. Onlar: “Şayet tamamlamış
olsaydın isabet edecektin.” dediler ve devamla: “Sonra da istirahat etti.”
dediler. Bu sözleri üzerine Rasulullah çok sinirlendi ve bu ayet nazil oldu.”
(Sahih hadis. Hakim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
45)
İbn Abbas dedi ki: “Bazı kimseler Rasulullah’a: ‘Bizi bir korkutsan!’ dediler.
Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” (İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
Bu
hadisin bir benzerini Amr b. Kays’dan mürsel olarak rivayet edilmiştir. (İbn
Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
19)
Hasan b. Muhammed b. Hanefiyye dedi ki: “Rasulullah bir seriyye göndermişti. Bu
seriyye çarpışma sonucu bir çok ganimet elde etmişti. Yanlarından geçen bir
kavim de bu ganimetlere şahid olmuş ve bunlardan istemişlerdi. Bunun üzerine bu
ayet nazil oldu.” (İbn Cerir; İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
55)
Ali dedi ki: “Zariyat: 51/54 ayeti inince, bizler Nebi’nin bizden yüz çevirmekle
emrolunduğu için helak olacağımızdan korktuk. Sonra bu ayet nazil oldu, bundan
sonra da içimiz ferahla doldu.” (İbn Men’i; İbn Rahaveyh; Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
Katade
dedi ki: “Zariyat: 51/54 ayeti inince bu Rasulullah’ın ashabına oldukça ağır
geldi, vahyin kesildiğini, azabın yaklaştığını sanmışlardı. Bunun üzerine bu
ayet nazil oldu.” (İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
30)
İbn Abbas dedi ki: “Kureyş kabilesi Nebi’ye karşı Dar’un-Nedve’de toplandıkları
zaman onlardan birisi: “Onu ölüm gelene dek iple bağlayalım ve tıpkı önceki
helak olan Züheyir ve Nabiğa adlı şairler gibi o da helak olsun. Çünkü o da
onlar gibi şairdir. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” (İbn Cerir; Suyuti,
Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
NECM
32)
Sabit b. Harisi Ensari’den şöyle haber verdi: “Yahudiler küçük çocukları helak
olduğunda: O, sıddıktır.” derlerdi. Bu haber Rasulullah’a ulaşınca buyurdu ki:
“Yahudiler yalan söylemiştir. Allah Teala’nın annesinin karnında yarattığı
hiçbir nefis bulunmaz ki, o ya şaki veya said olmasın. Bunu da ancak Allah
bilir.” Allah teala da o esnada bu ayeti indirdi.” (Senedi zayıftır; Vahidi,
Esbab-ı Nüzul; Taberani; İbn Münzir; İbn Ebi Hatim; (İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı
Nüzul Lübab-ı Nükul)
33)
İbn Abbas, Suddi, Kelbi ve Müseyyeb b. Şerih dediler ki: “Bu ayet Osman b. Affan
hakkında nazil oldu. O, hayır hususunda tasadduk eder, harcardı. Bunun üzerine
onun süt kardeşi Abdullah b. Ebi Serh: “Bu yaptığın nedir? Neredeyse hiçbir
şeyin kalmayacak.” dedi. Osman da: “Benim çok günahım ve hatalarım var.
Dolayısıyla bu yaptığımla Allah tealanın benden hoşnut olmasını taleb edip O’nun
affını umuyorum.” dedi. Abdullah da ona dedi ki: “Deveni yüküyle beraber bana
ver. Senin namına bütün günahlarını ben taşıyayım.” Osman da deveyi ona verdi ve
buna şahit getirdi. Sadakadan yapmış olduğu bazı şeyleri men etti. Bunun üzerine
Allah teala bu ayeti indirdi. Bundan dolayı Osman bu işin en güzeline döndü ve
güzel yaptı.” (Senedi yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Mücahid
ve İbn Zeyd dediler ki: “Bu ayet Velid b. Muğire hakkında nazil oldu. Bu zat
Rasulullah’ın dinine tabi oldu. Bu sebeple bazı müşrikler onu ayıplayıp dediler
ki: “Büyüklerin dinini niçin terkedip, onlara sapık deyip, cehennemlik
olduklarını iddia ettin?” O da: “Ben, Allah’ın azabından korktum.” dedi. Bunun
üzerine müşriklerden bazısı malından kendisine birazcık verip tekrar şirke
dönmesi halinde Allah Teala’nın azabını onun namına yükleneceğine dair ona kefil
oldu. O da kendisini kınayana, kefil olduğu şeyin bir kısmını verdi. Sonra
cimrilik yapıp, men etti. Allah teala da bu ayeti indirdi.” (Mürsel hadistir.
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İkrime
dedi ki: “Nebi (s.a.v.) bir gün gazveye çıkmış idi. Bir adam da kendisi için bir
binek istiyordu. Ancak kendisini dışarıya çıkaracak bir bineği bulamadı. Bir
süre sonra arkadaşı ile karşılaşınca ona: “Bana bir şeyler ver.” dedi. O da:
“Günahlarımı yüklenecek bir şey üzere sana kiraya veriyorum.” dedi. O da:
“Evet.” deyince Yüce Allah bu ayetleri indirdi.” (İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı
Nüzul Lübab-ı Nükul)
Derrac
bin Ebi’l-Mesh dedi ki: “Savaşmak için bir seriyye yola çıktı. Bunun üzerine bir
adam gelip Rasulullah’dan kendisini bindireceği bir binek istedi. Nebi (s.a.v.)
de: “Seni bindirecek bir bineğim yok.” diye buyurdu. Adam da hüzün ile
geri döndü. Yolda bineği olan bir adamın yanından geçti, halinden şikayette
bulundu. Adam da: “Seni bindirmeme izin ver. Böylece orduya sevaplarınla
yetişirsin.” dedi. O da: “Evet.” dedi ve bindi. Bunun üzerine bu ayetler nazil
oldu.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
İbn
Zeyd dedi ki: “Bu, müslüman olmuş bir adamdır.” denildiğinde o şahsı
ayıplayanlar “Yoksa sen atalarının dinini mi bıraktın da sapıttın. Yoksa onların
ateşte olduklarını mı söylüyorsun.” dediler. O da: “Ben Allah’ın azabından
korkuyorum.” diye cevap verdi. Birisi: “Bana sana gelecek bütün azapları
taşıyabileceğim bir şey ver, ondan bir şey versin.” dedi. O da: “Benim için
artır. Böylece de ondan bir şey artırana dek zorlaşı verir. Ve kendisine
şahitlik edecek bir yazı yazdı. Bunun üzerine onun hakkında bu ayetler nazil
oldu.” (İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
43)
Aişe (r.a.) dedi ki: “Rasulullah gülen bir topluluğa uğradı da buyurdu ki:
“Eğer siz, benim bildiğimi bilseniz çok ağlar, az gülerdiniz.” Bu sebeple
Cibril kendisine gelip bu ayeti indirdi. Rasulullah şöyle buyurdu: “Kırk adım
atmamıştım ki, Cibril bana rastladı da dedi ki: “Şu kimselere git ve onlara
Allah azze ve cellenin şöyle buyurduğunu söyle: “Doğrusu, güldüren de ağlatan da
O’dur.” (Suyuti bu hadisi ed-Dürr isimli eserinde İbn Merdeveyh’e nisbet
etmiştir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
61)
İbn Abbas dedi ki: “Rasulullah namazı huşu ile kılardı. Müşrikler onun yanından
geçtiklerinde oynayıp eğlenirlerdi. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” (İbn Ebi
Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
KAMER
SURESİ
1)
Abdullah
b. Mesud dedi ki: “Ay, Rasulullah’ın zamanında ikiye bölündü. Kureyş dedi ki:
“Bu İbn Ebi Kebşe’nin sizi büyülediği bir sihirdir. İsterseniz yolculara bir
sorun.” Yolculara sordular. Onlar da: “Evet. Ayın ikiye ayrıldığını gördük.”
dediler. Bunun üzerine Allah teala bu ayeti indirdi.” (İbn Cerir: 27/50; Buhari,
Menakıb: 3636, 3871; Tefsir: 4864, 4865; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; (Suyuti, Esbab-ı
Nüzul Lübab-ı Nükul)
Enes
b. Malik dedi ki: “Mekke ehli Nebi’den bir mucize istemişti. O da Mekk’de
–Allah’ın izniyle- ayı ikiye ayırmıştı.” (Tirmizi; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
45)
İbn
Abbas dedi ki: “Müşrikler Bedir gününde ‘Biz çokuz, kazanacak olanlar da biziz.’
demeleri üzerine bu ayet nazil oldu.” (İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
47)
Ebu Hureyre dedi ki: “Kureyş, kader konusunda münakaşa etti. Nihayet Allah teala
bu ayetleri inzal etti.” (Müslim, Kader: 19/2656; Tirmizi, Kader: 2157; Tefsir:
3290; İbn Mace, Mukaddime: 83; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; (İbn Cerir; Suyuti,
Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Ebu
Umame el-Bahili dedi ki: “Bu ayet kaderciler hakkında nazil olmuştur.” (Senedi
cidden zayıftır. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Ata
dedi ki: “Necran’lı Eskaf, Rasulullah’a geldi ve dedi ki: “Ey Muhammed, sen
isyanların, denizlerin, göklerin, hasılı bütün işlerin bir kader çizgisinde akıp
gittiğini iddia ediyorsun. Ama masiyetlere gelince bu olmaz.” Rasulullah:
“Siz Allah’ın düşmanlarısınız.” buyurdu. Bunun üzerine Allah teala bu
ayeti indirdi.” (Senedi zayıftır. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Ebi Zürare el-Ensari babasından şunu haber verdi: “Rasulullah bu ayeti okuyup
şöyle buyurdu: “Bu ayet, bu ümmetin sonunda gelecek ve Allah’ın kaderi hakkında
yalan konuşacak kimseler hakkında inmiştir.” (Taberani, Mu’cemu’l-Kebir: 5/276;
Heysemi, Mecmau’z-Zevaid: 7/117; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Bukeyr
b. Useyd babasından şunu haber verdi: “Ben şunu derken Muhammed b. Ka’b’ın
yanındaydım: “Siz, beni kader hususunda dalıp giderken gördüğünüzde beni
bağlayın. Zira ben bir deliyimdir. Hayatım elinde olan Allah’a yemin ederim ki
bu ayetler onlar hakkında inmiştir. Sonra da Kamer: 54/47-49 ayetlerini okudu.”
(Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
RAHMAN
46)
Ata dedi ki: “Ebu Bekir es-Sıddık bir günü kıyamet gününü, mizanı, cennet ve
cehennemi düşünmüş, tefekkür etmiş ve bunu zikretmiş idi. Bunların üzerine şöyle
dedi: “Kendimi bu yeşilliklerden bir yeşil olarak ve bir hayvanın gelip beni
yemesi olarak düşündüm ve ben de yaratılmadım...” Bunun üzerine bu ayet nazil
oldu.” (İbn Ebi Hatim; Ebu Şeyh Kitabu’l-Azame; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
İbn
Şüzeb dedi ki: “Bu ayet Ebu Bekir Sıddık hakkında nazil olmuştur.” (İbn Ebi
Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
VAKIA
28)
Ebu’l-Aliye ve Dahhak dediler ki: “Müslümanlar Vecc’e –bu Taif’te bulunan bol
otlu bir vadidir.- bakıtlar da, o vadinin kiraz ağaçları onların çok hoşuna
gitti ve şöyle dediler: “Keşke bizim de böyle ağaçlarımız olsaydı!” Bunun
üzerine Allah teala bu ayeti indirdi.” (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul;
Beyhaki, Ba’s; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Ata
ve Mücahid dedi ki: “Taif ehli kendileri için himaye olunan tatlı vadiyi
istedikleri zaman –nitekim çok hoş ve güzel bir vadidir- insanların: “Cennette
filan filan güzellikte bir vadi vardır.’ dediklerini duyunca “Keşke bizim de şu
zikredilen vadi gibi bir vadimiz ols.” Dediler. Bunun üzerine bu ayet nazil
oldu.” (Said b. Mansur, Sünen; Beyhaki, Ba’s; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
39)
Ebu Hureyre dedi ki: “Rahman. 55/13-14 ayeti inince bu müslümanlara ağır geldi.
Bundan dolayı bu ayetler indi.” (Ahmed; İbn Münzir; İbn Ebi Hatim; Suyuti,
Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Urve
ve Ruveym dedi ki: “Allah teala Rahman: 55/13-14 ayetlerini indirince Ömer
ağladı ve şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasulü, bisz sana iman ettik ve seni tasdik
ettik. Halbuki bütün bunlarla beraber bizden ancak az bir grup kurtuluyor.” İşte
bu sebeple Allah teala bu ayetleri indirdi. Bunun üzerine Rasulullah Ömer’i
çağırıp buyurdu ki: “Ey Hattab oğlu Ömer senin dediğin şey hususunda Allah
vahiy indirdi de, evvelkilerden çok, sonrakilerden de çok bir grubu cennet ehli
kıldı.” Bunun üzerine Ömer dedi ki: “Rabbimizden razı olduk, rasulümüzü de
tasdik ederiz.” Rasulullah da: “Adem’den bize kadar bir çokluk, benden
Kıyamet gününe kadar da bir çokluk vardır. Bu çokluğu ancak “Lailahe illallah”
diyen kimselerden siyah deve çobanları tamamlayacaktır.” buyurdu.” (Mürsel
hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul; İbn
Asakir, Dımeşk Tarihi)
75)
İbn Abbas dedi ki: “Rasulullah devrinde insanlara yağmur yağdı. Rasulullah
buyurdu ki: “İnsanlardan bazısı şükreden, bazısı da inkar edenlerdendir.”
Bazıları dediler ki: “Bu, Allah teala’nın verdiği bir rahmettir.” Bazısı da
dediler ki: “Şu şu yıldızların düşmesi doğru çıktı.” dedi. Bunun üzerine bu
ayetler nazil oldu.” (Müslim, iman: 73/127; Taberani, Mu’cemu’l-Kebir:
12/198; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Rivayet
olundu ki, Rasulullah bir sefere çıktı da bir konakta konakladılar. Bu esnada
onlara susuzluk isabet etti. Yanlarında hiç su yoktu. Bu durumu Rasulullah’a
söylediler. O da şöyle buyurdu: “Bana haber verin bakayım. Eğer ben, sizin
için dua etsem, siz de yağmurla sulansanız, belki dersiniz ki: “Şu yağmur, şu
yıldız sebebiyle bizi suladı.” Onlar da dediler ki: “Ey Allah’ın Rasulü, bu
yıldızlardan bahsedilecek bir vakit değildir.” Bunun üzerine Rasulullah iki
rekat namaz kıldı ve Allah Teala’ya dua etti. Derken bir rüzgar çıktı.
Arkasından da bir bulut ve müteakiben yağmura tutuldular. Öyle ki vadiler su ile
doldu. Su kaplarını doldurdular. Sonra Rasulullah. Kabını suya daldıran bir
adama uğradı. Adam şöyle diyordu: “Biz, falan yıldız sayesinde sulandık.” “Bu,
Allah’ın rızkındandır.” da demiyordu. Allah teala işte bu sebepten dolayı bu
ayeti indirdi.” (Senedi yoktur; ed-Dürr: 6/162; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Ebu
Hureyre dedi ki: Rasulullah buyurdu ki: “Rabbinizin ne dediğini görmediniz
mi? Allah teala buyurdu ki: “Ben kullarıma hiçbir nimet ihsan etmem ki ona
küfreden bir grup olmasın. Derler ki: “Yıldızlar şöyle yaptı, yıldızlar böyle
yaptı.” (Müslim, iman: 72/126; Nesai, el-Mücteba, K. İstiska: 3/164; Vahidi,
Esbab-ı Nüzul)
Ebu
Hirze dedi ki: “Bu ayetler Tebük Gazvesinde bir ensarlı adam hakkında nazil
olmuştur. Öyle ki onlar bir bölgeye inmişlerdi. Rasulullah onlara, oranın
suyundan taşımamalarını emretti., sonra da gitti. Başka bir bölgeye
geldiklerinde yanlarında suyun olmamasından dolayı durumu Nebi’ye şikayet
ettiler. Bunun üzerine Nebi ayağa kalktı, iki rekat namaz kıldı sonra da dua
etti. Bu isteği üzerine Yüce Allah bir bulut parçası gönderdi ve onlara yağmur
yağdırdı. Sonra Ensardan birisi kavminden birisini münafıklıkla itham etti ve:
“Yazıklar olsun sana! Görmüyor musun Nebi’nin duasını. Bunun için Allah bize
semadan yağmur yağdırttı.” dedi. O da: “Filanca yıldızdan dolayı bize yağmur
yağdı.” dedi.” (Ebu Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
HADİD
10)
Muhammed b. Fudayl dedi ki: “Bu ayet Ebu Bekir Sıddık hakkında nazil olmuştur.
İbn Ömer dedi ki: “Rasulullah oturuyordu. Yanında Ebu Bekir bulunuyordu. Ebu
Bekir’in sırtında bir aba vardı. Göğüs kısmı yırtık idi. Bu esnada Cibril gökten
inip, Allah’tan Ebu Bekir’e selam getirdi ve dedi ki: “Ey Muhammed bana ne
oluyor ki, Ebu Bekir’i üzerinde göğüs kısmı yırtılmış bir aba ile görüyorum.?”
Rasulullah da: “Ey Cibril, o malını fetihten önce bana harcadı!” buyurdu.
Cebrail de dedi ki: “Öyleyse Allah Teala’dan ona selam söyle ve ona de ki:
“Rabbin senin için şöyle buyuruyor: “Şu fakirlik halinde sen benden razı mısın
yoksa kızgın mısın?” Rasulullah Ebu Bekir’e dönüp: “Ey Ebu Bekir bu
Cibril’dir. Allah Teala’dan sana selam getiriyor. Allah teala senin için
buyuruyor ki: “Şu fakirlik halinde sen benden razı mısın yoksa kızgın
mısın?” Bunun üzerine Ebu Bekir dedi ki: “Rabbime mi kızacak mışım? Ben
Rabbimden razıyım, ben Rabbimden razıyım.” (Senedi zayıftır. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
16)
Kelbi ve Mukatil dediler ki: “Bu ayet hicretten bir yıl sonra münafıklar
hakkında inmiştir. Onlar bir gün Selman-ı Farisi’ye sual ederek: “Bize Tevrat’ta
olanlardan anlat. Zira onda çok acaip şeyler vardır.” dediler. Bunun üzerine bu
ayet nazil oldu. Başkaları da mü’minler hakkında indiğini söylemişlerdir.”
(Kelbi zayıftır. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Sa’d
dedi ki: Kur’an Rasulullah’a indirildi de, o da onu insanlara bir zaman
okumuştu. Bunun üzerine insanlar da: “Ey Allah’ın Rasulü, bize biraz da
kıssalardan anlatsan.” dediler. Allah Teala Yusuf: 12/3 ayetini indirdi.
Rasulullah bu ayeti bir müddet onlara okudu. Bu sefer de: “Ey Allah’ın Rasulü,
bize biraz konuşsan.” dediler. Bunun üzerine Allah Teala: “Allah sözlerin en
güzelini indirdi.” ayetini indirdi. Bunların her birisi Kur’an ile
emrolunuyorlardı. Bu sefer insanlar: “Ey Allah’ın Rasulü, bize biraz öğüt
versen.” dediler de Allah teala bu ayeti indirdi.” (Hakim, Müstedrek: 2/345;
Taberi, Tefsir: 12/90; Suyuti, ed-Dürr: 4/3; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Suddi,
Kasım’dan rivayetle dedi ki: “Rasulullah’ın ashabı (dünyaya) biraz meyledip
gevşeyince, “Ya Rasulallah, bize bir şeyler anlat!” derlerdi. Bunun üzerine
Allah: “Biz sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz.” ayetini indirdi. Sonra da
ashab yine meyledince “Ya Rasulallah, bize bir şeyler anlat!” derlerdi. Bunun
üzerine Allah bu ayeti indirdi.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Süfyan,
A’meş’den rivayetle dedi ki: “Rasulullah’ın ashabı Medine’ye gelince, zorluktan
sonra elde ettikleri rahatlık sebebiyle önceden kazandıkları bazı şeyleri
kaybetmeye başladılar. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi.” (İbn Mubarek,
Zühd; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Abdulaziz
bin Ravad dedi ki: “Nebi’nin ashabının arasında mizah ile gülme ortaya çıkınca
bu ayet nazil oldu.” (İbn Ebi Şeybe, Musannef; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
Mukatil
b. Hayyan dedi ki: “Nebi’nin ashabı mizahdan bazı şeylere kapılınca Yüce Allah
bu ayeti indirdi.” (İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
28)
İbn
Abbas dedi ki: “Necaşi’nin ashabından kırk kişi Nebi’ye geldiler ve kendisi ile
beraber Uhud’a katıldılar. Savaş sırasında kendilerine bir çok yaralar peyda
olmasına rağmen onlardan ölen olmadı. Mü’minlerin ihtiyaçlarını görünce dediler
ki: “Ya Rasulallah! Bizler zengin kimseleriz. Bizlere izin ver de mallarımızı
müslümanlara bağışlayalım.” Bunun üzerine onlar hakkında Allah: “Kendisinden
önce kitap vermiş olduklarımızdan bazıları da ona iman etmişlerdir.” ayetlerini
indirdi. Bu ayetler nazil olunca “Ey müslümanlar topluluğu! Bizden her kim
kitabınıza iman ederse ona iki ecir, her kim de kitabınıza iman etmezse sizin
ecirleriniz gibi bir ecir vardır.” dediler. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.”
