“Biz bir
âyetten her neyi nesheder veya unutturursak, ondan daha
hayırlısını yahut mislini getiririz. Bilmez misin ki, Allah
her şeye kâdirdir. “
BAKARA 106
Nesh; sözlükte
izâle etmek, nakletmek, aktarmak demektir.
Terim olarak,
şer'î bir delilin hükmünü yahut lafzını Kitab ve sünnetten bir
delil ile kaldırmak demektir.
"Hükmü
kaldırmak" sözü ile kastettiğimiz hükmün meselâ vâcib iken
mübah olarak yahut mübah iken haram olarak değiştirilmesidir.
Böylelikle bir
şartın bulunmaması yahut bir maniin varlığı
sebebiyle hükmün geri kalması hali kapsam dışında
kalmaktadır.
Meselâ; nisabın eksilmesi dolayısıyla
zekâtın vücubunun kalkması yahutta hayız (ay hali)
dolayısıyla namazın vücubunun kalkması buna örnektir.
Bunlara "nesh" adı verilmez.
"Yahut
lafzını" ifadesi ile kastettiğimiz şer'î delilin
lafzıdır. Çünkü nesh ileride göreceğimiz gibi ya
lafzı dışarda tutarak sadece hüküm hakkında sözkonusudur ya
aksi sözkonusudur yahutta her ikisi için de sözkonusudur.
"Kitab
ve sünnetten bir delil ile" sözlerimizle de bunların
dışında kalan icmâ ve kıyâs gibi deliller dışarda
kalmaktadır.
Çünkü bunlarla nesh olmaz.
Nesh aklen câiz, şer'an de vâkî olmuştur.
Neshin aklen câiz oluşu
şundan dolayıdır: Emir Allah'ın elindedir, hüküm koymak
yalnız O'nun hakkıdır. Çünkü malik olan rab
O'dur. O kulları için hikmet ve rahmetinin gerektirdiğini
şeriat olarak bildirmek hakkına sahiptir. Bir şeye malik olan
bir zatın, mülkü altında bulunan kimseye dilediği emri vermesini
akıl aykırı bir iş olarak görür mü? Diğer
taraftan yüce Allah'ın hikmeti ve kullarına rahmetinin gereği
onlara din ve dünyalarının maslahatlarını ayakta
tutacağını bildiği hükümleri teşrî'
buyurmasıdır. Bir hüküm, bir zaman veya bir
halde kullar için daha uygun olabildiği gibi, bir başka zaman ya da
halde başka hüküm daha uygun olabilir. Yüce Allah
ise herşeyi bilen, hikmeti sonsuz olandır.
Şer'ân vaki olduğunun delilleri ise
çoktur. Bazılarını kaydedelim:
1. Yüce Allah şöyle
buyurmaktadır:
"Biz bir
âyeti nesheder veya unutursak ya ondan hayırlısını, ya onun
benzerini getiririz." (el-Bakara, 2/106)
2. "Şimdi Allah...
sizden (o ağır yükü) hafifletti." (el-Enfâl, 8/66);
"Artık
onlara yaklaşın ve Allah'ın size takdir ettiğini
isteyin."
(el-Bakara, 2/187)
Bu nass, bundan
önceki hükmün değiştirilmesi hakkındadır.
3. Peygamber Sallallahu aleyhi
vesellem şöyle buyurmuştur:
"Size
kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştım. Artık onları
ziyaret edebilirsiniz."[1]
İşte
bu, kabir ziyaretinin yasaklanmasının neshedilmesi hakkında bir
nasstır.
[1] Muslim, 977
Neshin Sözkonusu Olmadığı Yerler
1. Haberlerde nesh olmaz. Çünkü neshin sözkonusu olduğu yer hükümdür. Ayrıca iki haberden birisinin neshedilmesi, diğerinin
yalan olmasını gerektirir. Yalan ise Allah
ve Rasûlünün verdiği haberlerde mümkün değildir.
