55- İmam
Mâlik'e Niçin Dayak Atıldı?:
56- İkrahla
Talak Olmaz, Hadîsinin Rivayeti Mes'elesi:
57- Fitneye
Karışmamak İçin Evine Çekildiği:
58-İmam
Mâlik'i Kim Kırbaçlattı, Vali mi, Halife mî?:
59- Ebû
Cafer Mansur'un Mâlik'ten Özür Dilemesi, ve Mes'elenîn Kapanması:
İmam
Mâlik her türlü isyandan ve ona teşvikten sakınmasına, fitnelerden uzak
kalmasına rağmen, Abbasi Halifelerinden Ebu Cafer Mansur devrinde takibe uğramış, işkenceye maruz kalmıştır.
Tarihçileri bunda ittifak halindedirler, ekserisi bunun 146 H. 763 ncü yılında olduğunu söyler, 147 H 767 yılında diyenler de
vardır.[1] Bu takib sırasında kırbaçla döğdüler,
kolu sakatlandı, omuzu çıktı, bu takibin sebebi hakkında birçok muhtelif
rivayetler var, onlardan üçünü nakledelim:
1- Zayıf bir rivayete göre, İmam Mâlik, Mut'a nikahı hakkında İbni Abbas'a muhalif olup bunu
açıkça konuşuyordu ve mut'a nikahı haramdır, diyordu, Bu rivayeti Şezerât Min Zeheb
kitabı şöyle nakleder: «Deniyor ki, Mâlik, Bağdad'a
getirildi, kendisine: Mut'a nikahı hakkında ne dersin, diye soruldu. O,
haramdır, dedi. Kendisine bunun helal olduğuna dair Abdullah İbni Abbas'ın kavli var, denildi.
Buna karşılık olarak «Ondan başkasının sözü, Allah'ın kitabına daha uygundur»
dedi ve haram olduğuna dair sözünde ısrar etti. Bunun üzerine öküz üzerinde Bağdad içinde dolaştırıldı, yüzüne işkembe pisliği
atarlardı. Eliyle yüzünden işkembeyi atar ve:
—
Ey Bağdad halkı, beni kim tanımıyorsa, tanısın, ben
Mâlik b. Enes'im, muta nikahı caizdir diyeyim diye,
görüyorsunuz bana neler yapıyorlar. Bunu ben söyleyemem; derdi. Bundan sonra
Allah onun şanını yükseltti, namı her tarafa yayıldı.[2] Bu
haberi mevsuk kimseler zikretmez, bundan başka bu, yaygın olan şu rivayete de
aykırı, İmam Mâlik ömründe Bağdad'a ayak basmamıştır,
Hicaz'dan başka bir üi-keye
gitmemiştir.
Zaten
haberin kendisi, onun akla aykırı olduğunu göstermektedir. Çünkü Şia'dan başka
bütün fakihler mut'a nikahının batıl olduğunda
birleşiktir. Ebû Hanife, Evzaî, onlardan önce gelip geçen fakihlerin
hepsi de bu görüştedirler, Ehli Sünnet fukahası
arasında onunbatit olduğunda İcma'ı
Ümmet vardır. Halife Ebû Cafer Mansur'un.
hakkında İcma-ı Ümmet olan, böyle meşhur ve herkesçe
maruf ittifaklı bir mes'ele hakkında İmam Mâlik gibi
itibarlı ve değerli bir âüme bu tür ceza vermeyecek
kadar aklı yok mu? Mut'a'nın caiz olduğunu Şia'nın
İma-miyye kotu söyler. Halbuki Ebû
Cafer Mansur onlara karşıdır, onları, rahatını bozan,
uykusunu .kaçıran bir diken gibi görmektedir. O kadar aklı yok mu ki, aşağı
gördüğü bir cemaatın görüşünün doğru olduğunu ilan
ederek, İmam Mâlik gibi bir imama işkence yapıp umum fukahayı
ve bütün müslümanları böyle kızdırsın. Ehli sünnetçe
açıkça bilinen, bedihi olan bir mesele için böyle işkence yapmak umumi nefret
uyandırır, çünki bu açik
bir zulümdür, aşikare bir eziyettir. Ebû cafer bunu yapacak bir tip değildir.