(Bilinmeyen bir senedle Taberani, Evsat; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
Mukatil
dedi ki: “Sabrettikleri ölçüde onlara ecirleri iki kat verilecektir.”
ayeti inince Kitap ehlinden iman edenler, Nebi’nin ashabına direk koşuverdiler
ve: “Bize iki, size de bir ecir vardır.” dediler. Bu da ashaba ağır gelince Yüce
Allah bu ayeti indirdi. Böylece mü’minlere de tıpkı Kitap ehlinden iman edenler
gibi iki ecir kılınmış oldu.” (İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
29)
Katade
dedi ki: “Rahmetinden iki pay verir.” ayeti kitap ehlinin müslümanlara
haseti sonucunda inmiştir. Bundan dolayı Yüce Allah Kitap ehli hakkında bu ayeti
indirdi.” (İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Mücahid
dedi ki: “Yahudiler dedi ki: “İçimizden elleri ve ayakları kesecek bir nebinin
çıkacağı yakındır.” Dediler. Nebi (s.a.v.) Araplardan çıkınca inkar ettiler ve
Yüce Allah bu ayeti indirdi. Yani Nübüvvet lutfunu bilmeleri.” (İbn Münzir;
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
MÜCADELE
SURESİ
1)
Aişe şöyle dedi: “İşitmesi her şeyi kuşatan Allah ne yücedir! Şüphesiz ben Havle
binti Salebe’nin konuşmasını dinliyordum da, sözünün bazısı bana gizli
kalıyordu. O, kocasını (Evs b. Samit) Rasulullah’a şikayet ederek şöyle diyordu:
“Ey Allah’ın Rasulü, gençliğim elimden gitti. Karnımı o kocama serdim. Nihayet
yaşım geçip, çocuğum kesilince bana zıharda bulundu. Ey Allah’ım durumumu sana
havale ediyorum.” Kadın çok beklememişti ki Cebrail bu ayeti indirdi.” (Buhari,
Tevhid: 7386; Nesai, Talak: 6/168; Tefsir: 590; İbn Mace, Mukaddime: 188; Talak:
2063; Hakim, Müstedrek: 2/481;
Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Aişe
dedi ki: “Bütün sesleri istisnasız işiten Allah’a hamd olsun. Mücadele eden
kadın gelip Rasulullah’la konuşmuştu. Ben o esnada evin bir kenarında bulunuyor,
kadının ne dediğini anlayamıyordum. Nihayet Allah teala bu ayeti indirdi.”
(Buhari, Tevhid: 7386; Nesai, Talak: 6/168; Tefsir: 590; İbn Mace, Mukaddime:
188; Talak: 2063; Hakim, Müstedrek: 2/481; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
2)
Enes b. Malik dedi ki: Evs b. Samit, karısı Huveyle b. Sa’lebe’ye zıharda
bulundu dakadın bunu Rasulullah’a şikayet etti ve dedi ki: “Yaşlanıp da kemiğim
incelince kocam bana zıharda bulundu.” İşte bu yüzden Allah teala bu ayeti
indirdi. Bunun üzerine Rasulullah Evs’e: “Bir köle azad et!” buyurdu.
Evs: “Benim buna gücüm yetmez.” dedi. Bu sefer Rasulullah: “Birbiri ardına
iki ay oruç tut.” buyurdu. Evs: “Ama ben bir günde iki öğün yemeği
atlattığımda gücüm zayıflar.” dedi. Rasulullah: “O halde altmış miskini
doyur.” buyurdu. Evs: “Ben ancak senin tarafından bana ulaşacak bir yardım
bekliyorum.” dedi. Bunun üzerine Rasulullah ona onbeş sa’lık (50 kilo) yiyecek
yardımında bulundu. Ta ki Allah çok mal verinceye kadar . Allah Rahimdir.
İnsanlar onun yanında bunun bir mislini görürlerdi. İşte bu, altmış fakire
mahsustu.” (İsnadı zayıftır. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Abdullah
b. Selam dedi ki: “Huveyle binti Sa’lebe bana şunları anlattı: “Huveyle, Ubade
b. Samit’in kardeşi olan Evs b. Samit’in nikahı altında idi. Evs b. Samit bir
gün yanıma girip bana bir şey söyledi. Sanki o, o gün biraz sıkıntılıydı. Ben de
ona karşılık verdim. O da kızıp: “Sen bana anamın sırtı gibi ol” dedi. Sonra da
çıkıp kavminin toplandığı yere gitti. Sonra tekrar bana dönüp, benden murad
almak istedi. Ben de ondan kaçındım. Bunun üzerine bana sert davrandı. Ben de
ona sert davrandım. Derken kadının zayıf erkeğe üstün geldiği şekilde ben de ona
üstün geldim ve dedim ki: “Hayır, Huveyle’nin nefsi elinde bulunan Allah’a yemin
ederim ki Allah teala benim ve senin hakkında hükmünü verinceye kadar bana
yaklaşmayacaksın.”Sonra karşılaştığım bu durumu şikayet etmek üzere Rasulullah’a
geldim. Buyurdu ki: “O, senin hem kocan hem de amcanın oğludur. Allah’tan kork
da ona güzel bir şekilde arkadaşlıkta bulun.” Nihayet ben çok beklememiştim ki
bu mevzuya dair Kur’an ayetleri indi. Nihayet ayet keffaret kısmına gelince,
Rasulullah bana: “O kocana söyle de bir köle azad etsin.” buyurdu. Ben
de: “Ey Allah’ın Rasulü, vallahi onun yanında azad edeceği hiçbir köle yoktur.”
dedim. Rasulullah: “O halde ardı ardına iki ay oruç tutmasını söyle.”
buyurdu. Ben de dedim ki: “Ey Allah’ın Rasulü, vallahi o, oruç tutmaya gücü
yetmeyen yaşlı bir kimsedir.” Rasulullah: “O halde altmış miskini
yedirsin.” buyurdu. Ben de: “Ey Allah’ın Rasulü, vallahi onun yanında
yedireceği hiçbir şeyi yoktur.” dedim. Bunun üzerine Rasulullah buyurdu ki:
“Bilakiz otuz sa’lık (90 kg) ağırlığında bir hurma yardımında
bulunacağız.” Ben de dedim ki: “O halde ben de başka bir ark (30 sa’) ile
yardımda bulunayım. Rasulullah da: “Güzel söyledin. Haydi onu tasadduk
et.” buyurdu.” (Ahmed, Müsned: 6/410; Beyhaki, Sünen-i Kübra: 7/389; Ebu
Davud, Talak: 2214, 2215; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
8)
İbn Abbas ve Mücahid dediler ki: “Bu ayet Yahudiler ve münafıklar hakkında
inmiştir. Kendi aralarında mü’minlerden ayrı gizli gizli konuşurlar, sonra
mü’minlere bakıp gözleriyle işaretleşirlerdi. Mü’minler onların bu fısıltı
hallerini görünce derlerdi ki: “Biz onları ancak sefere çıkan seriyyeler
içerisindeki akrabalarımızdan ve kardeşlerimizden yana kendilerine katl veya
ölüm veya bir musibet yahut da bir hezimet haberi erişip de, kalplerine tesir
ederek onları mahzun eder bir halde görüyoruz.” Onların akrabaları ve
arkadaşları savaştan dönünceye kadar bu hal üzere devam ederlerdi. Nihayet bu
fısıltı uzayıp çoğalınca Mü’minler Rasulullah’a şikayette bulundular. Bunun
üzerine Rasulullah onlara müslümanlardan ayrı olarak kendi aralarında gizli
gizli konuşmamalarını emretti. Fakat buna rağmen onlar, bu işten vazgeçmediler
ve fısıldaşmalarına yeniden döndüler. Allah teala da bu ayeti indirdi.” (Senedi
yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Mukatil
b. Hayyan dedi ki: “Nebi (s.a.v.) ile Yahudiler arasında bir muvadea
bulunmaktaydı. Sahabelerden birisi onların yanından geçtiği zaman aralarında
oturup fısıldaşmaya başlarlardı. Mü’minler de onların kendisini öldürme veya
kerih görecekleri başka bir şey hakkında fısıldaşdıklarını zannederdi. Bunun
üzerine Nebi (s.a.v.) onları fısıldaşmaktan menetti. Bunun üzerine bu ayet nazil
oldu.” (İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Abdullah
b. Amr dedi ki: “Yahudiler Rasulullah’a: “Es-Samu aleykum.” derlerdi. Sonra da
içlerinden: “Söylediklerimizden dolayı Allah bize azab etmeli değil miydi?”
dediler. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
Aişe
dedi ki: “Yahudilerden bir grup Rasulullah’a gelip: “Es-Samu aleyke ya
ebe’l-Kasım: Ölüm üzerine olsun ey Kasım’ın babası!” dediler. Ben de dedim ki:
“Ölüm size olsun ve Allah size böyle yaptı da.” Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki:
“Sus ey Aişe. Zira Allah çirkin sözü ve onu işittirmeyi sevmez.” Dedim
ki: “Ey Allah’ın Rasulü, ne dediklerini görmedin mi?” O da: “Benim de onların
söylediklerini ‘Ve aleykum: Sizin
üzerinize olsun!’ diyerek onlara çevirdiğimi görmedin mi?” buyurdu. İşte bu
ayet bu konuda nazil oldu.” (Müslim: 11/2165; Nesai, Tefsir: 591; İbn Mace:
3698; Buhari: 6927; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Enes
b. Malik dedi ki: “Yahudinin biri Rasulullah’a gelip: “Es-samu aleyke.” dedi.
Bunun üzerine orada bulunan topluluk da, bu sözü ona iade ettiler. Rasulullah
da: “Onun ne dediğini anlıyor musunuz?” buyurdu. Ashab da: “Allah ve
Rasulü daha iyi bilir. Ama selam verdi ey Allah’ın rasulü.” dedi. Rasulullah da:
“Hayır öyle değil, fakat şöyle şöyle dedi. Gidin onu bana getirin.”
buyurdu. Onlar da gidip adamı kendisine geri getirdiler. Rasulullah: “Es-samu
aleykum” dedin değil mi?” buyurdu. O da: “Evet.” dedi. Bunun üzerine
Rasulullah şöyle buyurdu: “Ehl-i Kitap’tan biri size selam verdiğinde siz de:
“ve aleykum.” deyiniz.” Yani istediğin şey sana olsun demektir. Bunun
üzerine Allah teala bu ayeti indirdi.” (Tirmizi, Tefsir: 3301; Buhari: 2926;
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
10)
Katade dedi ki: “Münafıklar, kendi aralarında fısıldaşmaktaydılar. Bu durum
mü’minlere ağır gelmekte ve onları öfkelendirmekte idi. Bunun üzerine Allah bu
ayeti indirdi.” (İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
11)
Mukatil dedi ki: “Rasulullah sofrada bulunuyordu. Yer de dar idi. O gün de Cuma
idi. Rasulullah Muhacirlerden ve Ensar’dan olan Bedir ehline ikramda
bulunuyordu. Bedir Ehlinden bir grup insan geldi. Bunlar meclise gelmekte
gecikmişlerdi. Rasulullah’ın etrafına kendilerine yer açılmasını bekleyerek
ayakları üzerine dikilmişlerdi. Fakat meclistekiler onlara yer açmamışlardı. Bu
durum Rasulullah’ın çok ağırına gitti. Etrafında Bedir ehlinden olmayanlara:
“Kalk falanca, falanca sen de kalk.” buyurdu. Bunun üzerine meclisten
Rasulullah’ın önünde dikilen Bedir ehli kadar ayağa kalktılar. Bu durum yeniden
kaldıranlara çok ağır geldi. Rasulullah da onların yüzlerindeki bu hoşnutsuzluğu
anladı. Münafıklar Rasulullah’a: “Siz arkadaşınızın (Muhammed’in) insanlar
arasında adaleti gözettiğini iddia etmiyor muydunuz? Oysa Allah’a yemin olsun ki
şu kişiler arasında adil davranmadı. Bir grup mecliste yerlerini aldılar ve
Nebilerine onlardan daha yavaş davrananları oturttu.” Allah teala da bu ayeti
indirdi.” (Mürsel hadistir. Ed-Dürr: 6/184; Vahidi, Esbab-ı Nüzul) 12) Mukatil b.
Hayyan’ın rivayetine göre bu ayet, zenginler hakkında nazil olmuştur. Bunlar
Rasulullah’a gelirler, onunla çokça başbaşa kalırlar ve böylece meclislerde
fakirlere galebe çalarlardı. Nihayet onların bu uzun oturmaları ve başbaşa
konuşmalarını Rasulullah hoş karşılamadı. Bunun üzerine Allah teala bu ayeti
indirerek, Rasulullah ile başbaşa konuşma esnasında emir buyurdu. Fakat
fakirlere gelince, onlara verecek birşey bulamadılar. Zenginler ise cimrilik
ettiler ve bu durum Rasulullah’ın ashabına zor geldi. Nihayet ruhsat ayeti
indi.” (Mürsel hadistir. Ed-Dürr: 6/184; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Ali
b. Ebi Talib şöyle dedi: “Şüphesiz Allah’ın kitabında bir ayet var ki benden
önce hiçbir kimse onunla amel etmemiştir. Benden sonra da hiç kimse onunla amel
etmeyecektir. Bu ayet Mücadele: 58/12 ayetidir. Benim bir dinarım vardı. Onu bir
kaç dirheme sattım. Böylece Rasulullah ile başbaşa her konuşmamda bir dirhem
sadaka veriyordum. Nihayet para bitti ve bu ayet Mücadele: 58/13 ayetiyle
nesholundu.” (Hakim, Müstedrek: 2/482; Suyuti, ed-Dürr: 6/184; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
14)
Süddi ve Mukatil’in rivayetlerine göre bu ayet, münafık olah Abdullah b. Nebtel
hakkında inmiştir. Bu adam Rasulullah’ın meclislerine iştirak eder. Onun sözünü
Yahudilere ulaştırırdı. Rasulullah odalarının birinde iken şöyle buyurmuştu:
“Şimdi sizin yanınıza kalbi zorba bir kimsenin kalbi gibi olan ve şeytanın
gözleriyle nazar eden birisi girecek.” Derken Abdullah b. Nebtel içeri
girdi. Bu adam mavi gözlü idi. Rasulullah bu adama: “Sen ve arkadaşlarınız
neye binaen bana sövüyorsunuz?” diye soru sordu. Bu adam da böyle bir şey
yapmadığına dair Allah’a yemin etti. Rasulullah kendisine: “Yaptın.”
buyurdu. Bunun üzerine gidip arkadaşlarını alıp getirdi ve bunlar Rasulullah’a
sövmediklerine dair yemin ettiler. Bunun üzerine Allah teala bu ayetleri
indirdi.” (Mürsel hadistir. Ed-Dürr: 6/184; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
18)
İbn Abbas dedi ki: “Rasulullah odalarının birisinde gölgeleniyordu. Yanında
müslümanlardan bir gurup bulunuyordu. Gölge yavaş yavaş çekiliyordu. Rasulullah
ashabına buyurdu ki: “Dikkat edin, size şeytanın gözleriyle bakan bir insan
gelecek. O geldiğinde onunla konuşmayın.” Derken mavi gözlü bir adam geldi.
Rasulullah onu çağırıp konuştu ve buyurdu ki: “Sen, falan ve falan kimseler
neye istinaden bana sövüyorsunuz?” Rasulullah bunu deyip o kimseleri
isimleriyle bir bir saydı. Bunu müteakip adam gidip o kişileri çağırdı. Onlar
gelip Allah’a yemin edip, Rasulullah’a özür beyanında bulundular. Bunun üzerine
Allah teala bu ayeti indirdi.” (Ahmed, Müsned: 1/240; Hakim, Müstedrek: 2/482;
Taberani. Mu’cemu’l-Kebir: 12/7; Heysemi, Mecmau’z-zevaid: 7/122; Vahidi,
Esbab-ı Nüzul)
22)
İbn
Cüreyh’in bildirdiğine göre, Ebu Kuhafe Rasulullah’a sövdü. Bunun üzerine Ebu
Bekir kendisine şiddetli bir tokat indirince Ebu Kuhafe yere düştü. Bu haber
Rasulullah’a ulaştırılınca O Ebu Bekir’e dedi ki: “Sen bunu cidden yaptın
mı?” O da: “Evet.” dedi. Rasulullah da: “Ona karşı haddi aşma!”
buyurdu. Ebu Bekir de dedi ki: “Vallahi kılıç yanımda bulunsaydı, elbette onu
öldürürdüm.” Bunun üzerine Allah teala bu ayeti indirdi. (Mürsel hadistir.
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Mesud’dan rivayet olunduğuna göre bu ayet, Uhud günü babası Abdullah b. Cerrah’ı
öldüren Ebu Ubeyde b. Cerrah ve Ebu Bekir hakkında nazil olmuştur. Ebu Bekir
Bedir günü oğlunu mübarezeye davet etti ve dedi ki: “Ey Allah’ın Rasulü, beni
bırak Cenneti kazanan ilk topluluk içinde olayım.” Rasulullah ona buyurdu ki:
“Sen bizi kendi nefsinle metalandır ey Ebu Bekir. Bilmez misin ki sen benim
yanımda kulağım ve gözüm mesabesindesin.” (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Bu
ayet Uhud günü kardeşi Ubeyd b. Umeyr’i öldüren Mus’ab b. Umeyr, Bedir günü
dayısı As b. Hişam b. Muğire’yi öldüren Ömer, bir de Bedir günü Rabia’nın iki
oğlu Utbe ve Şeybe ile Velid b. Utbe’yi öldüren Ali, Hamza ve Ubeyde hakkında
nazil olmuştur.” (Senedi yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
HAŞR
5)
Allah
Rasulü, Beni Nadr’a indiği vakit, onların kalelerini muhafaza altına aldı ve
onların hurma ağaçlarını kesmeyi ve yakmayı emretti. Bunun üzerine Allah
düşmanları sabırsızlaştılar ve şöyle dediler: “Sulhu istediğini sen iddia ettin.
Meyve ağacını ve hurma ağacını kesenin sulhu nasıl olur? Sen iddia ettiğini
buldun mu? O (Kur’an) sana inip dururken yeryüzünde fesad ha?” Bu Rasulullah’a
çok ağır geldi. Müslümanlar onların sözlerinden dolayı üzüntüye düştüler ve
bunun bozgunculuk olacağı korkusuna kapıldılar. Bu meselede ihtilafa düştüler.
Onların bazısı şöyle dedi: “Kesmeyiniz. Çünkü Allah onlardan bizi
faydalandırmıştır.” Bir kısmı da: “Kesiniz.” dedi. Bunun üzerine Allah teala,
kesmeyin diyenleri tasdik ederek, kesenlerin de helal işlediklerini bildirerek
bu ayeti indirdi.” (Bu hadis hasen ve gariptir. Tirmizi, Tefsir: 3303; Vahidi,
Esbab-ı Nüzul)
İbn
Ömer dedi ki: “Allah’ın Rasulü, Nadr’ın hurmalıklarını yaktı ve kesti. Orası
ekilmeyen bir arazidir. Bunun üzerine Allah teala bu ayeti indirdi.” (Buhari,
Megazi: 4031; Tefsir: 4884; Müslim, Cihad: 29/1746; Ebu Davud, Cihad: 2615;
Tirmizi, Siyer: 1552; Nesai, Tefsir: 593; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Ömer dedi ki: “Allah’ın Rasulü, Nadr’ın hurmalıklarını yaktı ve kesti. Orası
ekilmeyen bir arazidir. O yer hakkında Hassan şöyle diyor: “Beni Lüeyy’in
saadeti üzerine çöktü. Büveyre’ye devam eden bir yangın.” Bunun üzerine o yer
hakkında bu ayet nazil oldu.” (Buhari, Cihad: 3021; Müslim, Cihad: 30/1746;
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Abbas dedi ki: “Bir Yahudi Rasulullah’a geldi ve dedi ki: Ben ayakta duruyorum
ve namaz kılıyorum. Rasulullah da buyurdu ki: “Allah senin bu şekilde namaz
kılmanı takdir buyurmuştur.” Yahudi bu sefer: “Ben oturuyorum.” dedi.