Ancak hüküm haber
şeklinde gelmiş ise neshedilmesi imkânsız olmaz. Yüce
Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi:
"Sizden sabırlı
yirmi kişi, ikiyüz (kâfir)e galip gelirler." (el-Enfâl,
8/65)
Bu, emir
manasında bir haberdir. Bundan dolayı, bundan sonraki
âyet-i kerimede neshedildiğini görüyoruz. Bu da yüce Allah'ın
şu buyruğudur:
"Şimdi
Allah zaafınız olduğunu bildiğinden sizden (o
ağır yükü) hafifletti. O halde eğer sizden
sabırlı yüz kişi olursa, ikiyüz kişiyi
yenerler." (el-Enfâl, 8/66)
2. Tevhid, imanın esasları,
ibadetlerin esasları, doğruluk, iffet, cömertlik, kahramanlık ve
buna benzer ahlâkın yüksek değerleri gibi her zaman ve mekanda
maslahat olan hükümlerin emrinin neshedilmesine imkân yoktur. Aynı şekilde şirk, küfür, yalan,
hayasızlık, cimrilik, korkaklık ve buna benzer kötü ahlâk
kabilinden her zaman ve mekânda çirkin olan hususların yasaklanma hükmünün
de neshedilmesine imkân yoktur. Çünkü bütün
şeriatler kulların maslahatları ve onlara gelecek olan
mefsedetleri (kötülükleri) bertaraf etmek içindir.
Neshin mümkün
olduğu hususlarda neshte birtakım şartlar aranır. Bazıları
şunlardır:
1. İki delilin birarada
bulunmasının imkânsız olması. Şâyet
iki delilin bir arada bulunması mümkün olursa, herbirisiyle ayrı
ayrı amel etmek mümkün olduğundan ötürü nesh sözkonusu olmaz.
2. Nâsih olan delilin sonradan
geldiğinin bilinmesi. Bu da ya nass ile bilinir ya
sahabinin haberiyle ya da tarih ile bilinir.
Neshedicinin sonradan
geldiğinin nass ile bilinmesine örnek, Peygamber Sallallahu aleyhi
vesellem'in şu buyruğudur:
"Ben,
kadınlarla mut'a yapmak üzere size izin vermiştim. Şüphesiz Allah bunu
kıyamet gününe kadar haram kılmış
bulunmaktadır."[1]
Sahabînin verdiği haber ile bilinene örnek: Âişe Radıyallahu anhâ'nın
şu sözüdür: "Kur'ân'dan indirilen buyruklar arasında şunlar
da vardır: Bilinen on defa süt emmek haram kılar. Sonra bunlar
bilinen beş defa süt emmek ile
neshedildiler."[2]
Tarih ile bilinene örnek, yüce
Allah'ın şu buyruğudur: "Şimdi Allah... sizden (o
ağır yükü) hafifletti." (el-Enfâl, 8/66) âyetinde yer alan "şimdi" lafzı bu hükmün
sonradan indiğinin delilidir. Aynı şekilde Peygamber Sallallahu
aleyhi vesellem'in hicretten önce bir hüküm verdiği sözkonusu
edildikten sonra, daha sonra buna muhalif olarak hüküm verdiği
belirtilirse ikincisi nâsih (neshedici)dir.
3. Nâsihin sabit olması. Cumhûr nâsihin mensûhdan daha kuvvetli olmasını şart
koşmuştur. Onlara göre mütevatir bir haber,
âhâd haberle nesh olmaz. İsterse sabit olsun. Ancak tercih edilen neshedicinin daha kuvvetli olmasının
şart olmadığıdır. Çünkü
neshin konusu hükümdür. Hükmün sabit olması için
de tevâtür şart değildir.
[1] Muslim, 1406
[2] Muslim, 1452
Nesih, nesholunan nass itibariyle
üç kısma ayrılır:
I. Hükmü nesholup, lafzı kalan
nasslar. Bu Kur'ân-ı Kerim'de çoktur.
Buna örnek;
düşmana karşı sabır ve sebat göstermeye dair iki âyet-i
kerimedir.
Bunlar yüce Allah'ın: "Sizden sabırlı yirmi kişi
bulunursa ikiyüz (kâfir)e galip gelirler."
(el-Enfâl, 8/65) âyetinin hükmü yüce Allah şu buyruğu ile
neshedilmiştir:
"Şimdi
Allah zaafınız olduğunu bildiğinden sizden (o
ağır yükü) hafifletti. O halde eğer sizden
sabırlı yüz kişi olursa, ikiyüz kişiyi yenerler.
