TAVKU'L-HAMAME (Güvercin Gerdanlığı)
204- Eserdeki Satırlar Kırk Yaşlarında Yazdığını Gösterir:
207- Sevgi Ruhlar Arasındadır, Ve Bir Gönül İşidir:
208- Tecrübe ve Gözleme Dayanan Bilgiler:
209- O Sevgiye Dair Yazdığı Halde, Son Derece Nezih Yaşamıştır:
210- Sevginin Dereceleri ve Nev'ileri:
211- Sevgi ve Şehvet Arasındaki Fark:
İbn Hazm'ın aşk ve sevgiyi konu
olarak işlediği, insan davranışlarını ele aldığı ikinci eseri budur. Bunu bir
dostunun isteği üzerine Şatıba'da yazdı. Çünkü bunu Almariya'daki dostunun ona Şatıba'ya
gönderdiği mektup üzerine yazdığım söyler. Eserin yazıldığı yer belli, fakat ne
zaman yazıldığı kesin olarak bilinmiyorsa da 417 H. yılından sonra yazıldığı
muhakkak. Çünkü eserde bu yıl vukubulan olaylardan
bahis var. Hayran âmiri ile Muvaffak Ebu Hasan Mücâhid arasında 417 yılı Rabiulahir
ayındaki çarpışma anlatılıyor. Şöyle ki: Almariya'da
evi olan bir dostun ihiyaçları dolayısıyla Şatıba'ye geldi. Burada bulunduğu müddetçe benim evimde
kaldı. Almariya'da işleri karışıktı, ondan dolayı çok
kederli idi, buraya geleli hiç iyi günü olmadı. Cezayir hakimi Muvaffak ebu Hasan Mü-cahid'in orduları Almaria hakimi Hayran'ın askerleri çatışma halinde bu savaş
sebebi ile yollar kapandı, ulaşım kesildi. Denizde donanma bak-liyor, dostum dönmeye yol bulamayınca üzüntüsü çok arttı.
Teessüründen eridi.[1] Bu satırlar bu eserin bu
sene yazıldığını gösteriyor ki o zaman yaşı otuzüçü
aşkındı.
Anlaşıldığına göre,
onu gençlik sonlarında, olgunluk çağına geldiği zaman yazmış. Eser, yazarının
hayat dolu, fakat gençlik ateşinin geçtiği bir yaşta
olduğunu gösteriyor. Eseri yazdığı zaman, ilmi şöhret kazanmış, fıkıh hadiste
yeri olan bir kişidir. Bunu şunlardan anlıyoruz:
a.Kitabın başında,
onun görüşlerine ve tutumuna muhalif olan kişiler onun hakkında kötü
konuşmuşlar bununla beraber o, onlara yine de vefalı davranmış: "Ben vefah olmakla iftihar ederim. Buna dair uzun bir kaside
yazdım.Bunu yazmama sebep şudur: Muhaliflerimden bir grup bana dil uzattılar yüzüme karşı kötü konuştular, bana
delillerimle batılı kuvvetlimi söylediler, beni itham ettiler. Hakkı ve hak
taraftarlarını müdafaa eden sözlerime cevapdan aciz
kalınca, hasetlerinden böyl tilar."
b. Aşk ve sevenlere
dair böyle bir eser yazmaktan dostundan özür dil" yor, çünkü bu bir nevi
gönül eğlencesidir, diyor: Arzunu yerine getiriyorum sen istemeseydin bu işi
yüklenmezdim... Bize düşen bu kısa ömrümüzde va' racağımız yerde huzur umarak, yarın için iyi hazırlanmaya sarfetmeliyiz Her ne kadar Ebu Derda şöyle demişsede:
Günülerinizi biraz batılla dinlendirin, hakka yardımcı olsun. Selef-i Salih'in
de bir sözü vardır: Gençliğini iyi geçirmeyen, korunmayı da iyi yapamaz, yani
eserde şöyle denir: "Gönüllerinizi dinlendirin, çünkü demirin paslandığı
gibi onlar da paslanır"[2]
Bunu gençliğinden
sonra yazdığını, eserin sonundaki gurbet hayatından bahsetmesi de gösterir:
"Geçmişi hatırlamak, geçmişi düşünmek, benim hatıramı sarstı, şaşırttı.