Rasulullah buyurdu ki: “Allah oturmanı takdir buyurmuştur.” Yahudi dedi
ki: “Ben şu ağacın başında durup onu kesiyorum.” Rasulullah da: “Allah senin
o ağacı kesmeni takdir etmiştir.” buyurdu. Cibril geldi ve şöyle dedi: “Sen,
İbrahim’in kavmine karşı hüccetini ortaya koyduğu gibi hüccetini ortaya koydun.”
Bunun üzerine Allah teala bu ayeti indirdi.” (Suyuti, ed-Dürr: 6/188; Vahidi,
Esbab-ı Nüzul)
6)
Müfessirler, bu ayetin Beni Nadr hakkında indiğini söylemiştir. Rasulullah
Medine’ye geldiğinde, Beni Nadr Rasulullah ile savaşma konusunda anlaşma yaptı.
Rasulullah da onların bu teklifini kabul etti. Rasulullah Bedir savaşını yaptı
ve müşriklere galip geldi. Beni Nadr dedi ki: “Vallahi bu, Tevrat’ta vasfını
bulduğumuz nebidir. Onun görüşüne dönünüz.” Rasulullah Uhud savaşını yaptı ve
müslümanlar da yenilince, Beni Nadr anlaşmayı bozdu. Rasulullah’a ve
müslümanlara olan düşmanlıklarını açığa vurdular. Rasulullah onların etrafını
kuşattı ve Medine’den sürülmeleri karşılığında, onlarla anlaşma yaptı.” (Ebu
Davud, Harac ve İmare: 3004; Suyuti, ed-Dürr: 6/189; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Ka’b b. Malik’ten, o da Rasulullah’ın ashabının birisinden şunu rivayet etti:
“Bedir vakasından sonra Kureyş kafirleri Yahudilere mektup gönderdiler: “Sizler
kuleleri ve halkaları olan kimselersiniz. Siz, bizim ashabımızla mutlaka
savaşacak veya şöyle şöyle yapacaksınız. Bizimle sizin hanımlarınıza hizmet
edenler –halhallar- arasına bir engel girmesin.” Onların mektubu Yahudilere
ulaşınca, Beni Nadr anlaşmayı bozmak üzere toplandılar. Rasulullah’a elçi
gönderdiler. Elçi: “Ashabından bize otuz kişi gönder. Bizim de alimlerimizden
otuz kişi yola çıksın. Bizimle bulunduğumuz yerin yarısında buluşsunlar. Senden
gelen haberi dinlesinler. Eğer seni tasdik eder ve sana inanırlarsa, bizim
hepimiz sana inanırız.” Rasulullah otuz ashabıyla birlikte yola çıktı. Yahudiler
de kendi alimlerinden otuz kişi gönderdiler. Mübareze edilecek yerde karşı
karşıya geldiklerinde, Yahudiler birbirlerine: “Onunla nasıl başedebilirsiniz?
Onunla beraber, kendisinden önce ölümü seven otuz ashabı var.” Rasulullah’a elçi
gönderdiler ve dediler ki: “Altmış kişiyiz. Biz nasıl anlaşacağız? Sen
ashabından üç kişi çıkar, biz de alimlerimizden üç kişi çıkaralım. Eğer onlar
sana iman ederlerse biz de sana iman eder ve seni tasdik ederiz.” Rasulullah
ashabından üç kişi ile birlikte çıktı. Yahudiler de üç kişi çıkardılar.
Hançerlerini kuşandılar. Rasulullah’ı
Öldürmek
istediler. Beni Nadr’dan nasihatçı bir kadın, kardeşine haber gönderdi. –O
Ensardan bir müslümandı- O kadın kardeşine Beni Nadr’ın Rasulullah ile olan
anlaşmayı bozmaya niyetli olduklarını haber verdi. Kadının kardeşi de süratle
haberi Rasulullah’a ulaştırmak için yola çıktı. Onların haberini gizlice
Rasulullah’a bildirdi. Rasulullah geri döndü. Sabah olunca onların üzerine ordu
gönderdi. Onları muhasara altına aldı ve onlara savaş açtı. Bu hal, onlar az bir
deve almaları ve halkayı terketmeleri karşılığı sürgün oluncaya kadar devam
etti. Halka bir silahtı. Onlar evlerini harap ediyorlar ve kendilerine
yarayabilecek odunları alıyorlardı. Bunun üzerine Allah teala bu ayeti indirdi.”
(Ebu Davud, Harac ve İmare: 3004; Suyuti, ed-Dürr: 6/189; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
9)
Yezid b. Esam dedi ki: “Ensar şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasulü, arazimizi muhacir
kardeşlerimizle aramızda taksim et.” O da: “Hayır. Ama onlar sizin
sıkıntılarınıza mani olunlar, siz de meyveleri onlarla aranızda taksim edin.
Arazi sizin arazinizdir.” buyurdu. Onlar da dediler ki: “Biz razı olduk.”
Bunun üzerine Allah teala bu ayeti indirdi.” (Mürsel hadistir. Ed-Dürr: 6/195;
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Ebu
Hureyre dedi ki: “Rasulullah ehl-i Sufa’dan birisini, Ensar’dan biriyle
gönderdi. Ensarlı olan onu evine götürdü ve hanımına dedi ki: “Bir şey var mı?”
O da: “Hayır, sadece çocukların azığı var.” dedi. O da hanımına: “Çocukları
uyut. Onlar uyuyunca çocukların yemeğini getir. Yemeği koyduğunda lambayı
söndür.” dedi. O da dediği gibi yaptı. Ensar, önünde bulunan yemeği misafirine
taksim etti. Sabahleyin Rasulullah’a gitti. Rasulullah buyurdu ki: “Yaptığınız
işten dolayı sema ehli bile harete düştü.” Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.”
(Buhari, Menakib: 3798; Tefsir: 4889; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Abdullah
b. Ömer dedi ki: “Rasulullah’ın ashabından bir adama bir koyun başı hediye
edildi. O adam dedi ki: “Falanca adam ve ehlü iyali buna benden daha çok
muhtaçtır.” Ve onu o adama gönderdi. Bu minval üzere koyunun başı ihtiyaçlı yedi
ev arasında dolaştı durdu. Böylece ilk adama geri döndü. Bunun üzerine bu ayet
indi.” (Senedi zayıftır. Hakim, Müstedrek: 2/484; Suyuti, ed-Dürr: 6/195;
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
MÜMTEHİNE
SURESİ
1)
Müfessirler şöyle dediler: “Bu ayet Hatıb b. Ebi Beltea hakkında indi. Ebu Amr
b. Sayfi b. Haşim b. Abdi Menaf’ın azadlı kölesi Sare Mekke’den Medine’ye geldi.
Rasulullah da Mekke’nin fethine hazırlanıyordu. Rasulullah Sare’ye buyurdu ki:
“Müslüman olarak mı geldin?” O da: “Hayır.” dedi. Rasulullah: “O zaman
seni getiren şey nedir?” buyurdu. O da: “Sizinle aynı aileden, aynı
aşiretteniz ve azadlı köleyiz. Çok şiddetle ihtiyaçlıyım. Durumumu size
arzediyorum ki bana bir şeyler veresiniz ve beni giydiresiniz.” dedi. Rasulullah
ona buyurdu ki: “Senin Mekke’li gençler arasındaki yerin nedir?” –Kadın
şarkıcı idi- O da: “Bedir vakasından sonra benden bir talepte bulunulmadı.”
dedi. Rasulullah Abdulmuttalib oğulları ile Muttalib oğullarını ona bir şeyler
vermeye teşvik etti. Onlar da ona bir şeyler verdiler, onu giydirdiler ve yolcu
ettiler. Bu arada Hatıb b. Ebi Beltea o kadına geldi. Kendisine Mekkelilere
verilmek üzere bir mektup verdi. Bu mektubun ulaştırılması karşılığında da
kadına on dinar verdi. Mektupta şöyle yazıyordu. “Allah’ın Rasulü sizi istiyor.
Ondan kendinizi koruyun.” Sare yola çıktı. Cibril gelip, Hatıb’ın yaptığını
Rasulullah’a haber verdi. Rasulullah da Ali, Ammar, Zübeyr, Talha, Mikdat b.
el-Esved ve Ebu Mersed’i kadının peşine gönderdi. Bunların hepsi atlı idiler.
Rasulullah onlara buyurdu ki: “Hah bahçesine kadar gidiniz. Orada bir kadın
vardır. O kadında Hatıb’ın müşriklere yazdığı mektup var. Onu elinden alınız ve
kendisini yoluna salıveriniz. Eğer vermezse boynunu vurunuz.” Onlar yola
çıktılar ve bu mekandan ona ulaştılar. Ona dediler ki: “Mektup nerede?” O da
yanında mektup bulunmadığına dair yemin etti. Eşyalarını aradılar fakat birşey
bulamadılar. Geri dönmeye niyetlendiler. Ali dedi ki: “Allah’a yemin olsun ki
Rasulullah bize yalan söylemedi. Biz inkar etmeyiz.” Kılıcını çekti ve kadına
dedi ki: “Mektubu çıkar, aksi halde seni soyundurur ve boynunu vururum.” Dedi.
İşin ciddiyetini gören kadın mektubu örgüsünün arasından çıkardı. O, mektubu
saçlarının arasına saklamıştı. Kadını yoluna saldılar. Mektupla Rasulullah’a
döndüler. Rasulullah Hatıb’a adam gönderdi. Hatıb gelince mektubu gösterdi ve
“Beni tanıyor musun?” diye sordu. O da: “Evet.” dedi. Rasulullah:
“Seni bu yaptığına zorlayan nedir?” diye sordu. O da: “Ey Allah’ın
Rasulü, vallahi ben, müslüman olduğum günden beri hiç inkar etmedim ve ihlasımda
da seni hiç aldatmadım. Müşrik akrabalarımdan ayrıldığım günden beri de onları
hiç sevmedim. Fakat muhacirlerden hiç kimse yoktur ki Mekke’de bulunan aşiretine
dokunacak bir kötülüğü men edecek bir kimsesi bulunmasın. Onların arasında en
garibi benim. Oradaki ailem de ortada kalmıştır. Ehlimden korktum. İstedim ki
onların yanında bir desteğim olsun. Ve bildim ki, Allah onların üzerine bir
şiddet indirecek. Benim mektubum da onları hiçbir şekilde azaptan korumaz.”
Rasulullah onu doğruladı ve özrünü kabul etti. Bunun üzerine bu ayet indirildi.”
(Buhari, Cihad: 3007; Megazi: 4274; Tefsir: 4890; Müslim, Fedailu’s-sahabe:
161/2494; Ebu Davud, Cihad: 2650; Tirmizi, Tefsir: 3305; Nesai, Tefsir: 605;
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Ubeydullah
b. Rafi şöyle dedi: “Ali’nin şöyle dediğini işittim: “Rasulullah beni, Zübeyr’i,
Mikdad’ı gönderdi ve dedi ki: “Hah bahçesine kadar gidin. Orada yanında mektup
bulunan bir kadın var.” Biz hemen yola çıktık. Atlarımızı birbirleriyle
yarıştırıyorduk. Bir de baktık ki kadına ulaşmışız. Kadına: “Mektubu çıkar.”
dedik. Kadın: “Bende mektup yok.” dedi. Ona mektubu kesinlikle çıkarmasını
söyledik. Aksi halde elbiselerini soyacağımızı duyurduk. O da saç örgülerinin
iplerinin arasından mektubu çıkardı. Biz onu Rasulullah’a getirdik. O mektupta
şunlar vardı: “Hatıb b. Ebi Beltea’dan Mekke’de bulunan müşriklerden bir grup
insana, Rasulullah’ın bazı işlerini haber veriyor.” Rasulullah buyurdu ki: “Ey
Hatıb bu nedir?” Hatıb: “O hususta benim hakkımda acele etme. Ben Kureyşle
bitişik olan bir adamım. Ama ben onlardan değilim. Muhacirlerden her birinin
Kureyş’te akrabaları var. Onlar oradaki adamlarını koruyor. Benimse Mekke’de bir
yakınım yoktur. İstedim ki bu yok olan imkanımla oradaki akrabalarım üzerinde
bir elim bulunsun. Vallahi ben dinimi şikayet eden bir fiil işlemedim. İslam’dan
sonra küfre de rıza göstermedim. Rasulullah da: “Doğru söyledi.” buyurdu.
Ömer dedi ki: “Bırak
Beni
ey Allah’ın Rasulü, şu münafığın boynunu vurayım.” Rasulullah buyurdu ki: “O
Bedir’de bulundu. Ne biliyorsun belki deAllah, Bedir Ehline baktı ve onlara
şöyle dedi: “İstediğinizi yapın. Ben sizi affettim.” Bunun üzerine bu ayet
indi.” (Buhari, Cihad: 3007; Megazi: 4274; Tefsir: 4890; Müslim,
Fedailu’s-sahabe: 161/2494; Ebu Davud, Cihad: 2650; Tirmizi, Tefsir: 3305;
Nesai, Tefsir: 605; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
6)
Allah mü’minlere diyor ki: “İbrahim ve onunla beraber olanlarda –nebilerden ve
velilerden- müşriklerden akrabası olanların uyması gereken örnekler vardır.” Bu
ayet indiği zaman mü’minler müşrik akrabalarına düşmanlık ettiler ve onlara
karşı düşmanlıklarını açığa vurup onlardan uzak durdular. Allah teala
mü’minlerin bu husustaki düşmanlıklarını şiddetli buldu ve Mümtehine: 60/7
ayetini indirdi. Sonra bu onlardan çoğunun müslüman olmasını sağladı. Onlarla
kardeş ve dost oldular. Birbirleriyle karıştılar, birbirleriyle nikahlandılar.
Rasululah da Ebu Süfyan b. Harb’in kızı Ümmü Habibe ile evlendi. Ebu Süfyan
onlara yumuşak davrandı. Bu durum kendisine ulaşınca o zaman henüz müşrik olan
Ebu Süfyan Rasulullah hakkında şöyle dedi: “Bu atın burnu yere sürtülmez.” (Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Abdullah
b. Zübeyir, babasından şunu rivayet etti: “Kuteyle b. Abdu’l-uzza, Ebu Bekir’in
kızı Esma’ya hediyeler ikram etti. Bunlar keler, yağ ve peynir idi. O, bu
hediyeleri kabul etmedi ve evine de onu sokmadı. Aişe bu durumu Rasulullah’a
sordu: Rasulullah da Mümtehine: 60/8 ayetini okudu. Bunun üzerine Esma
hediyeleri kabul etti ve onu evine soktu.” (Hakim, Müstedrek: 2/485; Heysemi,
Mecmau’z-zevaid: 7/123; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
10)
İbn Abbas dedi ki: “Mekke müşrikleri Hudeybiye senesinde Rasulullah ile şöyle
bir anlaşma yaptılar: “Mekke’den birisi Rasulullah’a gelirse onu geri gönderecek
fakat onun ashabından birisi Mekke’ye gelirse, o Mekke’de kalacak.” Böyle bir
anlaşmayı yazdılar ve onu imzaladılar. Bu anlaşmadan sonra, Subey’a binti
el-Haris el-Eslemiye Medine’ye geldi. Ardından da kocası geldi. Ama o kafir idi.
Şöyle dedi: “Ey Muhammed, hanımımı bana geri ver. Çünkü sen bizden sana gidecek
olanları geri verme şartını kabul etmiştin. Bu anlaşmanın daha mürekkebi bile
kurumadı.” (Senedi yoktur. Suyuti, ed-Dürr: 6/205; Buhari, eş-Şurut: 2711, 2712;
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Zühri
dedi ki: “Urve b. Zübeyr’in yanına vardım. Mümtehine: 60/10 ayetinden sordu.
Şöyle yazdı: Rasulullah Kureyş’le Hudeybiye’de şöyle anlaştı: “Velisinden izin
almaksızın kendisine gelenleri geri çevirecek.” Kadınlar hicret edince, oünların
geri çevirilmesine Allah razı olmadı. Gelen kadınlar imtihan edilecekler,
İslam’a rağbet ederek geldikleri anlaşılanlar geri çevrilmeyecekler. Ancak
ayrıldıkları kocalarına mihirlerini verecekler. Çünkü hanımlarından ayrı düşen
müslümanlara mihirleri iade edilmiyordu.” Allah’ın aranızdaki hükmü budur:
“Kadınları yanınızda tutmak ve erkekleri geri çevirmektir.” (Mürsel hadistir.
Suyuti, ed-Dürr: 6/206; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
13)
Bu ayet fakir müslümanlardan bir gurup hakkında inmiştir. Müslümanların
haberlerini Yahudilere ulaştırıyorlar ve bundan dolayı onların mahsullerinden,
meyvelerinden faydalanıyorlardı. Allah teala bu ayetle onları bu işten nehyetti.
(Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
SAF
SURESİ
1)
Abdullah b. Sellam dedi ki: “Rasulullah’ın ashabından bir grupla oturuyor ve
aramızda konuşuyorduk. Birbirimize: “Acaba hangi ameli işleyince o amel Allah’a
daha sevimli olur?” diye soruyorduk. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” (Vahidi,
Esbab-ı Nüzul)
2)
Müfessirler demişlerdir ki: “Müslümanlar şöyle diyorlardı: “Eğer Allah katında
hangi amelin daha sevimli olduğunu bilsek, mallarımızla ve canlarımızla o işi
bolca yapardık.” Allah teala hangi işin kendi nezdinde daha sevimli olduğunu
bildirmek için bu ayeti indirdi. Uhud’da imtihan olundular ve gerisin geri
kaçtılar. Allah teala da Saf: 61/3
ayetini indirdi.” (Musannıf bu hadisin aslının olmadığını söyledi. İbn Cerir:
28/55; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
CUMUA
11)
Cabir b. Abdullah dedi ki: “Rasulullah Cuma günü hutbe okurken, Şam’dan dönen
bir kafile geldi. On kişi hariç herkes Mescidden çıkıp kafileye gitti. Bunun
üzerine Allah teala bu ayeti indirdi.” (Buhari, Cuma: 936; Buyu’: 2058, 2064;
Tefsir: 4899; Müslim, Cuma: 36/863; Tirmizi, Tefsir: 3311. Tirmizi bu hadis için
hasen ve sahihtir, dedi; Nesai, Tefsir: 613; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Cabir
b. Abdullah dedi ki: “Rasulullah ile beraber Cuma’da idik. Yiyecek taşıyan bir
kafile geldi. On iki kişi hariç herkes mescidden çıkıp kafilenin yanına gitti.
Bunun üzerine Cuma ayeti indi.” (Buhari, Cuma: 936; Buyu’: 2058, 2064; Tefsir:
4899; Müslim, Cuma: 36/863; Tirmizi, Tefsir: 3311. Tirmizi bu hadis için hasen
ve sahihtir, dedi; Nesai, Tefsir: 613; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Müfessirler
şöyle dediler: “Medine halkına açlık ve pahalılık isabet etti. Dıhye b. Halife
el-Kelbi, bir ticaretle Şam’a döndü. Onun dönüşünü halka duyurmak için davul
çalındı. O anda Rasululah da Cuma hutbesini veriyordu. Herkes çıkıp gitti.
Mescidde sadece on iki kişi kaldı. Ebu Bekir ve Ömer de bu on iki kişi arasında
idi. Bunun üzerine Allah teala bu ayeti indirdi. Rasulullah da buyurdu ki: “Eğer
hepiniz onlara tabi olup gitseydiniz ve sizden hiç biriniz burada kalmasaydı
üzerinize bir vadi dolusu ateş, sel gibi gelirdi.” (Suyuti, ed-Dürr: 6/221;
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
MÜNAFİKUN
SURESİ
7)
Zeyd b. Erkam dedi ki: “Biz, Rasulullah ile bir gazvede idik. Bizimle beraber
bedevilerden bir grup insan da vardı. Suya koşuyorduk, bedevi bizi geçiyordu.
Bir bedevi arkadaşlarını geçti. Havuzu su doldurdu ve etrafını taşlarla çevirdi.
