5. Delil : MEDİNE EHLİNİN AMELİ
149- Medine Ehlinin Ameli Mâlik'e
Göre Delildir:
150- Ondan Önce Bunu Delil Alanlar:
151- Medine Ehlinin İcma'ı Neye
Dayanır:
152- Kadı İyad, Medine İcma'mı Dörde
Böler:
153- Bunda Diğer Mezheblerden Malik’e
Katılanlar Var:
155- Malikiler Arasında Üç Görüş:
156- Medine Ehlinin Ameli Haber-i
Vâhit'le Tearuz Ederse:
157-
İki İcma’ Arasındaki Fark:
158- Hangi İcma'ı Haber-i Vahide
Tercih Ederdi:
159- Şafiî'nin Bu Konudaki Görüşleri:
imam
Mâlik (Allah ondan razı olsun) Medine ehlinin amelini bir fıkıh kaynağı olarak
alıyorv onu delil tutarak fetva veriyor. Onun için bjrçok yerlerde. Haber ve
Hadisleri zikrettikten sonra bizim indimizde ittifak olunan budur, demektedir.
Eğer Hadis yoksa o zaman Medine amelini muteber bir sened olarak zikreder.
Mısır'daki Leys b. Sa'd'a yazdığı mektupta Medine ehli ameline olan büyük
itimadını beğenmekte, onların mesleğinden başka bir yol tutanları da şiddetle
kınamaktadır. Bu mesajın baş taraflarındaki ifadeler bunu açıkça
göstermektedir. Bunları yukarıda naklettik. Fakat onun görüşünü açıkça
göstermek için burada bazı bölümlerini tekrarlayalım.
«Duyduğumuza
göre sen, bizim bu memleketteki halkın amel ede geldikleri şeylere muhalif
olarak insanlara türlü fetvalar veriyormuşsun! Sen emânet ve fazilet sahibisin,
memlekettekilerin arasında mevki'in ve itibarın var. Oradakilerin sana olan
ihtiyacı ve senin söylediklerine itimadları meydanda. Kendini tehlikeye atacak
şeylerden sakınmalısın. Kendini selâmete, necata götürecek şeylere tâbi
olmalısın. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur: «Muhacirlerle Ensar'dan
birinci dereceyi kazananlar...» Yine şöyle buyurur: «O halde sözü dinleyip en
güzeline uyan kullarımızı müjdele...» İnsanlar Medine ehline tabidirler. Çünkü
Kur'an orada indi...[1]
Bu
sözleriyle o, Medine ehlinin ameline muhalefetin doğru olmadığını, insanların
onlara tâbi olmasını açıkça söylüyor. Ve onu bu mesleğe sevkeden delilleri
gösteriyor. Bu delilerin temeli şudur: Dinin esasını ve İslâm fıkhını ahkâmını
havi olan Kur'an-ı Kerim Medine de inmiştir
Medine
ehli ilk bu teklifleri yüklenen kimselerdir. Emir ve nehiyle muffa-tab
olmuşlardır. Allah'ın emir ettiklerine uyanlar, nehyettiklerinden sakınanlar
onlardır. Dinin direğini onlar tutmuşlardır. Hz. Peygamber Âleyhisselam'dan
sonra, ümmeti içinde insanları ona tâbi olanlarından iş başına gelenler, yeni
bir takım olaylarla karşılaşmışlardır. İnsanlar onlara tâbi olmuşlardır. Hz.
Ebû Bekir, Ömer, Osman onun sünnetini tatbik ettiler. Bilmediklerini araştırıp
sordular. Bunlardan sonra Tâbi'iler aynı yolu izlemişler, aynı sünnete tâbi
olmuşlardır. Onun için Medine-i Münevvere, sünnet ilminin gerçek vârisidir.