Eğer sizden bin kişi olursa, Allah'ın
izniyle ikibine galip gelirler. Allah sabredenlerle
beraberdir." (el-Enfâl, 8/66)
Lafız
kalarak, hükmün nesholmasının hikmeti ise, tilâvet
dolayısıyla sevabın kalması ve ümmete neshin hikmetinin
hatırlatılmasıdır.
II. Lafzı nesholmakla birlikte
hükmü kalan nasslar: Recm âyeti gibi. Buhârî ve Muslim'de[1] sabit
olduğuna göre İbn Abbas Radıyallahu anh, Ömer b.
el-Hattab Radıyallahu anh'ın şöyle dediğini rivayet
etmiştir: "Allah'ın indirdiği buyruklar arasında recm
âyeti de vardı. Biz bu âyeti okuduk. Onu akledip, kavradık ve belledik. Rasûlullah
Sallallahu aleyhi vesellem recmettiği gibi ondan sonra biz de
recmettik. Aradan uzun zaman geçerse, korkarım birisi kalkıp:
Allah'a yemin ederim biz Allah'ın Kitabında recm diye bir şey
bulmuyoruz, diyecek. O zaman Allah'ın indirmiş olduğu bir
farzı terketmekle sapıtırlar. Şüphesiz recm, zina
Hüküm sabit
kalarak lafzın neshedilmesinin hikmeti ise, Kur'ân'da lafzını
bulamadıkları hususlarla amel etmekte ümmetin denenmesi ve yüce
Allah'ın indirdiklerine imanlarının tahkik edilmesidir. Tevrat'taki
recm nassını gizlemeye çalışan yahudilerin halinin tam aksi
olarak bunun tesbit edilmesidir.
III. Hükmün de, lafzın da
neshedilmesi. Az önce kaydedilen Âişe Radıyallahu
anhâ'nın rivayet ettiği hadiste sözü edilen on defa süt emmenin
neshedilmesi gibi.
Nesih, neshedici (nasih)
itibariyle dört kısma ayrılır:
I. Kur'ân'ın Kur'ân
ile neshedilmesi. Düşmana karşı gösterilmesi
gereken sabra dair iki âyet buna örnektir.
II. Kur'ân'ın sünnet ile
neshedilmesi: Buna dair sağlıklı bir örnek tesbit edemedim.
III. Sünnetin Kur'ân
ile neshedilmesi. Sünnet ile sabit bulunan Beytu'l-Makdis'e yönelerek namaz
kılmanın yüce Allah'ın şu buyruğu ile sabit olan
Kâbe'ye yönelmek ile neshedilmesi buna örnektir:
"Artık
yüzünü mescid-i haram'a doğru çevir. Siz de nerede bulunursanız,
yüzlerinizi o yöne çeviriniz." (el-Bakara, 2/144)
IV. Sünnetin sünnet ile neshedilmesi.
Bunun örneği de Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem efendimizin
şu buyruğudur: "Ben sizlere kablarda nebîz yapmanızı
yasaklamış idim. İstediğiniz kablarda
içebilirsiniz; fakat sarhoşluk veren bir şey içmeyiniz."[2]
[1] Buhârî, 6829; Muslim, 1691
[2] Muslim, 977
Neshin
çeşitli hikmetleri vardır. Bazıları şunlardır:
1. Kulların din ve dünyalarında kendileri için daha
faydalı olanı teşrî etmek (onlar için şeriat yapmak)
suretiyle kulların maslahatlarına riâyet etmek.
2. Kemal mertebesine ulaşıncaya kadar
teşrî'de tekâmül.
3. Mükelleflerin bir hükümden, bir diğer hükme geçişi
4. Nesih sonucu hüküm hafifletilirse mükelleflerin şükür görevini
yerine getirmelerinin, nesih sonucu daha ağır hüküm gelirse,
sabır vazifesini yerine getirmelerinin sınanması.