Üzerine de arkadaşları gelinceye kadar deri örttü. Bu sırada Ensar’dan birisi
geldi ve devesinin yularını su içmesi için salıverdi. Bedevi onun böyle
yapmasına karşı çıktı. Ensar’dan olan, taşlardan birini çekti çıkardı ve aradan
suyu akıttı. Bunun üzerine bedevi bir odun parçası aldı. Ensarlı olanın kafasına
vurdu ve onu yaraladı. Ensarlı da münafıkların reisi Abdullah b. Übeyy’e geldi
ve durumu ona haber verdi. O adam Übeyy’in arakadaşlarındandı. Bunun üzerine İbn
Übeyy kızdı ve şöyle dedi: “Rasulullah’ın yanındakilere infakta bulunmayın ki
dağılıp gitsinler.” Sonra arakadaşlarına şöyle dedi: “Medine’ye döndüğümüzde
izzetli olan zelil olanı oradan çıkarsın.” Bunun üzerine Zeyd b. Erkam dedi ki:
“Ben, amcamın atının arkasında bulunduğum sırada Abdullah b. Übeyy’in
söylediklerini duydum ve amcama söyledim. Amcam yürüdü ve Rasulullah’a durumu
haber verdi. Rasulullah da İbn Übeyy’e elçi gönderdi. O gelip yemin etti ve
dediklerini inkar edip özür diledi. Rasulullah onun sözlerini tasdik etti ve
beni yalanladı. Bunun üzerine amcam bana geldi ve şöyle dedi: “Sen Rasulullah’ın
sana kızmasını ve müslümanların seni yalanlamasını istedin.” Bunun üzerine ben
son derece üzüldüm. Bir aralık ben Rasulullah ile beraber yürüyordum. O sırada
Rasulullah bana geldi ve kulağımı hafifçe çekip yüzüme tebessüm etti. Dünyalar
benim olsaydı bu kadar sevinmezdim. Sabah olunca Rasulullah bu ayetleri
okudu.”
Bazı
müfessirler ve siyerciler demişlerdir ki: “Rasululah Beni Mustalik gazvesinde
bulundu ve onların sularından birinin başında konakladı. Oraya Müreysi denilir.
Suyun başına bir takım kimseler geldiler. Ömer b. Hattab ile beraberinde Beni
Gıfar’dan bir işçi geldi. Onun adına Cehcah b. Said deniliyordu. Atının yularını
çekiyordu. Bu sırada Cehcah ile Sinan el-Cüheni (Hazrec oğullarının yeminli
dostu idi) suyun başında biraz sıkıştılar ve birbirlerine vuruştular. Bu sırada
Cüheni: “Ey ensarlılar!” diye bağırdı. Cehcah da: “Ey muhacirler!” diye bağırdı.
Muhacirlerden Cual denilen fakir birisi Cehcah’a yardım etti. Bunun üzerine İbn
Ubeyy şöyle dedi: “Sen çirkin bir insansın. Benim şöyle yapacağım şeye mani olan
nedir?” Bunun üzerine Cual, Abdullah’a karşı kötü şeyler söyledi. Abdullah da
dedi ki: “Senin anlaşmalı olduğu kimseyle anlaşmanı bozduracağım. Bundan başka
şeylerle de seni bıkıntıya sokacağım.” Abdullah kızıp: “Yemin ederim ki onlarla
bizim mislimiz şöyle demeye benzer: Besle köpeğini yesin seni.Ben Allah’a yemin
ederim ki biz Medine’ye döndüğümüzde izzetli olanlar zelil olanları oradan
çıkaracaktır.” dedi. -İzzetliyle kendisini, zelillikle Rasulullah’ı kastetmişti-
Sonra orada bulunan kavmine
döndü
ve şöyle dedi: “Siz bu işi kendi kendinize yaptınız. Şehirlerimizi onlara peşkeş
çektiniz, mallarınızı bölüp onlara verdiniz. Yemin ederim ki Cual ve
arkadaşlarına yiyecek birşey vermezseniz, onlar boynunuza binmezlerdi. Onların
sizin beldenizden gitmeleri yakındır. Muhammed’in etrafından dağılıp gidinceye
kadar onlara birşey vermeyin.” Bu sırada Zeyd b. Erkam orada idi ve onun
dediklerini duydu da şöyle dedi: “Allah’a yemin ederim ki, zelil de fakir de,
kavmince buğzedilen de sensin. Muhammed ise Allah’ın verdiği izzet ve
müslümanların sevgisine mazhar olmuştur. Allah’a yemin olsun ki bu sözlerinden
sonra artık seni sevmem.” Abdullah: “Sus.” dedi. Ben o arada oynuyordum.
Zeyd
b. Erkam Rasulullah’a gitti. Ömer b. Hattab da orada idi. Ömer dedi ki: “Bırak
ey Allah’ın Rasulü, şunun boynunu vurayım.” Rasulullah buyurdu ki: “O zaman
Medine’de bu iş çok ses getirir.” Ömer: “Ey Allah’ın Rasulü, eğer muhacirlerden
birinin hoş görmüyorsan, Sa’d b. Ubade veya Muhammed b. Mesleme yahut Ubade b.
Bişr’e emret öldürsünler.” dedi. Rasulullah da: “Bu takdirde halk: ‘Muhammed
ashabını öldürüyor!’ diye söylenir.” buyurdu. Rasulullah İbn Übeyy’i
çağırdı. O da geldi. Rasulullah ona: “Bana ulaşan şu sözlerin sahibi sen misin?”
buyurdu. Abdullah dedi ki: “Sana Kitabı indiren Allah’a yemin ederim ki ben bir
şey söylemedim. Zeyd yalan söylüyor.” Abdullah kavmi arasında şerefli ve büyük
insan sayılırdı. Ensardan orada bulunan biri dedi ki: “O bizim büyüğümüzdür.
Onun aleyhine olan, Ensarlı çoluk çocuğun sözlerine inanma. Belki de onun
sözlerini tam anlayamamış, karıştırmıştır.” Rasulullah da onun özrünü kabul
etti. Ensar’da Zeyd’i kınayanlar ve yalanlayanlar çoğaldı. Bunun üzerine amcası
ona dedi ki: “Rasulullah ve müslümanların seni yalanlamalarını ve sana günah
nisbet etmelerini sen istedin.” Zeyd, Rasulullah’ın yanına yaklaşmaya utandı.
Rasulullah geri dönüp giderken Useyd b. Hudayr’la karşılaştı. Useyd ona:
“Abdullah’ın dediği sana ulaşmadı mı? Rasulullah da ne demiş?” dedi. Medine’ye
dönünce izzetlilerin zelilleri çıkaracağını zannetti. Useyd dedi ki: “Ey
Allah’ın Rasulü, seni de mi çıkaracaklar? Yemin ederim ki istersen Sen onu
çıkarırsın. Yemin ederim ki zelil odur. Sen azizsin.” Sonra şöyle dedi: “Ona
merhamet et. Allah’a yemin ederim ki seni Allah Medine’ye getirdiğinde onun
kavmi, onu teveccüh için boynuna inciler diziyorlardı. O senin ondan mülk
aldığını görüyor.”
Abdullah
b. Übeyy’in oğlu Abdullah’a, babasının durumu hakkındaki haber ulaşınca,
Rasulullah’a geldi ve şöyle dedi: “Bana ulaşan habere göre, babamdan sana ulaşan
eziyetten dolayı, onun öldürülmesini istiyormuşsun. Eğer sen onu yapacak birini
arıyorsan, emir buyur onun başını sana getireyim. Allah’a yemin ederim ki Hazrec
kabilesinde ona ve babasına benden daha çok iyilik eden yoktur. Ben korkuyorum
ki babamın öldürülmesi işini benden başkasına veresin. Abdullah b. Übeyy’i
öldüren adamın insanlar arasında dolaşması da bana ağır gelir. Ben de tutar onu
öldürürüm ve böylece kafire karşılık mü’mini öldürmüş olurum. Böylece ateşe
girerim.” Bunun üzerine Rasulullah buyurdu ki: “Bizimle babanız arasındaki
dostluk iyidir. Bundan sonra da iyi olacaktır.”
Rasulullah
Medine’ye geldiğinde Zeyd b. Erkam dedi ki: “Ben, üzüntümden ve utancımdan
dolayı evimde uzak oturdum. Allah teala beni tasdik, Abdullah b. Ubeyy’i de
yalanlama hususunda Munafikun suresini indirdi. Bu sure inince Rasulullah
Zeyd’in kulağının hakkını verdi. (işittiğini tasdik etti) Buyurdu ki: “Ey Zeyd
Allah seni tasdik etti ve senin kulağının hakkını verdi.”
Bu
arada Abdullah b. Ubeyy, Medine yakınlarına gelmişti ve şehre girmek istiyordu.
Oğlu Abdullah da geldi. Devesini Medine yollarının toplandığı yere çökertti.
Oğlu gelince Abdullah b. Ubeyy dedi ki: “Senin arkandaki nedir? Yazıklar olsun
sana? Oğlu da cevaben dedi ki: “Hayır vallahi Rasulullah izin vermedikçe seni
Medine’ye katiyyen sokmayacağım. Bugün izzetlinin ve zelil olanın kim olduğunu
bilesin.” Abdullah b. Ubeyy oğlunun kendisine yaptığını Rasulullah’a şikayet
etti. Rasulullah ona yolu açması ve onu bırakması için haber gönderdi. Bunun
üzerine Abdullah b. Ubeyy oğlunun kendisine yaptığını Rasulullah’a şikayet etti.
Rasulullah ona yolu açması ve onu bırakması için haber gönderdi. Bunun üzerine
Abdullah b. Ubeyy’in oğlu dedi ki: “Dikkat et Rasulullah’ın emri geldi. Ne güzel
oldu.” Abdullah b.
Ubeyy de Medine’ye girdi. Bu sure indiği zaman İbn Ubey’in yalanı ortaya çıktı.
Kendisine: “Ey Eba Hubab, bu sure senin hakkında indi. Ne kadar şiddetli bir
şey. Rasulullah’a git affını iste.” O bundan başını çevirdi. Bu konuyla ilgili
ayet Munafikun: 63/5 ayetidir.” (Tirmizi, Tefsir: 2313; Tirmizi bu hadise hasen
ve sahih dedi. Buhari, Tefsir: 4900-4904; Müslim, Münafıkların sıfatları ve
ahkamı: 1/2772; Nesai, Tefsir: 617; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
TEĞABUN
SURESİ
14)
İbn
Abbas dedi ki: “Bir adam müslüman oldu ve hicret etmek istedi. Onun hicretine
ailesi ve çocukları karşı koydular ve dediler ki: “Allah aşkına senin, aileni,
aşiretini bırakıp, çoluk çocuksuz ve malsız Medine’ye gitmen uygun değildir.”
Gidenlerin bir kısmı onların köleleri idiler. Bir kısmı da kalıyor ve hicret
etmiyorlardı.” (Tirmizi, Tefsir: 3317; Hakim, Müstedrek: 2/490; Taberani, Kebir:
1/275; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İsmail
b. Ebi Halid dedi ki: “Birisi müslüman olduğunda, ailesi ve çocukları onu
ayıplıyordu. Bu ayet de bu sebepten dolayı indi.” (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
İbn
Abbas dedi ki: “Bunlar ev halkı tarafından, hicretten men edilen kimselerdir.
Bunlar hicret ettiklerinde, insanlar dinde fakih olduklarını gördüler. Bundan
dolayı kendilerini hicretten alıkoyanları muaheze etmeye niyetlendiler. Bunun
üzerine allah teala bu ayeti indirdi.” (Tirmizi, Tefsir: 3317; Hakim, Müstedrek:
2/490; Taberani, Kebir: 1/275; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
TALAK
SURESİ
1)
Katade, Enes’ten rivayet ederek dedi ki: “Rasulullah Hafsa’yı boşadı. Allah
teala da bu ayeti indirdi ve O’na denildi ki: “Ona dön çünkü o gündüzün çok oruç
tutan ve geceleyin çok namaz kılandır. O, senin hanımlarından ve cennetteki
kadınlarından birisidir.” (Suyuti, ed-Dürr: 6/229; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Suddi
şöyle dedi: “Bu ayet Abdullah b. Ömer hakkında indi. Abdullah, hanımı hayızlı
iken onu boşadı. Rasulullah ona geri dönmesini ve hayızdan temizleninceye kadar
onu nikahı altında tutmasını emretti. Sonra yeni bir hayız olur. Temizlendiğinde
cinsi münasebette bulunmadan onu boşar. Çünkü iddet Allah’ın kendisiyle
emrettiği şekilde olur.” (Mürsel
hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Nafi
dedi ki. “İbn Ömer, hanımı hayızlı iken bir defa boşamış, Rasulullah da ona
dönmesini, o temizleninceye kadar onu nikahı altında tutmasını emretmiştir.
Hanımı kendi yanında iken ikinci bir hayız olmasını ve bu hayzından
temizleninceye kadar ona mühlet vermesini, temizlendikten sonra onunla cinsi
münasebette bulunmadan boşamak isterse, boşamasını istemiş. İşte Allah teala
kadınları boşama hususundaki emrettiği iddet bundan ibarettir.” (Buhari, Talak:
5332; Müslim, Talak: 1471; Ebu Davud, Talak: 2180; İbn Mace, Talak: 2019;
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
2)
Bu ayet Avf b. Malik el-Eşcai hakkında inmiştir. Müşrikler onun oğlunu esir
aldılar. O da Rasulullah’a geldi ve halini ona şikayet edip dedi ki: “Düşman
oğlumu esir aldı. Annesi sabırsızlanıyor. Bana ne emir buyurursun?” Rasulullah
buyurdu ki: “Allah’tan kork ve sabret. Sana ve hanımına ‘Lahavle vela kuvvete
illa billahi’ sözünü çokça demenizi emrediyorum.” O da bunun üzerine evine
döndü ve hanımına dedi ki: “Rasulullah san ve bana ‘Lahavle vela kuvvete illa
billahi’ sözünü çokça söylememizi emretti.” Hanımı: “Bize emrettiği şey ne
güzeldir?” dedi. Ve ikisi de bu sözü çokça söylemeye başladılar. Düşman onun
oğlundan gafil oldu. O da onların koyunlarını sürdü, babasına getirdi. Koyunlar
tam dört bin tane idi. Bu ayet de bundan dolayı indi.” (Hakim, Müstedrek: 2/492;
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Cabir
b. Abdullah dedi ki: “Bu ayet çok şecaatli olan birisi hakkında inmiştir. O adam
fakir idi ve elinde malı yoktu. Çoluk çocuğu fazla idi. Rasulullah’a geldi ve
O’ndan bir şeyler istedi. O da: “Allah’tan kork ve sabırlı ol.” buyurdu.
Adam evine döndü. Evinde dediler ki: “Rasulullah sana ne verdi?” O da: “Birşey
vermedi. “Allah’tan kork ve sabırlı ol.” buyurdu.” dedi. Az bir zaman geçmişti
ki adamın oğlu bir koyunla geldi. Düşman onu yakalamıştı. Adam Rasulullah’a
geldi. O koyunun durumundan sordu. O koyunun durumundan sordu. O koyunun
haberini bildirdi. Rasulullah da: “O artık senindir.” buyurdu. (Hakim,
Müstedrek: 2/492; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
4)
Mukatil dedi ki: “Bu ayet nazil olunca Hallad b. Numan b. Kays el-Ensari dedi
ki: “Ey Allah’ın Rasulü, hayız olmayan, hayızdan kesilen ve hamile olan kadının
iddeti ne kadardır?” Bunun üzerine Allah teala bu ayeti indirdi.” (Mürsel
hadistir; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Ebu
Osman Amr b. Salim dedi ki: “Bakara suresindeki kadınların iddetleriyle ilgili
ayet indiği vakit Ubeyy b. Ka’b dedi ki: “Ey Allah’ın Rasulü, Medine’nin
kadınları ‘Hakkında söz söylenmeyen hiçbir kadın kalmadı.’ diyorlar.”
Rasulullah: “O nasıl oluyor?” buyurdu. Ubeyy b. Ka’b dedi ki: “Yaşı küçük
olanlar, büyükler ve hamileler.” Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” (Hakim,
Müstedrek: 2/492, 493; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
TAHRİM
SURESİ
1)
Ömer (r.a.) dedi ki: “Rasulullah’ın oğlunun annesi olan Mariye ile, Hafsa’nın
evinde cinsi münasebette bulundu. Hafsa Rasulullah ile Mariye’yi kendi evinde
buldu. Dedi ki: “Onu benim evime niçin soktun? Hanımlarının arasında bunu bana
neden yaptın? Benim sana olan sevgimden mi yaptın?” Rasulullah ona: “Sen bunu
Aişe’ye söyleme. Eğer Mariye’ye bir daha yaklaşırsam, o bana haram olsun.”
buyurdu. Hafsa dedi ki: “O, senin cariyen olduğu halde sana nasıl haram olur?”
Rasulullah ona yaklaşmamaya yemin etti ve Hafsa’ya buyurdu ki: “Bunu kimseye
söyleme.” Hafsa bu konuyu Aişe’ye söyledi. Rasululah da kadınlarına bir ay
yaklaşmamak üzere yemin etti ve onlardan yirmi dokuz gece uzak kaldı. Allah
teala da bu ayeti indirdi.” (Bu hadisin senedindeki Abdullah b. Şebih zayıflıkla
itham olunmuştur. İbn Hibbah, el-Mecruhin: 2/47; İbn Cerir: 21/100; Suyuti,
ed-Dür: 6/239; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Aişe
dedi ki: “Rasulullah helva ile balı severdi. İkindi namazından çıkınca
hanımlarının yanına uğrardı. Ömer’in kızı Hafsa’nın yanına girdi. Diğer
hanımlarının yanında durduğundan orada daha çok kaldı. Bunun sebebini öğrenmek
istedim ve bunu sordum. Bana: “Ona akrabalarımdan bir kadın küçük bir çömlek bal
hediye etti. Hafsa da o baldan şerbet yaptı. Rasulullah’a içirdi.” denildi. Ben
de: “Vallahi bunun için bir hile yaparım.” dedim. Bunun üzerine Zem’a kızı
Sevde’ye şöyle dedim: “Biraz sonra Rasulullah sana gelir. Yaklaştığında: “Ey
Allah’ın Rasulü, meğafir mi yediniz?” dersin. O da sana: “Hayır.” der. Bunun
üzerine sen de: “Ya sizden bana gelen bu koku nedir?” diye sorarsın. O da sana
tabii: “Hafsa bal şerbeti içirmişti.” Diyecektir. Sen de: “Öyleyse o balın arısı
onu Urfud ağacından toplamıştır.” dersin. Bana geldiğinde ben de böyle
diyeceğim. Safiye’ye sen de böyle söyle.”
Olayın
cereyan tarzını Aişe şöyle anlatıyor: “Sevde dedi ki: “Vallahi çok geçmedi
Rasulullah kapının önünde durdu.” Ey Aişe, senden korktuğumdan bana emrettiğin
sözü hemen Rasulullah’a söylemeye azmettim. Rasulullah Sevde’ye yaklaşınca: “Ey
Allah’ın Rasulü, megafir mi yediniz?” demiş, o da: “Hayır.” cevabını
vermiş. Sevde: “Sizden bana gelen bu koku nedir?” demiş, Rasulullah da:
“Hafsa bal şerbeti içmişti.” buyurmuş. Sevde: “O balı arı Urfud ağacından
toplamıştır.” Demiş. Rasulullah benim odama dönüp geldiğinde, ben de böyle
söyledim. Safiye’ye gittiğinde, o da öyle söylemişti. Sonra Rasulullah dönüp
Hafsa’nın nöbetinde yanına vardığında, Hafsa: “Ey Allah’ın Rasulü, size bal
şerbetinden içireyim mi? dediğinde Rasulullah: “Hayır, o bana lazım
değil.” buyurdu. Sevde bana: “Vallahi biz Rasulullah’a haram ettik.”
diyordu. Ben de ona: “Sus.” dedim.” (Buhari, Talak: 5226; Müslim, Talak: 21
Mükerrer/1474; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Ebi Müleyke dedi ki: “Sevde binti Zem’a’nın Yemen’de bulunan dayıları, ona bal
hediye etmişlerdi. Rasulullah Zem’a’nın sırası olmadığı günde onun evine gitti
ve bu baldan yedi. Hafsa ile Aişe Rasulullah’ın diğer hanımlarına karşılık, iki
kardeş gibi birbirlerine davranırlardı. Bunlardan biri diğerine dedi ki: “Bunun
neden olduğunu tahmin edebiliyor musun? Rasulullah gün sırası Sevde’de olmadığı
halde, ona gidip, bu baldan yemeyi itiyat haline getirdi. Rasulullah sana
geldiğinde burnunu tut. O: “Sende ne var?” dediğinde sen de: “Ne olduğunu
bilmediğim bir koku buluyorum.” dersin. O bana geldiğinde, ben de aynısını
yaparım.”