İslâm fıkhı Tabiin ve onlardan sonra gelenler devrinde böyle gitmiştir. İmam
Mâlik bu devri görüp içinde yaşadı. İş böyle olunca, Medine halkına geçen bu
mirasa muhalefet etmeğe kimsenin hakkı yoktur. Onu kimse kendi memleketine mal
edemez, onun kendi malı olduğunu iddia edemez.[2]
Medine
ehlinin amelini delil itibar etmek huşunda Mâlik'in delileri bunlar. Bu mânadan
dolayı bazen Medine ehlinin amelini haber-i vahide bile tercih ettiği olurdu.
Ona göre Medinede ma'mul ve meşhur olan Rey, meşhur sünnet demektir, meşhur
sünnet ise haber-i vahide takdim olunur.
Bize
göre bu tutum İmam Mâlikle başlamış değildir. Gördük ki, üstadı olan
Rebîat-ül-Rey bu mesleği tutmuştur ve binin binden rivayeti, birin birden
rivayetinden daha hayırlıdır, demiştir. İmam Mâlik de şöyle der: İlim ehlinden
ve Tâbi'inden öyle adamlar vardı ki, Hadis rivayet ederler, ve. bu meçhulümüz
değildir, fakat amel bundan başkasına göre oldu, derlerdi. Ben Muhammed b. Ebû
Bekir Amr b. Hazımi gördüm. Kadı idi. Kardeşi Abdullah çok Hadis rivayet eder
ve doğru bir adamdır. Kardeşi Muhammed bir mes'elede hüküm verdi mi ve bu
mes'elede Hadise muhalif ise onu azarlar ve bu hususta şöyle bir Hadis olduğunu
bilmiyor musun? derdi. O da: Evet biliyorum, deyince: Öyleyse neden onunla
amel etmedin, diye sorardı. O da şöyle cevap verirdi: İnsanlar ona bakmıyor.
Medine Sulahâsinın icma1 ettikleriyle amel daha kuvvetli.[3]
Görüyorsun
ki, bu mesleği İmam Mâlik ortaya atmış değildir. O, kendisinden önce ilim
erbabından ve Tâbi'inden bazılarının gittiği yolu tutmuştur. Ancak bu şöhret
ona ait olmuştur. Çünkü o bunlara dayanarak çok fetva vermekle meşhur olmuştur.
O haber-i vahide muhalif vermiş olduğu fetvaları tesbit etmiştir. Böylece ondan
sonra gelen asırlarda onun şöhreti devam etmiş, yaygınlaşmış ve bu yol ona
nisbet olunmuştur. Fakat o bu çığın ilk açan değildir, belki o yola uyandır.
İmam
Mâlikin nakil olunan kavilleri, yazdığı risaleleri gösteriyor ki, ona göre,
Medine ulemasının ittifak ettikleri icma' hüccettir, delildi, ondan
naklettiğimiz kavillere göre ona uymak gereklidir. Eğer haber-i vâhid, Medine
ehli ameline, icma'ma aykırı düşerse, haber red olunur. Hz. Peygamberin eseri
itibar olunması bakımından onların ameli alınır, o daha mevsuk sayılır. İmam
Mâlik'ten menkul olan sözlere göre Medine ehlinin amelleri, ezan gibi,
Peygamber'in zamanındaki müd ölçüsü gibi ondan işitmekle bilinecek şeylere
şâmil olduğu gibi, bazı yargı hükümleri, insanlar arasındaki muameleler gibi
ictihad ve istinbat suretiyle olanlara da şâmildir.
Anlaşıldığına
göre Mâlik'ten sonra, Mâliki Mezhebi salikleri onun bu genel görüşünde birieşmediier,
nakil ve rivayet yoluyla olanlarla ictihad ve istinbat suretiyle olanlar
arasında ayırım yaptılar, hatta onlar kitaplarında, Mâlik'in görüşü sadece
nakil yoluyla olan amellerdir gibi gösterdiler. Karâfl şöyle der: Mâlik'e göre
Medinelilerin icma'ı eğer nakil ve tevakkuf yoluyla olan amel üzerine ise o
zaman delil sayılır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: «Körük ateşi, nasıl
demirin pasını atarsa, Medine de kiri pası öyle atar.» Hata kirdir, öyleyse o
Medine de barınamaz, onları ameli temizdir. Onların çocukları babalarından naklederler.