2- Bu
büyük fakihe işkence yapılmasına ikinci sebep olarak
tarihçiler şunu naklederler: İmam Mâlik, Hz. osman'ı Hz. Ali'den üstün
tutardı. Hz. Ali yanlısı kimseler bunu Medine
valisine müzevirlediler. Bu haberi de Medârik nakletmektedir, şöyle der: «İmam Mâlik, Hz. Osman'ı, Hz. Ali'ye tercih
ettiğinden dolayı döğüfdü. Ali taraftarları onu müzevirlediler, nihayet dayak attılar. İbni
Bekir'e arkadaşlarına muhalif oldun, onlar: Biat mes'elesinden
dolayı kırbaçlandı, diyorlar, dediler. Ben bunu arkadaşlarımdan daha iyi
bilirim, dedi.[3]
Bu
haber de meşhur olana ve râvinin arkadaşlarına da
muhalif olmakla beraber, ayrıca ibarenin içinde onun batıl olduğunu gösteren
şeyler vardır, zira o zaman Hz. Ali taraftarları,
Halifeye ve Valiye kızgın ve karşı idiler, çünkü bu işkence 146 h. yılında
oldu. Bu, Nefsi Zekiye denen Muhammed b. Abdullah'ın Medine'de.Abbasilere karşı
ayaklanıp öldürüldükten bir yıl sonraki yıldır. O zaman Ali taraftarlarının
itibarı yoktu. Ebu Cafer gibi bir Halife o günlerde
onların ağzına bakarak İmam Mâlik gibi bir fakihe eza
ve cefa yapıp onlardan ötürü onu döver mi?
En
meşhur olan üçüncü sebep ise şudur: İmam Mâlik şu hadis-i şerifi rivayet
etmektedir: «Zorla yapılan talak, talak değildir.» Fitne peşinde koşanlar, bu
hadis-i şerifi delil göstererek Ebû Cafer Mansur'a yapılan biat'ın batıl
olduğunu yaymaya başladılar. Bu da tam Nefsi Zekiye Muhammed b. Abdullah b.
Hasan'ın Medine'de Abba-silere karşı ayaklanması
sırasına rastladı. Ebû Cafer Mansur
onu bu hadis-i şerifi rivayet etmekten menetti. Denemek için bunu gizlice
birine ondan sordurdu, o da bunu halkın önünde rivayet etti, bunun üzerinedayak attırdı.