Bildiğin gibi uğradığımız ahval dolayısıyla benim zihnim karışık, kalbim
muzdariptir. Memleketten ayrılık, ahvalin bozulması, günlerin alt üst olması,
servetin tükenmesi, eski yeni malların elden çıkması, babalardan atalardan
kalma kazancın kesilmesi, yadellere sürünmek, mal ve
mevki kaybetmek. Aileyi ve çocukları koruma kaygusu,
aile ocağına dönememek tasası, zamanla boğuşmak, kaderin nereye
sürükleyeceğini gözlemek, bütün bunların içinde; çaresiz bir hayat... Halimizi
ancak Allah'a arzediyoruz.[3] Bize fazl ve kereminden hayırlısını versin, O her şeye kadirdir,
gidenden daha çoğunu verir."
Bu sözler eserin
ehlinden ve vatanından ayrılıp gurbetteyken yazıldığını göstermeye şüphesiz
ki, gençliğinden sonradır ve her halde kırk yaşlarına doğrudur.
Biz, burada eserdeki
gazelleri ve aşka dair şeyleri tahlil edecek değiliz-Zira bunlar, bu gibi
şeyleri araştıranların işidir. Biz, burada eserin kaynağının, onun malumatı ve
metodu ne olduğuna işaretle yetineceğiz. Nasıl bundan önce Müdavatü'n-Nüfus
eserinde de öyle yaptık. İbn Hazm,
bu ese rinde de istikra ve araştırmaya istinad ettiği
gibi, bildiği kadar Yunan sefesine de yer verdiği
anlaşılıyor.
İbn Hazm,aşkı ve sevgilileri
anlatırken felsefenin etkisi görülmektedir,İnsanlar aşkın mahiyetinde ihtilaf
halindedirler, uzun boylu tartışırlar. "bana göre;o iki gönlün
birleşmesidir... Biliyoruz ki, mahlukatta birleşme dlasmanın
sırrı birleşme ve ayrılmadır. Şekil daima benzerine uyar. Misli misliyle
sükunet bulur. Bu hisle görülen bir şeydir. Zıdlar da
birbirlerinden nefret eder. Bu bizim aramızda böyledir. Saf bir âlimde olan
ne-f de böyledir. O, yücelmek isteyen bir cevherdir. Onun aslı, meyli ittifakı
şevki, şehvet ve nefreti kabule hazırdır. Bu, insanın fıtratında malum bir
şeydir. Cenab-ı Hak şöyle buyurur: "O sizi bir
nefisten yarattı. Ve huzur bulsun diye ondan eşini de yarattı" (en-N
O, sevginin temelinin
bedende değil, yücelerden gelen ruhların uyuşması olduğunu söyledikten sonra,
bazı itirazlar ve cevaplarla bunun tahlilini de şöyle yapıyor: Böylece
sevginin ruhani bir beğeniş, kalbi bir uyuşma olduğu anlaşılıyor. Biri çıkıp
da: Eğer böyle olsaydı, yani sevgi cisimlere işlemezden önce nefislerin
birbirine benzemesi ile ulvi bir tarzda ülfet olsay-ı,
o zaman sevgi aralarında müsavi olurdu. Çünkü iki cüzü müşterek ve atları da
bir. Buna cevap şudur: Evet, bu doğru bir itirazdır. Fakat, biri sevip de
diğerinin sevmemesi, bunun bir çok sebeplerle de çeşitli yönleri bu-nur...
Sevgi mıknatıs gibidir. Mıknatıs demiri nasıl çekerse sevgi de öy-
Ki enın
"Öyle olduğunu şu da gösterir: Birbirini seven iki kimsenin, la annin ^birine uygun olduğunu görürsün. Tabiatları
barışıktır. Huy-se , ymuştur-
Birbirlerine benzerlik arttıkça sevgi kuvvetlenir, dikkat edersen bunu açıkça görürsüna. Hz. Peygamber'in şu
hadisi de bunu teyid eder: rus
' araya toplanmış neferlerdir, birbiri ile tanışanlar uyuşur, taşımayanlar tepişir." Sarihlerden biri şöyle
demiştir: "Müminlerin ruhla-ıru tanır.