Celalü’d-Din
es-Suyuti (911) el-İtkan fi Ulumi-’l-Kur’an kitabında bu konuda
alimlerin zikrettiklerinin bazısını gerektirdiği gibi
geniş bir takrir ile zikretmiştir. Sonra içinde müteahhir
müfessirlerin re’yi bulunan mensuhları, Muhammed İbnu’l-Arabi’ye
uygun olarak yazmış ve mensuhları yaklaşık olarak
yirmi ayet kadar saymıştır.
Benim
görüşüme gelince bu yirmi ayetin ekserisinde bir düşünce vardır,
yani onlarda nesih meselesi açık olmadığından dolayı
tefekkür için bir meydan vardır.
Şimdi bunların esasını
yani başlıcalarını teker teker muaheze ve soruşdurma
ile yani tenkidle getirelim:
el-Bakara’dan
mensuh sayılanlar:
“Sizden
birinize ölüm gelip çatdığı vakit eğer
mal bırakacaksa anaya, babaya, yakın akrabaya meşru bir suretle
vasıyette bulunmak takva sahibleri üzerinde bir hak olarak farz
edildi.” (Bakara: 2/180, Nisa: 4/11-12)
Ayetiyle
mensuhdur denildi; “Mirascı için vasiyet yokdur” hadisiyle
mensuhdur”, denildi; icma ile mensuhdur, denildi. Bunu
İbnu’l-Arabi hikaye etdi.
Ben dedim ki:Bu ayet: (Nisa: 4/11-12) ayetiyle mensuhdur. “Mirascı için vasiyet yoktur” hadisi ise neshi beyan edicidir.
“Oruç
tutmağa gücü yetmeyenler üzerine de bir yoksul doyumu fidye
lazımdır.”
(Bakara: 2/184)
“Öyleyse
içinizden kim o aya erişirse onda oruç
tutsun...”
(Bakara: 2/185)
Ayetiyle
mensuhdur, denildi. Bir de mensuh değil
muhkemdir, denildi.
Ben dedim ki:Bana göre diğer bir vech vardır:O da mananın
“taama takat getirenlere fidye vardır” şeklinde olmasıdır. Fidye bir yoksulun taamıdır. Zikirden önce zamir getirildi. Çünki o rütbe
bakımından öne geçicidir. Zamir müzekker
getirildi, çünki fidyeden murad taamdan ibaretdir. Otaamdan
da murad fıtır sadakasıdır. Yüce
Allah bu ayetde oruç tutma emrinin ardından fıtır
sadakasını getirdi. Nitekim ikinci (el-Bakara: 2/185) ayetin
ardından da bayram tekbirlerini getirmişdir.
“Oruç
gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal edildi.
Onlar sizin için, siz de onlar için birer libassınız.”
(Bakara: 2/187)
“Ey
iman edenler, sizden evvelkilere yazıldığı gibi sizin
üzerinize de oruç yazıldı, ta ki korunasınız.”
(Bakara:
2/183)
Ayetini
nesh edicidir. Çünki bu
kelamın muktezası, uykudan sonra yemek ve cinsi münasebetin haram
kılınması nev’inden onlar üzerlerinde bulunan tatbikata
uygunluktur. Bu görüşüİbnu’l-Arabi zikretdi
ve (size helal kılındı) kavli sünnetle mevcud bulunan
tatbikatı nesh etdi diye diğer bir görüş daha hikaye etdi.
Ben dedim
ki: “Yazıldığı gibi” nin manası, ücubun kendisinde
teşbihdir. Binaenaleyh nesh yoktur. Ancak o, şeriatden önce kendilerinde olan tatbikatı
değiştirmedi. Ve biz Peygamber (s.a.v.) in
onlara bu uykudan sonra yemek ve cinsi münasebet haramlığını
kanun yapmış olduğuna hiçbir delil bulamadık. Bunu
Peygamber’in koyduğu
“Sana
haram olan o ayı, ondaki muharebeyi sorarlar. De ki: O ayda muharebe etmek
büyük günahdır. İnsanları Allah yolundan men’etmek, onu inkar
etmek, ziyaretçilerinin Mescid-i Haram’a girmelerine mani
olmak, onun halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha
büyük günahdır. Fitne katilden de beterdir...”
(Bakara: 2/217)
“Müşrikler
sizinle nasıl topyekun harb ederlerse siz de onlarla topyekun harb edin.