Rasulullah
onlardan birinin evine girdiğinde, hanımı burnunu tuttu. O da: “Senin neyin
var?” diye sordu. Hanımı da: “Sende bir koku buluyorum.” Bu kokunun da
meğafirden başka bir şey olmadığını tahmin ediyorum.” Dedi. Rasulullah onun
temiz kokuya karşılık böyle bir koku almasını hayretle karşıladı. Sonra diğer
hanımının yanına gitti. O da aynı şeyi yaptı. Rasulullah diğer hanımının da aynı
şeyi söylediğini bildirdi. Buyurdu ki: “Bu koku bana Sevde’nin evinde
başlamıştır. Vallahi ben onu bir daha yemem.”
İbn
Müleyke dedi ki: “İbn Abbas bu ayetin bu yüzden başladığını söyledi.” (Taberani,
el-Kebir: 11/117; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid: 7/127; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
4)
İbn Abbas dedi ki: “Hafsa, Aişe’nin gününde, İbrahim’in annesiyle beraber buldu
ve dedi ki: “Onu muhakkak duyuracağım. Rasulullah buyurdu ki: “Eğer ona bir daha
yaklaşırsam bana haram olsun.” Hafsa yine de bu durumu Aişe’ye haber verdi.
Allah bu durumu ve Hafsa’nın söylediklerinin bir kısmını Rasulüne bildirdi.
Bunun üzerine Hafsa Rasulullah’a dedi ki: “Sana bunları kim haber verdi?” O da
buyurdu ki: “Bana, herşeyi bilen ve herşeyden haberdar olan Allah haber
verdi.” (Talak: 66/3) Rasulullah bir ay boyunca hanımlarıyla buluşmamaya
yemin etti. Bunun üzerine Allah teala da bu ayeti indirdi.” (Hadisin senedindeki
Abdullah b. Şebib zayıflıkla itham olunmuştur. Mecruhin: 2/47; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
13)
İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet müşrikler hakkında inmiştir. Müşrikler Rasulullah’ı
dillerine dolayıp duruyorlardı. Cebrail müşriklerin dillerine doladıklarını ve
söylediklerini Rasulullah’a haber verdi. Bunun üzerine birbirlerine:
“Sözlerinizi gizli söyleyin ki Muhammed’in ilahı işitmesin!” dediler. Bunun
üzerine bu ayet indi.” (İsnadı yoktur. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
KALEM
2) İbn
Cüreyc dedi ki: “Müşrikler Rasulullah’a mecnun, deli, şeytan diyorlardı. Bunun
üzerine bu ayet indi.” (İbn Münzir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
4)
Aişe (r.a.) dedi ki: “Rasulullah’tan daha güzel huylu birisi yoktu. Sahabeden ve
ehli beytten birisi O’nu çağırınca O “Buyurun.” diye karşılık verirdi.
Bundan dolayı Allah teala bu ayeti indirdi.” (Seneddeki Hüseyin b. Ulvan tenkide
uğramıştır. El-Mecruhin: 1/244; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Ebu Nuaym, Delail;
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
10)
Suddi dedi ki: “Bu ayetler Ahnes b. Şüreyk hakkında inmiştir.” (İbn Ebi Hatim;
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Kelbi
de bunun benzerini tahric etmiştir. (İbn Münzir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
Mücahid
dedi ki: “Bu ayetler Esved b. Abdi Yağus hakkında inmiştir.” (İbn Ebi Hatim;
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
13)
İbn Abbas dedi ki: “Bu ayet Rasulullah’a inince, bu kimsenin Kureyş’ten kulağı
koyunun kulağı gibi kesik bir kimse hakkında indiğini anladık.” (İbn Cerir;
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
17)
İbn Cüreyc dedi ki: “Ebu Cehil Bedir günü dedi ki: “Onları yakalayın ve esir
edin, onlardan hiç kimseyi öldürmeyin.” Bunun üzerine bu ayet indi. Ebu Cehil
kendi kudretiyle Cenneti elde edeceğine inandığı gibi bahçe sahipleri de
kudretleri sayesinde bahçeyi devşireceklerine inanıyorlardı. (İbn Ebi Hatim;
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
51)
Kafirler Rasulullah’a göz değdirerek onu nazarlamak istedikleri zaman bu ayet
indi. Kureyş’ten bir grup Rasulullah’a baktı ve şöyle dediler: “Bunun gibisini
ve bunun hüccetinin benzerini görmedik.” Beni Esed’den göz değdiren birisi
vardı. Bu adam semiz bir deve veya semiz bir ineği yürürken gördüğünde, ona bir
göz atar ve şöyle derdi: “Ey cariye bize bir kab ve dirhem getir de, şunun
etinden alalım.” Böyle deyince yürüyen hayvan çok geçmeden ölürdü ve dolayısıyla
kesilmiş olurdu.” (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Kelbi
şöyle dedi: “Arab’dan bir adam vardı. İki veya üç gün birşey yemeden kalırdı.
Sonra çadırının kenarından başını kaldırır oradan geçen koyun sürüsüne şöyle
derdi: “Bugün bundan daha güzel bir deve veya koyun yayılmamıştır.” Sonra az bir
şey yürümeden o koyun veya deve topluluğundan bir grup yere yıkılırdı. İşte
kafirler bu adamdan Rasulullah’a nazar vermesini ve koyun sürüsüne yaptığını,
yapmasını istediler. Allah teala da Rasulü’nü korudu ve bu ayeti indirdi.”
(Kelbi yalancılıkla itham edilmiştir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
HAKKA
12)
Büreyde’den Rasulullah Ali b. Ebi Talib’e şöyle dedi: “Umulur ki, Allah sana
yaklaşmamı, senden uzaklaşmamamı, sana öğretmemi ve senin ezberlemeni bana
emreder. Ve Allah için senin ezberlemen haktır.” Bunun üzerine Allah bu
ayeti indirdi. (Senedi zayıftır. İbn Cerir 29/36; Ebu Nuaym, Hilye: 1/67;
Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
MEARİC
1)
İbn Abbas ve Suddi dedi ki: “Bu ayet Nadr b. El-Haris hakkında indi. O şöyle
demişti: “Ey Allah, eğer bu senin tarafından gelmiş hak bir azab ise bize gökten
taş yağdır.” O bu sözü ile nefsine davet etti ve azabı istedi. Onun istediği
Bedir Günü’nde başına geldi (istediği azab indirildi.) yakalanarak öldürüldü.”
(İbn Ebi Hatim; Nesai, Tefsir: 640; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
2)
Hasan dedi ki: “İstekte bulunan biri, gerçekleşecek olan azabı istedi.” Ayeti
inince bazı insanlar: “Kimin hakkında?” diye sordu. Bunun üzerine bu ayet indi.”
(İbn Münzir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
38)
Müfessirler şöyle dediler: “Müşrikler Rasulullah’ın etrafında toplanıyor, dnu
dinliyor fakat ondan faydalanmıyorlardı. Bilakis O’nu yalanlıyor ve alay ederek
şöyle diyorlardı: “Eğer şunlar Cennet’e girecekse, biz onlardan evvel oraya
gireriz. Ve orada onlara verilenden fazlası bizim olur.” Bunun üzerine Allah
teala da bu ayeti indirdi. (Senedi yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
CİNN
SURESİ
1)
İbn Abbas şöyle dedi: “Rasulullah cinlere Kur’an okumadığı gibi onları görmedi
de. Lakin o bir gurup ashabı ile birlikte Ukaz panayırına gitmek için yola
çıktı. Bu esnada şeytanların gökten haber almaları yasaklanmış, bilgi almak
isteyenler de şihab adlı göktaşları ile kovalanıyorlardı. Bundan dolayı
kavimlerine geri döndüler ve: “Bu yeni zuhur eden bir şey sebebi ile olmalı,
arzın doğusunu ve batısını dolaşın, bu engel hakkında bir haber getirin.”
dediler ve yola çıktılar. Bunlardan Tıhame tarafına giden bir grup, yolda ashabı
ile birlikte sabah namazı kılmakta olan Rasulullah’a Nahle denilen yerde
rastladı. Kur’an’ı Kerim’in tilavetini duyunca durup kulak kabarttılar. “Bizimle
semavi haber arasına engel olan şey işte bu!” deyip kavimlerine döndüler
ve dediler ki: ‘Gerçekten biz hayranlık uyandıran bir Kur’an dinledik.’
Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi.” (Buhari; Tirmizi; Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
Sehl
b. Abdullah dedi ki: “Ben Ad diyarında bir nahiyede bulunuyordum. Taşlarla
oyulmuş bir şehir idi. Ortasında da büyükçe taştan yapılmış bir kasır duvar
vardı. Tavanı ise delik delik idi. Buralarda cinler barınıyordu. Ben de bir
gözatmak için içeriye girdim. Karşımda yaşlı, uzun boylu, Ka’be’ye doğru namaz
kılan, üzerinde sade, yumuşak bir cübbesi olan ihtiyar adam gördüm. Boyunun
uzunluğuna olan hayretim cübbesindeki sadelik ve şeffaflığa duyduğum hayretten
daha fazla değildi. Ben gidip ona selam verdim. O da selamımı aldı ve: “Bedenler
giysiler ile ölçülmez. Bedenleri ancak günahların ruhları ve oburluğun
yiyecekleri kaplar. Şüphesiz bu cübbe yedi yüz senedir bende var. Bununla ben
İsa’yı ve Muhammed’i karşıladım ve ikisine de iman ettim.” dedi. Ben de bunun
üzerine ona: “Sen kimsin?” diye sordum. O da: “Ben hakkında Cin suresi inen
kimseyim.” dedi. (İbn Cevzi Safvetu’s-Safve; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
6)
Kırdem b. Ebi Said el-Ensari dedi ki: “Ben babamla birlikte bir ihtiyaçtan
dolayı Medine’ye çıktım. Bu, Rasulullah’ın ilk defa Mekke’de zikrolunduğu zaman
idi. Bizi de koyunların çobanı gecelemek için ağırlamıştı. Gece yarılayınca bir
kurt gelip koyunlardan bir yavruyu kapınca çoban ona sövmeye başladı. O da: “Ya
Amir el-Vadi! Ben senin komşunum.” Dedi. Bu esnada göremediğimiz bir münadi: “Ne
de hızlı onu gönderdi?” diye nida etti. Bunun üzerine kaçırılan yavru fırlar bir
şekilde koyunların arasına girdi. Bundan dolayı da Allah Mekke’de Rasulüne bu
ayeti indirdi.” (Suyuti, Esbab-ı
Nüzul Lübab-ı Nükul)
İbn
Said’in Ebu Reca el-Atari’den –ki kendisi Temimlidir- şöyle dedi: “Rasulullah
nebi olarak gönderildiği zaman ben aileme bakıyor ve ihtiyaçlarını gideriyor
idim. Nebi (s.a.v.) gönderilince kaçarak yola çıktık ve bir yerin düz bir
arazisine geliverdik. Bizler o yerde akşamlayınca büyüğümüz bize: “Bizler bu
vadinin azizine gecenin cinlerinden sığınırız.” dedi. Biz de: “Bu kimdir?”
dedik. O da: “Bu adamın yolu Lailahe illallah Muhammedun Rasulullah’a şehadet
etmektir. Kim ikrar ederse kanı ve malı emin olur. Bunun üzerine geri döndük ve
İslam’a girdik.” dedi. Ebu Reca dedi ki: “Bu ayetin benim ve arkadaşlarım
hakkında nazil olduğunu anladım.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Said
b. Cübeyir dedi ki: “Rafi b. Amir denilen Beni Temim’li birisi İslam’ın başlangıcını şöyle anlattı: “Ben çokça
sık kumlu toprağı olan bir yerde seyahat ederken birden uyku bastırdı ve
bineğimden indim, devemi çöktürdüm ve uyudum. Bu uykumdan önce de: “Cinlerden bu
vadinin yücesine sığınırım.” diye sığınma duası yapmıştım. Uykumda bir adamın
gelip devemden bir şeyler çalacağını, elindeki bıçağı devemini boynuna
sürttüğünü gördüm ve korkuyla derhal sıçradım. Sağıma soluma baktım, ancak bir
şey göremedim. Kendi kendime bu bir düş idi, dedim. Sonra yine uykuya daldım ve
yine uykumda buna benzer bir rüya daha gördüm. Bu rüyamda da devemi muzdarip bir
halde gördüm. Derhal uyandım, bir de gördüm ki rüyamdaki genç elinde bir bıçak
ile duruyor, yaşlı bir adam ise onu bu kötü işinden engellemeye çalışıyor. İkisi
benim yanımda tartışa dururken üç tane yabani öküz geliverdi ve bunun üzerine
yaşlı adam genç olana: “Haydi al bunlardan birisini hangisini istersen o öküzü
bu devenin yerine al, şu insanın devesini öldürme!” dedi. Bundan sonra genç
ayağa kalktı.
Öküzü
alıp gitti. Sonra da ben o yaşlı adama gidince adam bana: “Ey falanca! Bundan
sonra herhangi bir vadiye gireceğin vakit bu vadinin dehşetinden korktuğunda:
“Muhammed’in Rabbine bu vadinin şerrinden sığınırım!” de. Böyle demenle sana bir
cin zarar veremeyecek ve onun emri de batıl olmaktadır.” dedi. Ben de ona: “Bu
Muhammed kimdir?” dedim. “Arap olan bir nebi! Ne sadece batıda ve ne de sadece
doğuda. Pazartesi günü nebi olarak gönderilmiştir.” dedi. Ben de: “Nerede
kalıyor?” dedim. O da: “Hurmalıklar diyarı Yesrib’de.” Dedi. Ben de bunun
üzerine sabah vaktine doğru deveme bindim ve yola koyuldum. Nihayet Medine’ye
geldim. Oraya varınca Rasulullah beni gördü ben de başımdan geçenleri ona
anlatmadan o bana anlattı ve beni İslama çağırdı ben de müslüman oldum.” Said b.
Cübeyir dedi ki: “Bizler bu ayetin onun hakkında nazil olduğunu bilirdik.”
(Haraiti, Kitabu Havatifu’l-can; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
16)
Mukatil dedi ki: “Bu ayet yedi sene üzerlerine yağmur yağmayan Kureyş kafirleri
hakkında nazil olmuştur.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
18)
İbn Abbas dedi ki: “Cinler: ‘Ya Rasulallah! Bize izin ver de bizler de senin
mescitlerinde seninle birlikte namazlara şahitlik edip kılalım. Bunun üzerine
Allah bu ayeti indirdi.” (İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
Said
b. Cübeyir dedi ki: “Bizler senden görünmez iken mescide gelmemize ne dersin? Ya
da biz senden görünmez iken seninle birlikte namaza şahitlik etmeye ne dersin?”
dediler. Bundan dolayı bu ayet indi.” (İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
22)
Hadrami dedi ki: “Cinler eşrafından bir cin şöyle dedi: “Muhammed ancak
Allah’tan kendini kurtarmayı istiyor, ben de onu kurtaracağım.” Bunun üzerine
Allah bu ayeti indirdi.” (İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
MÜZZEMMİL
SURESİ
1)
Cabir dedi ki: “Kureyş kabilesi Daru’n-Nedve’de toplanıp: “Muhammed’e insanların
kaçacağı bir isim takın.” Dediler. Bazıları “Kahin” deyince, öbürleri: “O kahin
değildir.” Dediler. Onlar bu sefer: “Delidir.” Deyince, öbürleri: “O, deli
değildir.” Dediler. “Sihirbazdır.” Dediler. Öbürleri de: “Sihirbaz değildir.”
Dediler. Durum Nebi’ye (s.a.v.) ulaşınca elbisesine bürünüp örtündü. Cibril de
gelip ona bu ayeti okudu.” (Bezzar; vehimli bir senedle Taberani; Suyuti,
Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
İbrahim
en-Nehai dedi ki: “Bu ayet bir latifede bulunurken nazil olmuştur.” (Suyuti,
Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
2)
Aişe dedi ki: “Bu ayet inince bir sene boyunca ayakları şişinceye kadar kıyamda
durdular. Bundan dolayı “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun!” (Müzzemmil:
73/20) ayeti nazil oldu.” (Hakim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
MÜDDESSİR
SURESİ
Vahyin
kesilmesinden sonra ilk nazil olan sure Müddessir
suresidir.
Yahya
b. Ebi Kesir dedi ki: “Ebu Selem b. Abdurrahman’a önce Kur’an’ın hangi suresinin
indirildiğini sordum. O da: “Müddessir suresi.” dedi. “Peki Alak suresi ne
oluyor?” dedim. O dedi ki: “Ben de Cabir b. Abdullah el-Ensari’ye Kur’an’dan
hangi kısmın önce indirildiğini sordum. O da “Müddessir.” dedi. Dedim ki: “Alak
suresi değil mi?” Cabir de dedi ki: “Rasulullah’ın bize anlattığını ben de size
anlatayım: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir ay kadar Hira dağında
kaldım. Sonra bir ayı tamamlayınca aşağı indim. Vadiyi ortalamıştım ki, bana
seslenildi. Bunun üzerine önüme, arkama, sağıma ve soluma baktım, hiç kimseyi
göremedim. Sonra tekrar bana seslenildi. Başımı yukarı kaldırdım, bir de ne
göreyim O (Cebrail) semada Arş üzerinde duruyor. Eve geldim ve dedim ki: ‘Beni
örtün, beni örtün!’ Üzerime su döktüler. Allah teala da bu ayeti indirdi.”
(Buhari, Bed’u’l-Vahy: 4; Bed’u’l-Halk: 3238; Tefsir: 4922-4926 ve 4954;
Edeb: 6214; Müslim, İman: 257/161; Tirmizi, Tefsir: 3325; Vahidi, Esbab-ı Nüzul;
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
İbn
Abbas dedi ki: “Velid b. Muğire bir gün Kureyş için yemek yaptırmıştı. Yemek
yedikleri zaman Velid onlara dedi ki: “Bu adam (Muhammed) hakkında ne
diyorsunuz?” Bazıları: “Sihirbaz” dediler. Ötekileri de: “O, sihirbaz değildir.”
dediler. Bunun üzerine onlar: “Kahindir.” dediler. Ötekileri de: “Kahin de
değildir.” dediler. Onlar: “Şairdir.” dediler. Öbürleri de: “Şair de olamaz.”
dediler. Onlar da: “Büyülenmiş.” Dediler. Bu haber Rasulullah’ın kulağına
ulaşınca hüzünlendi ve başını sokup örtünmeye başladı. Allah da bu surenin ilk
yedi ayetini indirdi.” (Taberani zayıf senedle; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
11)
İbn Abbas şöyle dedi: “Velid b. Muğire Rasulullah’a geldi. Rasulullah da ona
Kur’an okudu ve o sanki yumuşadı. Bu durumdan Ebu Cehil haberdar oldu. Velid’e
dedi ki: “Amca kavmin senin için mal toplayıp sana vermek istiyor. Sen ise
Muhammed’e gidip O’nun tarafıyla temasta bulunuyorsun.” Velid: “Kureyş bilir ki
benim malım çoktur.” dedi. Ebu Cehil de: “Onu inkar ettiğine ve O’ndan
hoşlanmadığına dair bir söz söyle, bu söz kavmine ulaşır.” dedi. O da dedi ki:
“Ne söyleyeyim? Vallahi bilirsiniz ki aranızda benden daha iyi şiir söyleyen
yoktur. Recezi ve kaideleri de benden daha iyi bilen yoktur. Vallahi onun
söyledikleri bunlara benzemiyor. Vallahi onun sözlerinde bir tatlılık ve tazelik
var. Onun sözlerinin üstü bol meyve, altı bol su verir. O yücedir, ondan yüce
yoktur.” Ebu Cehil dedi ki: “Sen, onun hakkında birşey söylemedikçe kavmin
senden razı olmayacak.” Velid dedi ki: “Beni rahat bırak. Onun hakkında
düşüneyim.” Daha sonra da: “Bu ancak başkasından öğrenilen bir sihirdir.” dedi.
Bunun üzerine Allah teala bu ayetleri indirdi. (Sahih hadis, Hakim, Müstedrek:
2/506; Suyuti, ed-Dürr: 6/282; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Cerir ve İbn Ebi Hatim de bunun benzerini başka bir yolla tahric etmiştir.
(Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
18)
Mücahid dedi ki: “Velid b. Muğire Rasulullah ve Ebu Bekir ile beraber oluyordu.