Tarihçi
îbni Cerîr Taberi'ye göre, İmam Mâlik bu hadis-i şerifi rivayet
etmekle adeta Nefzi Zekiye Muhammed b. Abdullah'a biata teşvik verdiği bile rivayet olunur. Ona: Bizim
boynumuzda Cafer Mansur'un biati var, ona biat
ettik, demişler, onlara: Siz bunu ikrah aitında,
zorla yaptınız, ikrah ile biat olmaz, demiş. Bunun üzerine halk, Mâlik'in
sözüne bakarak, Muhammed b. Abdullah'a biat etmişler ve bundan sonra İmam Mâlik
evine çekilmiş...»[4]
Bizim
tercihimize göre İmam Mâlik Nefsi Zekiye Muhammed b. Hasan'ın Medine'de
Hükümete karşı ayaklandığı sırada bu rvadis-i şerifi
rivayet etmesi yüzünden dayak yedi, kırbaçlandı. O bu hadisi nakile kimseyi
teşvik etmiş değildi, kötü niyeti yoktu. Bizim kanımızca obu
hadisi bir âlim olarak rivayet ediyor, insanlar ondan nakil yapıyordu. Halk bu
hadisi rivayetle sanki onların Ebû Cafer Mansur'a yaptıkları biattan
vazgeçmelerini,caiz görüyormuş anlamını çıkardılar, onu zor altında yaptıkları
zannına düştüler, İmam Mâlik aleyhinde çalışan fitneciler bunu ters bildiler,
Medine valisine bunu duyurdular. İşte bunun üzerine takibe uğradı. Nakil olunan
haberlerde bunu gösteren ip uçları da var. İbni Abdül-Ber, İntika
adlı eserinde der ki: «Mâlik İbni Enes
sorgu için çağrıldı, kendisi dinlendi ve insanların onu çekemeyip buğza uğradığına dair sözü kabul olundu. Evet ona hased ettiler, ona bir çok şey isnad
ettiler. Cafer İbni Süleyman, Medine Valisi olunca
onu müzevirlediler, aleyhinde bulundular: Size
yapılan bu biati, verilen andı hiçe sayıyor dediler, bu hususta Sabit İbni Ahnef'den ikrahla yapılan
talâkın caiz olmadığına dair rivayet olunan hadisi delil gösteriyor, onunla
amel ediyor, dediler.[5]
Bu
rivayet gösteriyor ki, fitneciler, bu hadis-i şerifi rivayetinden dolayı İmam
Mâlik'i isyana göstermişlerdir. Öyle anlaşılıyor ki, son zamanlarında din
erbabından onun düşmanları türemişti. Gerek havasın, gerek avamın herkesin
takdirini kazanmış olmasından dolayı onu çekemeyenler vardı, rakipleri vardı.
Bana göre, bu belanın sebebi sadece o hadis-i şerifi rivayet etmesi değil,
bunu fitnenin koptuğu bir sırada rivayet eylemesidir. İsyancılar da bu hadisi
istismar etmişler, İmam Mâlik'in ilim ve fetvadaki mevkiinden faydalanarak,
halkı isyana, ayaklanmaya teşvik etmişferdir. Ulemaya
ve faziiet sahiplerini çekemeyen bazı kötü kimseler,
bunu fırsat bilerek İmam Mâlik aleyhinde bulunmuşlar, bundan dolayı hadisi
rivayet etmesi yasaklanmıştır.
Bu
takibin sebebini bu tarzda göstermek, çoğunluğun sözüne uyguh
düşmBktedir ve İmam Mâlik'in hayatı boyunca bilinen
tutumuna da uyan, yakışan budur. Çünkü o hiçbir fitneye karışmadı. Devlete
karşı isyana asla teşvik etmedi. Bunu yukarıda geçen sözlerimizle açıklığa
kavuşturduk. Fakat şu da var ki o, aynı zamanda bir kimseyi memnun etmek, onun
arzusuna uymak için, hadis-i şerifi rivayetten de kendini çekemez, bunu
yapamaz, çünkü bu ona göre: İlmi saklamak olur. Haibuki
İslam dininde ilmi saklamak, yasaktır, haramdır. O talebelerini ilmi yaymaya
teşvik ediyor, gizlememelerini öğütlüyordu. Medârik
ve diğer kaynaklar bunu söylerler.
Bu
hadis-i şerifi rivayet mes'elesinde görüşler
ayrılmıştır; onun görüşü başka, Halife ve Valilerin görüşleri daha başkadır.
Valilerin ve onların arkalarında olan Ebû Cafer Mansur'a göre, bu hadisi söylemekte fitne vardır, bundan
fitneye teşvik etmek çıkar. Onun için fitneci-, Ser bunu propaganda için
kullandılar. İmam Mâlik ise iyi niyetle, bunu rivayet etmekle ilmi yaydığı
görüşündedir, o bunun ötesinde bir şeye aldırmaz, ilimden başka birşey düşünmez. O, dersini fitne yuvası olmaktan uzak
tuttuğu gibi kendisini de Hz. Peygamberin hadis-i
şerifini nakletmekten çekinmekten uzak tutar! İdarecileri hoşnud
etmek için ilmi saklamaya gönlü razı olamaz.