Bilin ki Allah müttakilerle beraberdir.”
(Tevbe: 9/36)
Ayetiyle
nesh edildi. Bunu İbnu Cerir, Ata
İbn Yesar’dan tahric etdi. Ben dedim ki:Bu
ayet kıtalin haram kılınmasına delalet etmez, fakat
kıtalin caiz kılınmasına delalet eder. Bu
ayet, illeti teslim ve mani’i ızhar kabilindendir. Binaenaleyh mana “Haram ayda kıtal büyükdür, şiddetlidir
ve lakin fitne haram ayda kıtal etmek caiz oldu” demektir. İşte bu tevcih ayetin siyakında zahirdir. Nitekim bu gizli olmaz.
“İçinizden
zevceler (ini)geride
bırakıp ölecek olanlar eşlerinin (kendi evlerinden)
çıkarılmayarak yılına kadar faidelenmesini vasiyyet (etsinler).
Bunun üzerine onlar kendiliklerinden çıkarlarsa
artık onların bizzat yaptıkları meşru işlerden
dolayı size mes’uliyyet yoktur. Allah mutlak Galib’dir, yüce hikmet
sahibidir.”
(Bakara:
2/240)
“İçinizden
ölenlerin (geride) bıraktıkları zevceler kendi
kendilerine dört ay on gün beklerler. İşte bu müddeti bitirdikleri zaman artık
onların kendileri hakkında meşru vech ile yaptıkları
şeyden dolayı size günah yoktur. Allah ne
işlerseniz hakkıyla haberdardır.”
(Bakara: 2/234)
Ayetiyle, vasıyyet de
miras ayetiyle nesh edildi.
Sükna, yani
kocasının evinde bir yıl oturmak ise bir kavim yanında
bakidir, diğerleri nazarında ise hadisle nesh edilmiştir, sükna
yoktur. Ben dedim ki, o ayet dedikleri gibi müfessirler cumhuru yanında
mensuhdur, fakat şöyle denilmek de mümkün olur: Meyit için vasıyyet
müstehabb yahud caiz olur. Ve kadına ise vasıyetde oturması vacib
olmaz. İbn Abbas bu görüş üzerindedir ve bu tevcih, ayetden
zahirdir,
“Göklerde ne var, yerde ne
varsa hepsi Allah’ındır. Siz içinizdekini açıklasanız da,
gizleseniz de Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra kimi dilerse onu
mağfiret eder, kimi dilerse onu da azablandırır. Allah her
şeye hakkıya
kadirdir.”
(Bakara: 2/284)
“Allah hiç kimseye gücünün
yeteceğinden başkasını yüklemez. Herkesin
kazandığı (hayır) kendi faidesine,
yaptığı (şer) kendi zararı
nadır...” (Bakara:
2/286)
Kavliyle nesh edilmiştir.
Ben dedim ki:bu, sonraki ayet
beyyinesiyle ammı hususileştirme babıdır.
“Nefislerinizdeki” ilemurad, ihlas ve nev’inden olan şeydir. Yoksa
hakkında ihtiyar yani hür irade muhayyerliği olmayan nefis
konuşmaları değildir. Çünki teklif ancak insanın hür
iradesiyle kudreti dahilinde bulunan şeylerde olur.
A’li İmran’dan mensuh
sayılan ayetler:
“Ey iman edenler, Allah’dan
nasıl korkmak lazımsa öylece korkun, sakın siz müslamanlar
olmakdan başka (bir sıfatla) can
vermeyin.”
(A’li İmran: 3/102)
“O halde ne kadar gücünüz
yetiyorsa o kadar Allah’dan korkun, (öğüdlerini) dinleyin,
itaat edin. (Mallarınızdan Allah yolunda) kendinizden
hayrı olarak harcayın. Kim nefsinin koyu cimriliğinden korunursa
işte onlar muradlarına erenlerin ta kendileridir.”
(Tebağun: 64/16)
Ayetiyle mensuhdur denildi.
Aynı zamanda şu da söylendi; hayır mensuh değildir, o ayet
muhkemdir. Bu A’li İmran suresi içinde bu ayetden başka hakkında
nesih davası sahih olacak hiçbir ayet yoktur.