Haber, zan ve tahmin haberi olmaktan çıkar, yakln haberi olur. Mezheb
erbabından onların mutlak icma'ı nakil suretiyle değîf de işledikleri bir
amele dayansa yine delildir, diyenler var. Bunu, birinci delili, umumi saymak
gösterir. Delilleri de şu Hadis i Şeriftir: «Benim ümmetim hata üzere
birleşemez». Bunun anlamı, ümmetten bazısı hata edebilir, demek olur. Medine
ehli de ümmetin bazısıdır. Buna şöyle cevap verilir: Hadisin müsbet olan
mantıki, menfi olan mefhumundan daha kuvvetlidir. [4]
Karâfl'nin
naklinden görüyoruz ki, Mâlik'e göre, Peygamber'den nakil suretiyle olana
dayanan amelleri hüccettir, mezheb saliklerinden, icma'lan mutlak surette
delildir, diyenler de var, Mâlik'in sözünün zahiri de budur. Karâfl icma'ian
mutlak surette delildir, diyenlerin delillerini getiriyor. O da, körük, demirin
pasını attığı gibi Medine de kirinf pasını, kötü insanları atar, hadisidir.
Çünkü buna göre her kir pas Medine de barınamaz, hata da kirdir, Medine ehli
hata üzere icma' edemez. Nakil suretiyle olanla, ictihad yoluyla olan arasında
ayırım yapanların delilini de getiriyor: Zira nakil suretiyle olan evlâtların
babalardan naklidir, b\j mütevatirdir, kesindir. İçtihat yoluyla olanda hata
olabilir. Hata ümmetten kaldırılmıştır, fakat mecmu'ından kaldırılmıştır,
bazısı hata edebilir, icma'ında hata caizdir. Bu «ümmetim dalâlette ittifak
edemez» Hadisinin mefhum muhalifidir. Yani bazı olabilir, demektir. Karâfl,
Medine ehlinin ameli delildir, diyenlerin görüşünü tercih ediyor. Ve tercih
sebebi de şu: Birinciler Medine kirini atar, Hadisinin mantıkini delil
alıyorlar, diğerleri ise «Ümmetim hata da birleşemez» hadisinin mefhumunu delil
gösteriyorlar. Mantık ile mefhum tearuz edince, ulemanın ittifakınca, mantıkin
delâleti tercih olunur.
Medine
ehlinin icma'mın birinci nev'i ki, Peygamber Aleyhisse-lam'dan menkul bir esere
dayanır, bunun bütün ulemaca icma''delili olması gerekir, çünkü bu mütevatir
veya en azından meşhur bir esere dayanır. Kadı İyad bunu şöyle açıklar: Medine
ehlinin icma'ı iki nev'idir: Biri nakil yoluyla olan esere dayanandır ki o da
dörde ayrılır:
a) Hz. Peygamber Aleyhisselam'dan kavlen nakil olunanlardır: Ezan,
ikamet, namazda besmeleyi aşikâre okumamak gibi. Buniar kavlen nakil
olunmuştur.
b) Hz. Peygamber'in fi'illeri, bunlar da namazın kılınış şekli,
rek'at-ierin sayısı, secdeler vesaire.
c) Hz. Peygamber'in takriri, yani bir şeyi görüp de onu inkâr etmemesi,
onu tasvip sayılır.
d) Ashabda gördüğü bir şeyi bırakması, onları yapmaya zorlamadığı ahkâm.
Meselâ çok olduğunu gördüğü halde onlardan sebzelerden zekat almaması, bu
nev'iden olan tema' delildir, ona uymak gerekir. Buna muhalif olan haber-i
vâhid ve kıyas terk olunur. Çünkü bu nakiller malum ve muhakkak olup kafi ilim
ifade eder. Zannl ifade eden birşeyle terk olunmaz. Vakıf, müd ve sâa'
mes'elelerinde İmam Mâlik ile ve diğer Medine ehliyle münakaşa eden
muhaliflerden İmam Ebû Yusuf, bu nakillerin doğruluğunu görünce, kendi
görüşünden dönmüş, onları! "almıştır. İnsaflı bir kimse bunların delil
olduğunu inkâr edemez. Üsîadla-1 hnıızın ekserisine göre İmam Mâlik bu
görüştedir. Bu yolun sıhhaîındaj şüphe yoktur. Aklı olan bunu deiü olarak alır.