Kureyş onun müslüman olduğunu zannetti. Bunun üzerine Ebu Cehil Velid’e dedi ki:
“Kureyş, senin Muhammed’e ve İbn Ebi Kuhafe’ye gittiğini ve onların da sana
yemek yedirdiğini zannediyor.” Velid Kureyş’e şöyle dedi: “Siz, şerefli ve
akıllı insanlarsınız, Muhammed’i deli zannediyorsunuz. Onun hiç deliliğini
gördünüz mü?” Onlar da: “Hayır!” dediler. Velid: “Siz Muhammed’i kahin
zannediyorsunuz. Onun hiç kehanette bulunduğunu gördünüz mü?” diye sordu. Onlar
da: “Hayır!” dediler. Velid: “Siz onu şair zannediyorsunuz. Onun hiç şiir
söylediğini gördünüz mü?” dedi. Onlar: “Hayır!” dediler. Velid bu sefer: “Siz
onu yalancı zannediyorsunuz. Onun hiç yalanını tecrübe ettiniz mi?” diye sordu.
Onlar: “Hayır!” dediler. Bunun üzerine Kureyş Velid’e dedi ki: “O nedir?” (Velid
düşündü, sonra baktı, sonra yüzünü çevirdi) ve dedi ki: “O, ancak bir
sihirbazdır.Onun söyledikleri de sihirden başka bir şey değildir.” Bunun üzerine
bu ayetler indi. (Hakim, Müstedrek: 2/506; Suyuti, ed-Dürr: 6/282; Vahidi,
Esbab-ı Nüzul)
30)
Berra dedi ki: “Yahudilerden bir gurup, Nebi’nin ashabından olan bazı kimselere
cehennemin bekçilerinden sordular. Sahabeler de bunu Rasulullah’a gelip
sordular. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” (İbn Ebi Hatim; Beyhaki, Ba’s;
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
31)
İbn İshak dedi ki: “Bir gün Ebu Cehil: “Ey Kureyş topluluğu! Muhammed sizleri
cehennemde azablandıracak olan Allah’ın askerlerinin ondokuz olduğunu
sanmaktadır. Halbuki siz insanlar arasında en fazla olan kimselersiniz. Hiç
sizden yüz kişi onlardan bir kişiye karşı acze düşer mi?” dedi. Bunun üzerine
Allah bu ayeti indirdi.” Bunun benzerini Katade’den de tahric etmiştir.”
(Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Süddi
dedi ki: “Bu ayet inince Kureyş’den Ebu’l-Eşed diye çağrılan bir adam: “Ey
Kureyş topluluğu! Ondokuz (melek) sakın sizi endişeye düşürmesin. Ben sağ
omuzumla on tanesini, sol omuzumla da dokuz tanesini hallederim, onları sizden
alıkoyarım.” Dedi. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
52) Süddi dedi ki: “Bazıları dedi ki: “Şayet Muhammed doğru
söylüyorsa o zaman bizden her birimizin başının altında ateşten kurtulduğumuza
ve emniyette olduğumuza dair bir sahife bulup versin.” dediler. Bunun üzerine bu
ayet nazil oldu.” (İbn Münzir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
KIYAME
SURESİ
3)
Bu ayet Adiy b. Rabia hakkında inmiştir. O Nebi’ye geldi ve şöyle dedi: “Bana
Kıyamet gününden, nasıl olacağından, Kıyamet’in halinden, durumundan bahset.
O’nun hali, durumu nasıldır?” Nebi de ona bu husustaki yeterli bilgiyi verdi.
Adiy b. Rabia şöyle dedi: “Bu günü gözümle görsem bile seni tasdik etmem ey
Muhammed, ona iman etmem. Allah şu kemikleri bir araya toplayabilir mi?” Bunun
üzerine Allah teala bu ayeti indirdi. (Senedi yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
16)
İbn Abbas dedi ki: “Rasulullah’a vahiy indiği zaman onu ezberlemek için dilini
hareket ettirirdi. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi.” (Buhari; Suyuti,
Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
34)
İbn Abbas dedi ki: “Müddessir: 74/30 ayeti inince Ebu Cehil Kureyş’e dedi ki:
“Analarınız ölesice! Bir davar çocuğunun oğlu sizlere cehennemin bekçilerinin on
dokuz olduğunu söylüyor. Halbuki siz sayı bakımından ondan daha çokcasınız.
Yoksa sizden on kişi bir tane cehennem bekçisini acze uğratamayacak mı?” dedi.
Bundan dolayı Allah teala Rasulüne bu ayeti indirdi ki Ebu Cehil’e okusun.” (İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
Said
b. Cübeyir İbn Abbas’a: “Bu ayet Rasulullah tarafından mı yoksa Allah tarafından
mı söylenmiştir?” diye sordu. İbn Abbas dedi ki: “Rasulullah tarafından
söylenmiş, sonra da Allah ayeti indirmiştir.” (Nesai; Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
İNSAN
SURESİ
8)
İbn Abbas dedi ki: “Ali b. Ebi Talib, bir geceliğine biraz arpa karşılığında,
bir hurma bostanını sulamak üzere kendisini ücretlendirmişti. Sabah olunca
arpayı aldı ve onun üçte birini ekmek yapıp yemek için öğüttü. Ekmeğin pişmesi
tamamlanınca bir fakir geldi. Pişen ekmeği çıkarıp ona verdiler. Sonra arpadan
artakalan kısmın ikinci üçte birini öğüttü ve pişirdiler. Bu sefer bir yetim
geldi. Onlardan yiyecek istedi. Onlar da pişirdiklerini ona yedirdiler. Sonra
arpadan geriye kalan kısmı öğüttü. Pişirilme işi tamamlanınca müşriklerden bir
esir geldi. Pişirilen ekmeği ona yedirdiler ve günlerini böylece geçirdiler.
Bunun üzerine bu ayetler nazil oldu.” (Senedi yoktur. İbn Merdiveyh ed-Dürr:
6/299’da zikretmiştir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Cerir dedi ki: “Rasulullah müslümanları esir almazdı. Bu ayet şirk ehlini esir
almanın caizliğini bildirmek için inmiştir. Rasulullah onlara iyi mumaele
yapmayı tavsiye ederdi.” (İbn Münzir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
20)
İkrime dedi ki: “Nebi (s.a.v.) ceridden bir hasır üzerinde oturur bir vaziyette
bulunduğu bir sırada Ömer b. Hattab kendisine çıkageldi. Rasulullah’ın sırtında
hasırda uzandığı için hasırın izi belli olmuştu. Ömer (r.a.) bunu görünce
ağlamaya başladı. Nebi (s.a.v.) “Niçin ağlıyorsun?” dedi. Ömer: “Kisra ve
mülkünü, Hürmüz ve mülkünü, Habeş sahibi ile mülkünü hatırlayıp düşündüm de Sen
Allah’ın Rasulüsün ve çakıl taşlı hasırda oturuyorsun!” dedi. Bunun üzerine
Rasulullah şöyle buyurdu: “İstemez misin ki dünya onların, ahiret ise bizim
olsun!?” Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
24)
Katade dedi ki: “Ebu Cehil dedi ki: “Muhammed’i namaz kılarken görürsem boynuna
toprak atacağım.” Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” (Abdurrezzak; İbn Cerir;
İbn Münzir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
MÜRSELAT
48)
Mücahid dedi ki: “Bu ayet Sakif kabilesi hakkında nazil olmuştur.” (İbn Münzir;
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
NEBE
1)
Hasan dedi ki: “Nebi (s.a.v.) gönderilmeye başlayınca müşrikler kendi aralarında
konuşmaya başladılar. Bunun üzerine bu ayet indi.” (İbn Cerir, İbn Ebi Hatim,
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
12)
Muhammed b. Ka’b dedi ki: “(Naziat: 79/10-11) ayeti nazil olunca Kureyş
kafirleri: “Şayet biz öldükten sonra diriltilirsek o zaman hüsrana uğrarız.”
dediler. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.” (Said b. Mansur; Suyuti, Esbab-ı
Nüzul Lübab-ı Nükul)
42)
Aişe dedi ki: “Rasulullah’a kıyametten soruldu. Sonunda bu ayetler nazil oldu.”
(Hakim; İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
İbn
Abbas dedi ki: “Mekke müşrikleri dalga geçerek Rasulullah’tan kıyametin ne zaman
kopacağını sordu. Bunun üzerine bu ayetler nazil oldu.” (İbn Ebi Hatim, Suyuti,
Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
43)
Tarık b. Şihab dedi ki: “Rasulullah’a çokça kıyamet hakkında sorarlardı. Bunun
üzerine bu ayetler nazil oldu.” (Taberani; İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
İbn
Ebi Hatim de bunun benzerini Urve’den tahric etmiştir. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
ABESE
1)
Bu zat İbn Ümm-i Mektum’dur. Bu mesele şöyle olmuştur: “Nebi (s.a.v.) Utbe b.
Rabia, Ebu Cehil b. Hişam, Abbas b. Abdulmuttalib, Ubeyy ve Ümeyye b. Halef ile
konuşuyor, onları Allah’a davet edip, onların müslüman olmalarını umuyordu. Bu
arada İbn Ümm-i Mektum Rasulullah’a geldi. Ama olduğu için Rasulullah’ın
başkalarıyla meşgul olduğunu bilmiyordu. Birkaç defa: “Ey Allah’ın Rasulü,
Allah’ın sana öğrettiğinden bana da öğret.” dedi. Bu isteğini tekrarlıyordu.
Sözünü kestiği için Rasulullah’ın yüzünde hoşnutsuzluk alameti belirdi.
Rasulullah kendi kendine şöyle dedi: “Şu Kureyş’in ileri gelenleri şöyle
derler: ‘Ona uyanlar ancak körlerdir, sefil kimselerdir ve kölelerdir.”
Bundan dolayı Rasulullah yüzünü kırıştırdı ve İbn Ümmü Mektum’a sırtını çevirip,
kendileriyle konuştuğu kimselere yönünü çevirdi. Bunun üzerine Allah teala bu
ayetleri indirdi. Bu olaydan sonra Rasulullah ona ikram ederdi ve her gördüğünde
şöyle derdi: “Merhaba kendisinden dolayı Rabbimin beni azarladığı kimse!”
(Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Aişe
(r.a.) şöyle dedi: “Bu ayetler, ama olan İbn Ümm-i Mektum hakkında nazil oldu.
O, Rasulullah’a geldi ve şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasulü, beni irşad et.” O
esnada Rasulullah’ın yanında müşriklerin büyüklerinden bazı şahıslar vardı.
Rasulullah İbn Ümm-i Mektum’a sırtını döndü, diğerlerine yüzünü çevirdi. Bundan
dolayı bu ayet indi.” (Tirmizi: 3331. Garib bir hadistir. Hakim, Müstedrek:
2/514. Hadis sahihtir. Bu hadise mürsel hadistir diyenler de olmuştur. Vahidi,
Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Ebu
Ya’la da bunun benzerini Enes’den tahric etmiştir. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
İkrime
dedi ki: “Bu ayet, Utbe b. Ebi Leheb’in: ‘Yıldızın Rabbini inkar ettim.’ demesi
üzerine nazil olmuştur.” (İbn Münzir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
TEKVİR
37)
Enes b. Malik’den: “Aişe Nebi’ye: “Bizler çıplaklar olarak mı haşrolacağız?”
diye sordu. O da: “Evet.”
buyurdu. Aişe: “Yani iki çirkin yer göründüğü halde mi?” dedi. Bu ayet de
bu sebepten dolayı inmiştir.” (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
29)
Süleyman b. Musa şöyle dedi: “Allah teala Tekvir: 81/28 ayetini indirince Ebu
Cehil şöyle dedi: “Bu, bizim bileceğimiz iştir. İstersek istikametimizi
düzeltiriz, istemezsek düzeltmeyiz.” Bunun üzerine Allah teala bu ayeti
indirdi.” (Mürsel hadistir. İbn Cerir; İbn Ebi Hatim; İbn Münzir; Vahidi,
Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
İbn
Ebi Hatim de bunun benzerini Ebu Hureyre’den tahric etmiştir. (Suyuti, Esbab-ı
Nüzul Lübab-ı Nükul)
İNFİTAR
SURESİ
6)
İkrime dedi ki: “Bu ayetUbeyy b. Halef hakkında nazil olmuştur.” (İbn Ebi Hatim;
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
MUTAFFİFİN
1)
İbn Abbas dedi ki: “Nebi (s.a.v.) Medine’ye ayak bastığında, Medine halkı ölçme
bakımından insanların en kötüsü idi. Bundan dolayı Allah teala bu ayetleri
indirdi.” (Nesai, Tefsir: 674; İbn Mace, Ticaret: 2223; Hakim, Müstedrek: 2/33;
Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Kurazi
şöyle dedi: “Medine’de ölçme ve tartıda hile yapan bazı tüccarlar vardı. Onların
alış-verişleri kumara benzerdi: Münabeze, Mülamese ve Muhatara. Bunun üzerine
Allah teala bu ayetleri indirdi. Rasulullah da çarşıya çıktı ve bu ayetleri
okudu.” (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Süddi
şöyle dedi: “Rasulullah Medine’ye ayak bastığında orada Ebu Cüheyne adında bir
adam vardı. Onda iki tane ölçek vardı. Ölçeğin birisiyle verirdi, diğeriyle
alırdı. Bu ayet de bu sebepten dolayı inmiştir.” (Mürsel hadistir. Vahidi,
Esbab-ı Nüzul)
TARIK
1)
Bu ayetler Ebu Talib hakkında inmiştir. O, Rasulullah’a geldi ve ona biraz
ekmekle biraz da süt verdi. Rasulullah oturarak getirilenleri yerken bir yıldız
kaydı ve yıldızın aktığı yer ateş oldu. Ebu Talib bundan korktu ve: “Bu nedir?”
diye sordu. Rasulullah buyurdu ki: “Bu, kendisiyle şeytanların vurulduğu bir
yıldızdır ve o Allah’ın ayetlerinden bir ayettir.” Ebu Talib hayret etti.
Bunun üzerine Allah teala bu ayetleri indirdi.” (Senedi yoktur. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
5)
İkrime dedi ki: “Bu ayet, Ebu’l-Eşed hakkında inmiştir. Bir sefer serzenişte
bulunarak şöyle dedi: “Ey Kureyş topluluğu, kim beni Muhammed’den kurtaracaksa
ona şu şu var. Şüphesiz Muhammed cehennem bekçilerinin on dokuz tane olduğunu
söylüyor. Ben ise on tanesini tek başıma dokuz tanesini de sizin yardımınızla
hallederim.” dedi. (İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
A’LA
SURESİ
6)
İbn
Abbas dedi ki: “Nebi’ye Cebrail vahiy getirdiği zaman Nebi (s.a.v.) vahyin
başını okumadan Cebrail gitmezdi. Bunu da unutmaktan korktuğu için yapmaktaydı.”
Bunun üzerine Allah teala bu ayeti indirdi.” (Hadisin isnadında Cüveybir vardır.
Kendisi gerçekten zayıf birisidir. Taberani; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
ĞAŞİYE
SURESİ
17)
Katade dedi ki: “Yüce Allah cenettekileri vasıflayınca delalet ehli kimseler
bundan dolayı gıpta ettiler. Allah da bu ayeti indirdi.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
BELED
27)
Büreyde dedi ki: “Bu ayet Hamza hakkında inmiştir.” (İbn Ebi Hatim; Suyuti,
Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
İbn
Abas dedi ki: “Rasululah (s.a.v.): ‘Her kim Rume kuyusunu satın alır ve bunu
azaptan kurtulma vesilesi yaparak vakfederse, Allah da onu bağışlar.’ Bunun
üzerine kuyuyu Osman (r.a.) satın aldı. Sonra da ona: “Bu kuyu ile insanlara
su dağıtmayı ister misin?” diye buyurdu. O da: “Evet.” Dedi. Bundan dolayı
da Allah Osman hakkında bu ayeti indirdi.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
LEYL
SURESİ
1)
İbn Abbas dedi ki: “Hurma ağacı olan birisi vardı. O hurma ağacının dalları,
çoluk çocuğu bulunan bir adamın evine doğru uzanıyordu. Hurma sahibi evine
geldiğinde, hurma ağacına çıkar ve hurmadan almak isterdi. Çok kere hurma
dökülürdü ve o fakirin çocukları da bunu alırlardı. Adam da hurma ağacından
iner, hurmaları fakirin çocuklarının elinden alırdı. Eğer hurmayı çocuklardan
birisinin ağzında bulursa, parmağını ağzına sokar ve hurmayı çıkarırdı. Fakir
adam bu durumu Nebi’ye şikayet etti ve hurma sahibinden kendisine ulaşan eza ve
cefayı haber verdi. Nebi: “Sen git!” buyurdu. Rasulullah hurma sahibiyle
karşılaştı ve şöyle buyurdu: “Dalları falancanın evinde bulunan hurmanı bana
ver, onun yerine cennette sana bir hurmalık verilir.” Hurma sahibi: “O bana
verilmiştir. Benim daha çok hurmalarım var. Cennette meyveleri bundan daha
hoşuma giden hurmalıklar yoktur.” dedi. Sonra adam gitti. Rasulullah’tan bu sözü
işiten başka bir adam Rasulullah ile karşılaştı ve şöyle dedi: “Ey Allah’ın
Rasulü, o adama verdiğini bana da verir misin? Yani o hurmalığı alırsam cennette
bana da bir hurmalık verir misin?” dedi. Rasulullah: “Evet.” buyurdu. Bu
şahıs gitti, hurmalığın sahibiyle pazarlık etti. “Sen bu hurmalığa karşılık
Muhammed’in cennette bana bir hurmalık vereceğini anladın mı?” dedi. Bu sefer
diğeri şöyle dedi: “Onun hurmaları benim hoşuma gidiyor.” O da: “Onu satmak
ister misin?” diye sordu. Hurma sahibi: “Hayır, bana verileceğini zannedemediğim
bir şeye karşılık ancak onu verebilirim.” dedi. Alıcı: “Peki, o zaman bizden ne
istersin?” dedi. O da: “Kırk hurma isterim.” dedi. Müşteri ona: “Çok istedin.
Bahçene düşen bir hurmana karşılık kırk hurma istiyorsun.” dedi. Satıcı sustu.
Alıcı: “Sana kırk hurmalık veriyorum.” dedi. Satıcı: “Eğer doğru söylüyorsan
bana şahit getir.” dedi. Satıcı oradan geçen bir grup insanı davet etti. Ona
kırk hurmalık vereceğine dair onları şahit tuttu. Sonra Rasulullah’a gitti ve
şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasulü, hurmalık artık benim mülkümdür. Senin
tasarrufun altındadır.” Bunun üzerine Rasulullah evin sahibine gitti ve ona
şöyle dedi: “Hurma senin ve evlatlarınındır.” Bunun üzerine Allah teala bu
ayetleri indirdi. (Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul;
İbn Kesir, bu çok garib bir rivayettir, demiş.)
İbn
İshak, Abdullah’tan şunu rivayet etmiştir: “Ebu Bekir, Bilal’i Ümeyye b.
Halef’ten on altına satın aldı ve serbest bıraktı. Bunun üzerine Allah teala ilk
dört ayeti indirdi. Yani Ebu Bekir’in çalışması başka, Ümeyye’ninki başkadır.”
(Suyuti, ed-Dürr: 6/358; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
5)
Ali (r.a.) şöyle dedi: Rasulullah buyurdu ki: “Sizden hiçbir kimse yoktur ki
onun cennetteki veya cehennemdeki yeri yazılmış olmasın.” Sahabeler dediler
ki: “Ey Allah’ın Rasulü, biz tevekkül etmeyelim mi?” Buyurdu ki: “Amel
ediniz. Zira herkes yaratıldığı şeye müyesserdir (onunla amel edecektir).”
Sonra bu ayetleri okudu.” (Buhari, Cenaiz: 1362, Tefsir: 4945, Edeb: 6217,
Kader: 6605, Tevhid: 7552, Müslim, Kader: 6, 7/2647; Ebu Davud, Sünnet: 4694;
Tirmizi, Kader: 2136; Nesai: 698, 699; İbnMace: 78; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Abdullah,
ailesinden birinden rivayet etti: “Ebu Kuhafe oğlu Ebu Bekr’e şöyle dedi:
“Oğulcağızım görüyorsun ki sen zayıf bir köleyi satın alıp salıveriyorsun. Eğer
sen kuvvetli kimseleri hürriyetine kavuştursaydın, seni düşmanlarından korurlar
ve senin önünde dikilirlerdi.” Ebu Bekir de: “Babacığım ben, isteyeceğimi ancak
Allah’tan istiyorum.” dedi. Bunun üzerine bu ayetler indi.” (Hakim, Müstedrek:
2/525; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
İbn
Zübeyr minberdeyken onu işiten kimse şöyle dediğini söylüyor: “Ebu Bekir zayıf
köleleri satın alıp salıveriyordu. Babası Ebu Bekr’e dedi ki: “Oğlum keşke sen,
sırtını koruyacak kimseleri satın alıp da salıversen.” O da dedi ki: “Ben
sırtımın müdafasını murad etmiyorum. Bunun üzerine bu ayetler indi. (Senedi
yoktur. Bezzar; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Urve
dedi ki: “Ebu Bekir yedi kölesini sırf Allah’ın rızasını elde etmek, azabından
kurtulmak için azad etmiştir. Bunun üzerine bu ayetler onun hakkında inmiştir.”
(İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
19)
İbn Abbas dedi ki: “Bilal müslüman olunca putlara gidip üzerlerine bevletti. O
Abdullah b. Cud’an’ın kölesi idi. Bunun üzerine müşrikler Bilal’in yaptığını ona
şikayet ettiler. O da onu müşriklere teslim etti ve putları için yüz deve
kestiler. Onlar da Bilal’i yakalayıp kızgın taşlar üzerine yatırıp kendisine
işkence etmeye başladılar. O ise: “Allah bir, Allah bir.” diyordu. Bu esnada
Rasulullah ona uğrayıp:
“Allah bir, Allah
bir demen seni kurtaracaktır.”
buyurdu. Sonra Rasulullah Bilal’in Allah yolunda işkence edilişini Ebu Bekir’e
haber verdi. Ebu Bekir de bir batman altın yüklenip, gidip onu bu altın
karşılığında satın aldı. Bunun üzerine müşrikler dediler ki: “Ebu Bekir bu işi
ancak Bilal’in kuvvetli bir adam oluşuna karşılık böyle yaptı.” Bunun üzerine bu
ayetler indi. (Senedi yoktur. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
DUHA
SURESİ
1)
Cündüb
şöyle dedi: Rasulullah hastalanmıştı. Bir veya iki gece namaza kalkmamıştı.
Kureyş’ten bir kadın Rasulullah’a şöyle dedi: “Şeytanın seni terkettiğini
görüyorum.” Bunun üzerine Allah teala bu ayetleri indirdi.” (Buhari, Cihad:
2802; Edeb: 6146; Müslim, Cihad ve Siyer: 112, 113/1796; Tirmizi, Tefsir: 3345;
Taberani, el-Kebir: 2/173; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
Zeyd
b. Erkam dedi ki: “Rasulullah günlerce beklediği halde Cebrail vahiy
getirmemişti. Ebu Leheb’in karısı Ümmü Cemil: Arkadaşının seni terkettiğini ve
sana darıldığını görüyorum.” dedi. Bunun üzerine bu ayetler indi.” (Hakim;
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Hişam
b. Urve babasından şunu haber verdi: “Cebrail Rasulullah’a vahiy getirmekte
gecikti de bundan dolayı Rasulullah çok korktu ve endişe etti. Bunun üzerine
Hatice Rasulullah’a: “Senin bu şikayetlenmeni, sızlanmanı gördüğünden dolayı
Rabbin sana darıldı.” Bunun üzerine Allah teala bu ayetleri indirdi.” (Mürsel
hadistir. Hakim, Müstedrek: 2/610, 611; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı
Nüzul Lübab-ı Nükul)
Hafız
İbn Hacer: “Ümmü Cemil ve Hatice’den gelenler hakkında açık olan bunu söylemiş
olduklarıdır. Ancak Ümmü Cemil bunu dalga geçerek söylemiş, Hatice (r.a.) ise
üzülerek söylemiştir.” demiştir. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Hafs
b. Said el-Kureşi dedi ki: “Bana annem anlattı. O da annesi Havle’den –Havle
Rasulullah’ın hizmetçisi idi.- işitmişti. Bir gün eve bir köpek yavrusu girdi ve
orada öldü. Rasulullah günlerce bekledi. Kendisine vahiy gelmiyordu. Buyurdu ki:
“Ey Havle, benim evime ne oldu ki Cebrail evime gelmiyor?” Havle: “Ben
evi temizlesem, hazırlasam.” dedim. Evi hazırladım, temizledim, süpürge ile
sedirin altını süpürdüm. Bir de baktım ki sedirin altında ağır bir şey var. Onu
sedirin altından çıkarıncaya kadar uğraştım. Bir de ne göreyim. Ölü bir köpek
yavrusu. Onu oradan aldım ve duvarın arkasına attım. Rasulullah sakalı
titreyerek geldi. Vahiy geldiği zaman onu bir titreme alıverirdi. Buyurdu ki:
“Ey Havle beni ört.” Bunun üzerine Allah teala bu ayetleri indirdi.”
(Suyuti, ed-Dürr: 6/361; Heysemi Mecmau’z-zevaid: 7/138; Taberani; İbn Ebi Şeybe, Müsned; Vahidi,
Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Hafız
İbn Hacer: “Bu kıssa meşhurdur.Ancak iniş sebebinin bu oluşu gariptir.Hatta
sahihdeki rivayetlerce şaz ve merduttur.” demiştir. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
4)
İbn Abbas dedi ki: “Rasulullah kendisinden sonra ümmetine müyesser olacak
fetihleri gördü. Bundan dolayı çok sevindi. Allah teala da bu ayetleri indirdi.
Allah kendisine cennette bin adet, mercanla inciden yapılmış köşk verdi. O
köşkün toprağı misktendir. Her bir köşkte onun için gerekli olan –bunlar ister
zevceler bakımından olsun, isterse hizmetçiler bakımından olsun- şeyler vardır.”
(İsnadı hasendir. Hakim, Müstedrek: 2/526, Taberani; Beyhaki, Delail; Vahidi,
Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
6)
İbn Abbas’tan Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ben Rabbimden çok şeyler
istedim, hatta istemediğim şeyi de istedim. Dedim ki: “Ey Rabbim, Sen benden
önceki rasullerden bazısına rüzgarı hizmetçi kıldın. –Burada Davud’un oğlu
Süleyman’ı zikretti- Bazısı da ölüleri diriltiyordu. –Burada Meryem oğlu
İsa’yı zikretti- İşte onlardan bazılarına şunu verdin, bazılarına şunu
verdin.” Allah buyurdu ki: “Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı?”
Dedim ki: “Evet Ya Rabbi!” Cenab-ı hak buyurdu ki: “Ve seni yol bilmez
iken, doğru yola yöneltip iletmedi mi?” Dedim ki: “Evet Ya Rabbi!” Cenab-ı hak
buyurdu ki: “Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi? Dedim ki: “Evet
Ya Rabbi!” Cenab-ı hak buyurdu ki: “Biz senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi?
Yükünü üzerinden indirip atmadık mı?” Dedim ki: “Evet Ya Rabbi!” (Senedi
hasendir. Taberani el-Kebir: 11/455; Beyhaki, ed-Delail: 7/63; Heysemi,
Mecmau’z-zevaid: 8/253; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İNŞİRAH
SURESİ
6)
Bu
ayet müslümanları fakirlikleri sebebiyle ayıplayan müşrikler hakkında nazil
olmuştur. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Hasan
dedi ki: “Bu ayet indiği zaman Rasulullah şöyle buyurdu: “Müjde olsun
sizlere! Sizlere kolaylık geldi. Artık zorluk asla iki kolaylığa galip
gelemez.” (İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
TİN
SURESİ
5)
İbn
Abbas bu ayet hakkında dedi ki: “Bunlar Rasulullah’ın zamanında ömürleri en
rezil bir hale gelen kimseler hakkında inmiştir. Akılları gittiği zaman onların
durumu Rasulullah’a sorulunca Allah onların akıllarının gitmeden evvelki
hallerinin geçerli olduğunu, ecirlerinin boşa gitmediğini söylemiştir.” (İbn
Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
ALAK
SURESİ
Aişe
şöyle dedi: “Rasulullah’a gelen ilk vahiy, uykuda sadık rüya ile olmuştur. O
hiçbir rüya görmezdi ki, sabah aydınlığı gibi olmasın. Sonra yalnızlık kendisine
sevdirildi. İbadet etmek üzere Hira dağına giderdi. Ve o bunun için azık
hazırlardı. Nihayet Hira mağarasında iken, hak olan vahiy ona geldi. Melek ona
gelince: “Oku!” dedi. Rasulullah dedi ki: “Ben de ona: ‘Okuma bilmem.’ dedim.
Melek bunun üzerine beni tuttu ve takatim kesilinceye kadar sıkıverdi. Sonra
beni salıverip, tekrar ‘Oku!’ dedi. Ben de: ‘Ben okuyamam.’ dedim. Tekrar beni
tuttu ve ikinci kez takatim kesilinceye kadar sıkıverdi. Sonra beni bırakarak
‘Oku!’ dedi. Ben de yine ‘Okuyamam.’ dedim. O yine beni tuttu. Üçüncü kez
takatim kesilinceye kadar sıktı ve salıverdi. Sonra bu surenin ilk beş ayetini
indirdi. Rasulullah’ı titreme alarak bu ayetlerle geri döndü ve nihayet
Hatice’nin yanına geldi, şöyle dedi: “Beni örtün.” Onlar da kendisini
örttüler. Korku kendisinden gidince dedi ki: “Ya Hatice, bana ne oluyor?”
ve olanları Hatice’ye anlattı. “Kendimden korktum.” dedi. Hatice de kendisine
dedi ki: “Hayır kendini ferah tut, vallahi Allah seni asla rüsvay etmeyecektir.
Zira sen akrabayı gözetir, sözü doğru söyler, meşakkati yüklenir, misafiri
ağırlar, hak yolunda nevbet nevbet gelen musibetlere karşı insanlara yardım
edersin.” (Buhari, Tefsir: 4956; Müslim, İman: 142, 160, 253; Hakim, Müstedrek:
3/183; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Aişe
dedi ki: “Kur’an’dan ilk inen Alak: 96/1 ayeti kerimesidir.” (Sahih hadistir.
Hakim, Müstedrek: 2/529; Beyhaki, Delailu’n-nübüvve: 2/155; ed-Dürr: 6/368;
Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Hasan
dedi ki: “Kur’an’dan ilk nazil olan ‘Bismillahi’r-Rahmani’r-Rahim’dir. İşte
Mekke’de Kur’an’dan ilk nazil olan budur. İlk nazil olan sure de Alak
suresidir.” (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Muhammed
b. Abbad b. Cafer el-Mahzumi dedi ki: “Alimlerden birisinin şöyle dediğini
işittim: “Allah’ın Rasulü’ne ilk indirdiği Alak suresinin ilk beş ayetidir.”
Dediler ki: “Hira’da bulunduğu günde Rasulullah’a ilk nazil olunanlar işte
bunlardır. Bundan sonra Allah’ın dilediği kadar diğerleri nazil oldu.” (Bu eser
Aişe’nin Hakim’de geçen hadisiyle aynı görüşü paylaşıyor. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Hüseyin
b. Ali dedi ki: “Rasulullah’a Mekke’de ilk inen sure Alak suresidir. Son inen
sure ise Mü’minun veya Ankebut suresidir. Medine’de ilk inen sure Mutaffifin,
son inen sure ise Tevbe suresidir. Rasulullah’ın Mekke’de ilk ilan ettiği sure
Necm suresidir. Cehennem
ehline
en çetin gelen ayet: “Haydi tadın bakayım. Zira size azaptan başka hiçbir şey
artırmayız.” ayetidir. Kur’an’da Allah’ı birleyen ehl-i tevhid için en fazla
ümit verici ayet “Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz.
Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar.” (Nisa: 4/116) ayetidir.
Rasulullah’a en son inen ayet “Allah’a dönürüleceğiniz bir günden sakının!”
(Bakara: 2/281) ayetidir. (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
6)
Ebu
Hureyre dedi ki: “Ebu Cehil, müşriklere hitaben: “Muhammed sizin yanınızda
toprağa secde mi ediyor?” dedi. “Evet.” dediler. Ebu Cehil dedi ki: “Lat
ve Uzza’ya yemin olsun ki, Muhammed’i böyle yaparken görürsem boynuna toprak
atacağım ve yüzünü toprağa gömeceğim.” dedi. Bunun üzerine bu ayet indi. (İbn
Münzir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
9)
İbn Abbas dedi ki: “Rasulullah namaz kıldığı zaman Ebu Cehil ona engel olurdu.
Bunun üzerine bu ayetler nazil oldu.” (İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
17)
Bu ayetler Ebu Cehil hakkında nazil olmuştur. İbn Abbas dedi ki: “Rasulullah
namaz kılıyordu. Ebu Cehil geldi ve dedi ki: “Ben seni bundan men etmemiş
miydim?” Rasulullah ona döndü ve ona sert bir mukabelede bulundu. Bunun üzerine
Ebu Cehil: “Vallahi sen bilirsin ki çoğunluk benden yanadır.” dedi. Bunun
üzerine Allah teala bu ayetleri indirdi. Vallahi eğer o arkadaşlarını
çağırsaydı, Allah’ın zebanileri onu yakalayacaklardı.” (Tirmizi, Tefsir: 3349.
Tirmizi bu hadisin hasen, garib ve sahih olduğunu söylemiştir. Nesai, Tefsir:
704; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 1/256; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı
Nüzul Lübab-ı Nükul)
KADR
SURESİ
1)
Hasan b. Ali dedi ki: “Nebi’ye kendi minberi üzerinde Beni Ümeyye gösterildiği
zaman bunu hoş karşılamadı. Bunun üzerine Kevser ve Kadr sureleri indi. Öyleki
bunlar nebinin Beni Ümeyye’den, herşeyden daha öncelikli olduğunu
göstermektedir.” (Tirmizi; Hakim; İbn Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
Kasım
el-Haddani dedi ki: “Biz bir de saydık ki bu bin ay olmakta ne artmakta ne de
eksilmektedir.” Tirmizi, bu gariptir, demiş. Müzni ve İbn Kesir ise gerçekten bu
münkerdir, demiştir.
3)
Mücahid dedi ki: Nebi (s.a.v.) İsrailoğullarından silahlanıp da tam bin ay Allah
yolunda gündüz cihad eden, gece sabaha kadar namaz kılan bir adamı zikretti.
Bundan dolayı müslümanlar hayretler içerisinde kaldılar. Bunun üzerine Allah
teala bu ayetleri indirdi. Nebi (s.a.v.) buyurdu ki: “Yani Kadir gecesi,
silah kuşanıp cihad eden adamın bin ayından daha hayırlıdır.” (Mürsel
hadistir. İbn Cerir; İbn Ebi Hatim; Suyuti, ed-Dürr: 6/371; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
ZİLZAL
SURESİ
1)
Bu ayet indiğinde Ebu Bekir oturuyordu. Ağlamaya başladı. Rasulullah ona buyurdu
ki: “Seni ağlatan şey nedir ey Ebu Bekir?” O da dedi ki: “Beni ağlatan bu
suredir. Rasulullah: “Eğer siz hata yapmayıp, günah işlemeseydiniz, Allah
sizden sonra hata yapan ve günah işleyen bir ümmet yaratırdı. Sonra onlara
mağfiret edilirdi.” buyurdu. (Bu hadisin senedinde bulunan Huyey b.
Abdullah’ın sika ve zayıflığı hakkında ihtilaf edilmiştir. Fakat senetteki diğer
raviler hakkında sıhhatlidirler, ifadesi kullanılmıştır. Heysemi,
Mecmau’z-zevaid: 7/141; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
7)
Mukatil şöyle dedi: “Bu ayetler iki kişi hakkında inmiştir. Onlardan her
birisine bir dilenci gelirdi. O da o dilenciye, hurma, parça ekmek ve ceviz
verip şöyle derdi: “Bu da bir şey mi ki, biz verdiğimiz şey üzerine ücretleniriz
ve biz de bunu severiz.” Diğer bir adam da az bir günahı önemsemez hafif
görürdü. Yalan, gıybet ve harama bakmak gibi. Sonra şöyle derdi: “Bundan bana
bir günah hasıl olmaz. Allah ateş ancak büyük günahlara vadetmiştir.” Bunun
üzerine Allah bu ayetleri az bir hayra teşvik için indirdi. Zira o yakında çok
olur. Ve bir de azımsanan günahtan sakındırmak için indirdi. Zira o yakında çok
olur. (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Said
b. Cübeyr dedi ki: “İnsan: 76/8 ayeti inince müslümanlar birşey infak edecekleri
zaman onu az da olsa geciktirmeden verirlerdi. Öte yandan bazı kimseler de
yalan, göz zinası, gıybet vs. gibi günahlar konusunda kınanmadıklarını
zannederlerdi. “Allah, ancak büyük günah işleyenlere ateşi vaad etmiştir.”
derlerdi. Bunun üzerine bu ayetler indi.” (İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
ADİYAT
SURESİ
1)
Mukatil dedi ki: “Rasulullah (s.a.v.) Kinane oğullarından bir kabileye bir
seriyye gönderdi. Seriyyenin başına el-Münzir b. Amr el-Ensari’yi komutan tayin
etmişti. Onlardan bir müddet haber gelmedi. Bunun üzerine münafıklar dediler ki:
“Onların hepsi öldürüldüler.” Allah teala seriyyeden haber verdi ve bu ayeti
indirdi.” (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Abbas dedi ki: “Rasulullah atlı bir grup gönderdi de onlardan bir ay geçtiği
halde bir haber gelmedi. Bunun üzerine bu ayet indi. Yani burun delikleriyle
soluyarak koşan atlara yemin ederim, demektir.” (Senedi zayıftır. Bezzar; İbn
Ebi Hatim; Hakim; Heysemi. Mecmau’z-zevaid: 7/142; Vahidi, Esbab-ı Nüzul;
Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
TEKASÜR
SURESİ
Mukatil
ve Kelbi şöyle dedi: “Bu sure Kureyş’ten iki kabile hakkında indi. Abdi Menaf ve
Sehm oğulları. Bu iki kabile arasında anlaşmazlık, münakaşa vardı. Hangisinde
efendi ve şerefliler çok diye her iki tarafın efendilerini ve şereflilerini
saydılar. Abd-i Menaf oğulları: “Biz, efendiler bakımından daha çoğuz ve güç
bakımından da daha güçlüyüz, sayı bakımından daha fazlayız.” dediler. Sehm
oğulları da aynı şeyleri söylediler. Fakat Abd-i Menaf oğulları daha fazla
geldiler. Sonra dediler ki: “Ölülerimizi de sayalım.” Nihayet ölüleri ziyaret
ettiler ve ölülerini saydılar. Bu sefer de Sehm oğulları fazla geldiler. Çünkü
onlar cahiliyye devrinde sayı bakımından daha çok idiler.” Bu ayet de bu
sebepten dolayı indirildi.” (Mürsel hadistir. İbn Ebi Hatim; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Katade
şöyle dedi: “Bu sure Yahudiler hakkında inmiştir. Yahudiler dedi ki: “Biz falan
oğullarından daha fazlayız. Falan oğulları da falan oğullarından daha çoktur.”
Böylece onları bu çoklukla ilgili iddialaşma ölünceye kadar meşgul etti ve
sapıklık da ölünceye kadar bu hal devam etti.” (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Ali
dedi ki: “Biz kabir azabı hakkında şüphe ederdik. Nihayet bu sure indi. Yani
kabir azabı hakkında yakında bileceksiniz.” (İbn Cerir, Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
HÜMEZE
SURESİ
Osman
b. Ömer dedi ki: “Bu ayet Ubeyy b. Halef hakkında inmiştir.” (İbn Ebi
Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
Suddi
dedi ki: “Bu ayet Ahnes b. Şüreyk hakkında inmiştir.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
Rikka
ehlinden birisi dedi ki: “Bu ayet Amir b. el-Cüheni hakkında inmiştir.” (İbn
Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
İbn
İshak dedi ki: Ümeyye b. Halef, Rasulullah’ı görünce yüzüne karşı alay eder,
arkadan da çekiştirirdi. Bunun üzerine bu ayet indi.” Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
FİL
SURESİ
Bu
sure, Fil Ashabının kıssası, Ka’be’yi tahrib etme niyetleri, Allah teala’nın
onlara ne yaptığı, beytinden nasıl geri çevirdiği ve onların nasıl helak
oldukları hakkında inmiştir. Bu bilinen bir şeydir. (Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
KUREYŞ
SURESİ
Bu
sure, Kureyş ve Allah’ın Kureyş’e minneti hakkında inmiştir. (Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Ümmü
Hani b. Ebi Talib’den Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah teala
Kureyş’i yedi özellikle üstün kıldı. Bu yedi özellik Kureyş’ten önce hiç kimseye
verilmediği gibi, daha sonra da hiç kimseye verilmeyecektir. Zira hilafet
onlarda kalacak, hacılara su verme onlarda kalacak, nübüvvet onlardadır-ki ben
de o kabileden birisiyim-. Fil ashabına karşı onlara yardım olundu. Ve onlar
yedi yıl Allah teala’ya ibadet ettiler. Onlardan başka hiç kimse böyle yapmadı.