Biri
çıkıp da şöyle diyebilir: İbni Cerir
Taberî tasrih ediyor ki, İmam Mâlik Muhammed b.
Abdullah b. Hasan'a biat etmeleri için halka fetva vermiş, Ebû
Cafer Mansur'a yaptıJkları
biatin zor altında olduğunu, hükümsüz sayıldığını söylemiş. İbni
Cerir Taberi'nin ise tarihte
yüksek yeri var.
Bizim
görüşümüz böyledir: İbni Cerir
Taberî, hadis-i şerifi rivayet etmesini böyle
anlamıştır veya o, hadis-i şerifi izah ederken: İkrahla yapılan her biat ve yemirtin batıl olduğunu söylemiştir. Bu da şüphesiz ki,
netice itibariyle Ebû Cafer Mansur'a
yapılan biatin batıl olduğu, başkasına yapılanın da cevazı anlamına gelir.
Hadis-i şerifi rivayet ve nakil etmekten şüphesiz bu fetva çıkar.
Üzerinde
durulması gereken mes'ele şudur: İmam Mâlik Devlet'e
karşı çıkmaya teşvik etti mi? Fitnenin içine girdi mi? Şüphesiz ki buna cevap:
Hayırdır, o böyle bir şey yapmamıştır. İbni Cerir Taberi'nin kendi sözü de
buna delildir. O: «Mâlik evine çekildi, kapandı» diyor. Demek İmam Mâlik
fitneye karışmamak için insanlarla ilgiyi kesti, evine çekildi.
Özet
olarak diyebiliriz ki, ne olursa olsun, onun takibe uğramasının sebebi, Hz. Hasan'ın torunu Nefsi Zekiye Muhammed b. Abdullah'ın
ayaklanması sırasında bu hadis-i şerifi rivayet etmiştir. Hariciler bu hadisi
istismar etmişler, aleyhinde olanlar onu müzevirlemişler,
Nefsi Zekiye Muhammed'in 145 H. 762 H. yılında öldürülmesinden sonra 146 H.
yılında Mâlik takibe uğramış, kendisine dayak atılmıştır.
Ortada
diğer bir mes'ele daha kalıyor. Bu büyük imamı hapis
edip kırbaçlatan kimdir. Râvilerin çoğu, bunu yapanın
Medine Valisi Cafer b. Süleyman olduğunu söyler ve fakat bu iş acaba Halife
Cafer Mansur'un emir ve teşvikiyle miydi? Yoksa
Valinin kendiliğinden yaptığı bir şey miydi? Çoğunluk, Medârik
kitabındaki nakillere dayanarak bunu, Ebû Cafer Mansur'un haberi olmaksızın Medine Valisi Cafer yapmıştır
kanısında. Çünki bu iş fitneden sonra idi. Fitnenin
kökü kazınmıştı. İbni Abdülber,
İntika adlı eserinde, İbni Zekvan'dan naklen der ki: Ebû
Cafer Mansur buhadisin
rivayetini yasakladı. Onu rivayet edip etmeyeceğini denemek için birine bunu
sordurdu, o da rivayet etti. (Demek Halife onun peşindeymiş.)
Bu
haberin tümünden anlaşılan şudur: Zahirde bu işin yani bu belanın büyük
sorumluluğunu taşıyan validir. Zahiri görünüşe göre, o bu işi, belki de
yaranmak için, kendiliğinden yapmıştır. Ancak biz dahi Halife Ebû Cafer Mansur'un bilgisi ve
rızası ile bunun yapıldığını da
reddedemeyiz,
o Hafife ki, ülkesi dahilinde olanları, özellikle büyüklerin yaptıkları herşeyi bilirdi. O ki, Mâlik'in evinin içinde olup
bitenlere vakıftı. Nasıl ki, kızı açlıktan ağladığı zaman, komşular sesini
duymasın diye, el değirmeni taşını çevirmesini, hizmetçisine emrettiğini bile
bilirdi. Elbet bu olaylardan da habersiz değildi. Fakat siyaset oyunu böyledir,
yapılan işin vebalini bazı insanlar yüklenir, sorumlulara beraet
fırsatı verir. " [i çeker, diğeri temize çıkar.