Bu meselelere Medine ehiinin dışında, bu nakil kendilerine ulaşmayanlar
muhalefet etmişlerdir... Arkadaşlarımız arasında bunda ihtilâf yoktur. Şafii
ulemasından Seyra'fî ve diğerleri, Ahmedinin nakline göre, buna muvafakat
etmişler, bazı Şafiîler ise inad gösterip muhalefet etmişlerdir.295
Nakil
ve tevakkuf yoluyla olan icma' böyle. Kadı İyad'ın ve Kara-'nin dediklerine
göre, İmam Mâlik bunu delil olarak aldı ve kabul etti, ununla haber-i vâhid'i
de red etti. Kadı İyad'ın kaydına göre bazı jŞaffîler de bunu delil olarak
almışlardır.
Doğrusu,
Medine icma'ını delil almakla Mâlikiler şöhret bulmuşsa da başka mezheblerden
de onlara katılanlar vardır: Onlara uyanlar bulunmuştur Onların görüşünü
Öğrenmek için burada biraz da'onlara dönelim. Bunların başında bizzat Şafii
bulunmaktadır. Eğer onlar icrna etmişlerse Şafii o icma'a saygılıdır. Çünkü
onlar ancak icma mevzu olan bir şeyde icma yaparlar. Şafiî ile üstadı Mâük'ie
onun tabiileri arasındaki ihtilâf, icma' iddiasının sahih olup olmadığı
üzerinde olmuştur, onun muhalefeti iddianın sıhhati üzerindedir. Aradaki
münakaşa konusu budur..
İbne
Kayyım, İ’lâmül-Muvakkiîn'de, esası nakil olan Medine ehli amelini üçe bölmektedir:
1- Hz. Peygamber'e dayanan nakil, 2- Sürekli amelî nakil, 3- Mekân, ayn ve eşyanın miktarlarına
dair nakiller..
1 - Bu kısım, Kadı İyad'ın misalleriyle birlikte Naklettikleridir ki, Hz.
Peygamber'e dayanan nakillerdir.
2- Devamlı bir amelî nakle dayananlar ise: Vakıf, Müzara'a, ezanı yüksek
yerde okuma, ezanda iki def’a söyleme gibi.
3- Mekân ve eşyanın yakinıne gelince; Müd ve sâa' ölçüleri miktarını
tayin, minberin yerini belirlemek, namazdaki yeri, Ravza ve Beki' ve musallanın
tayini, hac menâsikî, safa, merve, minâ, cemre, roüzdelife, arafat, ihrama
girilecek yerlerin tayini bunlar hepsi bu nevi'dendir. İbni Kayyım, bundan
sonra bunları etrafiyle açıklamıştır. Bu nakiller muhteremdir. Bunlar delil
olur. diyerek şöyle devam eder: Bu nakiller, bu ameller delildir, bunlara uymak
gereklidir. Cân başüstüne deyip kabul olunur sünnettir. Bir âlim bunu
başarırsa, gözü aydın, gönlü rahat olur.[5]
Bu
sözlerden anlıyoruz ki, İmam MâlikMn aldığı Medine ehli icmai-nin kaynağı eğer
nakii ise, bunu tenkide yer yoktur. Ulema onu gönül rahatlığıyla kabul eder,
çünkü bu nakil, mütevatirdir. Ne haber-i.vâhid ne de kıyas ona tearuz edemez,
bu açıklanacaktır. Dayanağı ictihad ve istinbat olan Medine ehli ameline
gelince, İmam Mâiik'ten bu konudaki nakiller muhteliftir. Bazı Mâlikiier bu
konuda onun üç türlü görüşünü naklederler:
1- Bu delil olamaz, Çünkü delil olan icma1, nakil yoluyla olan Medine
ehli icma'ıdır. Bu Ebû Bekir Ebheri'nin kavlidir. O İmam MâlikMn bunu delü
tuttuğuna dair olan sözleri inkâr eöer. Onun güvenilir talebesinden böyle bir
nakil yoktur, bu Mâliki Mezhebinin kavli olmaktan uzaktır, der, Karâfl 'den
naklettiğimizde bu görüşe işaret ettik.