Ben dedim ki: “Allah’dan
hakkıyla ittika edin” emri şirk, küfür, ve itikad dönüp varacak
şeyler hakkındadır. “Allah’dan gücünüz yetdiği kadar ittika
edin” emri ise ameller hakkındadır. Abdest almağa gücü yetmeyen
teyemmüm eder, ayakta durmağa gücü yetmeyen oturarak namaz kılar. Bu
vecih ayetin siyakından (yani sonra gelen karineden)zahirdir.
O sonra gelen de “Sakın siz müslümanlar olmaktan başka sıfatla
ölmeyin” kavlidir.
en-Nisa’dan
mensuh sayılanları:
“(Erkek ve dişidin) her
biri için baba ve ananın ve yakın hısımların
terikelerinden de varisler yapdık. Ahd ile yeminlerinizin
bağladığı kimselere dahi hisselerini verin. Allah her
şeyin üstünde hakiki bir şahiddir.”
(Nisa: 4/33)
“Hısımlar
Allah’ın kitabınca birbirine daha yakındır. Allah her
şeyi hakkıyla bilendir”
(Enfal: 8/75)
Ayeti
ile nesh edilmiştir denildi.
Ben dedim ki:en-Nisa:4/33 ayetinin zahiri, mirasın kanuni
mirasçılara yani hısımlara, bir ve sılanın yani iyilik
ve atıyyenin ise mevla’l-muvalat’a yani bir akdla bağlanmış
olana aid olduğudur, bu sebeble ayetde nesih yoktur.
“Miras
taksim olunurken (mirasçı olmayan
hısımlar), yetimler yoksullar da hazır bulunursa kendilerini
ondan (bir şey vererek) rızıklandırın.
(Gönüllerini alacak) güzel
sözler söyleyin.” (Nisa: 4/8, Enfal:
8/75, Ahzab: 33/6)
Ayetleriyle
mensuhdur, denildi. Aynı zamanda:Hayır, mensuh değildir, fakat insanlar bu ayetle
amel etmeyi hor gördüler, denildi.
Ben dedim ki:İbn Abbas, bu ayet muhkemdir, bundaki emir
müstehablık içindir, demişdir. İşte zahir
olan budur.
“Kadınlarınızdan
fuhşu irtikab edenlere karşı içinizden dört şahid
getirin.Eğer, şehadet ederlerse onları ölüm alıp götürünceye
kadar yahud Allah onlara bir yol açıncaya kadar
kendilerini evlerde alıkoyun, (insanlarla
buluşmakdan men’edin)”
(Nisa: 4/15)
“Zina eden kadınla zina
Ayetiyle
mensuhdur. Ben dedim ki:Bunda
nesih yokdur, fakat bu gayeye kadar uzanmışdır. O gayeye gelince
Peygamber (s.a.v.) va’dedilmiş olan yolun şu
ve şu olduğunu beyan eylemişdir. Böyle olunca
hiçbir nesih yoktur.
el-Maide’den
mensuh sayılanları:
“Ey
iman edenler, Allah’ın şeairine, haram olan aya ve kurbanlık
hediyyelere (onlardaki) gerdanlıklara ve
Rab’larından hem bir ticaret, hem bir rıza arayarak Beyt Haram’ı
kasdederek gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin.”
(Maide: 5/2)
“Sana
haram olan o ayı, ondaki muharebeyi sorarlar. De ki: O ayda muharebe büyük
günahdır. İnsanları Allah yolundan men’etmek, O’nu inkar etmek, (ziyaretçileri)
Mescid-i Haram’a girmelerine mani olmak, Onun halkını
oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyükdür. Fitne
katilden de beterdir.”
(Bakara: 2/217)
Ayetiyle
mensuhdur.
Ben dedim ki:Biz ne Kur’an’da ve ne de sahih sünnetde onu nesh edici bir
şey bulmuyoruz. Velakin mana: (Esasen) haram kılınmış
olan kıtal, haram ayda ağırlaştırma yönünden daha da
şiddetli olur demekdir. Nitekim Peygamber (s.a.v.) Mina Hutbesinde:
“Muhakkak
kanlarınız ve mallarınız bu beldenizde, bu
ayınızda bu gününüzün hürmeti gibi sizlere haramdır.” buyurdu.