Hipokrat'a, bir kimsenin vücut kusurlarını anlattılar ve onu sevdiğini
söylediler.[5]
Onun bu eserinde,
dayandığı birinci kaynak böyle olup bu eskilerden gelen bir felsefedir. İkinci
kaynak tümevarım ve araştırmalar olup, bu da eserde açıkça görülür. Verdiği
her hüküm ve karara, görüp tecrübe ettiği olaylardan veyahut duyduğu doğru
haberlerden şahit göstermektedir. Böylece tecrübe ve gözlemleri bu eserin ana
direğini teşkil eder. Başlangıçta şöyle der: "Bu kitabımda gördüklerim ve
güvenilir kimselerden duyduklarım sınırında durmaya kararlıyım. Arapların
haberlerini, geçmişlerin hikayelerini bir yana bırak. Benim yolum onlardan
ayrıdır. Onların haberleri bol. Fakat ben, başkasından alman emanet ata
binmedim, başkasından iğreti alman zinet
takmam."[6]
Eserinin sonunda da
şöyle demektedir: "Bu eserimde, başka türlü olmasına imkan bulunmayan
malum hakikatlere dayandım. Bu kabilden birçok şeyler zikrettim, bunlar yeter
sanırım."
Bu eserde, onun metodu
bu, ve kaynakları da bunlar. Eser çok dikkatle yazılmış ve gayet güzel
tertiplenmiştir. Bence bu onun en güzel tertiplenmiş ve sıraya konmuş
eseridir. Ayrıca eserin üslubu gayet akıcıdır, üu
konuda, bundan daha güzel üslupla ve daha kıvrak ve ince ifade ile yazı -mış başka bir eser bulunduğunu hiç sanmam. O, üslubun
akıcılığı ile gon le
doluyor, kelimelerin birbiri ile uyuşarak sıralanması ile de muntaza dizilmiş bir inci dizisini andırıyor. Hepsinden
ince bir ruh tahlili ve mu mel bir araştırma var. Üstelik hepsini dini bir
ruhla da söylüyor; bütün tapda bu güzel hava var. Bu
yazarın gönül maceralarını incelikleri ı mekle
beraber, bu konuda iffet ve nezahatını da bize
gösteriyor. O, se nin
kaynaklarını görüntüsünü, hal ve devrelerini, şekillerini tanıyo
cak helal olandan başkasına el uzatmış, pis ve
kibirli işlere asla bulaş mıştır. Aşk ve sevgiye dair
yazmakla beraber, asla iffet ve nezahet perdesini
yırtmamış vakar ve şerefe yakışmayan bir şey yapmamıştır.İnce duygulu bir
arkadaşlıktan öte geçmemiş kendisini günah şaibesi
ile asla lekelememiştir.Bu konuda şunları söyler:
Her şeyi bilen Allah
biliyor ya benim alnım temiz yüzüm ak paktır.üzerimde
tek bir leke yoktur.Allah’a en büyük yemini ederim ki ben harama asla uçkur çözmüş
değilim.Harama katiyen el sürmedim.Rabbim,bana zina suçunu sormayacak ;ergenlik
çağımdan bugüne kadar böyle bir suçum olmamıştır.”