2- Bu delil değildir, ancak bununla onların ictihadlan diğerlerinin
içtihadına tercih olunur. Bu görüşü bazı Mâlikilerie bir kısım Şafiîler
benimsemiştir.
3- İçtihat yoluyla olan icma' delildir. Mâlikilerden bir grubun kavli
budur, Malik'in görüşü de bu olduğunu söylerler. Mâlik'in Leys b. Sa'd'a
yazdığı mektubundaki sözleri, bu mesleği tutanların görüşünü göstermektedir.
Mektubu nakletmiş bulunuyoruz. Mâliki Mezhebine tâbi' olan Mağrib halkının
çoğunluğu bu kavli almıştır. Ve bu çığırda gitmektedirler.[6] Yukarıda
beyan ettiğimiz üzere Karaâfi'niri sözünün gelişi bunu tercih ettiğini
gösterir, yahut en azından bunu zayıf saymamaktadır.
Medine
Ehlinin ameli, nakil veya ictihade dayandığı takdirde onu delil aimaJıakkındaki
sözler böyle. Bildiğin üzere, bu amelin esası nakil olduğu zaman onun delil
olduğunda Mâlikiler arasında ayrılık yoktur. Şayed temeli ictihad olursa,
aralarında ihtilâfa düşmüşlerdir. Mâiikilerin çoğu onu delil ve hüccet sayar,
önce Kârâfl'den arkasından İbni Kay-yım'dan yaptığımız nakiller bunu gösterir.
Medine
ehlinin ameline haber-i vâhid tearuz ederse, bunu henüz etrafiyle açıklamadık.
Öyleyse sözü biraz açalım:
Medine
ehlinin amelinin esası nakil olursa, o, haber-i vahide takdim olunur. Çünkü bu
mütevatir bir nakildir. Haber-i vâhid mütevâtüre tearuz edemez, çünkü o
zannldir, mütevatir ise kafidir. Bunda Mâlikîler arasında ayrılık yoktur. Fakat
Medine ehlinin amelinin ve icma'ın esası ictihad olursa, Cumhur Mâlikllere göre
haber-i vâhid alınır. Bazılarına göreyse, icma'ın esası ictihad da olsa, sebebi
ne olursa oisun Medine ehlinin icma'ı, delildir, haber-i vâhid zayıf kalır. Fakat
bu görüş söz taşır, çünkü icma'ın esası kıyas veya Rey olduğu takdirde,
görüşler birbirine ayktrı olabilir, bakış açısı muhtelif olur. Nass olmayan
yerde bütün, görüşlerin birleşmesi şüphelidir. Rey'le istinbata dayalı Medine
bir is-tinbat, nass'a nastl takdim olunur. Bu Rey, ümmetten bir taifenin icma'
mevzuu da olsa haberin, Hadisin önünde duramaz. Sonra böyle vücudu şüpheli bir
icma' ile nakle dayanan icma' arasında fark vardır. Nakle dayanan bir nev'i
tevatürdür. İstidlalde zannl olarak haber-i vahide takdim olunur.