Öyle
anlaşılıyor ki, Medine halkı, imamlarına ve fakihlerine
böyle kötü muamele yapıldığını görünce, Abbasilere ve Valilerine gücendifer, kızdılar. Çünki
işkence haksız yere yapılmıştı, Mâlik mazlumdu. O hiçbir zaman fitneye teşvik
etmemişti, asi ve bâgı değildi. Fetva vermek, dinin
hükmünü beyan etmekten öte bir şey yapmamıştı. Gerek işkenceden önce, gerek
ondan sonra tutumunu bırakmadı, fitne ve isyana hep karşı çıktı. Yaraları
alışıp düzeldikten sonra yine dersine devam etti. Dersinde fitneye çağırmadı,
fesada teşvik etmedi, sadece ilim yaydı. Bu da halkın idarecilere karşı olan
kinini arttırdı. Baştakiler, yaptiklarının acısını
duymaya başladılar, özellikle dâhi Ebû Cafer Mansur hatasını anladı. Fırsat elindeydi, çünki zahire göre o ne dayak atandı, ne de bunu emir
edendi. Buna razı da değildi. Onun için hac için Hicaz'a geldiğinde bir elçi
göndererek, İmam Mâlik'ten özür diledi, onunla görüşmek istedi.
Ebû
Cafer'in ona saygısını, Mâlik'in de hoşgörüsünü görmek için haberi Mâlik'in
dilinden dinleyelim:
«Ebû Cafer'in yanma girince,bana şöyle dedi: Vallah, olan o
işi ne emrettim, ne de haberim var, sen aralarında bulundukça Haremeyn halkı
hayır içindedir. Sen onların ezasının emânısın. Allah
senin sayende onlardan baskıyı kaldırdı, sen olmasân onlar çabucak fitneye
kapılır. İşkence yapanın Medine'den Irak'a getirilmesini, dar bir yere hapsini
emrettim. Sana yaptıklarının kat kat fazlası cezayı
ona yapacağım» Bunun üzerine: Allah Emlrül-Mü'minin'e sıhat ve afiyet
versin, makamını yüce kılsın, Hz. Peygamber Aleyhisselama karabeti ve size yakınlığı dolayıstyle ben onu bağışladım, dedim. Halife de: Allah
sizi de af ve mağfiret buyursun, dedi.»[6]
Bu
durum, İmam Mâlik'in büyüklüğünü, hoş görüsünü gösterir, kötülüğe karşı iyilik
er kişinin işidir. Ayrıca Halife Ebû Cafer Mansur'un özür dilemede ne kadar nazik davrandığına da bir
delildir. Çünki o, İmam Mâlik'in tesirini biliyordu.
Sonra O Mâlik'in umumi tutumundan onun fitneye asla teşvik etmediğini, halkı
kışkırtmadığını anlamıştı. Haricilere ne yüz vermiş, ne de onlardan yana
olmuştur. Onun için o, Hicaz. halkı için bir teminat gibiydi. Fitneye teşvik
şöyle dursun, bilakis engel oluyor, onları önlüyordu. Fitneye çok mütemayil
olanlar, İmam Mâlik'e uyarak bundan vazgeçiyorlardı. Böylece İmam Mâlik,
fitneyi ve fitnecileri önlüyordu. Bunu bilen Mansur,
«Sen Hicaz için bir teminatsın, dedi
ve
onu takdir etti.