Şimdi de kitaptakilere
örnek olmak üzere üç bahis aktaralım:
a. Sevginin dereceleri
ve nev'ileri
b. Sevgi ile şehvet
arasındaki fark
c. İffet ve namusun
tarifi
Sevginin dereceleri ve
nev'ileri hakkında şöyle demektedir: "Biliyoruz
ki sevgi, türlü türlüdür. En efdalı Allah için
birbirini sevmektir. Buna Hub-billah denir. Bir işde gayret göstermek, din ve mezhebte
birlik, ilim faziletinden dolayı sevmek böyledir. Sonra akrabalık sevgisi,
ülfet ve dostluk, müşterek dile gelir. Arkadaşlık ve marifet, yardım ve hayır
işlerinde birleşmek, sevgili bir yeri arzu etmek, sır tutmasını sevmek, bir
zevke ve maksada erişmek, aşk sevgisi bütün bunlar sebepler kalkınca ortadan
yok olur. Sebepler artınca sevgi de artar; azalınca azalır. Yakın olunca kuvvetlenir,
uzak olunca gevşer. Ancak gerçek aşk sevgisi böyle değildi. O, ancak Ölümle
söner. Sen yaşlanmış, ömrünün sonuna gelmiş bir kimseye, bunu hatırlattığın
zaman, bu hoşuna gider, eski günlerini anar, sevinir, onun özlemini çeker,
hasretle duygulanır"[7]
Gördüğün gibi o,
sevginin devamını ve kesilmesini daha önce kararlaştırıp bildirdiği üzere
aşkın esası, ruhların birbirini tanıyıp ülfet etmelerine ağlamaktadır. Biz,
onun bu görüşünü red veya kabul yollu ele alacak de-guız. Bizim maksadımız; bu konuda onun neler düşündüğünü arzetmektir, yoksa onu tartacak değiliz. Bunun da bir yeri
var, bu mevzuun da uzmanları var, biz onlardan değiliz.
Şimdi onun görüşlerine
örnek olarak seçtiğimiz ikinci kısma gelelim; tecrube
ve mahiyet bakımından bunlar farklıdır. Şöyle ki: "Yüce alemden gelen ruh
bu dünyada bir takım perdelerle kaplanır Bir takım â'raz
onu
Onu arzın, toprağın tabiatları kuşatır. Onun
birçok sıfatlarının, vasıflarını örter. Safiyetini bozar. Hakikate vasıl olmak,
nefsini terbiye edin ruhu hazırlamaya bağlıdır. Nefsi; uygun bilgi ile donatıp
korumak gerekir Sevgiye layık olacak hale gelmek, muhabbete ehil olmak
lazımdır... O za man, ancak
sevgiye kavuşur. Sevgi ruhi bir meseledir. Bazı beden güzelliğine kapılıp da
ilk görüşte beğenip birine meftun olmak, buna nef&ani
tabiat duyguları da karışırsa, bu; kişiyi şehvetin esiri yapar. Bu, nezih aşk
olmaktan çıkar. Bu aşk konusunda çok yanılmalar olmuştur.
İbn Hazm'ın sevgi ve aşkı dile
getiren Tavku'l-Hamame
kitabından anlıyoruz ki, o, sevgi ile istek ve arzuyu birbirinden ayırmaktadır, sevgi nefis yeryüzüne inmeden önce var olan
ruhani bir bağdır. Arzu ve şehvet ise; yeryüzünde olan cesedin bir alakasıdir. Sevgi zahiri bir beğenme ve ülfet ile de
başlayabilir, sonra ruhani olan yüce bir bağ ortaya çıkar.
İbn Hazm'ın bu değerli r
"Baktım ki
insanlar, bu kelimenin yani salih kimse - iyi kişi
olmasının manasında - çok büyük hataya düşüyorlar. Bunun gerçek manasının yorumu
şöyledir: Kadınlardan saliha olan odur ki; kendine
hakim olur, nefsini kötülükten tutar. Fırsat varken bile kötülükten uzak
kalır. Saliha olmayan fasık
kadın ise; kendine hakim olmaz, nefsini kötülükten korumaz, kötülüğe götüren
sebeplere engel çıkıp ona mani olunsa bile, o zaman da hileli yollardan
kötülüğe ulaşmak ister, düzen kurar. Erkeklerden salih
olan kişi, iyi kimse de o dur ki, nefsine hakim olup fısk
ve fücur ehli arasına karışmaz. Nefsin kötü isteklerini uyandıran şeylere
bakmaz, bedi'i şekilde yapılmış suretlere gözünü
dikip bakmaz.[8] Fasık
kimse ise; olgun olmayan kişilerle düşüp kalkar. Bedi şekildeki yüzlere göz
diker. Eza verici şeylere kalkışır. Tenha yerlerde tehlikeli oyunları sever!