Medine
ehlinin bu iki nev'i icma'mın haber-i vahidle tearuz edince fâfklı durumlarını
İbni Kayyım şöyle anlatır: «Malum olduğu üzere Hulefâ-ı Râşidin ve sahabe devri
geçtikten sonra, Medine de amel ve emir oradaki müftilerin, emirlerin,
valilerin ve Muhtesib'lerin elindeydi. Teb'a onlara muhalefet etmezdi. Müftiler
birşey hakkında fetva verdiler mi, vali onu tehkiz eder, muhtesib onu tatbik
eder, bu amel olurdu. Bu sünnete, Hz. Peygamber'in fiiline, Hulefâ-i Râşidin ve
ashabın yaptıklarına aykırı olmazdı. Sünnete aykırı olan terk olunurdu. Rebia
b. Ebû Abdurrahman fetva verir, muhtesib vazifesi gören Süleyman b. Bilâl, onun
fetvasını tenfiz ederdi. Halk da onun fetvasiyle, bunun tatbikiyle! amel
ederdi. Muhalif çıkan olmazdı. Nasıl ki, Mâlik'in kavlinin geçtiği bir
memlekette ve şehirde yalnız onun fetvasıyla amel olunur, Orada diğer İslam
imamlarının kavline göre amele yer yoktur. Bir kimse öyle birşey yapacak olsa
onu azarlarlar.»[7]
İbni
Kayyım sözünü şöyle tamamlar: «Esası nakil olan bir icma', Medine halkı
ameline, sahih sünnete asla muhalif olmaz. Esası ictihad olan amel ise sünnete
asla takdim edilemez. Kabul edilmiştir ki, sahih sünnete muhalif olan her amel,
asla nakil yoluyla vâki', sabit olmuş değildir. O, ictihad yoluyla vuku
bulmuştur. Nakle dayanan bir icma' ve Medine ameli, sahih sünnete asta muhalif
olamaz.»[8]
Mâlike
göre Medine ehlinin amelini anlattık. Onların amelinin kısımlarını, Mâlikller'e
ve diğer mezheblere göre bunların delil olmadaki, istinbat usulündeki
yerlerini beyan ettik. Esası nakil oian icmaa, Medine ehlinin bazı hassaları
dolayısiyle, muhalif olanların bile Mâlikilerin görüşüne katıldıklarını
söyledik. Esas ictihad olan Medine ehlinin ameli, Mâlikilerin arasında bile
ihtilaflı olduğunu gördük.
Şimdi
şunu da belirtelim ki, İmam Mâlik (Allah ondan razı olsun) kendi
memleketlerinde yani Medinede icma1 halinde olan bir şeyi delil alırken, yalnız
nakille bilinen şeylere bağlı kalmaz. Rey sahası olan şeyleri de alır, onların
kavlini kabul ederdi. Çünkü o, umuma karşı gelip tek kalmaktan çekinirdi, şaz
olmazdı. Nasıl ki Leys b. Sa'd'a yazdığı mektuptaki sözleri bunu gösterir,
Leys'in cevabında da bu belirtilmiştir. Aralarında ihtilâf ve münakaşa, konusu
olanlar, Rey mes'eleieridir. İlâ. ve tefviz'i talak Rey sahasına giren
mes'elelerdir.
Kaldı
ki, haber yani Hadis, haber-i vâhid olduğu zaman, İmam. Mâlik Medine ehlinin
icma'ını habere tercih eder miydi? Bildiğin gibi o. hadisleri çok dikkatle
inceler ve araştırırdı. Onları, umumi usulle, sabit ve mukarrer
prensiplerle,.dinin kaideieriyle karşılaştırır, mukayese; ederdi. Belki de bu
ince eleme ve araştırma sonu, Ashab ve Tabiin, arasında ma'mul ve onlardan
menkul olanların ışığı altında, bazı hadislerin zayıf olduğunu gördü. Rey
karşısında onları bu sebeple almadı. Çünkü o şaz olanları garib sayardı.
Medine
ehlinin amelini delil alma konusunu, fıkhı, İmam Mâlik'ten okuyup sonra ona
muhalif olan. bir fakihin bu husustaki tutumunu belirtmeden bırakmayacağız. O
da İmam Şafiî'dir. O bu meseleyi ilk tenkid eden fakih olmuştur. Kitaplarının
birçok.yerierinde bunu eleştirir. Bu hususta en şiddetli tenkidlerini
risalesinde ve İhtilâf-i Mâlik kitabında yapmıştır. Bakıyoruz, İmam Şafii,
Medine ehlinin amelinin delil olması meselesini münakaşa ederken bunu iki
noktaya dayanarak red ediyor.