“Alabildiğine
yalanı dinleyenler, haram yiyenlerdir onlar. Sana gelirlerse ister
onların aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Şayet
kendilerinden yüz çevirirsen
“Ve
aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet.
Onların keyiflerine uyma.”
(Maide:
5/49)
Ayetiyle
mensuhdur. Ben dedim ki: O’nun manası:“
“Ey iman
edenler!ölüm herhangi
birinizin karşısına gelip çatdığı zaman (edeceğiniz)
vasiyyet vaktinde aranızda ya içinizden adalet sahibi iki şahid tutun,
yahud yeryüzünde sefer etdiniz de başınıza ölüm musıybeti
gelmiş ise sizden olmayan iki kişiyi şahid yapın.”
(Maide:
5/106)
“Ve
içinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahid yapın.
Şahidliği Allah için eda edin.”
(Talak: 65/2)
Ayetiyle
mensuhdur. Ben dedim ki: Ahmed
İbn Hanbel bu ayetin zahirine kail oldu. Başkalarına göre o
ayetin manası:Kendi yakınlarının
gayrisinden iki kişi demekdir. Buna göre o iki kişi
diğer müslümanlardan olurlar.
El-Enfal’den
mensuh olanlar:
“Ey
Peygamber, mü’minleri harbe teşvik et.
Ayeti, bundan sonra gelen 66.
ayetle mensuhdur. Ben de onun dediği gibi o ayet mensuhdur, dedim.
Berae suresinden mensuh
denilen:
“(Ey
Mü’minler,) siz gerek hafif gerek ağırlıklı olarak
elbirlik savaşa çıkın. Allah
yolunda mallarınızla, canlarınızla muharebe edin. Eğer
bilirseniz bu, sizin için çok
hayırlıdır.”
(Tevbe: 9/41)
Ayeti,
maziret ayetleriyle nesh edilmişdir. Uzr
ayetleri ise şu iki ayetdir:
“A’maya
göre bir harac (darlık ve günah) yok.
Topala göre bir harac yok. Hastaya göre bir harac
yok...”
(Nur: 24/61)
“A’maya
(muharebeden geri kalmak hususunda) vebal yok.
Topala vebal yok. Hastaya veba yok.”
(Feth: 48/17)
Ben dedim
ki: “Hifafen”, binilecek vasıtadan, hizmet için olan kuldan ve kendisiyle
kanı olunacak nafaka nev’inden cihad yapılabilecek araç ve gereçler
azlığı ile, “Sıkalen” ise çok hizmetçiler pek çok binekler
ile birlikte olarak demektir. Şu halde bunda nesh
yoktur, yahud da nesh yakıyn ve tahkıyk vechile görülmemiştir
deriz.
en-Nur suresinden mensuh
denilenler:
“Zina eden erkek, zina eden
veya muşrik olan kadından başkasını nikahlamaz. Zina
eden kadını da zina eden veya müşrik olan bir erkekten başkası
nikahlamaz. Bu (suretle evlenmek) mü’minler üzerine haram
kılınmıştır.”
(Nur: 24/3)
“İçinizden bekarları
ve kölelerinizden, cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer
fakir iseler Allah onları fadlı ile zengin yapar. Allah (ın
lutfu) boldur, (her şeyi) hakkıyla
bilendir.”
(Nur:24/32)
Ayetiyle mensuhdur. Ben dedim
ki:Ahmed İbn Hanbel, ayetin zahirine kail oldu. Diğerlerine göre
ayetin manası, büyük günah işleyen kimse küfüvv değildir.Ancak
zina edici kadına küfüvv olur, yahud zina edici kadının tercih
edilmesi müstehab olmaz demekdir. “Bu haram kılındı” kavli ise
zinaya ve şirke işaretdir. Öyleyse bunda nesh yokdur. Amma
“bekarları evlendiriniz” kavline gelince bu emir, nassı nesh etmez
olan ammdır, yani umumi bir lafızdır.