Kadın ve erkeklerden salih olanlar, küle gömülü ateş
gibidirler. Etraflarındakini yakmazlar, ancak kurcalayınca başka! Fasık olanlar ise, alev alev
yanan ateş gibidirler. Herşeyi yakarlar, başıboş
kalan kadınla saldırgan erkek her ikisi de mahv ve
helak olmuşlardır. Bu yüzden ecnebi bir kadının tahrik edici nağmelerini
dinleyip, onunla zevk almak, müslümana haram kılınmış
tır. İlk bakışlara günah yoksa da ikinci bakış senin aleyhinedir. Hz. rey gamber şöyle buyurmuştur:
Bir kimse, oruçlu halinde bir kadını; ten içi deki kemiklerini görürcesine gözü
önüne getirse, orucu bozulur."[9]
Gördüğün gibi o, saliha kadını, kötülük yollarını kaparsan, sebeplerden klastırırsan, nefsinin arzusuna uyup kötülük yapmaz diye
tarif ediyor. Salih adamı ,iyi kişiyi de: İnsanı kötü arzulara esir edecek
sebeplerden yüz en kimse, diye tarif ediyor. Buna göre: Hak
yolundan sapan kimse, kendinden sorumlu
olur. Çünkü kötülükten koruyan sebepleri tanımamıştır:Kendini kötü arzulara
teslim etmiştir. Saliha olan bir kadın da doğru yol-A
n saparsa, kendisi sorumludur. Çünkü kötü arzulara götüren şeylerden kınmamıştır. Kadının bazı zaafları vardır, onun iffeti
kendini erkeklerden korumakla olur. Hz. Fatıma'nın şöyle dediği rivayet olunur: "Kadının
iffeti, bir erkeğe bakmaması ve bir erkeğin onu görmemesidir." İbn Hazm, erkeklere karşı
kadınların zaafını şöyle anlatır:
"Sana şunu açıkça
söyleyeyim ki, ben hiçbir kadın görmemi simdir ki, kendini gören bir erkek
bulunduğunu veya onun hareketini duyduğunu hissetsin de kendisinin orada
varlığını duyuracak bir harekette bulunmasın, veyahutta
gereksiz yere bir söz söyleyip de dikkat çekmek istemesin... Erkekler de
böyledir. Kadın hissettiler mi, süslü, şık görünmek isterler, yürüyüşlerini
bile değiştirirler, çalım satarlar, kadının gözüne girmeye çalışırlar... Bu
her yerde güneş gibi aşikar bir şeydir."[10]
İbn Hazm'ın, manası güzel
hikayeleri, güzel haberleri, güzel şeylerle dolu kitabından bazı Örnekler
sunduk. O, bunları kolay sözler, doğru ibareler, muntazam bir tertib halinde ifade etmiştir. Bu örnekler, bu değerli eserin
içindekiler hakkında açık bir fikir vermeye yeter. Eser de, aşıkların ruhi
hallerini, gönül alemlerinin güzel tahlilleri var. Yine eserde çok iyi ahlakı
bölümler var, vefa, doğruluk, keşf-i esrar hakkındaki
sözleri, bunlardandır. Bunların hepsinin üstünde eser, tecrübeli bir hakim
edibin kaleminden ç!kma ibret alınacak şeylerle ve
Öğütlerle doludur.
[1] İbnHazm, Tauku'İHamame,
s. 86, Kahire baskısı
[2] Aynı kaynak, s. 2
[3] Aynı kaynak, s. 154
[4] Aynı kaynak, s. 6
[5] Aynı kaynak, s. 4
[6] Aynı kaynak, s. 3
[7] Aynı kaynak, s. 8
[8] Bu sözler, Muzir Neşriyat
aleyhtarlarına hak veriyor
[9] İbn Hazm,
Tauku'l-Hamame, s. 124
[10] Aynı kaynak, s. 125