1- Böyle bir icma'm vukuunu inkâr eder. Mâlikllerİn Medine ehli arasında
ittifakla kabul edilen birşey olduğunu söyledikleri icma'ı teslim ve kabul
etmez.
2- İctihad ve istinbata dayalı icma'm, haber-i vahidi red etmesi
görüşünde değiliz.
Bu
konuda görüşlerini açıklarken onlara red metodunu göstermek için onun bazı
sözlerini nakledelim. Risalesinde şöyle der: «Ben ve ehli ilimden hiç bir kimse
bunda icma' vardır diyemeyiz, ancak her karşılaştığın ve gördüğün âlim, buna
muvafakat eder ve kendisinden öncekilerden bunu naklederse, o zaman icma1 var
deriz. Öğlenin dört rek'at, şarabın haram olması ve benzerleri gibi. Yoksa,
bakıyorsun biri bunda icma' var diyor, bakıyorum, Medine ilim ehlinden biri
onun hilafını söylüyor, bütün memleketler halkı, onun İcma' var dediğine
muhalif kalıyor...»[9] Görülüyor ki, O Medine
halkının icma'ı iddia olunan meselelerde bizzat Medine ehlinden muhalif
olanların bulunduğunu söylüyor. Kendisiyle münakaşa yapana, Medine ehlinin
böyle icma'ı, haber-i vahide tercih edilemez, diyor. Şöyle ki:
«Şafiî'ye
dedim ki: «Biz diğer memleketleri bırakır, sadece Medine ehlinin icma'ını
alırız. Şafii cevap verdi: Bu hadislerin hepsini iptal edenlerin yoludur.
Onlar, biz icma'ı kabul ederiz, deyip bırakıyorlar. Ve onlar bütün insanların
icma'ını iddia ediyorlar. Siz ise (yani Mâlikller) bir memleketin icma'ını
iddia ediyorsunuz. Onlar başka türlü söylüyor. Onların aleyhine olan, size
karşı da olur. Sizin bu sözü söylemenizden susmanız daha iyidir. Çünkü bu söz,
delilsiz ortaya atılmış bir şeydir. Sorulduğu zaman cevap yok. Baksanıza,
Medine'de icma' edenler kimlerdi? diye sorulduğu zaman ne dersiniz? Onlar hadis
sabit olanlar mı? Yoksa Hz. Peygamber Aleyhisselâm'dan hadis sabit olmasa da icma
ettikleri şey mi sabit oldu?»[10]
Görülüyor ki o, Medine ehlinin icma'ını inkâr ediyor ve bunu haber-i vahide
tercih etmeyi red ediyor. Medine ehlinin ameli bahsinin başında söylediğimiz
gibi, İmam Şafii Medine ehlinin bir meselede icma'ını, ancak bütün memleketler
fukahasının o meselede ittifak etmiş olması şartıyla kabul ediyor. O bu
kaziyedeki hükmünü şuna bağlar. O icma'm ancak farz olan asıllarda; oruç,
zekat, hac, namaz rekatlarının sayısı gibi meselelerde olduğunu görüyor. Bu
usulün dışındaki meselelerde idma' görmüyor, Bütün şehirler fukahasının, bunlardan
başkalarının da icma'ını inkâr ediyor. Buna göre Medine ehlinin bir icma't
varsa, o buusuidedir. Bunlar ise hepsinin icma' ettikleri yerlerdir. Doğrusunu
Allah bilir.
[1] Kadı lyad, Medârik, S. 34
[2] Mâlik, adı geçen mektup.
[3] Kadı lyad, Medârik, S. 37
[4] Karâfi, Tenkıh Şertıi, S. 145
[5] İbni Kayyım, l'lâmüt-Muvakkıîn, C. II, S. 304
[6] Aynı Kaynak, C. II, S. 315
[7] Aynı Kaynak, C. II, S. 307
[8] Aynı Kaynak, C, II, S. 308
[9] Şafiî, Risale, S. 534, Halebi Baskısı.
[10] Şafiî, El-Um, C. III, S. 243.