Asıl adı Amr, künyesi Ebû’l-Hakem olan şahsa Peygamberimiz, Ebû Cehil adını vermiştir. Dâru’n-Nedve üyesi olan Ebû Cehil, Rasûlün dâvetine başından beri karşı çıkmış ve Müslümanlar aleyhinde hazırlanan komploların çoğunda yer almıştı. Velid bin Muğîre ile Ebû Cehil, kendi kabilesine mensup olmayan birinin peygamberliğini hazmedemedikleri için Rasul’e inanmayacaklarını açıkça söylemişlerdi.
Ticarî nüfuz ve servetinden güç alan Ebû Cehil, hayatı boyunca İslâmiyet aleyihen çalıştı, halkın Müslüman olmasını engelledi. Müslüman olanları da inançlarından vazgeçirmeye çabaladı. İslâmiyet’i kabul eden kişi, toplumda itibarlı biri ise ona saygınlığını yitireceğini söyleyerek, ticaretle uğraşıyorsa kendisini iflâs ettirmekle tehdit ederek, güçsüz ve kimsesiz ise onu döverek İslâm’dan döndürmeye çalıştı.
Ebû Cehil, Mekke’ye gelip ticaret yapanlara düşük fiyat biçiyor, diğer müşteriler de ondan çekindikleri için o tâcirin malına tâlip olduklarını gizliyorlardı. Böyle bir durumda kalan tüccarın birisi, durumu Peygamber’e bildirmiş ve malını asıl değerinden satmıştı. Bu Ebû Cehil’in Peygamber’in evine giderek onunla kavga etmesine sebep oldu. Günümüzde de çiftçinin, üreticinin ürününü tüketiciye direkt ulaştırması engellenmektedir. Sözgelimi, Adana’da, Antalya’da üreticinin İstanbul’daki manavdaki satış fiyatının onda birine alıcı bulamayan çiftçilerin meyve ve sebzelerini, diğer bölgelerdeki tüketiciye doğrudan ulaştırmaları hemen hemen imkânsızdır. Aradaki büyük fark, Ebû Cehil veya onun özelliklerini taşıyan rantçıların cebine girmektedir. Ya da Türkiye’nin Arap ülkelerinden petrol almasını da buna örnek verebiliriz. Türkiye, komşularından direkt değil; BP (British Petrol), Shell (Hollanda şirketi), Mobil ve Total (Fransız şirketi) gibi büyük Batılı şirketlerin aracılığıyla petrol alabilmektedir. Bu şirketler, Müslümanların kaynaklarının kaymağını yemekte ve artıklarını da yerli rantçılara bırakmaktadırlar. Bunun yanında çok büyük oranda devletin petrole vergi yükü bindirmesi de ayrıca zulmü büyütmektedir.