Ve onlar hakkında bir sure inmiştir ki, bu surede onlardan başkasının ismi
zikredilmedi.” (Senedi zayıftır. Hakim, Müstedrek: 2/536, Taberani,
el-Kebir: 24/409; Suyuti, ed-Dürr: 6/396; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı
Nüzul Lübab-ı Nükul)
MAUN
SURESİ
Mukatil
ve Kelbi şöyle dedi: “Bu sure As b. Vail es-Sehmi hakkında inmiştir.” (Mürsel
hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Cüreyc dedi ki: “Ebu Süfyan b. Harb her hafta iki tane deve keserdi. Ona bir
yetim geldi ve ondan bir şey istedi. O da değnekle yetimi kovdu. Bunun üzerine
Allah teala bu ayetleri indirdi.” (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Abbas dedi ki: “Bu sure namazlarında mü’minleri görünce riya yapan, gittikleri
zaman da namazlarını terkeden, en ufak bir iyiliği dahi olsa meneden kimseler
hakkında inmiştir.” (İbn Münzir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
KEVSER
SURESİ
İbn
Abbas dedi ki: “Bu sure As b. Vail hakkında inmiştir. Rasulullah mescidden
çıkarken o da mescide giriyordu. Sehm oğulları kapısında karşılaştı ve
konuştular. Kureyş’in ileri gelenlerinden bir grup da mescitte oturuyorlardı. As
b. Vail mescide girince: “Konuştuğun adam kimdi?” diye sordular. O da: “Şu soyu
kesik!” deyip Rasulullah’ı kastetti. Bu olaydan önce Rasulullah’ın Hatice’den
dünyaya gelen oğlu Abdullah vefat etmişti. Onlar oğlu olmayan kimseye bu tabiri
kullanırlardı. Bunun üzerine Allah teala bu sureyi indirdi. (Senedi yoktur.
Suyuti, ed-Dürr: 6/401; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Yezid
b. Ruman şöyle dedi: “Rasulullah’ın ismi anıldığında As b. Vail şöyle derdi:
‘Bırakın onu, o, soyu kesiğin birisidir. Onun devamı yoktur. Eğer ölürse onun
zikri de kesilir ve siz de ondan kurtulursunuz.” Bunun üzerine Allah teala bu
sureyi indirdi.” (Mürsel hadistir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul) İbn Abbas şöyle dedi:
“As b. Vail Muhammed’e uğrayarak şöyle derdi. “Ben seni kınıyorum. Zira sen
erkeklerden soyu kesik bir insansın.” Bunun üzerine Allah teala bu sureyi
indirdi.” (İbn Cerir: 30/212; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Abbas dedi ki: “Ka’b b. Eşref Mekke’ye gelince Kureyş ona: “Sen onların
efendisisin. Görmüyor musun kavminin içindeki bu soyu kesiği! Kendi kendini
bizden üstün sanmakta. Halbuki biz hacılara bakan, onları gözeten ve su dağıtan
kimseleriz.” dedi. O da: “Siz onlardan daha hayırlısınız.” dedi. Bunun üzerine
bu sure nazil oldu.” (Bezzar, sahih isnadla; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
İkrime
dedi ki: “Nebi’ye (s.a.v.) vahiy inince Kureyş: “Muhammed bizden soyunu
yitirdi.” dedi. Bunun üzerine bu sure nazil oldu.” (İbn Münzir; İbn Ebi Şeybe,
Musannef; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Suddi
dedi ki: “Kureyş kabilesi bir adamın erkek oğlu öldüğü zaman: “Filancanın soyu
kesildi.” derlerdi. Nebi’nin oğlu ölünce As b. Vail: “Muhammed’in soyu kesildi.”
dedi ve bu sure nazil oldu. (İbn
Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Muhammed
b. Ali dedi ki: “O çocuğun ismi, Kasım’dır.” (Beyhaki, Delail; Suyuti, Esbab-ı
Nüzul Lübab-ı Nükul)
Mücahid
dedi ki: “Bu sure As b. Vail hakkında nazil olmuştur. Nitekim kendisi:
“Muhammed’in soyu kesildi.” demişti. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul) Ebu
Eyyub dedi ki: “Rasulullah’ın oğlu İbrahim vefat edince müşrikler aralarında
koşuşturarak: “Şüphesiz bu çocuk bu gece soyu kestirtti.” dediler. Bunun üzerine
bu sure indi.” (Taberani zayıf senedle; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Said
b. Cübeyir dedi ki: “Bu sure Hudeybiye günü Nebi’nin yanına Cibril’in gelip:
“Kurban kes ve geri dön.” demesi üzerine indi. Bunun üzerine Rasulullah ayağa
kalktı, fıtır ve kurban hutbesi okudu, sonra da iki rekat namaz kıldı, sonra da
kurbanlık hayvanlara yönelip kurban kesti.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul. Suyuti dedi ki: Bunda gerçekten bir gariplik söz
konusudur.)
Şemre
b. Atıyye dedi ki: “Ukbe b. Ebi Muayt, nebinin bir oğlu kalmadığını öğrenince:
“Onun soyu kesiktir.” dedi. Bundan dolayı bu sure indi.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
İbn
Cüreyc dedi ki: “Nebi’nin oğlu İbrahim vefat edince Kureyş: “Muhammed’in soyu
kesildi.” dediler ve Nebi’ye buğzettiler. Bunun üzerine Rasulullah’ı teselli
etmek için bu sure indi.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
KAFİRUN
SURESİ
Bu
sure Kureyş’ten bir topluluk hakkında nazil olmuştur. Onlar: “Ey Muhammed, gel
sen bizim dinimize tabi ol. Biz de senin dinine tabi olalım. Bir yıl sen bizim
ilahlarımıza ibadet et, bir yıl da biz senin ilahına ibadet edelim. Eğer
tanrılarımıza ibadet etmek suretiyle bir hayra ulaşırsan, bize iştirak edersin.
Biz de bundan bir zevk duyarız. Yok eğer biz senin tanrına ibadet eder, senin
elinle bir hayra ulaşırsak, sana iştirak ederiz. Bundan da sen zevk duyarsın.”
dediler. Rasulullah buyurdu ki: “Kendisinden başkasını Allah’a şirk koşmaktan
Allah’a sığınırım.” Bunun üzerine Allah teala bu surenin tamamını indirdi.
Rasulullah erkenden Mescid-i Haram’a gitti. Mescid Kureyşlilerle dolu idi. Bu
sureyi sonuna kadar onlara okudu. Bu yüzden Kureyşliler ümitsizliğe düştüler.
(Suyuti, ed-Dürr: 6/404; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Abbas dedi ki: Kureyş kabilesi Rasulullah’a mal vermeyi, böylece Mekke’nin en
zengin adamı olmasını vaad etmişler, aynı zamanda onu kadınlarla evlendirme
vaadinde de bulunmuşlardı. Rasulullah’a şöyle dediler: “Bunları sana vereceğiz
ya Muhammed! Ancak ilahlarımıza sövmeyi bırak, onlar hakkında kötü konuşma.
Şayet yapmazsan, gel ilahlarımıza bir yıl ibadet et.” dediler. Nebi (s.a.v.) de
: “Bir bakayım Rabbim bana neyi emredecek?” dedi. Allah bu sureyi ve:
“Ey cahiller, Allah’tan başkasına ibadet etmemi mi bana emrediyorsunuz?”
ayetini indirdi. (Taberani; İbn Ebi Hatim;
Suyuti, Esbab-ı Nüzul) İbn Münzir de bunun benzerini İbn Cüreyc’den
nakletmiştir. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul) Said b. Meyna dedi ki: “Velid b. Muğire,
As b. Vail, Esved b. Muttalib ve Ümeyye b. Halef Rasulullah’la karşılaşıp: “Ey
Muhammed, haydi gel, taptıklarımıza tap ve biz de taptıklarımıza tapmaya devam
edelim. Böylece sen de bize bu konuda iştirak etmiş olursun.” dediler. Bunun
üzerine bu sure nazil oldu. (İibn Ebi Hatim, Suyuti, Esbab-ı Nüzul)
NASR SURESİ
Bu
sure, Nebi’nin Huneyn Gazvesinde indi. Nebi (s.a.v.) bu surenin inişinden sonra
iki sene daha yaşadı. (Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Abbas dedi ki: “Rasulullah, Huneyn Gazvesinden geldiğinde, Allah teala bu sureyi
indirdi. Rasulullah buyurdu ki: “Ey Ali b. Ebi Talib, ey Fatıma, şüphesiz
Allah’ın yardımı ve fethi geldi. Ben insanların Allah’ın dinine bölük bölük
girdiğini gördüm. Rabbimi hamd ile tesbih ederim. Çünkü O tevbeleri çokça kabul
edendir.” (Zayıf hadistir. Suyuti, ed-Dürr: 6/407; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Zühri
dedi ki: “Rasulullah fetih yılı Mekke’ye girdiği zaman Halid b. Velid’i Kureyş
müşrikleriyle Mekke’nin alt taraflarında savaşması için gönderdi. Allah’ın
yardımıyla onları yendiler. Sonunda Allah’ın dinine girdiler, fetih gerçekleşti.
Allah da bu ayeti indirdi.” (Abdurrezzak, Musannef; Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
TEBBET
SURESİ
İbn
Abbas dedi ki: “Rasulullah bir gün Safa tepesine çıktı ve: “Ey Sabahah, koşun
ey Kureyş topluluğu!” diye nida etti. Bunun üzerine Kureyş toplandı ve: “Ne
istiyorsun? Ne haberin var?” dediler. O da: “Ben size sabah akşam düşman
baskısına uğrayacağınızı haber verecek olsam beni tasdik eder misiniz?” diye
sordu. Onlar: “Evet” dediler. Rasulullah buyurdu ki: “Ben sizi önünüzdeki
şiddetli azabtan sakındıran biriyim.” Bunun üzerine Ebu Leheb: “Seni helak
olasıca. Bizi bunun için mi topladın?” dedi. Allah teala da bu sureyi
indirdi.” (Buhari, Cenaiz: 1394, Menakıb: 3525, Tefsir: 4801, Müslim, İman: 355,
356. Tirmizi, Tefsir: 3363, Nesai, Tefsir: 734; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti,
Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
İbn
Abbas şöyle dedi: “Rasulullah ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Ey Galib oğulları,
ey Mürre oğulları, ey Kilab oğulları, ey Kusayy oğulları, ey Abd-i Menaf
oğulları! Ben, siz ‘lailahe illallah’ demedikçe size Allah’tan gelecek bir
zararı ne önleyebilirim, ne de dünyadan bir nasip sağlayabilirim.” Bunun
üzerine Ebu Leheb: “Helak olasıca bizi bunun için mi buraya topladın?” dedi.
Allah teala da bu sureyi indirdi.” (Zayıf hadistir. Çünkü senetteki Kelbi
yalancılıkla itham edilmiştir. Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
İbn
Abbas dedi ki: “En yakın akarabalarını uyar!” (Şuara: 2/214) ayeti inince
Rasulullah Safa tepesine geldi ve O’nun üzerine çıktı. Sonra şöyle seslendi:
“Ya Sabahah, ey Kureyş topluluğu!” Bunun üzerine insanlar toplandı.
Daveti duyanlardan bazısı geliyor, bazısı da yerine adam gönderiyordu.
Rasulullah buyurdu ki: “Ey Abdu’l-Muttalib oğulları, ey Fihr oğulları, ey
Lüey oğulları! Eğer ben size şu dağın eteğinden atlıların çıkacağını ve onların
size zarar vereceklerini haber versem beni tasdik eder misiniz?” Onlar da:
“Evet.” dediler. Rasulullah: “Öyleyse ben sizi önünüzdeki şiddetli azabtan
sakındıran birisiyim.” buyurdu. Bunun üzerine Ebu Leheb: “Helak olasıca.
Bizi davetin bunun için miydi?” dedi. Allah teala da bu sureyi indirdi.”
(Buhari, Cenaiz: 1394, Menakıb: 3525, Tefsir: 4801, Müslim, İman: 355, 356.
Tirmizi, Tefsir: 3363, Nesai, Tefsir: 734; Vahidi, Esbab-ı Nüzul)
Yezid
b. Zeyd denilen Hemdan’lı bir adam dedi ki: “Ebu Leheb’in karısı Nebi’nin yoluna
diken parçaları koyardı. Bundan dolayı bu sure indi.” (İbn Cerir; Suyuti,
Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
İbn
Münzir de İkrime’den buna benzer olarak rivayet etmiştir. (Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
İHLAS
SURESİ
Katade,
Dahhak ve Mukatil şöyle dedi: “Yahudilerden bir grup insan Rasulullah’a gelip
dediler ki: “Rabbini bize tanıt, Allah Tevrat’ta kendi sıfatını, durumunu
bildirdi. O, nasıl bir şeydir? Cinsi nedir? Altından mıdır yoksa bakırdan veya
gümüşten midir? O, yer ve içer mi? Dünya O’na kimden kaldı? O’nun varisi kimdir?
Bunun üzerine Allah teala bu sureyi indirdi. İnen bu sure, Allah teala’nın
hususi nisbesidir.” (Senedi zayıftır. Tirmizi: 3364; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Ubeyy
b. Ka’b dedi ki: “Müşrikler Rasulullah’a şöyle dediler: “Rabbini bize tanıt.”
Bunun üzerine Allah teala bu sureyi indirdi. Samed, Hiçbir şeye muhtaç olmayan,
herşeyin kendisine muhtaç olduğu varlıktır. Allah doğmaya ve doğrulmaya ihtiyacı
olmayandır. Çünkü doğrulan birşey ölecek demektir. Ölecek kimseye de varis
olunacak demektir. Allah teala ne ölür, ne de kimse ona varis olur. Hiçbir şey
O’na ne benzer olabilir ve ne de denk olabilir.” (Senedi zayıftır. Tirmizi:
3364; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul)
Cabir
dedi ki: “Rasulullah’a: “Ey Allah’ın Rasulü, Rabbini bize anlat!” demeleri
üzerine Allah teala bu sureyi indirdi.” (Bu hadisin senedindeki İsmail b.
Mücahid, doğru bir kimse olmakla beraber, isnad esnasında hata yapabilirmiş.
El-Mecruhin: 3/10; İbn Cerir: 30/321, Suyuti, ed-Dürr: 6/410; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Cabir
b. Abdullah, bu surenin Mekke’de nazil olduğunu söylemiştir. (Taberani; İbn
Cerir; Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
İbn
Abbas dedi ki: “İçlerinde Ka’b b. Eşref ve Huyey b. Ahtab’ın da bulunduğu bazı
yahudiler Rasulullah’a gelip: “Ya Muhammed! Seni gönderen Rabbini bize vasfet!”
dediler. Bunun üzerine bu sure indi.” (İbn Ebi Hatim; Suyuti, Esbab-ı Nüzul
Lübab-ı Nükul)
İbn
Cerir bunu Katade’den de tahric etmiştir. İbn Münzir bunun benzerini Said b.
Cübeyir’den de tahric etmiştir. Kendisi bu ayetin Medine’de indiğine dair delil
getirmiştir.
İbn
Cerir’in Ebu Aliye’den yaptığı tahrice göre dedi ki: Katade dedi ki: “Hizipler
Rasulullah’a dediler ki: “Bize Rabbini vasfet!” Bunun üzerine Cebrail bu sureyi
getirdi.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı Nükul)
Ubey
hadisinde müşriklerin soru sorması bu surenin Medine’de indiğini göstermektedir.
Tıpkı İbn Abbas hadisinin işaret ettiği gibi. Böylelikle iki hadis arasında bir
zıtlık bulunmamış olur. Ancak Kitabu’l-Azame adlı eserde Ebu Şeyh’in İbane
yoluyla Enes’den yaptığı tahrice göre şöyle demiştir: “Hayber Yahudileri
Rasulullah’a gelip: “Ya Ebe’l-Kasım! Allah melekleri hicab nurundan yaratmış,
Adem’i yoğrulmuş çamurdan ve İblis’i de kızgın ateşten, göğü dumandan, yeryüzünü
suyun köpüğünden yaratmıştır. Dolayısıyla bizlere Rabbinden haber ver!” dediler.
Nebi de cevap vermedi. Cibril bu sureyi indirdi.” (Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
FELAK
VE NAS SURELERİ
Müfessirler
demişlerdir ki: Rasulullah’a hizmet eden yahudi bir çocuk vardı. Yahudiler ona
yaklaştılar ve ondan Rasulullah’ın baş tarağını ve tarağın dişlerinden bir
miktar alıncaya kadar ayrılmadılar. O da onları aldı ve onlara verdi. Onlar da
Rasulullah’a sihir yaptılar. Yahudi Lebid b. A’sam bu işi üzerine aldı. Sonra
adına ‘Zervan’ denilen Beni Zurayk kuyusunda o sihri gizledi. Bu sebeple
Rasulullah hastalandı. Başının saçları yayıldı ve saçıldı. Bu, altı ay devam
etti. Hanımları ona gidiyolar, fakat o, hanımlarına gitmiyordu. Rasulullah
erimeye başladı. Başına geleni de bilmiyordu. Birgün uyurken ansızın ona iki
melek geldi. Birisi baş tarafına, diğeri de ayak tarafına oturdu. Baş tarafına
oturan dedi ki: “Bu adama ne oluyor?” Diğeri de: “Tubbe yapıldı.” dedi. Öbürü:
“Tubbe nedir?” diye sordu. Diğeri de : “Sihirdir.” dedi. Öbürü: “Ona kim sihir
yapmış?” dedi. Diğeri: “Yahudi Lebid b. A’sam” diye cevap verdi. Sordu ki: “Ne
ile sihir yapmış?” O da: “Saç tarağıyla.” dedi. “O nerededir?” diye sordu.
Diğeri: “Zirvan kuyusunda su çekilirken ayak basılan taşın altında hurma
çiçeğinin kabuğuna sarılı.” dedi. Rasulullah uyandı ve buyurdu ki: “Ey Aişe,
anladın mı? Allah teala bana hastalığımı haber verdi.” Sonra Ali, Zübeyr ve
Ammar b. Yasir’i gönderdi. Bu kuyunun suyunu boşalttılar. Sanki su, bekletilmiş
üzüm gibiydi. Sonra taşı kaldırdılar ve hurma çiçeğini kabuğuna çıkardılar. Bir
de baktılar ki, Rasulullah’ın tarağı ile tarağının dişleri ve bir de o hurma
çiçeğinin kabuğunda kendisinde on bir düğüm bulunan bağlanmış ve iğne ile
birbirine geçirilip batırılmış bir ip var. Bunun üzerine Allah teala muavizeteyn
surelerini indirdi. Rasulullah her bir ayeti okudukça bir düğüm çözüldü.
Rasulullah rahatladı. Son düğümler de çözülünce Rasulullah sanki bağlandığı bir
ip etrafından çözülmüş gibi rahatladı. Cebrail şöyle demeye başladı: “Seni
Allah’ın adıyla tedavi ediyorum. Sana eziyet veren her şeyden, hased edenden,
nazar edenden, Allah sana şifa versin.” Bunun üzerine dediler ki: “Ey Allah’ın
Rasulü, habisin başını yaralım mı? Onu öldürelim mi?” Rasulullah buyurdu ki:
“Allah bana şifa verdi. İnsanlara şer dağıtmayı hoş görmem.” Bu davranış
da Rasulullah’ın hilmindendir.” (Buhari, Tıbb: 5766; Müslim, Selam: 44/2189;
Beyhaki, Delailu’n-nübüvve; Vahidi, Esbab-ı Nüzul; Suyuti, Esbab-ı Nüzul Lübab-ı
Nükul)
Aişe
dedi ki: “Rasulullah’a sihir yapıldı. O, öyle bir hale geldi ki yapmadığı halde
birşey yapmış vehmine kapıldı.” Aişe diyor ki: “Bir gün benim yanımdayken
Allah’a dua etti ve O’nu çağırdı. Sonra dedi ki: “Ey Aişe hissettin mi?Allah
kendisinden istediğimi bana verdi.” Ben de dedim ki: “Nedir o ey Allah’ın
rasulü?” Buyurdu ki: “Bana iki melek geldi...”dedi ve yukarıdaki şeyleri
anlattı.” (Buhari, Tıbb: 5766; Müslim, Selam: 44/2189; Vahidi, Esbab-ı
Nüzul)
Enes
b. Malik dedi ki: “Bir yahudi Rasulullah’a bir şeyler yaptı. Bundan dolayı da
ona çokça acı isabet etti. Sahabeler onun yanına gelince ona bir şeylerin
olduğunu anladılar. Cibril de kendisine Muavizeteyni indirdi. Rasulullah bu
ikisi ile Allah’a sığındı. Bundan sonra da ashabına sıhhatli olarak çıkmış
oldu.