“Ey iyman edenler,
sağ ellerinizin malik olduğu (köle ve
cariyeler) bir de sizden olup da henüz büluğ çağına
girmemiş küçükler şu üç vakitde: sabah namazından önce,
öğle sıcağından elbiselerinizi
çıkaracağınız zaman, bir de yatsı namazından
sonra (odanıza girecek olurlarsa) sizden izin istesinler. Bu üç
vakit sizin için avret (ve halvet vakitleri) dir. Bunlardan sonra ise
birbirinizi dolaşmanızda ne sizin üzerinize ne de onların
üzerine bir vebal
yokdur...”
(Nur: 24/58)
Ayeti, (nasihi gösterilmeden)
mensuhdur denildi. Yine bu ayet hakkında, mensuh değildir, lakin
insanlar bu ayetle amel etmekde gevşeklik gösterdiler denildi.
Ben dedim ki:İbn
Abbas’ın mezhebi bu ayetin mensuh olmadığıdır. İşte
en güzel ve i’timada en layık olan budur.
el-Ahzab’dan
mensuh denilen:
“Bundan sonra kadınlar (ı
alman) ve bunları herhangi zevcelere değiştirmeden
güzellikleri hoşuna gitse de, sana helal olmaz. Sağ elinin malik
olduğu (cariyeler) müstesna. Allah her şeye
murakıbdır.” (Ahzab: 33/52)
“Ey peygamber!Mehirlerini
verdiğin zevceleri ve Allah’ın sana ganimet olarak nasib
etdiklerinden sağ elinin malik olduğu kadınları... senin
için helal kıldık.”
(Ahzab: 33/50)
Ben dedim ki: Nesh edici
kelamın tilavetde öne geçirilmiş olması muhtemil olur.
Bence en zahir olan budur.
el-Mücadele
suresinden:
“Ey iyman edenler, siz
Peygambere mahrem bir şey arzetmek istediğiniz vakit bu mahrem
konuşmanızdan evvel sadaka verin. Bu sizin için daha
hayırlı ve daha temizdir. Fakat bulamazsanız, şübhe yok ki
Allah çok mağfiret edici, çok merhamet eyleyicidir.”(Mücadele: 12)
Ayeti bundan sonra gelen
el-Mücadile: 13. ayetle mensuhdur. Ben de onun dediği gibi derim.
el-Mümtehine suresinden:
“Eğer zevcelerinizden bir
şey sizden kafirlere kaçar da siz de muharebede ganimete
kavuşursanız, zevceleri gitmiş olan (müslüman) lara
harcadıkları (mehir) kadar verin...”(Mümtehine: 60/11) ayetinin,
Seyf ayetiyle (Tevbe: 9/5), yahud ganimet ayeti ile Enfal: 8/41) mensuh
olduğu söylendi. Bu muhkemdir de denildi.
Ben de, en zahir olan
muhkemliğidir, lakin hüküm sulhlaşma zamanında ve kafirlerin
kuvvetli bulundukları sıradadır, derim.
el-Müzzemmil suresinden:
“Ey (esvabına)
bürünen, gecenin birazı hariç olmak üzere kalk. Gecenin
yarısı mikdarınca yahud ondan birazını eksilt, yahud o
yarının üzerine artır.”
(Müzzemmil: 73/1-4)
Ayetleri bu surenin sonuncu
ayetiyle mensuhdur. Sonra bu sonuncu ayet de beş vakit ile nesh edildi,
denildi.
Ben derim ki:Beş vakit
namazla nesh davası açık değildir. Fakat hakk olan, sürenin
evveli gece nafile namazı kılmağa teşvikle
çağırmayı te’kid hakkındadır, sonu da bu te’kidi nesh
etmiş ve sırf çağırmaya döndürmüştür.
es-Süyuti,
İbn’ul-Arabi’ye uyarak şöyle dedi: “İşte bunlar,
bazılarının mensuhluğu hakkında ihtilaf edilmekle
beraber yirmi bir mensuh ayetdir. Bunlardan başkasında nesh
iddiası sahih olması.
İzin isteme (Nur:24/58)
ayetiyle mal taksimi (Nisa: 4/8) ayeti hakında en sahih olan ise
muhkemliktir ve neshin olmamasıdır. Böylece mensuhlar on dokuz
oldu.”Bizim yazdığımız tenkidlere göre de nesh ancak
beş ayetde görülür.